• Sonuç bulunamadı

EŞLERİN BOŞANMA NEDENLERİ VE EĞİTİM DÜZEYİNİN BOŞANMAYA ETKİSİ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "EŞLERİN BOŞANMA NEDENLERİ VE EĞİTİM DÜZEYİNİN BOŞANMAYA ETKİSİ "

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM BİLİMLERİ ENSTÜTÜSÜ EĞİTİM PROGRAMLARI VE ÖĞRETİM

ANA BİLİM DALI

EŞLERİN BOŞANMA NEDENLERİ VE EĞİTİM DÜZEYİNİN BOŞANMAYA ETKİSİ

(KKTC ÖRNEĞİ)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

DANIŞMAN: Prof. Dr. HÜSEYİN UZUNBOYLU

NİHAL SALMAN ERAY 20072898

LEFKOŞA

2011

OCAK

(2)

JÜRİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI

Eğitim Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü’ne

Bu çalışma jürimiz tarafından Eğitim Programları ve Öğretim Ana Bilim Dalında YÜKSEK LİSANS TEZİ ÇALIŞMASI RAPORU olarak Kabul edilmiştir.

Başkan : Prof. Dr. Orhan Çiftçi

Üye : Prof. Dr. Hüseyin Uzunboylu

Üye : Dr. Hasan Alicik

Onay

Yukarıdaki imzaların, adı geçen öğretim üyelerine ait olduğunu onaylarım.

Prof. Dr. Cem Birol Enstitü Müdürü .../.../2011

(3)

ÖNSÖZ

Bu araştırma, yaklaşık bir buçuk yıllık yoğun ve titiz bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulardan çıkan sonuçların KKTC’deki boşanma olgusunun toplumsal nedenlerini ve eşlerin eğitim seviyeleri arasında olan farklılığın boşanmaya etkisinin ortaya konulacağı inancındayız. Tespit edilen nedenler ışığında geliştirilen önerilerle toplumda ihtiyaç duyulan konularda eğitim programlarının oluşturulup, ihtiyacı olan kitlelerin eğitilmesinin sağlanacağı umulmaktadır.

Araştırma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; araştırmanın problem durumu tartışıldıktan sonra amaç, önem, varsayımlar ve sınırlılıklar tanımlanmıştır. İkinci bölümde; araştırma konusunun kavramsal çerçevesi ve ilgili araştırmalar açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise; araştırmanın gerçekleşmesinde benimsenen araştırma modeli, çalışma grubu, verilerin toplanması ve uygulama, verilerin çözümü ve yorumlanması ile sure ve olanaklar yer almıştır. Araştırmada elde edilen bulgular dördüncü bölümde açıklanmıştır. Bulgulara dayalı olarak açıklanan sonuçlar ve öneriler de çalışmanın beşinci bölümünde yer almıştır.

Bu araştırmanın gerçekleşmesinde yardımları ve katkıları olan herkese teşekkürü bir borç bilirim. Öncelikle yüksek lisans öğrenim yaşamımda bana her konuda destek olan değerli hocam Prof. Dr. Hüseyin Uzunboylu’ya çok teşekkür ederim.

Teze başlamadan önce ve başladıktan sonra her konuda fikir desteği veren, tez süresince bana yardımını esirgemeyen Dr. Hasan Alicik’e çok teşekkür ederim.

Bana yardımcı olan Uzm. Mukaddes Sakallı, Uzm. Fezile Özdamlı, Dr.

Birikim Özgür, Uzm. Çiğdem Hürsen’e teşekkürler.

Tezimi imla yönünden inceleyen, kardeşim Cahide Yağmur Salman’a ve İngilizce çevirilerimde bana yardımcı olan kuzenim Fahriye Balkır’a ve Seay Uzgöker’e teşekkür ederim.

Teze gerekli zamanı ayırmamda, maddi manevi desteğini esirgemeyen değerli eşim Polat Eray’a ve yalnızca bu araştırmada değil hayatımın her alanında bana destek olan, bu günlere gelebilmemi sağlayan aileme teşekkürler. Nihal Salman Eray

(4)

ÖZET

EŞLERİN BOŞANMA NEDENLERİ VE EĞİTİM DÜZEYİNİN BOŞANMAYA ETKİSİ (KKTC ÖRNEĞİ)

Yazar : Nihal Salman Eray

Tezin Niteliği : Yüksek Lisans

Anabilim Dalı : Eğitim Programları ve Öğretim Danışman : Prof. Dr. Hüseyin Uzunboylu

Bu araştırma Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki (KKTC) boşanma nedenlerini ve eşlerin eğitim durumları arasındaki farklılığın boşanmaya olan etkisini tespit etmek için yapılmış nicel ve nitel bir araştırmadır. Araştırmada boşanmış bireylere, boşanma nedenlerini ve eşlerin eğitimleri arasındaki farklılığın boşanmaya etkisini tespit etmek üzere sorular sorulmuştur. Veri toplamak amacıyla, KKTC’de yaşayan 34 kişiye sorular sorularak cevaplandırılmıştır. “Boşanmaya etki eden faktörler anketi” veri toplama aracı olarak 35 sorudan oluşmaktadır. Veri toplama aracının geliştirilmesi sürecinde öncelikle literatür taranmış ve 15 kişiyle görüşme yapılarak literatür ve görüşmeler sonucunda madde havuzu oluşturulmuştur. Bu sürecin ardından eğitim sosyologu ve eğitim bilimlerinde uzman 6 kişi ile görüşme yapılarak

“boşanmaya etki eden faktörler anketi”nin maddelerinin kapsam geçerliliği konusuna dayanak sağlanmıştır. Araştırmada örneklem grubun demografik özellikleri incelendiği zaman kadınlar %64,7, erkekler %35,3 oranını oluşturmaktadır. Ankete katılan, boşanmış çiftlerin eğitim seviyeleri karşılaştırıldığı zaman eğitim seviyeleri arasında farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Boşanma nedenleri arasında; eşler arasındaki kişisel uyumsuzluk ve küçük yaşta evliliğin gerçekleşmiş olması dikkat çeken önemli bulgular arasında çıkmıştır. Araştırma sonunda elde edilen sonuçlara dayalı olarak şu öneriler belirlenmiştir: Özellikle lise çağındaki gençlere evlilik, boşanma, kendini tanıma ve eş seçimi hakkında bilgilendirilmeleri için ilgili ders program modülleri oluşturulmalıdır.

(5)

ABSTRACT

REASONS OF DİVORCE AND EFFECTS OF INDNIOUAL EDUCATION LEVEL ON DİVORCE CASES

(SAMPLE:TRNC)

Author : Nihal Salman Eray

Quality of Thesis : Master

Main Art : Curriculum and Instruction Advisor : Prof. Dr. Hüseyin Uzunboylu

This research is both a qualitative and a quantitive study with aims to state divorce reasons and effects of differentioting education levels of couples on these reasons within the TRNC. Questions have been asked to divorced individuals. Within the content of the research inorder to find out their divorce reasons and the effect of their various education levels to this decision. In order to collect data, questions have been asked to 34 individuals living in the TRNC. The Questionaire consists of 35 questions. Within the process of data collection. First, a literary scan has been conducted after 15 individuals have been interviewed, then a bultetin pool has been prepared in accordance with the scan results. These procedures were followed by the inteview of 6 specialialists in areas of educational sociology and eduational sciences, and a solid result has been provided with the factors affecting divorce in this area.

%64.7 of examplary individuals were female where %35.3 were man. When the education level of couples were inspected, it has been noted as a result that this factor has no relation whatsoever with the factors effecting divorce.

Important foundings state that personal and individual incompatibility as well as marrige at early ages are the main results effecting couples divorce decisions. The following suggestions have been provided at the end of the research: Educational modules must be provided specially at high-school levels to educate individuals in areas of marrige, divorce, parther choosing and to enhance their character and personal being.

(6)

İÇİNDEKİLER

JÜRİ ÜYELERİNİN İMZA SAYFASI ... 2

ÖNSÖZ ... 3

ÖZET ... 4

ABSTRACT ... 5

İÇİNDEKİLER ... 6

TABLOLAR……….9

BÖLÜM I ... 11

GİRİŞ ... 11

Problem ... 11

Amaç ... 16

Alt Amaçlar……….16

Önem ... 17

Sayıltılar ... 17

Sınırlamalar ... 18

BÖLÜM II ... 19

İLGİLİ ARAŞTIRMALAR ... 19

2. 1.1. Neden Evlenilir? ... 19

2. 1. 2. Evlilikle İlgili Yaklaşımlar ... 21

2. 1. 3. Kadının Çalışması ... 22

2.1.4. Eğitim Düzeyi ... 26

2.1.5.Cinsiyet ... 28

2.1.6. Şiddet ... 30

2.2.İlgili Kavram ve Kuramlar ...37

2.2.1. İlgili Kavramlar ... 37

2.2.2. Boşanmaya İlişkin Kuramlar ... 41

2.2.2.1. Sosyal Değiş Tokuş Kuramı ... 41

2.2.1.2. Kriz Kuramı ...45

2.3. Boşanma Nedenlerinin Tarihsel Gelişimi ... 47

2.3.1. Çağdaş Avrupa Hukukuna Bakış ... 49

2.3.2. Türkiye ve İsviçre Hukuklarına Bakış ... 49

2.3.3.KKTC Boşanma Hukukuna Bakış ... 50

2.4.Boşanmaya İlişkin Sayısal Veriler ... 51

BÖLÜM III ... 57

(7)

