• Sonuç bulunamadı

Aile İle İlgili Faktörler

Belgede Esin GÜRKANLAR (sayfa 64-68)

2.2. Kadının Toplumsal Rol ve Statüsü

2.2.3. İş ve Aile Rollerinin Çatışması ve Nedenleri

2.2.3.3. Aile İle İlgili Faktörler

Eşin ücretli bir işte çalışması, eşlerin birbirlerine destek olmaması, çocukların sayısının çok ve yaşlarının küçük oluşu, çocuk bakımı sorumluluklarının eşlerden birisi tarafından üstlenilmiş olması, her iki eşin de kariyer hedeflerinin olması, ailenin büyüklüğü gibi çeşitli aile özellikleri iş - aile çatışmaları yaşanmasına neden olan faktörler arasındadır (Voydanoff, 1988, s. 751). Çocukların sayısının çok ve yaşlarının küçük oluşu iş-aile çatışmasında oldukça etkilidir, çünkü çocuğun bakıma muhtaç yaşta olması roller arası zaman kısıtını beraberinde getirir. Nitekim çocukları 18 yaşın üzerinde olan çalışanların iş yükü ve çocuk bakımına bağlı yaşanan iş-aile çatışması seviyeleri çocuksuz çalışanlarınki ile aynı düzeydedir (Duxbury ve Higgins, 2001, s. 4).

Okul öncesi yaş grubunda bulunan çocukların bakımı, bir kamu sorumluluğu olarak ele alınmaktan ziyade aile ve akrabalar ve özellikle de kadınlar tarafından üstlenilen bir yükümlülüktür (BÜSPF, 2009). Çocuk yetiştirme Acar (1992, s. 23) tarafından ‘gebelik, doğum, çocuğun beslenmesi, barınma, giyim, temizlik vb. ihtiyaçlarının karşılanması, eğitimi gibi iş ve görevleri kapsayan, çoğunlukla ücretsiz olarak kadınlar tarafından yerine getirilen özel bir çalışma biçimi’ olarak tanımlanmıştır. Yazara göre annelik, ev kadınlığı rolü çerçevesinde ekonomik bir faaliyet olarak kabul edilmese de, ev işleri gibi kadınlar tarafından yerine getirilen iktisadi bir çalışmadır. Kamu tarafından sağlanan çocuk bakım hizmetleri son derece yetersiz iken, özel sektör tarafından sağlanan hizmetler de sosyo-ekonomik anlamda çok sınırlı bir kesimin erişebileceği niteliktedir (BÜSPF, 2009). Bu durum Türkiye’de kadınların çalışma yaşamına katılmasının önündeki en temel engellerden biridir. Çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, çalışma yaşamına katılmak isteyen kadınlar açısından teşvik edici bir unsur oluşturacaktır.

Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi Platformu (KEİG), Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği (KİH- YÇ) ve Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğünün 27 Mayıs 2009 tarihinde düzenlediği "İstihdamda Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Doğru: İş ve Aile Yaşamını Uzlaştırma Politikaları" sempozyumunda kadın istihdamının düşük olmasının nedenleri: 1) toplumsal değer yargıları; 2) çocuk ve yaşlı bakımını kadın işi olarak gören toplumsal cinsiyetçi işbölümü ve 3) kreş ve bakımevlerinin yokluğu olarak sıralanmıştır (Sempozyum, 2009). Sempozyum konusu olan iş ve aile sorumluluklarının uyumlaştırılması; çocuk sahibi eşlere tanınan izinler (analık, babalık ve ebeveyn izni), aile sorumlulukları olanlar için esnek ancak güvenceli çalışma düzenlemeleri, çocuk bakım ve okul öncesi eğitim hizmetlerinin sağlanması ve yaygınlaştırılması, yaşlı ve engellilerin bakımına yönelik hizmetlerin sağlanması ve yaygınlaştırılması gibi politikaları içermektedir. İş ve aile sorumluluklarının uyumlaştırılması, kadının istihdama katılımının artırılması, kadınların temel bir hak olan gelir karşılığı çalışma hak ve özgürlükleri, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkını kullanabilmesi, ayrımcılığa uğramaması ve dolayısıyla kadın-erkek eşitliğinin sağlanması açısından son derece önemli olarak değerlendirilmiştir. Kadının iş yaşamına katılabilmesi için evdeki sorumlulukların dengelenebilmesi, gelir karşılığı bir işte çalışmanın kadının ev içi sorumluluklarının üzerine binen fazladan bir yük olmaması ve iş yaşamı ile aile yaşamı arasında çatışma yaşanmaması için projeler üretilmesinin hedeflendiği konferansta, Türkiye’de kadınların ev ve hane halkı bakımına günde ortalama 5 saat 17 dakika ayırdıkları (haftada 37 saat), erkeklerin ise ortalama sadece 51 dakika ayırdıkları belirtilmiştir. Cinsiyete dayalı işbölümüne işaret edilen değerlendirmede bakım hizmetlerinin kır, kent ve öğrenim

