• Sonuç bulunamadı

Afrika Birliği Nezdinde Gerçekleştirilen Çalışmalar: Mülteci Tanımının

Belgede akdeniz üniversitesi (sayfa 167-170)

2.2. Devlet ve Birey Merkezli Yaklaşımlar Çerçevesinde Temel Uluslararası Hukuk

2.2.8. Bölgesel Uluslararası Hukuk Belgelerinde Sığınma Hakkı

2.2.8.4. Afrika Birliği Nezdinde Gerçekleştirilen Çalışmalar: Mülteci Tanımının

tereddütlerin bulunması, ortaya konan temel ilkelerin benimsenmesi bakımından bir engel teşkil etmemelidir. Zira CMB, mülteci hukukunun gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Hem BMMYK nezdinde hem de Latin Amerika devletlerinin ulusal hukukları bakımından temel ilkelerin benimsenmesinde rol oynamıştır.

Görüldüğü üzere, Amerika kıtasında sığınma hakkının güvence altına alınmasına ilişkin çabalar Latin Amerika ülkeleri önderliğinde gerçekleşmiştir. ABD, ADÖ bünyesinde akdedilen sığınmaya ilişkin antlaşmaların hiçbirine taraf olmadığı gibi, anayasasında da bu hakka yer vermemektedir.

2.2.8.4. Afrika Birliği Nezdinde Gerçekleştirilen Çalışmalar: Mülteci Tanımının

sınırlamakta, toplu sınır dışı uygulamaları gerçekleştirmekte veya mültecileri toplumdan izole edilmiş kamplara mahkûm etmekteydi.617 Ne yazık ki dünyanın pek çok yerinde olduğu gibi, Afrika’da da devletler sığınmacıları kabul etmekte gün geçtikçe daha gönülsüz davranmaktadır. Son istatistiklere göre 18 milyondan fazla insan, Afrika’da sığınma aramaktadır.618 Dolayısıyla sığınma hakkı veya mülteci statüsünün tanınmasına ilişkin olarak akdedilen 1969 ABÖ Sözleşmesinin ilgili hükümlerinin incelenmesi ve güncel şartlara uygunluğunun tespit edilmesi faydalı olacaktır.

ABÖ Sözleşmesi’nde sığınma hakkının tanınması ile ilişkilendirilebilecek ilk hüküm mülteci tanımına ilişkindir. Sözleşme Cenevre Sözleşmesi’nde verilen mülteci tanımını benimsemekle birlikte, ek bir hükümle bu tanımı genişletmektedir. Buna göre mülteci statüsü kendi menşe ülkesinin ya da vatandaşı olduğu ülkenin bir bölümünde ya da tümünde, dış saldırı, işgal, yabancı egemenliği ya da kamu düzenini ciddi biçimde bozan olaylar nedeniyle, menşe ülkesi ya da vatandaşı olduğu ülke dışında bir baska yerde sığınma aramak için daimi ikamet yerini terk etmeye zorlanan herkes için geçerli olacaktır. Böylelikle ABÖ Sözleşmesi, sığınmacıların terk ettikleri ülkedeki genel objektif koşulları da doğrudan geçerli bir sebep olarak değerlendirmeye almaktadır. Genişletilmiş tanım uyarınca sığınmacıların maruz kaldıkları zulmün aktörlerinin devlet olması koşulu ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla devletin eylemleri ile doğrudan ilişkili bulunmayan koşullardan kaynaklanan haller de geçerli birer sebep olarak kabul edilecektir.619 Böylelikle devletler ortak özelliklere ve kaçış nedenine sahip sığınmacılara toplu halde sığınma hakkı tanıyabilecektir. Bu mekanizma, prima facie mülteci statüsü tespiti olarak adlandırılmaktadır.620

Mülteci statüsünün sona ermesi ve mülteci statüsünden faydalanamayacak kimseler sözleşmenin 4. ve 5. maddelerinde sayılmakla birlikte, Cenevre Sözleşmesi ile büyük oranda benzeşmektedir. Buna göre sayılan kişiler mülteci statülerini kaybedecektir;

“a) Vatandaşı olduğu ülkenin korumasından gönüllü olarak yeniden yararlanmaya başlayanlar, b) Vatandaşlığını kaybetmiş olup, gönüllü olarak yeniden kazananlar,

c) Yeni bir vatandaşlık kazanan ve vatandaşlığını kazandığı ülkenin korumasından yararlananlar, d) Zulüm korkusu nedeniyle terk ettiği veya dışında kaldığı ülkeye gönüllü olarak yeniden yerleşenler, e) Mülteci olarak tanınmasına neden olan koşullar ortadan kalktığı için, vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanmayı reddetmeye devam edemeyecek olanlar,

617 Milner, 2009: 2.

618 Bkz. https://www.unhcr.org/africa.html (Erişim tarihi: 26.08.2020).

619 Okoth-Obbo, 2001: 112.

620 Milner, 2009: 7.

f) Bir ülkeye mülteci olarak kabul edildikten sonra, bu sığınma ülkesi dışında siyasi olmayan ciddi bir suç işleyenler,

g) Bu Sözleşme'nin amaç ve ilkelerini ciddi biçimde ihlal edenler.”

