Nisan Mayıs Haziran 2022 Sayı: 18
Dosya Konusu / FOTOĞRAF KEŞİF Mİ BULUŞ MU?
e-dergi
İmtiyaz Sahibi
Mersin Fotoğraf Derneği adına Yönetim Kurulu Başkanı Hayrettin KIRDI Yayın Sorumlusu
Ufuk AĞMA Yayın Kurulu
Hakan YAMAN, Hatice ATAÇ, Raziye Köksal KARTAL, Ufuk AĞMA Sosyal Medya Sorumlusu
Ümit TEKİN Kapak Görseli Cosquer Mağarası, Fransa
İletişim
mail: [email protected] facebook: @MFDedergi instagram: @fotografedergi
Nisan Mayıs Haziran 2022 Sayı: 18
Foto-Graf Mersin Fotoğraf Derneği’nin süreli yayın organıdır.
Yazıların tüm teknik ve hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.
Yayın kurulu dergiye gönderilen yazıları yayınlayıp yayınlamamakta serbesttir.
Dergiye gönderilen yazılar yayınlansın veya yayınlanmasın iade edilmez.
Yazar ve kaynak belirtilerek bu dergiden alıntı yapılabilir.
Fotoğrafın mekanik bir kayıt ve çoğaltım aracı olarak mı yoksa duygu ve düşünceleri aktarmaya yarayan sanatsal bir üretim aracı mı olduğu özellikle mekanik olarak bulunuşundan itibaren geçen yüz yılda yoğunlukla tartışma konusu olmuş. Kullanım alanlarının işlevsel ve sanatsal olarak ikiye indirgenmesinin yaygın bir görüş olması aynı paralellikte düşünülürse yanlış olmaz. Yukarıda geçen “buluş” sözcüğünü ise bilinçli olarak kullandık. Sonuçta sözü edilen 19. yy ortalarında başlayan bir süreç ve daha önce var olan çeşitli teknolojik verilerin bileşkesinden oluşturulan yeni bir ürün. Sanat olarak düşünüldüğünde ise tarihlemeyi daha eskilere götürmek gerekecek. Sanatın başlangıcına, 12-50 bin yıl önceye mağara duvarlarına yani. Işık ve dolayısı ile oluşan karanlık kullanılarak yeni anlatım şekillerinin ve ürünlerin oluşturulduğunu ve kullanıldığını, binlerce yıl öncesinde de ve geçen tarihsel ve sanatsal süreçte de kullanımının devam ettiğini biliyoruz. Binlerce yıldan bugüne bir anlatım aracı olarak kullanılan ışık- gölge birlikteliğinin bu yeni kullanım alanı gündeme “keşif” sözcüğünü getiriyor. Yani var olan bir şeyin açığa çıkarılması.
Fotoğrafın sanat mı değil mi tartışmasını onun keşif mi buluş mu olduğu tartışması ile paralellik kurmamız sanırım yanlış olmaz. Tabi ki bunu; yukarıda da bahsettiğimiz fotoğrafın özellikle ilk 100 yılında yoğun olarak yaşanan sanat mı değil mi tartışmalarını ve teknolojinin gelişmesi ile değişen sanatsal üretim biçimlerini göz ardı ederek söylüyoruz. Sonuçta fotoğraf makinesi; teknoloji ile gelişiyor, sayısız kullanım alanı ile ilgili ilgisiz herkesin ve kesimin yaşantısında yer buluyor ve etki ediyor. Yönünün ne olduğu ve nereye gideceğini de bilemiyoruz maalesef.
Handan TUNÇ konumuza keşif ve buluşun kelime anlamları üzerinden giriş yapıyor. Fotoğrafın teknik, sanatsal ve felsefi gelişim tarihlerini inceleyerek konumuzu irdeliyor. Her zaman olduğu gibi Handan TUNÇ’un bu yazısı da konumuzun her yönüyle irdelendiği bir başucu metni niteliğinde. S. Haluk UYGUR ise 12-50 bin yıl önceye tarihlenen mağara resimlerinden yola çıkarak mağara insanlarının ışık- gölge ilişkisinin farkına vararak ışıkla görüntü elde etmeyi en azından düşündükleri tezini öne sürüyor.
Fotoğraf bir düşünme eylemi midir yoksa sadece kayıt çabası mıdır sorusunu ekleyerek. Tekin ERTUĞ ise konumuzun bütün düşünsel açılımlarını ortaya koyuyor ve cevabı okuyucumuza bırakarak bitiriyor denemesini.
Portre bölümünde Levend KILIÇ, 1971 yılında başladığı fotoğraf yolculuğunu ve konumuz ile ilgili düşüncelerini Hatice Ataç’ın soruları çerçevesinde aktarıyor bizlere. Hemen her sayıda bize destek veren Okyar ATİLLA, fotoğrafın gelişiminde çıkılan basamaklar ile kendi fotoğraf yolculuğunun dönüm noktaları arasında paralellik kuruyor yazısında. Tam Kare’nin diğer konuğu ise belgesel ve kavramsal fotoğrafçı, akademisyen Tahir ÜN. Pusula bölümünde Danimarkalı fotoğrafçı Alexandra BUHL’un 2 yazısının çevirisi yer alıyor. Yayın kurulumuza yeni katılan Hakan Yaman, çevirisi ile Vilem FLUSSER’ın
“Fotoğraf Felsefesine Doğru” isimli kitabı çerçevesinde yazarın düşüncelerini inceliyor BUHL ilk metinde.
Diğer metinde ise yazar; fotoğrafın gerçeklik ile hayal gücünü birleştirdiğini söylüyor.
Art Alan bölümümüzde Özcan YURDALAN, “Dijital Çağda Belgesel Fotoğraf Ve Yurttaş Belgeselciliği”
isimli yazı dizisinin ikinci Bölümü ile yer buluyor. Özcan YURDALAN’ın yazı dizisi devam edecek.
Art Alan’ın son bölümünü iki kitabın tanıtımına ayırdık. S. Haluk UYGUR’un editörlüğünü ve Ayşe ATEŞOĞLU’nun çevirisini yaptığı kitapların ilki; 19. yüzyılın ilk yarısında içinde bulunduğumuz coğrafyada (Kilikya) görev yapmış olan Tarsus’un İngiltere konsolos yardımcısı Willian Burckhardt Barker’ın yazdığı “Kilikya’nın Tanrıları Ve Yöneticileri” isimli kitap. Diğeri ise; 1852 yılında yine Tarsus’ta görev yapan Fransız istihbarat görevlisi olan Victor LANGLOIS’in yazdığı “Kilikya’ya Yolculuk” isimini taşıyor. Her iki kitap da batının bölgemize yaklaşımına ışık tutuyor ve geçmişten süzülerek bugünü aydınlatıyor. Günümüze geldiğimizde ise 200 yıl sonra da değişen bir şeyin olmadığı görülüyor açıkça.
Keyifli okumalar.
Ufuk AĞMA
Bakaç
GENİŞ AÇI
FOTOĞRAF TARTIŞMALARI BAĞLAMINDA;
“FOTOĞRAF BULUŞ MU? KEŞİF Mİ?”
Handan TUNÇ
- Kocaeli, 2022Fotoğrafta İlkler:
Fotoğraf, insanlık tarihini değiştiren buluşlardan biri olarak kabul edilir. Günümüz insanın dünyayı onsuz hayal etmesi bile olanaksızmış gibi görünür. Fotoğrafın Louis Daguerre tarafından, 19 Ağustos 1839’da sunulduğu kabul edilmiş olsa da mucit o muydu? Yoksa yeterli desteği bulan ilk kişi mi?
19 Ağustos fotoğraf günüdür. O gün François Arago, Bilimler Akademisi’nde Louis Daguerre’nin ünlü dagerreyotipi sunduğu için Fransız devletini, kendisi için yılda 6.000 frank ve Joseph Nicéphore’nin oğlu için 4.000 frank ödeme koşuluyla, patentini satın almaya ikna ettiği gündür. Louis Daguerre; törendeki konuşmasında; dagerreyotipi herkesin kullanması ve hatta geliştirmesi için armağan ettiklerini açıkladı:
Buluş, patentle korunamaz. Bir kez bilindiğinde, herkes onu kullanabilecek. […] Dolayısıyla bu süreç ya tüm dünyaya aittir ya da bilinmeyecektir. Böyle bir sırrın halk için aşılmaz kalması ve mucitlerinin ölümünden sonra kaybolması, tüm bilim dostları için bir utanç olacaktır.1
Daguerre, ortağı Joseph Nicéphore Niépce’nin orijinal araştırmasına dayanan dagerreyotipi dünyaya tanıtsa da tarihteki ilk fotografik görüntünün Nicéphore Niépce tarafından 1826’da gerçekleştirildiği, kısa bir süre sonra ortaya çıktı (Bkz: Fotoğraf 1). Süreci, Nicéphore Niépce; güneş tarafından yazılan heliografi olarak adlandırılmıştı. Fotoğraf, Saint-Loup-de-Varennes’in penceresinden görünen manzarayı içeriyordu.
“Le Gras’taki Pencereden Görünüm” adlı bu görüntünün, birkaç günde elde edildiği Quentin Bajac tarafından savunulsa da durumun koşulları tekrarlandığında; 8 saatin yeterli olduğu gözlenmiştir.
18. yüzyılın son yıllarında, fotoğraf ilkeleri ve bir görüntü elde etme olasılığı zaten biliniyordu. Örneğin;
...
