• Sonuç bulunamadı

Çalışanlardaki kurumsal sosyal sorumluluk algılarının kurumsal marka imajı ve itibarına etkisi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2023

Share "Çalışanlardaki kurumsal sosyal sorumluluk algılarının kurumsal marka imajı ve itibarına etkisi"

Copied!
102
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKLA İLİŞKİLER VE REKLAMCILIK

ANABİLİM DALI

REKLAM VE STRATEJİK MARKA İLETİŞİMİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

ÇALIŞANLARDAKİ KURUMSAL SOSYAL

SORUMLULUK ALGILARININ KURUMSAL MARKA İMAJI VE İTİBARINA ETKİSİ

Yüksek Lisans Tezi

İbrahim Kaan Tekin 100014475

İstanbul, 2019

(2)

T.C.

İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKLA İLİŞKİLER VE REKLAMCILIK

ANABİLİM DALI

REKLAM VE STRATEJİK MARKA İLETİŞİMİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

ÇALIŞANLARDAKİ KURUMSAL SOSYAL

SORUMLULUK ALGILARININ KURUMSAL MARKA İMAJI VE İTİBARINA ETKİSİ

Yüksek Lisans Tezi

İbrahim Kaan Tekin 100014475

Danışman: Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Simin KARA

İstanbul, 2019

(3)
(4)

iii

ÖZ

Küreselleşme ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerle ticari piyasada meydana gelen yüksek rekabet ortamı kurumları ve kurumların paydaşları ile olan ilişkilerini doğrudan etkilemiştir. Yaşanan gelişmelerle özellikle tüketici davranışlarında meydana gelen değişmeler kurumların tüketicileri ve kitleleri daha çok önemsemesi gerektiği bir konuma sürüklemiştir.

Bu doğrultuda sosyal sorumluluk ve kurumsal sosyal sorumluluk kavramlarının önemi giderek artmış, toplumun kurumlardan uygulamasını ve önemsemesini beklediği bir boyuta ulaşmıştır.

Fakat kurumsal sosyal sorumluluk kurumların sadece dış paydaşlarıyla olan ilişkilerini değil aynı zamanda çalışanlar, hissedarlar, ortaklar gibi önemli iç paydaşları ile olan ilişkilerini de doğrudan etkilemektedir. Kurumsal itibarın oluşmasında ve bu itibarın diğer paydaşlara yansıtılmasında önemli role sahip çalışanlar da çalıştıkları kurumların sosyal sorumluluk bilinci ile hareket etmesini beklemektedirler.

Bu çalışmada işletmelerin önemli sosyal paydaşlarından birisi olan çalışanların kurumsal sosyal sorumluluk ve kurumsal itibar algılamalarına yönelik bir araştırma yapılarak itibar ve sosyal sorumluluk ilişkisi çalışanların düşünceleri çerçevesinde ele alınarak incelenmiştir. Literatürde bu alanda yapılmış çalışmalarda, kurumsal sosyal sorumluluk ve kurumsal itibar ilişkisi genellikle müşteriler ve tüketicilere yönelik araştırmalar ile ele alınmıştır. Müşteriler ve tüketiciler dışındaki paydaşların algılamalarına yönelik araştırmanın azlığı sebebi ile bu çalışma önemli bir paydaş grubu olan çalışanların kurumsal sosyal sorumluluk ve kurumsal itibar algılamalarını ölçmeye yönelik olarak ortaya koyulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, İtibar, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj.

(5)

iv

ABSTRACT

With the developments in globalization and communication technologies, the highly competitive environment in the commercial market has directly affected the relationship between institutions and the stakeholders.Especially the changes in consumer with the current developments have led the institutions to a position where they need to pay more attention to the consumers and the masses. In this respect, the concepts of social responsibility and corporate social responsibility have become gradually more important, and they have reached to a dimension where the society expects care and implement from the institutions. However, corporate social responsibility directly affects not only institutions' relations with external stakeholders, but also their relationship with key internal stakeholders such as employees, shareholders, and partners. Employees, who play an important part in the formation of corporate reputation and the reflection of this reputation to other stakeholders also expect the institutions they work for to act with a sense of social responsibility.

In this study, through a research on the employees' perceptions of corporate social responsibility and corporate reputation as one of the most important social shareholder of institutions, the relationship between reputation and social responsibility has been examined within the framework of employees' thoughts. In the literature on this field of research, the relationship between corporate social responsibility and corporate reputation is generally examined through researches towards customers and consumers. Due to lack of research on the perceptions of stakeholders other than customers and consumers, this study is conducted to measure corporate social responsibility and corporate reputations based on the perceptions of employees as an important determinant.

Keywords: Corporate Social Responsibility, Reputation, Corporate Reputation, Corporate Image

(6)

v

İÇİNDEKİLER

Sayfa No.

Özet (Abstract) ……… iii

Tablolar Listesi ……… v

Şekiller Listesi ……….. v

GİRİŞ ………... 1

1. KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUĞUN KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ ………3

1.1. Kavram Olarak Kurumsal Sosyal Sorumluluk ………...3

1.2. Dünyada Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kavramının Tarihsel Gelişimi ………6

1.3. Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluğun Tarihsel Gelişimi ………12

1.4. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kavramının Tanımı ………...14

1.5. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Yaklaşımları ………..17

1.5.1. Klasik Sosyal Sorumluluk Yaklaşımı ………..17

1.5.1.1. Friedman’ın Hissedarlar Modeli ………18

1.5.2. Modern Sosyal Sorumluluk Yaklaşımı ………20

1.5.2.1. Paydaş Teorisi (Stakeholder Theory) ……….20

1.6. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Modelleri ………...24

1.6.1. Kotler’in 6 Basamak Modeli ………...24

1.6.1.1. Sosyal Amaç Teşvikleri ………..24

1.6.1.2. Sosyal Amaç Bağlantılı Pazarlama ……….24

1.6.1.3. Kurumsal Sosyal Pazarlama ………25

1.6.1.4. Kurumsal Hayırseverlik ………...25

1.6.1.5. Toplum Gönüllülüğü ………25

1.6.1.6. Sosyal Açıdan Sorumluluk Taşıyan İş Uygulamaları …………..25

1.6.2. Sethi’nin Kurumsal Sosyal Sorumluluk Modeli………26

(7)

vi

1.6.2.1. Sosyal Zorunluluk………....26

1.6.2.2. Sosyal Sorumluluk………...26

1.6.2.3. Sosyal Duyarlılık……….26

1.6.3. Carroll’un Kurumsal Sosyal Sorumluluk Modeli……….26

1.6.3.1. Ekonomik Sorumluluk ………....27

1.6.3.2. Yasal Sorumluluk ………...28

1.6.3.3. Etik Sorumluluk ……….28

1.6.3.4. Gönüllü Sorumluluk ………...30

1.6.4. Sosyal Sorumluluk Alanlarının Sınırlandırılması Modeli ………...30

1.6.5. Aupperle’nin Sosyal Sorumluluk Modeli ………31

1.6.6. Ackerman’ın İşletme Sosyal Duyarlılığı Modeli ……….31

1.6.6.1. Sosyal Sorumlulukların Politika Aşaması ………...32

1.6.6.2. Sosyal Sorumlulukların Öğrenme Aşaması ……….32

1.6.6.3. Sosyal Sorumlulukların Örgütsel Yükümlülük Aşaması ……….32

1.6.7. Pinkston’un Sosyal Sorumluluk Modeli ………..32

1.7. Kurumsal Sosyal Sorumluluğun Gereği ve Önemi ……….32

1.8. Kurumsal Sosyal Sorumluluğun İşletmelere Sağladığı Avantajlar ve Dezavantajlar ………35

1.8.1. Avantajlar ………..36

1.8.2. Dezavantajlar ……….37

1.9. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Projelerinin Önemli Kriterleri ……….38

2. KURUMSAL İTİBAR, KURUMSAL İMAJ VE KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK İLİŞKİSİ ..………...40

2.1. İtibar ve Kurumsal İtibar Kavramı ………..…..40

2.2. Kurumsal İtibarın İşletmeler Açısından Önemi ………...….42

2.3. Kurumsal İtibarı Oluşturan Temel Bileşenler ………...45

2.3.1. Duygusal Cazibe ………..46

2.3.2. Ürünler ve Hizmetler ………...47

2.3.3. Vizyon ve Liderlik ………...47

2.3.4. Kurumsal Çevre ………...48

2.3.5. Finansal Performans ………49

(8)

vii

2.3.6. Sosyal Sorumluluk ………...49

2.4. Kurumsal İmaj ………51

2.5. Kurumsal İmaj ve Kurumsal Sosyal Sorumluluğa Dair Araştırmalar………...53

3. ÇALIŞANLARDAKİ KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK ALGILARININ KURUM İMAJI ve İTİBARINA ETKİSİ...…………57

3.1. Araştırmanın Amacı ……….57

3.2. Araştırma Hipotezleri ………...57

3.3. Araştırmanın Evreni ve Örneklemi ………..58

3.4. Veri Toplama Araçları ……….58

3.4.1. Yöntem ………..58

3.5. Araştırmanın Bulguları ve Analizleri………60

3.6. Araştırmanın Sonucu……...………..76

3.6.1. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının İlişkisi……….77

3.6.2. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Boyutlarının Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Üzerine Etkisi……….77

3.6.3. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Cinsiyet ve Yaşa Göre Karşılaştırılması ………77

3.6.4. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Eğitim Durumuna göre Karşılaştırılması ………..78

3.6.5. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Medeni Duruma göre Karşılaştırılması ……… 78

3.6.6. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Aylık Gelire göre Karşılaştırılması ………..79

3.6.7. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının İş Tecrübesine göre Karşılaştırılması ………..79

3.6.8. Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Göreve göre Karşılaştırılması ………..80

(9)

viii SONUÇ ……….81 EKLER ………...86 KAYNAKÇA ………...89

(10)

ix TABLOLAR LİSTESİ

Sayfa No.

