• Sonuç bulunamadı

ABD kaya gazı devrimi ve çevreye etkisi üzerine tartışmalar

5. AB’NİN DOĞALGAZ ARZ GÜVENLİĞİ POLİTİKASI

5.4 AB’nin Boru Hattı ve Kaynak Çeşitlendirme Politikası

5.4.3 ABD kaya gazı devrimi ve çevreye etkisi üzerine tartışmalar

82

projesinin uymakta zorlanacağı üçüncü taraf erişimleri (TPA) hükümlerinin konusu haline getirmiştir (Goldthau & Sitter, 2020). Bununla beraber, Treaty of the Functioning European Union (TFEU) rekabet kurallarının, direktif 2009/73 Avrupa Komisyonu tarafından değiştirilmesinin önerilmesi vasıtasıyla sınır ötesinde uygulanması açısından bir şüphe olmamasına rağmen A. Komisyonu, iç enerji mevzuatının Nord Stream 2 için uygulanamayacağını bildirmiştir. Bu anlamda gaz direktifinin sadece AB içerisinde yer alan iletim hatları ve ara bağlantılarını kapsadığı görülmüştür. Nord Stream ve Nord Stream 2 gibi su altı AB dışı boru hatlarının yürürlükte olan mevzuatlarca kapsanmadığı anlaşılmaktadır (Hancher & Marhold, 2019, s. 297).

83

fazla olacağı tahmin edilmiştir (Kersting, Duscha, Schleich, & Keramidas, 2017, s.

451).

2010-2014 yılları arasında Kuzey Denizi’nde gaz üretiminin azalması ve kaya gazı çıkarılmasına olan muhalefetin etkisiyle Avrupa’da kaya gazı üretilmesine bağlanan umutlar boşa çıkmış, bunun sonucunda AB’nin ithal gaza bağımlılığı düşmemiştir.

GGK ve TANAP gibi hazar kaynaklarını AB’ye taşıyacak hatların öneminin tekrar vurgulandığı bir dönem olmuştur (Winrow, 2016). Diğer taraftan AB, 2030 çevre ve iklim çerçevesini uygulamaya başlamışken Donald Tusk AB İklim ve Enerji Paketi’nin uygulama süreci üstünde AB’nin verdiği yetki sınırlarında tam yetkiye sahip olmuştur. Polonya enerji politikasına da etki eden Tusk, bu dönemde kaya gazını yükselen enerji bağımlılığına bir cevap olarak enerji portföyüne katmak istemiştir.

Polonya gibi düşük gelirli kırılgan enerji durumuna sahip ülkeler için birçok taviz verilmiştir. Bu kapsamda belirlenen çerçevede Polonya başta olmak üzere bu tür ülkeler için yerli kömür ya da kaya gazı kullanım seçenekleri, enerji güvenliği tavizleri olarak ortaya çıkmıştır (Skjærseth, 2018, s. 506-507).

Buna karşın 2019 yılı itibariyle ABD’nin en büyük kaya kazı aktörü olmasına rağmen ve AB’de gelişen önceki çabalara karşın Avrupa’da da kaya gazı rezervleri bulunmuştur. Buna göre Tablo-2’de görüldüğü gibi Birleşik Krallık, Hollanda, Danimarka, Polonya, İsveç, Almanya ve Fransa’da kaya gazı rezervleri tespit edilmiştir.

Tablo 5.1: Avrupa’da yer alan dönüştürülebilir kaya gazı rezervleri ve alan büyüklükleri.

Ülke Konum Rezerv (m³) Alan Büyüklüğü

Birleşik Krallık Bowland sahası 7.1E+11 2.5E+04

Polonya Lublin sahası 2.6E+11 2.9E+04

Polonya Podlaise sahası 2.7E+ 9.4E+03

Polanya Baltic sahası 2.9E+ 4.8E+04

Hollanda Geverik Member 9.3E 1.0E+04

Danimarka Alum Shale 2.6E+11 1.6E+04

84

İsveç Alum Shale 9.0E+11 7.0E+03

Almanya Posidonia Shale 2.8E+11 2.4E+04

Fransa Paris sahası 4.8E+11 2.6E+04

Kaynak: Hauck, ve diğerleri (2019) https://doi.org/10.1080/17583004.2019.1571529 makalesinden yazar tarafından düzenlenerek alınmıştır.