YÖNTEM ... 57

3.1. Araştırma Modeli ... 57

3.2. Çalışma Grubu ... 57

3.3. Verilerin Toplanması ve Uygulanması ... 57

3.3.1. Verilerin Toplanması ... 57

3.3.2 Verilerin Uygulanması ... 58

3.3.3. Verilerin Çözümü ve Yorumlanması ...58

3.4. Çalışma Planı ...58

BÖLÜM IV ...59

BULGULAR ve YORUMLAR ...59

4.1.Boşanmış Bireylerin Boşanma Nedenlerine Göre Görüşleri ... 59

Frekans Tabloları ... 59

4.1.1.Boşanmış Bireylerin Yaşları ... 59

4.1.2.Cinsiyet Dağılımları ... 60

4.1.3.Eğitim Durumları ... 61

4.1.3.1.Bireyin Eğitim Durumu ... 61

4.1.3.2.Eşinin Eğitim Durumu ... 62

4.1.4.Boşanmanın Gerçekleştiği Evlilikte Eşlerin Evlenme Yaşları ...63

4.1.4.1.Bireyin Evlenme Yaşı ... 63

4.1.4.2.Eşin Evlenme Yaşı ...64

4.1.5.Evliliğin Süresi ...65

4.1.6.Bireyin Mesleği ... 66

4.1.7.Bireyin Eşinin Mesleği ... 68

4.1.8.Evliyken Bireyin Gelir Düzeyi ... 70

4.1.9.Evliyken Eşinin Gelir Düzeyi ... 71

4.1.10.Boşanmış Bireylerin Yetiştikleri Etnik ve Kültürel Çevre Ortamı ... 72

4.1.11.Boşanmış Ailelerde Çocuk Sayısı ... 74

4.1.12.Çocukların Kaldığı Ebeveyin ... 75

4.1.13.Evliliğin Gerçekleşme Şekli ...76

4.1.14.Evlilik Kararının Verilmesindeki En Büyük Faktör ... 77

4.1.15.Evlilik Süresince Oturulan Kişiler ...78

4.1.16.Evlilik Süresince Oturulan Ev Kime Aitti ...79

4.1.17. Aileyi İlgilendiren Kararları Almada Eşlerdeki Denge Durumu ...80

4.1.18.Ev İçi İşlerdeki Denge Durumu ...81

(8)

4.1.19.Eşin Evlilik Süresince Çocuklarla İletişim Durumu ... 82

4.1.20.Evlilikte Şiddet ... 83

4.1.21.Evlilikte Geçimsizliğin Başlama Zamanı ... 84

4.1.22. Evliliği Sona Erdiren Nedenler ... 85

4.1.23. Boşanma Kararını Kim Verdi ... 87

4.1.24.Kadının Çalışmasının Boşanma Karaı Vermesindeki Etkisi ... 88

4.1.25. Boşanmadan Önce Endişe Duyulan Konular ... 89

4.1.26.Boşanmış Bireylerin İlk Evlilikleri mi? ...90

4.1.27.Ankete Katılan Bireylerin Ebeveyinlerinin Boşanmış Olma Durumu . . 91

4.1.28.Boşanma Kararından Pişman Olma Durumu ...93

4.1.29.Boşanmış Bireylerin Yeniden Evlenme Durumu ...94

4.1.30.Yeniden Evlenmeyi Düşünme Nedeni ...95

4.1.31.Yenden Evlenmeyi Düşünmeme Nedeni ...97

BÖLÜM V ... 98

SONUÇLAR ve ÖNERİLER ...98

Sonuçlar ...98

Öneriler ...106

KAYNAKÇA ... 108

EKLER ... 116

(9)

TABLOLAR

Tablo 1. Geleneksel ve Modern Evliliklerin Özellikleri...20

Tablo 2. KKTC’de Boşanma İçin Gösterdikleri Nedenlerin Cinsiyete Göre Dağılımı ...31

Tablo 3. Türkiyede Boşanmaların Yıllara Göre Dağılımı...52

Tablo 4. KKTC’de Boşanan Aile Sayılarının Yıllara Göre Dağılımı...53

Tablo 5. KKTC’de Boşanmaların Evlilik Süresine Göre Dağılımı...55

Tablo6. KKTC’de Boşanmış Ailelerdeki Çocuk Sayısının Yıllara Göre Dağılımı ...56

Tablo7. Çalışma Planı...58

Tablo8. Boşanmış Bireylerin Yaşları...59

Tablo9. Ankete Katılan Bireylerin Cinsiyet Dağılımları...60

Tablo10. Ankete Katılan Bireylerin Eğitim Durumları ...61

Tablo11.Ankete Katılan Bireylerin Eşlerinin Eğitim Durumları...62

Tablo 12. Ankete Katılan Bireyin Evlenme Yaşı...63

Tablo 13 Ankete Katılan Bireyin Eşinin Evlenme Yaşı...64

Tablo 14. Evliliğin Süresi...65

Tablo 15. Ankete Katılan Bireyin Mesleği...66

Tablo 16. Ankete Katılan Bireyin Eşinin Mesleği ... 68

Tablo 17.Evliyken Bireyin Gelir Düzeyi ...69

Tablo 18. Evliyken Eşinin Gelir Düzeyi ... 70

Tablo 19 Boşanmış Bireylerin Yetiştikleri Etnik Çevre Ortamları ... 72

Tablo 20 Boşanmış Bireylerin Yetiştikleri Kültürel Çevre Ortamları ... 73

Tablo 21. Boşanmış Ailelerdeki Çocuk Sayısı ... 74

Tablo 22. Çocukların Kaldığı Ebeveyn ... 75

Tablo 23. Evliliğin Gerçekleşme Şekli ... 76

Tablo 24. Evlilik Kararının Verilmesindeki En Büyük Faktör ... 77

Tablo 25. Evlilik Süresince Oturulan Kişiler ... 78

Tablo 26 Evlilik Süresince Oturulan Ev Kime Aitti ... 79

Tablo 27. Aileyi İlglendiren Kararları Almada Eşlerdeki Denge Durumu ... 80

Tablo 28. Ev İçi İşlerdeki İşbölümü ... 81

Tablo 29. Eşin Evlilik Süresinde Çocuklarla İletişim Durumu ... 82

Tablo 30. Evlilikte Şiddet ... 83

(10)

Tablo 31. Evlilikteki Geçimsizliğin Başlama Zamanı ... 84

Tablo 32. Evliliği Sona Erdiren Nedenler ... 85

Tablo 33. Boşanma Kararını Kim Verdi ... 87

Tablo 34. Kadının Çalışmasının Boşanma Kararı Vermedeki Etkisi ... 88

Tablo 35. Boşanmadan Önce Endişe Duyduğunuz Konular ... 89

Tablo 36. Boşanmış Bireylerin İlk Evlilikleri mi? ... 90

Tablo 37. Ankete Katılan Bireylerin Ebeveynlerinin Boşanmış Olma Durmu91 Tablo 38. Boşanma Kararından Pişmanlık Duyulma Durumu ... 93

Tablo 39. Boşanmış Bireylerin Yeniden Evlenme Durumu ... 94

Tablo 40. Yeniden Evlenmeyi Düşünme Nedeni ... 95

Tablo 41. Yeniden Evlenmeyi Düşünmeme Nedeni ... 97

(11)

BÖLÜM I

GİRİŞ

Bu bölümde araştırmanın problemi, amacı, önemi, varsayımları ve sınırlılıkları belirtilmiştir. Ayrıca araştırma kapsamında geçen bazı kavramların tanımlarına da yer verilmiştir.

Problem

Toplumsal yapının çekirdeğini oluşturan ailenin temeli, biri kadın diğeri erkek olmak üzere iki yetişkin insanın evlilik yoluyla uzun süreli bir ilişki içinde olmalarına bağlıdır. Evlilik, genellikle cinsel ve ekonomik açıdan bağımlılığa dayanan, kadın ve erkek arasındaki bir birlik olarak tanımlanmaktadır (Levinger ve Huston, 1990). Bununla birlikte, toplumsal yapıda meydana gelen değişmelerin aile yapısında bir takım değişmelere yol açtığı ve buna bağlı olarak aile anlayışının ve işlevinin değiştiği bilinmektedir.

Bu süreçte aile içi ilişkilerin temeli giderek saygı ve ataerkillikten duygusal bireyciliğe doğru evrimleşmiştir. Ev içi hayata verilen bu ağırlık gelir getiren ve erkekler tarafından yapılan işlerin mekânsal olarak ev dışına çıktığı ve ev işi uğraşların tümünün kadınların işi olarak tanımlandığı aşamada doruğa varmıştır. Bir diğer konu evliliğin anlam ve işlevinin değişmesidir.

Kapitalizmin gelişmesi ile ekonomik işlevlerin aile birimlerinden soyutlanması evliliğin dışsal işlevlerini azaltmış, evliliğin her şeyden önce duygusal doyuma ve anlaşmaya dayanan bir kurum haline gelmesini kolaylaştırmıştır. Böylelikle evliliğin giderek kişisel bir kurum haline gelmesini kolaylaştırmıştır. Böylelikle evlilik giderek kişisel bir mutluluğun bir aracı, bir duygusal uyum temalar, eş seçimi sürecinin de yapısal olarak değişikliğe uğradığını göstermektedir (Kandiyoti; 1984).

Aile değişen işlevleri çerçevesinde yeni bir biçim almış ve üyelerin maddi ihtiyaçlarının yanı sıra duygusal ihtiyaçlarını da karşılayabilecek bir nitelik kazanmıştır. Bugün birçok gelişmiş ülkede ve ülkemizde çeşitli

(12)

kesimlerde aile ve evlilik kurumunun dostluk, sevgi ve saygı içeren yeni bir anlam kazandığı düşünülmektedir (Erkan,1986).

Evlilik bağları normal koşullarda bir ömür süreceği beklentisi ile kurulmaktadır. Bu beklenti genellikle doğrulanmakla birlikte, ömür boyu süreceği beklentisiyle kurulan evlilik bağlarının boşanma yoluyla sona erdirilmesi de az rastlanan durum değildir. İki farklı yaşantının paylaşılan bir yaşantıya dönüştürüldüğü evlilik süreci çiftlerin önemli ölçüde kendilerinden ödün vermelerini ve ortak bir zeminde uzlaşmalarını gerektirmektedir. Bu ödün ve uzlaşmalar çiftlerin evlenirken beraberlerinde getirdikleri kişiliklerinde oluşan büyük değişiklikleri de kapsar (Kumar, Rohatgi, 1984). Evliliğin başarılı olması için eşlerden her ikisinin de uyum sağlamak için kararlı olması gerekir (Krishnaswamy ve Mantri, 1997). Ancak, her iki eşin de kararlı olduğu durumlarda bile çeşitli çatışmalar olabilmekte ve bazen bu çatışmalar aile dengesini sarsacak boyutlara ulaşabilmektedir (Arıkan, 1992).

