T.C.
PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI
AİLE DANIŞMANLIĞI BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ
EVLİ ÇİFTLERİN BİLİŞSEL ÇARPITMALARI İLE EVLİLİK UYUMU ARASINDAKİ İLİŞKİ: BAĞLANMA
STİLLERİNİN ARACI ROLÜ
Muhammet Talha ÖZGEN
DENİZLİ-2021
T.C.
PAMUKKALE ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ EĞİTİM BİLİMLERİ ANABİLİM DALI
AİLE DANIŞMANLIĞI BİLİM DALI YÜKSEK LİSANS TEZİ
EVLİ ÇİFTLERİN BİLİŞSEL ÇARPITMALARI İLE EVLİLİK UYUMU ARASINDAKİ İLİŞKİ: BAĞLANMA STİLLERİNİN ARACI
ROLÜ
Muhammet Talha ÖZGEN
Danışman
Prof. Dr. Şahin KAPIKIRAN
iii
JÜRİ ÜYELERİ ONAY SAYFASI
Bu çalışma, Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı, Aile Danışmanlığı Yüksek Lisans Programında jürimiz tarafından Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir.
İmza Başkan: Doç. Dr. Ahu ARICIOĞLU
Üye: Prof. Dr. Şahin KAPIKIRAN (Danışman)
Üye: Doç. Dr. Raşit AVCI
Pamukkale Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü Yönetim Kurulu’nun .../..../...
tarih ve .../... sayılı kararı ile onaylanmıştır.
Prof. Dr. Mustafa Buluş Enstitü Müdürü
iv
ETİK BEYANNAMESİ
Pamukkale Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nün yazım kurallarına uygun olarak hazırladığım bu tez çalışmasında; tez içindeki bütün bilgi ve belgeleri akademik kurallar çerçevesinde elde ettiğimi; görsel, işitsel ve yazılı tüm bilgi ve sonuçları bilimsel ahlak kurallarına uygun olarak sunduğumu; başkalarının eserlerinden yararlanılması durumunda ilgili eserlere bilimsel normlara uygun olarak atıfta bulunduğumu; atıfta bulunduğum eserlerin tümünü kaynak olarak gösterdiğimi; kullanılan verilerde herhangi bir tahrifat yapmadığımı; bu tezin herhangi bir bölümünü bu üniversitede veya başka bir üniversitede başka bir tez çalışması olarak sunmadığımı beyan ederim.
Muhammet Talha ÖZGEN
v TEŞEKKÜR
Araştırma sürecimde fikirleriyle ve destekleriyle yanımda olan aynı zamanda sabrını ve desteğini esirgemeyen kıymetli hocam ve tez danışmanım Prof. Dr. Sayın Şahin KAPIKIRAN’a saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Lisansüstü eğitim yolculuğumda her zaman yanımda olan ve akademik gelişimimde kıymetli bilgileriyle bana ışık tutan değerli hocalarım Doç. Dr. Ahu ARICIOĞLU’na, Prof.
Dr. Erdinç DURU’ya, Prof. Dr. Murat BALKIS’a, Prof. Dr. Osman İsmail ÖZDEL’e, Prof.
Dr. Nalan KALKAN OĞUZHANOĞLU’na ve Doç. Dr. Turgut TÜRKDOĞAN’a, şükranlarımı sunuyorum.
Tez jürimde yer alan ve önerileriyle tezimin gelişmesinde katkısı olan değerli hocam Doç. Dr. Raşit AVCI’ya saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Lisans eğitimde ve sonrasında hem çok değerli bilgileri olsun hem de bu alanda gelişimdeki destekleri olsun üzerimde emeği olan Klinik Psikolog, Aile ve Çift Terapisti Atila TUNÇEL’e, her zaman yanımda olan Ayşegül TUNÇEL’e saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Üniversite eğitimim ve sonrasında hem akademik anlamda hem de akademik destek anlamında her zaman desteklerini ve yardımlarını esirgemeyen Uzman Psikolojik Danışman MuttalipALÇAY’a şükranlarımı ifade ediyorum.
Akdeniz Üniversitesi lisans sürecim ve sonrasında her zaman yanımda olan ve desteklerini gösteren kıymetli hocam Doç. Dr. Arzu TAŞDELEN KARÇKAY’a, ölçme ve istatistik alanını bana sevdiren ve bu alandaki gelişimimde emekleri olan çok değerli hocam Doç. Dr. Güçlü ŞEKERCİOĞLU’na, aynı zamanda eğitim sürecimde değerli bilgileriyle katkısı olan Doç. Dr. Sakine Gülfem ÇAKIR’a saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.
Her zaman yanımda olan ve desteklerini esirgemeyen Hülya ÖZGEN’e, Yılmaz ÖZGEN’e, Halil Tarık ÖZGEN’e, Zeynep Tuğçe ÖZGEN’e ve İzzet Taylan ÖZGEN’e sonsuz teşekkür ediyorum.
Hayatımın her anında yanımda olan ve beni destekleyen kıymetli arkadaşlarım Rıdvan ÖNCÜ’ye, Ahmet Sinan PİRCİ’ye ve Enes ALTUN’a teşekkürlerimi sunuyorum.
Son olarak araştırma sürecinde asla pes etmeyen ne olursa olsun başarının anahtarı çalışmaktan geçtiğine inanan kendime teşekkür ediyorum.
Muhammet Talha ÖZGEN
vi ÖZET
Evli Çiftlerin Bilişsel Çarpıtmaları ile Evlilik Uyumu Arasındaki İlişki: Bağlanma Stillerinin Aracı Rolü
ÖZGEN, Muhammet Talha
Yüksek Lisans Tezi, Eğitim Bilimleri ABD, Aile Danışmanlığı Yüksek Lisans Programı Tez Danışmanı Prof. Dr. Şahin KAPIKIRAN
Aralık 2021, 87 Sayfa
Bu çalışmanın amacı evli bireylerin bilişsel çarpıtmaları ile evlilik uyumları arasındaki ilişkide bağlanma stillerinin aracılık rolünün incelenmesidir. Araştırmaya 18 yaş ve üstü,216 kadın ve 102 erkek olmak üzere toplam 318 evli birey katılmıştır. Verilerin toplanmasında Hamamcı ve Büyüköztürk (2003) tarafından geliştirilen “İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği”, Locke ve Wallace (1959) tarafından geliştirilen daha sonra Tutarel- Kışlak (1999) tarafından Türkçeye uyarlanıp geçerlilik ve güvenirlilik çalışması yapılan
“Evlilik Uyum Ölçeği” ve Erzen (2016) tarafından geliştirilen “Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği” kullanılmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 22.0 paket programı, aracılık rolünün analizinde ise SPSS PROCESS Macro programında Model 4 test edilmiştir. Değişkenler arasındaki ilişki Pearson Momentler Çarpımı Korelasyonu tekniği kullanılarak incelenmiştir. Araştırma incelenen değişkenlerin; yaş, eğitim durumu, yaşadığı yer ve evlilik süresine göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek için tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Sonuçta, cinsiyete göre erkeklerin evlilik uyum düzeyleri kadınlardan daha yüksek bulunurken; bilişsel çarpıtmanın ise cinsiyete göre anlamlı şekilde farklılaşmadığı görülmüştür. Bunun yanında kadınların güvenli bağlanmasının erkeklerden daha yüksek olurken; kaygılı-kararsız ve kaçınan bağlanma stilleri cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır. Yaşa göre, 35-44 yaş grubunda bulunan evli bireylerin bilişsel çarpıtmalarının 18-34 ve 45 yaş ve üstü evli bireylerin bilişsel çarpıtmalarına göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu kaydedilmiştir. Evlilik süresine göre ise, 0-5 yıl ve 21-24 yıl evlilik süresi olan evli bireylerin evlilik uyumlarının 25 yıl ve üstü evlilik süresi olanlardan daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bununla beraber yapılan regresyon analizi
vii
sonucunda, evli bireylerin bilişsel çarpıtmalarının ve güvensiz bağlanma stillerinin evlilik uyumları üzerinde olumsuz, güvenli bağlanma stillerinin ise olumlu rolünün olduğu bulunmuştur. Ayrıca, evli bireylerin bilişsel çarpıtmaları ile evlilik uyumları arasındaki ilişkide güvenli bağlanmanın kısmi aracı rolü, kaygılı-kararsız bağlanmanın tam aracı rolü görülürken; kaçınan bağlanmanın ise aracılık rolü gözlemlenmemiştir. Bulgular alan yazı ile beraber tartışılmış, araştırmacı ve uygulayıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Bilişsel çarpıtmalar, evlilik uyumu, bağlanma stilleri
viii ABSTRACT
The Relationship between Cognitive Distortions of Married Couples and Marriage Adjustment: the Mediating Role of Attachment Styles
ÖZGEN, Muhammet Talha
Master'sThesis in Educational Sciences, Family Counseling Master's Program Supervisor: Prof. Dr. Şahin KAPIKIRAN
December 2021, 87 Pages
The purpose of this study is to examine the mediating role of attachment styles in the relationship between the cognitive distortions of married individuals and their marital adjustment. 318 married individuals aged 18 over ,216 women and 102 men, participated in the study. In data collection, “The Interpersonal Cognitive Distortions Scale” developed by Hamamcı and Büyüköztürk (2003), "Martial Adjustment Scale" developed by Locke and Wallace (1959) and later adapted toTurkish with validity and reliability by Tutarel-Kışlak (1999) and “Three-Dimensional Attachment Styles Scale” that developed by the Erzen (2016) have been used. The demographic informations of the participants have been obtained with the Personal Information Form prepared by the researcher. Data analysis has been conducted in SPSS 22.0; on the mediation analysis, model 4 has been analyzed in SPSS PROCESS Macro. The relationship between the variables has been examined by the Pearson Product-Moment Correlation. The variables examined in the research; One-way analysis of variance (ANOVA) was performed to determine whether it differs according to age, education level, place of residence and duration of marriage. As a result, whilemen's marital adjustment levels were found to be higher than women according to gender; Cognitive distortion did not differ significantly according to gender. In addition, while the secure attachment of women is higher than that of men; anxious-ambivalent andavoidant attachment styles were not found to be statistically significant according to gender.