1 Sanchez Fernando,( 2018) Sougez, Bu bilginin;Newhall, Frizot ve Publio López Mondéjar’ın Fotoğraf Tarihi yazılarından alındığı bilinmektedir.
https://www.xatakafoto.com/historia-de-la-fotografia/quien-invento-fotografia Buluş / icat; daha önce bulunmayan bir şeyin
insan çabasıyla oluşturulmasıdır. Buluşların çoğu daha önce var olan teknolojilerin yeni ve benzersiz biçimde bir araya getirilmesinin sonucudur. Bu yeni ürün belirli bir insan gereksinimini karşılama çabası sonucunda, mucidin bir işi daha çabuk ya da daha verimli yapma isteği sonucunda, hatta bazen rastlantıyla ortaya çıkabilir. Bireysel çalışmanın sonucu olabileceği gibi, ekip çalışmasıyla da gerçekleştirilmiş olabilir. Bazen buluşların, dünyanın farklı kesimlerinde aynı sıralarda, ama birbirlerinden bağımsız olarak ortaya çıktıkları da görülür.
(https://tr.wikipedia.org/wiki/Bulu%C5%9F)
Keşif; Arapça “keşf” sözcüğünden dilimize geçmiştir.“Perdeyi ve örtüyü kaldırmak, kapalı olan bir şeyi açığa çıkarmak” anlamı taşır.
Türkçe anlamlandırması ise; “önceden var olduğu hâlde bilinmeyen bir şeyin bulunması, açığa çıkarılması” demektir. TDK 5 ayrı anlamda tanımlamıştır.
1. Ortaya çıkarma, meydana çıkarma 2. Var olduğu bilinmeyen bir şeyin ortaya çıkarılması: Amerika’nın keşfi gibi
3. Gizli olan bir şey hakkında geniş bilgi edinme.
4. mec. Bir şeyin olacağını önceden anlama, sezme, tahmin.
5. huk. Bir olay veya durumun oluş nedenlerini anlayabilmek için yerinde inceleme yapma.
(https://www.kelimecim.com/anlam-bul/
ke%C5%9Fif-kelimesinin-anlami)
GENİŞ AÇI
FOTOĞRAF 1: Joseph Nicéphore Niépce, “Le Gras’taki Pencereden Görünüm”, heliografi, 1826( https://www.xatakafoto.com, Erişim Tarihi:
02.03.2022 )
FOTOĞRAF2: Nicéphore Niépce (1765-1833), 1826 da 12 yıllık çalışmanın ardından heliografiyi bulan Fransız kimyager
(https://sietefotografos.com/tag/calotipo/ Erişim Tarihi: 02.03.2022 )
FOTOĞRAF 3: Profesör Johann Heinrich Schulze (1687-1744) ( https://sietefotografos.com/tag/
calotipo/ Erişim Tarihi: 02.03.2022 )
Quentin Bajac tarafından oluşturulan görüntünün kısa bir süre sonra solmuş olması önemli bir kusur olsa da temel teknolojik süreç çözümlenmişti. Ayrıca, Nicéphore Niépce, 1816 da 51 yaşında araştırmaya başladığında, bir kâğıt üzerinde zamanı dondurmak için gerekli birçok kimyasal işlemi biliyordu.
Denemeleri sürdürerek, on yıl içinde penceresinden görülen ünlü manzaraya ulaştı.
Açık olan şu ki, Nicéphore Niépce sadece resim yapamaması nedeniyle, mekanik izlekle bir görüntü elde etme yanılsamasından değil; bir temelden yola çıktı. Antik Yunan uygarlığında; bazı kimyasal bileşiklerin, ışıkla teması durumunda kararma özelliğinin fark edildiği bilinir. Mısırlıların saçlarını güneş ışığıyla temasında kararan gümüşle boyadıkları ya da Orta Çağ simyacılarının ışığa duyarlı kimyasalları tanıdıkları tarihsel kayıtlarda yer almıştır.
Nicéphore Niépce’nin (Bkz: Fotoğraf 2) yaptıklarını başaran, farklı ülkelerden, kimya ve fizik alanlarında çalışan, birçok araştırmacı vardı.
Altdorf Üniversitesi’nde filozof ve kimyager olarak görev yapan Profesör Johann Heinrich Schulze (1687-1744) (Bkz: Fotoğraf 3); gümüş klorür ve gümüş nitratın ışığın etkisi altında nasıl karardığını gözlemleyerek gümüş tuzlarının ışığa duyarlı özelliklerini buldu. Ancak onun elde ettiği görüntüler kalıcı olmayıp, kolay bozulan, sabitleme işlemi yapılmadığı için zamanla yok olan görüntülerdi. Schulze, kendi
GENİŞ AÇI
FOTOĞRAF 5: Thomas Wedgwood’
un baskı deneme örneği ( https://www.xatakafoto.com, Erişim Tarihi: 02.03.2022 )
döneminde bu buluşuna fazla önem vermeyip çalışmalarını başka alanlarda yoğunlaştırdı.
Thomas Wedgwood (1771-1805) (Bkz: Fotoğraf 4); çabalarını kimyasal işlemlerle görüntü yapmak ve bunları kalıcı olarak tutmak için bir yöntem tasarlamaya ve geliştirmeye adayan ilk araştırmacı olarak fotoğraf tarihine not edildi.
Başarılı olamasa da Wedgwood, kâğıdı gümüş nitratla işlemden geçirip ışığa maruz bırakarak, bugün bildiğimiz fotoğrafın doğuşunun kapılarını açarak bir kimyasal baskı yöntemi tasarladı (Bkz: Fotoğraf 5).
İngiliz araştırmacı, Sir John Frederick William Herschel (1792-1871) (Bkz: Fotoğraf 6); kimya alanındaki çalışmalarında, görüntülerin basımı konusunda büyük ilerleme sağlamıştır. Dagerreyotipin ana mantığını astronomiye uygulamış; geliştirdiği baskı tekniğinde sabitleştirici olarak sodyum hiposülfit veya tiyosülfat kullanımını gerçekleştirmiştir.
Fotoğrafta pozitif ve negatif terimlerini ilk kullanan ve gümüş emülsiyonla kaplanmış cam plakalara görüntü basılmasında öncü olan Herschel; 1839’da ilk elde ettiği fotoğraf kâğıdı buluşu ile bilim tarihinde yerini almıştır. Ayrıca;1842’de, tarihte ilk kadın fotoğrafçı olan botanikçi Anna Atkins tarafından
kullanılan Cyanotype adlı monokrom fotoğraf baskı işlemini bulmuştur.
İngiliz, arkeolog, botanikçi, filozof, filolog, matematikçi ve politikacı olan William Henry Fox Talbot (1800-1877) (Bkz: Fotoğraf 7); 1834 yılında camera obscura kullanmadan nesnelerin hassaslaştırılmış yüzeyle temasını sağlayarak; çiçek, yaprak ve kumaşların bir dizi negatif görüntüsünü elde etti.
FOTOĞRAF 4: Fotoğraf 4: Thomas Wedgwood (1771-1805)
( https://sietefotografos.com/tag/
calotipo/ Erişim Tarihi: 02.03.2022 )
FOTOĞRAF 6: İngiliz araştırmacı, Sır John Frederick William Herschel (1792-1871) https://sietefotografos.
com/tag/calotipo/ Erişim Tarihi:
02.03.2022
FOTOĞRAF 7: William Henry Fox Talbot (1800-1877)
https://sietefotografos.com/tag/
calotipo/ Erişim Tarihi: 02.03.2022
GENİŞ AÇI
Işığın kaybolmasını önlemek için gerçekleştirdiği işlemler dizisine ve görüntülere Fotojenik Çizimler adı verildi.
Talbot; 1840 ve 1841 yıllarında araştırmalarında önemli iyileşmeler elde etti. Gümüş nitrat ve gallik asit ile hassaslaştırılmış kâğıda dayanan ve aynı negatifin birçok kopyasının yapılabileceği bir fotoğraf yöntemi olan Kalotip’i halka açıkladı. Ancak, kalotip kullanılarak elde edilen pozitif görüntüler donuktu ve gri dizinden yoksundu. Buna rağmen, daha ucuzdu. Ayrıca çok daha kısa süre ışığa maruz kalması (yaklaşık otuz saniye) yeterliydi.
Talbot, kalotipini Londra’ daki Royal Society’de sundu. Bunu 31 Ocak 1839’da, Daguerre’den yedi ay önce yaptı. Beklenen etkiyi yaratmadı. Testlerini Paris’e, F. Arago’ya göndermekten başka çaresi yoktu. Yapacağı sunuma zamanında gidememesi Daguerre’nin öne geçmesine neden oldu.
İlk kalotiplerin dagerreyotip kalitesine sahip olmadığı bilinmekle birlikte, onun öncülerden biri olduğu ve fotoğrafın tekrarlanabilirliğini elde eden tek kişi olduğu açıktır.
Fransız-Brezilyalı araştırmacı ve fotoğrafçı Hercules Floransa (1804 - 1879) (Bkz: Fotoğraf 8); 1833’te, tarihte ilk kez fotoğraf adını verdiği bir fotoğraf prosedürünü bulduğu için Niépce, Daguerre, Talbot ve Bayard ile birlikte fotoğrafın öncülerinden sayılır.
FOTOĞRAF 8: Hercules Floransa (1804 - 1879)
https://sietefotografos.com/tag/calotipo/
Erişim Tarihi: 07.03.2022
FOTOĞRAF 9: Hyppolite Bayard (1801- 1887)
https://pcd.wikipedia.org/wiki/Hippolyte_
Bayard,Erişim Tarihi: 07.03.2022
Fotoğraf araştırmalarına, gün ışığında solmuş önemli belgeleri ve çizimleri yeniden üretme gereksinimi sayesinde başladı. Bu çalışmaları, üretken bir iş hâline geldi. Prosedürü, camera obscura ile görüntü yakalama ve gümüş nitrat kullanımıyla, gerektiği gibi duyarlı hâle getirilmiş bir destek olarak kâğıt kullanımından oluşuyordu. Ayrıca, kendisi tarafından oluşturulan bir emülsiyonla cam plakalar da kullandı.
Fotoğrafın öncüsü sayılabilecek, Daguerre’nin bağlantıları tarafından susturulan başka bir Fransız araştırmacı da Hyppolite Bayard’ dır (1801- 1887) (Bkz: Fotoğraf 9); 1837’de fotoğraf çalışmasını sundu.
