• Sonuç bulunamadı

Anneliğin Toplum İçindeki Yeri ve Sınıflandıran İçeriği Üzerine Bulgular 124

4.4. Annelik Deneyimine İlişkin Bulgular

4.4.3. Anneliğin Toplum İçindeki Yeri ve Sınıflandıran İçeriği Üzerine Bulgular 124

Anneliğin kadınlar arasında bir statü göstergesi olarak algılandığı ve evliliğin niteliğiyle, evlilik süreciyle ilgili örtük mesajlar verdiği kabulü katılımcıların bu doğrultudaki düşüncelerini irdelemeye neden olmuştur. Veblen' e (2005) göre bireyler için sosyal statü açısından bir üst basamakta yer alma ihtimali bir ödül olarak algılanmakta ve bu ödülü ona kazandıracak faktörler tercih edilmektedir. Bu doğrultuda Baherirad (2016) birçok kültürde kadının anne olmak yoluyla toplumdaki statüsünün değiştiğini ve aile içindeki değerinin yükseldiğini vurgulamıştır. Hatta Engwall' a (2013) göre anne olmayı seçmek bile bir gösterge olarak değerlendirilmekte ve kişilerin olgun, normal ve hayatın anlamını bulmuş olduklarını göstermektedir. Bu noktada Maier' e göre ise çocuk sahibi olmak çift başarısının

dışarıdan görülen işaretidir ve en büyük korkunun "dışlanmış olmak" olduğu bir dünyada çocuk sahibi olmak ebeveynlerin toplumla bütünleştiklerinin kanıtı (2015: 12) olarak algılanmaktadır.

Katılımcı annelerin söylemlerinden hareketle anneliğin toplum içinde statü sağlayıcı konumunun yanında anneleri sınıflandıran ve kadınlığın, evliliğin gereği olarak görülen bir algılanışı olduğunu belirtmek mümkündür. Örneğin

“….anneliğin bence kategorize eden bir yanı var. Bende ilk aşamada anlayamıyordum ama en basiti çocuğu olmayan birileri ile görüştüğünde en basiti seni anlamıyor, uyku saati geldi diyorsun "yarım saat geç yatsa ne olacak" diyorlar. İki çocuğu olan anneler de "bir çocuk hiç çocuk" diyor mesela ona daha farklı yaklaşıyorsun. Bir süre sonra arkadaş çevremiz bile değişti şu anda daha çok çocuklu ailelerle görüştük. İlk evlenince daha cahil, çocuk gözüyle bakıyor toplum. Çocuk olduktan sonra daha olgun bakıyorlar sana, kendin de öyle hissediyorsun ama.” (A.2, 27 yaş).

Bu ifadeden anlaşılabileceği gibi anne olmak kadınların arkadaş çevreleri, yaşam tarzları başta olmak üzere sosyal hayatları üzerinde önemli değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapmalarını gerekli kılabilmektedir. Hatta Beck ve Gernsheim'a (2012) göre bu durumun içsel bir mantığı da bulunmaktadır. Bu içsel mantık literatürde anneliğin zamanlamasına kadar nüfuz etmektedir. Bu bağlamda anne olmayı istemek, ne zaman anne olunacağı ve doğduğu zaman çocuklara nasıl annelik yapılacağı günümüzde genç kadınların karşılaştıkları en zor kararlar haline gelmektedir (Cannold, 2005;LeBlanc, 1999; Manne, 2005; Maushart, 1997;

Reiger, 2001; Wolf, 2001).

Katılımcılar anneliğin biçimlendiriciliğine, annelikle beraber aile ve sosyal hayatlarındaki rol ve sorumluluklarındaki değişikliklere ve bu yeni duruma uyum süreçlerinin zorlayıcılığına dikkat çekmişlerdir. Anneliğin üzerinde yarattığı baskıyı bir anne şöyle dile getirmiştir; “…ilk başta anne olmalısın diye başlıyor bu baskılar. Anne olduktan sonra da artık sen annesine dönüyor. Toplum hamilelikle birlikte kesinlikle farklı bakmaya başlıyor.