Yukarıda belirtilen hükmün yanı sıra, eğer sığınma ülkesi bir kimsenin aşağıda sayılan eylemlerden suçlu olduğunu düşünmeye yol açacak ciddi nedenlere sahip ise, ABÖ Sözleşmesi hükümleri bu kişiler için geçerli olmayacaktır;

“a) Barışa karşı suç, savaş suçu, ya da insanlığa karşı bir suçu, bu suçlara iliskin şartları hazırlamak için oluşturulan uluslararası belgelerde tanımlandığı şekilde işlemiş olduğunu,

b) Bir ülkeye mülteci olarak kabul edilmeden önce, bu sığınma ülkesi dışında siyasi olmayan ciddi bir suç işlediğini,

c) Afrika Birligi Örgütü'nün amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden suçlu olduğunu, d) Birleşmiş Milletler'in amaç ve ilkelerine aykırı eylemlerden suçlu olduğunu”

Sözleşmede mülteci tanımının yanı sıra sığınma hakkına ilişkin bazı hükümler de yer almaktadır. Sözleşmenin 2. maddesinin ilk fıkrasına göre:

“Üye devletler, kendi mevzuatlarına uygun olacak şekilde, haklı sebeplerle ülkesine dönemeyen veya dönmek istemeyen mültecileri kabul etmek ve yerleşimlerini güvence altına almak için ellerinden gelen çabayı göstereceklerdir.”

Hüküm, sığınma hakkı tanımayı bir yükümlülük haline getirmeyerek, sadece devletlerin “ellerinden gelen tüm çabayı” sarf etmesi gerektiğini belirtmektedir.

İlgili maddenin ikinci fıkrasında sığınma hakkı tanımanın barışçıl ve insancıl nitelikte bir eylem olduğu belirtilerek, bu eylemin hiçbir üye devlet tarafından düşmanca bir hareket olarak kabul edilmeyeceği düzenlenmiştir.

İlgili maddenin üçüncü fıkrasına göre hiç kimse, üye devletler tarafından, Sözleşmenin 1. maddesinde belirtilen sebeplerden dolayı yaşamının, fiziksel bütünlüğünün veya özgürlüğünün tehlike altına gireceği topraklara dönmeye zorlanamayacak veya bu topraklarda kalmasına yol açacak sınırda reddilme, geri gönderme ve sınır dışı etme gibi önlemlere maruz bırakılmayacaktır. Burada geri göndermeme ilkesi düzenlenmiştir. Ancak hüküm, Cenevre Sözleşmesi’ndeki geri göndermeme ilkesini düzenleyen maddeye göre daha geniş kapsamlıdır. Zira söz konusu hüküm açıkça sınırda reddetmeyi yasakladığı gibi, özel bir istisna da içermemektedir. Önceki bölümlerde de incelendiği gibi, Cenevre Sözleşmesinin 33.

maddesi uyarınca, ciddi suçlardan hüküm giymiş bireylerin belirli koşullarda geri göndermeme ilkesinden yararlanması mümkün değildir.

İlgili maddenin dördüncü fıkrasında, bir taraf devletin sığınma hakkı tanımaya devam etmekte güçlükler yaşaması durumunda doğrudan veya ABÖ vasıtasıyla diğer taraf devletlere başvurması mümkündür. Taraf devletler, ilgili üye devletin üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla dayanışma ruhu içerisinde gereken önlemleri alacaktır.

İlgili maddenin beşinci fıkrasına göre, bir sığınmacının herhangi bir devlette ikamet hakkı elde edememesi durumunda, bu kişilere geçici bir ikamet hakkı tanınabilir. Böylelikle sığınma hakkı elde edememiş bireylerin geçici olarak koruma altına alınması mümkün olacaktır.

ABÖ Sözleşmesinin, Cenevre Sözleşmesi ile benzer bir anlayışla hazırlandığını söylemek mümkündür. Özellikle genişletilmiş mülteci tanımı ve geri göndermeme ilkesi sığınma hakkının korunmasına hizmet etmektedir. Keza Afrika devletleri arasında sığınma hakkının korunması bir anayasal gelenek olarak yerleşmektedir. Angola, Benin, Burundi, Cape Verde (Yeşil Burun Adaları), Çad, Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Fildişi Sahili, Mısır, Gine Cumhuriyeti, Mali ve Mozambik devletleri, anayasalarında sığınma hakkına yer veren devletler arasındadır.621

2.2.8.5. Arap Birliği Nezdinde Gerçekleştirilen Çalışmalar: Doğal Afetlerin ve Yıkıcı

Belgede akdeniz üniversitesi (sayfa 167-170)