Tekniği dagerreyotipi ile benzerdi. Ancak Daguerre’nin ününden yoksundu. Hemşehrisiyle aynı tanınmayı elde etmeye çalışmasına rağmen, kendisine sadece 600 frank tazminat ödendi.
GENİŞ AÇI
Durumdan ümitsizce ve ustaca bir fotoğrafçı gözüyle, 18 Ekim 1840’ta ünlü otoportresini ‘Boğulan Adam’ı aşağıdaki el yazısı notla sundu:
Gördüğünüz bu ceset, az önce tanık olduğunuz ya da muhteşem sonuçlarına yakında tanık olacağınız prosedürün mucidi Bay Bayard’ın cesedidir. Bildiğim kadarıyla, bu usta ve yorulmak bilmeyen araştırmacı, buluşunu mükemmelleştirmek için yaklaşık üç yıl çalıştı. Akademi, kral ve kendisinin kusurlu gördüğü görüntülerini gören herkes, şu anda sizin gibi onlara hayran kaldı.
Bu onun için büyük bir onurdu, ama ona bir kuruş kazandırmadı. Bay Daguerre’ye çok fazla şey veren hükümet, Bay Bayard için hiçbir şey yapamayacaklarını açıkladı. Ve talihsiz adam kendini boğmaya karar verdi. Ey insan işlerinin kararsızlığı! Sanatçılar, akademisyenler ve gazeteciler uzun süre onunla ilgilendiler, ama şimdi birkaç gündür morgda ve kimse onu tanımadı veya sahiplenmedi. Bayanlar ve baylar, koku duyunuzu rahatsız etmekten korktuğunuz için oradan geçseniz iyi olur. Çünkü gördüğünüz gibi beyefendinin yüzü ve elleri bozulmaya başlıyor.2 (Bkz:
Fotoğraf 10)
FOTOĞRAF 10: Boğulan Hyppolite Bayard (Hükümeti protesto fotoğrafı)
https://pcd.wikipedia.org/wiki/Hippolyte_Bayard,Erişim Tarihi: 07.03.2022
Fotoğrafın resmi olmayan mucitlerinin sayısını, Fransız Desmaret, Vérignon Lassaigne; Alman Carl August Steinheil, Franz von Kobell ve Jacob Carl Enslen; İskoç Andrew Fyfe ve Mungo Ponton gibi isimlerle çoğaltmak mümkün.
1839’da fotoğrafın akademik çevre için bir gizem olmaması ve bilimsel çevrelerde er ya da geç mükemmel bir baskı için çözüm bulacağı biliniyor olmasına karşın; Daguerre’nin mucit olarak ilan edilmesinde Fransız hükümetinin nasıl politik bir yarar gördüğü merak konusudur. Işığın fiziksel prensipleri ve çoğu elementin kimyasal özellikleri biliniyordu. Tek bir şey eksikti; kaliteli ve kalıcı baskı.
Niépce’nin 5 Temmuz 1833’teki ölümünden sonra oğlu Isidore, babasının toplumdaki yerini aldı. Ancak ciddi bir ekonomik krizin ardından Isidore, Daguerre tarafından önerilen sözleşmede bazı değişiklikleri kabul etti. Bu değişikliklerde, heliografik sürecin mucidi olarak Niépce’ye yapılan gönderme ortadan kalktı ve “Daguerre, “heliografi” adını “dagerreyotipi” olarak değiştirdi. Daha sonra, 1841’de Isidore; olayları ayrıntılarıyla anlattığı ve gerçekleri ifşa ettiği bir kitap yayınladı.
...
2 Fotoğraf sanatı. Kökenlerden günümüze. Editoryal Lunwerg Yayıncılar. Niépce Müzesi.
https://www.photo-museum.org/en/niepce-invention-photography/Erişim Tarihi: 07.03.2022
GENİŞ AÇI
FOTOĞRAF 11: Louİs Jacques Daguerre (1787-1851) https://sietefotografos.com/tag/calotipo/ Erişim Tarihi:
07.03.2022
Louıs Jacques Daguerre’nin(1787-1851) (Bkz: Fotoğraf 11) fotoğrafa katkısı, Niépce’nin ölümünden sonra, araştırmalarını sürdürmesi ile gerçekleşir.
1835’te Daguerre; tesadüfen önemli bir kimyasal reaksiyonu gözlemledi. Daguerre; kimyasal dolabında, açıkta kalan bir plaka unuttu. Birkaç gün sonra cıvanın buharlaşmasının ve geliştirici olarak hareket etmesinin etkisiyle, gizli bir görüntüye dönüştüğünü fark etti. Böylece, 1838’e kadar mükemmelleştirdiği dagerreyotipini yaratmış oldu.
On beş yılda büyük bir sıçrama ile Niépce’nin izleği için gereken iki saate karşın; görüntü oluşturmak için gereken süreyi beş ila kırk dakikaya indirmeyi başardı. Bu andan itibaren Daguerre, gümüş iyodür ve cıva buharı kullanarak kimyasal süreci iyileştirmenin yanı sıra, artık iyodürün sabitleyici olarak yaygın tuza dayalı sıcak bir çözelti içinde, çözülmesi üzerinde çalışmaya başladı.
Daguerre, yaklaşık dört yüz franka satılan dagerreyotipi kameralar yaptı (Bkz: Fotoğraf 12).
FOTOĞRAF 12: Dagerreyotipi görünümler için kamera. Susse Freres , 1839 .
https://es.wikipedia.org/wiki/Daguerrotipo, Erişim Tarihi: 08.03.2022
Bu cihazlar; Daguerre tarafından numaralandırılmış ve imzalanmıştı. Fransız hükümetiyle yapılan anlaşma; buluşunu kullanmaktan vazgeçmeyi zorlamasına rağmen; yayımını kontrol etmek ve bundan kazanç sağlamak istediği bir el kitabının yayınlanmasına engel olunmamıştı.
Daguerre 10 Temmuz 1851’de öldüğü güne kadar kendini, fotoğraf malzemeleri üretmeye ve yöntemini anlattığı, halka açık gösterilerine adamıştı.
GENİŞ AÇI
Fotoğraf dünyasının ilk büyük teknik yeniliği; cam plakalar üzerinde fotoğrafik negatifler elde etmek için ucuz ve çok keskin bir sistem olan, ıslak collodion işleminin 1850 yılında gerçekleştirilmesidir.
Collodion, dokuda selofana çok benzeyen şeffaf bir tabaka bırakarak, çabuk kuruyan bir vernik şeklinde üretilmiştir. 1851’de Frederick Scott Archer (1813-1857) (Bkz: Fotoğraf 13) tarafından geliştirilen bu işlemde; ışığa duyarlı kimyasal ürüne batırılmış bir kolodion plakası kullandı.
FOTOĞRAF 13: Frederick Scott Archer (1813- 1857)
https://en.wikipedia.org/wiki/Frederick_Scott_
Archer, Erişim Tarihi: 02.03.2022
Plakanın; fotoğrafın çekildiği anda hazırlanması gerekse de süreç diğer işlemlerle birlikte birkaç dakikada tamamlanabiliyordu. 30 saniyeden daha az ışığa maruz kalmanın yeterli olması önemli bir gelişmeydi.
Bu negatiflerin ıslakken ortaya çıkarılması ve geliştirilmesi gerektiğinden, fotoğrafçıların plakaları pozlamadan önce hazırlamak ve pozlamadan hemen sonra geliştirmek için yakındaki bir karanlık odaya ihtiyaçları vardı. Bu yeni teknik, o zamana kadar var olan iki işlemin eksikliklerini giderdi: Kalotip ve dagerreyotipi ile kaliteli görüntüler üretildi. Ancak yüksek maliyeti ve kopyalamanın imkânsızlığı onları yalnızca en zengin burjuvazinin ulaşabileceği teknikler hâline getirmişti. Islak collodion işlem uygulanan kalotip ise; kâğıt üzerinde negatif bir görüntü olduğundan, görüntünün sayısız çoğaltılmasına izin verdi.
Grensiz bir görüntü ve dagerreyotipi ile neredeyse aynı çözünürlük kalitesi; on kat daha düşük bir fiyatla elde edilebildi.
Önemli ölçüde daha kısa pozlar ve yüksek kaliteli baskılar yapabilme yeteneği, fotoğrafçılar için ıslak collodionu en iyi seçim hâline getirdi. Yaklaşık otuz yıllık bir süre boyunca (1878’de kuru levhanın ortaya çıkmasına kadar) dünyada en yaygın olarak kullanılan işlemi oldu. Örneğin bu yöntem; Amerika’ daki İç Savaş’ın estetik ve tarihsel bir referansına dönüştürülmüştür (Bkz: Fotoğraf 14).
FOTOĞRAF 14: Amerikan İç Savaşı’nda collodion ile çekilmiş fotoğraf
https://sietefotografos.com/tag/calotipo/Erişim Tarihi: 02.03.2022
GENİŞ AÇI
Fotoğrafın tek bir mucidi yoktu. Fotoğraf; 19. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan ardışık bir dizi teknolojinin sonucuydu. Bugün anladığımız anlamda fotoğrafa ulaşılmadan önce çeşitli teknolojik nesnelerin ve süreçlerin geliştirilmesi gerekliydi.
Bunlardan ilki; MÖ 5. ve 6. yüzyıllarda, eski çağlarda bile kullanılan camera obscura idi.
Ancak, bu teknolojinin fotoğrafa daha çok benzeyen görüntünün elde edilmesine ulaşabilmesi; 19. yüzyıla kadar sürmüştü. Dagerreyotip, heliogravür ve siyanotip fotoğrafa ulaşan yolun önemli duraklarıydı.
Önceki tekniklerin varlığı, fotoğrafın gelişimi için gerekliydi. Bu nedenle, onun buluşundan ve geliştirilmesinden sorumlu olanlar, fotoğrafın bir “mucidi” olamayacak kadar çoktu.