Artık sen annesin ona göre davranmalısın, giyinmelisin başlıyor her aşamada farklı bakışlar oluyor.”(A.4, 33 yaş). Katılımcıların bir kısmı da çocuk sahibi olarak anne olmanın evlilik ve aile kurumunu tamamladığına vurgu yaparak çocuksuz ailelerin evliliklerinde bir boşluk ve eksikliğin olduğunun düşünüldüğüne işaret etmektedir. Örneğin bir anne bu durumu “…anne olunca evlilik tamamlanmış gibi oluyor. Bebek olmadan bir boşluk varmış gibi geliyor, hayatı dolduruyor o yokken ne yapıyormuşuz diyoruz eşimle. Toplumunda böyle bir bakışı var bence çocuk olunca sanki gizli bir ses “hah şimdi oldu bunlar” diyor sanki.”(A.8, 28yaş).

Şeklinde dile getirirken diğer bir anne de benzer düşüncelerini şu sözlerle ifade etmiştir;

“…çocuk doğunca bence evlilik tamamlanmış gibi oluyor. Evliliğin sebeplerinden en önemlisi gerçekleşmiş oluyor bir kere, haliyle insanlar da siz de evliliğinize de eşinize de daha farklı bakmaya başlıyorsunuz. Ama kadının statüsünün çok değiştiğini düşünmüyorum zaten aile içinde yaptığı şeyler her zaman belli çocuk olmadan öncede, sadece çocuk olunca daha da sorumluluk yükleniyor, işi zorlaşıyor, zaten var olanların üzerine yenileri ekleniyor bu anlamda denge kurmakta zorlanıyor ve öncelik artık çocuk ve onun ihtiyaçlarına geçiyor.” (A.17, 30yaş).

Meşe (2014) tarafından da vurgulandığı gibi çocuğun ailenin merkezine yerleşmesiyle birlikte anne çocuk üzerinde yegâne belirleyici etken olarak konumlandırılmaktadır. Ona göre tüm bunlar annenin toplum içinde "tam mesaili bir çalışma", bir kimlik, hatta adeta bir meslek haline gelmesine neden olmuştur (2014: 93). Dolayısıyla bu ifadelerden hareketle anneliğin kadına hem evliliğinde hem de toplumsal yaşam içerisinde önemli bir sosyal statü sağlamaktadır. Bu düşünceleri bir diğer annenin fikirleri destekler niteliktedir; “…Bir kere kadınsan anne olacaksın eninde sonunda, evliliğin de kadın olmanın da bir rutini bu. Anne olunca daha olgunsun, evliliğin daha sağlam, bir tık daha yüksekte gibi oluyorsun. Artık annesin çünkü.”(A.18, 25yaş). Anneliğin doğal ve zorunlu bir süreç olarak ifade edildiği katılımcının ifadesine paralel bir şekilde Hock ve arkadaşları (1984) da, anneliğin, biyolojik doğası gereği bir kadının birincil doyum ve tatmin kaynağı ve varlık nedeni olarak kabul edildiğini belirtmektedirler.

Katılımcılardan bazıları anne olmayı evlilik hayatının bir gereği olarak gördüklerini belirtirken, bir kısmı da anneliği kadın olmanın tartışmasız bir sonucu ve adeta bir zorunluluğu olarak değerlendirmişlerdir.

“…anneliğin bana göre toplum içinde olmazsa olmaz bir etkisi var hem kadın açısından hem de evlilik açısından. Yani evliysen üreyeceksin, kadınsan doğuracaksın. Toplum bunu bekliyor, aile kurumunun varlığı bu beklentinin meşrulaşmasından ibaret bence zaten. Kadınlara verilmiş en güzel armağan bence annelik, kadınsak bunu gerçekleştirmemiz cinsimizin bir gereği, biz bunun için yaratılmışız bence”

(A.29, 27 yaş).

