Türk İnşaat Sektöründe Güvenlik Kültürü-İş Güvenliği İlişkisi
Serkan Yıldız, Mustafa Yılmaz, Adem Bakış
Kara Harp Okulu 06654 Ankara/Türkiye, Kara Harp Okulu 06654 Ankara/Türkiye Tel: (0312) 417 51 90-96
4T[email protected]4T, 4T[email protected],4T [email protected]
Öz
Türk inşaat sektörünün en önemli sorunlarından birisi iş kazalarıdır. Alınan tüm yasal tedbirlere rağmen kazaların önüne geçilememekte, her yıl çok sayıda inşaat sektörü çalışanı meydana gelen kazalar sonucunda ölmekte, yaralanmakta veya iş göremez duruma gelmektedir. Bu durum, kazaların sadece teknik nedenlere bağlı olmadığı, önemli oranda insan kaynaklı olduğu gerçeğini ortaya koymaktadır. Yapılan çalışmalar iş kazalarının yaklaşık %90’ının çalışanların güvensiz davranışlarından kaynaklandığını göstermiştir. İş kazalarının ana sebebinin insan davranışı olduğu gerçeği, 1980’lerden itibaren güvenlik kültürü kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Örgüt kültürünün bir alt boyutu olarak ele alınan güvenlik kültürünü, bir organizasyonun üyelerinin risk, kaza ve hastalıklar hakkında paylaştığı inanç ve fikirler veya çalışanlar tarafından paylaşılan güvenlikle ilgili değerler, algılar, inançlar ve tutumların yansıması olarak tanımlamak mümkündür. Çalışanların güvenlik kültürü düzeyinin ve bunun güvenlik performansı üzerindeki etkisinin tespitine yönelik olarak, dünyada ve daha az sayıda olmakla birlikte Türkiye’de değişik sektörler üzerinde yapılmış çalışmalar bulunmaktadır. Ancak, inşaat sektörünün başta projelerin ve işgücünün süreksizliği olmak üzere kendine has özellikleri, bu konuda daha detaylı ve daha fazla çalışma yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada, inşaat sektöründe güvenlik kültürünün düzeyinin ve çalışanların cinsiyet, yaş, tecrübe gibi değişik demografik özelliklerinden ne şekilde etkilendiğinin tespit edilmesine çalışılmıştır.
Anahtar Kelimeler: İnşaat Sektörü, İş Güvenliği, Güvenlik Kültürü, İş Kazaları, Güvenli Davranış
Giriş
Günümüzde tüm dünyada çalışma hayatının en önemli sorunlarından birisi iş kazalarıdır. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre; yaklaşık 3 milyar işgücünün bulunduğu dünyada hergün milyona yaklaşan iş kazası meydana gelirken, her yıl 2,3 milyon çalışan iş kazası ya da meslek hastalığından ölmektedir (Çakar,2015). İş kazaları, ne yazık ki ülkemizin de önemli sorunlarından birisidir. Türkiye’de her yıl binin üzerinde çalışan iş kazası nedeniyle hayatını kaybederken, geçici ve sürekli işgöremezliklere bağlı milyarlarca liralık ekonomik kayıp yaşanmaktadır. Söz konusu kazaların yaşandığı sektörlerin başında inşaat sektörü gelmektedir. Bu durum, ülkemizin genel teknolojik ve sosyo-ekonomik yapısının yanında, bazıları bütün dünyada inşaat sektörünü riskli hale getiren, sektöre özel bir çok koşuldan kaynaklanmaktadır.
Yapılan çalışmalarla kazaların % 98 oranında önlenebilir nitelikte olduğunun tespit edilmesine (Camkurt, 2007) ve işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda son yıllarda çok sayıda yasal ve kurumsal düzenleme yapılmış olmasına rağmen; inşaat sektörü de dahil olmak üzere tüm sektörlere ait istatistikler Türkiye’de iş güvenliği konusunda istenen ilerlemenin bir türlü sağlanamadığını göstermektedir. Bu durumun oluşmasında, kazaların sadece teknik bir mesele olarak ele alınmasının, insan faktörünün aynı oranda dikkate alınmamasının etkisi olduğu düşünülmektedir. Oysa özellikle 1986 yılında meydana gelen Çernobil nükleer kazasının ardından başlatılan çalışmalar iş kazalarının büyük oranda çalışanların güvensiz davranışlarından kaynaklandığını, bu davranışların önlenmesinde ise güvenlik kültürünün anahtar kavram olduğunu ortaya koymuştur.
Bugün, gelişmiş ülkelerde, çalışanların güvenli davranış, güvenliğe yönelik inanç ve düşüncelerini yansıtan güvenlik kültürünün kazaların önlenmesinde en önemli faktör olduğu kabul edilmektedir.
Dünya literatüründe iş güvenliği güvenlik kültürü ilişkisini değişik boyutlarıyla farklı sektörler üzerinde inceleyen çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu konuda ülkemizde yapılan çalışma sayısı oldukça kısıtlı olduğu gibi, yazarlar inşaat sektörü ile ilgili yapılmış bu tür bir çalışmaya ise rastlamamıştır. Oysa, inşaat sektörünün ülkenin temel koşullarından farklılaşan kendine has özellikleri, yapılacak genellemelerde yanlışlara düşülmesine neden olabilecektir. İnşaat sektörü üzerinde bir çalışma gerçekleştirilmesinin bu nedenle önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada, inşaat sektöründe güvenlik kültürünün düzeyinin ve güvenlik kültürünün çalışanların cinsiyet, yaş, tecrübe gibi değişik demografik özelliklerinden ne şekilde etkilendiğinin tespit edilmesine çalışılmıştır.
