• Sonuç bulunamadı

AB’nin dış enerji bağımlılığı ve dış enerji yönetimi

2. AVRUPA ENERJİ GÜVENLİĞİ VE POLİTİKASINA KURAMSAL

2.4 Enerji Arz Güvenliği Çerçevesi

2.4.1 AB’nin dış enerji bağımlılığı ve dış enerji yönetimi

Avrupa Komisyonu 2014 yılında enerji güvenliği stratejisini duyurmuştur. 2006 ve 2009’da Rusya ile yaşanan doğalgaz kesintisi sorunu bunda etkili olmuştur. Gaz ithalatında dışa aşırı bağımlılık genel bir endişe olarak anlaşılmıştır. AB enerji güvenliğini sağlamada bazı standartlar geliştirmiştir. Bununla birlikte AB, enerji güvenliği ve altyapı sermaye gereklilikleri açısından güvenilir görülmemiştir. AB enerji sistemlerinin bütünleşik yapısı ve gaz ile elektrik bağlantıları arasındaki etkileşimi hâlâ çözüme kavuşturmaya çalışmaktadır (Duetton, J. Fıscher, L. &

Gaventa, J, 2017, s.20-21). Joint Research Centre 2019 Yıllık Raporu’na göre (2019, s;55), AB elektrik sektörü derin bir dönüşüme tabi tutulmuştur. Bu dönüşümde daha fazla aktör, yenilenebilir enerji oranında artış ve sistemlerin birbirine bağlanmasıyla birlikte ademi merkeziyetçi bir piyasa tarafından tanımlanmıştır. 2019/941

22

Düzenlemesi, elektrik sektöründe risk hazırlığı kapsamında AB çapında bir çerçeve sunmuştur. Genellikle tek bir ülkeyle sınırlı kalmayan bir elektrik arzı krizine karşılık önlemleri içermiştir. Belgenin 5 ve 8. maddeleri ‘The European Network Transmission System Operators for Elektricity’ kapsamında elektrik krizleri senaryolarının muhtevası için yöntemleri ortaya koymuştur.

Buna ek olarak, enerji ithalatı üye ülkelerin ticaret dengesine önemli bir etki yapmaktadır. Ülkeleri enerji fiyat şoklarına, büyüme ve istihkam yatırımları üzerinde sürüklenmelere karşı kırılgan hâle getirmektedir. Örneğin, Finlandiya Avusturya, Litvanya, Polonya ve İspanya enerji ithalat-ihracat açıklarından kaynaklı olarak negatif ticaret dengesi deneyimlemektedir. Danimarka, tek pozitif enerji ticaret dengesine sahip olan ülke konumundadır. Bunu kendi doğalgaz ve petrol ihracatına borçludur. Bununla birlikte Fransa’nın ticaret açığı enerji ithalatı nedeniyle %85, Bulgaristan’ın %73, İtalya’nın %65 olarak ortaya çıkmıştır (Saheb & Ossenbrınk, 2015). AB, bu kapsamda önlemler almak istemiştir ve özellikle Rusya gazına derinden bağımlı olan bölgelere daha fazla destek sağlaması ve politika üretmesi gerektiğinin farkına varmıştır. AB enerji politikası son 10 yılda önemli şekilde değişikliğe uğramıştır. Bunda Rusya’ya olan enerji bağımlılığı ve Rusya ile politik anlaşmazlığa girilmesinin etkisi büyük olmuştur. “Jeopolitik fikir” değişikliği AB siyaset üreticileri arasında yükselişe geçen bir paradigma değişimi hâline gelmiştir. Buna karşın piyasa sadeliğini savunan kesim tamamen geri çekilmiştir. Olgu bu açıdan değerlendirildiğinde Nabucco projesinin ticari bir girişim olmaktan çok politik bir yaklaşım olduğu ortaya çıkmıştır. Nabucco projesine, AB’nin öncelikli doğalgaz projesi olma özelliği atfetmeye çalışan bir grup politik yaklaşım çok kolay bir şekilde

‘AB seviyesinde enerji diplomasisi’ örneği olarak sınıflandırılmıştır (Herranz- Surrallés, 2016, s. 1390). Geniş AB bağlamında yer alan doğalgaz şirketlerinin eylemleri geleneksel olarak ikili anlaşmalara dayadığı için bu durumun ülkeler arası ve kendi içlerinde daha geniş bir iş birliğini kısıtlamasına yol açtığı düşünülmüştür.