LNG arzı AB’ye uzun bir süre boru hattı arzından daha maliyetli olduğu için düşük seyretmiştir. Uzak Asya gibi diğer ithalatçıların yarattığı ihtiyaç rekabeti ve üretim alanlarının uzak mesafede oluşu buna neden olan faktörlerdir. ABD’nin kaya gazından elde edilen LNG’nin piyasaya girmesi durumu değiştirmiş ve AB’nin LNG ithalat oranları artmaya başlamıştır (Siddi, 2019, s. 128). ABD’de kaya gazı kullanımının maliyetlerinin düşmesi ve yaşanan gelişmeler arz kaynaklarının çoğalmasının yanı sıra LNG piyasasının küreselleşmesine de neden olmuştur. Daha önceden bağları oldukça zayıf olan enerji piyasalarının birbirine daha güçlü bağlanmış olduğu görülmüştür. Bu durum doğalgazın fiyatının düşmesine de neden olmuştur. Bunun sonucunda Rusya’nın teslimat miktarı açısından bir kayba neden olmamış ve piyasa payını korumuş olmasına rağmen gaz fiyatlarının düşmesi Gazprom’un kârlılık oranlarını düşürmüştür. LNG piyasasının küreselleşmesi Gazprom’un aleyhinde işleyerek Avrupa’da pozisyonun sarsılmasına yol açmıştır (Proedrou, 2018a). Aynı zamanda İran’ın petrol ihracatı da ABD’nin kaya gazı-LNG bolluğundan etkilenmişe benzemektedir. AB’nin, İran ile ‘İran Nükleer Antlaşması’nı (Joint Comprehensive Plan of Action Agreements-JCPOA) koruması mümkün olmamıştır. 2018-2019 döneminde ABD ile İran arasında kızışan çatışma, ABD tarafından AB’nin çekimser kaldığı ikinci yaptırım dalgasıyla yanıtlanmıştır. Çin, Türkiye ve Hindistan gibi ülkeler ABD tarafından yaptırımlara maruz kalsa da İran petrolünü almaya devam etmiştir.

ABD’nin İran ve Venezuela petrol ihracatını tümden durdurmak istemesinin nedeni kendi elinde bulunan kaya petrolünü piyasalara açmak istemesidir görüşü bu dönemde ağırlık kazanmıştır (Noreng, 2019, s. 218-219).

Buna karşın kaya gazı su yoğunluğunu bozma, çevresel hasar, metan ve karbon salınımı açısından bakıldığında çevre dostu olmaktan uzaktır. Bazı durumlarda kömürden bile daha fazla çevresel zarara ve hava kirliliğine neden olabileceği saptanmıştır. Düşük gaz fiyatları kaya gazı devrimini tetiklemiştir. Fakat kaya gazı tüm gaz ticaretini daha rekabetçi ve ithalatçılar için daha uygun fiyatlı hâle getirirken

85

iklim ölçütleri tarafından kısıtlanacak kaya gazı kullanımı sonucu gaz fiyatlarının yeniden artacağı tahmin edilmektedir. Ekonomiklik ve sürdürülebilirlik arasındaki çelişme bu olgu üzerinden gözlemlenmektedir. Kaya Gazının aynı anda hem ekonomik hem de çevreci bir kaynak olamayacağı düşünülmüştür (Proedrou, 2019a). Kaya gazı kullanılabilirliği, sera gazı emisyonları üzerinde kaldıraç etkisi yapmıştır. Kaya gazının küresel kullanılabilirliğe kavuşması, neredeyse tüm ülkelerde sera gazı emisyon oranlarının artışına neden olmuştur. Ülkelerde, kaya gazından elde edilen LNG girdisi, enerji üretiminde kömürün yerine nükleer ve yenilenebilir enerjinin yerini almıştır. Hırslı bir sera gazı salınım hedefi doğrultusunda küresel emisyon hedefleri fosil yakıtları sınırlayacağından kaya gazı, küresel toplam enerji üretimi payında önemsiz bir rol üstlenecektir tespiti yapılmıştır. Fakat Kersting, Duscha, Schleich, & Keramidas (2017) analizine göre; kaya gazı kullanılabilirliği sera gazı emisyon hedefleri karşılama maliyetlerini önemli ölçüde etkilemiştir. Kaya gazı küresel olarak ulaşılır olduğunda uyum maliyetleri daha yüksek çıkmıştır. Daha yüksek başlangıç emisyonlarının artan maliyetinin etkisi, kaya gazının artan kullanılabilirliği nedeniyle, ton başına daha düşük hafifletme maliyeti etkisini baskısı altına almıştır. Bununla birlikte, elektrik üretiminde kaya gazının kömüre oranla daha az karbon ayak izine sahip olduğu tespit edilmiştir. AB geneli hazırlanan kaya gazı ve sera gazı emisyonunu gösteren senaryolar düşünüldüğünde, kaya gazı, elektrik üretiminde diğer fosil yakıtlar yerine kullanıldığında, senaryolar düşük kümülatif karbon ayak izi varlığı sunmuştur. Ayrıca, yapılan analizde, kaya gazı elektrik santrallerinin düşük karbon ayak izi ortaya koymada verimliliği etkilediği görülmüştür AB’de Fransa ve Polonya’da yakma işlemi fazında verimliliğin altında kalan santrallerin karbon salınımını artırdığı analizi yapılmıştır (Hauck, ve diğerleri, 2019).

Son dönemde meydana gelen Covid-19 krizi Körfez ülkeleri açısından bir avantaj sağlamıştır. Suudi Arabistan bölgede altyapı yatırımlarını artırırken örneğin Katar devlet fonları sağlık ve yüksek teknoloji gibi sektörlere akmıştır. Bunun yanında körfez sermayesinin ABD’deki kaya gazı ve petrolü gibi daha ucuz değerlere de yöneldiği tespit edilmiştir. Bu durum ABD körfez karşılıklı bağımlılığını göz önüne sermiştir. Suudi Arabistan küresel piyasada ABD kaya gazı ve petrolü için dengeleyici bir rol üstlenmiştir. Suudi Arabistan’ın büyük bir ABD borcunu elinde tutması ABD’yi orta doğuda bir müttefik olarak belirmesine neden olmaktadır (Franza, 2020, s. 4).

86