Türk İnşaat Sektöründe İş Kazaları
Gelişen ve ihtiyaçları sürekli artan bir ülke olarak Türkiye’de, benzer bir çok ülkede olduğu gibi gelişimin ana eksenini inşaat sektörü oluşturmakta, kentsel mekanlar, barajlar, enerji üretim tesisleri, yollar, havaalanları, fabrikalar, hastaneler ve diğer tüm yaşamsal mekânlar ile o mekânları yaşanılır kılabilecek altyapının temelinde inşaat bulunmaktadır. Girdi sağlayan diğer sektörlerin katkısı da dikkate alındığında inşaat sektörünün Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içindeki payı yaklaşık yüzde 30 seviyelerine ulaşmaktadır (İNTES, 2014). Öte yandan Türkiye’de inşaat sektörü tüm dünyaya benzer şekilde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yeterli gelişmenin sağlanamadığı, iş kazalarının yoğunlaştığı sektörlerden birisidir. ILO verilerine göre inşaat işçileri, diğer sektörlerde çalışan işçilere oranla 3-6 kat daha fazla kazaya uğrama riski taşımaktadırlar (ILO, 2015). Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı inşaat sektörünü Tehlike Sınıfları Yönetmeliği'ne göre "Çok Tehlikeli İşler" sınıfına alırken (ÇSGB, 2013), iş kazalarıyla mücadele açısından belirlediği öncelikli üç sektör arasına da dahil etmiştir (İSGÜM, 2015),
Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) 2013 yılı iş kazası istatistiklerine göre, ekonomik faaliyet sınıflaması bazında “Bina İnşaatı” sektörü 14.286 iş kazası ile tüm sektörler arasında ikinci sırada gelmektedir. Bununla birlikte 5.917 kazanın meydana geldiği
“Bina Dışı Yapıların İnşaatı” ve 6.764 kazanın meydana geldiği “Özel İnşaat Faaliyetleri” birarada değerlendirildirildiğinde toplam 26.697 kaza ile inşaat sektörü en fazla kazanın meydana geldiği sektör konumuna yükselmektedir. Bu rakamla, inşaat sektöründe meydana gelen iş kazaları tüm iş kazalarının % 14,1’ini oluşturmaktadır.
Yapılan çalışmalarla kazaların % 98 oranında önlenebilir nitelikte olduğunun tespit edilmesine (Camkurt, 2007) ve işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda son yıllarda çok sayıda yasal ve kurumsal düzenleme yapılmış olmasına rağmen; inşaat sektörü de dahil olmak üzere tüm sektörlere ait istatistikler Türkiye’de iş güvenliği konusunda istenen ilerlemenin bir türlü sağlanamadığını göstermektedir. Bu durumun oluşmasında, kazaların sadece teknik bir mesele olarak ele alınmasının, insan faktörünün aynı oranda dikkate alınmamasının etkisi olduğu düşünülmektedir. Oysa özellikle 1986 yılında meydana gelen Çernobil nükleer kazasının ardından başlatılan çalışmalar iş kazalarının büyük oranda çalışanların güvensiz davranışlarından kaynaklandığını, bu davranışların önlenmesinde ise güvenlik kültürünün anahtar kavram olduğunu ortaya koymuştur.
Bugün, gelişmiş ülkelerde, çalışanların güvenli davranış, güvenliğe yönelik inanç ve düşüncelerini yansıtan güvenlik kültürünün kazaların önlenmesinde en önemli faktör olduğu kabul edilmektedir.
Dünya literatüründe iş güvenliği güvenlik kültürü ilişkisini değişik boyutlarıyla farklı sektörler üzerinde inceleyen çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu konuda ülkemizde yapılan çalışma sayısı oldukça kısıtlı olduğu gibi, yazarlar inşaat sektörü ile ilgili yapılmış bu tür bir çalışmaya ise rastlamamıştır. Oysa, inşaat sektörünün ülkenin temel koşullarından farklılaşan kendine has özellikleri, yapılacak genellemelerde yanlışlara düşülmesine neden olabilecektir. İnşaat sektörü üzerinde bir çalışma gerçekleştirilmesinin bu nedenle önemli olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada, inşaat sektöründe güvenlik kültürünün düzeyinin ve güvenlik kültürünün çalışanların cinsiyet, yaş, tecrübe gibi değişik demografik özelliklerinden ne şekilde etkilendiğinin tespit edilmesine çalışılmıştır.
Türk İnşaat Sektöründe İş Kazaları
Gelişen ve ihtiyaçları sürekli artan bir ülke olarak Türkiye’de, benzer bir çok ülkede olduğu gibi gelişimin ana eksenini inşaat sektörü oluşturmakta, kentsel mekanlar, barajlar, enerji üretim tesisleri, yollar, havaalanları, fabrikalar, hastaneler ve diğer tüm yaşamsal mekânlar ile o mekânları yaşanılır kılabilecek altyapının temelinde inşaat bulunmaktadır. Girdi sağlayan diğer sektörlerin katkısı da dikkate alındığında inşaat sektörünün Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) içindeki payı yaklaşık yüzde 30 seviyelerine ulaşmaktadır (İNTES, 2014). Öte yandan Türkiye’de inşaat sektörü tüm dünyaya benzer şekilde işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda yeterli gelişmenin sağlanamadığı, iş kazalarının yoğunlaştığı sektörlerden birisidir. ILO verilerine göre inşaat işçileri, diğer sektörlerde çalışan işçilere oranla 3-6 kat daha fazla kazaya uğrama riski taşımaktadırlar (ILO, 2015). Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı inşaat sektörünü Tehlike Sınıfları Yönetmeliği'ne göre "Çok Tehlikeli İşler" sınıfına alırken (ÇSGB, 2013), iş kazalarıyla mücadele açısından belirlediği öncelikli üç sektör arasına da dahil etmiştir (İSGÜM, 2015),
Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) 2013 yılı iş kazası istatistiklerine göre, ekonomik faaliyet sınıflaması bazında “Bina İnşaatı” sektörü 14.286 iş kazası ile tüm sektörler arasında ikinci sırada gelmektedir. Bununla birlikte 5.917 kazanın meydana geldiği
“Bina Dışı Yapıların İnşaatı” ve 6.764 kazanın meydana geldiği “Özel İnşaat Faaliyetleri” birarada değerlendirildirildiğinde toplam 26.697 kaza ile inşaat sektörü en fazla kazanın meydana geldiği sektör konumuna yükselmektedir. Bu rakamla, inşaat sektöründe meydana gelen iş kazaları tüm iş kazalarının % 14,1’ini oluşturmaktadır.