Tablo 1: Demografik Özelliklerin Dağılımı ………..60 Tablo 2: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının

Betimleyici İstatistikleri ………..61 Tablo 3: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının İlişkisi………...62 Tablo 4: Kurumsal Sosyal Sorumluluk Boyutlarının Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Üzerine

Etkisi ………...63 Tablo 5: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Cinsiyete göre Karşılaştırılması ……… 64 Tablo 6: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Yaşa Göre Karşılaştırılması ………65 Tablo 7: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Eğitim

Durumuna göre Karşılaştırılması ………..67 Tablo 8: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Medeni

Duruma göre Karşılaştırılması………69 Tablo 9: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Aylık Gelire göre Karşılaştırılması ………..70 Tablo 10: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının İş

Tecrübesine göre Karşılaştırılması ………72 Tablo 11: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Firmadaki İş Tecrübesine göre Karşılaştırılması ………...74 Tablo 12: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Göreve

Göre Karşılaştırılması ………76

(11)

x

ŞEKİLLER LİSTESİ

Sayfa No.

Şekil 1: Tipik Bir Kurumun Paydaşları ……….22

Şekil 2: Kurumsal Sosyal sorumluluk: Kurum İçi ve Kurum Dışı Sorumluluk Alanları...23

Şekil 3: Carroll’un Kurumsal Sosyal Sorumluluk Piramidi ……….…….27

Şekil 4: İtibar Firmaların Kaynakları Çekmesine Yarayan Bir Mıknatıstır ………..44

Şekil 5: Kurumsal İtibar Yönetim Modeli ………46

Şekil 6: Demografik Özelliklerin Dağılımını Gösteren Grafik……….61

Şekil 7: Kurumsal Sosyal Sorumluluk, Kurumsal İtibar, Kurumsal İmaj Puanlarının Betimleyici İstatistikleri ………...62

(12)

1

GİRİŞ

Küreselleşme ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmeler ile birlikte bireyler ve ülkeler arasında artan etkileşim kurum ve kuruluşları da etkileyerek birtakım yenilikler yaşanmasına sebep olmuştur. Yeni iletişim teknolojileri ve ulaşım olanakları sayesinde tüm dünyanın tek bir pazar haline dönüşmeye başladığı görülmektedir. Bu yeni iletişim ve ulaşım imkânları, ülkelerarası coğrafi sınırların ticari anlamda giderek önemsizleşmesini, ülkeler ve kıtalararası ticaretin kolaylaşmasını mümkün kılmıştır.

İletişim ve ulaşım noktasında yaşanan gelişmeler dünyada var olan ekonomik düzenin de değişmesine neden olmuştur. Bununla birlikte, benzer ürün ya da hizmet üreten tüm kuruluşların birbirlerini rakip olarak gördüğü yeni bir küresel ticaret düzeni ortaya çıkmıştır.

Günümüzde, benzer şartlarda benzer kalitede üretim yapan kurumların rekabet edebilmeleri için farklı yollar keşfetmeleri gerekli hale gelmiştir. Kurum ve kuruluşlar, rakipleri ile yarışabilmek adına kurumsallaşma hamlelerini devreye sokarak bu yönde ciddi yatırımlar yapmaya başlamışlardır. Kurumsallaşma ile birlikte markalaşma, marka değeri, kurumsal itibar, kurumsal imaj ve kurumsal sorumluluk gibi soyut özellikli kavramlar ön plana çıkmaya başlamıştır.

Bu zorlu piyasa koşullarında mücadele ederken, kaliteli üretim, satış öncesi ve satış sonrası hizmetler, müşteri memnuniyeti, uygun fiyat gibi rasyonel özelliklerin yanı sıra hedef kitlelerin zihninde güçlü bir kurum imajı ve itibarı oluşturulması adına bir takım duygusal özellikli faaliyetler ile tüketicilere hitap etmek gerekmektedir. Hedef kitleler ile duygusal ilişki kurmanın yollarından birisi ise hiç şüphesiz sosyal sorumluluk çalışmalarıdır. Kurumsal itibarın oluşmasında ve sürdürülmesinde önemli bir payı olan sosyal sorumluluk artık toplumun işletmelerden beklediği, müşterilerin tercihlerini yaparken son derece önemsediği bir boyuta ulaşmıştır.

Kurumlar tarafından gerçekleştirilen sosyal sorumluluk projeleri ile içinde bulunulan toplumun eğitim, sağlık, kültür, çevre gibi konularla ilgili sorunlarına çözümler üretilmesi ya da destekleyici adımlar atılması hedeflenir. Söz konusu projeler aracılığı ile kurumlar ve içinde yaşadığı toplum arasında bir etkileşim meydana gelir. Toplumsal veya çevresel sorunlara karşı duyarlılığını göstermeye çalışan kurumlar hiç şüphesiz kitleler tarafından olumlu tepkiler

(13)

2 alırlar. Yaşanan bu etkileşim, bireylerin kuruma karşı bakış açısını pozitif yönde oluşmasını desteklerken, kurumun imaj ve itibarına da ciddi anlamda katkı sağlaması beklenir.

Kurumsal itibar ve kurumsal imaj üzerinde önemli etkisi olan kurumsal sosyal sorumluluk tüketiciler ve müşteriler için olduğu kadar kurumun diğer paydaşları için de önemli bir olgudur.

Kurumsal itibarın oluşmasında ve bu itibarın diğer paydaşlara yansıtılmasında önemli role sahip çalışanlar da çalıştıkları kurumların sosyal sorumluluk bilinci ile hareket etmesini istemektedirler. Sosyal sorumluluk bilinci ile hareket eden kuruluşlarda çalışan bireyler kendilerini daha güvende hissederek işlerine daha fazla motive olmaları mümkündür. Bu da çalışanların iş verimliliğine ve müşteri ilişkilerine doğrudan yansıyarak kurumun itibarını direkt olarak etkileyen önemli bir unsurdur.

Kurumsal sosyal sorumluluğun kurumsal itibar ve imaja etkisi literatürde ağırlıklı olarak kurumun dış paydaşları üzerinden ele alınarak incelenmiştir. Bu doğrultuda bu çalışmada kurumsal sosyal sorumluluk ve kurumsal itibar arasındaki ilişki kurumun önemli iç paydaşlarından olan çalışanlar üzerinden ele alınarak incelenmiştir. Çalışma dört ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümü olarak adlandırılan ilk bölümde çalışmanın ana konusu olan kurumsal sosyal sorumluğunun gereğine ve önemine değinilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde sosyal sorumluluk ve kurumsal sosyal sorumluluk kavramları, kurumsal sosyal sorumluluğun dünyada ve Türkiye’de tarihsel gelişimi, kurumsal sosyal sorumluluk yaklaşımları, kurumsal sosyal sorumluluk modelleri, kurumsal sosyal sorumluluğun avantajları ve dezavantajları, kurumsal sosyal sorumluluğun işletmeler açısından gereği ve önemi ve kurumsal sosyal sorumluluğun önemli kriterleri ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde kurumsal itibar, kurumsal itibar bileşenleri, kurumsal itibar ve kurumsal sosyal sorumluluk ilişkisi açıklanmıştır. Çalışmanın son bölümü ise kurumsal itibar ve kurumsal sosyal sorumluluk ilişkisi, çalışanlar üzerinde yapılan bir araştırma ile ele alınarak incelenmiştir.

Çalışanların kurumsal itibar, kurumsal imaj, kurumsal sosyal sorumluluk algılamaları ölçülerek bu kavramların birbirlerine olan etkilerine değinilmiş ve araştırma bulgularına yer verilmiştir.

(14)

3

BİRİNCİ BÖLÜM

KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUĞUN KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ

1.1. Kavram Olarak Kurumsal Sosyal Sorumluluk

Sorumluluk, insanların belirlenmiş olan birtakım kurallara uyma zorunluluğu olarak tanımlanabilir. Sorumluluk diğer bir bakış açısına göre ise önceden tanımlanmış olan bir görevi gerçekleştirmek için bir yöneticinin gerçekleştirmekle yükümlü olduğu kuralları ifade etmektedir. Türk Dil Kurumu tarafından gerçekleştirilen tanımlamada ise sorumluluk; “kişinin kendi davranışlarını veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını üstlenmesi ya da mesuliyet almasıdır” (Tosun, 2017:3).

Literatürde sosyal sorumluluk ifadesinin ilk defa Bowen tarafından kullanıldığı görülmekle birlikte bu konuya ilk değinenin iktisatçı Adam Smith olduğu da bilinmelidir. Steiner de kurumsal sosyal sorumluluğun öyküsünün Adam Smith ile başladığını belirtir. Steiner’e göre kurumsal sosyal sorumluluğun şirketin sosyal varlıkları koruma, geliştirme ve onlara zarar vermekten kaçınma gibi yollarla refah yaratma görevi olarak tanımlanması modern bir tanımdır (Köse, 2015:60).

Günümüz toplumlarında, varlıklarını borçlu oldukları topluma karşı yerine getirmeleri gereken ve kurumların sürdürülebilirliğini sağlayan kurumsal sosyal sorumluluk, her toplum için tarihin farklı zamanlarında farklı şekillerde kurumların karşısına çıkmıştır. Asıl amacı, yaşanılan topluma fayda sağlamak ve yardımlaşmak olan bu kavramın tarihi daha taş devrinin ilk çağlarına dayanmaktadır. Bu devirde insan toplulukları klanlar, kabileler halinde yaşamaktaydı.

