İSMMMO’nun 11.Olağan (seçimli) Genel Kurulu 27-28 Mayıs tarihlerinde üyelerimizin yoğun ve görkemli katılımıyla gerçekleşti.
Bizlere güven duyan,destek veren ve Genel Kurula katılan tüm meslektaşlarımıza teşekkür ediyoruz.
Yükümüzün ağır olduğunu biliyoruz, sizlerle dayanışma içerisinde olduğumuz sürece her türlü zorluğu aşacağımıza inancımız tamdır.
2000-2002 Dönemi Hedeflerimiz Eğitim çalışmaları
- Ticaret - Tekstil - İnşaat - Kooperatifler - Turizm - Dış Ticaret - Hizmet
- Dönem Sonu İşlemleri - Kar Dağıtımı
- Yatırım İndirimi - Serbest Bölgeler - Türk Ticaret Kanunu - Vergi Uyuşmazlıkları - Kar Amaçsız Kuruluşlar - İş Hukuku
- SSK Uygulamaları - Tek Düzen Hesap Planı - Bilirkişilikler
- Denetim ve Raporlama
- Büro Organizasyonu ve Yönetimi Kurslar
- SMMM - SM - Stajyer
Teknoloji Kullanımı - İnternet
- Windows - Excel
Çalışma Komiteleri Mesleki Sorunlar - Haksız rekabet - Mahsuplar - Angaryalar
- SSK Sorunları ve İdari Para Cezaları - 4 ve 18 nolu tebliğlerde yaşanan sıkıntılar - Vergi Daireleri Arasında Uygulama Birlikteliği
- TBMM de bulunan meslek yasamızla ilgili değişiklik teklifi - Mali Tatil
Sempozyum
- Uluslararası Türkiye Muhasebe Denetimi Sempozyumu
Bu dönemki çalışmalarımızın başında yine eğitim gelmektedir. Eğitmenler kadromuz daha profosyonel bir yapıya kavuşturularak, hem merkezde hem de ilçelerde sürekli eğitim yapmayı hedeflemekteyiz. Geçen dönem eğitim çalışmalarına
gösterdiniz ilgi bizleri motive etmiş, yeni eğitim konuları da ilave edilerek sürekli eğitimi mesleki saygınlık açısından ilke edinmiş bulunmaktayız.
Bu dönem haksız rekabetle mücadele dönemi olacaktır. Özellikle ruhsat kiralayanların gözünün yaşına bakmayacağız.
Eğer dayanışma içerisinde sizlerde yardımcı olursanız haksız rekabet diye kavram kalmayacaktır.
Bu dönem mahsup sorununun kalkması,angaryaların kalkması ve SSK da sorunların azalması en temel uğraşlarımız arasında yer alacaktır.
Bu dönem süreli yayınlardan kurtulmayı hedefliyoruz. Odamızın web sitesini bilgi bankası haline getirerek her türlü doğru bilgiye kısa sürede ulaşmanız bizlerin en büyük mutluluğu olacaktır. Bu nedenle önemli gördüğünüz yargı kararlarını bize ulaştırırsanız,bizde gönderdiğiniz bilgileri web sitesine yükleyerek düşündüğümüz hedefe ulaşmış oluruz.
Odamızca düzenlenen Türkiye Muhasebe Denetimi Sempozyumunun bu dönem 5’ini gerçekleştireceğiz. 2001 mayıs ayının ilk haftasında yapılacak olan sempozyumda çıta biraz yükseltilerek, sempozyumun uluslar arası olmasına karar verdik.
Sempozyumun konusu; Globalleşen Dünyada Muhasebe Mesleğinin Vizyonu ve Misyonu.
Bu dönem sizlere daha iyi hizmet vermek için,daha çok üretim yapabilmek için daha geniş bir mekana çıkmak istiyoruz. Bu konuda yapacağımız çalışmalara hepinizin sahip çıkacağına inancımız tamdır.
Bu dönem TBMM ne sevk edilmiş olan Mali Tatil ve Meslek Yasamızla ilgili Değişiklik tasarılarının takipçisi olacağız.
Özellikle SM kalkması en büyük hedefimiz olacaktır. Biliyorsunuz ki yaklaşık 4 yıldır, mesleğimizin geleceğini tartışıyoruz. Özellikle diğer Ülkelerde ve Ülkemizde teknolojide yenilikler hızla gelişmektedir.
faturaların elektronik ortamda düzenlenmesi, beyannamelerin elektronik ortamda alınması, atm’ler,
barkot sistemleri, optik okuyucular,
Bu yeniliklere göre geleceğimizi şekillendirmek zorundayız. Gelişmiş Ülkeleri incelediğimizde mesleğimiz Muhasebe Denetimi olarak işlev görmektedir. Bu nedenle SM kalkmasını istedik. Tüm camiamızı denetim konusunda hazır hale getirilmelidir,dedik. Bu nedenle meslek yasamızla ilgili bir yasa değişikliği parlamentoya sevk edildi. Mesleki örgütlülüğümüzün kurulduğu günden bu yana en büyük uğraşımız mesleki kalite ve saygınlık olmuştur. 11.yılda asla geriye dönmek gibi bir uğraşımız olmadığını sizler iyi biliyorsunuz. Hele, hele oy kaygısıyla hareket etmeyeceğimizi de çok iyi biliyorsunuz. Bu gün iki şeye çok önem veriyoruz. Birincisi; lisans mezunu olmayanların mesleğe girmemesi,ikincisi;herkesin sınava tabi tutularak mesleğe girmesidir. Bu düşünceye sahip olmamıza rağmen, parlamentonun yapısı göz önüne alınarak, kavgayı büyütmeden, ticaret lisesi ve ön lisans mezunlarının mesleğe girişini caydıracak bir yasa teklifi meclise sevk edilmiştir. Yoksa amacımız hak etmeyenleri veya ilkokul mezunlarını mali müşavir yapmak asla değildir. İlgili yasa tasarısını biliyorum ki bir çoğunuz okudunuz. Ancak, izninizle ilgili yasa tasarısında neler var, bu konuyu bir kez daha bilgilerinize sunmak istiyorum.
Meslekle ilgili okullardan ön lisans seviyesinde mezun olanlar Tesmer’in eğitim programlarına haftada 8 saatten az olmamak üzere dört yıl müddetle devam etmek ve sınavlarda geçerli not almak koşulu ile bu müddetler dahil altı yıl staj şartını yerine getirenler;ticaret lisesi ve maliye lisesinden mezun olanlar ise Tesmer’in eğitim programlarına haftada 8 saatten az olmamak üzere altı yıl devam etmek ve sınavlarda geçerli olmak koşuluyla bu müddetler dahil sekiz yıl staj şartını yerine getirenler; mesleki yeterlilik sınavına katılırlar ve kazananlar Mali Müşavirlik ruhsatını alırlar.
Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte SM ruhsatına sahip olanlardan;
ön lisans mezunu olanlar Tesmer’de 6 ay,
lise ve dengi okullardan mezun olanlar Tesmer’de 8 ay, daha alt derecede mezun olanlar Tesmer’de 12 ay,
meslek eğitimi gördükten sonra bir yıl içinde açılacak ve üç kez tekrarlanacak mesleki yeterlilik sınavını kazandıkları taktirde mali müşavir olabileceklerdir.
Görüldüğü üzere sınavsız kimseye bir hak verilmemektedir.
SM mesleğimizin denetim boyutunu önemli ölçüde kısıtlamaktadır.
Bugün uygulamada SM ile SMM arasında hiç fark kalmamıştır. Bu kanun tasarısı yasallaştığı taktirde;şartları yerine getiren ve sınavı kazananlar Mali Müşavir olacaklardır, başaramayanlarda tıpkı Avukatlarda Dava Vekillerinde olduğu gibi ömürlerinin sonuna kadar Serbest Muhasebeci olarak kalacaklar,denetim yapamayacaklar sadece kayıt tutacaklardır.
Gelişmiş ülkelerde meslektaşlarımız 5 önemli hizmet vermektedirler;
1
Güven ve Bilgilerin doğruluğu,
Yönetim Danışmanlığı ve Yönetimi Temsil, Teknoloji Hizmetleri,
Finansal Planlama, Uluslararası Hizmetler,
Gelin 5 önemli değeri ilke edinelim;
1
Sürekli eğitim ve yaşam boyu öğrenme, Yeterlilik,
Dürüstlük,
İş dünyası ile ilgili gelişmelere uyum sağlamak, Tarafsızlık,
Gelin hep birlikte ülkemizin denetimine talip olalım.
DENETİM MESLEĞİNE DOĞRU
Türkiye’ de geçtiğimiz yıllar içerisinde, ekonominin bozuk olduğuna, maliyede disiplinin sağlanmadığına, zaman zaman gelen geçen Başbakanların, Maliye Bakanlarının konuşmalarında, tarihin sayfalarında rastlamak mümkündür. Ekonomide disiplin, maliyede disiplin, ticaret hayatımızda disiplin, muhasebe uygulamaları ve muhasebe denetiminin işlerliğiyle sağlanmıştır. Bu gelişmiş ülkelerin prensibinin, özellikle ülkemizde, Cumhuriyetin kuruluşundan sonra birçok girişim olmasına rağmen, 1989 yılında, dönemin Başbakanı rahmetli Sayın Turgut Özal’ ın özel gayretiyle ve dönemin Maliye Bakanı Sayın Ekrem Pakdemirli’ in özel izlemesiyle, meslek, 3568 sayılı Yasayla, onbir yıl önce bugün kanuna kavuşmuştur.