Yine 2013 yılı istatistiklerine göre iş kazaları nedeniyle inşaat sektöründe yaşanan toplam işgöremezlik günü 457.437 olarak belirlenmiş, bu oran tüm işgöremezliklerinin yaklaşık % 20’sine tekabül etmektedir. 2013 yılı içinde inşaat sektörü çalışanlarından sürekli iş göremezlik geliri bağlananların sayısı 459 olurken, sektörde tüm iş kazasına bağlı ölümlerinin % 38,3’üne karşılık gelen 521 ölüm gerçekleşmiştir (SGK, 2013).
Yukarıda sıralanan 2013 yılı istatistikleri günde 8 saat ve yılda yaklaşık 300 gün çalışıldığı kabulüyle birlikte değerlendirildiğinde, 2013 yılında inşaat sektöründe:
• Her iş günü yaklaşık 89, her iş saati 11,1 ve her 5 dakikada 1 iş kazası olmuş,
• Her iş günü 1,74 kişi kaza sonucu yaşamını yitirirken, 1,53 kişi ise sürekli işgöremez hale gelmiştir. Aynı istatistikler Türkiye İstatistik Kurumunun 2013 yılında inşaat sektöründe 1.753.000 kişi istihdam edildiği (TÜİK, 2013) verisiyle birlikte değerlendirildiğinde, 2013 yılında her 1000 inşaat sektörü çalışanından 15’inin iş kazası yaşadığını, bu kazalar sonucunda her 10000 çalışandan yaklaşık 6’sının hayatını kaybettiğini veya sürekli iş göremez hale geldiğini söylemek mümkündür. Rakamlar, Türkiye’de inşaat sektöründe iş kazalarının ne kadar önemle üzerinde durulması gereken bir konu olduğunu ortaya koymaktadır.
Güvenlik Kültürü ve İnşaat Sektörü
İş kazalarını azaltmaya yönelik ilk girişimler genellikle, mühendislik bakış açısıyla teknik yönlerin ve fiziksel tehlikelerin kontrol edilmesine yönelik olmuştur. Ancak, iş kazalarının yaklaşık %90’ının çalışanların güvensiz davranışlarından kaynaklandığı tespiti, kazaların önlenmesinde insan faktörüne odaklanılmasını öne çıkarmış (Tomas ve diğ, 1999), özellikle karmaşık iş sistemlerinin operasyonel hedeflere güvenle ulaşmasında teknik düzenlemeler kadar sosyal yapının da önemli olduğu anlaşılmıştır.
Çernobil nükleer faciasından başlayarak, son yirmi yılda yaşanan bir çok önemli afet, sosyal ve örgütsel sorunların bu kazaların nedenleri arasında yer aldığını göstermiştir (Mearns ve diğ. 2003). Büyük felaketlere ilişkin vaka çalışmaları örgütsel kazaları güvenlik kültürü zayıflığına bağlarken, günümüzde bireysel kazaları açıklamak için de güvenlik kültürü kavramı yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır (Reason, 1997).
Örgütsel kültürün bir parçası olan güvenlik kültürü, içinde gruplar ve bireylerin işlev gördüğü, ulusal, örgütsel ve mesleki tutum ve değerlerin meydana getirdiği karmaşık bir çerçeve (Parker ve diğ, 2006) veya Turner’ın ifadesi ile çalışanların, yöneticilerin, müşterilerin veya halkın tehlikeli veya yaralayıcı durumlara maruz kalmasını en aza indirmek için geliştirilen inançlar, normlar, tutumlar, roller, sosyal ve teknik uygulamalar kümesidir (Turner ve diğ, 1989). Güvenlik kültürü oluşturulmasının amaçları, kaza ve yaralanmaları azaltmak maksadıyla risk, kaza ve hastalıklar hakkında aynı inanç ve fikirlerin paylaşılmasını sağlayarak davranış normları oluşturmak, dikkat çeken konular hakkında gereken güvenliği sağlamak, güvenlik konularında gerekli ilgi ve katılımı sağlayarak kişilerin güvenliğe bağlılığını sağlamak, örgütün sahip olduğu sağlık ve güvenlik programının biçim ve yeterliğine karar vermek ve iş güvenliğine dair gerçekleştirilen uygulamaların tarzını ve becerilerini belirlemek şeklinde ifade edilmektedir (Uslu, 2014).
İş kazalarının mümkün olduğunca azaltılmasında pozitif bir güvenlik kültürü ve güvenlik iklimi yaratılmasının önemi günümüzde inşaat sektöründe de anlaşılmaya başlanmıştır. Şantiyenin olağanüstü güvenli ya da son derece tehlikeli olup olmadığı, yönetimin ve işçilerin güvenliğe ve tehlikelere yaklaşım ve tutumlarını yansıtan
güvenlik kültürünün bir sonucudur. Bu bağlamda, işin fiziksel ve organizasyonel koşulları güvenlik kültürünün yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Kısaca, şantiyelerde "İnşaat tehlikeli bir iştir - kaza olur" dan "Güvenlik ve sağlık işimizi nasıl gerçekleştirdiğimizdir" e uzanan örtülü veya açık örgütsel güvenlik mesajları ile karşılaşmak mümkündür (NORA, 2013).
Literatürde güvenlik kültürü iş güvenliği ilişkisini araştıran birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çerçevede, inşaat sektöründe de ölçülemeyen hiçbir olgu kontrol edilemez yaklaşımından yola çıkılarak güvenlik kültürünün ölçülmesini amaçlayan çalışmalar yapılmış, bu çalışmalarda diğer pek çok sosyal bilim probleminde olduğu gibi niceliksel ve niteliksel ölçüm araçları kullanılmıştır. 2013 yılında Washington’da gerçekleştirilen “İnşaat sektöründe güvenlik kültürü ve iklimi” çalıştayının sonuç raporunda, Güvenlik kültürü veya iklimine ilişkin 50’ye yakın çalışma bulunduğu, çoğunlukla inşaata özgü ölçüm araçlarının kullanılmadığı bu çalışmalarda, genel endüstri uygulamaları için tasarlanmış araçlardan adaptasyon yapıldığı ifade edilmiştir (Gillen ve diğ, 2013).