Bu kabilelerin de belli kural ve gelenekleri vardı. Beraber yaşamak fikrinin oluşturduğu bu kural ve gelenekler, daha sonra yardımlaşma ve topluma katkıda bulunma fikrinde oluşacak gelişmelere ışık tutmaktadır. Aslında günümüzdeki sosyal sorumluluk kavramının temelleri, insanların beraber yaşamaya başladıkları tarihin ilk dönemlerine dayanmaktadır (Aydede, 2007:15).

(15)

4 İnsanoğlunun var olduğu ilk yıllardan itibaren benimsenen yardımlaşma kültürü insan ilişkilerinin temelini oluşturmaktadır. Günümüzde sosyal sorumluluk olarak kabul görmüş olan iyi niyetli aktivite ve eylemlerin temelinde yardımlaşma kültürüyle süregelen düşünceler yatmaktadır. Yardımlaşma ve hayırseverlik gibi insanlık tarihinin çok eski dönemlerinden beri varlığını sürdüren uygulamalar zamanla sosyal sorumluluk olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

Sosyal sorumluluk; işletmelerde yönetici konumunda bulunanların ya da şirket sahiplerinin yalnızca kendi menfaatlerini düşünmeden aynı zamanda toplumun refahını da dikkate alarak tüm süreçlerini bu doğrultuda planlamaları olarak da tanımlanabilir. Sosyal sorumluluk kavramı 1950’li yıllardan önce sadece işletme sahiplerinin sorumluluğu olarak incelenmiştir. Kavramsal olarak kurumsal sosyal sorumluluk kavramı ise ilk kez 1953’te yayımlanan H.Bowen’in

“İşadamlarının Sosyal Sorumlulukları” (Social Responsibilities of the Businessman) adlı çalışmasında incelenmiş ve Bowen iş sahiplerinin bireysel kazanımların dışında toplumun ihtiyaçlarını dikkate almaları gerektiğini savunmuştur (Tosun, 2017:4).

Zaman içerisinde kurumların varlıklarını sürdürebilmeleri için kurumsallaşma gerekliliği ortaya çıktığı görülmektedir. Kurumsallaşma ile birlikte sosyal sorumluluktan kurumsal sosyal sorumluluk kavramına geçiş gerçekleştirilmektedir. Kavramın gelişimi incelendiğinde, kurumların stratejilerinde sadece kar amaçlı faaliyetlerin olması kurum sürdürülebilirliği için yeterli olmadığı, aynı zamanda da pozitif imajın ve devamlılığın sürdürülebilirliği için kurumun ek değerlere yani toplumsal, sosyal ve çevresel duyarlılığa sahip olması ve sosyal bilinç gerekliliği ortaya çıkmaktadır (Şençamlar, 2014:3).

Sosyal sorumluluk, 1980‟li yılların başlarında “İşletmelerin ekonomik faaliyetlerinin onunla ilgili tarafların hiçbirinin kazanımlarına zarar verilmeden yönetilmesi” olarak tanımlanırken, günümüzde işletmenin içerisinde bulunduğu topluma katkı sağlaması, çevreyi koruması da bu tanım içerisinde yer almaktadır. Avrupa Komisyonu tarafından yapılan başka bir tanıma göre ise kurumsal sosyal sorumluluk, işletmelerin tüm paydaşlarla olan ilişkilerinde, sosyal çevrelerinde gerçekleşen gelişmeleri de dikkate almaları olarak tanımlanabilir (Tosun, 2017:5).

Kavramın ortaya çıktığı ilk yıllarda toplum ve işletmeler arasında bulunan güç dengesi bu sürece değişik unsurların eklenmesinden sonra sosyal paydaşlar lehine dönmeye başlamıştır.

Güç dengesinin sosyal paydaşlar lehine yer değiştirmesi aynı zamanda bazı işletme davranışlarında da değişikliğin yaşanmasını zorunlu kılmıştır. Zira işletmeler açısından bakılacak olursa başlangıçta yasal mevzuattan kaynaklanan uygulamalara bile isteksiz davranışlar sergiledikleri düşünüldüğünde, bugün bu uygulamaların gönüllülüğe dönüşmesi

(16)

5 noktasında kavramın işletme için önemi daha net anlaşılacaktır. Bu gelişmeler karşısında ellerindeki gücün zamanla azaldığının farkında olan işletmeler toplumsal arenada yaşayabilmek için uygulamalarında yasal zorunluluklarının artık yetmeyeceğini anlamaları sonucunda uygulamalarıyla toplumu etkileyebilmek için bir adım ileri giderek gönüllü davranmak zorunda kalmışlardır (İlter, 2015:3).

Kurumsal sosyal sorumluluk, firmaların sadece kâr elde etme amacıyla değil de, kazançlarını toplumsal çalışmalarla topluma fayda sağlamak amacıyla harcadıkları ya da toplumsal ve çevresel kaynaklı problemlerin çözümüne yönelik katkı sağlamak amacıyla bir kurum tarafından üstlenilmiş büyük veya orta ölçekli faaliyetler olarak kabul edilebilir (Yenliç, 2017:6).

Günümüzde yaygın bir şekilde kullanılan kurumsal sosyal sorumluluk kavramı özellikle ticari işletmelerin hedef kitleleri ile duygusal bir bağ oluşturmalarında en önemli araçlardan birisidir.

Hemen hemen benzer şartlarda rekabet eden işletmeler hedef kitleleri gözünde fark yaratabilmek adına duygusal fayda sağlayan eylemlere başvurmaktadırlar. Çünkü mevcut piyasa koşullarında bir ürün ya da hizmetten sağlanan rasyonel fayda hemen hemen bütün markalar tarafından eşit bir şekilde sağlanabilmektedir. Yapılan kurumsal sosyal sorumluluk projeleri sayesinde kurumlar içinde bulundukları toplumla daha çok etkileşim sağlayacak dolayısıyla bilinirliğini arttırma noktasında olumlu bir kazanım sağlayacaktır.

Avrupa Komisyonu’nun kurumsal sosyal sorumluluk çalışmalarıyla alakalı olarak yayınladıkları “Yeşil Kitap” bu kavramı, “sorumlu davranışların sürdürülebilir iş başarısına götürdüğünün giderek daha çok farkına varan kurumların, sosyal ve çevresel meseleleri kendi iş faaliyetleriyle ve paydaşlarıyla olan ilişkilerinde gönüllülük temelinde bütünleştirmeleri”

şeklinde tanımlayarak değerlendirmiştir (Yenliç, 2017:7). Bu tanımdan, kurumsal sosyal sorumluluk kavramı ile hayırseverlik ya da yardımlaşma kavramları arasındaki fark çok daha iyi anlaşılmaktadır. Kurumsal sosyal sorumluluk projelerinde sürdürülebilir bir iş başarısı kazanmanın hedeflendiği, bunun ise sosyal ve çevresel meseleleri önemseyerek bu noktada topluma faydalı olmaya çalışmaktan geçtiği anlaşılmaktadır.

Uzun dönemde başarılı olmak isteyen ve hayatta kalmak isteyen şirketlerin toplumun ne istediğine ve neye ihtiyacı olduğuna karşı duyarlı olması, toplumun sorunlarını çözmek için projeler üretmesi, sağlıklı bir ortam yaratmaya çalışması şarttır. Kitle iletişiminin gelişmesi ile insanların çok sayıda mesaja maruz kalması firmalar arasında seçim yapmayı daha da zor hale getirmektedir. Bu çerçevede tüketiciler için duygusal bağ önem kazanmaktadır ve kurumsal

(17)

6 sosyal sorumluluk da bu bağın kurulması için oldukça etkili bir iletişim stratejisi olarak öne çıkmaktadır (Köse, 2015:53).

Kurumların sosyal bir bilinçle hareket ederek toplumsal, çevresel ve kültürel faaliyetleri benimsemesi hedef kitleler gözünde pozitif bir imaj oluşturmasına ortam sağlamaktadır. Burada temel gaye üstlenilen sorumluluk alanındaki projeyle ilgili doğru, dürüst ve etik ilkeler çerçevesinde bir uygulama geliştirerek toplumda bulunan soruna ya da eksikliğe bir çözüm oluşturmak olmalıdır. Samimiyetle uygulanan kurumsal sosyal sorumluluk projelerinin kurumsal imaj ve itibara katkısı da önemsenmeyecek kadar az olacaktır. Yapılan uygulamalar ve atılacak adımlarda kendilerinin önemsendiğini hisseden iç ve dış tüm paydaşların kuruma karşı bakış açısı olumlu yönde değişim gösterecektir. Yaşanan bu olumlu değişim ile birlikte kurum maddi ve manevi boyutlarda çeşitli kazanımlar elde edecek dolayısıyla sürdürülebilir başarıyı sağlayacaktır.

1.2. Dünyada Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kavramının Tarihsel Gelişimi

Kurumsal sosyal sorumluluk kavramının günümüz modern anlamdaki gelişiminin öncesinde kurumların birtakım sosyal sorumluluk çalışmalarından söz edildiği bilinmektedir. Bu sebeple sosyal sorumluluk kavramıyla ilişkilendirilecek kavram ve uygulamaların tarih öncesi döneme ait örnekleri olduğu görülmektedir (İlter, 2015:16). Geçmişten bugüne kurumsal sosyal sorumluluk kavramı farklı zamanlarda farklı uygulamalar ve anlamlarda karşımıza çıkmaktadır.