Uzun dönemli anlaşma tercihleri Üçüncü Enerji Paketi’nin piyasayı liberal hâle getirme etkisine karşı olumsuz yönde bir etki meydana getirmiştir. Fakat 2008’den beri Özellikle Katar’dan tedarik edilen LNG formunda doğalgaz ve elektrik şebekelerinin birbiriyle bağlanması süreci yeni bir piyasa durumu ortaya çıkarmıştır. Bu durum A.

Komisyonu’nun enerji şirketlerinin (national champions) rekabetçi olmayan pozisyonlarını kırması açısından çabalarına katkı yapmıştır. 2012’de başlattığı

23

Gazprom soruşturması Polonya ve Litvanya otoritelerinin Gazprom’un piyasalarındaki baskınlığını azaltmak için çabalarıyla birlikte hareket etmiştir (Aalto

& Temel , 2014). AB buna karşın, ulusal ekonomik çıkarları ve siyasi özerkliği savunmak için enerji şirketlerinin piyasada korunması ve üretici ülkelerle uzun vadeli enerji anlaşmaları yapmak gibi ‘enerji diplomasisi’ araçlarını meşru hâle getirmiştir.

Ulusal enerji diplomasisi aynı zamanda Avrupa'daki ve dışındaki dış enerji ilişkilerinin tanımlayıcı bir özelliği olmuştur (Herranz-Surrallés, 2016).

2014 yılındaki Ukrayna Krizi ve Rusya’nın iddialı dış politikaya sahip olduğu algısı nedeniyle, özellikle Doğu Avrupa ülkeleri Rusya’nın, AB’nin enerji bağımlılığını bir kaldıraç olarak kullanarak siyasi kazanımlar elde etmesinden çekinmiştir. Bundan dolayı Çek Cumhuriyeti ve Polonya başta olmak üzere bir grup AB enerji politikasının güvenlik hassasiyetiyle dizayn edilmesi (securitization) fikrinin ve Rusya harici doğalgaz ithalatının öncelik hâline gelmesini savunan jeopolitik yaklaşımın en önemli destekçileri konumuna gelmiştir (Siddi, 2019, s. 127). Yaşanan enerji krizleri ve artan bağımlılık fosil yakıtların politik bir silah olarak kullanılabileceğini göstermiştir.

Ayrıca fosil yakıtlar AB’nin enerji politikasının önemli araçlarından biri olarak arz güvenliğini teşvik etmiştir. Arz güvenliği ve ithalat bağımlılığı endişesi özellikle petrol ve doğalgazda ana tedarikçi ülkeyle ilgili olduğu ve jeopolitik imkanlara bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Fakat aynı zamanda, Rus gazının Avrupa için Asya gibi diğer ithalatçılarla kıyaslandığında fiyat-maliyet açısından oldukça uygun olduğu da saptanmıştır ( Buschle & Westphal, 2019). Bu açıdan, özellikle Batı Avrupa ülkeleri Rusya ihracatına olan bağımlılığı göreceli hale getirmeye çalışmıştır. Rusya’nın da kendi açısından gaz ithalatına ve AB’ye bağımlı olduğunu düşünen ülkeler, Rusya ve AB arasındaki bağımlılığın tek taraflı değil karşılıklı bağımlılık olduğunu vurgulamıştır. Bu anlamda, Rusya doğalgaz arz güvenliği açısından bir tehdit değil, kaçınılmaz bir ortak olarak görülmüştür. Bu durum, Batı Avrupa ülkeleri ile Rusya’dan katı bir şekilde enerji bağımsızlığı kazanmak isteyen Doğu Avrupa ülkeleri arasında siyasi bir ayrışma oluşturmuştur (Grabau & Hegelich, 2016, s. 235). Ülkeler arası çelişme kavramı bir kez daha ortaya çıkarken, kaynak çeşitlendirme politikası açısından da zorluklar meydana gelmiştir.