According to age, cognitive distortions of married individuals aged 35-44 were significantly higher than those of married individuals aged 18-34 and 45 years and older. According to the duration of marriage, it was found that the marital adjustment of the married individuals with a marriage duration of 0-5 years and 21-24 years was higher than those with a marriage
ix
duration of 25 years or more. However, as a result of the regression analysis, it was found that cognitive distortions and insecure attachment styles of married individuals had a negative role on marital adjustment, while secure attachment styles had a positive role. In addition, while the partial mediator role of secure attachment and the full mediator role of anxious-ambivalent attachment are observed in the relationship between cognitive distortions of married individuals and their marital adjustment; however, the mediating role of avoidant attachment was not observed. The findings were discussed together with the literature, and suggestions were made for researchers and practitioners.
Keywords: Cognitive distortions, marital adjustment, attachment styles
x
İÇİNDEKİLER
JÜRİ ÜYELERİ ONAY SAYFASI ... iii
ETİK BEYANNAMESİ ... iv
TEŞEKKÜR………..v
ÖZET ... vi
ABSTRACT ... viii
İÇİNDEKİLER ... x
TABLOLAR LİSTESİ ... xiii
ŞEKİLLER LİSTESİ ... xiv
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ ... 1
1.1 Problem Durumu ... 1
1.1.1.Problem Cümlesi ... 2
1.1.2.Alt Problemler ... 3
1.2Araştırmanın Amacı ... 3
1.3.Araştırmanın Önemi ... 3
1.4.Araştırmanın Sınırlılıkları. ... 4
1.5.Sayıltılar... 5
1.6.Tanımlar ... 5
İKİNCİ BÖLÜM: KURAMSAL ÇERÇEVE ve İLGİLİ ARAŞTIRMALAR ... 7
2.1.Kuramsal Çerçeve ... 7
2.1.1. Bilişsel Yaklaşımlar ... 7
2.1.1.1 Ellis’in Akılcı-Duygusal Davranış Terapisi (ADDT) ... 7
2.1.1.2Beck’in Bilişsel Terapi Modeli ... 8
2.1.2. Evlilik ... 12
2.1.2.1 Evlilik Uyumu ... 13
2.1.3. Bağlanma ve Bağlanma Stilleri ... 17
2.1.3.1 Bağlanma ... 17
2.1.3.2 Bağlanma Kuramı ... 18
xi
2.1.3.3Dörtlü Bağlanma Modeli ... 20
2.1.3.4 Ebeveynlik Döneminde Bağlanma Davranışı (Yetişkinlik Dönemi) ... 22
2.2.İlgili Araştırmalar ... 23
2.2.1 Bilişsel Çarpıtmayla Evlilik Uyumu Arasındaki İlişkiyi İnceleyen Araştırmalar ... 23
2.2.2 Bilişsel Çarpıtmayla Bağlanma Stilleri Arasındaki İlişkiyi İnceleyen Araştırmalar ... 25
2.2.3Bağlanma Stilleriyle Evlilik Uyumu Arasındaki İlişkiyi İnceleyen Araştırmalar ... 26
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: YÖNTEM ... 29
3.1.Araştırma Deseni ... 29
3.2.Evren ve Örneklem/ Çalışma Grubu ... 29
3.3.Veri Toplama Araçları ... 30
3.3.1. İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği ... 31
3.3.2. Evlilik Uyum Ölçeği ... 31
3.3.3. Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeği ... 33
3.3.4. Kişisel Bilgi Formu ... 34
3.4.Veri Toplama Süreci ... 34
3.5.Verilerin Analizi ... 34
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: BULGULAR VE YORUM ... 36
4.1 Demografik Değişkenler ile Gözlenen Değişkenler Arasındaki İlişkiler ... 37
4.1.1. Evli Bireylerin Cinsiyete Göre Bilişsel Çarpıtmaları, Evlilik Uyumu Düzeyleri ve Bağlanma Stillerine Göre Farklılaşıp Farklılaşmadığına Yönelik Bulgular ... 37
4.1.2. Evli Bireylerin Bilişsel Çarpıtmaları ve Evlilik Uyumu Düzeylerinin Yaşa Göre Farklılaşıp Farklılaşmadığına Yönelik Bulgular ... 39
4.1.3. Evli Bireylerin Evlilik Uyumu Düzeylerinin Evlilik Süresine Göre Farklılaşıp Farklılaşmadığına Yönelik Bulgular ... 39
4.2 Evli Bireylerin Bilişsel Çarpıtmaları ile Evlilik Uyumu Arasındaki İlişki: Bağlanma Stillerinin Aracı Rolü ... 41
BEŞİNCİ BÖLÜM: TARTIŞMA, SONUÇ VE ÖNERİLER ... 49
5.1 Tartışma ... 49
5.1.1. Demografik Değişkenlerin Tartışılması... 49
xii
5.1.1.1. Evli bireylerin Cinsiyete göre bilişsel çarpıtmaları, evlilik uyumu düzeyleri ve
bağlanma stillerine yönelik bulguların tartışılması ... 49
5.1.1.2. Evli Bireylerin Yaş Dönemlerine Göre Bilişsel Çarpıtmaları ve Evlilik Uyumu Düzeylerine Yönelik Bulguların Tartışılması ... 51
5.1.1.3. Evli Bireylerin Evlilik Sürelerine Göre Evlilik Uyumu Düzeylerine Yönelik Bulguların Tartışılması... 51
5.1.2. Evli Bireylerin Bilişsel Çarpıtmaları ile Evlilik Uyumları Arasındaki İlişkide Bağlanma Stillerinin Aracı Rolüne Yönelik Bulguların Tartışılması ... 52
5.1.2.1.Evli bireylerin bilişsel çarpıtmaları ile evlilik uyumları arasındaki ilişkide güvenli bağlanmanın aracı rolüne yönelik bulguların tartışılması ... 52
5.1.2.2.Evli bireylerin bilişsel çarpıtmaları ile evlilik uyumları arasındaki ilişkide kaçınan bağlanmanın aracı rolüne yönelik bulguların tartışılması ... 54
5.1.2.3.Evli bireylerin bilişsel çarpıtmaları ile evlilik uyumları arasındaki ilişkide kaygılı- kararsız bağlanmanın aracı rolüne yönelik bulguların tartışılması ... 55
5.2 Sonuç ... 56
5.3 Öneriler ... 57
5.3.1. Uygulamaya Yönelik Öneriler ... 58
5.3.2. Araştırmacılara Yönelik Öneriler ... 58
KAYNAKÇA ... 60
EKLER ... 70
Ek 1. Araştırma İzin Belgesi ... 70
Ek 2. Aydınlatılmış Onam Formu ... 71
Ek. 3. Kişisel Bilgi Formu ... 72
ÖZGEÇMİŞ……….………..73
xiii
TABLOLAR LİSTESİ
Tablo 3.1. Çalışma Grubunu Oluşturan Evli Bireylerin Cinsiyet, Yaş Grubu, Eğitim Durumu, Yaşanan Yer ve Evlilik Sürelerine Göre Dağılımı ………..………...32 Tablo 4.1. Çalışma Grubunu Oluşturan Değişkenlere Ait Betimsel İstatistikler….………..39 Tablo 4.2. Çalışma Grubunu Oluşturan Değişkenlerin Pearson Korelasyon Katsayıları..40 Tablo 4.3. Gözlenen Değişkenlerin Normalliklerinin İncelenmesi………...……41 Tablo 4.4. Gözlenen Değişkenlerin Cinsiyet Değişkenine Göre İncelenmesi…………..…..41 Tablo 4.5. Evli Bireylerin Yaş Dönemlerine Göre Bilişsel Çarpıtma Düzeylerindeki Farkın Kaynağına İlişkin Sonuçlar………..…42 Tablo 4.6. Evli Bireylerin Evlilik Sürelerine Göre Evlilik Uyumu Düzeylerindeki Farkın Kaynağına İlişkin Sonuçlar………43-44 Tablo 4.7. Güvenli Bağlanma ve Evlilik Uyumu Üzerindeki Ana Etkiler…………..……….47 Tablo 4.8. Bilişsel Çarpıtmanın Evlilik Uyumu Üzerindeki Toplam, Doğrudan ve Aracılık Etkisi………...……..47 Tablo 4.9. Kaçınan Bağlanma ve Evlilik Uyumu Üzerindeki Ana Etkiler………..……48 Tablo 4.10.Bilişsel Çarpıtmanın Evlilik Uyumu Üzerindeki Toplam, Doğrudan ve Aracılık Etkisi………...49 Tablo 4.11. Kaygılı-Kararsız Bağlanma ve Evlilik Uyumu Üzerindeki Ana Etkiler……….50 Tablo 4.12.Bilişsel Çarpıtmanın Evlilik Uyumu Üzerindeki Toplam, Doğrudan ve Aracılık Etkisi……….51
xiv
ŞEKİLLER LİSTESİ
Şekil 1- SPSS PROCESS makrosu aracı değişken alt modellemesi Model 1……….45 Şekil 2- SPSS PROCESS makrosu aracı değişken alt modellemesi Model 2……….46 Şekil 3- SPSS PROCESS makrosu aracı değişken alt modellemesi Model 3……….46
BİRİNCİ BÖLÜM: GİRİŞ
Bu bölümde ilk olarak araştırmanın problem durumundan, problem cümlesinden ve alt problemlerden bahsedilmiştir. Ardından araştırmanın amacından ve önemine değinilmiştir. Son olarak ise araştırmanın sınırlılıkları, sayıltıları ve temel kavramların tanımlaması yapılmıştır.