1888’de George Eastman ilk Kodak kamerasını tanıttı (Bkz: Fotoğraf 15).
FOTOĞRAF 15: George Eastman ve ilk Kodak kamerası
(https://www.xatakafoto.com/historia-de-la-fotografia/4-septiembre-1888- george-eastman-patento-primera-camara-kodak-fotografia-cambio-para- siempre, Erişim Tarihi: 08.03.2022)
...
3 Sanchez, Fernando “George Eastman, 4 Eylül 1888’de ilk Kodak’ın patentini aldı”.4.9.2020. https://www.xatakafoto.com/
historia-de-la-fotografia/4-septiembre-1888-george-eastman-patento-primera-camara-kodak-fotografia-cambio-para-siempre
Eastman; 1883’ de o zamanki tüm kameralara kolayca uyarlanabilen roll filmi tanıtmayı başardı. Bu ilk rulolar kâğıttan yapılmıştır. İyi korunamadığı için sık sık zarar görüyordu. Zamanla, sert, esnek bir film oluşturan bir selüloz solüsyonu olan kolodiona batırdığı şeffaf bir jelatin levha geliştirdi.
Son aşamada, filmi rulo hâlinde sunmak yerine, film yüklü olarak kendilerine ait bir kamerayı satmak fikri; Kodak’ı fotoğrafçılıktaki en önemli şirketlerden biri yaptı. George Eastman; şirketin adını şöyle açıkladı:
İsmi kendim icat ettim. ‘K’ harfi benim favorilerimden biriydi; güçlü ve keskin bir mektuba benziyor. ‘K’ ile başlayan ve biten kelimeleri oluşturan sayısız harf kombinasyonunu denemek mesele hâline geldi. ‘Kodak’ kelimesi sonuçtur.3
Kodak; tarihin en başarılı kampanyalarından biriyle reklamı yapıldı. Fotoğraf filmi makaraları
kullandığından, yalnızca profesyonel fotoğrafçılar için değil; herkes tarafından erişilebilir hâle getirerek fotoğraf dünyasında devrim yarattı (Bkz: Fotoğraf 16).
FOTOĞRAF 16: İlk Kodak’ın lansmanı
(https://www.crehana.com/cl/blog/fotografia/quieres-saber-cual-es-el- origen-de-la-fotografia-aqui-te-lo-contamos/ Erişim Tarihi: 08.03.2022)
GENİŞ AÇI
Görüntünün fotoğraflanması sürecinde geçilen aşamalar şöyle özetlenebilir: 4
MÖ 400 | Mozi deneyleri, camera obscura’nın ilk habercisi.
MÖ 300 | Aristoteles camera obscura’yı tanımlar.
MÖ 100 | Alhazen, tutulmaları gözlemlemek için camera obscura’yı kullanır.
1277 | Roger Bacon, görüntüleri yansıtmak için iğne deliğinin arkasına bir ayna yerleştirir.
1521 | Avrupa’da camera obscura ile ilgili ilk yayın.
1777 | Gümüş tuzları üzerine ilk inceleme.
1827 | Niépce tarafından çekilen ilk görüntüler.
1839 | Fotoğrafçılığın resmi başlangıç tarihi olan dagerreyotipi yayınlandı.
1841 | Londra’daki ilk portre fotoğraf stüdyosu.
1850 | Islak kolodion icat edildi.
1852 | Benjamin Dancer ilk stereoskopik kamerayı yarattı.
1855 | İlk savaş fotoğrafı.
1856 | İlk su altı fotoğrafı.
1858 | İlk hava fotoğrafı.
1859 | İlk panoramik kamera ve ilk geniş açılı lens.
1861 | James Maxwell’in ilk renkli fotoğrafı.
1862 | Fotoğraf rekoru ateşi başlar.
1865 | Flaş olarak magnezyum kullanımı.
1871 | “Kuru plakalar” icat edildi.
1886 | İlk film rulosu.
1888 | İlk Kodak fotoğraf makinesi.
1903 | Lumière’in ilk renkli plakası.
1920 | İlk 35 mm kamera.
1930 | Flaş lambası belirir.
1935 | Agfa’nın ilk renkli filmi.
1947 | Magnum Photos’un kuruluşu.
1947 | İlk anlık kamera.
1975 | Kodak ilk dijital fotoğraf makinesini duyurdu.
1990 | Işığa duyarlı film; aynı işlevi gören elektronik sensörlerle değiştirdi. Kimyasal görüntü geliştirme süreci ortadan kaldırdı.
...
4 Paez Lorraine; (2021) “Fotoğrafçılığın kökenini keşfedin” https://www.crehana.com/cl/blog/fotografia/quieres-saber-cual-es-el- origen-de-la-fotografia-aqui-te-lo-contamos/ Erişim Tarihi: 08.03.2022
GENİŞ AÇI
Fotoğraf Nedir?
Fotoğraf; ışık kullanılarak görüntülerin yakalanması, yansıtılması ve hassas bir ortama (fiziksel veya dijital) görüntü şeklinde sabitlenmesinden oluşan bir tekniğin adıdır.
Tüm fotoğrafçılık, bir ucunda küçük bir delik bulunan tamamen karanlık bir bölmeden oluşan ve içinden ışığın girdiği ve görüntüleri karanlık arka plana yansıttığı optik bir alet olan “camera obscura” ile aynı ilkeye dayanmaktadır. Bölmedeki görüntü, ters görüntüdür. Fotoğraf kameraları söz konusu olduğunda, yansıtılan şeyin odağına ince ayar yapmak için lensler, yansıtılan görüntüyü yeniden tersine çevirmek için aynalar ve son olarak ışığa duyarlı bir plaka, bant (ya da benzer bir dijital sensör) ile donatılmış olmaları dışında prensip tamamen aynıdır.
Süreç bağlamında düşünüldüğünde de: Daha sonra ortaya çıkarmak veya dijital olarak görselleştirmek için görüntüyü yakalayan ve kaydeden cihazla elde edilen görüntülere fotoğraf denir.
Bugün üzerinde, birbiriyle savaşan sayısız teorinin üretildiği fotoğraf; modern kameraların optik kalitesine ulaşana kadar, tekniğin ve ışığa duyarlı malzemelerin onlarca yıl mükemmelleştirilmesinin sonucudur.
Fotoğraf, belirli bir anın ışığını kameradan görünenin fiziksel bir izlenimine dönüştürmekten ibaret olsa da; insanlıkta devrim yarattı. Görüntüleri hızlı ve verimli bir şekilde yakalama, daha sonra kurtarabilme ve gösterebilme imkânı ortaya çıkana kadar insanlığın sahip olduğu bilgi, bakış ve hatta gerçek olarak kabul edilen şey; bütünüyle değişti.
Bir Sanat Dalı Olarak Fotoğrafın Gelişim Tarihi:
Bugün hiçbirimiz; sanatçı olarak fotoğrafçının yaratıcı vizyonunu yansıtan, sanatsal fotoğrafçılığın
varlığından kuşku duymuyoruz. Bununla birlikte, fotoğrafçılığın birkaç on yıllık gelişiminin başlangıcında, fotoğrafın sanatsal bir kimliğinin olacağı ya da sanat dalları arasında kendine yer bulacağı beklenmiyordu.
Çevremizdeki dünya hakkında bilgi yakalama ve iletme aracından başka işlevlerinin olacağı da düşünülmemişti. Resim, heykel, tiyatro, müzik, edebiyat ve hatta sinemanın, yanında fotoğrafın; sanat dünyasındaki yerini alması için uzun yıllar gerekmişti.
İlk fotoğraf baskıları ortaya çıktığında, kimse fotoğrafçılığı ciddiye almadı. Sınırlı bir insan çevresi için sadece basit bir şımartma ve eğlence aracı olarak kabul edildi. Teknik sınırlamalar nedeniyle, ne belgesel ne de herhangi bir sanatsal değer olarak görülmesi beklenemezdi.
19. yüzyılda, yalnızca el yapımı bir ürünün sanat olarak sınıflandırılabilme şansının olacağına yaygın olarak inanılıyordu. Buna göre, çeşitli fiziksel ve kimyasal yöntemlerle elde edilen fotoğraf baskıları, sanat statüsünü iddia edemezdi. Zaten ilk kuşak fotoğrafçılar; ilginç teknikler ve yaklaşımlarla görüntülerini ve kompozisyonlarını biraz canlandırmaya çalışsalar da, yine de fotoğraf kamuoyunun gözünde sisli ayna görüntülerinde fazla anlam taşımıyordu.
Fotoğraf, dönemin eleştirmenleri tarafından yalnızca gerçekliğin mekanik bir kopyası olarak kabul edildi.
1930’lara kadar, makaleler ve yayınlar, fotoğrafın bir sanat mı yoksa sadece teknik bir beceri mi olduğu sorusunu tartışırken; fotoğrafçının kendisi değil, tekniğin kilit bir rol oynadığı açıktı.
Bir sanat olarak fotoğrafın gelişiminde birkaç dönem vardır. Fotoğrafın gelişiminin başlangıcında bile, resim sanatına öykünüyordu. Fotoğrafçılar, fotoğrafçılıkta çok iyi bildikleri resimsel teknikleri kullanmaya çalıştılar. Bunu yaparken amaçları, tekniğin ve bireysel becerilerinin seviyesini kanıtlamaktı. Bu tür ilk fotoğraf baskıları portre veya manzara türüne ait konuları içeriyordu (Bkz: Fotoğraf 17).