Ekonomide, maliyede ve ticaret hayatındaki gelişmeler karşısında, devletin ekonomi alanında koyduğun kuralların ve vergi sisteminin modernize edilmesinin yeterli olmadığını bugün bile yaşıyoruz. Muhasebe, işletmecilik, vergi, finans, ekonomi, ticaret hukuku ve denetim konularındaki gelişmeler, bu amaçla, yüksek bilgi ve ihtisas sahibi meslek mensupları gerektirmiş, dünyada, İngiltere’ de ve benzeri Anglosakson ülkelerinde CPA (Certified Public Accountant) yada CA (Chartared Accountant) adıyla, Fransız ekolünde Expert Comtaple, İtalyan’ larda Dottori Commercialist unvanları altında düzenlenen bu meslek, ülkemizde “Serbest Muhasebeci”, “Serbest Muhasebeci Mali Müşavir” ve “Yeminli Mali Müşavir” unvanları altında düzenlenmiştir.
Bu meslek mensupları, yalnız mükelleflerin işlemlerini yapakla mükellef değiller, bunlar mükellef ile devlet arasında köprü görevi görmekte ve özellikle artık gelişen sermaye piyasasındaki yatırımcıların haklarını da korumaktadırlar.
Ancak, ülkemizde mali müşavirlik mesleğinde önemli sorumluluklar verilmesine rağmen, yetkilerin daha verilmediğini bugün bile yaşamaktayız. Bu nedenle, ciddi ve güvenilir bilgiye sahip olabilmek ve ülke çapında denetim fonksiyonun geliştirilmesine ön ayak olabilmek için, bu meslek mensuplarının ve meslek gurubunun, on birinci yıldan sonra bazı sorunlarını da gözden geçirmek gerekir.
Örneğin Maliye Bakanlığı tarafından yıllarca bu meslek örgütünden ve meslek mensuplarından istenilen (A), (B) ve (C) gibi aslında hiç yararlanılmayan formların istenilmesinden vazgeçilmesi ve elektronik bilgi sisteminde yeni düzenlemeler yapılması gerekmektedir.
Vergi Usul Kanununun Mükerrer 227. maddesiyle 1994 yılında getirilen ön denetim yetkisi hala kullandırılmamakta, basit bir beyanname imzalanmasına bağlı tutulmaktadır. Oysa, ülkemizde vergi denetim düzeninin gereğini, bugünlerde yaşadığımız paraşüt operasyonunda bile, ne kadar önemli olduğunu, içi boşaltılan bankaların ciddi bir denetimden geçirilmeden ve denetlenmemiş şirketlere kredi vermeleri dolayısıyla boşaltma yapıldığını, yıllaradır hep birlikte görmekteyiz.
Bu nedenle, Türkiye’ de ekonomik denetim düzeninin kurulabilmesi için, anonim şirketlerin ve kooperatiflerin muhakkaka bu meslek mensupları tarafından, kamusal yetkileri çerçevesinde ve sorumlulukları altında denetlenmesi zorunluluğu getirilmelidir, ama Türkiye için en önemlisi, kim olursa olsun, ister şahıs işletmesi, ister sendika, ister basın kuruluşu, aklımıza gelen her kesimin, açıklama kurallarına tabi tutularak, bilançolarını açıklaması ve şeffaflığın sağlanması işlevinin – dünyada olduğu gibi – işletilmesidir.
Değerli milletvekilleri, Parlamentomuz bu konuda çok duyarlı davranmış, zaman zaman
ekonomik denetim düzeni tesis eden uygulamalara yer vermiştir. Bunlardan bir tanesi, bugün
başlayan işsizlik sigortasının – Tasarrufu Teşvik Fonunda olduğu gibi – geçtiğimiz 12 yılda, nasıl
kullanıldığının belirsizliğine imkan vermemek amacıyla, yeminli mali müşavirler tarafından
denetlenmesine olanak tanınmıştır. Bu, Yüce Parlamentomuzun, şeffaflığın sağlanmasında, kamu fonlarının denetlenmesindeki aldığı en önemli kararlardan biridir.
Ancak Batı’ da olduğu gibi, devletin dış politika, iç güvenlik ve milli savunma ile Türkiye Büyük Millet Meclisi haricindeki tüm kamu kurum ve kurumların da, bu kişiler tarafından denetlenmesi ve bugün yaşamakta olduğumuz, deprem bölgelerindeki çürük binaların bile çökmesinin engellenmesi gibi, detayda olabilecek her konunun bu meslek örgütüyle işbirliği yapılarak sağlanabileceğini biliyoruz.
Parlamentomuzun çıkardığı, 11 yıl evvelki kanunla, eğitim, staj, sınav sürecini tamamlamış olan bu meslek örgütünün, sermaye piyasasındaki fonksiyonunu pekiştirmek ve özellikle önümüzdeki yılbaşından başlamak üzere, bankaların verdiği kredilerin, yine Yüce Parlamentomuzun değerli oylarıyla kabul edilmiş olan kredi kullanacakların muhakkak denetlenmesi zorunluluğunun devreye girmesi halinde Türkiye’ de ekonomik denetim düzeni kurulacaktır ve bu cümlede, bu ekonomik denetim düzeni kurulduğu takdirde, biraz evvel tartışılan konuda oluğu gibi, belirli bir işlevin yanlışlığının, bir işletmenin yaptığı satışın, içinde sunduğu malın bir parlamentoya mal edilmemesi gerektiğini, an azından, batıda olduğu gibi, böylesine bir meslek örgütünün denetimi ve şahadetiyle sağlamış oluruz.
Önümüzdeki günlerde göreceğimiz bir çok kanunda, eğer biz ekonomik denetim düzeninin kurulmasında bu meslek gurubunun verdiği işlevleri dikkate alarak gerekeni yapmaz isek, önümüzde daha nice banka boşaltanlar, nice paraşüt operasyonuna neden olan işletmeler gelecektir.
Ben, Yüce Parlamentomuzun ve 57. hükümetimizin buna imkan vermeyeceğini ve bu meslek guruplarının sorunlarının çözülmesinde Maliye Bakanlığının gereken hassasiyeti göstereceğini diliyorum. Bu meslek örgütünün 11. yılını kutlarken, bu vesileyle değerli Parlamentomuzun üyelerine de saygılarımı sunuyorum.
* TÜRMOB Eski Başkan Yardımcısı, DSP İstanbul Milletvekili Sayın, Masum TÜRKER’ in 01 Haziran 1989 tarihli 3568 sayılı Meslek Yasasının kabul edilişinin 11 yılı nedeni ile 01 Haziran 2000 tarihinde TBMM’ de yaptığı konuşma metni.
SOSYAL SİGORTALARDA DENETİM
Resul KURT Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü Sigorta Müfettişi I. Giriş
1982 Anayasasının 1. Maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin sosyal bir devlet olduğu belirtilmiştir. Anayasada belirtilen sosyal devletin en önemli göstergesi, tüm vatandaşların sosyal güvenlik kapsamına alınmasıdır. Anayasamızın 60. Maddesinde aynen; “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” denilerek suretiyle sosyal güvenlik kurumlarının devlet tarafından kurulacağı ve sosyal güvenliği yaygınlaştırılacağı hükme bağlanmıştır.
Sosyal güvenliğin yaygınlaştırılması için etkin ve sürekli bir denetim şarttır. Bu denetim esas olarak Sigorta Müfettişleri tarafından yapılmakla birlikte genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin denetim elemanları ve Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu kararıyla görevlendirilen yoklama memurları tarafından da dar kapsamlı denetimler yapılmaktadır.
Sosyal sigorta denetimini; “ Özel ve Kamu sektörüne ait işyerlerinde bir hizmet akdine istinaden işçi istihdam edilen işyerlerinde, iş ve sosyal sigorta mevzuatı esaslarına uygunluğun araştırılması” eylemi olarak tanımlayabiliriz.
II. Sosyal sigortalarda işyeri ve sigortalı bildirimi
Türkiye’de, bağımlı çalışanların sosyal güvenliği, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile S.S.K. tarafından sağlanmaktadır. Bu Kanunun 1. Maddesinde Kanunun amacının, İş kazalarıyla meslek hastalıkları, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde 506 sayılı kanunda belirtilen şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlamak olduğu belirtilerek aynı yasanın 2. Maddesinde bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlarla çiftçi koruma bekçilerinin sigortalı sayılacağını 3. Maddesinde de kimlerin sigortalı sayılmayacağı ile kimler haklarında bazı sigorta kollarının uygulanamayacağı ifade edilmiştir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 6. Maddesinde, 2. Madde de belirtilen sigortalılar ile ilgili olarak; “Çalıştırılanlar işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olur.
Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihten başlar. Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez. Sözleşmelere, sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamaz.” denilerek bağımlı çalışanların işe alındıkları andan itibaren sigortalı olmak zorunluluğu belirtilmiştir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 9. Maddesinde; işveren, çalıştıracağı kimseleri, işe başlatmadan önce Sosyal Sigortalar Kurumunca hazırlanacak işe giriş bildirgeleriyle Sosyal Sigortalar Kurumuna doğrudan bildirmekle veya bu belgeleri iadeli- taahhütlü olarak göndermekle yükümlü kılınmıştır. İnşaat işyerlerinde işe başlatılacak kimseler için işe başlatıldığı gün Sosyal Sigortalar Kurumuna veya iadeli taahhütlü olarak postaya verilen işe giriş bildirgeleri ile ilk defa işyeri bildirgesi verilen işyerlerinde işe alınan işçiler için en geç bir ay içinde Sosyal Sigortalar Kurumuna verilen veya iadeli-taahhütlü olarak gönderilen işe giriş bildirgeleri de süresi içinde verilmiş sayılacağı belirtilmiştir.