1.1 Problem Durumu
Evlilik, ailenin bir araya gelmesini sağlayan sözleşmedir. Aile, bireylerin sevgi ve güven bulduğu yerdir. Aile, bireyler için duygusal olarak önemliyken; toplumlar için ise aile, toplumlarının temelini oluşturan ve geleceğini şekillendiren yerdir (Ulu, 2013). Ailenin yapısı toplumsal değişimlerin etkisiyle değişmiştir. Geleneksel Aile Yapısından uzaklaşma ile birlikte kadınların daha fazla çalışma hayatına girmesi, evlilik yaşının yükselmesi, toplumsallığın yerini daha fazla bireyselliğin alması, boşanma oranlarının artması gibi faktörler evliliği Geleneksel Aile Yapısıyla bakmayı zorlaştırmıştır (Bartkowski ve Xu, 2010). Dünya genelinde ekonomik, sosyal, kültürel alanlardaki hızlı değişimlerle birlikte evli bireyler arasında uyum sorunlarına yol açabilmekte, çiftler bazen bilişsel çarpıtmalar kullanabilmekte, bu durumda evlilik uyumunda sorunu olan çiftlerin daha fazla sorun yaşamasına ve olumsuz duyguların artmasına neden olabilmektedir (Küçükçelik, 2015).
Evlilik uyumu, evliliğin zorunlu ve gönüllü olan durumlarının bir denge içerisinde olmasıdır (Tutarel-Kışlak, 1999). Evlilik uyumuna yönelik tanımlamaların çoğunda mutluluk konusuna vurgu yapılmıştır (Kublay ve Oktan, 2015). Diğer bir deyişle, evlilik uyumu bireylerin eşleriyle birlikte olmaktan hoşnut olması olarak tanımlanabilir. Evlilik uyumunu duygu dışavurumu, depresyon, hoşgörü/beklentinin, kişilerarası ilişki tarzı, bilişsel çarpıtmalar, bağlanma stilleri, kişilik özellikleri gibi faktörler etkilemektedir (Çelebi ve Odacı, 2018; Köksal H., 2019; Küçükçelik Z.M., 2015; Tutarel-Kışlak ve Göztepe, 2012).
Ülkemizde her yıl ortalama 150.000 boşanma gerçekleşmektedir (Tüik, 2019).
Boşanmaların nedenlerine baktığımız zaman %50,9 oranında eşlerin partnerine sorumsuz ve ilgisiz davranması gelmektedir (Tüik, 2019). Evliliğin devam etmesinde çiftlerin uyum içerisinde olması önemli olabilmektedir. Evlilikte eşler arasında etkili iletişimin olması evlilik uyumunu arttırabilmektedir (Şener ve Terzioğlu, 2008). Geleneksel Aile Yapısındaki değişimlerle birlikte evlilik sisteminde eşlerin rollerinde ve cinsiyet rollerinde değişimler olabilmektedir.
Eşler arasında bilgiyi işleme sürecinde ve mantıksal olarak bu durumu ifade etmede güçlükler olduğu zaman çiftler arasında sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Diğer bir değişle,
eşler arasındaki iletişimde bilişsel çarpıtmalar oluşmaktadır. Bilişsel çarpıtma, bireyin durumu aşırı genellemesi, olayı kişiselleştirmesi, durumu seçici soyutlaması ve zihin okumasına denir (Beck, 2001 Akt. Küçükçelik, 2015). Boşanma nedenlerine baktığımız zaman çiftlerin aralarındaki iletişim şekli önemli olmaktadır. Bununla beraber, kişilerin iletişim kurarken sahip oldukları bilişsel çarpıtmalar evlilik uyumlarını azaltabilmektedir (Hamamcı,2005). Bilişsel çarpıtmaları kullanmada kişilerin sahip olduğu bağlanma stillerinin etkisi olabilmektedir. Bireylerin korkulu, kayıtsız ve saplantılı şekilde bağlanma stiline sahip olmasıyla bilişsel çarpıtmalar arasında ilişki bulunmuştur (Çam ve Çelik, 2018).
Bireyin bebeklik döneminde ve erken dönemde yaşadığı ilişkilerin önemli olduğunu söyleyen Bowlby (1988), bağlanma teorisinde bu ilişkilerin dinamiklerini açıklamaya çalışmıştır. Bağlanma teorisine göre bireyin çocuklukta ve erken yaşlarda yaşadığı ilişkilerin bireyin bağlanma stillerini oluşturduğunu ve bu durumun bireyin ileride oluşturacağı romantik ilişkileri etkileyebileceğini ileri sürmüştür (Akt. Turanlı, 2010). Bağlanma teorisine göre, bireyin sahip olduğu bağlanma stili evlilik ilişkisini etkileyebilmektedir (Möller, Hwang ve Wickberg, 2006; Özer ve Cihan-Güngör, 2012).
Alan yazın incelendiğinde bireyin mantık dışı olarak durumu ifade etmesi ve bilişsel süreçlerden kaynaklanan bilişsel çarpıtmaların olması, bireyin bağlanma stilleri ile ilişkisinin olduğunu düşündürebilir. Bireyin durumu veya olayı mantık dışı şekilde ifade etmesi ve bilişsel çarpıtmalar yapmasının evlilik uyumuna etkisini göstermektedir (Yıldırım, 2018). Kişinin sahip olduğu bağlanma stili ve evlilik uyumu arasında ilişkinin olduğunu gösteren çalışmalar da vardır (Açık, 2008). Bireyin bilişsel çarpıtmalarının evlilik uyumuna etkisinde çiftlerin sahip olduğu bağlanma stillerinin aracı olup olmadığının bilinmesine ihtiyaç bulunmaktadır.
1.1.1.Problem Cümlesi
Çalışmada evli çiftlerin bilişsel çarpıtmaları, evlilik uyumları ve bağlanma stillerinin demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı; bilişsel çarpıtmalar ve evlilik uyumu arasındaki ilişkide bağlanma stillerinin aracı rolünün olup olmadığı belirlenmeye çalışılacaktır. Çalışmanın problem cümleleri şu şekildedir:
Evli çiftlerin bilişsel çarpıtmaları, evlilik uyumları, bağlanma stilleri; cinsiyet, yaş ve evlilik süresine göre anlamlı şekilde farklılaşmakta mıdır?
1. Evli çiftlerin bilişsel çarpıtmaları ve evlilik uyumları arasındaki ilişkide bağlanma stillerinin aracı rolü var mıdır?
1.1.2. Alt Problemler
Problem cümleleri bağlamında birinci problem cümlesinin alt problemlerine yanıt aranacaktır:
1. Evli bireylerin bilişsel çarpıtmaları, evlilik uyumları ve bağlanma stilleri cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir?
2. Evli bireylerin bilişsel çarpıtmaları ve evlilik uyumları yaşa göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir?
3. Evli bireylerin evlilik uyumları evlilik süresine göre anlamlı bir farklılık göstermekte midir?
Problem cümleleri bağlamında ikinci problem cümlesinin alt problemlerine yanıt aranacaktır:
1. Evli çiftlerin bilişsel çarpıtmaları ve evlilik uyumları arasındaki ilişkide güvenli bağlanmanın aracı rolü var mıdır?
2. Evli çiftlerin bilişsel çarpıtmaları ve evlilik uyumları arasındaki ilişkide kaçınan bağlanmanın aracı rolü var mıdır?
3. Evli çiftlerin bilişsel çarpıtmaları ve evlilik uyumları arasındaki ilişkide kaygılı- kararsız bağlanmanın aracı rolü var mıdır?
1.2Araştırmanın Amacı
Bu araştırmanın birinci amacı evli çiftlerin bilişsel çarpıtmaları, evlilik uyumları, bağlanma stillerinin demografik değişkenlere göre anlamlı şekilde farklılaşıp farklılaşmadığını incelemektir. İkinci amacı ise evli çiftlerin bilişsel çarpıtmaları ve evlilik uyumları arasındaki ilişkide bağlanma stillerinin aracı rolünü incelemektir.
1.3.Araştırmanın Önemi
Bireylerin olayları ve durumları ya hep ya hiç şeklinde ifade edip düşünmesi, kişiselleştirmesi, genelleştirmesi gibi bilişsel çarpıtmaları evlilik ilişkisi yaşayan çiftlerin ilişkisini etkileyebilmekte ve ilişkide çatışmalara sebep olabilmektedir (Möller, Rabe ve Nortje, 2001). Boşanma nedenleri arasında iletişim sorunu en önemli neden olmaktadır (Tüik, 2019). Evli bireylerin mantık dışı inançlarının ve bilişsel çarpıtmalarının olması evlilik uyumlarını olumsuz şekilde etkileyebilmektedir (Addis ve Bernard, 2002).
Bowlby’ e göre, bebeklikte bakım verenlerimizle kurmuş olduğumuz ilişkiye göre bağlanma davranışlarımız oluşmaktadır (Mercer, 2005). Gallo ve Smith’e göre (2001), çiftlerin güvensiz bağlanma stillerine sahip olması evlilikte çatışmalarını arttırabilmektedir.