Bu noktada Welldon’un anneliğin kadınlıkla iç içe geçen bir doğası olduğunu, kadınlıkla bağlantılı olan biyolojik, fiziksel, duygusal, hormonal, sosyal ve kültürel etkenlerle iç içeliği nedeniyle, kadınlığı annelikten ayırmanın zor olduğuna ilişkin iddiası (Welldon, 2001: 42) yukarıdaki görüşmeci tarafından desteklenmektedir. Ancak bu konuda farklı görüş ve düşüncelere sahip anneler de araştırmada yer almıştır. Örneğin bir katılımcı kadının anne olduğunda tamamlandığı düşüncesine katılmadığını belirterek şu ifadeleri kullanmıştır;

“…kadının anne olunca tamamlanması ve evliliğin oturması gibi bir algı var ama bu çok doğru değil bence çünkü çocuk sahibi olmayı düşünmeyip de çok mutlu olan ve bu evliliğini bu şekilde sürdürmek

isteyen bir sürü aile olduğunu biliyoruz onun dışında evet toplumda annelik kutsal bir durumda ama bu da ne kadar doğru benim için şüpheli bir durum” (A.20, 36yaş).

Benzer düşüncelere sahip bir diğer anne de;

“…kadının varlığının tek sebebi annelik olmamalı, evet çok güzel bir duygu, evet benzersiz, evet sadece anne olduğunuz için bile kutsal, saygın, fedakâr gibi birçok göz doldurucu şekilde nitelendiriliyorsunuz ama kadını sadece anneliğe hapsetmek onu çalışma hayatından, sosyal hayattan çekip tek bir rolün sınırlarında kalmasını istemek demek. Bence bu kadınların sahip olduğu potansiyele çok büyük haksızlık ama bunlar toplumsal olarak destekleniyor. Anneyim, mutluyum ama anne olmak istemeyen insanlara da çok büyük saygı duyuyorum bu bir eksiklik değil tam tersine oldukça rasyonel bir karar.” (A.35, 37yaş).

Anneliğin toplumsal konumuna ilişkin katılımcıların fikirleri alındıktan sonra sosyal medyada, yazılı ve görsel basında ve diğer medya araçlarında karşılaşılan anneliğin farklı görünümlerine ilişkin sorular görüşmecilere yöneltilmiştir. Katılımcıların büyük bir çoğunluğu (32 kişi) anneliğin kendi içinde sınıflandıran bir yapısı olduğunu kabul etmiştir.

Dolayısıyla anneliğin ötekileştirmek anlamında değil ama katılımcılara göre belirli niteliklere sahip annelerin kendi içinde sınıflanarak ortak bir dil oluşturmasına neden olan bir içeriğinin bulunduğu belirtilmiştir. Annelerin en çok gözlemledikleri annelik türleri arasında oyuncu anne, organik anne, hijyenik anne, titiz anne, kuralcı anne, rahat anne, dengeli anne, fit anne, hamarat anne, sporcu anne gibi annelik grupları bulunmaktadır.

“…anneliğin belli sınıfları var günümüzde mesela ben daha çok internet ve sosyal medyadan bakıyorum oyuncu, doktor, uzman, güncel akademisyen anneler aklıma geliyor. Ve gruplandırma isimlerinin daha çok sosyal medyanın etkisi altında üretildiğine inanıyorum. Aslında o kişi de bizler gibi anne ama sosyal medya aracılığı ile kendisini idealleştirme çabasında oluyor.”(A.9, 32yaş)