Diğer yandan evlilik bir yakın ilişkidir (close relationship). Yakın ilişkiler uzun bir zaman dilimine yayılan yoğun bir etkileşim ve karşılıklı bağımlılık ile çok sayıda ortak olay faaliyetin paylaşılmasını içerir (Kelley ve arkadaşları, 1983: Taylor, Peplau ve Sears, 1997).

Aile toplumsal yapının temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle, normal koşullarda boşanma istendik bir durum değildir. Ancak, eşler arasındaki uyumsuzluk ya da çatışmaların birisinin ya da her ikisinin ruh ya da beden sağlığını bozabilecek boyutlara ulaştığı durumlarda boşanma en sağlıklı çözüm yolu olabilmektedir (Arslan, 2000).

Aile ve evlilik danışmanlığı alanında yapılan araştırmalarda, araştırmacıların ilgisini çeken konuların başında eşler arasındaki uyum gelmektedir. Bu konudaki çalışmalara verilen önem, evlilikteki mutluluğun, evli bireylerin yaşam doyum ve mutluluğu ile yakından ilişkili olduğu, buna karşılık evlilikte yaşanan sıkıntılar ve uyumsuzluk, bireylerin hem psikolojik hem de fiziksel sağlıklarını olumsuz etkileyeceğindendir. Evlilikte uyum evliliğin devamlılığını sağlarken, tam tersi olan evlilikte uyumsuzluk veya evlilikte çatışma eşlerin psikolojik olarak kendilerini ve birbirlerini yıpratmalarına, fiziksel sorunlara neden olabilmektedir. Evlilikte yaşanan çatışma nedeniyle, kanser, kalp hastalıkları ve kronik ağrılar gibi rahatsızlıklar ortaya çıkabilmektedir; özellikle evlilik içi çatışma kadın sağlığını olumsuz yönde etkileyebilmektedir (Arıkan, 1992).

(13)

Boşanma, isteyerek veya istemeyerek gerçekleşmiş olsun, bireylerde çeşitli düzeylerde strese neden olmaktadır. Evlilik döneminde üstlenilmiş olan rol ve sorumluluklar, boşandıktan sonra ya nitelik değiştirmekte ya da tamamen ortadan kalkmaktadır, örneğin evliyken "eş" rolünü üstlenen bir yetişkin boşandıktan sonra bu rolünü yitirmektedir. Aynı biçimde, evliyken "baba" rolünü üstlenen bir erkek, boşandıktan sonra çocukların velayeti kendisine verilmemişse eski rolünü tüm sorumluluklarıyla yerine getirmekte büyük bir sıkıntı duyabilir, çeşitli engellerle karşılaşabilir (çocukla görüşmelerin belirli bir program çerçevesinde düzenlenmesi, vb.) Ayrıca ekonomik güçlükler, çevrenin bakışındaki değişiklikler, akraba ve arkadaşların tutum ve davranışlarındaki farklılaşma, genelde toplumda boşanmış bireylere yönelik ayrımcı, tutumlar, çocuklardaki sorunlar, eski eşe yönelik duygular da boşamış bireylerin karşı karşıya kaldığı sorunlardandır (Arıkan, 1992).

Günümüzde, özellikle gelişmiş batılı ülkelerde, evliliklerin hemen yarısı boşanma riski altındadır. A.B.D de gerçekleştirilen araştırmalar, yapılacak evliliklerin

% 38'inin boşanmayla sonuçlanacağını; boşanmış kişilerin % 76'sının yeni bir evlilik yapacağını; bunların da % 45' inin yeniden boşanacağını ortaya koymuştur (McPhee, 1985) . Gelişmekte olan ülkelerde ise kadının işgücüne aktif katılımının artmasıyla, gelişmiş batılı ülkelerdeki kadar ciddi boyutlara ulaşmasa bile, çok sayıda evliliğin boşanma riski altına girdiği kabul edilmektedir (Arıkan,1992). Ülkemizde de boşanmalar her geçen gün artmakta bu durum da gerek psikolojik, gerek sosyal ve gerekse ekonomik birçok sorunla karşı karşıya kalabilecek olan kişilerin varlığını göstermektedir. Bir kişinin sorunu bireyselken, kişilerin benzer sorunu toplumsaldır.

Ülkelerin gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun evlilikleri çözülme tehlikesiyle karşı karşıya bırakılan çeşitli etkenler vardır. Bunlar eğitim durumu, gelir düzeyi, çalışma, evlilik yaşı, yerleşim yeri, çocuklar, çiftin anne ve babasının evlilik dengesi, din ve mezheptir (Arslan, 2000).

Eğitim düzeyi yüksek olan kişilerin evliliklerinin daha dengeli olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte, mezun olunan okul, cinsiyet ve eğitim evlilik dengesi arasındaki ilişkiyi karmaşıklaştırmaktadır. Glick ve Norton, (1979), 35- 54 yaşları arasındaki, liseyi bitirmemiş kadın ve erkeklerin bir yüksek okula girmiş olanlardan daha fazla boşandıklarını saptamıştır. Eğitim düzeyi yükseldikçe evlilik dengesizliğinin arttığını saptamıştır. Levinger (1970) , kocanın eğitim düzeyinin yükselmesi ile boşanma riski arasındaki ilişkiye

(14)

değişik bir yorum getirmiştir. Kocanın yüksek eğitimli oluşu, gelir ve prestijini etkileyecek dolayısıyla karısının gözünde çekiciliğini arttıracaktır. Buna karşılık kadının eğitim düzeyinin kocasınınkinden daha yüksek oluşu, geleneksel

"kadın-erkek güç dengesi"ni bozacak ve koca karısının gözünde çekiciliğini yitirecektir (Arıkan,1992).

Aile geliri, evlilik dengesini etkilemektedir. Çeşitli araştırmalar gelirin düzeyinden çok "düzenli" oluşunun evlilik dengesinin korunmasında etkili olduğunu ortaya koymuştur (Ross ve Sawhill 1975; Cherlin 1979).

Kadının çalışması ile evlilik dengesizliği ve boşanmasında doğru yönde bir ilişki vardır (Booth ve White 1980). Ayrıca kadının kocasınınkinden daha yüksek prestijli bir işte çalışması da boşanma olasılığını arttırmaktadır. Yine de kadının çalışması tek başına değil, diğer faktörlerle bir arada evliliği sona erdirebilir (Thornes ve Collard 1979).

Kocanın mesleki prestiji de evlilik dengesini etkileyebilir. Düşük prestijli mesleklerde, vasıfsız işlerde çalışan kocaların evlilikleri daha fazla boşanma riski altındadır (Levinger, 1970).

Evlilik yaşı ile boşanma arasında da bir ilişki vardır. Bu ilişki yirmi yaşın altıyla otuz yaşın üstünde evlenenler açısından ters yöndedir: (Kunz ve England, 1988). Yirmi yaşın altındaki evliliklerde Aile Gelişim Teorisine göre aile yaşam çemberinin "eş seçimi aşaması" bozulmuştur. Bir aşamanın başarıyla tamamlanamaması diğer aşamaları da olumsuz etkilemektedir.

Dolayısıyla çok gençler de dengeli bir evlilik için gerekli kaynaklardan (duygusal, ekonomik, vb) yoksundurlar. Bu nedenle ortaya çıkan herhangi bir stres kaynağı (örneğin işsizlik), kolayca boşanmaya yol açabilmektedir.

Ayrıca erken evliliklerinde evlilik öncesi cinsel ilişki, hamilelik nedeniyle evlen- me, okulu bırakma, ebeveynlerden bağımsızlaşamama, yetişkin rol ve sorumluluklarını üstlenememe gibi sorunlar da evlilikte dengesizlik ve boşanma riskini artırmaktadır (Arıkan, 1992).

Eşlerin ebeveynlerinin evlilik dengesi de boşanmalarda etkilidir.

Boşanmış ebeveynlerinin çocuklarının da boşanma eğiliminde olduğu ileri sürmüştür. Boşanan çiftlerin çocukları da kendi evliliklerinde boşanma riskini taşımaktadır (Pope ve Mueller, 1976).

Aile içi şiddet, aile bağlarını zayıflatan ve dolaylı yönden boşanmaya etki eden bir olgudur. Şiddet, bireysel ve toplumsal yaşamın her an

(15)

karşılaşılabilecek bir olgusu haline gelmiş, günümüzde bile şiddet oldukça yaygınlaşmıştır. Toplumda içerik olarak, duygusal, sözel, fiziksel, cinsel, siyasal ve daha birçok boyutta kendini gösteren “ şiddet olgusu”, doğal olarak aile içerisinde de görülmektedir (Özgüven, 2001).

Aile içi şiddet, ailedeki herhangi bir bireyin bir diğerine uyguladığı hiddet olmakla birlikte en yaygın olanları eşler arasında, “kocanın karısına” ve

“ana-babanın çocuklarına” karşı uyguladıkları şiddet olarak karşımıza çıkmaktadır. Aile içi kadına yönelik şiddet, korkutma, tokatlama, dövülme, herhangi bir araçla saldırıya uğrama ve yaralama gibi çeşitli fiziksel saldırgan davranışları kapsar. Fiziksel olmayan saldırganlık ise, kadının başkaları önünde veya yalnız iken kocası tarafından küçümsenmesi, alay edilmesi, emretme gibi davranışlar şeklinde olmaktadır (Özgüven,2001). Şiddet Türk Medeni Kanununca boşanma sebeplerindendir.