İşverenler 506 sayılı yasanın 79. Maddesinde ise bu sigortalıların sigorta primleri
hesabına esas tutulan günlük kazançlar toplamı ve prim ödeme gün sayılarını gösteren
belgelerini ait olduğu ayı takip eden ayın sonuna kadar Sosyal Sigortalar Kurumuna vermekle
ve bu belgelerin muhteviyatını doğrulayacak geçerli işyeri kayıtlarının da istenilmesi halinde
ibraz etmekle yükümlü tutulmuştur. 506 sayılı yasa ile sağlanan bağımlı çalışanların sosyal sigortalılığı genel olarak işverenin beyanı üzerine kurulmuş bir sistemdir. Ancak, 4447 sayılı yasanın 16. maddesi ile 506 sayılı Kanuna eklenen Ek 40. madde ile de, 506 sayılı Kanunun 2 nci maddesine göre sigortalı sayılanların, çalışmaya başladıklarını işe başladıkları tarihten itibaren 30 gün içinde Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirmeleri mecburiyeti getirilmiştir.
III. Kayıtdışı istihdamın sebepleri
Ülkemizde, sigortalı olarak çalışan işçilere yakın bir oranda sigortasız çalıştırılan işçiler bulunmaktadır. Özellikle, hizmet işletmeleri (otel, lokanta, eğlence yerleri), büro hizmetleri ve tekstil sektöründe önemli oranda sigortasız çalıştırma ve sigortasız çalışma bulunmaktadır. Esasen, sigortasız çalıştırmanın en önemli nedeni, işveren üzerindeki mali yükümlülüklerin fazlalığıdır. Mali yükümlülüklerden, sigorta priminin işveren hissesinin fazlalığı, sigorta primine esas kazancın alt sınırı arasındaki farkın işveren tarafından ödenmesi (Asgari ücretle işçi çalıştıran işletmelerde) ve1 Haziran 2000 tarihinden itibaren yapılacak işsizlik sigortası kesintisi gibi yükümlülükler bulunmaktadır.
Ayrıca, Ülkemizde, her ne kadar mevzuatımızda brüt ücret ve net ücret gibi kavramlar bulunmaktaysa da, gerçekte resmi ve kurumsallaşmış işyerleri haricinde çalışan işçiler brüt ücreti değil net ücretleri ile anlaşma yapmaktadırlar. Bu nedenle, sigorta priminin, işçi hissesi ile gelir vergisi kesintisi brüt ücretten kesinti yapılarak ödeniyor gibi görünse de aslında tüm mali yükümlülükler işverenler tarafından karşılanmaktadır. Bu nedenle işverenler üzerindeki gerçek mali yükümlülükler mevzuatta belirtilenlerden çok daha büyük orandadır.
Bazen işletmelerin sigortasız işçi çalıştırmayı prensip edinmesi nedeniyle sigortasız işçi çalıştırılmakta iken bazen de, bizzat işçilerin kendisi, sigorta primi kesintisi yapılmaması ve kesinti tutarının kendisine ödenmesi için işverenlerle anlaşma yapmaktadır. Bu durum, fertlerin, sosyal sigorta kuruluşlarına güven duymamalarından veya bir süre daha fazla ücret almayı istemelerinden kaynaklanmaktadır.
1996 yılı iş gücü maliyet hesaplamalarında birinci sırayı % 40,2 ile çıplak ücret alırken, % 29,5 ini sosyal ödemeler, % 8,3 ünü hafta tatili ve genel tatil ücretleri, % 3,1 ini izin ücretleri, % 1,8 ini ikramiye, prim vb. ödemeler ve % 9 unu diğer personel giderleri oluşturmaktadır.
1Görüldüğü gibi, sosyal ödemelerin iş gücü maliyetlerinin içerisindeki yeri çok önemli bir orandadır. Bu nedenle, işsizlik sigortasında olduğu gibi, sosyal sigorta sisteminde işçi ve işveren yanında Devletin de belli bir oranda sisteme katılımı sağlanmalıdır.
Sigorta priminin işçilik maliyeti içindeki yeri çok fazladır. TİSK tarafından yapılan 1996 yılı işgücü maliyetlerinin değerlendirilmesi çalışmasına göre, çalışanlara doğrudan ödenen sosyal yardımlardan ve çalışanlar hesabına yapılan kanuni ödemelerden oluşan sosyal ödemelerin 1996 yılındaki dağılımında en yüksek harcamanın % 27,6 ile SSK İşveren primlerine yapıldığı, bunu % 19,1 ile yemek giderlerinin takip ettiği saptanmıştır.
2Öte yandan, faaliyetlerini herhangi bir kayıt altına almadan, vergi, sigorta, işsizlik sigortası kesintisi vb. mali yükümlülükleri bulunmadan sürdüren işletmelerin rekabet açısından diğer kanuni zorunluluklara uyan işletmelere oranla daha avantajlı bir durumda bulundukları şüphesizdir. Bu durum da işletmeler arasında haksız rekabete yol açmaktadır.
Sonuçta çalıştırdığı sigortalıyı kuruma bildiren işveren üzerine yüklenen ve ağır mali yükümlülükleri yerine getiren işveren rekabette geri kalmakta, kârı azalan işveren, belirli bir süre sonra ya kayıt dışılığa itilecek yada haksız rekabet karşısında işletmesini kapatmak zorunda kalmaktadır.
31 TİSK, 1996 Yılı Çalışma İstatistikleri ve İş Gücü Maliyetinin TİSK Araştırma Servisince Değerlendirilmesi, 1996 Çalışma İstatistikleri ve İş Gücü Maliyeti Eki, Ankara 1997, 11.
2 TİSK, a.g.e., 16.
3 Karadeniz, Oğuz/Soysal, İbrahim, “Kayıtdışı İşçilik ve Sebepleri”, Sosyal Güvenlik Dünyası Dergisi, Ankara 1998, S 2, 61.
IV. Sosyal sigorta denetimi yapmaya yetkililer
Teftiş, kontrol ve denetim sağlıklı bir işleyişin sürekli güvencesi olup, birbirini tamamlayan, çoğu kez de eş anlamlarda kullanılan kavramlardır. Ansiklopedilerde teftiş; bir işin, bir görevin gereği gibi yürütülüp yürütülmediğini anlamak üzere yapılan araştırma, kontrol ve denetleme, Kontrol; Bir işin yolunda gidip gitmediğini anlamak üzere yapılan denetleme veya teftiş işlemi, Denetim ise; bir şeyin özellikle bir belgenin veya bir işlemin doğruluğunu, gerçekliğini kontrol etme biçiminde tanımlanmıştır. Bir işin yolunda yürütülüp yürütülmediğinin araştırılması her üç sözcüğün tanımında ortak payda olarak alınmıştır.
Buradaki, işin yolunda yürütülmesindeki kastın yasa ve mevzuatla belirlenen yol olduğuna herhangi bir kuşku yoktur.
4Sosyal sigortalarda denetim, Sigorta Müfettişleri tarafından yapılmakla birlikte, 506 sayılı Sosyal sigortalar Kanununun 130. maddesinde 4447 sayılı Kanunun 14. maddesiyle yapılan değişiklikle; sigortalıların işlemleri ile ilgili olarak işyerlerinde yoklama ve tespit yapmak üzere Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu kararıyla görevlendirilen yoklama memurları ile kendi mevzuatları gereğince işyerlerinde yapacakları her türlü denetim ve incelemeler sırasında çalıştırılanların sigortalı olup olmadığını tespit ederek sigortasız çalıştırılanları Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirmek üzere Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin denetim elemanlarına da tespit yetkisi verilmiştir.
1. S.S.K. Genel Müdürlüğü Sigorta Müfettişlerince Yapılan Denetim
506 sayılı Kanunun 2. maddesinde belirtilen sigortalıları çalıştıran işverenlerin, 506 sayılı yasanın getirdiği yükümlülüklere uymamaları, yani çalıştırdıkları sigortalıları Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirme görevlerini yapmamaları veya aksatmaları, Sosyal Sigortalar Kurumu hizmetlerinden haksız yararlanmayı sağlamaları, gerekli işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini almamaları nedeniyle sigortalıların iş kazası, meslek hastalığı, analık veya hastalığa maruz kalmalarından dolayı Sosyal Sigortalar Kurumunun zarara uğraması nedeniyle işyerlerinde 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu kanunla alakalı diğer kanunlarla ilgili olarak gerekli denetimleri yapmak üzere Sigorta Müfettişleri görevlendirilmiştir.