GENİŞ AÇI
FOTOĞRAF 17: Roger Fenton, 1859
(https://edicticafoto.wordpress.com/category/resenas-de- conferencias/ Erişim Tarihi 11 03 2022)
FOTOĞRAF 18: Chillon Kalesi. Fotografía de Braun Fot:
Eugene Atget (1867) ve resim Courbet (1874) https://edicticafoto.wordpress.com/tag/eugene-atget/
Erişim Tarihi 11 03 2022
Zamanla, kartpostal fotoğrafçılığı ve mühendislik odaklı görüntüler fotoğrafçılığın giderek daha ilginç hâle gelmesine yardımcı olacaktı. Fotoğrafçılar; ressamlara, sanatçının örnekler arşivini kapsayacak şekilde manzaralar, çıplaklar, hayvanlar, bitkiler ve sosyal tip görüntüleriyle, daha fazla görsel materyal sağladılar. Bu, sanatın teknik-optik yönlerinde uzmanlaşmayı, gözlemi ve araştırmayı teşvik etti. Örneğin, Delacroix ve Durieu arasındaki iş birliğinde ve aynı zamanda Courbet’nin gerçekçiliğinde buna tanık oluruz (Bkz: Fotoğraf 18).
Fotoğrafçılar, endüstri nesnelerinin hareketsiz hâlde ürettiği madde tarafından işaretlenen çok sayıda ayrıntı sunan mimari yapıları yansıtmada, tren istasyonları, limanlar ve şehir yaşamının görüntülerinde öncü oldular. 1870’ler ve 1880’ler arasında resim amatör fotoğrafçılığa bakmaya başladı.
Fotoğrafın resme yönelik yeni görünümü, yeni teknik argümanlarla birlikte, mitoloji, sahnelenen portre veya duygusallaştırılmış manzara gibi tamamen resimsel temaları tanıtmasına yardımcı oldu.
19. yüzyılda gazete endüstrisinin ortaya çıkmasıyla fotoğraf; belirli olayların basit bir belgesel kanıtı olma işlevini üstlenmeyi seçerek, toplumsal kabulü artırırken, farkında olmadan, gelecekte klişeleşecek fotoğrafın gerçeği temsil yeteneği konusunun temellerini inşa etmişti. O zamanlar, fotoğrafın dışa vurumculuğu ve sanatından söz edilmiyordu.
Fotoğraf ne zaman gerçekten sanat oldu? Muhtemelen kesin bir tarih verilemez. Ancak fotoğraf tarihçileri, 1856’da meydana gelen önemli bir olayı kendileri için not ediyor. İsveçli Oscar Gustave Rejlander, otuz iki farklı rötuşlanmış negatiften benzersiz bir birleşik baskı yaptı. “Hayatın İki Yolu” adlı fotoğraf, iki gencin hayata başlama tercihleriyle ilgili eski bir destanı anlatıyordu (Bkz: Fotoğraf 19).
FOTOĞRAF 19: Oscar G. Rejlander “Two Ways of Life (Hope in Repentance)” (Hayatın İki Yolu) akademik bir resimsel tarzda yapılmış bir fotomontaj veya kompozit fotoğraf (80X 40 cm)
https://artifex.
ru/%D1%84%D0%BE%D1%82%D0%BE%D0 Erişim Tarihi 14 03 2022
GENİŞ AÇI
...
5 Oscar Gustave Rejlander © Artifex.ru, Fotomontaj, https://artifex.ru
( https://artifex. ru/%D1%84%D0%BE%D1%82%D0%BE%D0 Erişim Tarihi 14 03 2022)
6 Oscar Gustave Rejlander, Fotomontaj, (https://artifex.ru/%D1%84%D0%BE%D1%82%D0%BE%D0%B3
%D1%80%D0%B0%D1%84%D0%B8%D1%8F/%D0%BE%D1%81%D0%BA%D0%B0%D1%80 https://artifex.
ru/%D1%84%D0%BE%D1%82%D0%BE%D0 Erişim Tarihi 14 03 2022)
Bu, akademik resimsel tarzda yapılmış bir fotomontaj veya kompozit fotoğraftır. Resmin konusu basittir:
Bir bilge, iki öğrencisini bir yaşam yolu seçimiyle karşı karşıya bırakarak şölene getirir. Bir yanda gündelik hazlar, diğer yanda erdemler ve af dileyiş ve pişmanlık vardır. Rejlander’in 20 model içeren, 32 negatifinin; görüntüye dönüştürmesi, altı hafta sürmüştür. Zorluk, Rejlander ‘ın tüm karakterleri tek bir odada toplayıp, onları doğru pozisyonlara yerleştirip fotoğraf çekememesiydi. Teknik olanaklar buna izin vermiyordu. Birçok modelde düşünülemeyecek kadar uzun bir deklanşör hızı gerekliydi. Fotoğrafın ilk resmi “yayını” 1857’de Manchester’daki Sanat Hazineleri Sergisi’nde gerçekleşti. Bundan önce, fotoğraf, Buckingham Sarayı’ndaki soylular tarafından övüldü (Büyük Britanya Kraliçesi Victoria’nın kocası Prens Albert, deneysel sanatı çok destekledi). Ancak burjuvazi Rejlander’in çalışmalarını takdir etmedi. Fotoğraf uzun süre alay konusu oldu. Resimle rekabet etmek ve görüntüde çıplak insan bulunması nedeniyle müstehcenlik ve pornografi ile suçlandı. Fotoğraf, Edinburgh’daki İskoç Fotoğraf Derneği’nin sergisinde sergilenmeye geldiğinde, küratörler kompozisyonun “alçak gönüllü” kısmını tamamen perdelemeyi teklif ettiler. Bir eleştirmene göre, Hayatın İki Yolu “ustanın en gürültülü başarısızlığıdır.”5
Gerçek bir kâşif olan fotoğrafçı; üzücü deneyimlerinin ardından, 1875’ te tam bir yoksulluk içinde öldü.
Sorun şu ki, sanatsal fotoğrafçılık o zamanlar şımartıcı ve aptalca bir heves olarak görülüyordu. Rejlander eleştiriler karşısında şöyle yazmıştı:
Fotoğraftan bıktım, özellikle de kompozit fotoğraflardan, çünkü hiçbir kazanç ve memnuniyet getirmiyorlar. Halk sadece benim namusumun olmadığını söyleyerek kusur buluyor. Sözde; ben herkesi yanıltmaya çalışıyorum.6
Ancak Rejlander’in; yıllar sonra adı bir efsane oldu ve çalışmaları hayranlarını buldu.
Oscar Gustave Rejlander; fotoğrafın bulunuşu ile istenen sonuca çok daha hızlı ulaşmanın mümkün olduğuna inanıyordu. Sanatçıların artık fırçalara, boyalara ve resim oluşturmak için çok zamana ihtiyacı yoktu. Çünkü teknik ilerleme bu görevi basitleştirmişti. Rejlander; sanatta fikrin önemli olduğunu ve problemin, bir fırça veya kamera kapağı ile o fikrin nasıl iletileceğine karar vermek olduğunu savundu.
Rejlander daha fazla böyle görkemli işler yapmadı.
Oscar Gustave Rejlander’in yaratıcı yaklaşımı Roma Akademisi’ inde aldığı Klasik Sanat Tarihi eğitimine dayanıyordu. Gelecekte, fotomontaj, çift pozlamanın geliştirilmesi ve çarpıcı çoklu poz fotoğrafçılığı ile ilgili çeşitli deneyler onun adıyla ilişkilendirdi. Ayrıca dünyada selfie çeken ilk kişi olarak modern iletişim tarihe geçti!
Fotoğrafın resim sanatı ile bütünleşme çabaları, 20. yüzyılın ilk on yılına kadar nerdeyse her fotoğrafçı tarafından denenen bir modaya dönüştü. Resimsel fotoğrafçılıkta birçok resimsel efekt ve teknik kullanıldı.
Fotoğrafın uzun süre resmin gölgesinden çıkamadığı söylenebilir. Bununla birlikte, geçen yüzyılın başında fotoğrafın bağımsız bir sanat olarak gelişimi; sanat ürünü unvanını hak eden ilginç fotoğrafların görülebildiği düzenli sergilerle büyük ölçüde kolaylaştırıldı. Bu tür ilk uluslararası sergilerden biri, Alfred Stieglitz tarafından 1905’te New York’ta açılan mütevazi bir şekilde adlandırılan 291 Fotoğraf Galerisi’ydi.
Bu, ünlü sanatçıların isimlerinin fotoğrafçılarla aynı seviyede olduğu, gerçek bir çağdaş sanat sergisiydi.
Fotoğrafın bir sanat türü olarak görülmesine izin veren ilk sanat galerisi olarak kabul edilir (Bkz: Fotoğraf 20).
GENİŞ AÇI
FOTOĞRAF 20: Edward Steichen, Alvin Langdon Coburn, Gertrude Kasebier ve Clarence H.
White yer aldı. (https://es.wikipedia.org/wiki/
Galer%C3%ADa_de_arte_291 Erişim Tarihi 16 03 2022)
FOTOĞRAF 21: Eugen Wiskovski. Ay sahnesi, 1929 (https://nationalgallery.bg/28-eugen-wiskovsky- lunar-landscape-1929-1/ Erişim Tarihi 18 03 2022)
1920 ve 1930’ların başlarında, fotoğrafta, gazete ve dergilerin seri üretimiyle doğrudan ilgili olarak; yeni bir dönem başladı. Popüler fotoğraf tarzı; belgesel ve röportaj fotoğrafçılığı lehine değişti. Belgesel ve sanatsal gerçekleşme, fotoğrafta yavaş yavaş tek bir bütün hâlinde iç içe geçmiştir. Oysa röportaj ve belgesel fotoğrafçılık yoluyla her gün ülkelerinin ve tüm dünyanın tarihini yazan yeni nesil fotoğrafçılar ortaya çıktı. Bu dönemde, ideolojik ve sosyal bileşenli sanatsal ifade, fotoğrafla yakından bağlantılıydı. Fotoğraf, bazı tarihsel gerçeklerin taşıyıcısı, gerçek olayların bir yansıması hâline geldi. Bu bağlamda; 1930’larda çeşitli afişler, fotoğraf albümleri ve dergilerin özel bir değeri vardı (Bkz: Fotoğraf 21). Bu yıllarda, fotoğrafı kendi kendine yeterli bir sanat biçimine dönüştürmeye çalışan fotoğraf sanatçıları toplulukları ortaya çıkmaya başladı.