Toplumun temel birimi olarak kabul edilen ailenin boşanmayla dağılması “Aile çöküyor”, “Toplumsal düzen bozuluyor” şeklinde sosyolojik eleştiriler almaktadır. Öte yandan toplumsal, geleneksel değerler adına mutsuz bir evliliği sürdürme, mutsuz bireylerin yer aldığı toplumun oluşumuna etken olmaktadır. Boşanmalar, ailede kişisel mutlulukların elde edilmesine fırsat yarattığından dolayı daha mutlu topluma ulaşılmasına olanak sağladığı yönünde de eleştiriler almaktadır (Alicik; 2009).

Birçok toplumda olduğu gibi KKTC’de de her geçen gün boşanmalar artmaktadır. Toplumumuzda aile kurumunda boşanmaların artmasına bağlı olarak bir değişim yaşanmaktadır. Bu değişim başta eğitim kurumu olmak üzere birçok kurumu da etkilemektedir. Boşanmaların toplumumuza olumlu ya da olumsuz birçok yansıması vardır. Boşanma olgusu her toplumda farklı neden ve sonuçlar göstermektedir ve birçok toplum boşanma olgusunun toplumsal etkilerini, bilimsel araştırmalarla tespit edip gerekli önlemleri almaktadırlar. Ancak KKTC’de boşanma olgusuyla ilgili istatistikî bilgilerin dışında bilinen bilimsel bilgi yok denecek kadar azdır. Bunun yanında boşanmaların eşlerin eğitim seviyesi ile ilişkisinin olup olmadığı da bilinmiyor.

KKTC'deki boşanma nedenlerinin bilinmesiyle aileye sosyolojik, eğitim ve psikolojik desteklerin daha sağlıklı verilmesi alınacak önlemlere daha güçlü bir dayanak oluşturabilir.

(16)

KKTC’de boşanmaların her yıl artmasıyla boşanmış aile çocuklarının eğitim sistemindeki sayıları da düzenli olarak artmaktadır. Bu çocukların eğitimdeki durumlarının anlaşılması, gerekirse eğitimsel destek verilmesi önemlidir. Hayat bilgisi, sosyal bilgiler gibi programda ve ders kitaplarında aile tanımının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Boşanmalar tek ebeveynli aileleri, yeniden kurulmuş aileleri, anne ve babasıyla değil, farklı akrabalarıyla kalan çocuklar gibi farklı aile tiplerinin de sayılarının artığını göstermektedir. Bu anlamda ders kitaplarındaki aile tanımı; farklı aile tipinde yaşayan çocukların belki rencide olmasına, belki yaşadığı aileyi “aile” olarak algılayamamasına sebep olabilmektedir. Ayrıca bu araştırmanın program geliştirme, ders kitap yazım çalışmalarına ışık tutacağı umulmaktadır.

Tüm bu nedenler göz önünde tutularak; KKTC’de boşanmayla sonuçlanan evliliklerin özellikle eğitim durumları karşılaştırılarak, olası boşanma nedenlerinin araştırılması bir zorunluluk olarak görülmektedir.

Amaç

Bu çalışmanın amacı boşanmayla sonuçlanan evliliklerin eğitim durumları karşılaştırılarak, eğitim düzeyi ile boşanma arasındaki ilişkiyi belirlemektir.

Alt Amaçlar

1. Eşler arasındaki eğitim düzeyi farklılığının boşanmaya etkisi nedir?

a. Kadının eğitim düzeyi farklılığının, boşanmaya etkisi nedir?

b. Erkeğin eğitim düzeyi farklılığının, boşanmaya etkisi nedir?

2. Boşanan çiftlerin gelir düzeyindeki dengesizliğin boşanmaya etkisi var mıdır?

3. Evlenme biçiminin boşanmaya etkisi var mı?

4. Evlilik süresinin boşanmaya etkisi var mı?

5. Çocuk sayısının boşanmaya etkisi var mı?

6. Kadının çalışmasıyla, boşanma arasında bir ilişki var mıdır?

(17)

7. Eşlerin mesleki prestij farklılıklarının, boşanmaya etkisi var mıdır?

a.Kadının mesleki prestij farlılığının, boşanmaya etkisi var mıdır?

b.Erkeğin mesleki prestij farlılığının, boşanmaya etkisi var mıdır?

8. Evlilik yaşı ile boşanma arasında bir ilişki var mıdır?

9. Boşanmış kişilerin, ebeveynlerinin de boşanmış olmasıyla, boşanma arasında bir ilişki var mıdır?

10. Aile içi şiddetin (sözel, fiziksel), boşanmaya etkisi nedir?

a.Kadına yönelik şiddet nedir?

b.Erkeğe yönelik, şiddet nedir?

11. Cinsel rollerdeki davranış farklılığıyla boşanma arasında bir ilişki var mıdır?

12. Evlilik içi kararların alınmasında, eşler arasındaki dengesizliğin boşanmaya etkisi var mı?

13. Eşin çocuklarla kurulan iletişimsel yetersizliğiyle boşanma arasında bir ilişki var mı?

14. Eşler arasındaki iletişimsel uyumsuzluğun boşanmaya etkisi nedir?

Önem

KKTC’de dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi her geçen yıl boşanmayla sonuçlanan evlilikler artmaktadır. Bir sosyal olgu olarak boşanma, çeşitli ülkelerde birçok açıdan ele alınarak incelenmiş ve incelenmektedir. Fakat KKTC’deki boşanma olgusuna yönelik bilimsel çalışma yok denecek kadar azdır.

Bu sebeple KKTC’deki boşanma olgusuna ilişkin elde edilecek bilgilerin; genelde eğitime, özelde ise program geliştirme çalışmalarına ve ders kitabı yazımlarında kullanılan aile tanımlamalarına da farklılık, çeşitlilik getireceği umulmaktadır. Bu araştırmanın sonuçları daha sonra yapılacak benzer çalışmalara kaynak olması açısından önemlidir.

Sayıltılar

1. Boşanma, KKTC’de toplum ve aile yaşamı açısından önemi artmakta olan sosyal bir olgudur.

(18)

2. Çalışma grubu KKTC’deki boşanmış aileleri temsil etmektedir.

3. Anket, görüşme ve literatür taraması ile elde edilen bilgiler, KKTC’deki boşanma olgusunun nedenlerini betimlemektedir.

4. Ankete ve görüşmeye katılan kişilerin, anket ve görüşme sorularına verdileri yanıtların doğru olduğu kabul edilmektedir.

Sınırlamalar

Bu çalışma (araştırma) KKTC vatandaşı olup, KKTC’de yaşayan boşanmış aileleri kapsamaktadır. Farklı ülkelerde yaşamış ve boşandıktan sonra KKTC’ye yerleşmiş veya eşi ölmüş ya da herhangi bir nedenle ayrı yaşar durumunda olan aileleri kapsamamaktadır.

(19)

BÖLÜM II

İLGİLİ ARAŞTIRMALAR

2.1.1.Neden Evlenilir?

M.Ö.2000 yıllarında başlayan evlilik kurumu; toplum düzenini, kültür ve geleneklerin sürekliliğini, yeni nesillerin bakım ve eğitimini sağlayan bir kurum olarak süregelmiş, toplum, dini kurumlar ve devlet tarafından da desteklenmiştir (Özuğurlu,1985; Bayraktaroğlu, 2007).

Özgüven'e (1997) göre evlilik; iki kişinin biyolojik, sosyal ve psikolojik gereksinmelerini doyurma amacıyla yapılır. Biyolojik bir ihtiyaç olarak cinsel güdüyü doyurmak, sosyal ihtiyaç olarak birlikte güven, korunma, dayanışma içinde olduklarını hissetmek, psikolojik ihtiyaç olarak sevmek ve sevilmek evliliğin en temel işlevlerindendir (Özgüven, 1997; Bayraktaroğlu,2007).

Boran'a göre ise (2003), evlilik kurumu temel üç motivasyona dayanır; a) Biyolojik Motivasyon, uzun süreli beraber yaşama ve kendi cinsinden nesiller üretme arzusu, karşı cins ile ilişki hazzı, beraberliği ve kendini koruma arzusu;

b) Psikolojik Motivasyon, arzu duyduğu karşı cins tarafından beğenilme, sevilme , sevme , seçilme , kendi çocukları ile beraberliğin sürekli oluşundan duyulan güven ve hazdır; c) Sosyal Motivasyon, toplumun beklentilerine, yasalarına uyarak yaşamanın verdiği rahatlık, toplumda kabul edilen değerlere uyumla kazanılan saygınlık hazzı ve güvendir (Boran, 2003; Bayraktaroğlu, 2007).

Çaplı (1992) ise; insanın sosyal bir varlık olması nedeniyle, en temel ihtiyaçlarından birinin diğer insanlarla bir arada yaşamak olduğunu ve karşı cinsle bunun olabilmesi için "beraberliklerin toplum tarafından onaylanıp, kabul görmesi için evlilik kurallarıyla onaylatmaları" gerektiğini söylemektedir.

Russel'e (1983) göre ise, evlilik ilişkileri her zaman kabaca; iç güdüsel, ekonomik ve dinsel olarak sıralayabileceğimiz üç etmenin karışımından oluşmuştur.

Kephart (1996), neden evlilik? Sorusunun cevabını, a) Cinsel gereksinmelerin karşılanması ve neslin devamı, b) Aşk, c) Eşlik etme (arkadaşlık), ç) Ekonomik nedenler, d) Toplum beklentileri, e) Sosyal etkinliklere tek başına katılmamak şeklinde cevaplamıştır. Bu yorum, evliliğin çeşitli sosyal işlevlerini ve öğrenilmiş kültürel bir yapı olduğunu ortaya

(20)

koymaktadır (Gökmen, 2001; Bayraktaroğlu, 2007).