Evlilik sürecinde çiftlerin uyum içerisinde olmasında kişilerin bağlanma stillerinin güvenli şekilde olması evlilik sürecine olumlu bir katkı yapabilmektedir (Akpınar, 2019; Bozkurt, 2020; Çağlayan, 2019; Erişti, 2010; Genç, 2020). Bunun yanı sıra çiftlerin güvensiz bağlanma stiline sahip olması bilişsel çarpıtmaları arttırabilmektedir (Çelebi, 2016; Sarsıcı, 2019; Yıldız, 2019). Çiftler arasındaki iletişimde bilişsel çarpıtmanın olmaması ve güvenli bağlanma stillerinin olması evlilik uyumları arttırabilmektedir. Boşanmaların azaltılmasında evli bireylerin bağlanma stillerinin ve bilişsel çarpıtmalarının önemli olduğu görülmektedir.
Türkiye’de son yıllarda boşanma sayılarının arttığı görülmektedir (Tüik, 2020). 2020 yılında boşanmaların %35,3’ü evliliğin ilk beş yılı içerisinde, %20,7’si ise evliliğin 6-10 yılı içerisinde gerçekleşmiştir (Tüik, 2020). Boşanma nedenleri arasındaki en yüksek neden sorumsuz ve ilgisiz davranma gelmektedir (Tüik, 2019). Boşanma nedenleri içinde yer alan en önemli nedenlerden birisi de çiftlerin iletişim sorunlarıdır. Bu çiftler genellikle birbirlerinin ifadelerini bilişsel olarak çarpıtmaları en sık görülen iletişim sorunlarındandır.
Çiftler arasındaki iletişim güçlendirilip ve bu konuda becerileri geliştirilirse evlilik uyumları arttırılabilir (Yalçın ve Karahan, 2007). Evliliğin devam etmesinde ve boşanmaların azaltılmasında çiftlerin bilişsel çarpıtmalarının az olması ve iletişim becerilerinin iyi olması önemlidir. Çiftler arasında etkili iletişimin olması cinsiyet ve evlilik rollerindeki değişimlere karşı evlilik uyumunu yükseltebilmektedir (Şener ve Terzioğlu, 2008).
Bununla birlikte, evlilik uyumu üzerinde bağlanma stillerinin ve bilişsel çarpıtmaların önemli bir nedeni olabilmektedir (Çelebi ve Odacı, 2018; Tutarel-Kışlak ve Göztepe, 2012). Bu sebeple bu çalışmada bilişsel çarpıtmaların çiftlerin evlilik uyumu ilişkisinde bağlanma stillerinin doğrudan ve aracılık ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Bu çalışma, çiftlerin bilişsel çarpıtmalarının evlilik uyumu üzerindeki ilişkisinde bağlanma stillerinin olumlu ya da olumsuz rolünün ne olduğunun bilinmesine yardımcı olacaktır. Bilişsel çarpıtma ve bağlanma stilleri kavramlarının aile danışmanlığı programlarında daha belirgin şekilde dikkat edilmesi ve bu kavramlara daha fazla odaklanılmasına zemin hazırlayacaktır. Bu çalışmanın aynı zamanda hem bilişsel çarpıtmanın hem de bağlanma stillerinin evlilik uyumu üzerindeki doğrudan ve aracılık rolüne ilişkin sonuçların alan yazına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
1.4.Araştırmanın Sınırlılıkları
1.Araştırma evli çiftler ile sınırlandırılmıştır. Bu sebeple toplumdaki diğer ilişkilere genellenemez.
2. Araştırmanın evreni 2020 yılında evli olan bireylerle sınırlandırılmıştır.
3. Araştırma kapsamında uygulanan ölçme araçları kendini ifade etme ölçekleridir.
Katılımcıların ölçek maddelerine verdikleri tepkiler doğru olarak kabul edilmiştir.
4. Araştırma evli çiftlerin bilişsel çarpıtmaları, İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeğinden elde edilen puanlarla sınırlıdır.
5. Araştırma evli çiftlerin evlilik uyumları, Evlilik Uyumları Ölçeğinden elde edilen puanlarla sınırlıdır.
6. Araştırma evli çiftlerin bağlanma stilleri, Üç Boyutlu Bağlanma Stilleri Ölçeğinin ölçtüğü verilerle sınırlıdır.
7. Araştırma ölçeklerini cevaplayan katılımcıların; cinsiyet, yaş, eğitim durumu, yaşadığı yer, evlilik süresi, evlilik uyumları, bilişsel çarpıtmaları, bağlanma stilleri ile sınırlandırılmıştır.
8. Değişkenler arası ilişkiler kesitsel araştırma yöntemi kullanılarak belirlenmiştir.
Dolayısıyla değişkenler arasındaki ilişkiler arasında nedensellik kurulamaz.
1.5.Sayıltılar Araştırmanın sayıltılarına aşağıda yer verilmiştir.
-Araştırmanın amacı doğrultusunda belirlenen hipotezlerin test edilmesine yönelik seçilen yöntemin uygun olduğu;
- Araştırmanın amacı doğrultusunda belirlenen ölçeklerin ilgili değişkenleri istenilen düzeyde ölçtüğü;
- Araştırmaya katılan evli çiftlerin araştırma kapsamındaki ölçeklerde kendilerini en iyi ifade eden seçeneği ciddiyetle ve içtenlikle cevaplandırdıkları varsayılmıştır.
1.6.Tanımlar
Bilişsel çarpıtmalar: Bireyin bilişsel işlemleri çevreden alınan bilgiyi daha katı ve uygunsuz şekilde işlemleyerek, duruma uygun olmayan ve bireyde duygusal sıkıntılara yol açan; bilgiyi işleme sürecinde meydana gelen, bulunulan ortama ve şartlara uygun olmayan olumsuz otomatik düşüncelerin meydana getirdiği bilişsel işlemlerdir (Türkçapar, 2018).
Evlilik uyumu: Çiftlerin günlük yaşamda değişen koşullara uyum sağlaması ve çiftlerin önemli olan konularda fikir birliğine varıp tatmin olmasıdır (Spainer, 1976).
Bağlanma Stilleri: Bowlby’e göre (1973) çocukluk dönemin kurulan ilk ilişkiler bireyin gelecekte oluşturacağı ilişki stillerinin esasıdır (Hazan ve Shaver, 1990 Akt. Eroğlu, 2020). Erken çocukluk ve bebeklik döneminde kurulan bu ilişkiler bireyde farklı bağlanma
stilleri oluşturur. Bowlby ve Ainsworth yaptıkları çalışmalarda güvenli, kaygılı/kararsız ve kaçınma olmak üzere üç şekilde bağlanma stili ortaya koymuşlardır (Eroğlu, 2020).
İKİNCİ BÖLÜM: KURAMSAL ÇERÇEVE ve İLGİLİARAŞTIRMALAR Bu bölümde bilişsel yaklaşımlar, evlilik, evlilik uyumu, bağlanma ve bağlanma stilleri kuramsal çerçevede açıklanmıştır. Ardından değişkenler arasında yapılmış olan çalışmalar belirtilmiştir. Yerli ve yabancı çalışmalar değişkenler arasındaki ilişkilere göre sınıflandırılarak ifade edilmiştir.
2.1.Kuramsal Çerçeve 2.1.1. Bilişsel Yaklaşımlar
Bu başlık altında bilişsel yaklaşımların temel kavramları açıklanıp bilişsel çarpıtmalar konusuna değinilecektir.
2.1.1.1 Ellis’in akılcı-duygusal davranış terapisi (ADDT). Albert Ellis psikanaliz kökenli olup çalıştığı danışanlarında psikanalitik yaklaşımın yeterli olmadığı varsayımından hareketle, 1950’lerin ortalarında “Akılcı Terapi” adıyla yeni bir terapi ekolü oluşturmuştur.
1960’ların başında Albert Ellis’in ekibinin içinde bulunan terapistler bilişin davranışlar üzerinde etkili rolünü vurgulamak için kuramın ismini “Akılcı Duygusal Terapi” olarak değiştirmişlerdir. Daha sonra ise kuramın biliş, duygu ve davranışların birbirleriyle etkileşim içerisinde olmasından dolayı “Akılcı-Duygusal Davranışçı Terapi” olarak adlandırmıştır (Corey, 2012,382). Akılcı Duygusal Davranışçı Terapinin varsayımlarının birkaçı şunlardır (Ellis, 2004a, 2004b, 2011akt. Corey, 2012, 383-384):
1) Düşünce, hissetme ve davranışlarımız sürekli etkileşim halinde olup her biri diğerini etkiler. Duygularımız, düşüncelerimiz ve davranışlarımızla kendimizi rahatsız ederiz. Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi rahatsız edici duygu, davranış ve düşünceleri en az indirmek için çeşitli teknikler kullanır.
2) Düşünce olarak şansız olduğumuz olaylar meydana geldiği zaman, bu olaylar hakkında mantıksız inançlar oluşturma eğilimindeyizdir. Bu olaylarla ilgili akılcı olmayan inançlar genellikle psikolojik sorunlara neden olmaktadır.
3) Bu terapi ekolüne göre değişmeyi umuyorsak, kendimizi rahatsız edici düşüncelerimizi, duygularımız ve eylemlerimizden sorumlu olduğumuzu kabul etmemiz;
gereksiz yere bizi rahatsız eden düşüncelerimiz, duygularımız ve davranışlarımızı fark etmemiz; bunların yanında değişmek için motive olmamız gerekir.
Akılcı Duygusal Davranışçı Terapi, insanın hem mantıklı hem de mantıksız düşünce potansiyeli ile doğduğunu belirtir. Bu terapi ekolüne göre insanın kendini koruma, mutlu etme, düşünme ve sözle ifade etme, başkalarıyla sosyalleşme, büyüme ve kendini gerçekleştirme eğilimi vardır. Ayrıca insanın kendini yok etme, düşünceden kaçınma, erteleme, hataların sonsuz tekrarı, batıl inançlar, hoşgörüsüzlük, mükemmeliyetçilik,
kendini suçlama ve kaçınma eğilimleri vardır. Akılcı Duygusal Davranışçı Terapinin amacı insanları mantıksız düşünmeden çıkarmak ve kendisiyle daha fazla barış içinde yaşamayı öğretmektir (Corey, 2012,277).