Çok sayıda fotoğrafçı, İkinci Dünya Savaşı’ nda savaş alanlarında çekim yaptı. Belgesel fotoğrafın yükselişine savaşın çok önemli katkısı oldu.
1960’ların fotoğrafçılığını anlamak için bağlamı dikkate almak gerekir. Vietnam Savaşı, Küba füze krizi, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki uzay yarışı, JF Kennedy suikastı veya Martin Luther liderliğindeki ırk mücadelesi gibi dünyada sayısız çatışmanın yaşandığı soğuk savaşın tam ortasında olan yıllardı (Bkz: Fotoğraf 22).
FOTOĞRAF 22: Eddie Adams’ın “Vietkong gerillalarında infaz” (1968)
(https://eure2011lang.wordpress.com/2011/10/03/eddie-adams-1968/ Erişim Tarihi 20 03 2022)
GENİŞ AÇI
Bu on yıl boyunca hâkim olacak fotoğraf türü, zamanın sosyal gerçekliğini sokakta veya günlük yerlerde fotoğraflanan görüntülerle (ihbar ve çatışma fotoğrafları dâhil) tanımlamayı içeren bir teknik olan sokak fotoğrafçılığını da başlatacaktı.
1960’lar ve 1970’lerde fotoğraflar yeniden bağımsız sanat ürünleri olarak kabul edilmeye hazırdı. Yirmi yıllık süreç, foto gerçekçilik ve çeşitli fotoğraf teknolojileri ve sanatsal tekniklerle cesur deneyler yapılan dönemidir. Bu dönemden başlayarak, fotoğrafın kamuoyunun ilgi çeperinde kalan tüm alanları, nihayet resimden bağımsız bir sanatsal değer olarak sunulma hakkını elde etmiştir.
Fotoğrafçının, fotoğrafa yönelik niyeti ve yaratıcı vizyonunun en önemli an hâline geldiği, yeni fotoğraf denemeleri ortaya çıkıtı ve yaygınlaştı (Bkz: Fotoğraf 23).
O zamanın ünlü fotoğrafçılarının bir kısmı, sanatsal çalışmalarında sosyal eşitsizlik, yoksulluk, çocuk işçiliğinin sömürülmesi vb. gibi ikonik sosyal konulara değinmeye başladılar (Bkz: Fotoğraf 24).
FOTOĞRAF 23: Sergey Falin,
“Dönüşüm Büyüsü” döngüsünden, 1976 (https://rosphoto.org/events/
falin-1970-1990/ Erişim Tarihi 20 03 2022)
FOTOĞRAF 24: Allan Sekula (Photography Against the Grain: Essays and Photo-works 1973-1983 Kitabından) (https://davidcampany.com/allan-sekula-grain-interview- david-campany/ Erişim Tarihi 20 03 2022)
Fotoğraf bir devrimi de, filmden dijital kameralara geçişle gerçekleştirdi. Dijital görüntü formatı, fotoğrafçıların etraflarındaki gerçekliği basitçe yansıtmaktan biraz uzaklaşmasına izin verdi (Bkz:
Fotoğraf 25). Dijital kameraların, bilgisayarların ve grafik editörlerin ortaya çıkmasıyla birlikte, fotoğrafçı;
görüntülerini, izleyicinin; görüntü yaratıcısının vizyonunu tanımasına fırsat verecek şekilde dönüştürme olanağına sahip oldu.
FOTOĞRAF 25: Oleksandr Rupeta, 2016 (Ukrayna) https://www.all-about-photo.com/photo-articles/
photo-article/614/best-modern-photographers-of- january-2020 Erişim Tarihi 20 03 2022)
GENİŞ AÇI
Keşfetme Süreci Olarak Fotoğraf Sanatı:
1970’ler boyunca fotoğraf, kapsamlı bir şekilde araştırıldı ve yan yana koyma ve kolaj ilkesi gibi diğer avangard disiplinlerden ödünç alınan tekniklerle rasyonelleşme ve kurumsallaşmadan tamamen kurtulan bir öz yansıtma ve eleştiri aracı hâline geldi.
Zamanla, fotoğraf performans ve halk arasında bir iletişim aracı hâline geldi. Sonunda güçlendi ve kendi başına yaratıcı bir araç hâline geldi. 20. yüzyıl boyunca, zamanın duyarlılıklarını etkileyen ve fotoğraf sanatının öznel potansiyelini göstermesi için alan açan yeni estetik eğilimler gelişti. Çünkü kameranın, önüne yerleştirilen nesneleri göstermekten başka bir şey yapmadığı düşünülüyordu. Sonunda fotoğrafın bir sanatsal üretim tarzı olabileceği kabul edildi. Ancak sanat olarak fotoğraf; bir kamera tarafından saptanan diğer tüm görüntülerle yollarını ayırması ve ölçekler oluşturması gerekti.
Yaratıcı fotoğrafçılık genellikle yıkıcı unsurların seçimiyle ilgilidir. Görüntüdeki efektler, mizahi veya çift anlamlı çerçevedeki alışılmadık bir mercek veya öğe seçimi; görüntüyü sanatsallaştırabilir. Sanat fotoğrafçılığı; fotoğrafçının gözünden ve zihinsel potansiyelinden beslenen bir görüntü üretim biçimidir.
Sanat olan; son aşamada tamamlanmış sanat ürünü olarak üretilen görüntüdür. Genellikle kişisel bir marka gibi zamanla korunan, fotoğrafçının hassasiyetini görseller aracılığıyla gösteren bir şeydir (Bkz:
Fotoğraf 26).
FOTOĞRAF 26: Suzanne Moxhay, Copse (2014) (https://www.diyphotography.net/artist-combines-matte- painting-collages-photography-create-composites-reality/
Erişim Tarihi 20 03 2022)
Sanatsal fotoğrafçılığın temel özelliği, kamera arkasında eğitimli ve bilinçli bir öznenin başka bir ifadeyle sanatçının bulunmasıdır. Sanatsal bir fotoğrafın neye sahip olması veya olmaması gerektiğini söyleyen hiçbir yönerge yoktur. Bununla birlikte ortak payda; fotoğrafı güzel bir görüntüden daha fazlası olarak aşan, bilinçli bir arayışın bulunması gerekliliğidir. Yaratıcı ilhamı uyaran her şey olabileceği gibi diğer sanatlardan da gelebilen, kapsamlı bir sanatsal arayış da olacaktır.
Fotoğraf makinesine sahip bir fotoğrafçı, en iyi fotoğrafını arayan maceracı bir kâşif midir? Temel olarak, gözlerinin kaydettiği ritmine göre yaşayan, görüntülerin çok ötesinde olabilecek gerçekleri ve anlamları ortaya çıkaran bir gözlemcidir. Fotoğraf sanatçısı olmak, bakmayı ve her şeyin gizli anlamını görmeyi öğrenmekle başlar. Teknolojik gelişmelere rağmen, fotoğrafçılık onlara çok fazla bağlı değildir; çünkü bir fotoğraf sanatçısı nesnesine kamerasından daha fazla öncelik verir. Kamera sadece bakışını sürdürmek için bir araçtır.
GENİŞ AÇI
Tüm fotoğrafçıların, dünyayı görme biçimlerini, bakış açılarını, düşünme ve hissetme biçimlerini ilk görüntülerden ortaya çıkaran, kendi tarzları vardır. Bu sanat; fotoğrafçının kendi sınırlarından kurtulabilmesinin bir yoludur. Çünkü bu üretim biçimi onu diğeriyle ilgilenmeye ve onları anlamaya zorlar. Gerçeklikle bağlantıyı destekleyen, zaman zaman da aralarındaki gerilimi yükselten bir etkinliktir.
Nesnenin nasıl yakalanacağını bilmek önemlidir. Ancak görünmeyen şeyi önerebilmek ve gösterebilmek de önemlidir.
Sanatsal fotoğrafçılık, stillerin bir kombinasyonudur (Bkz: Fotoğraf 26). Fotoğrafta sanatı tanımlamak, muğlâklıklara girmektir ve onu harekete geçiren de aynı muğlâklıktır.
Sanatsal fotoğrafçılığın arkasında, fotoğrafçısından yola çıkan bir hikâye anlatma gücü vardır.
Karşılaştırma mümkünse, çerçevelerden ve piksellerden oluşan bir tarihçedir. Bunun sonucunda her şemanın sanatsal anlamda zamanın akışıyla birlikte kırılmaya ya da kendini yeniden keşfetmeye meyilli olduğu dikkate alınır. İnsanlık ilerledikçe kendini ifade etme biçimi de gelişir. Fotoğraf her gün yeni planlar, yeni düşünce dalları, ihtiyaçlar ve ilgiler edinir.
Sanatçı görüntü dünyasında kendisini arar. Fotoğrafları ise kendisini keşfetme sürecinin öyküleridir.
Felsefenin Fotoğraf Tartışmaları:
Fotoğrafın başlangıcından bu yana yeni bir bilgi aracı olmaktan çok daha fazlası olduğuna şüphe yok.
Geniş dağılımı ve kameraların geliştirilmesi ile birlikte, fotoğraf olgusunun kendisi yeni anlamlar kazanmıştır. İlginç bir şekilde, fotoğraf, teknoloji sayesinde, tarihin ve toplumun hızlanmasının tam başlangıcında ortaya çıkan zamanı “durduran” teknik bir araçtır. Yeterince betimlenmesi ve anlaşılması gerektiğinden, toplumdaki herhangi bir önemli görüngü değişmez bir şekilde bir sorun olarak hareket eder. Bu nedenle 20. yüzyılda hem fotoğrafik görüntünün ontolojisinin hem de toplumdaki işleyişinin felsefi bir yansıması ortaya çıkıyor.