Evlilik ve eş seçme konusunda üniversite öğrencileri ile yapılan bir araştırmada; "Evliliğin neden gerekli olduğu" sorusuna toplam kız ve erkek öğrencilerin %68'i yaşantılarını bir başkası ile paylaşmak olarak cevaplamışlardır. Bu sorunun seçenekleri arasında bulunan; çocuk sahibi olmak, ileride yalnız kalmamak, evlilikte cinsel ilişkiye izin verilmesi, ailenin baskısı gibi cevapların yüzdesi ise düşük çıkmıştır. Öğrencilerin %10'u ise evliliğin gereğine inanmadıklarını ifade etmişleridir (Özgüven, 1994;

Bayraktaroğlu, 2007).

Yüksek boşanma oranları dahi kişileri evlenme fikrinden uzaklaştıramamıştır. Aksine boşanan kadınların üçte ikisi ve boşanan erkeklerin dörtte üçü yeniden evlenmişlerdir. Ancak ilk evlilik ve boşanma sürecindeki çatışmalar çözümlenmezse ikinci evliliklerde de boşanma olasılığı

% 60 gibi yüksek oranlara çıkabilmektedir (Walsh, 1995; Bayraktaroğlu, 2007).

Evlilik kurumu evrensel bir kurum olarak görülse de farklı toplumlarda bu kurumun değişik özellikler taşıdığı dikkati çekmektedir. Genel olarak geleneksel bir anlayışın hâkim olduğu evlilik kurumu giderek eşitliğin hâkim olduğu modern bir yapıya dönüşmektedir. Bu farklılığı görebilmek için geleneksel ve modern evliliklerin özellikleri Tablo 1'de verilmiştir (Rathus, Nevid, Rathus, 1998; Bayraktaroğlu, 2007).

(21)

Tablo 1: Geleneksel ve Modern Evliliklerin Özellikleri

Geleneksel evlilikler Modern Evlilikler Günlük ve geleneksel roller

vurgulanmıştır

Arkadaşlık üzerine temellendirilmiştir.

Evlenmeden önce eşler birlikte yaşayamazlardı.

Evlenmeden önce eşler birlikte yaşayabilirler.

Kadın kocasının soyadını alır. Kadınlar kendi soyadlarını kullanabilirler.

Erkek egemen, kadın pasiftir. Eşler hem pasif hem de egemen olabilir.

Kadının ve erkeğin rolleri kesin ve katıdır.

Her iki eşin de rolleri esnektir.

Sadece erkek evin geçimini sağlar. Evin geçimini her iki eş de sağlayabilmektedir.

Erkek cinsel ilişkiyi başlatır kadın uyum sağlar.

Her iki eşte cinsel ilişkiyi başlatabilir.

Çocuklarının bakımını sadece kadın üstlenir.

Ebeveynler çocuklarının bakımını paylaşırlar.

Eğitim sadece erkek için önemlidir. Eğitim her iki eş için de önemlidir.

Ailenin oturacağı yeri erkeğin mesleği belirler.

Ailenin ikamet edeceği yeri her iki eşin mesleği belirler.

(Rathus, Nevid, Rathus, 1998; Bayraktaroğlu, 2007).

Geleneksel aile ve evliliklerde eşlerden biri (koca) çalışmakta, kadın ise evinin işleri ve çocukları ile ilgilenmektedir. Günümüz aile yapısında evlilik değişmektedir. İnsanlar birbirlerini tanıyarak evlenmek istemektedir. Diğer taraftan kadının da çalışma hayatına katılması ve eğitim alarak meslek sahibi olması ve statüsünü arttırması eşlerin konumunun değişmesine neden olmaktadır. Bu değişim evlilikte eşler arasındaki uyumun tekrar sağlanmasını gerektirmektedir. Evlilikte uyumun bozulmasına neden olan diğer etkenlerin, evlenme yaşı, düşük sosyo-ekonomik düzey, evlenmeden önce eşlerin uyumu

(22)

(flört) ve çocuk sayısı olduğu belirtilmektedir (Rathus, Nevid, Rathus, 1988;

Bayraktaroğlu, 2007).

2.1.2.Evlilikle İlgili Yaklaşımlar

Evlilik ve aile ile ilgili literatür incelendiğinde evlilik ve aile kavramlarını açıklayan kuramların iç içe olduğu dikkati çekmektedir. Kuramlar aile ve evliliğin hümanistik, davranışsal yönünü, eşler arasındaki ilişkinin niteliğinin nasıl olduğunu ve eşlerin birbirlerini nasıl etkilediğini vurgulamaktadır. Teoriler, aile üyelerini etkileyen problemleri (ekonomik, iletişimle ilgili, duygusal, cinsel sorunlar) değerlendirmektedir. Fonksiyonel olmayan ailede eşlerin rolleri birbirinden farklıdır. Bu nedenle yaklaşımlar, aile ve evliliğin yapısının eşler, çocuklar ve diğer fertler açısından irdelenmesinin önemli olduğunu ve eşlerin beklentilerinin, isteklerinin, umutlarının karşılanmasının aile ve evlilik doyumu açısından büyük önem taşıdığını vurgulamaktadır. Ayrıca kuramlar açısından aile ve evliliği etkileyen faktörler olarak, ailenin yaşam döngüsü süreci, sosyo- ekonomik düzeyi, eşlerin eğitim düzeyi, etnik köken, din, cinsiyet rolleri belirtilmekte ve faktörlerin eşler arasındaki doyumu olumlu veya olumsuz etkilediği ifade edilmektedir (Bayraktaroğlu, 2007).

Shadish, Ragsdale, Glaser ve Montgemery (1995), ailenin çoklu ünitelerden oluşan bir birim olduğunu ve evlilik biriminin bu birimler içerisinde çok önemli bir yer kapsadığını belirterek, özellikle niteliksel ve niceliksel evlilik çalışmalarında aile ile ilgili yaklaşımların, evliliği iyi bir şekilde açıkladığını vurgulamaktadır. Evlilik ve aile ile ilgili birçok yaklaşımın olduğunu ifade ederek özellikle psikoanalitik, yapısal, stratejik, bilişsel-davranışçı ve sistem yaklaşımlarının aile ve evlilik çalışmalarının kuramsal yapısını oluşturduğunu belirtmektedir (Bayraktaroğlu, 2007).

Everett (1990), aile ve evlilik yapısının son 60 yıl içerisinde değişim gösterdiğini, aile ve evlilik çalışmalarının benzer yaklaşımlarla açıklandığını ifade etmektedir. Aile ve evlilik, farklı sistemler gibi görülse de birbirini tamamlayan yapılar olarak ele alınmaktadır. Aile zaman içinde değişmekte ve gelişmektedir.

Aile yaşam döngüsü modeli bu değişimi ve gelişimi açıklayan iyi bir model olarak karşımıza çıkmaktadır. Model, sistem kavramları ile bütünleşmekte ve yaygın olarak kullanılmaktadır (Nystul, 1999). Aile yaşam döngüsü modeli, genellikle

(23)

ailenin zaman içinde gelişimini betimlemek için kullanılır. Bu model bireyin yaşam sürecinin bütün boyutlarını içerir. Ancak burada aile bir bütün olarak vurgulanır.

Aile yaşam döngüsü modeli ilk olarak Evelyn Duvall tarafından geliştirilmiştir.

Model evli çiftler, küçük çocuklu aileler, ergenlik döneminde çocuğu olan aileler, yetişkin çocuğu olan aileler olmak üzere dört evreden oluşmaktadır (Nystul, 1999;

Bayraktaroğlu, 2007).

2.1.3.Kadının Çalışması

Yaşanan teknik gelişmeler, eğitim düzeyinin yükselmesi, üretimin gelişip büyümesi, uzmanlaşma ve kadının beklenti düzeyinin yükselmesi gibi sebeplerden dolayı kadının çalışma yaşamına girme oranı artmıştır. Ancak kadınların evlerinden çıkarak istihdama katılmadan ve belirli değerlere sahip erkek egemen sistemin yanı sıra erkeklere zıt kendi alt değer sisteminde de sosyalleşmesi nedeniyle toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin kavramlaştırmalar (kadınlar; iyi anne ve eş, erkekler; koruyucu ve geçim sağlayıcı) kadınlar üzerinde bir baskı yaratmakta ve çiftler arasında problemlere neden olmaktadır. Bunun tersine bazı durumlarda bu sorunlarla başa çıkamayan kadın, cinsiyetçi ideolojiye uygun olarak aile ile ilgili rollerini öne çıkarıp, çalışma yaşamını geri plana itmektedir (Arslan, 2000).

Özel alan ve kamusal alan ayrımında kadınların kamusal atanda yer alması durumunda, aile ve iş rollerinin birbiriyle uyuşmaması nedeniyle iş ve aile çatışması ortaya çıkmaktadır. Kadınlar hayatlarını hem "özel alan" hem de

"kamusal alana" göre planlamak zorundadır. Buna karşılık, erkekler toplumsal konumlarını çalışma yaşamlarındaki yerlerine göre elde ederler ve evlendiklerinde de bu durum değişmez. Çalışmaları özel yaşam alanı olan aileden etkilenmez. Erkekler, ailenin varlığını sürdürmesi konusundaki katkılarını parasal olarak görür ve eşleri çalışıyor olsa bile "evin ekmeğini kazanan kişi" konumunu terk etmez. Bu nedenle kadınların bir meslekte çalışması erkeklerle aynı statüde değerlendirilmez ve kadınların bağımsızlaşması olarak değil, ek gelir sağlama faaliyeti olarak görülür (Arslan, 2000).

Arıkan’a göre (1992) çalışan kadın için rol içi çelişki erkeklerden daha fazladır. Çünkü kadın için aile ve ev içi roller süreklilik taşımaktadır. Kadın

(24)

toplumda kabul gören rolünün yanı sıra gün içinde pek çok rolü de üstlenmek zorundadır.

Booth ve White (1980) bu görüşten yola çıkarak yaptıkları araştırmada kadının çalışması ile evlilik dengesizliği ve boşanma arasında doğru yönde bir ilişki tespit edilmiştir.