Ortaçağ öncesi dönemlerde günümüz sosyal sorumluluk anlayışı gözlemlenmemekle birlikte, günümüz sosyal sorumluluk kavramına ilişkin etki eden yönetim, ekonomi, hayırseverlik, din ve iş konseptleri ile ilgili bilgilerin bu döneme dayandığını söylemek mümkündür (Şençamlar, 2014:6).

Sosyal sorumluluk ancak, tarihsel bağlamında düşünüldüğünde anlam kazanmaktadır. Buna göre, M.S. 1100 yıllarına kadar olan dönemde, dinler sorumluluğa kaynaklık etmiştir. İlk uygarlıkları kapsayan bu dönemde, yerleşik kurallar olmasa da, dini inançlar ve ahlaki görüşlerle şekillenen bir sosyal sorumluluk anlayışı mevcuttur (Eker, 2011:7). İnsanlık tarihinin eski dönemlerinden itibaren sorumluluk kavramının varlığından bahsedilmektedir. Eski dönemlerde, bireyler üzerinde önemli etkisi olan dinler, kişilere ve toplumlara çeşitli sorumluluklar yüklemiştir. Yani sorumluluk kavramının ilk olarak dinlerin getirmiş olduğu emir ve yasaklarla kişiler ve topluluklar üzerinde etkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu dönemlerde insanların kendi ilkeleri, kişisel yargıları, inançları, değerleri ve ahlaki görüşleriyle bir sosyal sorumluluk anlayışı geliştirmiş oldukları belirtilmektedir (Vural ve Coşkun, 2011:63).

(18)

7 Tarih öncesi dönemlerde yapılan ilk uygulamalara bakıldığında Sümer tabletlerinde ticaretin taraflarının sorumlulukları tanımlanmıştır ve bu tanımlamalarda sorumluluk kavramına açıklık getirilmiştir. Bu tabletlerde ilk olarak işçilerin dinlenme haklarına değinilmiştir ve işçilere çeşitli haklar tanımlanmıştır. Beş bin yıl önce bir işçinin ayda 3 gün izin hakkı olduğu net bir biçimde tanımlanmış ve bu doğrultuda patronların da sorumlulukları belirlenmiştir.

Hamurabi’nin milattan önce 1800’lerde yazdırdığı kanunlarda da ticaretin taraflarının sorumlulukları belirlenmiştir (Tosun, 2017:10).

Milattan sonra ise; özellikle Kuran ve Tevrat gibi kutsal kitaplarda ve metinlerde iş hayatına yönelik yükümlülüklerden sıkça söz edilmektedir. İslamiyet’teki zekât ve fitre gibi yardımların günümüzde de devam ettiği ve bu kapsamda günümüz hayırseverlik uygulamaları ile iç içe geçtiği görülmektedir (İlter, 2015:16-17).

12. ve 18. yüzyıllar arasını kapsayan sanayi devri öncesi olarak anılan dönemde işletmecilik faaliyetlerinin bilimsellikten uzak olması ve işletmelerin daha çok küçük ölçekli ve sipariş üzerine üretim yapılan atölye tarzı ticarethane veya dükkânlardan oluşması bu dönemin tipik özellikleri arasında sayılabilir. Bu tarihleri kapsayan dönemde tüm ekonomik hayata din penceresinden bakılmasından dolayı yönetenlerin ve ticari faaliyetlerde bulunanların sorumlulukları da din eksenli gelişme sergilemiştir. H. Bowen‟ın sosyal sorumluluk alanının önünü açan kitabında iş adamlarının sosyal sorumluluklarını Protestan dininin yani Hristiyan öğretinin kurallarına dayanarak açıklaması da buna örnektir (İlter, 2015:17).

Merkantalist döneme kadar bu şekilde devam eden ortaçağ ticari yapısı merkantalizmle birlikte her ne kadar değişmeye başlasa da, kurumsal sosyal sorumluluk anlamında bir düşünce sistemi gelişmiş durumda değildir. 1500 ile 1800 yılları arasını kapsayan merkantalist dönemde egemen ticari görüşe göre bir devletin zenginliği sahip olduğu kıymetli madenler kadardı. Gene o dönemde devletin görevleri ve sorumlulukları arasında işsizlere iş bulmak ve fakirlere yardım etmek gibi faaliyetler bulunmaktadır. Merkantalist dönemde doğu toplumu ile batı toplumu incelendiğinde doğu toplumunda da dini inançlara bağlı unsurların düşünceleri etkilediği ve şekillendirdiği görülmektedir. Ancak, İslamiyet’in yardımlaşma, toplumsal dayanışma gibi birçok konuyu dini kaidelere bağlaması ve faizi yasaklayarak yardıma ihtiyacı olanlara zekat verilmesini emretmesi neticesinde sosyal sorumlulukların batıya oranla doğuda önemli ölçüde ilerlediğini söylemek mümkündür (Aktan, 2007:16).

Sosyal sorumluluk kavramının geçmişine bakıldığında özellikle 1800’lü dönemlerde kavramın

‘Yardımlaşma’ ve ‘Eşitlik’ anlamına geldiği görülmektedir. O dönemlerde birçok dinde sosyal

(19)

8 yardımlaşmaya dair kurallar bulunmaktadır. Dönemin din kurallarında yardımlaşma, zekât, eşitlik, hoşgörü emirlerinin olması sosyal sorumluluğun önemine dikkat çekmektedir. İlerleyen dönemlerde ise sosyal sorumluluk kavramı, etik değerlerle bağdaştırılmakta ve insanların hayatlarında var olmaktadır. İnsan hayatlarında var olan değerlerde sosyal sorumluluk genellikle toplumsal yükümlülüklerle belirtilmektedir. Zaman içerisinde toplumsal yapının değişimiyle sosyal sorumluluk kavramı da değişime uğramıştır. Bu değişim, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişle ve toplumun yapısının değişimiyle gerçekleşmektedir. Bu dönemde kurumlar için önemli olan kurum karlılığıdır. Fakat kurum karlılığı ve hissedarlığının önemi zaman içerisinde olumsuz sonuçlar vermeye başlamıştır. Yöneticinin bireysel ve iş sorumluluğu düşüncesi yeterli olmamaktadır (Şençamlar, 2014:7).

1765’te James Watt tarafından icat edilen buhar makinesi ve bunun bir enerji kaynağı olarak üretimde kullanılması ve böylece fabrika düzenine geçilmesi, modern anlamda yönetim ve işletmecilik uygulamalarının da temelini oluşturmuştur. 1776’da Adam Smith’in Milletlerin Zenginliği isimli eseri ve son olarak 1789’da Fransız İhtilali sanayi devriminin tamamlayıcıları olarak sayılabilir. Bu dönemde Adam Smith’in görünmez el teorisinin hakim görüş olması ve bu nedenle karlılık ve üretim artışı dışındaki konularla ilgilenilmesine gerek olmadığı düşüncesi hakimdir. Adam Smith, görünmez el teorisinde; bireylerin ve kurumların kendi kişisel çıkarları için çaba harcarken harekete geçirdiği kuvvetlerin (görünmez el) bir bütün olarak topluma fayda sağlayacağını savunmuştur. Bu görüşü benimseyen işletme sahip ve yöneticileri de kişisel kazançlarını maksimize etmeye çalışmanın dışında bir sorumluluk almamışlardır (Aktan, 2007:16).

Dolayısıyla sanayi devrimi kurumsal sosyal sorumluluğun tarihi gelişimi açısından bir dönüm noktasıdır denebilir. Sanayi devrimi öncesinde işletmeler çoğunlukla küçük ölçekliydi ve 16.

yüzyıla kadar ticari ilişkileri dinler yönlendirmekteydi. Dolayısıyla ticari işleri yöneten kişilerin sorumluluk anlayışı da din ve vicdan çerçevesinde şekillenmekteydi. 16. yüzyıl ile 18. yüzyıl arasında ise sosyal sorumluluk devlet görevi haline gelmiştir (Köse, 2015:70).

17. yy ’da İngiltere’de şirketlerin finansal değerlendirilmelerinde önemli kriterlerden olan kamu yararına çalışma zorunluluğu ile şirketler, köprü, eğitim kurumları, kanal inşaatı yapmaya başlamıştır. 19.yy’da Sanayi Devrimi’yle birlikte toplumun bütününü etkileme gücüne sahip büyük ölçekli şirketler kurulmuştur. Çocuk ve kadın işçilerin çalıştırılması, sendikaların baskısı ve yeni çıkan yasalarla şirketler çalışanlarının ve toplumun gereksinimine karşı daha sorumlu olmak zorunda kalmışlardır. Bu dönemde şirketlerin etik ve rekabet dışı faaliyetleri ve çalışanlarına yönelik haksız uygulamaları, devleti ve toplum kuruluşlarını, toplumsal

(20)

9 eylemcileri harekete geçirerek sosyal sorumluluk kavramının bugünkü anlamıyla ilk kullanımına sahne olmuştur (Özcengiz, 2014:30).

19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başlarında, kuruluşların güçlerini kötüye kullanmaları sonucu ortaya çıkan olumsuzlukları önlemek amacıyla devletler yasal önlemler almaya başlamıştır.

Özellikle I. Dünya Savaşı sonrası yaşanan büyük bunalım sonucunda, kuruluşlar ücret, istihdam ve yatırım konularında istikrarın sağlanması için sosyal sorumluluk ile ilgili çalışmalara yönelmiştir. Bu dönemde, sendikalaşma hareketlerinin başlaması, sosyal bir değişimi de beraberinde getirmiştir. Bu gelişme ile birlikte Adam Smith’in Laissez-Faire felsefesi yerini devletin ve kuruluşların topluma karşı sorumlulukları olduğu anlayışına bırakmaya başlamıştır (Eker, 2011:7).