Akılcı Duygusal Davranışçı Terapinin merkezinde A-B-C teorisi yer alır. A “bireyi harekete geçiren olay veya durum”, B “bireyin olay veya durum karşısında oluşan düşünceleri”, C “duygusal ve davranışsal tepkidir”. Bireyin tepkisi olaylar veya durumlar karşısında sağlıklı veya sağlıksız olabilir. A (harekete geçirici olay) C’ye (duygusal sonuç) neden olmaz. Bunun yerine B’nin A hakkında oluşan düşüncesi C’nin duygusal tepkisine neden olur (Corey, 2012,278). ABC modeline örnek verecek olursak,
A (Olay): Kalp atımlarının hızlanması.
B (İnançlar): Kalp krizi geçiriyorum.
C (Duygusal, Davranışsal Sonuçlar): Korku, acil servise başvurma (Türkçapar, 2018)
Akılcı Duygusal Davranışçı Terapiye göre işlevsel olmayan kişiliğimizi şu adımları yaparak değiştirebiliriz,
1) Kendi duygusal sorunlarımızı oluşturduğumuzu kabul etmek,
2) Kabul ettiğimiz bu duygusal sorunları değiştirme yeteneğine sahip olduğumuzu bilmek,
3)Duygusal sorunlarımızın büyük ölçüde mantıksız olan inançlardan kaynaklandığının farkında olmak,
4) İnançları algılamak,
5) Kendisini engelleyen inançlarını görebilmek,
6) İnançlarımıza giden duygusal ve davranışsal yolda değişmek için sıkı çalışmanın gerektiğini ve değişmeyi beklemenin iyi sonuçlar çıkaracağının farkında olmak,
7) Akılcı Duygusal Davranışçı Terapinin yöntemlerinin uygulanması hayatımızın geri kalanında rahatsız edici sorunları kökten sökmek ve değiştirmek için iyi bir yöntem olduğunun bilincinde olmak (Ellis, 1999, 2001b, 2002, Akt. Corey, 2012,279).
2.1.1.2 Beck’in bilişsel terapi modeli. Aaron T. Beck 1960’ların başında “bilişsel terapi” olarak adlandırdığı bir psikoterapi yöntemi geliştirdi (Akt. Beck, 2011). Bilişsel model bütün psikolojik rahatsızlıkların temelinde işlevsiz olan düşüncelerin olduğunu belirtir. Bu modele göre insanlar işlevsiz olan düşüncelerini daha gerçekçi ve olan duruma göre daha uygun şekilde değerlendirdikleri zaman, davranış ve duygusal durumlarında gelişme yaşarlar. Bu kuramı uygulayan bilişsel terapistler danışanlarının ruh halinde ve davranışlarında kalıcı bir iyileşme sağlamak için bilişin daha derinlerinde yer alan
danışanların kendilerine yönelik, kendi dünyalarına yönelik ve diğer insanlara yönelik temel inançlarıyla çalışırlar (Beck, 2011).
Türkçapar’a (2018) göre bilişsel kuram bilişsel psikolojiyi temel alarak geliştirilmiş klinik bir kuramdır. Bu kurama göre, olayların kendisinden çok algılanma ve yorumlama şekline önem verir; bireyin yaşantılarını yorumlama biçimi duyguları ve davranışları üzerinde etkilidir. Bilişsel kuram yaşantıları yorumlama ve algılama sürecinde işlevsiz olan düşünceleri değiştirerek psikolojik işlevselliği arttırmaya çalışır.
Bilişsel terapi modeli danışanların bilişlerini şemalar ve otomatik düşünceler olarak ikiye ayırmaktadır. Şemalar kendi içinde ara inançlar ve temel inançlar olarak ayrılmaktadır.
Bilişsel modelde ilk olarak danışanın otomatik düşünceleriyle çalışılmakta ardından ara inançları ve daha derine gidilmesi gerekiyorsa temel inançlarıyla çalışılmaktadır. Temel inançlar kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve genel olarak dünyaya bakış açısını etkiler. Üç çeşit temel inancımız vardır: çaresizlik, sevilmeme ve değersizlik. Temel inançlarımız otomatik düşüncelerimiz üzerinde etkilidir. Otomatik düşüncelerimiz ise duygularımız ve davranışlarımız üzerinde etkili olmaktadır (Türkçapar, 2018).
2.1.1.2.1 Otomatik düşünceler. Otomatik düşünceler çaba gerektirmeden ve tercih edilmeden oluşan düşüncelerdir. Psikolojik rahatsızlıklarda otomatik düşünceler genellikle çarpıtılmış ve aşırıya kaçılmıştır (Sharf, 2011). Otomatik düşünceler elde edilebilir olduğundan değiştirilebilir. Refleks gibi ani ve istemsiz olan bu düşünceler istemsiz şekilde bilişe gelir ve bilişe gelmesinde kontrol edilemez (Erginsoy, 2010).
2.1.1.2.2 Şemalar. Ara inançlar, yaşanan duruma özgü olan otomatik düşüncelerin altında kişinin dile getirmemekte olduğu ama inandığı kurallar ve sayıltılardır. Bu kurallar ve sayıltılar söze dökülmese bile davranışların oluşumunda etkilidir. İnanç ve sayıltılar bireyin kendisi, çevresindeki insanlara yönelik ve yaşadığı çevreye yönelik doğrudan yaşantılar, gözlemler ve başkalarından alınan bilgilerle oluşurlar (Türkçapar, 2018). Ara inançlar otomatik düşünceler kadar kolay değiştirilebilir olmasa da temel inançlara göre değiştirilmesi daha kolaydır (Beck, 2011).
Temel inançlar, bireyin geçmiş yaşantıları ve deneyimleri sonucu oluşmuş, bireyin kendisi, çevresi ve dünyaya yönelik bilgiyi nasıl düzenleyeceğine yönelik oluşmuş bilişsel yapılarıdır. Bireyin geçmiş deneyim ve yaşantıları sonucu oluşmuş temel inançları yaşamın ilerleyen yıllarında benzer deneyimleri ve yaşantıları sonucu pekişmektedir. Bireyin kişiliğini oluşturan duygusal ve davranışsal örüntülerin temelinde bu tür inançlar yer almaktadır. Temel inançlar üç gruptan oluşmaktadır: çaresizlik, sevilmeme ve değersizliktir (Türkçapar, 2018).
2.1.1.2.3 Bilişsel çarpıtmalar. Bilişsel yapıda oluşan işlevsiz inançlar bireyin bilgi işleme sürecinde psikopatolojiye özgü bilişsel sonuçlara yol açmaktadır. Literatürde bilişsel hata veya bilişsel çarpıtma olarak geçen bu sonuçlar her insanda görülmekle birlikte kişilik bozukluğu ve ruhsal rahatsızlıklarda daha sık, sistematik ve işlevsiz şekilde görülebilmektedir. Bilişsel çarpıtmalar sorun yaşanan durumlarda çevreden alınan bilginin daha katı ve işlevsiz şekilde işlenmesidir. Bu bilgiyi işleme süreci yaşamı zorlaştırmaktadır.
Duruma uygun olmayan ve işlevsiz şekilde oluşan otomatik düşünceler işlevsiz bilgi işleme süreçlerini oluştururlar (Türkçapar, 2018).
Akılcı Duygusal Davranışçı Terapiye göre, psikolojik sorunların oluşmasında kişinin sahip olduğu mantık dışı inançlar vardır. Bu inançlar kişinin kendisine yönelik, başkasına yönelik ve içinde bulunduğu çevreye yönelik -meli,-malı şeklindeki değişmez zorunluluklar ve istekleri içermektedir (Ellis,1993 akt. Çivitci, 2006). Kişinin bir olay karşısında rahatsız derecede olumsuz duygular yaşamasının sebebi mantık dışı inançları ve gerçekçi olmayan beklentileridir. Birey mantık dışı inançları yerine, duruma ve olaya göre mantıklı, daha gerçekçi ve akılcı düşüncelerle değiştirebilirse psikolojik rahatsızlıklarında da azalmalar görülecektir (Dryden ve Ellis, 1988 akt. Çivitci, 2007).
Zihin okuma, diğer insanların bizim hakkımızda veya dünyaya yönelik ne düşündüğünü bilmek ve onların da bizim hakkımızda ne düşündüğüne dair inanç geliştirmektir (Türkçapar,2018). Başka kişilerin bizim hakkımızda ne bildiğine yönelik düşüncelerimizi ifade eder. Örneğin, bir arkadaşının onunla alışverişe gitmemesinin sonucunu arkadaşının onunla vakit geçirmemesine bağlayabilir ama aslında arkadaşının alışverişe gitmemesinin başka nedenleri olabilir (Sharf, 2011).
Felaketleştirme, olumlu sonuçlarını görmeksizin veya yok sayarak geleceği olumsuz bakış açısıyla öngörmeye denir. Küçük kanıtlara bakarak o kanıtları yeterince değerlendirmeden geçirmeden ve diğer seçenekleri hesaba katmadan olayları hep olumsuz olarak öngörmektir (Türkçapar, 2018). Örneğin, “bu işi elime yüzüme bulaştıracağım”,”bu iş görüşmesi hiç iyi sonuçlanmayacak” felaketleştirmeye örnek verilebilir. Beck çalışmasında özellikle depresif hastalarının kendilerine özeleştiri yaptıklarını ve suçlayıcı ifadeler içerisinde olduklarını fark etti. Çalışmasında Beck depresif hastaların daha çok geleceğe yönelik başarısızlık ve felaketleştirme içerisinde olduklarını, olayların olumlu tarafına odaklanmanın uygun olduğu yerlerde olumsuz tarafına odaklandıklarını fark etmiştir (Sharf, 2011).