Çalışan kadın eğer çoklu rolleri yerine getirmede kendini yetersiz hissediyor veya ailesinden destek görmüyorsa, bu durum çalışan kadının tatmin edici ilişkiye sahip olmasını engeller (Cooke, Rousseau, l984;

Krishnasvvamy, Mantri, 1997).

Eşin çalışması, işin yapılmasının acili yeti, sorumluluğun türü. kadının kocasından istediği paylaşımın niteliği, ekonomik güç erkeğin ev içi işlere katılımını etkileyen faktörlerden bir kaçıdır. Ayrıca görevin algılanma biçimi de paylaşımı etkilemektedir (Blumberg, Coleman, 1989).

Erkeklerin evlilikten beklentisi kadınlara göre gelenekseldir. Kocaların geleneksel olmayan cinsiyet rol değerlerini benimsemesi durumunda ev içi işlerin paylaşımı da artmaktadır (Haas, 1981; Arslan, 2000).

Ancak kadın ve erkeklerin sorumluluk paylaşımı ile ilgili en belirgin durum, erkeklerin devamlılığı olmayan işlerden, kadınların ise devamlılık gerektiren (yemek, ütü, bulaşık vb.) zorunlu işlerden sorumlu olmasıdır.

Kadına ait görevler sürekli, tekrarlayan ve alışkanlık haline gelmiş görevler olma durumunda iken erkeğe ait görevler esnek zamanlı, basan oranı yüksek ve sık boş zaman olanağı tanıyan işler olmaktadır (Arslan, 2000).

Geleneksel olarak, kocalar evlilik içinde daha büyük güce sahiptir ve bu güç, eve ekmek getiren kişi olarak erkeğin gelir ve statüsü ile ilgilidir. Kadınlar ücretli bir işte çalışsalar da evin gelirine yaptıktan katkı oranında güçleri anmaz (Arıkan, 1992).

Sosyal Alışveriş Kuramı erkeklerin evlilik içerisinde daha güçlü olmasını eve daha fazla maddi katkı sağlamasıyla açıklamıştır. Oysa daha fazla kadının çalışma hayatına girmesiyle evlilikte güç ilişkisini inceleyen araştırmalar ekonomik gelirin kadının para kontrolü, karar alma ve evde iş bölümü gibi güçleri üzerinde etkisi olmadığını göstermiştir. Aksine toplumdaki geleneksel cinsiyet rol kalıp yargıları doğrultusunda, kocaların kariyerinin öncelik taşıması ve daha yüksek kazanca sahip olmalar: daha mutlu bir evliliğe olanak tanımaktadır (Arslan, 2000).

(25)

Tichenor'un (1999) statünün tersine döndüğü çiftlerle yaptığı "Toplumsal Cinsiyet Kaynakları olarak Statü ve Gelir" çalışmasında kadınların daha yüksek statü ve gelire sahip olmalarına rağmen ev işlerinin 2/3'ünü üstlendiği ve kadınların ev içi yüklerinde gerçek bir azalma olmadığını görmüştür.

Kadınlar böyle yaparak kocalarının aksine güç talebinde bulunmadıklarını göstermeye çalışmış ve sahip oldukları gücü kullanmak yerine kocalarının gücünü korumuşlardır (Tichenor, 1999).

Kadının daha yüksek gelirli ve statülü olduğu statünün tersine döndüğü çiftlerde gerginliğin kaynağı kocanın gelir ve statüsüne ilişkin geleneksel zorunluluklardır. Tıchenor' a (1999) göre bu durumdaki kadınlar, ev içi işleri ve hane halkı sorumlulukların çoğunu üstlenerek bir bakıma kocalara şikayette bulunmak için çok az sebep bırakarak geleneksel sorumluluklarını yerine getirirler (Arslan, 2000).

Bu doğrultuda, kadının geliri ile evlilik dengesi arasında ters yönde bir ilişki olduğu ileri sürülmektedir. Birey olarak ailedeki haklarının ve imtiyazlarının farkına varan çalışan evli kadının kazancı üzerinde denetim sahibi olması beklenir. Eşlerin ikisinin de para kazandığı ve çalışan kadının aile içinde sınırlı da olsa yavaş gücünü ileri sürdüğü evlilikte, kadının bu arzusunu tatmin etme derecesinin onun evliliğe uyumunu etkilemesi beklenir (Krishnaswary, Mantri, 1997).

Oysa kadınların daha yüksek statülü ve gelirli olduğu evliliklerde sorun yaşanmaktadır. Bu yüzden eşler çeşitli stratejilerle bunu saklamaya veya görmezden gelmeye kalkışmaktadır (Arslan, 2000).

Kadının geliri ile evlilik dengesi arasında ters yönde bir ilişki olduğu ileri sürülmektedir. Kadının ekonomik gücünün aniden artması durumunda erkek bunu daha fazla tehdit unsuru olarak algılarsa kadının ekonomik gücünü davranışları ile değersiz kılmaya yönelebilmektedir (Blumberg, Coleman, 1989).

Aile Araştırma Kurumu tarafından 1998 yılında yaptırılan “Boşanma Sebepleri Araştırması”nda da kadınların gelir seviyesi ile ailelerinde ortaya çıkan anlaşmazlık türleri arasında bir ilişki bulunamamıştır. Ayrıca kadının gelir seviyesi yükseldikçe aile içindeki problemlerin nitelik değiştirmemesi toplumda kadınların gelirlerini erkeklere karşı bir koz olarak kullanma yoluma gitmediklerinin göstergesidir (Arslan, 2000).

(26)

Erkeklerin biriyle birlikte olduklarında ev işlerine harcadıkları zamanın azaldığı, tek başına olduklarında ise bu zamanın arttığı görülmekledir. Tam tersi olarak kadınlar birlikte oturmaya başladıklarında ev işi yapma süreleri artmakta, ayrıldıklarında ise azalmaktadır (Gupta, 1999). James Morgan Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler' de 2214 evli çiftle yaptığı büyük bir anket çalışmasında evlenmekle erkeklerin bekarlık yaşamına göre her hafta bir kat daha az ev içi iş yaptıklarını (haftada 8 saat yerine 4 saat), kadınlar içinse tersinin geçerli olduğunu (haftada 20 yerine 40 saat) saptamıştır (Banditer, 1992). Gupta'nın (1999) yapmış olduğu çalışmada da birlikte yaşama ve evliliğe geçişle birlikte erkeğin ev işi yapma süresi 3.6 saat arasında azalırken, kadınlar için 4.2 saat artmıştır. Birlikte yaşama ve evlilikten ayrılıştaki geçiş bu etkinin yönünü tersine çevirmektedir. Erkeklerin ev işi süresi 5.2 saat ve % 61 oranında yükselirken, kadınların ki 5.3 saat ile % 16.

oranında azalmaktadır. Bu ayrılmış veya boşanmış bireylerin ev işi sürelerini azalttıkları oldukça güçlü olarak Gupta' nın çalışmasında ortaya konmuştur. Bu durum en azından ev işleri açısından boşanmış ya da ayrılmış erkekleri, boşanmış ya da ayrılmış dul kadınlardan daha çok tekrar evlenme ya da birlikte yaşamaya teşvik edici unsur olmaktadır (Arslan, 2000).

2.1.4.Eğitim Düzeyi

Cinsel kimliğin, cinsiyetlerin çok erken başlayan farklı sosyalleşme süreci içinde belirlendiği artık herkes tarafından kabul edilen gerçektir. Cinsiyet rol tanımlarındaki süreklilik ise önemli ölçüde cinsiyetlere uygulanan sosyalleşme yöntemlerinin devamlılığına, başarısına dayanmaktadır (Arslan, 2000).

Eğitim, öğrencileri hayat ve iş alanına hazırlayıp çalışmalarını ve iş hayatını yönlendirirken diğer taraftan da doğal olarak bilgilerini, yeteneklerini geliştirmekte, morallerini yükseltmekte, entelektüel ve fiziksel denge sağlamaktadır. Bunu sağladıktan sonra genç insanların sosyal sorumlulukları konusunda bilinçlenmelerini, toplum çıkarlarını kişisel çıkarlarının önünde tutmalarını toplu iş organizasyonlarının avantajlarını ve ailenin önemini vurgulamaktadır (Aziz, 1982).

(27)

Dupont'a göre, bu hedefler resmi anlamda kız-erkek ayrımı yapmaz.

Ancak resmi metinler ve hedefler, kadınlara aile rollerinin birincil hedef olarak verilmesini maskeler ve profesyonel sorumluluklarını ikincil düzeye iter (Aziz, 1982).

Eğitim, açık işlevlerinden toplumsallaşma ve toplumun kültür mirasının birikimi ve aktarılmasıyla cinsiyetçi bakış açısının kazanılmasına hizmet etmektedir. Eğitim toplumun kültür mirasının birikimi ve aktarılması işleviyle her kuşağın, kültür birikimi sürecini önceki kuşağın bıraktığı yerden devralarak sürdürmesine neden olmaktadır. Bu devralma, o toplumun değerlerinin ve toplumsal normlarının Öğretilmesi yoluyla gerçekleşir. Örgün ve yaygın eğitim yoluyla aktarılan bu miras, cinsiyetçi bakış açısının kazanılmasını da içermektedir (Arslan, 2000).

Cinsiyetçi bakış açısı doğrultusunda kadın ve erkeğin rol ve statülerinde büyük oranda geleneksel tutumlar yani erkeğin daha çok ev dışında çalışmasını kadınında ev içi işlerle ilgilenmesini esas alan yaklaşım sürmekle birlikte bu durumun eğitimden etkilenmekte ve eğitim seviyesi attıkça geleneksel tutumlarda değişiklik görülebilmektedir (Arslan, 2000).

Eğitim düzeyi kadının rollerinin tanımlanmasında da etkilidir. Kadın ve erkeğin eğitim düzeyi arttıkça cinsiyet rollerine ilişkin beklentilerde geleneksellikten uzaklaşmaktadır. Özellikle geleneksel toplumlarda kadından daha eğitimli olan erkeğin daha fazla sorumluluk alması beklenmektedir (Arslan, 2000).