Avrupa Komisyonu, arz çeşitliliğini sağlamaya yönelik daha fazla farklı boru hattı inşasını desteklemiştir. AB; Türkmenistan, İran ve Güney Kafkasya’da yer alan büyük hidrokarbon kaynaklarına doğrudan ulaşmayı hedeflemiştir. Tedarikçilerin

24

çeşitlendirilmesi, rekabeti sağlama ve sonucunda fiyat düşüşüne neden olması gibi sebepler kavramsal olarak piyasa mantığıymış gibi algılansa da bir devlet veya ulus üstü kurumun politik gündemini sürdürmek için finansal ve diplomatik kaynaklar ile bunu teşvik etmesi, bu olguya jeopolitik bir boyut da kazandırmıştır (Siddi, 2019, s.

128). Proedrou makalesinde ele alınan (2020, s. 407) AB yönetim organizasyonlarında, Çeşitlendirme stratejisinin başarılı olması hâlinde AB-Rusya gaz ilişkilerinde AB’nin yapısal konumunun sağlamlaşacağı görüşü hâkim olmuştur. Fakat çeşitlendirmenin tedarikçi sayısı artacağı için yeni ve farklı çelişme ve zorluklara yol açabileceği vurgulanmıştır. Mesela, büyük miktarda bir LNG ithalatının ana üreticiler tarafından belirlenen, küreselleşen bir gaz jeopolitiği ve ekonomisi tarafından ele alınacağı düşünülmüştür. AB’nin küresel ölçeğe taşınacak arz güvenliği endişesine aynı zamanda ana tüketici Çin’in bile dahil olabileceği görülmüştür. Buna ek olarak Azerbaycan gazı ise Türkiye’nin önemli bir geçiş yolu üzerinde bulunmasından dolayı transit riskine maruz kalabilir değerlendirmesi yapılmıştır. Buna karşın AB, Güney Gaz Koridoru (GGK) (South Gas Corridor-SGC) stratejisinden önce de 2000’lerden beri bölgesel düzeyde yakın iş birliği alanı oluşturarak bir bölgesel merkez hâline gelme yoluna girmiştir. Fakat Rusya’nın bölgedeki tekel gücünü baskılayacağı düşünüldüğü için ABD tarafından desteklenen Güney Gaz Koridoru ile hidrokarbon kaynaklarına ulaşım elde etmiştir. Doğu-Batı koridorunun teşvik etmesiyle Azerbaycan’ın uluslararası rolüne, Gürcistan ve Türkiye’nin transit rolüne ayrılmaz şekilde bağlı olan politik güzergâh takip edilmiş ve GGK mümkün olmuştur (Ibrayeva

& Tashtemkhanova, 2017, s. 128).

AB’nin geleneksel olmayan gaz üretimi çevresel endişeler ve toprak sahipleri sorunu, yeni teknoloji ihtiyacı, hizmet endüstrilerinin kurulması ve ekipman kıtlığı gibi muhtemel sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. 2012’de IEA’nın sunduğu bir rapora göre, AB’nin yerli geleneksel olmayan gaz üretiminin toplam gaz üretimindeki payının en iyi ihtimalle 2035 yılında %47’ye ulaşacağı hesaplanmıştır. Bu gaz talebinin %12’sine denk gelmektedir. Eğer AB’nin bu gaz rezervleri ekonomik ve çevreci olarak işlenebilir hale gelirse, geleneksel olmayan gaz üretimi düşen iç üretimin yerini alarak ihtiyacı ikame edebilir ve ithalat bağımlılığını %60’larda sabitleyebilir görüşü meydana gelmiştir (Aalto & Temel , 2014, s. 769).

25