Sosyal sorumluluğun bir boyutu olan kurumsal sosyal sorumluluk da ABD’de yaşanan 1929 Ekonomik bunalımının ardından şirketlerin zedelenen itibarlarını tamir etme arzusuyla yaptıkları çalışmalarla gündeme gelmiştir. Bu yıllarda işletmeler, aşırı büyüme ve aşırı güçlenmeyi amaçlamakta ve anti-sosyal ve anti-rekabetçi uygulamalarıyla suçlanmaktaydı.

Eleştiriler ışığında anti-tröst yasaları, bankacılık düzenlemeleri ve tüketiciyi koruyan yasalarla, işletmelerin güçleri sınırlandırılmaya çalışılmıştır. Bu tarz eylem ve protestolar sonucunda bazı işletme yöneticileri çalıştıkları kurumların sahiplerine, faaliyetlerini sadece kar elde etmek için değil aynı zamanda sahip oldukları güç ve etkilerini sosyal amaçlara yönelik uygulamalara da kullanmaları gerektiği tavsiyesinde bulunmuştur. Böylelikle bu kurum sahipleri, faaliyetlerinden etkilenen ve kurumun kar etmesini sağlayan topluma yönelik kurumların da sorumlulukları olduğunu kabul etmişlerdir. (Demirtaş, 2015: 128-129).

1900’lerin hızlı ve hareketli iktisadi hayatı 1929 yılına gelindiğinde New York Borsası’nın çökmesiyle son bulmuştur. Borsanın çökmesiyle birlikte işsizlik sayısı her geçen gün artarak bir ülkeden diğerine sıçramıştır. Ekonomik kriz sebebiyle işletmeler ard arda kapanmış, bireylerin satın alma gücü düşmüştür. O yıllarda Amerika’da dev boyutlara ulaşmış işletme sayısının fazla olmasına rağmen, toplumun sosyal beklentileri ve istenilen refah düzeyinin sağlanamaması sebebi ile görünmez el teorisinde anlatıldığı gibi düşünce sisteminin değişmesini tetiklemiştir. Sonuç olarak işletmeler, büyüyen yapılarının topluma olan etkileri ve faaliyetlerinin sonuçlarından dolayı kurumsal sosyal sorumluluk kavramıyla karşı karşıya kalmışlardır (Aktan, 2007:16).

(21)

10 1920‟li yıllardan itibaren ise; başta Amerika ve diğer sanayileşmiş ülkelerde toplumun eğitim ve refah seviyesinin artmasına bağlı olarak önemli sosyal ve kültürel değişimler meydana gelmiştir. Bu kapsamda önceden yönetim tarafından izin verilmeyen sendikal yapılanmalar, çalışanları koruyan kanun ve kuruluşların yasal şekilde örgütlenebilmeleri 1930‟lu yıllar boyunca ivme kazanmıştır. Dolayısıyla bu gelişmelere bağlı olarak çalışan kesimin daha iyi ücret, çalışma şartları ve diğer sosyal haklar gibi konularda yönetimle pazarlık yapma güçleri de artmıştır (İlter, 2015:18).

1930’larda sosyal sorumluluk kavramı ahlakla ilişkilidir. Kişisel ahlaktan sosyal ahlaka geçiş olmaya başlamaktadır. Bu anlayış yavaş yavaş kurumlarda da oluşmaya başlamıştır. Kurumlar kişilerin isteklerini göz önünde bulundurmanın yönetimsel açıdan gerekliliğini kavramaya başlamışlardır. İlerleyen yıllarda, 1940’larda kurumsal sosyal sorumluluk bilinç düzeyinin artmaya başladığı gözlemlenmektedir. Bu dönemlerde yöneticiler kurumsal sosyal sorumluluk ile ilgili toplantılar düzenlemektedirler (Şençamlar, 2014:9).

1950-1960’lar ise sosyal sorumluluğun modern çağı olarak görülmektedir. Howard Rothmann Bowen‟ın 1953 yılında yayınlanan “İş Adamının Sosyal Sorumlulukları” (Social Responsibilities of The Businessman) başta olmak üzere, konuyla ilgili yayınları bir dönüm noktası olmuştur. Bu yayınlarda, işletme eylemlerinin toplumun değer yargıları ile uyumlu olmasının gerekliliği vurgulanmıştır (Eker, 2011:5). Gelişen sosyal sorumluluk anlayışı özellikle de çalışanların emeklilik, sigorta, sağlık, güvenlik gibi haklarına eskiye göre çok daha fazla değer verildiği; 1960’lı yıllarda ise sivil örgütler, kadın hakları ve çevrecilik gibi sosyal hareketlerin, firmalara karşı çeşitli baskı gruplarının geliştiği yıllar olarak literatürlere geçmiştir (Yenliç, 2017:9).

1970 yıllar boyunca da 1960’lı yıllarda yaşanan toplumsal hareketlerin azalmayıp aksine giderek artması ve şirketlerde yaşanan skandalların ciddi düzeylere ulaşması da eklenince kavram hakkında ulusal ve uluslararası normların geliştirilmesini ve uygulanması zorunluluk haline gelmiştir. Örneğin, Ekonomik Gelişme Komitesi’nin (Committee for Economic Devolopment - CED) 1971 yılında benimsediği üç eş merkezli halka modeli uluslararası alanda gerçekleştirilen normlara örnek gösterilebilir. Üç eş merkezli halka modeline göre; iç halka istihdam ve büyüme gibi ekonomik sorumlulukları, orta halka çevre ve çalışan haklarına yönelik sorumlulukları ve dış halka ise; toplumsal çevreyi geliştirme sorumluluklarını içermekteydi. Bu dönem de yaşanan bir başka gelişme ise Birleşmiş Milletler bünyesinde şirketler için geliştirilen davranış modellerinin gönüllülük esası çerçevesinde teşvik edilmesidir (İlter, 2015:21).

(22)

11 1970 – 1980 dönemlerinde toplumsal konular akademi dünyasında yer almaya başlamıştır.

Örneğin; 1971 yılına ‘‘Yönetimde Toplumsal Konular’’ (Social Issues in Management) başlıklı bir bölüm Academy of Management bünyesinde açılmıştır. ‘‘Yetmişli yıllarda, Ackerman ve Bauer tarafından dile getirilmiş olan çevresel koşulların izlenmesi ve kavranması, paydaşların taleplerinin dikkate alınması ve değişen koşullara uygun politikaların geliştirilmesi gibi sosyal tepkisellik ile ilgili boyutlar, izleyen yıllarda ortaya atılan kurumsal sosyal performans modellerini de etkilemiştir.” Bu dönemde Sethi, Carroll ve Davis’in de sosyal sorumluluk modelleri görülmektedir (Şençamlar, 2014:10-11).

1980’lerdeki dünya çapındaki ekonomik durgunluğa paralel olarak dünyadaki dengelerin değişmesi ile beraber işletmelerin marka stratejileri de değişmiştir. 90’larda küreselleşme ve özelleştirme akımları ile birlikte kurumların, uluslararası kuruluşların kalite ve karşılıklı kazanç kavramları, sosyal ve bilgi paylaşma sorumlulukları tekrar önem kazanmaya başlamıştır.

Birçok firmanın toplumsal sorunlara eğilmesi ile birlikte marka açısından yeni bir dönem yaşanmaya başlanmıştır. Firmalar, çevrenin kirlenmesine, hayvanların yok edilmesine karşı duydukları nefreti, ürün tanıtımlarında sergilemişler ve bu tarihten sonra da tüketiciler ürün satın alırken etik değerleri de satın almaya başlamışlardır (Özcengiz, 2014:31).

Kurumsal sosyal sorumluluk kavramının güncel olarak tartışılmaya başlanmasında ise en önemli etken globalleşmedir. Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989 sonrasında globalleşme hız kazanmış, firmaların ekonomik olarak toplumsal alanda taşıdığı güç, ülkeler ötesi boyuta ulaşmıştır. Bu değişim ile beraber akademik çevrelerce “corporate governance” kavramı ve etik unsurlar tartışılmaya başlanmıştır. Özetle 80’li yılların sonu, 90’lı yılların başı kurumsal sosyal sorumluluk anlayışının zorunluluk olarak algılandığı bir dönemin sonu, yaratıcı bir pazarlama bakış açısıyla ele alındığı bir dönem olarak dikkate alınabilir. Kurumsal sosyal sorumluluk alanındaki gelişmelere paralel olarak sadece yaratıcı projeler üretmek bile günümüzde standartlaşmaya başlamıştır (Tosun, 2017:12) .

1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren kurumsal sosyal sorumluluk kavramının genişlediği görülmektedir. 2000’lerin başında artık kurumların kurumsal anlamda sosyal sorumluluk bilincine sahip olmalarının zorunluluğu ortaya çıkmakta, kurumlar tarafından insanların istekleri göz önüne alınarak ihtiyaçlarına cevap verilmesi gerekliliği görünmektedir (Şençamlar, 2014:12). İnsanlar artık rasyonel veya fonksiyonel marka değerleri bir yana, duygusal ve psikolojik marka özelliklerinin de ötesinde değerler aramaktadırlar. Çevreciler, sivil toplum ve tüketicilerin kendileri, artık kurumların toplumdaki rolünü sorgulamakta, bu

(23)

12 kurumların verdikleri vergiler ve sağladıkları iş olanakları dışında topluma ne katkıda bulundukları konusunu irdelemektedirler (Özcengiz, 2014:32).