Türk toplumu ile ilgili olarak Olson (1982), tarafından gerçekleştirilen bir çalışmada; kadınların ve erkeklerin görevlerinin büyük ölçüde mesleklerine ve sosyal sınıflara göre değiştiğini bulmuştur. Araştırmada doktor, akademisyen, hukukçu gibi yüksek öğrenim görmüş kişiler arasında evlilik içi cinsiyet farklarının daha az olduğu bulunmuştur (Olso, 1982).

Çelebi (1990), ise çalışmasında, eğitim düzeyi yükseldikçe eşitlikçi tutuma sahip olmanın da tutarlı biçimde yükseldiğini gözlemlemiştir.

Bu eşitlikçi tutumlar daha öncede belirtildiği gibi en iyi toplumsal işbölümünde gözlenmektedir. DPT tarafından gerçekleştirilen "Türk Aile Yapısı Araştırma"sında toplam olarak bakıldığında "ev işleri yapmak kadının birinci görevidir" diyenlerin oranı %75.8 iken, bu oran ilkokul mezunlarında %90.5'e

(28)

yükselmekte, lise mezunlarında % 58.3' e ve üniversite mezunlarında %42.5' e düşmektedir (DPT; 1993).

Yine aynı araştırmada, eğitim düzeyinin yükselmesi ile ev içi işleri erkeğin de paylaşması gerektiğini söyleyenlerin oranının arttığı tespit edilmiştir.

Eğitim seviyesi yüksek olanların boşanmaya ve boşanmış kişilere karşı tutumları da daha olumlu olmaktadır. Bunlar bütün çabalara karşın evliliğin yürümeyeceğinin anlaşılması halinde boşanmayı çözüm olarak görmektedirler.

Buna karşın eğitim seviyesi düşük olanların boşanma ve boşanmış bireylere bakış açılarında mantıki değerlendirmelerden çok acıma, öfke, hatta tiksinti gibi duygular ağır basmaktadır (Arıkan, 1996).

AAK'nın 1998 yılında yaptırmış olduğu "Boşanma sebepleri Araştırmasında erkeğin eğitimi ile anlaşmazlık sebebi arasında ilişki bulunmuştur. Buna rağmen erkeğin eğitim düzeyi yükseldikçe uyumsuzluktan kaynaklanan anlaşmazlıkların arttığı, buna karşılık genel yanlış davranışların (aile sırlarını dışarıya verme, kötü alışkanlıklar, evliliğe akraba müdahalesi) azaldığı görülmüştür (Arslan, 2000).

2.1.5.Cinsiyet

Hemen her toplumda, kimi zaman kadını sanki insan soyunun salt cinsiyet yapısı nedeniyle ayrılan bir türü değil de, apayrı bir yaradılışı olan bir yaratıkmış gibi yücelten, kimi zaman da kadının ikinci sınıf, aşağı, horlanan insan kategorisini oluşturmasını adeta, çok doğalmış gibi gösteren bir dizi halk değişinin, dini efsanenin, inancın, hurafenin yaşaması ve kadın erkek ilişkilerine, genelde insan davranışlarına yön vermesi, ideolojilerde, kültürde kadına verilen yer ile kadının ekonomide ya da politikada sahip olduğu geri yer arasında bir ilişki olduğunu düşündürmektedir (Tekeli, 1988).

Bütün toplumlar meslekler, hobiler ve oyunlar yoluyla çocuklara ilk önce kadın-erkek arasındaki farkı öğretir. Böylece kadın ve erkeklerin yöneldiği meslekler cinsiyet temelinde ayrılırlar. Kadınlar cinsiyet rollerinin devamı olarak adlandırılabilecek öğretmenlik, kütüphanecilik, hemşirelik, çocuk doktorluğu, sekreterlik, tezgahtarlık gibi alanlara yönlendirilirken erkekler, yöneticilik, doktorluk, mühendislik gibi alanlara yönlendirilmektedir (Arslan, 2000).

(29)

1993' te DPT tarafından yaptırılan "Türk Aile Yapısı Araştırmasında"

(1993) araştırmaya katılanlara çocuklan için meslek tercihleri sorulduğunda cinsiyet temelli olarak erkekler için %28.7' si doktorluk, %14.30' u mühendislik cevabını vermiştir. Kızlar için en uygun bulunan meslek %27.30' la öğretmenliktir (Arslan, 2000).

Anne, baba ve öğretmenler kız çocuklarını geleneksel kadın mesleklerine yönelim konusunda cesaretlendirirken, erkek çocukların erkek özellikleri ve yönelimlerine uygun olduğunu düşündükleri meslekler için cesaretlendirmektedir. Üstelik kadınların yoğun olduğu iş alanları saygınlığını da yitirmektedir (Arslan, 2000).

Demirel’in (1985) yaptığı Üniversiteli genç kızlarda entelektüel başarı açısından kendi cinslerine karşı aşağılayıcı bir önyargının bulunup bulunmadığını ortaya çıkarmaya çalışan bir araştırmada; kız öğrencilerin, her iki cinse uygun görülen mesleksel çalışma alanının erkeklere ait olduğunu düşündüklerinde, kadınlara ait olduğunu düşündüklerinden daha fazla değer verdikleri ortaya çıkmıştır. Eğer mesleki alan, geleneksel olarak daha çok kadınlara uygun görülmekteyse, bu eğilim tersine dönmektedir. Bu araştırma sonucunda; Üniversiteli kız öğrencilerin, genelde kadına uygun görülen meslek alanlarında bile erkekleri üstün değerlendirdikleri, her iki cinse uygun görülen mesleksel alanlarda, erkek yazar ismiyle verilen mesleksel makalenin, kadın yazar ismiyle verilen aynı makaleye göre daha üstün tuttukları, gerçekten öyle olmadığı halde, kendilerini erkeklere göre ikinci sınıf saydıkları, bunun da toplumun genelinde kadınlar aleyhine önyargıların sürüp gitmesine olanak hazırladığı bulunmuştur (Demirel, 1985).

Yogev (1981) Amerika' da yaptığı "Çalışan Kadınlar Sosyal Eşitliğe Dayalı Evlilik İlişkilerine Sahip midir?" çalışmasında, çalışan kadınların evlilik dinamiklerini incelemiştir. Araştırma, sadece kadınların evlilik hakkındaki görüşleri üzerine yoğunlaştırılmıştır. Bunun nedeni, çeşitli araştırmaların da ortaya koyduğu gibi, kadınların aşırı çalışma problemi yaşayan ve çeşitli değişiklikleri deneyen kişiler olmasıdır. Araştırmanın asıl amacı ise seçilen kadınların algılarına göre, evliliklerinde sosyal bakımdan eşitlik olup olmadığıdır. Çalışma,

-Kadın algısına göre, çocuk bakımı ve iş bölümü,

(30)

-Kadınların kocalarını algılamaları olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır.

Araştırma sonuçlan, ev içi sorumlulukların eşit bir şekilde paylaşamadığını, ev işlerinin ve çocuk bakımının kadının sorumluluğu olduğunu düşünen geleneksel modelin hala devam ettiğini göstermektedir.

Zaten denekler de kocalarının ev işlerinin yansını yaptıkları ve çocuğa baktıkları eşitlikçi aile biçimini beklememektedirler.

Aynı araştırmada ikinci odak noktası olan kadınların kocalarını algılamaları konusunda ise şu sonuçlar elde edilmiştir: Geleneksel olarak koca, daha yaşlı, daha zeki ve karısından daha başarılıdır; bu yüzden de daha yüksek bir statüye sahiptir. Fakat bu çalışmada kadınların üçte ikisi kendilerini meslek başarısı açısından kocalarıyla eşit olarak görmüşlerdir. Ayrıca denekler kendilerinin kocanın daha üstün görüldüğü geleneksel modele göre yaşamadıklarını belirtmişlerdir. Bu bulgular, evlilik ilişkilerinin eşitliğe dayalı biçimini desteklemekte fakat geleneksel iş bölümü ve çocuk bakımıyla ilgili sonuçlarla çelişkili görünmektedir. Araştırmada, çalışan evli kadınlar evlilik ilişkileri ile ilgili olarak iki farklı tutum ortaya koymuşlardır. Bir yandan kocalarını sosyal bakımdan eşit evlilik ilişkisi içinde algılarken (örneğin;

kocalarını kendilerinden daha üstün olarak görmemişler ve dahası kendilerini temel olarak eşit görmüşlerdir), diğer yandan da yaşamlarının geleneksel görüntüsünü değiştirerek istememişlerdir. Örneğin, çocuk bakımı ve ev işleriyle ilgili sorumlulukların çoğunu üstlenmelerine rağmen bu konularda eşlerinin ( kocalarının ) eşit pay almalarını beklememişler veya istememişlerdir (Yogev, 1981).

Yogev, evli eşler arasında ev işlerinin ve çocuk bakımının eşit bir biçimde paylaşıldığı evlilik ilişkisine sahip olmayı, günümüzde geçerli olan çalışan kadın kimliğinin ötesinde görmekte ve çalışan kadınların geleneksel işlev ve yükümlülüklerinden vazgeçmeksizin bir rol genişlemesine katlanmakta olduklarını vurgulamaktadır.

Bunun sonucunda kadınlar ideal eş ve ebeveyn olamamaktan dolayı erkeklerden daha fazla suçluluk duymaktadır. Oysa, erkekler karılarını, karılarının kendini algıladığından daha iyi eş ve ebeveyn olarak algılamakta ve karılarının rollerini dengeleme yeteneği hakkında kanlarından daha olumlu görüş bildirmektedir (Biernat ve Wonman, 1991).

(31)

Bu araştırma sonuçları kadınların eşlerinden daha fazla geleneksel rol beklentisi içinde olduğunu ve kadının bu geleneksel rolü içselleştirdiği izlenimini vermektedir. Bu cinsiyetçi bakış açısı doğrultusunda kadınların boşanmak isteyen kadını daha fazla oranda haksız bulabileceğini düşündürmektedir (Arslan, 2000).