Araştırma
Araştırmanın Amacı ve Hipotezleri
Araştırmada inşaat sektöründe güvenlik kültürünün farklı demografik değişkenlerle olan ilişkisi incelenmiştir. Bu doğrultuda araştırma kapsamında; evli ve bekâr çalışanlar arasında (H1), eğitim durumu düşük olan çalışanlarla eğitim durumu yüksek olan çalışanlar arasında (H2), farklı şantiyelerde çalışanlar arasında (H3), yönetici ve yönetici olmayanlar arasında (H4), iş tecrübesi düşük olan çalışanlarla iş tecrübesi yüksek olan çalışanlar arasında (H5), genç ve yaşlı çalışanlar arasında (H6) güvenlik kültürü algı düzeyleri açısından farklılık vardır hipotezleri test edilmiştir.
Araştırmanın Metodolojisi
Araştırmada Kullanılan Anket Formu
Güvenlik kültürünün ölçümünde niceliksel ve niteliksel yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, literatürde yer alan ölçeklerden derlenerek hazırlanan (Dursun, 2012) güvenlik kültürü anketi, bazı küçük revizeler yapılmak suretiyle kullanılmıştır. Ankette şu bölümlere yer verilmiştir:
Kişisel Bilgi Formu: Çalışanların yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, işteki konumu ve iş tecrübesi sorularından oluşmaktadır.
Güvenlik Kültürü Anketi: Güvenlik kültürü anketinde 8 boyut bulunmaktadır:
1. Yönetimin Bağlılığı: Toplam 8 sorudan oluşan ölçek, yöneticilerin tutumları ve yöneticilerin davranışları olmak üzere iki alt boyuttan oluşmaktadır.
2. Güvenlik Önceliği: 4 sorudan oluşan ölçek, örgüt açısından iş güvenliğinin taşıdığı önem düzeyinin çalışanlar tarafından nasıl algılandığını değerlendirmektedir.
3. Güvenlik İletişimi: Ölçek 5 sorudan oluşmakta ve çalışan ve yönetim arasında güvenlikle ilgili iletişim hakkında çalışanların algılarını değerlendirmektedir.
güvenlik kültürünün bir sonucudur. Bu bağlamda, işin fiziksel ve organizasyonel koşulları güvenlik kültürünün yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Kısaca, şantiyelerde "İnşaat tehlikeli bir iştir - kaza olur" dan "Güvenlik ve sağlık işimizi nasıl gerçekleştirdiğimizdir" e uzanan örtülü veya açık örgütsel güvenlik mesajları ile karşılaşmak mümkündür (NORA, 2013).
Literatürde güvenlik kültürü iş güvenliği ilişkisini araştıran birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çerçevede, inşaat sektöründe de ölçülemeyen hiçbir olgu kontrol edilemez yaklaşımından yola çıkılarak güvenlik kültürünün ölçülmesini amaçlayan çalışmalar yapılmış, bu çalışmalarda diğer pek çok sosyal bilim probleminde olduğu gibi niceliksel ve niteliksel ölçüm araçları kullanılmıştır. 2013 yılında Washington’da gerçekleştirilen “İnşaat sektöründe güvenlik kültürü ve iklimi” çalıştayının sonuç raporunda, Güvenlik kültürü veya iklimine ilişkin 50’ye yakın çalışma bulunduğu, çoğunlukla inşaata özgü ölçüm araçlarının kullanılmadığı bu çalışmalarda, genel endüstri uygulamaları için tasarlanmış araçlardan adaptasyon yapıldığı ifade edilmiştir (Gillen ve diğ, 2013).
Araştırma
Araştırmanın Amacı ve Hipotezleri
Araştırmada inşaat sektöründe güvenlik kültürünün farklı demografik değişkenlerle olan ilişkisi incelenmiştir. Bu doğrultuda araştırma kapsamında; evli ve bekâr çalışanlar arasında (H1), eğitim durumu düşük olan çalışanlarla eğitim durumu yüksek olan çalışanlar arasında (H2), farklı şantiyelerde çalışanlar arasında (H3), yönetici ve yönetici olmayanlar arasında (H4), iş tecrübesi düşük olan çalışanlarla iş tecrübesi yüksek olan çalışanlar arasında (H5), genç ve yaşlı çalışanlar arasında (H6) güvenlik kültürü algı düzeyleri açısından farklılık vardır hipotezleri test edilmiştir.
Araştırmanın Metodolojisi
Araştırmada Kullanılan Anket Formu
Güvenlik kültürünün ölçümünde niceliksel ve niteliksel yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada, literatürde yer alan ölçeklerden derlenerek hazırlanan (Dursun, 2012) güvenlik kültürü anketi, bazı küçük revizeler yapılmak suretiyle kullanılmıştır. Ankette şu bölümlere yer verilmiştir:
Kişisel Bilgi Formu: Çalışanların yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, işteki konumu ve iş tecrübesi sorularından oluşmaktadır.
Güvenlik Kültürü Anketi: Güvenlik kültürü anketinde 8 boyut bulunmaktadır:
1. Yönetimin Bağlılığı: Toplam 8 sorudan oluşan ölçek, yöneticilerin tutumları ve yöneticilerin davranışları olmak üzere iki alt boyuttan oluşmaktadır.
2. Güvenlik Önceliği: 4 sorudan oluşan ölçek, örgüt açısından iş güvenliğinin taşıdığı önem düzeyinin çalışanlar tarafından nasıl algılandığını değerlendirmektedir.
3. Güvenlik İletişimi: Ölçek 5 sorudan oluşmakta ve çalışan ve yönetim arasında güvenlikle ilgili iletişim hakkında çalışanların algılarını değerlendirmektedir.