Küreselleşme, bilgi iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve beraberinde pazar sınırlarının ortadan kalkması rekabeti arttırarak kurumların amaçlarının farklı boyutlar kazanmasına neden olmuştur. Gerek teknolojik gerekse sınırlar anlamında yaşanan değişimler, günümüz kurumlarında ekonomik amaçların yanında sosyal amaçların da var olması gerekliliğini ortaya koymuştur. Günümüz dünyasında gelişen teknoloji her kurumun ürettiği ve pazara sunduğu ürün bağlamında taklit edilebilirliğini beraberinde getirmiştir. Rekabet avantajı ve farklılık yaratmanın ayakta kalabilmek için zorunlu olduğu çağımızda, kurumların sosyal sorumluluk bilincine sahip olmaları önemli bir farklılaşma kriteri olarak ortaya çıkmaktadır (Vural ve Coşkun, 2011:66).

Özetle sosyal sorumluluk kavramının gelişimi ilk dönem, kaos dönemi, gelişme dönemi ve küreselleşme dönemi olmak üzere dört evrede incelenebilmektedir. İlk dönem 1800’lü yıllarda büyük şirketlerin artmasıyla ortaya çıkmıştır ve bu dönemde fakirlere yardımcı olmak, işsizlere iş imkanı sağlamak devletin görevi ve sorumluluğu olarak görülmektedir. Tüketicilerin güveninin sarsıldığı kaos döneminde ise işletmeciler yeniden güven kazanmak amacıyla sosyal sorumluluklarının bilincine varmaya başlamıştır. Ayrıca büyüyen işletmelere karşılık azalan refah seviyesi sosyal sorumluluk bilincini aşılayan yasal düzenlemeleri ve bunlara uyma zorunluluğunu da beraberinde getirmiştir. Tüketici hakları ve çevreye duyarlı pazarlama faaliyetleri gelişme döneminde önem kazanmıştır. 1990’larda ise küreselleşme akımından dolayı karşılıklı kazanç, bilgi paylaşımı ve kalite hususları ağırlık kazanmış, pek çok sosyal sorumluluk projesi üretilmeye başlanmıştır (Köse, 2015:72).

1.3. Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluğun Tarihsel Gelişimi

Kurumsal sosyal sorumluluk kavramı Türkiye’de çok eski bir geçmişi olan kavram değildir.

Sosyal sorumluluk kavramı ise Osmanlı Devleti dönemine kadar uzanan köklü bir tarihe dayanan kavramdır. Osmanlı devleti döneminde toplumsal sorunlara çözüm olarak yapılan bir takım yardımlaşma ve gönüllülük uygulamaları sosyal sorumluluğun dönemsel olarak uygulanma şekline örnek olarak gösterilmektedir. Bu uygulamalar, Osmanlı döneminde kurulan vakıflar aracılığı ile sürdürülerek yardımseverlik ve gönüllülük bilincinin günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda vakıf kavramı önemli bir unsurdur ve toplumda ekonomik ve eşitlik unsurlarını dengelemekte önemli bir rol üstlenmektedir. Eğitim, sağlık, kültür ve

(24)

13 özellikle ticari alanda faaliyet gösteren vakıflar toplumda önemli bir görevi yerine getirmektedir. Vakıf kültürü günümüzde hala devam etmekte ve bugün birçok aile şirketi çeşitli vakıflar vasıtasıyla topluma fayda sağlayacak çeşitli etkinliklerde bulunmaktadırlar. Bu bağlamda toplumun şirketlerden beklentileri de vakıf faaliyetleri etrafında şekillenmektedir.

Sosyal sorumluluk, toplum tarafından STK faaliyetleri çerçevesinde bağış ve hayırseverlik olarak algılanmaktadır (Tosun, 2017:13).

Türkiye’de son yıllarda sivil toplumların gelişmesi ve sosyal sorumluluk bilincinin artmasında üç önemli faktör göze çarpmaktadır. Birincisi 1996 yılında İstanbul’da düzenlenen ve sivil toplumla ilgili bir farkındalık oluşturan Habitat II Konferansı, ikinci ve en önemlisi 1999 depremi sonrası yaşanan bir boşluk ve belirsizlik ortamının sivil toplum kuruluşlarının kendi hedefleri doğrultusunda harekete geçmesi ve toplumda gönüllülük bilincinin oluşmasında büyük katkılar sağlamasıdır. Üçüncü önemli faktör olarak ise Avrupa Birliği üyelik süreci çerçevesinde sivil toplum programları aracılığı ile çeşitli kaynakların Türkiye’ye gelişinin çoğalması ve yeni yasal düzenlemelerin hazırlanıp uygulanmasıyla sivil toplum kuruluşlarının gelişmesine önemli katkılar sağlanmasıdır (Demirtaş, 2015: 21).

Türkiye’de sosyal sorumluluk kavramının geçmişten günümüze kadar gönüllülük ve yardımseverlik faaliyeti olarak gerçekleşmesi kurumsal sosyal sorumluluk bilincinin gelişmesini geciktirmiştir. Global firmaların ülkemizde geç faaliyette bulunması şirketlerin kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin de geç şekillenmesine neden olmuştur. Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım miktarı düşük seviyelerde seyretmiş bu da aslında kurumsal sosyal sorumluluğun gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Türkiye’de ekonomik faaliyetlerde bulunan aile şirketleri de yine kurumsal sosyal sorumluluk konusunda önemli bir şekillenmeye neden olmuştur. Büyük aile şirketleri kurumsal sosyal sorumluluk gelişimi için hem teşvik edici bir rol üstlenmiş hem de bu süreçte olumsuz bir rol oynamıştır. Şirketlerin halka açık olmaması, şeffaflık, hesap verilebilirlik gibi bir takım unsurların geç benimsenmesine neden olmuş ancak diğer taraftan kurumsal yönetim faaliyetlerinin gelişmesi ile beraber kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetleri de gelişmeye başlamıştır (Tosun, 2017:13).

Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluk Derneği’nin kurulması, şirket içi kurumsal sosyal sorumluluk eğitimlerinin verilmesi, kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin takibi ve değerlendirilmesi ile ilgili yeni oluşumların ortaya çıkması, kurumsal sosyal sorumluluğun başlı başına bir ders veya proje olarak üniversitelerdeki lisans eğitiminde yerini alması artan ilgiyi ve yaygınlığı göstermektedir. Günümüzde holdinglerin web sitelerinde hayırseverlik ifadesinden öte kurumsal sosyal sorumluluk ifadesine rastlanmaktadır (Aydınalp, 2013:34).

(25)

14 Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan “Türkiye’de Kurumsal Sosyal Sorumluluk Değerlendirme Raporu” çerçevesinde ülkemizdeki güncel durum kısaca aşağıdaki şekilde özetlenebilir: (Tosun, 2017:14)

 Türkiye’de kurumsal sosyal sorumluluk konusunda bir karmaşa mevcuttur. İşletmeler kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerini kurumsal bir çerçeve içerisinde yürütememektedirler. Ancak yine de Türk halkının yapısı gereği, işletmelerin ciddi bir çaba gösterdiği bir gerçektir. Bu çalışmalar kapsamında ise sivil toplum kuruluşları ile gerçekleştirilen çalışmalar ve bağışlar önemli bir rol üstlenmektedir. Ancak kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin daha başarılı olmaları için işletmelerin bu konuda ciddi bir strateji belirlemeleri, tüm sosyal paydaşlar ile konuyu tartışmaları ve iş dünyasının mümkün olduğunca konu içerisine çekilmesi önemli bir rol oynamaktadır.

 Paydaşların katılımı ise sivil toplum kuruluşları ile gerçekleştirilen iş birliği çalışmaları ile şekillenmektedir. Ancak bu işbirliği çalışmalarının yeterli düzeyde olmadığı söylenebilir. Bu konuda sivil toplum kuruluşlarının önemli bir rol üstlenmeleri gerekmektedir.

 Global şirketler ise yine Türkiye’de gerçekleştirilen sosyal sorumluluk çalışmalarında önemli bir rol üstlenmektedir. Global şirketler yerel olarak ciddi anlamda kurumsal sosyal sorumluluk uygulamaları gerçekleştirmekte ve bu yaklaşım yerel unsurları da harekete geçirmektedir. Ancak yine de Türkiye’deki yerel unsurların global anlamda faaliyet gösteren uygulamaların çok gerisinde olduğu söylenebilir.

1.4. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Kavramının Tanımı

Kavramsal olarak kurumsal sosyal sorumluluk ilk kez 1953’te yayımlanan H.Bowen’in

“İşadamlarının Sosyal Sorumlulukları” (Social Responsibilities of the Businessman) adlı kitabında yer almıştır. Bowen işadamlarının, toplumun değer ve amaçlarıyla örtüşen sosyal sorumluluk faaliyetlerle ilgilenmelerini savunmuştur (Aktan, 2007:7).

Sosyal sorumluluk kavramı; kurumların kendi çıkarlarının yanı sıra, toplumun çıkarlarını da koruması, hayırseverlik, sponsorluk gibi etkinliklere katılarak, sorumluluklarını görünür kılma biçimi olarak tanımlanabilmektedir (Demirtaş, 2015:172).