...oyuncu anneler var, gruplar, bloglar var. Organik anneler var imreniyoruz ama olmuyor, Kuralcı anneler var. Aşırı koruyucu anneler de var, bunların çoğu az önce sorduğunuz idealler var ya onlardan çıkıyor bence. Herkesin bir ideal noktası var ve günümüzde sosyal medya falan aracılığı ile insanlar bunu sergilemekten çok hoşlanıyor, e yapabiliyorlar demek ki. Ama ben mesela bunların çoğuna imreniyorum ama yapamıyorum. Nasıl bir anneyim derseniz. Esnek, rahat diyebilirim.”(A.11, 35yaş)

“…anneliğin çok çeşidi var.. yalancı anne, sosyal medyacı anne, blogger anne, gezgin anne çocuğunu ülke ülke gezdiriyor oh, becerikli anne, sabırlı anne. Ama daha çok kategori var. Günümüzde fazlasıyla gruplanıyor.”(A.12, 32yaş)

“…eee tabi geliyor özelliklede internet ortamında gördüğüm kadarıyla hani çocuklar için çok farklı şeyler hazırlanıyor yemekler hazırlanıyor kimisi çok özgüvenli davranıyor her şeyi evinde yapıyor ekmeğine kadar evde yapan anneler var mesela ben bunları onları görünce kategorilendiriyorum, bunlar bu kadar yaygın paylaşılmasa öyle bir kategorileştirme aklıma gelmez.”(A.17, 30yaş).

Anneler kendilerini bu gruplardan herhangi birine yerleştiremediklerini ama kendilerine yakın buldukları grubun öne çıkan özelliklerini de benimsediklerini belirtmektedirler.

"...anneler çeşit çeşit günümüzde maaşallah. İnternete bir giriyorsunuz bloglar, sosyal medya hesapları hep bir çeşit anne ile başlıyor. Beceriklisi, hamaratı, oyuncusu, akademisyeni, organiği...Ben aslında tam olarak şu anneyim bu anneyim diyemem zaten mümkünde değil bence. Organik olmaya çalışıyorum kızımın her şeyini ben yapmaya çalışıyorum, oyuncu olmaya çalışıyorum onunla oyunlar oynamaya çaba sarf ediyorum falan. Annelik tek boyutlu olmadığı için kendimi bir gruba ait hissedemem ama en iyi yaptığım neyse o gruba daha yakın hissederim."(A.46, 26yaş).

Katılımcılara göre anneler kendilerini bu sınıflardan birinin içinde görürken aynı zamanda ideal anneliğe de katkıda bulunmakta ve anneliklerinin bu yönünü ortaya çıkarmaktadırlar.

4.5. Annelik ve Tüketim İlişkisine Ait Bulgular

Temel anlamda ve en basit haliyle insanoğlunun varlığı ile eş zamanlı olan tüketim eylemi belli bir süre öncesine kadar doğal, basit ve ihtiyaçların karşılanmasından ibaret bir olguyken, zaman içinde daha karmaşıklaşmış ve gittikçe ihtiyaçların tatmininden uzaklaşmaya başlamıştır. Günümüz koşullarında tüketimin toplumsal statüleri belirleyen bir yapıya ulaştığını gözlemlemek mümkündür. Bu bağlamda Bocock' a (1997) göre tüketim, toplumun içerisinde bulunduğu durum ne olursa olsun göstergeler ve sembollerle ilişkili sosyal bir süreç olarak karşılanmaktadır. Tüketimin bu değişen seyrinin anneliğe de yansıdığının gözlemlenmesi bu tema dâhilinde katılımcılara yöneltilen soruların nedenini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda annelik ve tüketim arasındaki ilişki, anneliğin tüketim eğilimlerini değiştirip değiştirmediği ve anneleri tüketime yönlendiren etkenler bu başlık altında ele alınmıştır.

Annelere hamilelikle birlikte başlayan süreçte tüketim davranışlarında herhangi bir değişiklik olup olmadığı sorulmuştur. Annelerin yarıdan fazlası (32 kişi) hamilelik süreciyle beraber tüketim eğilimlerinin değiştiğini belirtmişlerdir.