4. Güvenlik Eğitimi: 4 sorudan oluşan ölçek, örgüt tarafından çalışanlara sağlanan güvenlik eğitimi ile ilgili çalışanların algılarını ölçmektedir.
5. Güvenlik Farkındalığı ve Yetkinlik: Ölçek 5 sorudan oluşmakta ve çalışanların güvenlik farkındalığı ve güvenlik sorunlarıyla başa çıkabilme yetkinliğini değerlendirmektedir.
6. Çalışanların Katılımı: 4 sorudan oluşan ölçek, çalışanların güvenlik prosedürlerine uyma davranışları ile güvenlikle ilgili çalışma koşullarının iyileştirilmesine katılımını ölçmektedir.
7. Kadercilik: Ölçek 6 sorudan oluşmakta ve çalışanların iş kazalarıyla ilgili kaderci inançlarını değerlendirmektedir
8. Raporlama Kültürü: 5 sorudan oluşan ölçek, iş kazalarının, ramak kala olayların ve güvensiz davranışların raporlanmasını ölçmektedir.
Anket tamamı 5 li likert ölçeğine göre hiç katılmıyorum ve tamamen katılıyorum arasında değişen cevaplarla değerlendirilen ve olumlu yönde görüş içeren toplam 41 sorudan oluşmuştur.
Örneklem Seçimi, Anketin Uygulanması ve Analiz Yöntemi
Araştırma, Ankara'da 2, Sivas, Diyarbakır ve Malatya'da 1 er olmak üzere 5 orta ölçekli kamu kurumu şantiyesinde gerçekleştirilmiştir. Şantiyede bulunan kontrol mühendisleri vasıtası ile uygulanan toplam 137 anketten 15’i eksik veri içerdiği için kapsam dışında bırakılmış, analiz ve değerlendirmeler 122 anket üzerinden gerçekleştirilmiştir. Anket katılımcısı 122 kişinin mesleki dağılımı 11 mühendis, 4 tekniker, 9 elektrikçi, 3 formen, kalıp, boya, sıva, dekorasyon gibi değişik branşlardan 67 inşaat ustası ve 28 düz işçi şeklinde olmuştur. Toplanan verilerin analizi SPSS 21.0 (Statistical Package for Social Sciences) istatistik programı ile gerçekleştirilmiştir.
Araştırmadan Elde Edilen Bulgular Demografik Bulgular
Katılımcıların cinsiyet, medeni durum ve işteki konumlarına dair demografik bulgular Tablo 1’de verilmiştir. Katılımcıların % 36’sı 18-29, % 37’si 30-39, % 27’si ise 40 ve üzeri yaş grubundadır. Genelde (% 51) ilköğretim mezunu olan katılımcıların, %7’si okuryazar, % 26’sı lise ve 16’sı ise üniversite mezunudur. Katılımcıların iş tecrübesine göre dağılımı % 16 0-2 yıl, %32 3-10 yıl, % 32 10-19 yıl ve % 20 20 yıl ve üzeri şeklindedir. Değerlendrilen anketlerden 14’ü Ankara-1, 39’u Ankara-2, 24’ü Diyarbakır, 31’i Malatya ve 14’ü Sivas’ta bulunan şantiyelerde doldurulmuştur.
Tablo 1 Katılımcıların Cinsiyet, Medeni Durum ve İşteki Konumuna Göre Dağılımları.
Cinsiyet Medeni Durum İşteki Konum
Erkek Kadın Evli Bekar Yönetici Çalışan Toplam
N 119 3 75 47 16 106 122
% 97,5 2,5 61,5 38,5 13,1 86,9 100
Kullanılan Ölçeklerle İlgili Tanımlayıcı İstatistikler ve Güvenirlik Analizi Sonuçları Araştırmada kullanılan ölçeklerle ilgili tanımlayıcı istatistiklere ilişkin sonuçlar ve güvenirlik katsayıları Tablo 2’de verilmiştir. Buna göre, ölçeklerin güvenirlik değerleri 0,83 ile 0,93 arasında değişmektedir. Söz konusu değerler sosyal bilimlerde kabul edilen
Tablo 2 Ölçeklerin Güvenirlik Katsayıları.
Değişken N Madde
Sayısı Ort. St.Sap. Soru
Ort. P. C.Alph C.Alph*
Yöneticilerin Tutumları 122 4 14,06 4,206 3,52 0,90 0,84 Yöneticilerin Davranışları 122 4 14,36 4,227 3,59 0,88 0,83
Güvenlik Önceliği 122 4 14,94 4,224 3,74 0,89 0,72
Güvenlik İletişimi 122 5 18,58 5,162 3,71 0,93 -
Güvenlik Eğitimi 122 4 14,60 4,499 3,65 0,95 -
Güvenlik Farkındalığı 122 5 19,83 4,737 3,97 0,90 0,83
Çalışanların Katılımı 122 4 14,30 4,312 3,58 0,88 0,76
Kadercilik 122 6 18,57 7,264 3,10 0,90 0,76
Raporlama Kültürü 122 5 18,54 5,242 3,71 0,89 0,76
* Ölçeklerin orijinallerindeki güvenirlik değerleridir (Dursun, 2012).
Demografik Değişkenler İle Güvenlik Kültürü Değişkenleri Arasındaki İlişkiler.
Çalışanların medeni durumlarına göre güvenlik kültürü değişkenlerinin analizine ilişkin sonuçlar Tablo 3’de verilmiştir. Buna göre evlilere ait ortalamalar tüm boyutlarda bekârların ortalamalarından daha yüksek çıkmıştır. Ancak yalnızca kadercilik boyutunda evli veya bekâr olma durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık elde edilmiştir (p < 0,05).
Tablo 3 Medeni Durum Güvenlik Kültürü İlişkisi.