durumuna göre değişiklik gösterdiği vurgulanmış ve kentte, üniversite eğitimli kadınların bakım hizmetlerini satın alabildiği için işgücü piyasasında yer alabildiği, düşük eğitimli olan kadınların çocuk bakım sorununun geniş aile içinde çözüldüğü, kırsalda ise bakım hizmetlerinin üretimin içinde yer aldığı belirtilmiştir.

Çalışma yaşamının dinamikleri günden güne değişmekte ve özellikle kadınların iş gücündeki oranlarının artmasına paralel olarak her iki eşin de kariyer sahibi olduğu evliliklerin arttığı görülmektedir (Sungur, 2007, s. 3). Buna göre, aile yapısı ile ilgili normlar da değişmektedir. Özellikle kadınların yoğun biçimde işgücüne katılmalarına rağmen, çocuk ve yaşlı bakımı gibi aile işleri konusunda öncelikli sorumluluğa sahip olmaları şiddetli seviyede çatışma yaşamalarına neden olmakla birlikte yaşlı bakımı çeşitli psikolojik ve bedensel rahatsızlıklara yol açmaktadır. Örneğin Tufan’ın 2008 yılında bakıma muhtaç yaşlısı bulunan 543 aile ve bu durumda olmayan 2 bin 957 aile ile görüşmelerini kapsayan araştırması sonucunda bakıma muhtaç yaşlısı bulunan ailelerin, diğerlerine göre 5.7 kat fazla ruhsal sorunla karşı karşıya kaldığını ve sosyal çevreden 4 kat daha fazla soyutlandığını belirtmektedir (Tufan, 2008, www.ajansbir.com). Bakıma muhtaç yaşlısına bakan bireylerde 4,2 kat fazla bedensel rahatsızlık bulunmakta ve diğer ailelere göre 2.4 kat daha fazla ekonomik baskıyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Araştırma sonucuna göre iki gruptaki ailelerin gelecek beklentileri de birbirlerinden farklılıklar göstermektedir. Bakıma muhtaç yaşlısı bulunan bireylerin %82'si geleceğe karamsar bakarken, diğer grupta geleceğe karamsar bakanların oranı %27'dir. Bu durumun kadınların çalışma hayatıyla ilgili sonuçlarına ilerleyen bölümde değinilecektir.

Yetenekli çalışanların işte tutulması ve şirkete bağlı kalmasının sağlanması iş yaşamının önemli bir sorunudur (Sungur, 2007, s. 8). Bu yetenekli çalışanlar arasında muhtemelen ebeveyn olan çalışanlar da bulunmaktadır. Şirkete bağlılıklarını artırıcı aile ve çocuk dostu iş ortamları ve destekleri yaratan özel uygulamalar ile hem hissettikleri yoğun baskıdan kurtulabilir hem de şirketlerin ihtiyaç duyduğu örgütsel bağlılığı yüksek çalışanlar haline getirilebilirler.

İş hayatına dahil olduklarında sosyal rolleri gereği iş-aile çatışması yaşamaları kaçınılmaz görünen kadın çalışanlar için çözüm nedir? Shelton (2006, s. 286) bu konuyla ilgili olarak bireyin, aralarında tercih yaparak rol çatışmasını çözebileceği ‘çözüm stratejileri’ni ortaya atmıştır. Yazara göre çatışma çözümüne yönelik olarak devreye sokulabilecek stratejiler:

Rol çatışmasının ortadan kaldırılması: Bu stratejide kadın çalışan aile kurmayı reddederek rol çatışmasının yaşanma olasılığını ortadan kaldırmaktadır. Böylece kadın çalışan kendisine toplum tarafından yüklenen annelik rolünü üstlenmeyerek kendisini işyerine adamaktadır.