“…Tabii ki arttı ve değişti. Hamile kaldığım an sürekli çocuğuma ne alırım ne yaparım diye düşünmeye başladım, kendimi unuttum ve o andan itibaren hayat çocuk odaklı oldu. Her şey çocuk odaklı oldu ve kökten değişti. Yemek alışkanlığı ile başladı en basiti. Onun için sağlıklı olanları tüketmeye başladım. Örneğin ben hamileliğimce makyaj bile yapmadım. Sonra kıyafetler de haliyle değişiyor.”(A.4, 33yaş).

Yukarıdaki alıntıdan hareketle anneliğin kadının tüketim alışkanlıkları üzerinde farklılaştırıcı bir etkisi olduğu ifade edilebilir. Hamile kalındığı an başlayan bu değişim süregelmiş alışkanlıklar, düzenler için sarsıcı bir içeriğe sahiptir. Sevilmeyen şeylerin yenmesi, severek kullanılan kozmetik ürünlerinin artık kullanılmaması bazı annelerin tüketim değişimi vurgulamak için kullandığı örnekler arasındadır.

…anneliğimin tüketimimi her anlamda arttırdığını ve değiştirdiğini söyleyebilirim. O kadar net bir önce ve sonra var ki hayatımda bununla ilgili. Öncelikle ben estetisyenim hamile olduğumu öğrendiğim an tüm bakım ürünlerinden kimyasal içerik yüzünden vazgeçtim, saçımı boyatmadım, krem sürmedim, makyaj zaten yapmadım, müşterilerime müdahale ederken bile tedirgin oldum. Giyim olarak topuklu ayakkabısız yaşayamaz oldukça dar kesimli şeyler giyerdim onlar raflara kalktı, beslenme olarak ağzıma sürmediğim şeyleri yedim, içtim sırf bebeğime biraz faydası olsun diye. Bu hamilelik süreci doğumdan sonra da uzun bir süre devam etti. Emzirdiğim için bu seferde hamile gibiydim. Şimdi oğlum 2,5 yaşında yavaş yavaş eski düzenime dönmeye çalışsam da beslenme, sosyalleşme gibi şeyler istesem de eskisi gibi olmaz artık.”(A.50, 29yaş).

Katılımcının alıntısında vurgulanan "değişim ve dönüşüme" Beck ve Germsheim (2012) da değinmektedir. Onlara göre çocuk sahibi olmak demek artık süregelmiş bütün alışkanlıkların, deneyimlerin, yaşantıların, tercihlerin ve ritüellerin gözden geçirilmesi ve çocuklu hayata uyumlaştırılması demektir. Anne olduktan sonra tüketim alışkanlıklarının hem arttığını hem de değiştiğini belirten bir diğer annenin ifadesi şu şekildedir;

…eskiden kendime alıyordum her şeyi kuaför, elbise, kıyafet, en büyük takıntım ayakkabılar mesela ama şu anda ilk yaptığım her şey çocuğum için. Bana bütçe ve zaman kalırsa ancak öncelik ben değilim kesinlikle. Her şeye önce anne olarak bakıyor ve kararımı buna göre veriyorum aslında. Bu da hem artan hem de değişen bir tüketim şekli doğuruyor beraberinde.(A.11, 35yaş).

Katılımcıların ifadelerinden hareketle Gram ve Pedersen' in (2014) tüketimdeki değişimlere ilişkin düşüncelerine değinmek yerinde olacaktır. Onlara göre tüketim, çeşitli geçiş dönemlerinde yeniden tanımlanmakta ve karşılaşılan yeni durumlar kişilere yeni zorluklar getirmekte ve karmaşadan çıkmak için yeni çözümler talep edilmektedir. Bu bağlamda tüketiciler, geçiş aşamalarıyla ilgili olarak tüketimi aktif şekilde kullanırlar ve yaşamlarındaki yeni role eklemlenmelerinde tüketim konusu ürün ve hizmetleri yardımcı olarak benimserler. Curasi, Maclaran ve Hogg' a (2014) göre, kadınların anneliğe geçtiği bu önemli yaşam evrelerinde anneler önceki yaşamlarını ararken bir yardımcı olarak tüketim uygulamalarını kullanmaktadırlar. Benzer bir şekilde Davies ve arkadaşları da 2010 yılında gerçekleştirdikleri çalışmalarında anneliği bekleyen kadınların anneliği tüketimle ilişkilendirdikleri için tüketime yaklaştıklarını bulgulamışlardır. Bu bağlamda anne olduktan