Zihinsel filtreleme, bir olayda köşede kalmış bilgileri değerlendirilirken, diğer bilgilere bakılmaksızın toplam içeriğinin önemini yitirmesi olarak tanımlanabilir (Corey,
2015). Yaşanılan durumu veya olayı bağlamında kopararak sadece tek bir detaya göre odaklanma, bağlamın daha belirgin diğer özelliklerini görmemek ve tek bir detay üzerinden durumu değerlendirmektir. Notları pekiyi olan bir öğrencinin bir notunun orta olmasını düşünerek sınıfta kalacağını veya yaptığı konuşması herkes tarafından beğenilen bir kişinin arkadaşının onun konuşmasını beğenmemesi sebebiyle sürekli kendini kötü hissetmesi zihinsel filtrelemeye yönelik bilişsel çarpıtmaya örnek olarak verilebilir (Türkçapar, 2018).
Aşırı genelleme, tek bir olaya bakarak temel inançlar oluşturma ve bunları farklı olaylara uygun olmayan şekilde uygulama olarak tanımlanabilir (Corey, 2015). Başka bir ifadeyle aşırı genelleme, kısıtlı sayıda örneği temel alarak oluşturulmuş inançları izlemektir (Türkçapar, 2018). Örneğin, yakın bir arkadaşının güven sarsıcı davranışı sonucunda
“insanların hepsi güvenilmezdir”, bir işte başarılı olamayan birisinin “her zaman başarısızım hiç başarılı olamıyorum” diyerek söylemesi örnek verilebilir. Beck’e (2011) göre, aşırı genelleme durumundaki kişi, mevcut durumun ötesinde çok fazla olumsuz sonuçlar çıkarabilir.
Hep ya da hiç tarzı düşünme, bireylerin olayları siyah veya beyaz görmesidir. Hep ya da hiç bakış açısında yaşantılar iki uç bağlamda değerlendirilir. Bir olay ya tamamen olmuştur ya da hiç olmamıştır; bu iki uç arasında yer alan gri bölge görülmez. Örneğin,
“mükemmel olmazsam başarısızım”, “eleştiriliyorsam sevilmiyorumdur” gibi düşünceler örnek verilebilir. Bu tarz bilişsel çarpıtmalar durumu basitleştirip, sorunun çözümünü tıkayarak çatışmaları doğurabilir (Türkçapar, 2018).
Duygudan sonuç çıkarma, aksine güçlü kanıtlar olmasına rağmen sadece hissederek durumun veya olayın doğru olduğuna inanmaktır. (Beck, 2011). Örneğin, “çok şeyi başarmama rağmen kendimi yetersiz hissediyorum” düşüncesi örnek verilebilir.
Etiketleme, kişiyi gerçeğe daha uygun değerlendirmeler yapmak yerine genel etiketler yapıştırıp bütün durumu bu etiketler çerçevesinde değerlendirmektir (Türkçapar, 2018). Örneğin, bir sınavda başarısız olan birisinin bu sınavda başarılı olamadım demesi yerine “başarısız birisiyim”; kitabını bulamayan birisine annesinin “dağınık birisin” demesi bu düşünce hatalarına ve bilişsel çarpıtmalara örnek verilebilir.
Kişiselleştirme, kişinin davranışlarının daha makul ve mantıklı açıklamalarını düşünmeden başkalarının olumsuz davranışlarının nedeni olarak kendisini görmesidir (Beck, 2011). Sıkıntı içerisinde olan kişiler genellikle kendi ruhsal acılarına odaklanırlar.
Olumsuz bir deneyim yaşadıklarında, reddedilip ve suçlandıkları zaman bunun nedeni olarak kendilerini suçlama eğiliminde olurlar. Kişiselleştirme yapan kişiler, kendisiyle tam ilgisi olmayan veya dolaylı ilgisi olan durumların olumsuz sonuçlarından kendisini sorumlu
tutarlar (Türkçapar, 2018). Örneğin çocuğu yaşamında başarısız olan bir annenin “iyi anne olamadım”; bulunduğu bir buluşmaya birisinin katılmaması üzerine “geleceğimi bildiği için katılmadı”; sosyal anksiyetesi olan birisinin “bana bakıyorlar, beni izliyorlar ve bana gülüyorlar” tarzında düşünmesi kişiselleştirme düşünce hatalarına örnek verilebilir.
Meli-Malı ifadeleri, olmalı ifadelerini içinde bulunduran bu düşünce şeklinde kişinin kendisinin, diğer insanların dünyaya ne şekilde davranması konusunda katı kurallarının olmasıdır. Kişi bu kuralların gerçekleşmesini ister ve bir şeyi yapmanın sadece tek yolu olduğuna inanır. Eğer kişinin bu tarz kuralları olduğu zaman bunlara uymadığında kendisinde suçluluk hisseder; diğer insanlara karşı da öfke ve kızgınlık duyguları beslerler (Türkçapar,2018). Örneğin; “Hiçbir şekilde korkmamalıyım”, “Çevremdeki herkese karşı eşit sevgimi göstermeliyim”, “hayatta sürekli başarılı olmalıyım” gibi düşünce ifadeleri örnek verilebilir.
Olumluyu küçültme ya da yok sayma, bireyler bazı zamanlarda durumları veya olayları değerlendirirken olumlu olayları küçültme; olumsuz olayları ise büyültme davranışı gösterebilirler. Bu düşünce hatası olan bireyde kendi yaptığı olumlu davranışları küçük;
diğer insanların yaptığı olumlu davranışları ise büyük görürler. Zor ve iyi bir okulda mezun olan depresif bir danışanda “bu okuldan benim gibi kaç kişi mezun oluyor bunu herkes yapar” gibi düşünmesi örnek verilebilir (Türkçapar, 2018). Bu düşünce hatası ile kişi aşağılık kompleksine girerek depresifliğini sürdürür (Sharf, 2011).
2.1.2. Evlilik
Evlilik, kadın ve erkek arasındaki akrabalık bağını oluşturan sosyal bir anlaşmadır (Erişti, 2010). Evlilik iki kişinin biyolojik, psikolojik ve sosyal ihtiyaçlarını giderebildiği yerdir. Evlilik iki kişinin birlikte yaşamak, hayatı paylaşmak, çocuk yapmak ve yetiştirmek üzere aralarında oluşturduğu sözleşmedir. Evlilikte, eşlerin ve çocukların hak ve sorumlulukları yasalarla belirlenmiş olmasının yanı sıra toplumsal kurallar, adetler ve inançlarla da belirlenmiştir (Özgüven, 2000).
Bir başka tanıma göre, evlilik, ilişkilerin yoğunluğu, işlevi ve süresi olarak diğer insan ilişkilerinden farklılıkları olan bireyin psikolojik ve duygusal gelişimi için önemli olan ilişki türüdür (Ritvo ve Glick, 2002). Evlilik sosyal bir kurum olan ve kendi içinde kuralları olan bir sistemdir (Peters ve Dush, 2009). Evlilik eşler arasında ortaklaşa oluşturulan sözleşmedir. TMK Madde 185’de “evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur.
Eşler bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine
sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar” ifadesine yer verilmiştir. Evlilik neticesinde oluşan aile sisteminde evli bireylerin rollerine özen göstermeleri gerektiği belirtmiştir (Ülgen, 2015).
Evlilik sisteminde mutluluğu etkileyen faktörler arasında, bireyin eşini çekici olarak görmesi, eşlerin hayata karşı olumlu ve olumsuz tutumları yer alabilmektedir. Bunun yanında bireylerin evlenme yaşları, çocuklarının olup olmadığı, sosyoekonomik düzeyleri, ortak amaçlarının varlığı, ilgi alanlarının olması ve cinsel yaşamları evlilikte mutluluğu etkileyebilmektedir (Gülsün ve Bozkurt, 2009).
Evliliğin amaçlarına bakıldığında bireyin biyolojik, psikolojik, sosyal ihtiyaçlarını giderebildiği, sevme ve sevilme ihtiyaçlarını karşılayabildiği; çoğalabildiği, kültürel olarak statü elde edebildiği, güvenlik ihtiyacını giderebildiği, yardımlaşmanın ve desteklemenin olduğu; geleceğe daha sağlam adımlarla ilerleyebildiği, toplumsal ve kültürel olarak cinsel yaşamını daha sağlıklı şekilde gerçekleştirebildiği ilişki ve sözleşme türüdür (Canel, 2012).
2.1.2.1 Evlilik uyumu. Evlilik uyumu, karı-koca arasındaki evlilik doyumunu arttırmak için çiftlerin hayattaki ortak amaçlarını uyum ve denge içerisinde gerçekleştirmesidir (Yeganeh ve Shaikhmahmoodi, 2013). Diğer bir tanımlamaya göre evlilik uyumu, çiftlerin kendilerini eşlerine uygun şekilde değiştirmesi ve günlük hayatın değişimlerine karşı uyum sağlamalarıdır (Spanier,1976 akt. Kublay ve Oktan, 2015). Evli çiftlerin birbirlerini sevdiklerini ve ilgilendiklerini hissettirmeleri, birbirlerinin farklı olduklarını kabul etmeleri ve farklılıklarına saygı duymaları, duygularını paylaşıp empatik anlayış içerisinde olmaları evlilik uyumlarını arttırabilmektedir (Özgüven, 2000, akt.
Tutarel-Kışlak ve Göztepe, 2012).