2.1.6.Şiddet

Şiddet boşanmaya sebep olarak sayılan birçok sebep arasındadır.

Genel varsayım şiddet uygulayan erkeklerin daha fazla güce sahip olduğudur.

Gerçekten de şiddetin kurbanı olan kadınlar ilişkilerinde daha az güce sahip olduklarını belirtmektedir (Frieze ve McHugh; 1992). Bununla birlikte bazı araştırmalar kocanın daha az güce sahip olduğu çiftlerde şiddet yaşantısının çok daha fazla olduğunu göstermiştir. Bu fark gücün farklı kavramsallaştırılmasından olabilir. Örneğin bazı araştırmacılar erkeklerin karılarını kontrol etmenin bir formu olarak şiddeti kullandığını belirtmektedir.

Gerçektende daha yüksek düzeyde güç ihtiyacı duyan erkeklerin psikolojik ve sosyal kontrol sağlamak için şiddeti kullandığı araştırmalar sonucu tespit edilmiştir (Arslan, 2000).

Araştırmalar, kadından daha düşük ekonomik olanakları, eğitim seviyesi ve mesleki statüsü olan erkeklerin beklenenden daha fazla şiddet kullandığını göstermektedir (Frieze, 1991).

Arıkan'ın (1992) Ankara' da alt gelir grubunda bulunan boşanmış kadınlar üzerine yaptığı bir çalışmada kadınlar boşanma sebebi olarak % 53.4 ile fiziksel şiddet gösterilmiştir.

Aile Araştırma Kurumu'nun 1998 yılında yaptırmış olduğu "Boşanma Sebepleri Araştırması"nda boşanma dilekçelerinin arkasında yatan gerçek nedenlerden birinin de % 27.,6 ile şiddet olduğu görülmüştür.

Geniş tanımıyla aile içi şiddet, bireylerin yaralanmasına, sindirilmesine, öfkelenmesine veya duygusal baskı altına alınmasına yol açan fiziki veya herhangi bir şekilde hareket, davranış veya muamele olarak tanımlanmaktadır.

Yakın ilişkilerden kaynaklanan şiddetin yaygınlığı ve sonuçlan hakkında sistemli verilerin toplanmasına ancak 35 yıl önce başlanmıştır. İlk önceleri, Batı ülkelerindeki sığınaklara başvuran kadınların daha çok alt sosyo-ekonomik

(32)

gruplardan olduğu görülmüş, bu yüzden de aile içi şiddetin bu gruplarla sınırlı olduğu sanılmıştır. Daha sonra yapılan çalışmalarda elde edilen bulgular ise aile içi şiddetin avukatlık, tıbbi bakım, ruh sağlığı, ceza hukuku ve akademik topluluktan gelenleri de kapsayan çok geniş bir alana yayıldığını göstermektedir (Seinmetzs, 1980). Şiddetin ortaya çıkmasıyla bağlantılı bazı parametreler saptansa da, literatür incelendiğinde gene! olarak şiddete, cinsiyet, etnik grup, yaş ve sosyo-ekonomik düzey ne olursa olsun, umulanın üstünde bir oranda her kesimde rastlandığı görülmektedir.

KKTC’ deki boşanma nedenleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

Tablo 6: Boşanma İçin Gösterdikleri Nedenlerin Cinsiyete Göre Dağılımı

Cinsiyet Kadın Erkek Toplam

Nedenler N % N % N %

Uzun süren hastalık 1 1 2 3,3 3 1,8

Alkol bağımlılığı 19 18,4 4 6,7 23 14,1

Sevginin bitmesi 43 41,7 25 41,7 68 41,7

Akraba geçimsizliği 3 2,9 3 5 6 3,7

Eşlerin kişilik uyuşmazlığı

29 28,2 13 21,7 42 25,8

Cinsel ilişki memnuniyetsizliği

15 14,6 6 10 21 12,9

Yetersiz gelir kaynağı 13 12,6 5 8,3 18 11

Şiddet 51 49,5 13 21,7 64 39,3

Sadakatsizlik 32 31,1 22 36,7 54 33,1

Çocuksuzluk 1 1,7 1 0,6

Bunların dışında 5 4,9 2 3,3 7 4,3

Kaynak: (Alicik; 2009)

Araştırmada, 163 kişiden 68’i (%41.7), boşanma nedeni olarak “Eşlerin birbirlerine karşı sevgisinin bitmesini” gösterir. Boşanma nedenleri arasında gösterilen ikinci yüksek neden %39.3 oranıyla şiddettir. Eşlerden birinin zorba, hiddetli, kırıcı… olmasını boşanma nedeni olarak gören kadınların oranı

%49.5, erkeklerin oranı ise %39.3’tür. Örneklem grubunun %33.1’i üçüncü neden olarak sadakatsizliği gösterir. Kadınlar arasında boşanma nedeni olarak şiddet %49.5, sevginin bitmesi %41.7 ve sadakatsizlik %31.1 oranlarıyla yüksek çıkmaktadır. Erkekler arasında ise sevginin bitmesi %41.7, sadakatsizlik %36.7, şiddet ve kişilik uyuşmazlığı %21.7 oranlarında en önemli nedenler olarak gösterilmektedirler. Gerek erkekler gerekse kadınlar

(33)

çocuksuzluğu boşanma nedenleri arasında görmemektedirler. Cinsiyetler arasında öncelik sırası değişmekle birlikte ‘sevgi’ ve ‘sadakat’in aile varlığının temel nedenleri olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Bu nedenlerin ortadan kalkması ve şiddet ile iletişimsizlik gibi nedenlerin eklenmesiyle aile kurumunun yıkılmasına varan sonuçlar doğmaktadır (Alicik;2009).

En yaygın olarak rastlanan aile içi şiddet türü erkeğin kadına ve ebeveynin çocuğa yönelttiği şiddettir. Yapılan araştırmalar şiddet uygulayanların % 95' inden fazlasının erkek, şiddete maruz kalanlann % 90' ından fazlasının kadın ve çocuklar olduğunu göstermektedir (Güneri, 1996).

Kuramsal olarak ele alındığında eşler arasında yer alan aile içi şiddeti herhangi bir eş diğerine uygulayabilir. Ancak yapılan araştırmalar, aile içerisinde eşler arası şiddet vakalannın % 90' ından fazlasında kadınların şiddete maruz kaldığını göstermektedir. Şiddete maruz kaldığını belirten çiftlerin % 99' u aynı zamanda psikolojik istismara da maruz kaldığını bildirmiştir. Çiftlerin şiddet deneyimi süresince, psikolojik istismar fiziksel istismardan daha fazla sıklıkta meydana gelmekte ve fiziksel şiddet için risk faktörü oluşturmaktadır. Yeni evli çiftlerde yapılan uzunlamasına bir çatışmada evliliğin ilk yıllarında psikolojik istismann kullanımının daha sonraki yıllarda karşılaşılacak olan şiddetin anlamlı bir yordayıcısı olduğu bulunmuştur (Esmer, 1991).

Literatürde aile içi şiddet üzerine yapılan çalışmalar konuyu kapsamlı şekilde incelemiş ve aile içi şiddetin nedenleri üzerine farklı yaklaşımlar geliştirmiştir. Bunlardan sosyolojik yaklaşım, cinsiyetçi rollerin öğrenilmesine dayalı bir toplumsallaştırma süreci, erkeklere toplumda güçlü ve üstün konum sağlamakta ve erkeklerin kadına şiddet uygulamasını hoş görmektedir görüşünden yola çıkarak şiddetin temelini toplumsal olgulara dayandırmaktadır (Arslan, 2000).

Sosyal psikolojik yaklaşım ise, erkeklerin şiddete yönelik davranışları öğrendiğini belirtmektedir. Yani ailesinde, çocukluğunda şiddete maruz kalmış bir anneyi ve şiddet uygulayan bir erkeği gören ya da kötü muameleye maruz kalan erkeklerin şiddete yöneldiğini iddia etmektedir (Arslan, 2000).

Psikanalitik yaklaşım ise, hem erkek hem de kız çocuk için şiddetin bilinçaltında varolduğunu, ancak oidipal dönemde anneden kopuşun ve anneye yönelik arzunun bastırılmasının erkek çocukta kız çocuktan daha güçlü

Referanslar

Benzer Belgeler

◦ Boşanmanın Çocuklar Üzerine Olumsuz Etkileri ve Bunlarla Baş etme Yolları (Türkarslan, 2007) başlıklı makalenin. ◦ «boşanmadan önce çocukla yapılacak konuşmada

Cutaneous Lymphadenoma is an uncommon epithelial neoplasm with a distinctive histological feature composed of basaloid epithelial proliferation and intraepithelial lymphocytes.

Perdenin aralanmas›yla küçük orta¤›n ›fl›¤›ndan al›nan mesajlar flöyle: Sirius B’nin 12.000 kilometrelik çap›, Dünyam›z›nkinden biraz daha küçük, ama yo¤unlu¤u

Plant growth, some physiological (membrane permeability, relative water content, stomal conductance, etc.) and biochemical (antioxidant enzyme activity, proline and

İSTANBUL BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ KÜLTÜR İŞLERİ DAİRE BAŞKANLIĞI KÜTÜPHANE VE MÜZELER MÜDÜRLÜĞÜ... ÎSTANBUL BÜYÜK ŞEHİR BELEDİYESİ KÜLTÜR İŞLERİ

Ortalama trombosit volümü, plateletcrit değerleri opioid bağımlılarında sağlıklı kontrollere göre anlamlı olarak yüksek iken (sırasıyla P<0.001, P<0.001)

Current et ical and edicolegal perspecti es on electrocon ulsi e t erapy, an effecti e iological treat ent of psyc iatry, at a alcıo lu. Current et ical and edicolegal

Gavur Kalesi Yerleşmesi Karaz-Erken Transkafkasya Kültürü’nün Doğu Karadeniz’deki yayılım alanının sınırları açısından oldukça önemli bir yerleşim