Kurumsal sosyal sorumluluk, isteğe bağlı iş uygulamaları ve kurumsal kaynakların katkıları aracılığıyla toplumun refahını iyileştirmek için üstlenilen bir yükümlülüktür. Kurumsal sosyal

(26)

15 sorumluluk, çalışanlarla, aileleriyle, yerel toplumla ve yaşam kalitesini iyileştirmek için geniş anlamda toplumla birlikte çalışarak sürdürülebilir ekonomik gelişime katkıda bulunmak için işletmelerin yükümlülüğüdür. (Kotler ve Lee, 2006: 3) Sosyal sorumluluk ise, toplumun işletmeden beklediği etik, legal, ticari ve toplumsal beklentilerini karşılayan ya da aşan bir şekilde ticaret yapmaktır (Kotler ve Lee, 2006: 3).

Öncelikle bazı uluslararası organizasyonların konuya yaklaşımlarını ortaya koymaya çalışalım.

Avrupa Komisyonu’nun yaptığı tanımlamaya göre kurumsal sosyal sorumluluk; işletmelerin, gönüllülük esasına dayalı olarak sosyal ve çevresel meselelerini, örgütsel faaliyetleriyle ve sosyal paydaşlarıyla olan etkileşimleriyle bütünleştirebildiği bir kavramdır. ISO olarak tanınan, Uluslararası Standardizasyon Organizasyonu’nun kurumsal sosyal sorumluluk konusundaki stratejik danışman grubu, kurumsal sosyal sorumluluğu insanlara ve topluma yarar sağlayacak bir şekilde, organizasyonların ekonomik, sosyal ve çevresel sorunlara işaret ettikleri bir yaklaşım olarak ele almaktadır (Aktan, 2007:8).

World Business Council for Sustainable Development’in kurumsal sosyal sorumluluk tanımı ise ‘‘Çalışanlarıyla, aileleriyle, yerel toplumla ve yaşam kalitesini iyileştirmek için geniş anlamda toplumla birlikte çalışarak sürdürülebilir ekonomik gelişime katkıda bulunmak için işletmelerin yükümlülüğü’’ şeklinde açıklanmıştır (Kotler ve Lee, 2006:3). Bu tanımda ise kurumların ekonomik gelişmeye destek vermek adına yapması gereken bir yükümlülük olarak kurumsal sosyal sorumluluğa işaret edilmektedir. Dikkat çekilen tek husus ‘‘ekonomik gelişme’’ kavramıdır. Oysaki kurumsal sosyal sorumluluk eğitim, sağlık, kültür, çevre gibi toplumu ilgilendiren tüm konularda uygulanmalı ve toplumsal sorunlara çözüm olmalıdır. Bir toplumda sorunların sebebini sadece ekonomik nedenlere yüklemek yanlış olacaktır.

Business for Social Responsibility ise kurumsal sosyal sorumluluk kavramını ‘‘toplumun işletmeden beklediği etik, legal, ticari ve toplumsal beklentilerini karşılayan ya da aşan bir şekilde ticaret yapmaktır’’ şeklinde açıklamıştır. Kurumsal sosyal sorumluluk projeleri kurumlar için uzun vadeli bir yatırımdır. Projelerin doğru ve etkin bir biçimde oluşturulması, kullanılması halinde kurum imajı ve itibarı olumlu bir şekilde oluşmakta, kurumun bilinirliği artmakta ve kurum itibar kazanmaktadır. Böylece, kurum rakiplerinden sıyrılarak sosyal sorumluluk projeleri ile farkındalık yaratarak marka değerini de yükseltmektedir (Şençamlar, 2014:14-15).

Lawrance, Weber ve Post’a göre kurumsal sosyal sorumluluk bir kuruluşun insanları, toplumu ve çevreyi etkileyen her hareketinden sorumlu tutulması gerekliliğidir. Kurumsal sosyal

(27)

16 sorumluluk, insanlara ve topluma verilen zararın kabul edilmesi ve mümkünse düzeltilmesi gerektiğini belirtir. Dolayısıyla kurumsal sosyal sorumluluk bir şirketin eğer sosyal etkileri paydaşlarına ciddi şekilde zarar veriyorsa ya da şirketin sermayesi olumlu sosyal etki yaratmak için kullanılabilirse kârdan vazgeçmesini gerektirebilir (Köse, 2015:60).

Sosyal sorumluluk kurumun toplumsal sorunlara duyarsız kalmaması, buna ilişkin çalışmalar gerçekleştirmesi ve bu çalışmalarda hiçbir kâr beklentisinin bulunmamasıdır. Sosyal sorumluluk, müşteri tatmini ve ilkeli yönetimle birlikte kurumun itibarının yükseltilmesi için kullanılan araçlardan biridir (Eker, 2011:9). Birkaç yıl öncesine kadar şirketlerin gönüllü ve kendi iradeleriyle yapmakta oldukları sosyal sorumluluk faaliyetleri artık, dünyanın sınırlı kaynaklarını tüketen şirketlerin bu kaynakların sürdürülebilirliği konusundaki sorumluluklarını yerine getirmelerinin bir zorunluluk olduğu tespiti yapılmaktadır (Özcengiz, 2014:32).

Kurumsal sosyal sorumluluk, işletmelerin iç ve dış çevresindeki paydaşlarına karşı etik ve sorumlu bir şekilde davranması, kararlarını bunu gözeterek alması ve uygulamasıdır. Ancak kurumsal sosyal sorumluluk doğayı ve çevreyi koruyacak önlemler almaktan çok daha fazlasıdır, bunun yanında işletmenin kararlarından etkilenen tüm paydaşlarına karşı sorumluluğu bulunmaktadır. Kurumsal sosyal sorumluluk, bir şirketin yatırımcılar, çalışanlar, müşteriler, tedarikçiler ve kamu örgütleri gibi paydaş gruplarını belirledikten sonra onların ihtiyaç ve değerlerini şirketin stratejik ve operasyonel karar verme sürecine dâhil etmektir (Köse, 2015:61).

İletişim olanaklarının artması ve teknolojik gelişmeler ile birlikte küresel bir köye dönüşen dünyada gerçeklerin saklanması ya da kitlelerin kandırılması eski dönemlere nazaran çok daha zor hale gelmiştir. Ülkelerin, kurum ya da kuruluşların nerede ne yaptıkları, hangi yatırımları hangi şartlara uyarak yaptıkları ya da dünyanın hangi ücra köşesinde yasal ya da ahlaki bir suça ortak olduklarını çok kısa sürede öğrenebilmekteyiz. İşte bu sebeple, kurumsal sosyal sorumluluk çalışmaları yapmadan evvel organizasyonlar zaten uymak zorunda oldukları etik, yasal ve ahlaki kurallara uymaları olmazsa olmaz ilkelerdendir. Bu zorunluluklarını yerine getiren bir kurum gönüllülük çalışmalarıyla toplumun gözünde istediği konuma ulaşma yolunda büyük bir yol kat edecektir. Var olan imaj ve itibarlarını sosyal sorumluluk bilinci ile hareket ederek yaptığı uygulamalar ile daha da arttıracaktır.

Farklı kurum, kuruluş ya da kişiler tarafından yapılan birçok kurumsal sosyal sorumluluk tanımı literatürde karşımıza çıkmaktadır. Yapılan her tanımda kurumsal sosyal sorumluluğun farklı boyutlarından bahsedilmektedir. Ekonomi kuruluşları sosyal sorumluluğun ekonomik

(28)

17 gereklerine, sağlık ve çevre kuruluşları sağlık ve temiz bir çevre için gerekliliğine değinerek kendi alanlarıyla ilgili tanımlamaları ön plana çıkarmışlardır. Buradan anlaşılacağı üzere kurumsal sosyal sorumluluğun farklı farklı boyutları mevcuttur. Dahlsrud çalışmasında kurumsal sosyal sorumluluğun tanımlarını çevresel boyut, sosyal boyut, ekonomik boyut, paydaş boyutu ve gönüllülük boyutu olmak üzere beş boyutta toplamıştır (Köse, 2015:62).

Bu boyutlar ele alındığında; çevresel boyut daha temiz bir çevre ve temiz bir doğayı, sosyal boyut kurumların toplumla olan ilişkisinde sorumlu bir şekilde davranması gerektiğini, ekonomik boyut işletmenin faaliyetleri çerçevesinde karlılığını sürdürmesi ve genel ekonomiye katkıda bulunmasını, paydaş boyutu işletmelerin tüm iç ve dış paydaşları ile olan ilişkilerinde istikrarlı, sorumlu davranması gerektiğini, gönüllülük boyutu ise yasal zorunluluklar dışında kurumların tamamen gönüllü bir şekilde toplumda bulunan sorun, sıkıntı ya da eksiklikleri giderme çabalarını anlatmaktadır.

Sosyal sorumluluk kavramının tarihine bakıldığı zaman iki farklı görüş üzerinden tanımlamalar yapıldığı görülmektedir. Bu görüşler, sosyal sorumluluğu işletmeler yönünden ve toplum yönünden açıklayan klasik sosyal sorumluluk ve modern sosyal sorumluluk yaklaşımı olarak ikiye ayrılmıştır.

1.5. Kurumsal Sosyal Sorumluluk Yaklaşımları

Sosyal sorumluluk kavramı işletmeler tarafından iki farklı boyutta kabul görmektedir.