sonra bazı katılımcıların tüketim alışkanlıklarındaki artışın ve değişimin nedeni anlaşılabilir.

Nitekim benzer bulgular Dedeoğlu tarafından 2010 yılında gerçekleştirilen çalışmada da saptanmıştır. Onun ifadelerine göre çalışmasındaki her bir katılımcı, çocuklarının ihtiyaç ve isteklerini yakalayabilmek için yaşam projelerini ve tüketim uygulamalarını değiştirdiklerini belirtmişlerdir. Bazı katılımcıların kullandığı ifadeler ise şu şekildedir; "Yaşam tarzımız oğlumuzun doğumundan sonra değişti". "Daha çok eve bağlandık". "Yemek için daha sık dışarı çıkıyorduk, artık boş zamanımız yok ve hatta ev dışındaki yiyeceklerin içerikleriyle ilgili kendimizi sürekli bir düşünce içinde buluyoruz." Bu ifadelerle tez çalışmasında elde edilen ifadeler karşılaştırıldığında iki çalışma arasındaki yaklaşık 7 yıllık bir zaman olmasına rağmen annelerin tüketim ve annelik ekseninde eğilimlerindeki benzerlikler dikkat çekmektedir.

Katılımcı annelerin ifadelerinden hareketle anneliğin ideal şekilde inşasının çocuğa ilişkin artan ve değişen tüketim alışkanlıklarıyla eşleştirildiğini belirtmek mümkündür. Bu eşleştirmenin annelerde olası bir sorgulanmaya karşın suçluluk duygusu da doğurduğu belirtilmelidir.

"... anne olduktan sonra tüketimde eskisi gibi kalmadı tabii ki, arttı ve dönüştü. bebeğime aldığım her şey de yoğun bir kararsızlık yaşadım. En ufak şeyde bile ekonomik olana kaçmak sanki bebeğimiz için en iyisini almıyormuşum gibi bir suçluluk hissetmeme neden oldu. Hiç unutmuyorum bebek arabası alırken öyle bir kararsız kaldım ki arkadaşlarımın aldığı araba 3.000 civarındaydı, o en iyisini aldı diye düşündüm ve bende bütçemi aşsa da onu aldım. İkinci çocuğumda da kullandım ama şimdi bir öz eleştiri yapıyorum hiç gerek yokmuş. Ama toplumda böyle bir şey var sanki en pahalısını almazsak iyi ya da özenli bir anne değilmişiz, anneliğimiz eleştirilmiş gibi" (A.39, 29yaş)."

Nitekim Clarke da çalışmasında tüketim ürün ve markalarının anneler tarafından algılanışına ve pazarın bu durumu yönlendirmesine değinmiştir (2014: 91-93). O derinlemesine görüşmeler yaptığı annelerin aksesuarları ile birlikte yaklaşık 800 € (Haziran 2018 de yaklaşık olarak 4.300 TL) tutarındaki Bugaboo bebek arabası üzerinden gerçekleştirilen "orta sınıf" ya da "üst sınıf" söylemlerinden, bu ürün ve çocuğa ilişkin diğer ürünlere ödedikleri bedelin annelik duyguları üzerindeki çeşitli etkilerinden söz etmiştir. Ona göre ilgili ürünlerin pazarlama etkinlikleri ile pazara sunduğu "en iyisi, en güvenlisi, en kalitelisi, en kullanışlısı" gibi mesajlar annelik duygularını hedef almakta ve ürünlerin tercih edilmesini, hatta bedelleri göz ardı edilerek edinilmesinin temel gerekçelerinden biri olmaktadır. Haliyle Clarke' ın vurguladığı bu durum nitelikli ve ideal anneliği tüketimle ilişkilendirirken, anne olduktan sonra artan tüketimi gözler önüne sermektedir.