Sosyal sigorta denetimiyle; Sosyal Sigortalar Mevzuatının uygulanması ile ilgili işlemlerin mevzuat hükümlerine uygun biçimde yürütülmesini izlemek, sigortalı, işveren ve kurum ilişkilerini düzenlemek, sosyal güvenliğin yaygınlaştırılmasını sağlamak, sigortasız işçi çalıştıran, prime esas kazanç ve prim ödeme gün sayıları noksan bildirilen işyerlerinde, inceleme yapmak suretiyle çalışanların sosyal güvenlik haklarının ve Sosyal Sigortalar Kurumunun prim kaybı ile haksız rekabeti önlemek, haksız çıkarları önleyip caydırıcılığı egemen kılmak, eğitime katkıda bulunmak, hizmetlerin gereğince ve zamanında hak sahiplerine ulaştırılmasını sağlamak suretiyle sosyal güvenliğe olan güveni pekiştirmek amaçlanmaktadır. Ancak, Sigorta Müfettişlerinin asıl ve temel görevi Sosyal Sigortalar Kanunu ile buna bağlı diğer mevzuatın uygulanmasını denetlemektir.
506 Sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve bu kanuna dayanılarak çıkarılan öteki mevzuat hükümlerinin sağlıklı bir biçimde uygulanması, etkili bir denetimi zorunlu kılar. “Yasanın buyurduğu yasaklara ve zorunluluklara uyulma sağlanmadıkça yasa boş ve anlamsız kelimeler yığınından ileri bir değer taşımaz.”
5Bu açıdan, sosyal sigorta mevzuatının özelikle işverenler tarafından uygulanıp uygulanmadığının gözetim ve denetimi; sigortalılar kadar, kurum yönünden de önem taşır. Bu denetimin mevzuatı uygulamakla görevli Sosyal
4 Usalan, Mustafa, “ Bir Yasa Tasarısının Düşündürdükleri ve Sosyal Sigortalar Kurumunda Denetim”, Sosyal Güvenlik Dünyası Dergisi, Ankara 1998, S 1, 24.
5 Çenberci, Mustafa, Sosyal Sigortalar Kanunu Şerhi, Ankara 1985., 693.
Sigortalar Kurumunca yapılması doğaldır. Bu nedenle de Genel Müdürlük örgütü içinde Sigorta Teftiş Kurulu Başkanlığı oluşturulmuştur.
4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun 3917 sayılı Kanunla değişik 6.
Maddesinde, işveren nezdinde işle ilgili her türlü kayıt ve belgeleri incelemek, ilgililerden bilgi istemek ve toplamak Sigorta Müfettişlerinin görevleri arasında sayıldığından ve ayrıca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 130. Maddesinde de açık olarak Sigorta Müfettişlerinin 506 sayılı Kanunun uygulanması bakımından, İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisini haiz oldukları belirtilmiştir. 1475 sayılı İş Kanununun 89.
maddesinde, “İş hayatını izleme, denetleme ve teftişe yetkili memurlar tarafından tutulan
tutanaklar, aksi sabit oluncaya kadar muteberdir.” Denilmektedir. Bu nedenle, SigortaMüfettişleri tarafından düzenlenen tutanaklar aksi sabit oluncaya kadar geçerlidir.
4792 sayılı Sosyal Sigortalar Kurumu Kanununun, 3917 sayılı Kanunun 4. Maddesi ile değişik 6. Maddesi uyarınca; işverenlerin emsaline veya yapılan işin nitelik ve kapsamına göre işin yürütümü için gerekli olan sigortalı sayısının çalışma süresinin veya prime esas kazanç tutarlarının altında bildirimde bulunduğunun saptanması durumunda sigorta primleri hesabına esas tutulacak kazançlar toplamı, sigorta müfettişi raporuna dayanılarak kurumca resen hesaplanacaktır. “İşin yürütümü için gerekli olan asgari işçilik miktarı, yapılan işin
niteliği, bünyesinde kullanılan teknoloji, işyerinin büyüklüğü, benzer işletmelerde çalıştırılan işçi sayısı, ilgili meslek veya kamu kuruluşlarının görüşü gibi unsurlar dikkate alınarak Sigorta Müfettişince saptanır” denilmek suretiyle asgari işçilik miktarının ne şekilde ve kimtarafından saptanacağı açıkça belirtilmiştir.
Sigorta Müfettişlerinin nitelikleri ve seçilmeleri, görev, yetki ve yükümlülükleri Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğü Sigorta Teftiş Kurulu Yönetmeliğinde düzenlenmiştir.
2. Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu kararıyla belli bir süre için görevlendirilen yoklama memurları tarafından yapılan denetim
506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının 130. maddesi, 4447 sayılı yasayla;
“Sigorta müfettişleri bu Kanunun uygulanması bakımından, İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisini haizdirler.
Kurum Yönetim Kurulu Kararı ile görevlendirilen memurlar, sigortalıların işlemleri ile ilgili olarak işyerlerinde yoklama ve tespit yapabilirler. Bunların nitelikleri ile çalışma esasları altı ay içinde yürürlüğe konulacak yönetmelikle düzenlenir.
Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin denetim elemanları kendi mevzuatları gereğince işyerlerinde yapacakları her türlü denetim ve incelemeler sırasında, çalıştırılanların sigortalı olup olmadığını da tespit ederek sigortasız çalıştırılanları Kuruma bildirmek zorundadırlar. Kurum bu bildirimler üzerine gerekli yasal işlemi yapar. İlgililerin itiraz hakları saklıdır. Uygulamanın usul ve esasları altı ay içinde çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklinde değiştirilmiştir.
Sosyal sigortalar Kanununun, 4447 sayılı Kanunun 14. maddesiyle değişiklik 130.
maddesine istinaden hazırlanan ve 21.01.2000 tarih 23940 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 21.01.2000 tarihinden itibaren yürürlüğe giren “Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulunca Yoklama Memuru Görevlendirilmesi, Yoklama Memurlarının Görev Ve Yetkileri İle Bunların Yapacakları Tespitler Hakkında Yönetmelik”
hükümlerine göre, Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu kararıyla belli bir süre için
görevlendirilen yoklama memurları, ilgili Sigorta Müdürü tarafından yazılı olarak emir
verilmek koşuluyla; ”işyerlerinin faal olup olmadığının, sigortalı çalıştırılıp
çalıştırılmadığının, çalıştırılıyorsa kimlerin hangi sürede ve ne kadar ücretle çalıştırıldıklarının, ilgili dönem bordrolarının işyerlerinde asılı olup olmadığının tespit edilmesi ve bu hususların düzenlenecek tutanağa kaydedilmesi, işverenlerin, aracıların,sigortalıların ve diğer kişi veya kuruluşların adreslerinin tespit edilmesi, sigortalılar ile SSK’dan gelir veya aylık alanların geçindirmekle yükümlü bulundukları kimselerin olup olmadığının araştırılması” işlerini yaparlar.
Söz konusu 506 sayılı yasanın 130. maddesi, sadece Sigorta Müfettişlerinin 506 sayılı Kanunun uygulanması bakımından 1475 sayılı İş Kanununun 89. maddesinde belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisini haiz olduklarını belirttiğinden Sosyal Sigortalar Kurumu Yönetim Kurulu kararıyla belli bir süre için görevlendirilen yoklama memurlarının işyerlerinde düzenledikleri tutanakların geçerliliği şüphelidir.
3. Genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin denetim elemanları tarafından yapılan denetim
Yine, Sosyal sigortalar Kanununun, 4447 sayılı Kanunun 14. maddesiyle değişiklik 130. maddesine istinaden hazırlanan ve 07.01.2000 tarih 23929 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 07.01.2000 tarihinden itibaren yürürlüğe giren, “Genel Bütçeye Dahil Daireler Ve Katma Bütçeli İdarelerin Denetim Elemanlarınca Yapılacak Tespitler Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre, genel bütçeye dahil daireler ve katma bütçeli idarelerin denetim elemanlarının, bir işyerinde kendi mevzuatları gereğince yapacakları denetim ve incelemelerde işyerinde bir hizmet akdine dayanarak çalıştırılanların 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu yönünden sigortalı olup olmadığının tespitini yapmaları ve sigortasız çalıştırılanlarla hizmet süreleri ve sigorta primine esas kazanç tutarları eksik bildirilen sigortalılarla ilgili olarak düzenleyecekleri tespit ve kayıt inceleme tutanaklarını bağlı bulundukları birimin üst yazısı ekinde Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirmeleri gerekmektedir. Özellikle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Müfettişleri, Kredi ve Yurtlar Kurumu Müfettişleri, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Müfettişleri ve Maliye Bakanlığı Denetim Elemanları gibi kendi mevzuatları gereği işyerlerinde inceleme yapan denetim elemanlarının bu işyerlerindeki sigortasız çalışmaları tespit etmeleri halinde ilgili Sosyal Sigortalar Kurumu Sigorta Müdürlüğüne bildirmeleri hükme bağlanmıştır.
V. Sonuç
Sosyal sigorta denetimi ile, Sosyal Sigortalar Kurumunun prim kayıplarının önlenmesi, çalışanların sosyal güvenceye kavuşturulması, işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği hükümlerinin uygulanması, Sosyal Sigortalar Kurumu hizmetlerinden yersiz yararlanmaların önlenmesi işçi, işveren ve üçüncü kişilerin sosyal sigorta mevzuatı hakkında bilgilendirilmesi ile sosyal güvenliğin yaygınlaştırılması amaçlanmaktadır.
Gerek Sosyal güvenliğin yaygınlaştırılması, gerekse de işverenler arasındaki haksız rekabetin önlenmesi için sosyal sigortalarda etkin ve sürekli denetim yapılması sağlanmalıdır.
Kayıtdışı istihdamın en önemli nedeni işverenler üzerindeki mali yükümlülüklerin
fazlalığıdır. Bu nedenle işçi ve işveren yanında devletin de belli bir oranda sigorta primine
katkıda bulunması sağlanmalıdır.