Birincisine göre, işletmelerin en büyük sorumluluğu kendi varlıklarını idame ettirmeleri gerektiği düşüncesidir. Kendi varlıklarını idame ettirmek isteyen işletmeler, ekonomik ve hukuki sorumluluklarını eksiksiz olarak yerine getirmelidirler. Bu düşünceye sahip işletmeler tarafından sorumluluk kavramı, sadece maddi ve hukuki sürdürülebilirliği sağlayan faaliyetleri içermektedir. İkincisine göre ise, işletmelerin sadece ekonomik kar sağlamaları toplumsal sorumluluklarını yerine getirmesine yeterli değildir. Ekonomik ve hukuki olarak sürdürülebilirliğini sağlamış kurumlar içinde bulundukları toplumun sorun ve sıkıntılarına kulak vererek sosyal sorumluluklarını da yerine getirmelidirler. Birinci görüş “Klasik Yaklaşım”, ikinci görüş ise “Modern Yaklaşım” olarak adlandırılmaktadır.

1.5.1. Klasik Sosyal Sorumluluk Yaklaşımı

İşletmelerin sosyal sorumluluklarına dair klasik yaklaşımın temelini Milton Friedman ve Adam Smith’in ilkelerinin oluşturduğu söylenebilir. Adam Smith'in görünmez elin piyasası

(29)

18 düzenlemesi ilkesini Milton Friedman da benimsemiştir. Adam Smith’in görüşüne göre üretim ve kârlılık maksimize edilirse başka hiçbir şeye gerek kalmadan toplum gelişir ve refah seviyesi artar. Bu görüşü geliştiren Friedman, işletmenin tek sorumluluğunun, açık ve özgür bir rekabet ortamında aldatma ve hile olmadan kârı artırmak için tasarlanmış faaliyetleri sürdürmek ve kaynaklarını bu doğrultuda kullanmak olduğu görüşündedir (Köse, 2015:77).

Bu yaklaşıma göre, ekonomik kazanç maksadıyla kurulmuş işletmelerin en büyük sorumluluğu maksimum karlılığa ulaşmaktır. Ortaklar ya da hissedarların maddi bir kazanç beklentisiyle yatırım yapmış olduğu ticari örgütlerin tek sorumluluğu bu paydaşları tatmin edici kazançlar sağlamak olmalıdır. Toplumsal sorumluluklar üstlenmeye çalışan işletmeler, ana hedeflerinden saparak uzman olmadığı farklı konulara girmeye kalkarsa örgütün kuruluş amacından sapacağı bunun sonucunda da ekonomik olarak çöküş yaşanacağı düşüncesi hakimdir.

Ekonomik hedeflerini başarıyla gerçekleştiren ve buna bağlı olarak istikrarlı bir büyüme gerçekleştiren işletmelerin sağladıkları istihdam olanakları toplumsal bir sorumluluk olarak görülmektedir. Ekonomik temelli yaklaşım işletmeleri ekonomik bir birim olarak ele alır.

İşletmeler için rekabet önemlidir. Rekabet şartlarında başarılı olmak isteyen bir işletme ise daha fazla kar elde etmeli ve daha fazla ekonomik getiri sağlamalıdır. Ekonomik olarak başarılı olan bir işletme toplumun refahını arttırıcı bir faaliyette de bulunmuş olur. Dolayısıyla işletme sahipleri ve yöneticilerinin kazançlarının artması demek, aynı zamanda toplumun refahının da artması demektir (Tosun, 2017:30). Kısacası bir işletmenin tek sorumluluğu, paydaşlarını tatmin edici düzeyde kara ulaşmak için hukuk kuralları çerçevesinde faaliyetlerini sürdürmesi ve bunun dışında farklı konularla ilgilenmemesi gerektiği düşüncesi klasik sosyal sorumluluk anlayışını açıklamaktadır.

1.5.1.1. Friedman’ın Hissedarlar Modeli

İşletmelerin sosyal sorumluluklarına dair klasik yaklaşımın temelini Milton Friedman ve Adam Smith’in ilkelerinin oluşturduğu söylenebilir. Adam Smith'in görünmez elin piyasayası düzenlemesi ilkesini Milton Friedman da benimsemiştir. Adam Smith’in görüşüne göre üretim ve kârlılık maksimize edilirse başka hiçbir şeye gerek kalmadan toplum gelişir ve refah seviyesi artar. Bu görüşü geliştiren Friedman, işletmenin tek sorumluluğunun, açık ve özgür bir rekabet ortamında aldatma ve hile olmadan kârı artırmak için tasarlanmış faaliyetleri sürdürmek ve kaynaklarını bu doğrultuda kullanmak olduğu görüşündedir (Köse, 2015:77).

Friedman modelinde işletmelerin ekonomik bir faaliyette bulunmalarının dışında herhangi bir sorumluluğu olmadığını ortaya koyar. Bu yaklaşıma göre işletmenlerin tek sorumluluğu kar

(30)

19 elde etmektir. Dolayısıyla kar sağlayan bir işletme aynı zamanda topluma karşı olan sorumluluklarını da yerine getirmiştir. Kar sağlayan işletme kaynak elde eder, kaynak elde eden işletme daha fazla yatırım yapar ve ekonomi rahatlar, dolayısıyla toplumda da refah hakim olur (Tosun, 2017:31).

Friedman bireylerin temel olarak sosyal sorumluluk faaliyetlerinde bulunabileceklerini savunur. Her birey kendi bütçesi ve ilgili alanına göre çeşitli hayırseverlik faaliyetlerinde bulunabilir ancak bir işletme kurumsal olarak hayırseverlik faaliyetinde bulunmamalıdır.

İşletme bu gibi aktivitelere para harcarsa kaynaklar azalır. Kaynakların azalması ise işletmenin ürettiği ürün ya da hizmetlerin fiyatlarının artmasına neden olur. Bu ise temel olarak tüketicilerin uzun vadede dezavantaj yaşamalarına neden olacaktır (Tosun, 2017:32).

Klasik sosyal sorumluluk yaklaşımına göre, işletmenin sosyal sorumluluğu sahiplerine ve hissedarlarına para kazandırmanın ötesine geçmemektedir. Bu anlayış, işletmenin tek yükümlülüğünün örgütsel amaçları olduğunu savunur. İşletmelerin var olan ya da potansiyel gelirlerini sosyal sorumluluk projelerine yatırmalarının sonucunun iş yaratan proje yaratmayı azaltacağı ve fiyatlarda artış yaratacağı fikri benimsenmiştir. İşletmenin kâr elde etmesi ekonomik büyümeyi sağlayacağı için işletmenin sorumluluğu budur. İşletme yasal çerçevede faaliyetlerini sürdürmeli ve kârını en fazla hale getirmelidir (Köse, 2015:78-79).

Milton Friedman, hissedar odaklı olan ve temel amacın hissedar adına şirket kârının artırılmasına yönelik olan bu sistemde işletmelerin sadece, Carroll’un modelinde belirttiği boyutlardan ekonomik, yasal ve etik sorumlulukları benimsemeleri gerektiğini vurgulamaktadır (İlter, 2015:27).

Bu yaklaşımın ortaya çıktığı dönem işletme faaliyetlerinin ve etkilerinin büyük bir ciddiyetle tartışılmaması, işletme faaliyetlerinin çevre, insan sağlığı ve sosyal etkilerinin sıkı bir şekilde ele alınmaması ve tüketici koruma hareketlerinin daha az gelişmiş olduğu bir dönem olduğundan, bu şartlar çerçevesinde o döneme uygunluk göstermektedir (Köse, 2015:78).

Günümüzde ise, her yönü ile daha bilinçli, her türlü araştırma, öğrenme ve hakkını arama imkânına sahip tüketicilerin olduğu küresel bir ticari dünya söz konusudur. Böyle bir bilinç düzeyine sahip tüketiciler karşısında, firmaların klasik sosyal sorumluluk anlayışını benimsemeleri tüketicilerin toplumsal duyarlılık gösteren farklı işletmeleri tercih etmelerine ortam sağlayacaktır. Rekabet ortamının kızışması, benzer faaliyetleri gerçekleştiren yüzlerce işletmenin var olması tüketiciler nezdinde çeşitli avantajlar sağlamıştır. Bu avantajlardan birisi de hiç şüphesiz sosyal sorumluluk faaliyetlerinin artması ve toplumsal duyarlılığa verilen

Referanslar

Benzer Belgeler

gereken sosyal yükümlülükleri olan kurumlar olarak görülmeye başlandı.. 1940'larda

Modern sosyal sorumluluk anlayışına göre, herhangi bir kurum; “yer altı veya yer üstü bir su kaynağına zehirli atıklarını bırakmamalı, ekolojik yapıyla

fiirketimizin Yönetim Kurulu Üyeleri, Yöneticileri ve fiirket sermayesinin do¤rudan ya da dolayl› olarak %5'ine sahip olan pay sahiplerinin ihraç etti¤i sermaye piyasas›

fiirketin Yönetim Kurulu Üyeleri, Yöneticileri ve fiirket sermayesinin do¤rudan ya da dolayl› olarak %5'ine sahip olan pay sahiplerinin ihraç etti¤i sermaye piyasas›

fiirketimiz'in Yönetim Kurulu Üyeleri, Yöneticileri ve fiirket sermayesinin do¤rudan ya da dolayl› olarak %5'ine sahip olan pay sahiplerinin ihraç etti¤i sermaye

Tasarımda özgürlüğe ve kolaylığa imkan tanıyan, dayanıklı doğal ve sağlıklı alçı özlü malzemelerle inşa edilen geleceği olan yapılarda, yüksek teknolojiye

Kurumsal sosyal sorumluluk; işletmelerin faaliyetlerinde, üretim aşamasından tüketime kadar olan tüm safhalarda toplum sağlığı konusunda duyarlı olması ve

Tedarik zincirinde sosyal diyalogu etkinleştirmeyi, çalışanları hakları ve sorumluluklarıyla ilgili bilinçlendirmeyi amaçlamayan programlar Ticaret Bakanlığı’nın