Fotoğrafın kilit filozofları arasında Roland Barthes, Willem Flusser, Dietmar Camper, Susan Sontag, Jean Baudrillard gibi yazarlar yer alır. Friedrich Nietzsche, Ernst Jünger ve Walter Benjamin gibi ünlü düşünürler fotoğrafa karşı tutumlarını yazdılar. Hem 19. yüzyıl medyasının öncüleri (Nadar, William Henry Fox Talbot, Hippolyte Bayard) hem de 20. yüzyılın ustaları (Henri-Carte Bresson, Edward Weston, Diana Arbus ve diğerleri) fotoğraf olgusunu teorik olarak anlamaya çalıştılar. Aynı zamanda, çoğu filozof, analizlerinin ana yönünü fotoğrafın kendisine değil, bir kişiyi nasıl etkilediğine ve onunla nasıl ilişki kurduğuna yönelttiler.
İnsan kendini model alarak araçlar yaratır. Sonunda durum tersine döner ve insan kendi aracını;
kendisinin, dünyanın ve toplumun bir modeli olarak alır. Bu süreç, aletlerin yabancılaşmasıdır.
Varsayımsal bir on sekizinci yüzyıl makine felsefesi, aynı zamanda antropolojinin, bilimin, siyasetin ve sanatın, daha spesifik olarak mekanizmanın bir eleştirisi olacaktır.
Bir fotoğraf felsefesi bugün aynı kaderi paylaşacaktır: Tüm antropolojik, bilimsel, politik ve estetik yönleriyle işlevselciliğin bir eleştirisi olacaktır.
Fotoğraf kategorilerinde düşünmeye başladığımız öne sürülen hipotez, varlığımızın temel yapılarının bir dönüşümünü ima eder. Bu klasik bir yabancılaşma sorunu değil, örneğine sahip olmadığımız varoluşsal bir devrimdir. Tek kelimeyle, yeni bir bağlamda özgürlük sorunuyla ilgili bir dönüşüm. Tabii ki, bu soru yeni değil: nihayetinde tüm felsefeler bir noktada bunun üzerine düşünmeye başladı. Ama bunu tarihsel doğrusallık bağlamında yaptılar. Yaklaşımı kısaca şuydu: Her şey “koşulluysa”, insan özgürlüğünün nerede yeri olacak?
GENİŞ AÇI
Fotoğraf pratiğini bilinç düzeyine çıkarmak için fotoğraf felsefesi gereklidir ve bu önemlidir. Çünkü böyle bir uygulama genel olarak post-endüstriyel bağlamda bir özgürlük modeli sunar.
Fotoğraf felsefesi, aygıtların egemen olduğu bir dünyada özgürlüğün olanağını dolayısıyla var olma nedenini göz önünde bulundurma misyonuna sahiptir.
Fotoğraf evreni, değişen, çeşitli renklere sahip bukalemun benzeri bir karaktere sahiptir. Aletler, düşünceyi simüle eden sistem araçlarıdır. Fotoğraf evreni, toplumu bir veri toplumu olmaya programlamaktadır.
Aygıtlar, kameraların bir ürünü olan bu evreni programlar.
Fotoğraf evrenine girmek, dünyayı fotoğrafa göre bilmek, denemek, değerlendirmek demektir. Alıcılarını, tasarlanmış davranışlar için programlar. Eskiden yazılar görselleri anlatırken, günümüzde fotoğraflar gazete haberlerini betimliyor. İnsan ve aygıt arasındaki mücadele, felsefede ortaya çıkarılması gereken bir etkinliktir.
Fotoğraf çekmeyi bilenler her zaman deşifre etmeyi bilmese de herkes fotoğraf çekebilir.
Flusser için, bir araç olarak yazmak, zamanı kavramanın belirli bir yolunu teşvik eder. Fotoğraf, sinema ve programlama, özneleşme süreçlerinde farklı zamansallık modları inşa eder. Flusser; tarihin doğrusal yazı olmadan algılanabilir olmadığını öne sürer:
Son zamanlarda tarihin tam anlamıyla mümkün olması, alfabenin icadı sayesindedir ve aslında, alfabe olayları düzelttiği için değil, onun icadından önce herhangi bir olayı değil, yalnızca olayları düşünmek mümkün olduğu için mümkün olmuştur. (Flusser 2004, s. 100).7
Bu açıklamanın açılımında, yalnızca alfabeye hâkim olabilenlerin tarihsel bir vicdanı olduğunu savunur.
Flusser’ e göre; uygarlığın başlangıcından bu yana iki temel değişim anı yaşandı. İlki MÖ ikinci bin yılın ikinci yarısında gerçekleşen; doğrusal yazının bulunuşuydu. Tanık olduğumuz ikincisi ise teknik görüntülerin bulunuşudur.
Ortografik betimleme yoluyla dünyayı anlamak uzun zamandan beri mümkün olmaktan çıkmıştır.
Dünyayı kendi anlayışına açma arayışında olan bilim; gitgide daha çok düşüncenin imgeleri olan sayılara, kelimelere değil sentetik görüntülere başvurmamız gerektiğine dair derin bir kanaate sahiptir. Bu gerçek bir düşünce devrimidir.
Kültürel Devrimler Ve İmaj kültürü:
Yaklaşık dört bin yıl önce alfabetik kod bulunduğunda, deneyimlerimizde ve hareket etme biçimlerimizde tam bir dönüşüm gerçekleşti.
Yazının bulunuşundan önce, geleneksel imgeler, dünyanın haritaları olma işlevini yerine getiriyordu ve bu imgelerin yapısı, dünyaya özel bir bakış biçimini ima ediyordu. Flusser’ in mitsel-büyülü bilinç dediği şeydir. Bir şeyin görüntüsünü oluşturmak, öncelikle uzaktan bir yaratma eylemidir. Bir şeyi çizebilmeniz, yani onu görebilmeniz için nesneden uzaklaşmanız gerekir.
İmge, gelecekteki aktivite için bir yönelim hâline gelir ve pragmatik bir statü verilir. Bu noktada Flusser’ ın Fotoğraf Felsefesi’nin ilk bölümünde ortaya koyduğu görüntü tanımını hatırlayalım:
...
7 Flusser, V. (2004). “Dijital görünüm Hakkında Düşünmek. “. Sinema 2 dergisi 2004 Bahar Sayısı, s:351-365 Buenos Aires
GENİŞ AÇI
Görüntüler önemli yüzeylerdir. Çoğu durumda bunlar dışsal bir anlama gelir ve uzay-zamanın dört boyutunu bir düzlemin iki boyutuna indirgeyerek bunu bizim için tasavvur edilebilir hâle getirme amacına sahiptir (Flusser, 2001, s. 11).8
Genel olarak, fotoğrafa en sık rastlanan yaklaşım, semiyotik yaklaşımdır. Örneğin, Barthes ve Flusser’ ın ifadelerine göre fotoğraf her zaman bir anlam taşır. Ancak göstergebilimsel bir nesne olarak ya bir görüntü ya da bir metin olarak düşünülebilir. İmge bir süreklilik bütünüdür. Bir gestalt olarak algılanan “analog”
bilgidir.
Fotoğraf felsefesinde en sık karşılaşılan konulardan biri de özgünlük sorunudur. Fotoğrafik olarak doğru bir görüntü, gördüğü şeyin gerçekliği hakkında örneğin resim yapmaktan daha fazla soru ve şüphe uyandırır.
Fotoğrafın özü nedir?“Gerçekliğin özümsenmesi” mi? Ancak bu, nesnelerin veya olayların edinimi değil, eklemlenmelerinin edinimidir. Bir başka söylemle, nesnenin dünyadan ayrılmasıdır.
Fotoğrafın; bir nesnenin değil, “dünyanın” edinilmesi olduğunu söyleyebiliriz. Gerçek dünyanın
değişkenliğinden kaynaklanan yaşam kaygısını yatıştırmak için tasarlanmış statik bir fantezi dünyasının…
Fotoğrafın gerçekçiliği, çerçevenin ifadesinden çok onun ikonikliğiyle yaratılır. İnsan acısı, ıstırabı, kahkahası ve neşesi hakkında tanınabilir bir hikâye gibi. Okunan bir şey… Yüzyılın en iyi fotoğraflarının herhangi bir seçimine bir göz atın. Benzersiz bir gerçeklikten çok, anlaşılır bir evrensellik, fotoğrafçının hümanist bir bakış açısıyla birleştiğinde, gerçeğin ardından yazılanları göreceksiniz. Bu nedenle, efsanevi fotoğrafları düşünürken çoğu zaman rahatsız eden fotoğrafçının görünüşüdür. Ne de olsa, kameranın tarafsızlığı, onu tutan gerçek kişi için ahlaki bir gerekçe sağlamaz.
1936’da Walter Benjamin, “Teknik Yeniden Üretilebilirdik Çağında Sanat Yapıtı” adlı makalesinde, fotoğraf ve sinemanın gelişiminin kültürde kitlesel karakter ve ideolojiyi ön plana çıkardığına dikkat çekti. Onun görüşüne göre, yeni teknolojilerle, gerçeklik görüşü temelden değişiyor: Sanatçı ondan her zaman doğal bir mesafedeyse, operatör bu mesafeyi ihlal ediyor, gerçekliğin daha derinlerine iniyor, onu bölüyor ve sonra onu parçalardan yeniden yaratıyor.
Benzer bir paradoks Jean Baudrillard tarafından “Fotoğraf ya da Işık Mektubu” adlı makalesinde, kelimeler üzerinde parlak bir oyunla formüle edilmiştir:
Fotoğrafın nesnel temsili olarak adlandırılan mucizesi, nesnel olmayan bir dünyanın radikal bir ifşasıdır. Dünyanın nesnellik eksikliğinin kamera merceği tarafından ortaya çıkarılması paradoksaldır.9
Bir şey açıktır: Kendini ifade etmenin bir yolu ve dünya hakkında bir hikâye olarak fotoğraf vardır. Ancak aynı zamanda fotoğraf; yaratıcının, yapmaya çalıştığı bir tür sentetik iş için araç olarak onunla birlikte bulunur.