Ölçekler Evli Bekar
N M SS N M SS t P
Yöneticilerin Tutumları
75
3,57 ,97
47
3,43 1,17 0,737 0,462 Yöneticilerin
Davranışları 3,63 ,97 3,52 1,19 0,568 0,571
Güvenlik Önceliği 3,80 1,04 3,64 1,08 0,805 0,422
Güvenlik İletişimi 3,87 1,02 3,48 1,02 2,058 0,420
Güvenlik Eğitimi 3,79 1,10 3,43 1,14 1,714 0,890
Güvenlik Farkındalığı 4,00 ,88 3,91 1,05 0,505 0,614
Çalışanların Katılımı 3,60 1,08 3,54 1,08 0,312 0,756
Kadercilik 3,31 1,17 2,75 1,20 2,528 0,013
Raporlama Kültürü 3,78 ,99 3,59 1,13 0,973 0,332
Katılımcıların eğitim seviyeleri ile güvenlik kültürü değişkenleri arasındaki ilişki incelendiğinde, genel olarak bütün boyutlarda daha eğitimsiz (okuryazar) grubun ortalaması katılıyoruma yakın, yani yüksek çıkarken, üniversitelilere ilişkin ortalamalar daha düşük (kısmen katılıyoruma yakın) çıkmıştır. Bu durumun eğitim seviyesi arttıkça konuya daha gerçekçi yaklaşılmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir. Diğer taraftan, bütün boyutlar içerisinde yalnızca kadercilik ve raporlama kültürü için eğitim seviyesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0,05). Bu farklılıklar kadercilik için okuryazarlar ile üniversiteliler arasında, raporlama için
Tablo 2 Ölçeklerin Güvenirlik Katsayıları.
Değişken N Madde
Sayısı Ort. St.Sap. Soru
Ort. P. C.Alph C.Alph*
Yöneticilerin Tutumları 122 4 14,06 4,206 3,52 0,90 0,84 Yöneticilerin Davranışları 122 4 14,36 4,227 3,59 0,88 0,83
Güvenlik Önceliği 122 4 14,94 4,224 3,74 0,89 0,72
Güvenlik İletişimi 122 5 18,58 5,162 3,71 0,93 -
Güvenlik Eğitimi 122 4 14,60 4,499 3,65 0,95 -
Güvenlik Farkındalığı 122 5 19,83 4,737 3,97 0,90 0,83
Çalışanların Katılımı 122 4 14,30 4,312 3,58 0,88 0,76
Kadercilik 122 6 18,57 7,264 3,10 0,90 0,76
Raporlama Kültürü 122 5 18,54 5,242 3,71 0,89 0,76
* Ölçeklerin orijinallerindeki güvenirlik değerleridir (Dursun, 2012).
Demografik Değişkenler İle Güvenlik Kültürü Değişkenleri Arasındaki İlişkiler.
Çalışanların medeni durumlarına göre güvenlik kültürü değişkenlerinin analizine ilişkin sonuçlar Tablo 3’de verilmiştir. Buna göre evlilere ait ortalamalar tüm boyutlarda bekârların ortalamalarından daha yüksek çıkmıştır. Ancak yalnızca kadercilik boyutunda evli veya bekâr olma durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık elde edilmiştir (p < 0,05).
Tablo 3 Medeni Durum Güvenlik Kültürü İlişkisi.
Ölçekler Evli Bekar
N M SS N M SS t P
Yöneticilerin Tutumları
75
3,57 ,97
47
3,43 1,17 0,737 0,462 Yöneticilerin
Davranışları 3,63 ,97 3,52 1,19 0,568 0,571
Güvenlik Önceliği 3,80 1,04 3,64 1,08 0,805 0,422
Güvenlik İletişimi 3,87 1,02 3,48 1,02 2,058 0,420
Güvenlik Eğitimi 3,79 1,10 3,43 1,14 1,714 0,890
Güvenlik Farkındalığı 4,00 ,88 3,91 1,05 0,505 0,614
Çalışanların Katılımı 3,60 1,08 3,54 1,08 0,312 0,756
Kadercilik 3,31 1,17 2,75 1,20 2,528 0,013
Raporlama Kültürü 3,78 ,99 3,59 1,13 0,973 0,332
Katılımcıların eğitim seviyeleri ile güvenlik kültürü değişkenleri arasındaki ilişki incelendiğinde, genel olarak bütün boyutlarda daha eğitimsiz (okuryazar) grubun ortalaması katılıyoruma yakın, yani yüksek çıkarken, üniversitelilere ilişkin ortalamalar daha düşük (kısmen katılıyoruma yakın) çıkmıştır. Bu durumun eğitim seviyesi arttıkça konuya daha gerçekçi yaklaşılmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir. Diğer taraftan, bütün boyutlar içerisinde yalnızca kadercilik ve raporlama kültürü için eğitim seviyesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0,05). Bu farklılıklar kadercilik için okuryazarlar ile üniversiteliler arasında, raporlama için
okuryazarlar ilköğretim mezunları ve okuryazarlar üniversite mezunları arasında olmuştur.
Güvenlik kültürü algısının şantiyelere göre değişip değişmediğine dair incelemede güvenlik iletişimi, güvenlik eğitimi, güvenlik farkındalığı, kadercilik ve raporlama kültürü için şantiyeler arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0,05). Bu durum şantiyelerdeki güvenlik ikliminden kaynaklanabileceği gibi, Ankara'da bulunan iki farklı şantiye arasında anlamlı farklar bulunmamış olması, çalışanların memleketlerine has özelliklerinden kaynaklanma ihtimalini de ortaya çıkarmaktadır. Bu açıdan konunun başka çalışmalarla daha ayrıntılı incelenmesi uygun olacaktır.
Güvenlik kültürü değişkenleri ile işteki konum ilişkisi incelendiğinde, yöneticilerin tutumları, yöneticilerin davranışları, güvenlik eğitimi, güvenlik farkındalığı, çalışanların katılımı ve raporlama kültürü boyutlarında yöneticilerin ve çalışanların algısı arasında anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Yöneticiler genelde katılıyorum ve tamamen katılıyorum şeklinde görüşler bildirmiş, ortalama punları da 4’ün üzerinde gerçekleşmiştir. Bu durumun yöneticilerin sorumluluk sahibi olmaları nedeniyle güvenlik kültürüne yönelik gerçektekinden daha olumlu bir algı geliştirmesinden kaynaklandığı değerlendirilmektedir.
