• Sonuç bulunamadı

Cinayet Suçu İşleyen Kadın Hükümlülerde Din Algısı: Ankara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Örneği

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Cinayet Suçu İşleyen Kadın Hükümlülerde Din Algısı: Ankara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Örneği"

Copied!
32
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Cinayet Suçu İşleyen Kadın Hükümlülerde Din Algısı:

Ankara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Örneği

Perception of Religion in Women Prisoners who Committed Murder: Example of Ankara Women’s Prison

 

Belgizar Özbek Doktora Öğrencisi Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü E-posta: [email protected]

Orcid: 0000-0002-6269-1834 Ankara / Türkiye

PhD Student Ankara University Institute of Social Sciences E-mail: [email protected]

Orcid: 0000-0002-6269-1834 Ankara / Turkey

* Bu makale, yazarın Cinayet işleyen kadınlarda din algısı: Ankara Kadın Kapalı Ce- zaevi örneği başlıklı yüksek lisans tezinden üretilmiştir.

Türk Din Psikolojisi Dergisi

Turkish Journal for the Psychology of Religion Makale Türü ● Article Type

Geliş Tarihi ● Received Kabul Tarihi ● Accepted

Araştırma ● Research

24 Nisan 2020 ● 24 April 2020 10 Haziran 2020 ● 10 June 2020

(2)

Ö z e t

İnanç, soyut bir kavramdır. Birey bu kavramı, kendi kültürü, sosyal ha- yatı ve psikolojik yapısı ile harmanlayarak kendi dünyasına alır. Bu ça- lışma, öldürme suçu işleyen bireyin manevi değerler çerçevesinde oluş- turduğu din algısını konu etmektedir. Bireyin din algısının, çocukluğun- dan itibaren yetişkinlik dönemine kadar hangi temeller üzerine inşa edildiği, din algısı ve suç ilişkisinin anlaşılmasında büyük bir öneme sa- hiptir. Araştırma, adam öldürme suçundan hüküm giymiş olan 38 ka- dının katılımıyla nitel çalışma yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Çalışma 2009 yılında Ankara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki adam öl- dürme suçundan hükümlü yetişkin kadınlarla sınırlıdır. Mülakat tekni- ğinde yarı yapılandırılmış sorularla bu hükümlülerin mensubu oldukla- rını ifade ettikleri dine, dini değerlere ve pratiklere yaklaşımı ortaya çı- karılmaya çalışılmıştır. Çalışmamıza katılan hükümlü kadınların kendini Müslüman ve dindar olarak tanımlamaları önemlidir. Araştırmamızda ortaya çıkarılmak istenen temel problem, İslam dininde büyük günahlar arasında kabul edilen “cinayet-öldürme” suçunu işleyen Müslüman ka- dınların, zihin dünyasında nasıl bir din algısı olduğu, bu algıyı oluşturan ve destekleyen temel noktaların neler olduğudur. İlk olarak kadın hü- kümlülerin demografik özellikleri belirlenmiştir. Daha sonra hükümlü- lerin çocukluk döneminden itibaren dini bilgi kaynakları ortaya çıkarıl- mak için sorular yöneltilmiş, dini kavramlara, dini ritüellere yaklaşımla- rının anlaşılmasını sağlayacak sorularla derinlemesine mülakat yapılarak çalışma tamamlanmıştır. Katılımcıların ifadelerinde kişisel hayat öykü- leri ve bireysel deneyimleri de onların suçla ilişkisi açısından önemle kaydedilmiştir. Mülakat soruları kadın hükümlülerin anlatım akışı bo- zulmadan sorulmuş, çalışma sonunda bulgular ortak temalara göre gruplandırılmış ve kuramsal-psikolojik yaklaşımlar çerçevesinde değer- lendirilmiştir. Kadınlar tarafından işlenen cinayetlerin genellikle ‘’hırpa- lanmış kadın sendromu’’ sonucu olduğu bulgularla ortaya çıkan sonuç- lar arasındadır. Toplumumuzda eşe ve aileye itaatin bireyler üzerinde ne kadar etkili olduğu açıktır. Bu etki sonucunda anlaşmazlıkları çöze- meyen ve gereken desteği bulamayan kadınlar kendilerine veya en ya- kınına zarar verecek bir hale gelmektedir. Bu durumun yaşanmasında dinin kadına verdiği önem ve problem çözmede gösterdiği metotlar ko- nusunda kadın hükümlülerin doğru bir rehberlik almadığı ifadelerinden anlaşılmaktadır. Sonuç ve öneriler kısmında araştırmacının yaklaşık üç yıl boyunca ceza infaz kurumdaki gözlemlerine de yer verilerek değer- lendirmeler yapılmıştır. Araştırma sonunda yapılan değerlendirme ve önerilerin kadınlar açısından özellikle öldürme suçunu önleyici tedbir- ler alınmasında katkı sağlaması umulmaktadır.