Sonuç:
Fotoğrafı ister bir buluş ister bir keşif olarak kabul edelim; fotoğrafın günümüzde temel özellikleri önemli ölçüde değişmiştir. Bu nedenle artık hem adını hem de tanımını Joan Fontcuberta’ ın “Judas’ın Öpücüğü:
Fotoğraf ve Gerçek ”adlı kitabında değindiği gibi yeniden düşünmek gerekir.
...
8 Flusser, Vilem (2001). Towards a Philosophy of Photography (“Bir Fotoğraf Felsefesine Doğru”), Reaktıon Books, s:11 9 Debrix Francois, (1999 )Jean Baudrillard: Photography, Or The Writing Of Light, https://journals.uvic.ca/index.php/ctheory/
article/view/14605/5462,Erişim Tarihi 26.03.2022
PORTRE
Levend KILIÇ
Röportaj / Hatice ATAÇ
1- Sizi daha yakından tanıyarak başlamak istiyoruz. Levend Kılıç kimdir, fotoğrafa yaklaşımınız, kitaplarınız, eserlerinizle bize kendinizi daha yakından tanıtır mısınız?
Her şeyden önce sizlere teşekkür ederim. Fotoğrafın teknik, yeni makineler gibi yaygın olarak konuşulan hususları dışında fotoğrafın daha temel meselelerinden birisi olan keşif ve icat sözcüklerinden yola çıkarak bir araya geldik.
1953 yılında Eskişehir’de doğdum. Eskişehir’de ilk ve orta eğitimimden sonra, 1976 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Basın Yayın Yüksekokulunu bitirdim. Daha sonra tekrar Eskişehir’e dönerek şimdiki adı Anadolu Üniversitesi olan kuruma girdim. Asıl giriş nedenim o zamanlar kurulmakta olan Türk-Alman ortaklığında, renkli televizyon projesi idi. Benim asıl alanım televizyonculuktur. Yapım- yönetim hocasıyım. Bu alanda hem uygulamalı hem de pratik çalışmalarım bulunmaktadır. Daha sonra Türkiye’de ilk kurulanlardan birisi olan Eskişehir İletişim Fakültesinde kurucular arasında yer aldım.
Yaklaşık 46 yıldır ders veriyorum. Akademik olarak doktora, doçentlik sonrasında 1993 yılından bu yana ise profesörüm.
Fotoğrafa 1971 yılında başladım. Başladığım dönemde çok genç olmama rağmen okuduğum okulun niteliği itibariyle bilgiye yön vermek önemli idi. Ancak 1970-71 yıllarında okumaya başladığım dönemler, Türkiye’de sağ-sol olaylarının yoğun olduğu yıllardı, özellikle Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Basın Yayın Yüksekokulu birçok sol grubun menşei olduğu bir okuldur. Bu ortam içinde fotoğraf ile ilgilenmeye yöneldim. Karanlık odalarda sabahladığım olmuştur. Ama bir süre sonra hemen fotoğrafın teknik ve sosyal yönünü okumak gerektiğini fark ettim. Ve Türkiye’de Aydemir Gököz’ün kitabı dışında, okunacak kitap yoktu. Bir de Ankara’da bulunduğumdan Amerikan Kültür Derneğine gelen dergiler bulunmakta idi. O dergileri yoğun inceleyerek, bir şeyler öğrenmeye çalışıyordum. Sonraki yıllarda Anadolu Üniversitesinde göreve başlayınca bu işleri daha ciddi yürütmeye başladım. Diğer taraftan Anadolu Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesinin kuruluşunda da yer alarak, ders kitabı nasıl hazırlanır, televizyon programı nasıl hazırlanır gibi teknik süreçleri yanında eğitim malzemesi nasıl hazırlanır gibi çok ciddi eğitim grupları içinde yer aldım. Bunlar uluslararası uzmanlar tarafından var olan eğitim modellerini yakından inceleyen, eğitimi kapsayan ciddi bir süreçti ki sonucunda açık öğretim fakültesi ortaya çıktı.
İlk kurucu takım içinde yer alıyorum. Bu sürecin fotoğraf ile ilgisi; bir konunun bir ders malzemesi, bir kitap olarak nasıl bir cümle yapılarının oluşturulması, nasıl bir görsel düzen içinde yer alması, bölümlerin yapılanması, görsellerin yerleştirilmesi ki hepsi profesyonel bir iştir. Bu öğrendiğim işi fotoğrafın alanına
PORTRE
sokmak için büyük bir çabaya girdim. Fotoğrafa Başlarken kitabım ve arkasından gelen kitaplarım,
sözlüklerim, bunun ürünüdür. İşin özü şudur, bildiğim şeylerin, benim tarafımdan hazırlanarak, insanlara ulaştırılmasıdır. Ben bu toplumun verdiği olanaklar ile memleketimin iyi okullarında okudum. Bir memur çocuğu olarak, iyi bir eğitim hayatım oldu. Çalıştığım kurumlarda devlet tarafından olanaklar da sunuldu.
Neden ben bunları fotoğrafın alanına yöneltmeyeyim diye ilk günden beri büyük bir çaba içindeyim. Bu çaba ile kitaplarımı oluşturdum. Bütün amacım fotoğrafın hem teknik sürecini anlaşılabilir bir şekilde ortaya koymak, hem de bunun dünyadaki sosyal, kültürel, sanatla olan ilişkisini okuyuculara tanıtmaktır.
2- Temel Fotoğrafçılık kitabınızda, Fotoğrafın Bulunuşu diye bir alt başlık bölümü mevcut.
Burada tarihsel sürece bakıldığında, fotoğraf sözcüğünün ilk kez İngiliz Sir John F.W. Herschel tarafından 1840 yılında kullanıldığını belirtiyorsunuz. Ve Sir John’un yakın arkadaşı İngiliz bilim adamı William Henry Fox Talbot’un uyguladığı yeni yöntemle elde ettiği görüntüye fotoğraf adını verdiğini ekliyorsunuz. Devamında ise fotoğrafın “ikinci kez bulunuşu” tanımlaması kullanıyorsunuz. Fotoğraf ve bulunuşu süreçlerini detaylı olarak açıklar mısınız?
Fotoğraf ve Sinemanın Toplumsal Tarihi kitabına dikkatli bakıldığında şu görülür. Yüzey üzerine resmetmeyi farklı dönemlerde ortaya çıkışının kendi döneminde teknolojilerle ilgili olduğunu ve döneminin siyasal rejim ve düşünceler ile bağlantılı olduğunu anlatan bir kitaptır. Bu nedenle kitapta bir tarafta teknoloji, bir tarafta fotoğrafçılık ile birlikte Auguste Comte, John Stuart Mill, Alexis de Tocqueville, Karl Marx ve Engels gibi isimler görürsünüz. Hatta bana Marx’ın fotoğrafçılıkla ne ilgisi var diye sormuşlardır. Ama bunlar fotoğrafın bulunduğu dönemde birlikte olan durumlardı. Nasıl ki Sanayi Devrimi’nden sonra demir yolu, telgraf, telefon, buhar gücü aynı anda hayata girdiyse, bunlar hayata girdiğinde teknoloji ile birlikte, siyasal, siyasi düşüncelerde de akıl düşünceleri dediğimiz Auguste Comte’
un pozitivizm, Tocqueville’ in demokrasi anlayışı, John Stuart Mill’ in hürriyet anlayışı, Marx ve Engels, sınıfsal bakış açısı, hep aynı döneme denk gelmiştir. Yani aynı dönemde Comte, pozitivizm ilkelerini yazarken, Mill, hürriyet kitabını yazarken, Marx ve Engels, Komünist Manifesto’yu yazıyordu. Aynı dönemde de Niépce ve Daguerre ise fotoğrafın bulunuşunu gerçekleştiriyordu. Bunlara ben bağlamsal anlayış diyorum, bağlamsal olarak birbiriyle ilgilidir.
Bir yüzey üzerinde görüntünün ışık yoluyla oluşturulması, elimin duvar üzerinde gölgesinin çıkması, çizim, boyama değildir. Işıkla yapılan resme, görüntü denir. Bu noktada parantez açarak belirtmek istiyorum. İngilizceden kaynaklı iki sözcük vardır. Image ve picture. Picture, yüzey üzerine yapılan resme verilen addır. Işık yoluyla yapılan resme ise görüntü (image) adı verilir.
Fotoğrafa gelecek olursak, iki temel süreç vardır. Birincisi yüzey üzerinde görüntünün oluşturulması, bu ise camera obscura ile sağlanır. İkincisi ise, ışığa duyarlı maddelerin bulunması. Cisimler üzerinde ışık ile renk değişimleri biliniyordu. Bunların belli bir yere konsantre edilerek kullanılması bir icattır. Fotoğrafın bu anlamda yeni bir resmetme tekniği olarak bulunuşu (icat anlamında kullanıyorum), yüzey üzerinde ortaya çıkan görüntünün duyarlı bir yüzeyde kayıt edilip, sabitlenmesidir. Bu teknik bir süreçtir ve icattır.
Yüzey üzerine yapılan resmetmelerin, tarihsel süreç içinde üç kez bulunuşunu söylüyorum. Birinci bulunuşu fotoğrafın teknolojik bulunuşudur. Niepce tarafından 1826 tarihinde bir resmetme tekniği olarak bulunuşudur. İkinci bulunuş 1839’da ise resmi olarak kaydedilmesidir. Bunun ile ilgili dokümanları kitaplarımda belirtmişimdir. Bu fotoğrafın Daguerre tarafından, İngiltere’deki akademiye başvurarak kayıt edilme tarihidir. Zaman içinde bu resmetme tekniğini alarak, tekniğin kendine özgü özelliklerini alarak, sanatın ortamına sokulmasını ise üçüncü bulunuşudur. Yani resmetme, çoğaltma ve sanatın ortamında olarak fotoğrafın üç bulunuşu.