Rol çatışmasının en aza indirilmesi: Sahip olunan ailenin büyüklüğünün ve çocuk sayısının yaşanan çatışmayı artırdığı (Greenhaus ve Beutell 1985, s. 80; Voydanoff, 1988, s.

751) düşünülürse, rol çatışmasının en aza indirilmesi için sahip olunacak çocuk sayısının kısıtlanması geliştirilen bir diğer çözüm stratejisidir. Çalışan kadın hem aile sahibi olmak ister hem de kariyeri kendisi için ön plandadır. Bu durumda ya hiç çocuk sahibi olmaz ya da tek çocuk sahibi olarak işine daha fazla zaman ayırabilir.

Rol çatışmasının ertelenmesi: Shelton’un bu çözüm stratejisi kadının çocuk sahibi olduktan ve çocuklarını büyüttükten sonra iş hayatına atılması yönündedir. Çalışmayı erteleyen kadın çocukları kendisine daha az ihtiyaç duyduğunda iş hayatına girecektir. Fakat bu sorumlulukların tamamen ortadan kaldığı anlamına gelmez; hafiflediği söylenebilir. Bu anlamda rol çatışmasının ortadan kaldırılması stratejisinden ayrılır.

Rol paylaşımı: Bu stratejide kadın çalışanın eşinden, aile büyüklerinden veya ücretli yardımcıdan iş yükünü hafifletmek adına yardım alması öngörülmektedir.

Erkek ve kadın arasında var olan güce dayalı toplumsal ilişkilerin yaygınlığı, zihinlerde doğallaştırılarak varlığını sürdürebilme becerisi ve ‘aile’nin bu sürecin temel taşı olduğu, kadınlara anne ve eş olmalarının mutlu olmak için şart olduğunun öğretildiği (acikarsiv.ankara.edu.tr) düşünüldüğünde rol çatışmasının ortadan kaldırılması veya en aza indirilmesi mümkün görünmemektedir. Nitekim aile rollerinden bütünüyle çekilmek olan

‘evlenmeyi dışlama’ fikri hiçbir toplumda yaygın olarak uygulanan bir seçenek olamaz (TİSK, 1999, s. 31). Kadınların iş hayatına girmelerinin en önemli nedenlerden birinin

‘ekonomik ihtiyaçlar’ olduğu (Dedeoğlu, 2000, s. 152) düşünülürse, rol çatışmasının ertelenmesi stratejisi de uygulanabilir görünmemektedir. Kamu tarafından sağlanan çocuk ve yaşlı bakım hizmetlerinin yetersiz, özel sektör tarafından sağlanan hizmetlerin de sosyo- ekonomik anlamda çok sınırlı bir kesimin erişebileceği nitelikte olması (BÜSPF, 2009), ücretli yardımcı desteğine ulaşmanın maddi olanaklarla ilgili olması, ev işlerinde eşine yardım eden erkeğin toplum tarafından ‘kılıbık’ etiketi ile dışlanması (acikarsiv.ankara.edu.tr) rol paylaşımı stratejisini de uygulama dışı bırakmaktadır. Rol paylaşımında alternatif olarak sunulan aile büyüklerinden yardım alma durumu da çekirdek ailenin izolasyonunun annelik

rolü sorumluluğunu yetişkin kadına vermesi ve kadının yetişkin kız kardeşlerinden ve diğer kadın akrabalarından yardım almasını önlemesiyle (Parsons ve Bales, 1955, s. 23-24’den akt.

Erdoğan, 2008, s. 126) uygulama dışıdır. Sonuç olarak meslek sahibi kadınlar, iş ve aile rolleri arasındaki çatışmaya, omuzlarına yüklenen aşırı sorumlulukları taşımaya çalışarak

“süper kadın olmak” şeklinde çözüm bulmakta, bu yalnızca gerçekleştirilmesi güç bir seçenek olmakla kalmayıp, aynı zamanda kadınlar tarafından ödenen ciddi bir fiziki ve psikolojik bedeli içermektedir (TİSK, 1999, s. 31).

Belgede Esin GÜRKANLAR (sayfa 64-68)