Sanayileşme ile birlikte toplumsal olarak bazı değişimler yaşanmıştır. Kadınların çalışma hayatına daha fazla girmesiyle birlikte aile yapısının temelleri değişmiştir. Bu toplumsal değişimle birlikte çiftlerin olumlu iş yaşantılarının olması evlilik uyumlarına olumlu katkı yapabilmektedir. Yalçın’a göre (2014) evlilik uyumunda kadınların olumlu iş yaşantısına sahip olması evlilik uyumlarına olumlu şekilde yansıyabilmektedir. Olumlu iş yaşantısı olumlu ev yaşantısına sebep olmakla birlikte evlilik uyumunu da olumlu yönde değiştirebilmektedir.
Evlilikte karşılıklı etkileşim içerisinde olan evlilik ve aile konularında ortaklaşa kararlar alabilen ve problem çözme becerileri olan çiftlerin evliliklerinde uyumu artar.
Evlilik uyumunda çiftlerin birbirleriyle kurmuş oldukları ilişkiden memnun olmaları ve mutlu olmaları beklenir (Erbek, Beştepe, Akar, Eradamlar ve Alpkan, 2005). İnsan hayatının büyük bölümünde yer tutan evlilikte uyumun olması halinde, kişilerin öznel mutluluğuna
katkı yapar. Diğer bir deyişle, evlilik uyumu beraberinde evlilikte mutluluğu getirmekte bu durum ise öznel mutluluğun ve genel mutluluğun belirleyicisi olabilmektedir (Kublay ve Oktan, 2015). Evlilikte mutluluğu birçok faktör etkiler. Bunlardan birisi, evlilikte çiftlerin kaliteli zaman geçirmesi ve çift olarak beraber olmaktan keyif almasıdır. Bir diğeri de, çiftlerin mizah tarzlarıdır. Mizah özelliklerine sahip olmak çiftlerin evlilik uyumlarını olumlu şekilde etkileyebilirken; mizah özelliklerine sahip olmayan çiftlerin ise evlilik uyumları olumsuz olarak etkilenmesine neden olur (Fidanoğlu, 2006).
Günümüzde cinsiyet ve evlilik rollerindeki değişmeyle birlikte eşler arasında uyum sorunları artabilmektedir. Bu uyum sorunlarının giderilmesinde etkili iletişim kurmak önemlidir (Şener ve Terzioğlu, 2008). Çiftlerin iletişim becerileri geliştirmesi evlilik uyumları arttırılabilir ve bu sayede çiftlerde uzun dönemli davranış değişikleri yapılabilmesini sağlayabilir (Yalçın ve Karahan, 2007). Evlilikte birlikte etkili ve kaliteli zaman geçirmek, eşine karşı nazik davranmak, duygusal ifadelerde bulunmak, sevgi sözcükleri söylemek, birlikte yemek yemek; fiziksel olarak yakın olmak ve tutarlı bir kişilik yapısına sahip olmak evlilik uyumu için önemlidir. Evlilikte öfkeli ve saldırgan davranışlar göstermek ise evlilik uyumunu olumsuz şekilde etkileyebilmektedir. Çiftlerde ayrılık kaygısının olması, kıskançlık düzeylerinin sağlıklı olmaması ve açık iletişimin kurulmaması da evlilik uyumuna olumsuz etki edebilmektedir (Lewinsohn ve Werner, 1997).
Spanier’ e göre, evlilik uyumunda çiftlerin hayatlarında önemli olan konularda ortaklaşa karar alabilmeleri, boş zamanlarında birlikte eğlenceli zamanlar geçirebilmeleri ve karşılıklı olarak partnerine sevgisini gösterebilmesi gerekmektedir. Evlilik uyumu yüksek olan çiftler, sorun çözme becerisi yüksek olan ailelerde yetişmiş, uyumlu bir kişilik yapısı olan ve belli bir olgunluğa erişmiş kişilerdir (Bozkurt, 2020).
Çiftlerin evlilik uyumlarında görülen psikolojik belirtilerin evliliğin devamında önemli olmaktadır. Çiftlerde var olan fobik bozukluklar ve depresyonun evlilik uyumu üzerinde olumsuz etkisi vardır. Bunun yanında eşlerin girişken kişilik yapısında olmaları ve var olan problemleri çözmek istemeleri evli kalma süresini etkileyebilmektedir (Hafner ve Spence, 1988). Evlilik uyumunda çiftlerin dışadönük kişilik yapısına sahip olması da evlilik uyumunu arttırabilmektedir. Dışadönük kişilik yapısı bireylerin örtük sosyal becerilerinde artışı sağlayabilmekte ve bu durum ise evlilik uyumunu arttırabilmektedir (Richmond, Craig ve Ruzicka, 1991).
Evli çiftlerin duygusal yakınlık düzeylerinin yüksek olması onların psikolojik olarak iyi oluş düzeylerini de etkileyebilmektedir. Psikolojik olarak refaha eriştikçe ve duygusal olarak yakınlıklarını gösterebildikçe çiftlerin evlilik uyumlarında düzelmeler
görülebilmektedir (Boden, Fischer ve Niehuis, 2010). Evlilikte eşlerin birbirlerine bağlılıkları ve çatışma çözme becerilerinin evlilik uyumuna etkisi bulunmaktadır. Evli çiftlerin eşten destek görme düzeyi arttıkça evlilik uyumları da artabilmektedir (Smith, Traupman, Uchino ve Berg, 2010). Evlilik uyumunda çiftlerin mantık dışı inançları ve duygularını ifade etme şekilleri de önemlidir. Partnerinin öfkesini, kaygısını ifade etme şekli, partnerinin kendini değersiz görmesi, rahatlık ihtiyacı içerisinde olması ve bu konuda uyum içerisinde olmamaları gibi nedenler de çiftler arasında uyum sorunlarına neden olabilmektedir (Addis ve Bernard, 2002).
Evlilik uyumunu etkileyen bir diğer faktör de çiftlerin birbirlerinden farklı kişilik özelliklerinin olmasıdır. Çiftlerden birisi ya da her ikisinin de öfke düzeyleri ve düşmanlık kişilik yapısında olması onların psikososyal yönünü etkilemektedir. Öfke düzeyleri yüksek olan çiftlerin problem çözme becerileri düşmektedir. Evlilik uyumunda çiftlerin öfkelerini kontrol edebilmeleri ve eşine karşı düşmanlık içerisinde olmamaları onların evlilik uyumunu arttırabilmektedir. Çiftlerin açık iletişim kurmaları ve empatik yaklaşım içerisinde olmaları sorunlarını çözmelerinde yardımcı olmaktadır (Baron, Smith, Butner, Nealey-Moore, Hawkins ve Uchino, 2007). Çiftlerin sorunlarını çözmede sahip oldukları reddedilme duyarlılığının olması evlilik uyumuna etkisi olabilmektedir. Reddedilme duyarlılığı yüksek olan kişiler kaçınan davranışları içerisine girmekte ve sorunlarını çözmek yerine uzaklaşmayı tercih edebilmektedir. Reddedilme duyarlılığı yüksek olan çiftlerin evlilik uyumlarında azalmalar olabilmektedir (Bozkuş, 2014).
Evlilik uyumunu etkileyen bir diğer faktör de çiftlerin geleneksel ve geleneksel olmayan bakışa sahip olup olmamadır. Örneğin, erkeklerin evlilikte geleneksel bakış açısına veya modern bakış açısına sahip olması evlilik uyumunu etkileyebilmektedir. Modern bakış açısına sahip erkeklerin evlilik uyumu artabilirken; geleneksel bakış açısıyla yaklaşan erkeklerin evlilik uyumları azalabilmektedir. Geleneksel bakış açısındaki evliliklerde, erkeklerin ev içi rollerinde kadına destek olanların destek olmayanlara göre evlilik uyumları arttırabilmektedir (Mcgovern ve Meyers, 2002). Geleneksel cinsiyet rollerine sahip bir erkeğin geleneksel sosyalleşme şekillerinin bir sonucu olarak evlilik uyumları olumsuz olabilir. Geleneksel cinsiyet rolleriyle kendini ifade eden bir erkeğin evlilik uyumlarında azalma görülebilmektedir (Lamke, 1989).
Evlilikte rollerin esnek ve belirgin olması da önemli bir faktördür. Çiftlerin evlilikteki rollerin paylaşımı konusunda uyumlu olmaları evlilik uyumlarını olumlu olmasını sağlar (Bochner, Krueger ve Chmielewski, 1982). Ev işlerinde rollerin sadece bir kişiye yüklenmesi evlilik uyumunu olumsuz kılarken; çiftler arasında ev işlerindeki rollerin
eşitlikçi ve dengeli olması evlilik uyumuna olumlu yönde etkileyebilir. Bunun yanında erkeklerin ev işlerine daha fazla zaman ayırması evlilik uyumu için önemlidir (Babarskiene ve Tweed, 2009). Çiftler arasındaki dengeli ve eşitlikçi bir sorumluluk paylaşımı evlilik uyumunu olumlu yönde katkı yapar (Macewen ve Barling, 1988).
Evlilik uyumunda güvensiz ve kararsız bağlanmaya sahip olması da bireylerin evlilik uyumlarında sorunlar yaratabilmektedir. Evlilikte bazı çatışmaların ortaya çıkmasını dolayısıyla evlilik uyumunu olumsuz yönde etkilemesine neden olabilir (Heene, Buysse ve Oost, 2007). Evlilik uyumunda güvenli bağlanmaya sahip çiftlerin evlilik uyumları daha yüksek olabilirken, korkulu bağlanma stiline sahip çiftlerin ise güvenli, saplantılı, kayıtsız bağlanma stiline göre daha düşük evlilik uyumları görülebilir (Çavuşoğlu, 2006; Taycan ve Kuruoğlu, 2014; Tutarel-Kışlak ve Göztepe, 2012). Bunun yanında olumsuz olayların nedeni olarak bireyin kendisini daha çok sorumlu tutması ve eşini daha az sorunlu tutması evlilikte bazı sorunların ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir. Örneğin, depresyonda olmanın ve olumsuz olaylar karşısında kendine yönelik nedensel yüklemeleri olan çiftlerin evlilik uyumu olumsuz olabilmektedir (Heene, Buysse ve Oost, 2007).