GİRİŞ:
Sosyal güvenliğin temel normlarından birisi olan işsizlik sigortası da nihayet 1.6.2000 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. Yaklaşık 40 yıllık bir gecikme ile yürürlüğe giren işsizlik sigortası nedir? İşlevi nedir? Kapsama kimleri almaktadır? Yaşanan beklenen nedir? Tarafların yasa hakkındaki çekinceleri nelerdir? Bu yazımızda bu sorulara yanıt vermeye çalışacağız.
Sosyal güvenliğin dünyaca kabul edilen 9 adet temel normu mevcut bulunmaktadır. Bunlar sırası ile;
- İş kazaları, - Meslek kazaları, - Analık,
- Malüllük, - Yaşlılık, - Ölüm, - İşsizlik,
- Aile yardımları,
Ülkemizde bu normlardan sadece yedisi uygulanmakta, işsizlik ve aile yardımları uygulanmamaktadır.
İşsizlik sigortasının sisteme alınması ile birlikte dünya ile entegrasyonumuzda sadece "aile yardımları"
uygulaması kalmıştır. Umulur ki aile yardımları da en kısa zaman süreci içinde sisteme girecektir.
İşsizlik sigortasının temel ilkelerini şu şekilde sıralayabiliriz;
A- İŞSİZLİK SİGORTASI ZORUNLU BİR SİGORTA KOLUDUR
Sosyal güvenlik Anayasasının öngördüğü çalışanlar için nasıl vazgeçilmez bir hak ise, "işsizlik sigortası" da vazgeçilmez bir haktır. Hiç kimse ben işsizlik sigortasından yararlanmak istemiyorum diyemez. 1 Haziran 2000 tarihinden itibaren aşağada belirttiğimiz kapsama giren sigortalılar için zorunlu bir sigorta koludur.
B- İŞSİZLİK SİGORTASI KAPSAMINA GİRECEKLER İşsizlik sigortası kapsamına;
a) 506 sayılı S.S.K. Yasasının 2’nci maddesinde sayılan "Hizmet Akdi" ile çalışan sigortalılar,
b) 506 sayılı S.S.K. ek geçici 20’nci maddesi Kapsamına girip de memur sözleşmeli statüde olmayanlar, c) 506 sayılı Kanunun 3’ncü maddesinde sayılanlardan kamu sektörüne ait tarım ve orman işlerinde ücretli, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde ücretle ve sürekli olarak, tarım sanatlarına ait işlerde çalışanlar,
d) Tarım işyerlerinde yapılan ve tarım işlerinden sayılmayan işlerde çalışanlar, e) Tarım işyeri sayılmayan işyerlerinin park, bahçe, fidanlık vb. işlerde çalışanlar, f) Ücretli ve sürekli olarak ev hizmetlerinde çalışanlar (1475/8)
g) Mütekabiliyet esasına dayalı olarak yapılan anlaşmalara göre Türkiye’de sigortalı olarak çalışan yabancılar,
İşsizlik sigortası kapsamına girmektedir.
C- İŞSİZLİK SİGORTASI KAPSAMINA GİRMEYENLER
a)Tarım işlerinde çalışanlar (Kamu sektörüne ait tarım ve orman işlerinde ücretle, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde ücretle ve sürekli olarak, tarım sanatlarına ait işlerde, Tarım işyerlerinde yapılan ve tarım işlerinden sayılmayan işlerde, Tarım işyeri sayılmayan park, bahçe, fidanlık vb. işlerde çalışanlar hariç)
b) İşverenin ücretsiz çalışan eşi,
c) Konut içinde aile efradınca yapılan işlerde çalışanlar,
d) Ücretle ve sürekli çalışanlar hariç ev işlerinde çalışanlar (1475/8) e) Askerlik hizmetini yapmakta olan yükümlüler,
f) - 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 3’ncü maddesinde sigortalı sayılmayanlar,
- Sosyal güvenlik kuruluşlarından yaşlılık aylığı alıp da sosyal güvenlik destek primi ödeyerek ya da ödemeksizin çalışanlar,
g) Kanunla Kurulu Emekli sandıklarına aidat ödemekte olanlardan;
- 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu,
- 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu, - 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu,
- 3466 sayılı Jandarma Kanunu,
- 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu, - 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu,
- 2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanunu
- 233 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Karanameler ile
190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye tabi Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat Kanunlarındaki hükümlerine göre sözleşmeli personel statüsünde çalışanlar ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanuna göre geçici personel statüsünde çalıştırılanlar, (4571 sayılı Kanun)
h) Ülkelerinde sigortalı olduğunu belgeleyen yabancı uyruklular, ı) Meslek okullarında pratik eğitim yapan öğrenciler,
i) Ceza evlerinde atölyelerde çalışan mahkumlar, j) Rehabilitasyon tedbirlerine katılan hastalar, k) Kendi nam ve hesabına çalışanlar, (Bağ-Kur)
l) Köy sınırları içerisinde kendi ihtiyaçları için yapılan inşaat işlerinde çalışan , İşsizlik sigortası kapsamına girmemektedir.
D- İŞSİZLİK SİGORTASI İŞVERENLERE NE GİBİ YÜK GETİRMEKTEDİR
İşsizlik sigortası T. Teşvik kesintisine tabi işverenlere ek bir yükümlülük getirmektedir. Bilindiği gibi 31.05.2000 tarihi itibariyle T. Teşvik kesintisi yürürlükten kaldırılmaktadır. Aynı oranda 1.6.2000 tarihi itibariyle işsizlik sigortası yürürlüğe girmektedir. İşsizlik sigortasında aynen T. Teşvik kesintisi matrahı esas alınmaktadır. İşsizlik sigortasının matrahı taban S.S.K. matrahı tavanda gene S.S.K. matrahı seviyesinde olacaktır.
İşsizlik sigortasının yürürlüğe girmesi ile birlikte T. Teşvik kesintisine tabi olmayan 10 kişinin altında
sigortalı çalıştıran işverenler kesintiye tabi olacaklardır. Dolayısıyla bir kişi dahi çalıştıran işverenler
işsizlik sigortası primi ödeyeceklerdir.
E- İŞSİZLİK SİGORTASININ MATRAHI İLE TABAN VE TAVAN ÜCRETLERİN BELİRLENMESİ
(4447 sayılı Yasanın 49’ncu maddesinin 4571 sayılı Yasanın 4 maddesi ile değişik şekli)
İşsizlik sigortasının gerektirdiği ödemeleri, hizmet ve yönetim giderlerini karşılamak üzere, bu Kanunun 46’ncı maddesi kapsamına giren tüm sigortalılar, işverenler ve Devlet, işsizlik sigortası primi öder.
İşsizlik sigortası primi, sigortalının 17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunun 77 ve 78’nci maddelerine göre belirlenen prime esas aylık brüt kazançlardan %2 sigortalı, %3 işveren, %2 Devlet payı olarak alınır.
506 sayılı S.S.K. 77’nci maddesi prime tabi kazançları belirtmiş bulunmaktadır.
a) Asıl ücretler, b) Primler, c) İkramiyeler,
d) İdare ve kaza mercilerince verilen karar gereğince (a) ve (b) fıkralarında yazılı kazançlar niteliğinde olmak üzere sigortalılara o ay içinde yapılan brüt toplamı,
e) Prime tabi olmayan kazançlar olarak belirlenen, - Yolluklar,
- Çocuk ve aile zamları,
- Ölüm,doğum ve evlenme yardımları, - Kasa tazminatı,
- Jübile hasılatı,
dışında kalan ve sosyal yardım niteliğinde olan ödemelerden;
a) Yemek parası (Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kurul Kararı) b) Ayakkabı parası (Sayıştay Genel Kurul Kararı)
c) Elbise dikiş parası (Sayıştay Hukuk Genel Kurul Kararı)
dışındaki nakit ödemelerde sigorta primi kesilmesi gerekmektedir.
Sigorta primine esas tutulacak kazançların tespitine S.S.K. taban ve tavan bildiriminin esas alınması gerekmektedir. Yemek parası, ayakkabı parası, elbise dikiş parası dışında
F- İŞSİZLİK SİGORTASI PRİM ORANLARI
İşsizlik sigortası primi de aynen S.S.K.’na tabi olan kazanç üzerinden ödenecektir. Prim nispeti ise;
- İşçi :%2 - İşveren :%3 - Devlet :%2
İşsizlik sigortasına Devletin de katkıda bulunması, işsizlik sigortası fonunun devlet güvencesi altında bulunduğuna karine teşkil etmektedir.
G- İŞSİZLİK SİGORTASI ÖDENEĞİ ALMAYA HAK KAZANMANIN KOŞULLARI
İşsizlik sigortası ödeneğinden yararlanmak için üç koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunlar;
a. Sigortalının kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalması, (1475/11 fıkradaki sebepler dışında)
b. Sigortalının son üç yıl içinde en az 600 gün işsizlik sigortası primi ödemiş olması, (Prim ödemek koşulu ile en erken 2002 yılı Şubat ayından itibaren alınabilecektir.)
c. Sigortalının işsiz kalmadan önceki 120 gün içinde (dört ay) kesintisiz işsizlik sigortası primi ödemiş olması gerekmektedir.
