ARİF ÖZBEYLİ
"Ey Âdemoğulları, her mescide
"Ey Âdemoğulları, her mescide gidişinizde temiz ve güzel
gidişinizde temiz ve güzel elbiselerinizi
elbiselerinizi
giyin. Yiyin için, fakat israf giyin. Yiyin için, fakat israf
etmeyin.
etmeyin.
Çünkü Allah israf edenleri Çünkü Allah israf edenleri
sevmez"(el-A'raf, 7/31).
sevmez"(el-A'raf, 7/31).
"Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyuları aşırı istek, insanlara süslü gös- terildi. Oysa bunlar, sadece dünya hayatının geçici
malıdır. Varılacak güzel yer
ise Allah'ın katındadır" (Âl-i
İmrân, 3/14).
"Biz herhangi bir ülkeye bir uyarıcı göndermişsek, oranın zengin ve şımarık ileri gelenleri, mutlaka;
"Biz, sizin getirdiklerinizi inkâr ediyoruz"
demişlerdir" (Sebe', 34/34)
Ondokuz yıl evveldi.
Stockholm e gitmiştim. Bir otele indim. Geceydi.
Sabahleyin, tıraş olmak için lâvaboya gittiğimde,
aynanın yanında ilginç bir
yazı gördüm.
Lütfen diyordu, tıraştan sonra jiletinizi çöpe at-
mayın.Yanda bir kutu var, oraya bırakın. Bir tek
jiletle dahi olsa,İsveç çelik sanayiine yardımcı olun.
Doğrusu hayretler içinde
kaldım.
Çocukluğumdan beri çelik eşya denince akla İsveç çeliği gelir.
Birçok eşya üzerinde " İsveç çeliğinden yapılmıştır" diye
yazardı. İşte o ülke,kullanılmış bir tek ufacık jiletin bile çöpe
gitmesini istemiyor, ona sahip çıkıyor, gelen turistlere rica
yollu uyarıda bulunuyordu.
Yedi yaşında idim, rahmetli
babaannem pirinç ayıklıyordu.
Bir tane yere düştü. Babaan- nem eğildi, aramaya başladı.
Sağa bakıyor, sola bakıyor, bulmaya çalışıyor. Çocukluk
işte, aman babaanne dedim. Bir
pirinç tanesi için bu kadar çaba
harcamaya, yorulmaya değer
mi? Rahmetli ilk defa sertleşti
bana karşı, öfkeyle doğruldu.
“Sen oturduğun yerden ahkâm kesiyorsun, dedi. Hiç pirinç
üretilirken gördün mü? İnsanlar ne kadar zorluk çekiyorlar. Bir
pirinç tanesinde kaç insanın göz nuru, alın teri,emeği, çilesi var
biliyor musun?” Utancımdan
kıpkırmızı olmuştum.
Aradan yıllar geçti. Hukuk Fa- kültesinde öğrenciyim. Alain in proposlarını okuyorum. Birden
irkildim. Babaannemi hatırla-dım.
Alain, bir insan yerde bir iğne görüp de eğilip almazsa, bütün uygarlığa karşı ihanet etmiş olur diyordu. İlâve ediyor-du. Bir
iğnenin üretiminde binlerce
insanın alın teri, göz nuru, el
emeği vardır diyordu.
Japonlar son derece sade, basit, yalın mütevâzı yaşa- yan insanlardır. Evlerini
mobilya ile eşya ile doldu-
ranlar Japonlara göre ruhen tekâmül edememiş, hayatın mânâsını anlayamamış,
zavallı kimselerdir.
Böyleleriyle, zavallı, evini belediye mezat salonuna çevirmiş diye eğlenirler.
Bir insanın gösteriş için
eşyanın esiri olması ne
kadar acıdır.
Vaktiyle Japon ekonomisi bir dar- boğazdan geçiyor. İç borçlar, dış borçlar gırtlağı aşıyor. Zamanın
başbakanı meclisi toplar. Kürsüye çıkar.Durumu olanca açıklığı ve
tehlikeleri ile anlatır ve şu andan itibaren der,Allah şahidim olsun ki, Japonların iç ve dış borçları son
kuruşuna kadar ödenmeden, pi-
rinçten başka bir şey yemeye-
ceğim.
Şu üstümdeki elbiseden başka elbise giymeye-
ceğim. Dediklerini yapar, en üstten en alta bir israf- tan kaçınma kampanyası açılır. Japonya bütün
borçlarını öder.
Amerika ve Avrupa'da köpek ve kedileri beslemek için
milyonlarca ton besin maddesi üretilir. Batı dünyasında
hayvan maması üretimiyle
çocuk maması üretimi birbiriyle yarışır. Batı'da hayvanlar için
yapılan harcamaları kat kat
aşar.
Eğer Güney ülkelerinde milyon- larca çocuk eksik beslenmeyle karşı karşıya olmasaydı, Kuzeyli ailelerin hayvan sevgisi hoş
görülebilirdi. Ancak çocukların sağlıklı olarak beslenmediği bir dünyada hayvanların iyi
beslenmesi, israf kültürünün
ulaştığı boyutlarla birlikte insan
hayatının hiç önemsenmediğini
gösterir.
İslam kültüründe bir yandan insanın gurur istekleri ahlaki ilkelerle dizginlenirken, diğer yandan da tasarruf özen-
dirilerek, eğitim, sağlık ve
yapı gibi, getirisi kıyamet'e
kadar devam eden yatırım-
lara doğru yönlendirilir.
İslam'da ekonomi siyasal ve kültürel hayatın özürü, ne
kadar küçük olursa olsun,
hiçbir iyilik ve kötülüğün hesap gününde karşılıksız kalma-
yacağı inancı oluşturur. Dünya
ve ahiret ekonomik, siyasal ve
kültürün boyutlarıyla birbirinden
ayrılmayan bir bütünün değişik
yüzleridir.
Peygamber Efendimiz:
“Cömertliğin afeti israftır”
buyuruyor. Çünkü bu,
zenginlerle fakirler arasında hoşnutsuzluk ve kin
uyandıracak biçimde farklılık doğurur, toplumda lüks içinde yaşayanların bozulmasına,
kötülüğün ve bozgunculuğun
yayılmasına yol açar.
Her millette lüks ve israf içinde yaşayan tabaka, hep ahlakî bozulmanın kaynağı olmuş, toplumu sefillik, düşkünlük ve
gerilikten kurtarmaya
çalışanların hep önüne
engel olarak çıkmış-tır.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde: “Kim savurganlık yaparsa,
Allah onu yoksul bırakır.”
buyu-ruyor. Sanki bu günün Türkiye’sini
Peygamber Efendimiz
asırlar önce gör-müş
gibi.
Çünkü birçok yer altı ve yer üstü zenginliklerine rağmen ülkemiz lüks yaşam, savur- ganca harcamalar ve
beceriksiz yönetimler yüzünden yoksul hale gelmiş, ekonomi dibe vurmuş ve 70 sente
muhtaç hale getirilmişiz.
Kanaat