Güvenlik kültürü değişkenleri ile katılımcıların iş tecrübeleri arasındaki ilişki incelendiğinde, bütün boyutlarda tecrübesiz çalışanların ortalama puanlarının tecrübeli çalışanlardan daha yüksek olduğu, en tecrübelilerin en düşük puanlara sahip olduğu görülmektedir. Bu durumu tecrübeli çalışanların güvenlik risklerini daha iyi bildikleri şeklinde yorumlamak mümkündür. Tecrübeli ve tecrübesiz çalışanlara arasındaki bu farklılıklar yönetici tutumu, güvenlik önceliği ve güvenlik eğitimi boyutlarında istatistiksel olarak da anlamlı bulunmuştur.
Son hipotez olan yaş ile güvenlik kültürü algısının değiştiğine ilişkin analizlerde herhangi bir anlamlı ilişki tespit edilememmiştir.
Sonuç ve Öneriler
Çalışmanın sonuç bölümünün kaleme alındığı saatlerde İzmir otoyolu viyadük inşaatı çalışmasında meydana gelen çökme nedeniyle dört inşaat işçisi daha hayatını kaybetmiştir. Yasal ve kurumsal anlamda alınan bir çok önleme rağmen bu tür acıların yaşanmasının devam etmesi, konuya daha farklı yaklaşılması gereğini ortaya koymaktadır. Güvenlik kültürü ve güvenlik iklimi kavramları, çağdaş dünyanın son 20-30 yıldır üzerinde titizlikle çalıştığı konular olmuştur. Ülkemiz inşaat sektöründe güvenli çalışma ortamları yaratılmasına katkı sağlamak amacıyla gerçekleştirilen bu çalışmada, inşaat çalışanlarının güvenlik kültürü algı düzeyleri tespit edilerek, güvenlik kültürünün demografik değişkenler ile olan ilişkisi incelenmiştir.
“Bu işyerinde güvenlik konuları hakkında yoğun bir iletişim vardır”, “İşimin gerektirdiği güvenlik kurallarını anlıyorum” gibi güvenlik kültürüne yönelik olumlu ifadelerden oluşan 41 soruluk anketin ortalama puanları kısmen katılıyorum ile katılıyorum arasında gerçekleşmiştir. Kamuya ait inşaatların gerçekleştirildiği şantiyelerin daha kontrollü olması ve katılımcıların çeşitli gerekçelerle daha olumlu cevaplar vermiş olması gibi etkenlerin sonuçlar üzerinde etkisi olabileceği
değerlendirilmektedir. Demografik değişkenlerden çalışanların medeni durumlarına göre yapılan analizde yalnızca kadercilik boyutunda evli veya bekâr olma durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilmiş, evlilerin daha kaderci bir yaklaşım sergiledikleri görülmüştür. Katılımcıların eğitim seviyeleri ile güvenlik kültürü ilişkisi incelendiğinde genel olarak bütün boyutlarda daha eğitimsiz (okuryazar) grubun ortalaması yüksek çıkarken, üniversitelilere ilişkin ortalamalar daha düşük çıkmıştır. Bu durumun eğitim seviyesi ile birlikte risklere karşı farkındalığın artmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir. Diğer taraftan, bütün boyutlar içerisinde yalnızca kadercilik ve raporlama kültürü için eğitim seviyesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Farklı şehirlerde bulunan 5 farklı şantiyede gerçekleştirilen çalışmada güvenlik iletişimi, güvenlik eğitimi, güvenlik farkındalığı, kadercilik ve raporlama kültürü için şantiyeler arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Bu durumun şantiyelerdeki güvenlik iklimi farklılığından mı, yoksa çalışanların kendilerine has özelliklerinden mi kaynaklandığını tespit etmek için daha ayrıntılı çalışma yapılması gerekecektir. Güvenlik kültürü değişkenlerinin birçok boyutunda çalışanların işteki konumuna göre anlamlı farklılıklar oluştuğu görülmüştür.
Yöneticilerin doğal olarak olumlu algı geliştirdiği, ancak meydana gelen kazalardan çalışanların yaklaşımının daha gerçekçi olduğunu söylemek mümkündür. Katılımcıların iş tecrübeleri açısından bakıldığında, bütün boyutlarda tecrübesiz çalışanların tecrübeli çalışanlara göre daha yüksek ortalamalara sahip olduğu ve yönetici tutumu, güvenlik önceliği ve güvenlik eğitimi boyutlarında farklılıkların anlamlı olduğu görülmüştür.
Buradan tecrübesiz çalışanların kazalara karşı duyarlılığının daha az olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu çalışmanın, güvenlik kültürü kavramının Türk inşaat sektörünün daha fazla gündemine girmesinde önemli rol oynayacağı değerlendirilmektedir. İnşaat sektöründe güvenlik kültürünün öneminin anlaşılabilmesi ve buna göre tedbirler alınabilmesi için, daha fazla sayıda çalışmanın yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda, güvenli kültürü boyutlarından yalnızca bir veya birkaçının daha detaylı bir şekilde ele alındığı, güvenlik kültürü ile güvenlik performansı ilişkisinin incelendiği, inşaat firmalarının büyüklüğü ve kurumsallığı gibi unsurların dikkate alındığı, örneklem sayısının büyük tutulduğu, niceliksel ölçüm metotları ile birlikte niteliksel ölçümlerin yapıldığı yeni çalışmaların yapılması inşaat kazalarının önlenmesi yolunda paydaşlara yol gösterecektir.