H- İŞSİZLİK SİGORTASINDAN SUNULACAK HİZMETLER İşsizlik sigortasından sunulacak hizmetler;
a. Sigortalılara işsizlik ödeneği ödenecektir.
b. İşsizlerin, işsiz kaldıkları süre içinde tedavileri sağlanacaktır. (İşsiz kaldıkları süre içinde sağlık sigortaları primi S.S.K. tarafından ödenecektir.)
c. İşsiz kalan işçiye yeni bir iş olanağı sağlamak için kurumca yardımcı olunacaktır.
d. İşsize meslek geliştirme, meslek edindirme, ve yetiştirme eğitimi verilecektir.
I- İŞVEREN ÖDEDİĞİ İŞSİZLİK SİGORTASI PRİMİNİ KAZANÇLARININ TESPİTİNDE GİDER OLARAK YAZILABİLECEKTİR
İşveren, ödediği işsizlik sigortası primlerini aynen SSK işveren sigortası priminde olduğu gibi gider yazabilecektir.
İ- İŞSİZLİK SİGORTASI PRİMİ GELİR VERGİSİ MATRAHININ HESABINDA BRÜT ÜCRETTEN DÜŞÜRÜLECEKTİR
İşçinin ücretinden kesilecek olan işsizlik sigortası primi de, işçi SSK prim hissesinde olduğu gibi gelir vergisi matrahının hesabında brüt ücretten düşülecektir.
J- İŞSİZLİK ÖDENEĞİ ÖDEYEN SİGORTALILAR NE KADAR SÜRE İLE HANGİ MİKTARDA İŞSİZLİK ÖDENEĞİNDEN YARARLANACAKLARDIR
Kanunda işsizlik ödeneği alabilmek için öngörülen şartlar;
600 gün prim ödemiş olanlar için 180 gün, 900 gün prim ödemiş olanlar için 240 gün,
1080 gün ve daha fazla prim ödemiş olanlar için 300 gün süre ile işsizlik ödeneği ödenecektir.
Ödenecek olan miktar ise, işsizin prime esas son dört aylık ücretinin ortalamasının % 50’si olarak hesaplanacaktır. Ancak ödenecek bu miktar iş kanununun 33. maddesi gereği 16 yaş üstü asgari ücreti netini geçmeyecektir.
K- İŞSİZLİK ÖDENEĞİNDEN HANGİ KESİNTİLER YAPILACAKTIR.
İşsizlik ödeneğinden Damga vergisi hariç, herhangi bir kesinti yapılmayacaktır. Ayrıca, nafaka borçları hariç haciz veya başkasına devir ve temlik edilmeyecektir.
L- İŞSİZLİK ÖDENEĞİ ÖDEMESİNDE HAK DÜŞÜRÜCÜ NEDENLER
İşsizlik ödeneği ile ilgili 4447 sayılı Yasanın 52’nci maddesinde işsizlik ödeneğini kesen haller aşağıdaki şekilde belirtilmiştir;
a. İş ve İşçi Bulma Kurumu tarafından teklif edilen mesleklerine uygun son çalıştıkları işin ücret ve
çalışma koşullarına yakın ve ikamet edilen yerine belediye mücavir alanı sınırları içinde bir işi haklı bir
nedenle dayanmaksızın reddeden;
b. İşsizlik ödeneği aldığı sürede gelir getirici bir işte çalıştığı veya herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan gelir veya aylık tespit edilen,
c. Kurum tarafından önerilen meslek geliştirme, edindirme ve yetiştirme eğitimine haklı bir neden göstermeden reddeden veya kabul etmesine karşın devam etmeyen,
d. Haklı bir nedene dayanmaksızın Kurum tarafından yapılan çağrıları zamanında cevaplamayan, istenilen bilgi ve belgeleri öngörülen süre içinde vermeyen,
Sigortalı, işsizlerin işsizlik ödenekleri kesilir.
M- İŞSİZLİK ÖDENEĞİ NE ŞEKİLDE KURUMA BİLDİRİLECEKTİR
İşsizlik sigortası primleri SSK tarafından tahsil edilecektir. Primler için SSK Müdürlüklerinde tahakkuk işlemi yapılacaktır.
N- İŞSİZLİK SİGORTASINDA İŞVERENİN YÜKÜMLÜLÜKLERİ
İşsiz kalan işçinin işsizlik sigortasından yararlanabilmesi için, işverenin örneği İş ve İşçi Bulma Kurumu tarafından hazırlanan "İşten Ayrılma Bildirgesi"ni üç nüsha olarak düzenleyip doldurması gerekmektedir. Üç nüsha olarak düzenlenen belgenin bir örneğinin işsiz kalan işçiye, bir örneğini kendisinin saklaması, bir örneğinin ise 15 gün içinde bağlı bulunduğu İş ve İşçi Bulma Kurumuna göndermek zorundadır.
30.01.2000 tarihinden itibaren hizmet akitleri sona erecek sigortalılar hakkında örneği iş ve işçi bulma kurumu tarafından hazırlanacak ve resmi gazetede yayınlanacak örneğe göre işverenler işten ayrılan sigortalıları 15 gün içinde kuruma bildirilecektir.
O- İŞSİZLİK SİGORTASINA UYGULANACAK İDARİ PARA CEZALARI
İşsizlik sigortası nedeniyle sigortalıların ücretlerinden indirim veya kesinti yapan işverenlere her bir sigortalı için onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret onaltı yaşından büyük işçiler için uygulanan aylık asgari ücret tutarında;
Sigortalının işten ayrılma bildirgesini İş ve İşçi Bulma Kurumuna 15 gün içinde vermeyen işverenlere her bir fiil için ayrı ayrı asgari ücretin iki katı tutarında idari para cezası verilecektir.
İdari para cezaları tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde kuruma ödenir veya itiraz edilir. İtiraz takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler kararın tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içinde sulh ceza mahkemesine itiraz edebilirler. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. Mahkemeye başvurulması takip ve tahsilatı durdurmaz.
Ö- SİGORTALI İŞSİZİN BAŞVURMA SÜRESİ :
İşsiz kalan sigortalının da işsizlik sigortasından yararlanabilmesi için (işsizlik ödeneği, yeni işbulma olanağı, hastalık sigortası priminin yatırılması, mesleki eğitim çalışmaları, iş edindirme gibi) iş akdinin sona erdiği tarihten itibaren kendisini 30 gün içinde İş ve İşçi Bulma Kurumuna bizzat müracaat etmesi gerekmektedir. Mücbir sebepler dışında başvurmada geciktiği süre kadar işsizlik ödeneği alacağı toplam süreden geciktiği süre tenzil edilecektir.
P- İŞSİZLİK SİGORTASI TOPLUMDA GENEL KABUL GÖRMÜŞMÜDÜR.
İşsizlik sigortası toplumca çıkarılması özlemle beklenen bir sosyal güvenlik normu olduğu halde, sosyal
taraflar tarafından yeterince tartışılmamıştır. Avrupa’da bir çok ülke işsizlik sigortasından kurtulmak için
çare ararken ülkemiz yeni uygulamaya koymuştur. İşçi tarafın İşsizlik sigortasını genellikle
memnunlukla karşılarken, işveren kesimi ise işsizlik sigortasının sisteme girmesi ile birlikte ihbar ve
kıdem tazminatlarının sistemden kaldırılması gerektiğidir. Sanırım sosyal taraflar arasında en fazla tartışmaya açılacak konu bu bulunmaktadır.
1. İŞÇİLER AÇISINDAN İŞSİZLİK SİGORTASININ SORUNLARI
A. İşsizlik sigortası işçiler açısından gereken ilgiyi görmemiştir. Bunun nedeni ise işsizlik sigortasından yararlanmanın koşullarında yatmaktadır. İşsizlik sigortasından yararlanmak için, işçinin kastı ve kusuru yönünden işten ayrılmaması gerekmektedir.
Diğer bir anlatımla sigortalının "İşverenin Bildirimsiz Fesih Hakkı" nı düzenleyen 17/11 maddede işveren tarafından işten çıkarılması gerekir. Tatbikatta ise genellikle işveren tarafından işçinin işine son verilmektedir. İşten çıkarılırken de genellikle işçiye suç izafe edilerek akit sona erdirilmektedir.
B. İşten çıkarılmada işçinin kusurunun bulunup bulunmadığı genellikle yargı tarafından çözümlenmektedir. Yargı aşaması ise uzun bir zaman sürecine ihtiyaç göstermektedir.
C. İşsizlik sigortasının priminin ödenmesinde S.S.K. tavan ve taban matrahı esas alınmaktadır. Bu durumda yüksek maaş alanlar da tavan matrahla sınırlandırılmış bulunmaktadır. Bu husus yüksek ücretle çalışan işçinin işsiz kalması durumunda maaşında ciddi bir düşüklük meydana getirecektir.
D. Diğer bir sakınca ise işsiz kalan işçilere ödenecek işsizlik ödeneği, işçinin çalışırken aldığı son dört aylık ücretinin ortalamasının %50’si olarak ödenmektedir. Bu meblağ çok azdır. Avrupa’da, bu rakam
%90’lara kadar ulaşabilmektedir.
E. İşçiler açısından "İş Güvencesi" olmadan işsizlik sigortasının uygulanamayacağını iddia etmektedirler. İşsiz kalma tehlikesi ile işçilerin haklarını yeterli seviyede koruyamayacağını iddia etmektedirler.
11- İŞVERENLER AÇISINDAN İŞSİZLİK SİGORTASININ SORUNLARI
İşverenlerde işsizlik sigortasına yeteri kadar ilgi göstermemişlerdir. Bunun nedenlerini şu şekilde sıralamak mümkün bulunmaktadır.