Katılımcı annelerin bir kısmı da anne olduktan sonra tüketimlerinde herhangi bir artış yaşamadıklarını değişim anlamında ise kendi masraflarının azaltılarak, çocuğa yönlendirilmesi ile bir tüketim dengelenmesi yaşadıklarını belirtmişlerdir. “anne olduktan sonra tüketim direk değişiyor... kendimden kısıp onlara yönlendirerek dengelemeye çalışıyorum aslında.”(A.13, 34yaş). "... tüketim değişti ama daha çok dengelenme anlamında bir değişim oldu bu. Çocuk için harcadığımız şeyler arttığı için kendimize harcadığımız şeyleri azalttık."(A.20, 36yaş). Dolayısıyla temel iktisat yaklaşımına göre tüketicinin gelirini maksimize etmek amacıyla gerçekleştirdiği tüketim planlamasına örnek teşkil edecek bu durum tüketimin anne olduktan sonra değişen seyrinin göstergeleri arasındadır. Nitekim yine iktisadi bir perspektiften bakıldığında Kara’ ya (1996: 120-124) göre denge statikliği yaklaşımından hareketle değişen sosyal bir yapıda tüketime ilişkin iktisadi dengenin sabit kalması mümkün değildir. Haliyle değişen denge aile büyüklerinin tüketiminin azaltılması ve mevcut kaynakların aileye yeni katılan çocuğa yönlendirilmesi ile sağlanmaktadır.

Bazı katılımcılar ise tüketim ve annelik ilişkisini değerlendirirken annelikle birlikte tüketimin artacağı veya artmaması gerektiği görüşüne karşı çıkmışlardır.

...anne olunca tüketim artmalı, çocuğa ne var, ne yok alınmalı gibi algılar var, bunu benimseyenler de var. Otomatik olarak artan tüketimi kabul ediyorum çünkü rasyonel olarak bakarsak çocuğun ihtiyaçları sizinkilerden farklı oluyor haliyle evinizde ürün çeşitliliği birden artıyor ama direk böyle bir eşleştirme çok saçma. Annelik tüketimi arttırmaz, arttırmamalı da."(A.35, 37yaş),

"bence annelikle arttığı düşünülen ya da artması gerektiği iddia edilen tüketim tamamen bir pazarlama tuzağı, sonra şımarık çocuklar yetişiyor. Bizlerde büyüdük bir şekilde ve bizim çocuklarımıza göre çok daha azdı her şeyimiz ama bence daha mutluyduk. Çocuğunuza kucak kucak bir şeyler aldığınızda değil ona gerçekten zaman ayırdığınızda iyi anne olursunuz bence."(A.44, 30yaş).

Çalışmanın bu kısmında elde edilen bulgular çeşitli çalışmaların (Connidis and McMullin; 2002, Otnes Lowrey, and Shrum; 1997) bulgularıyla paralellik gösterir niteliktedir. Bu bulgular da, bazı katılımcılar tüketim ve çocukla ilişkilendirilen çeşitli ürünlere ve ideolojilere karşı çıkmışlardır. Bu bağlamda hem ilgili çalışmalara katılanlar hem de tez çalışmasına katılan anneler iyi anneliğin, annelik tanımlarının ve içeriğinin pahalı, aşırı tüketimle eşleştirilmesine karşılardır. Onlara göre bu argümanları destekleyen bazı çağdaş yorumlara da aynı şekilde karşı çıkılması gerekmektedir.