değerlendirilmektedir. Demografik değişkenlerden çalışanların medeni durumlarına göre yapılan analizde yalnızca kadercilik boyutunda evli veya bekâr olma durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilmiş, evlilerin daha kaderci bir yaklaşım sergiledikleri görülmüştür. Katılımcıların eğitim seviyeleri ile güvenlik kültürü ilişkisi incelendiğinde genel olarak bütün boyutlarda daha eğitimsiz (okuryazar) grubun ortalaması yüksek çıkarken, üniversitelilere ilişkin ortalamalar daha düşük çıkmıştır. Bu durumun eğitim seviyesi ile birlikte risklere karşı farkındalığın artmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir. Diğer taraftan, bütün boyutlar içerisinde yalnızca kadercilik ve raporlama kültürü için eğitim seviyesine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Farklı şehirlerde bulunan 5 farklı şantiyede gerçekleştirilen çalışmada güvenlik iletişimi, güvenlik eğitimi, güvenlik farkındalığı, kadercilik ve raporlama kültürü için şantiyeler arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Bu durumun şantiyelerdeki güvenlik iklimi farklılığından mı, yoksa çalışanların kendilerine has özelliklerinden mi kaynaklandığını tespit etmek için daha ayrıntılı çalışma yapılması gerekecektir. Güvenlik kültürü değişkenlerinin birçok boyutunda çalışanların işteki konumuna göre anlamlı farklılıklar oluştuğu görülmüştür.
Yöneticilerin doğal olarak olumlu algı geliştirdiği, ancak meydana gelen kazalardan çalışanların yaklaşımının daha gerçekçi olduğunu söylemek mümkündür. Katılımcıların iş tecrübeleri açısından bakıldığında, bütün boyutlarda tecrübesiz çalışanların tecrübeli çalışanlara göre daha yüksek ortalamalara sahip olduğu ve yönetici tutumu, güvenlik önceliği ve güvenlik eğitimi boyutlarında farklılıkların anlamlı olduğu görülmüştür.
Buradan tecrübesiz çalışanların kazalara karşı duyarlılığının daha az olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu çalışmanın, güvenlik kültürü kavramının Türk inşaat sektörünün daha fazla gündemine girmesinde önemli rol oynayacağı değerlendirilmektedir. İnşaat sektöründe güvenlik kültürünün öneminin anlaşılabilmesi ve buna göre tedbirler alınabilmesi için, daha fazla sayıda çalışmanın yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda, güvenli kültürü boyutlarından yalnızca bir veya birkaçının daha detaylı bir şekilde ele alındığı, güvenlik kültürü ile güvenlik performansı ilişkisinin incelendiği, inşaat firmalarının büyüklüğü ve kurumsallığı gibi unsurların dikkate alındığı, örneklem sayısının büyük tutulduğu, niceliksel ölçüm metotları ile birlikte niteliksel ölçümlerin yapıldığı yeni çalışmaların yapılması inşaat kazalarının önlenmesi yolunda paydaşlara yol gösterecektir.
Kaynaklar
1. Camkurt, M.Z. (2007), İşyeri Çalışma Sistemi ve İşyeri Fiziksel Faktörlerinin İş Kazaları Üzerindeki Etkisi”, TÜHİS İş Hukuku ve İktisat Dergisi, s.81, Mayıs-Ağustos, Ankara.
2. Çakar, İ. (2015), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş Kazaları http://www.csgb.
gov.tr/ csgbPortal/ShowDoc/WLP+Repository/per/dosyalar/duyurular/iskazalari, Erişim Tarihi: 05 Temmuz 2015
3. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin Tehlike Sınıfları Tebliği, Resmi Gazete, Sayı: 28602, 2013.
4. Dursun, S. (2012), İş Güvenliği Kültürü, Beta Yayınları, İstanbul.
5. ILO (International Labour Office), http://laborsta.ilo.org., Erişim Tarihi: 12 Temmuz 2015
6. İNTES, (2014), Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası, İnşaat Sektörü Raporu.
7. İSGÜM (İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü), Çalışma Yaşamında Sağlık Gözetimi Rehberi http://www.isgum.gov.tr/rsm/file/isgdoc/isgip/ isgip_saglik_
gozetimi_ rehberi.pdf, Erişim Tarihi: 14 Temmuz 2015
8. Gillen M., Balz D., Gassel M., Kirsch L. ve Vaccaro D, (2013) Construction Safety and Health Culture, Safety Culture & Climate in Construction: Bridging the Gap between Research and Practice Workshop, June 11-12, Washington DC,
9. Mearns, K., Sean M. W. ve Rhona F., (2003), Safety Climate, Safety Management Practice And Safety Performance In Offshore Environments, Safety Science,2T2T41.8 641- 680.
10. NORA Construction Sector Council, (2013), Topic: Construction Safety and Health Culture, Safety Culture & Climate in Construction: Bridging the Gap between Research and Practice Workshop, June 11-12, Washington DC.
11. Parker, D., Matthew L. ve Patrick H.,(2006), A Framework for Understanding the Development of Organisational Safety Culture,2T2TSafety Science2T2T44.6 :551-562.
12. Reason, J., (1997), Managing the Risks of Organizational Accidents, Ashgate, Aldershot.
13. SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu), SGK 2013 İstatistik Yıllıkları,
4Thttp://www.sgk.gov.tr/wps/portal/tr/kurumsal/istatistikler, 4TErişim Tarihi: 11 Temmuz 2015
14. Tomas, J.M., Melia, J.L. ve Oliver, A. (1999), A Cross-Validation of a Structural Equation Model of Accidents: Organizational and Psychological Variables As Predictors of Work Safety, Work & Stress, 13(1), 49-58.
15. Turner, B.A., Pidgeon, N.F., (1997), Man-made Disasters, Oxford: Butterworth Heinemann.
16. Turner, B A., Pidgeon, N.F, Blockley, D.I. ve Toft, B. (1989), Safety Culture: Its Position in Future Risk Management, Second World Bank Workshop on Safety Control and Risk Management, Karlstad, Sweden.
17. TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu), 2013 yılı İşgücü İstatistikleri, http://www.tuik.gov.tr/PreTablo.do?alt_id=1007, Erişim Tarihi: 10 Temmuz 2015.
18. Uslu, B. V. (2014), İşletmelerde İş Güvenliği Performansı ve İş güvenliği Kültürü Algılamaları Arasındaki İlişki: Eskişehir İli Metal Sektöründe Bir Araştırma, (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi) Osmangazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Eskişehir.