A. İşten kendi kusuru nedeni ile çıkartılan her işçi, "İşten çıkarılma işleminin kendi kusuru" dışında olduğu iddiası ile yargıya müracaat edecektir. Bir ölçüde bu hususu yargıyı tıkayacaktır. İşverenler, bu nedenle her olayda yargı ile uğraşacaklardır.
B. İşsizlik oranının çok yüksek boyutlara ulaştığı ülkemizde işverenlerin getirilen yükler nedeni ile yeni yatırım yapmaktan kaçındığı, birde İş Güvencesi Yasası çıkması durumunda çalışma hayatında kaos yaşanacağını ifade etmektedirler.
C. İşverenler bunların yanı sıra kıdem ihbar tazminatlarının işsizlik sigortası ile birlikte uygulamadan kaldırılmasının gerektiğini savunmaktadırlar.
R- İŞSİZLİK SİGORTASININ ZAAFLARI NELERDİR?
İşsizlik sigortasının uygulaması ile birlikte aşağıdaki sorunlar gündeme gelecektir. Bunlar sırası ile;
I- FON YÖNETİMİNİN OLMAMASI :
T. İşveren Sendikasının yaptığı bir araştırmaya göre işsizlik fonunda 20 ayda yaklaşık 3.3 katrilyon para birikecektir. Bu parayı yönetecek profesyonel bir fon yönetiminin olması gerekir.
II- FAİZ GARANTİSİ YOK
İşsizlik sigortası priminin ne şekilde değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin Yasada hüküm
bulunmamaktadır. Fon yönetiminin müstakil ve fonu ne şekilde kullanması gerektiğine ilişkin bir
Yönetmelik çıkarması gerekmektedir.
III- DEVLET KATKISININ ÖDENMEMESİ :
İşsizlik sigortası fonuna devlet de katkıda bulunmaktadır. İşçi ve işveren primlerinin ödenmemesi halinde işveren için, A.A.T.H.K. hükümlerine göre gerekli işlem yapılacaktır. Devletin katkı payını ödememesi durumunda ne yolda işlem yapılacağına ilişkin hüküm bulunmamaktadır.
IV- DEVLETİN FONU KULLANMASI
Hepimiz biliyoruz ki devlet işsizlik sigortasında biriken fonu kullanacaktır. Kullanmasına kimse bir şey diyemez. Ancak, fonu kullanırken ödeyeceği faiz önemlidir. Kanımızca bu faizin piyasa koşullarına uygun olması gerekmektedir.
V- FONUN YÖNETİLMESİ:
Fonu Yönetiminin dört kişilik üye tarafından temsili noktasına itiraz edilmektedir. Yönetiminin, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca bir üye, bir üye Hazineden sorumlu Devlet Bakanı tarafından bir üye en fazla işveren kuruluşunu örgütleyen Türkiye İşveren Sendikasınca temsil edileceği, bunun S.S.K.
denendiği başarılı olamadığı, Kurumun bu nedenle çöktüğü doğrultusunda bulunmaktadır. Diğer konfederasyonların (Disk, Hak-İş) de temsil edilmesi gerektiği doğrultusunda bulunmaktadır.
S- İŞSİZLİK FONUNUN DENETİMİ:
İşsizlik sigortasının fonu Bütçe Kapsamı dışında olup Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu tarafından
denetlenir. Ayrıca üçer aylık dönemler halinde 3568 sayılı Yasaya göre yetki almış Yeminli Mali
Müşavirler tarafından denetlenip sonuçları ilan edilecektir. Her bir fon ünitesi ayrı bir Yeminli Mali
Müşavir tarafından denetleneceğinden bir ölçüde şeffaflık sağlanacağı düşünülmektedir.
D:\YAYINLAR\MALI_COZUM\51MaliCozum\05 - 51 CENGİZ GÜNEŞ.doc
1
SON ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNİN VERGİ UYGULAMALARI AÇISINDAN SONUÇLARI
Cengiz GÜNEŞ E. Baş Hesap Uzmanı, YMM
Giriş
Kamu finansman açığı nedeniyle kamu kesiminin altyapı yatırımlarına gereken payı ayıramaması ve seksenli yıllarda uygulanan ekonomi politikalarının bir tercihi olarak ülke altyapı yatırımlarının uluslararası ve/veya ulusal özel sektör tarafından gerçekleştirilmesinin benimsenmesi nedeniyle bu amaca yönelik bir çok yasal düzenleme yapılmıştır. Bu yasal düzenlemeleri 3096, 3996, 3465, 3974, 4046, 4047 ve 4283 sayılı yasalar ile bu yasalara bağlı olarak yayımlanan Yönetmelik ve Bakanlar Kurulu Kararları oluşturmaktadır. Yap işlet devret sözleşmelerinin imtiyaz sözleşmesi olduğu ve bu sözleşmelerde tahkim usulünün mümkün olmaması genel hukuk tartışmaları yanında vergi hukuku uygulamalarında da bir çok konuyu tartışmalı hale getirmiştir. Bu sözleşmelerin idare hukuku alanından özel hukuk alanına kaydırılması ve uluslararası tahkimin uygulanabilir duruma gelmesine yönelik olarak 4446 sayılı Kanunla Anayasanın 47, 125 ve 155. maddelerinde yapılan değişiklikler vergi uygulamalarını etkileyen sonuçlar doğurmaktadır.
I- ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİNE YOL AÇAN GELİŞMELER
A- 3974 SAYILI KANUNUN EK 5. MADDESİ HÜKMÜ 3974 sayılı Kanunun Ek 5. maddesi hükmü şu şekildedir:Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile enerji alanında faaliyet gösteren İktisadi Devlet Teşekküllerinin bu Kanuna dayanarak veya diğer kanunların özel sektörün yeni enerji üretim, iletim ve dağıtım tesisleri kurma ve işletmelerini veya mevcutların işletme haklarını devir almalarını öngören hükümlerine göre üçüncü kişilerle yapacakları sözleşmeler özel hukuk hükümlerine tabi olup, imtiyaz teşkil etmezler.
Sözkonusu hüküm;
- İdare hukuku alanına giren eylem ve işlemlerde yasama organının adli yargı yolunu seçme hakkına sahip olmadığı,
- Maddede belirtilen sözleşmelerin imtiyaz sözleşmesi olduğu imtiyaz sözleşmelerinin yasaya göre değil, sözleşmenin niteliğine bakılarak tespit edilebileceği,
gerekçeleri ile Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. (1) A- 3996 SAYILI KANUN
3996 sayılı Kanunun 5. maddesi şu şekilde yasalaşmıştır.
“Yüksek Planlama Kurulunca belirlenen idare ile sermaye şirketi veya yabancı şirket arasında imtiyaz teşkil etmeyecek nitelikte bir sözleşme yapılır. Bu sözleşme özel hukuk hükümlerine tabidir.”
Kanun kapsamındaki işlerle ilgili sözleşmelerde idareye üstün yetkiler tanındığı bu yüzden bu tür sözleşmelerin imtiyaz sözleşmesi olduğu ve idari nitelikteki sözleşmelerin özel hukuk kurallarına bağlı tutularak idari yargı denetimi dışına çıkaran 5. maddenin 2. cümlesi iptal edilmiştir.
Ayrıca yönetim ile sermaye şirketi arasında yapılan sözleşmenin imtiyaz teşkil etmeyecek nitelikte olmasının öngörülmesi bu sözleşmeleri Danıştay ön denetimi dışına çıkaran bir içerik taşıdığından 5.
1 Anayasa Mahkemesinin, 9.12.1999 gün, E.994/43, K.994/42-2. RG; 24.1.1995, Sayı: 22181
D:\YAYINLAR\MALI_COZUM\51MaliCozum\05 - 51 CENGİZ GÜNEŞ.doc
2
madde de yer alan “imtiyaz teşkil etmeyecek nitelikte” sözcükleri Anayasa’nın 155. maddesine aykırı bulunarak iptal edilmiştir. (2)
C- DEĞERLENDİRME
Anayasa Mahkemesi’nin 3974 ve 3996 Sayılı Kanun’larla ilgili olarak vermiş olduğu iptal kararlarında yap-işlet-devret ve işletme hakkı devri modeliyle yapılan hizmetlerin imtiyaz niteliğinde hizmetler olması nedeniyle özel hukuk hükümlerine tabi olamayacağı şeklindeki gerekçesi, idari nitelikteki sözleşmelerde uluslararası tahkime gidilemeyeceği sonucunu doğurmuştur. Kaldı ki 3533 sayılı Kanun hükümleri de tahkim usulünün özel hukuk alanındaki uyuşmazlıklar için geçerli olduğunu teyit etmektedir. Aynı şekilde 2675 sayılı Kanunun 35. maddesinde de tenfiz kararları konusunda yetkili mahkeme asliye mahkemesi olarak belirlenmiştir.