Çiftlerin uyku düzeninin de evlilik uyumunu etkileyebilmektedir. Uyanıklık zamanları ve uyku düzenleri uyumlu olmayan çiftlerin evlilik uyumlarında azalma olabilmektedir. Uyku düzenleri uymayan çiftler daha fazla evlilik çatışması yaşayabilmekte, ortaklaşa kaliteli aktivitelere ayırdıkları zaman azalabilmekte bunun yanında daha az sıklıkla cinsel ilişki yaşayabilmektedirler. Bunun aksine uyku düzenleri uyumlu olan çiftlerin evlilik uyumlarında artış olabilmektedir. Uyku düzenleri uyumlu olan çiftler ortaklaşa aktivitelere daha fazla zaman ayırabilmekte ve fiziksel olarak daha fazla yakınlaşabilmektedirler (Larson, Crane ve Smith, 1991).
Evlilik uyumu bazı demografik özelliklere göre de etkilenebilmektedir. Çocuk sayısı arttıkça çiftler arasında çocuklar konusunda ortak kararlar alınması gerektiği için çiftlerin evlilik uyumlarında azalmalar olabilmektedir. Çocuk sahibi olmayanların evlilikte daha uyumlu oldukları görülebilmektedir. Evlilik uyumunda çiftlerin 25 yaş altında evlenmesinin evlilik uyumlarında azalmalara neden olabilmektedir. Evlilik uyumunda evli kalma süresi olarak ilk beş yıl evli olanların evlilik uyumları daha yüksek olabilirken evlilik süresi arttıkça evlilik uyumlarında azalma görülebilmektedir (Erbil ve Hazer,2018). Bunun yanında evlilik uyumunda çiftlerin kardeşlerinin olmaması ve kök ailelerinde tek çocuk olarak yetişmesinin evlilik uyumlarını olumsuz şekilde etkileyebilmektedir (İlmen, 2020).
Evlilik uyumu çiftlerin eğitim seviyelerine ve sosyoekonomik seviyelerine göre de etkilenebilmektedir. Düşük eğitim seviyesi ve sosyoekonomik seviyede olan çiftlerin evlilik
uyumlarında azalmalar görülebilmektedir (Erbil ve Hazer, 2018). Bunun yanında tanışarak ve daha önce görüşerek evlenen çiftlerin evlilik uyumları görücü usulüyle evlenenlere göre daha yüksek olabilmektedir (Erbil ve Hazer,2018; İnce ve Tüfekçi, 2015; Şendil ve Korkut, 2008).
Evli çiftlerin olumsuz şemalarının aktif olması ve temel inançlarının olumsuz olarak ortaya çıkması evlilik uyumlarını etkileyebilmektedir. Sağlıklı bireylerde olumsuz bir olay karşısında geçici olumsuz duygular yaşanıp olumsuz şemalar etkinleşmektedir. Kronik ruhsal rahatsızlığı ya da kişilik bozukluğu olan bireylerde olumsuz temel inanç çoğu zaman etkin olmaktadır (Türkçapar, 2018). Çiftlerin bilişsel çarpıtmalarının olması evlilik uyumlarını olumsuz şekilde etkileyebilmektedir. Çaresizlik ve sevilmeme temel inancı aktif olan çiftlerin evlilik uyumlarında azalmalar olabilmektedir (Küçükçelik, 2015).
2.1.3. Bağlanma ve Bağlanma Stilleri
Bu başlık altında bağlanmanın tanımı, bağlanma kuramı, gelişim dönemlerine göre bağlanma davranışı ve dörtlü bağlanma modeline değinilecektir.
2.1.3.1 Bağlanma. Bowlby’ e göre bebeklik döneminde çocuğun birincil dereceden bakım vereniyle kurmuş olduğu ilişki ileride oluşturacağı sosyal ilişkiler üzerinde etkili olduğunu ileri sürer. Bebeklik döneminde oluşmaya başlayan bağlanma yetişkin döneminde oluşacak olan diğer ilişkilerin kalitesini etkileyebilir. Bebeklik döneminde birincil bakım verenle oluşan güvenli veya güvensiz bağlanma stilleri yetişkinlik döneminde oluşacak olan diğer ilişkileri olumlu veya olumsuz şekilde rol oynar (Esmen, 2020).
Bebekler, birincil bakım verenlerinden gelecek fizyolojik ve psikolojik tehdit ve tehlike durumlarına karşı kendi psikolojik ve fizyolojik bütünlüklerini koruma eğilimindedirler. Bebeklerin oluşacak bağlanma stilleri, bakım verenlerinden tehdit ve tehlike algılamalarına göre olumlu veya olumsuz şekilde olabilmektedir (Adshead ve Brown, 2003).
Bebeklerin tehlikelere karşı bilinçli olmaları onların tehlikelerden korunmasına yardımcı olabilmektedir. Bağlanma teorisine göre, çocuklar tehlikeli bir durum olduğu zaman çevresini izleyerek tehlikeden nasıl kurtulacağını öğrenmiş olurlar. Çocuklar birincil bakım vereninden ayrılması tepkisiz olan bağlanma figürünü harekete geçirerek bağlanma sistemlerini aktive etmektedirler. Çocuklar birincil bakım vereninin ayrılmasından sonra korkmuş veya sıkıntılı hissederse bağlanma sistemleri aktive olmaktadır. Çocuklar, korkmuş ve sıkıntılı hissettiklerinde çocukların bağlanma davranışı tetiklenmeye başlar. Bağlanma sisteminin amacı sistemi korumaktır. Amaca ulaşıldığı zaman bağlanma sisteminin aktive
olması durur. Çocukların tekrar bakım verenleriyle bir araya gelmesi onların fizyolojik uyarılmalarını ve duygusal rahatsızlıklarını azaltabilmektedir. Bağlanma davranışları iki amaç için oluşmaktadır. Birinci olarak bakım vereni çocuğa ulaştırmaktır. Çocuk bu davranışını ağlayarak, bağırarak, ses çıkararak ve diğer sıkıntı belirten işaretler vererek gösterir. İkincil olarak ise çocuğun bakım verene ulaşmasıyla oluşmaktadır. Çocuğun sarılması, emeklemesi gibi davranışlarla bakıcısına bağlanmayı sağlayabilir. Çocukların gülümsemesi ve sarılması gibi davranışları bakım verenlerinin dikkatini çekmek üzere gerçekleşebilmektedir (Howe, 2005).
Bakım verene ihtiyaç duyan bebekler, ihtiyaçlarını ve zihinsel durumlarını sadece davranışsal olarak ifade edebilirler. Bu davranışlarını ağlayarak, sarılarak, bağırarak, gülerek ifade edebilirler. Bebekler, bakım verenlerinin olaylar karşısında nasıl tepki verdiklerine ve nasıl hissettiklerine göre bilişsel şemalar oluşturmaktadırlar. Daha sonra bebeklerin oluşan bilişsel şemalarına göre bağlanma davranışı şekillenebilir (Howe, 2005).
2.1.3.2 Bağlanma kuramı. Bowlby’nin bağlanma kuramına göre, bağlanma bireyin hayatta kalması için var olan biyolojik kontrollü bir sistemdir. Çocuğun hayatta kalması için genetik olarak aktarılan hem iç güdüsel hem de karşılıklı oluşan bir bağ sistemidir. Bu kuruma göre bakım verenden uzaklaşmak ve bu sürenin artması çocukta kaygıyı oluşturmaktadır. Kaygı bağlanma sistemini harekete geçirir. Bağlanma sisteminin amacı çocuğu bir an önce bakım verene ulaştırmaktır. Çocuk bakım verene ulaştığı zaman kaygısı azalır ve bağlanma sisteminin uyarılmasında düşüş olur (Howe, Brandon, Hinings ve Schofield, 1999).
Bowlby’e göre, yaşamın ilk yıllarında bakım verenle kurulan bağlanma bakım vereni stresli, tehlikeli durumlarda yanında tutmayı sağlar. Bağlanma bağının kurulması yakınlığı sürdürülmesi, güvenli üs ve güvenli bir sığınak durumları için önemlidir. Yakınlığın sürdürülmesi bebeğin bakım verene yakın olma ihtiyacından gelmektedir. Güvenli bir üs ise çocuğun çevresine güvenli bir alandan bakması ve güvenli bir şekilde keşfetmesidir.
Bununla beraber güvenli bir sığınak güvenebileceği birinin olduğunu bilmesidir. Bebek bakım verene yakın olduğu zaman çevresini güvenli şekilde keşfeder çünkü bir tehlike veya tehdit durumunda bakım verenine güvenmektedir. Örneğin tehdit durumunda çocuğa başka birinin zarar vermek için yaklaştığını hissettiğinde ortaya çıkar. Bu durumda bebek bakıcısının yakınlığını arar. Çocuk bakım verenin yakınlığına ulaşmak için ağlama, bağırma ve seslenme gibi davranışlara başvurur (Hofstra, 2009).
Bağlanma davranışı Bowlby’e göre çocuk bir rahatsızlık veya tehdit hissettiğinde biyolojik bir iç güdü olarak bakım vereni aramaktadır. Bağlanma davranışı bu tehdit