Yabancı yatırımcılar için yap-işlet ve yap-işlet-devret türü projelerle işletme hakkı devirlerinde çeşitli riskler mevcuttur. Bu projelerin uzun sayılabilecek bir zaman süresini kapsaması nedeniyle politik risk, mevzuat değişiklikleri yoluyla yatırımcının sözleşme ile elde ettiği haklarda zaman içerisinde gerileme, kamulaştırma, kamulaştırma benzeri (vergilendirme) düzenlemeler yoluyla ek yükümlülüklerin doğması, transfer kısıtlamalarını doğuracak düzenlemelere ilişkin riskler gibi normal ticari projeler dışında çeşitli riskler mevcuttur. Risklerin ticari projelerden farkı yatırım tutarı, yatırım ve işletme süresinin uzun olması yatırım bedelinin işletme kârından alınması nedeni ile değişkenlerin belirsizliği ilk akla gelen farklılıklardır. Yatırıma yönelik teşvik, garanti vb. kolaylıkların kaybedilmesi de ayrı bir risk konusudur. Bu projelerde devletin çıktı alım, girdi satış, hazine kefaleti vb. ekstra garantileri mevcuttur. Bu riskler nedeniyle yatırımcılar yap-işlet-devret türü uzun süreli yatırımlarda milletlerarası tahkimi sigorta olarak görmektedir. Zira yatırım yapılan ülkenin yargı kuruluşlarının özellikle de idari yargı merciinin Hazine çıkarı güdüsüyle karar vermesi ihtimal dahilindedir. Sonuç olarak yabancı yatırımcı gerek yatırımdan elde ettiği karı gerekse yatırıma ilişkin özkaynak ve kredi tutarının dönüşünü riske etmek istememektedir. Ticari projelerde tarafların eşit düzeyde olmaları sorun yaratmazken imtiyaz niteliğindeki kamu hizmetlerinde ise idarenin üst konumda olması ve idari yargının görev alanı nedeniyle bu yatırımlar riskli görülmüştür.
1. Enerji Şurası’nda “Enerji Sektöründe Özel Sektörün Katılımı, Yeniden Yapılanma ve İlgili Yasal Düzenlemeler Komisyonu” olarak yapılan çalışmalarda uluslar arası tahkimin kabul edilmemesi konusu en çok tartışılan ve yabancı yatırımcıların sektöre çekilememesinin en önemli nedeni olarak gösterilmiştir (3).
Uluslararası tahkim konusunun çözümü için dört adet öneri geliştirilmiştir. Bu öneriler şunlardır:
- Konunun uluslararası yükümlülükler çerçevesinde ele alınarak çözümlenmesi ve bu amaçla öncelikle TBMM’nin halen gündeminde bekleyen “Enerji Şartı Anlaşması”nın onaylanmasının bir yasayla uygun bulunması,
- Danıştay ve İdari Yargılama Usulü Yasasının bazı maddelerinin tadil edilmesi, - Anayasanın ilgili maddelerinin ve bununla bağlantılı yasaların yeniden düzenlenmesi,
- Termik santrallarla ilgili olarak 4283 sayılı uluslararası tahkime uygun yap işlet modelinin daha çok yaygınlaştırılarak uygulamaya devam edilmesi önerilmiştir (4).
Bazı yazarlar tarafından Türkiye’nin “Devletler ve Diğer Devletlerin Vatandaşları Arasında Yatırım İhtilaflarının Çözülmesi Hakkında Sözleşme “ (ICSID Sözleşmesi) tarafı olması nedeniyle uluslar arası sözleşme hükümlerini Anayasa ile birlikte düşünüleceği bu yüzden sözleşme hükümlerinin iç hukuka aykırılığının iddia edilemeyeceği ileri sürülmektedir (5)
Türkiye’nin imza koymuş olduğu ve halen TBMM’de onay için bekleyen “Avrupa Enerji Şartı Anlaşması” bu bağlamda düşünülebilecek bir sözleşmedir. Gerçi bu sözleşmede yap işlet devret
2 Anayasa Mahkemesinin, 28.6.1994 gün, E. 994/71, K.995/23. RG; 20.3.1996, Sayı: 22586 3 1. Enerji Şurası 11. Altyapı Raporu Enerji Dergisi Aralık 1998 Yıl: 3 Sayı:12 s. 62 4 Türk Ekonomik Basın Ajansı Dergisi Sayı:880 s.13
5 Mahmut Tevfik Birsel, Altyapı Projelerine Özel Sektörün ve Yabancı Sermayenin Katılımında İmtiyaz Hakkı ve Uluslararası Tahkim Paneli, A.S.O.
1998
D:\YAYINLAR\MALI_COZUM\51MaliCozum\05 - 51 CENGİZ GÜNEŞ.doc
3
modeli açık olarak tanımlanmış değildir. Ancak bununla birlikte anlaşma, enerji alanında tüm taraf ülkelerde, özel/yabancı sermaye şirketlerinin aynı temel hukuki şartlar altında yatırım, işletme ve ticaret faaliyetlerinde bulunacakları çok taraflı bir yasal güvenlik mekanizması tesis etmekte ve uyuşmazlıkların çözümünde uluslararası tahkimi öngörmektedir.” (6)
“Ancak, bir özel hukuk kişisinin; bir kamu idaresiyle yapacağı bir kamu hukuku sözleşmesini yani bir yap işlet devret modeli kamu hukuku imtiyazı sözleşmesinin hem ön incelemesini ve hem de bu sözleşmeden doğacak uyuşmazlığın görüp çözümlemesinin, anılan 30. madde uyarınca sözleşmeye koyacakları özel tahkim şartına dayalı olarak İdari Yargının ve Danıştay’ın görevi ve yetkisi dışına taşınması Anayasa’nın 155. maddesi karşısında mümkün değildir. Taşıdıkları taktirde ne olur konusuna gelince, yani sözleşmeyi Danıştay’ın incelemesinden geçirilmeksizin imzalamaları halinde ne olur, sözleşme yetki ve şekil açısından sakat ve idare hukuku hükümlerine aykırı olacağından iptalle sonuçlanır.
Örneğin Aktaş olayında işletme devir hakkı türündeki YİD sözleşmesinin bir imtiyazı devir sözleşmesi olmasına karşın Danıştay’ın incelemesine sunulmamasının, Anayasa’nın 155. maddesine, 2575 sayılı Danıştay Yasasının 23/d, 42/c ve 48/b maddelerine aykırılık oluşturduğundan bahisle Danıştay 10. Dairesi verdiği 20.04.1993 günlü ve E.1991/1, K.1993/1752 sayılı kararıyla sözleşmenin iptaline karar vermiştir.
Bütün bunlardan ayrı olarak Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulu’nun 28.01.1994 günlü ve E. 1993/4, K. 1994/1 sayılı kararında da hakem sözleşmelerinin sözleşme serbestiyetinin geçerli olduğu özel hukuk ilişkilerinden doğacak uyuşmazlıklar bakımından yapılabileceğine karar verilmiştir.” (7)
Kamu İşletmeciliğini Geliştirme Merkezi Vakfı (KİGEM), TEAŞ ile Enka-İntergen Konsorsiyumu arasında imzalanan yap - işlet sözleşmesinin iptali için Ankara 8. İdare Mahkemesi’ne dava açmış, TEAŞ, sözleşmesinin özel hukuk alanına girdiğini ileri sürerek, bölge idare mahkemesinin bu konuda görevli olmadığını savunmuştur. Bölge İdare Mahkemesi’nin bu savunmayı reddetmesi üzerine TEAŞ tarafından görev uyuşmazlığı çıkarılması talebinde bulunulmuş ve dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiştir. Savcılığın verdiği kararda “dava konusu metnin kamu hizmetinin devrine ilişkin sözleşme” olduğu belirtilerek sözleşme türünün idari sözleşme, uyuşmazlık çözüm yerini idari yargı yeri olarak karara bağlamıştır (8)
Sonuç olarak yürürlükteki hükümlere göre imtiyaz sözleşmesi niteliğindeki yap işlet devret, yap işlet ve işletme hakkı devirlerinde sözleşmelerinde ticari tahkim uygulamalarının hukuken mümkün olmaması ve ticari tahkim uygulamasının özel hukuk sözleşmeleri için geçerli bir yol olması Anayasa değişikliğini gündeme getirmiştir. İlk anda enerji projeleri için gündeme gelen değişiklik daha sonra tüm yatırımları kapsayacak şekilde yasalaşmıştır.
D- ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
Anayasa’nın 47. maddesinde 4446 Sayılı Kanun’un 1. maddesi ile yapılan değişiklikle Devlet ve kamu kuruluşları tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzel kişilere yaptırılabileceğinin ve devredilebileceğinin Kanun’la belirleneceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme ile kamu hizmetinin ve kapsamının Yasama Organı tarafından belirlenmesi mümkün bulunmaktadır. Henüz bir uygulama yapılmamış olmakla birlikte enerji ve telekomünikasyon alanlarında düzenleme yapılması muhtemeldir.
Anayasa’nın 125. maddesinin 1. fıkrasına 4446 Sayılı Kanun’un 2. maddesi ile ikinci cümle olarak
“Kamu hizmetleriyle ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinde bunlardan doğan uyuşmazlıkların milli veya milletlerarası tahkim yoluyla çözümlenmesi öngörülebilir. Milletlerarası tahkime ancak, yabancılık unsuru taşıyan uyuşmazlıklar için gidilebilir.” ifadesi eklenerek yap-işlet ve yap-işlet-
6 1. Enerji Şurası, Enerji Sektörüne Özel Sektörün Katılımı, Yeniden Yapılanma ve ilgili Yasal Düzenlemeler Komisyonu Rapor 1 s.x 7 Vahit Polatkan, Yap İşlet Devret Yaklaşım Yayınları Ankara 1997 s. 166
8 Cumhuriyet Gazetesi, 05.06.1999