A n a h t a r K e l i m e l e r

Din psikolojisi • Din • Din algısı • Suç • Kadın suçluluğu

(3)

A b s t r a c t

Faith is an abstract concept. Individuals blend their personal values, their psychological make-up, social values and internalize them as faith.

This study focuses on the perception of religion in the frame of spir- itual values created by an individual who committed murder in his/her past. It is very important to understand what the basis of an individual’s perception of religion was built on from childhood to adulthood in order to comprehend the relation between perception of religion, and crime. The research was conducted via qualitative method interviewing thirty-eight female prisoners convicted of murder. The study is limited to adult women who were at the Ankara Penitentiary for Women in 2009. Applying the semi-structured questions of the interview tech- nique, our aim was to reveal the approach to the religion, religious val- ues and practices that the prisoners embraced. It was important that the subjects who participated in our study defined themselves as reli- gious. The main problem that was desired to be revealed in our re- search is how Muslim women, who committed the crime of “mur- der/killing” which is accepted to be of the grave sins in religion of Islam, perceive religion, and what are the main points that make up and support this perception. First, the female prisoners’ demographic characteristics were determined, then questions were raised to reveal sources of religious information from their childhood, and in-depth interviews were completed with questions that would reveal their ap- proach to religious concepts and religious rituals. Personal life stories and individual experiences were also recorded. The findings were grouped according to common themes, and evaluated in accordance with the theoretical-psychological approaches. The fact that murders committed by women are generally a result of "the battered woman syndrome" is among the findings. It is clear that the society implies that women should obey their spouses and families. As a result of this ef- fect, women who cannot resolve disputes and cannot receive the nec- essary support become detrimental to themselves and/or those closest to them. It is understood from their statements that the women do not receive proper guidance regarding the importance given to them in re- ligion, and the methods in problem solving. As a conclusion, evalua- tions were made based on the researcher's experience interacting with and observing the female convicts in prison over three years. It is hoped that the evaluations and suggestions will contribute to any measures in favor of women especially for preventing them from com- mitting murder.

K e y w o r d s

Psychology of religion • Religion • Perception of religion Crime • Criminality of women

(4)

G i r i ş

Herhangi bir dine mensup olmak, kişi tarafından bu dinin inanç esaslarının bilinmesi, kabul edilmesi ve bağlanılması anlamına gelmekte- dir. Bu ise inançlarımızın hem bilişsel ve duygusal hem de iradi olduğunu göstermektedir. Dini inanç insanı tüm yönleriyle etkiler. Bireyin psiko- lojik yapısında (bilinç ve bilinçaltı), sosyal ilişkilerinde, hayata dair ken- dini konumlandırmasında ve olayları anlamlandırmasında dini inancın etkisi büyüktür. Sosyal sistem içinde var olan her dini inanç, değerler, pratikler sosyal-kültürel hayatımızla birebir ilişki içindedir (Tatlılıoğlu, 2013: 894).

Bu ilişkiler ağı zaten karmaşık bir yapısı olan kişinin psikolojik dünyasında anlamlandırılmaya muhtaçtır. Din tam da bu bağlamda, psi- kolojik gerilimleri ve eğilimleri dengede tutan bir güven ilişkisi olarak önemli bir fonksiyonu yerine getirmektedir (Hökelekli, 2010: 168). Peck (2015), danışanlarına yaklaşımda onun inançlarını bilmenin önemine şu sözleriyle vurgu yapmaktadır: ‘Her insan -ne denli sınırlı, ilkel ya da ger- çek dışı- olursa olsun bir dünya görüşüne, bir anlayışa sahip olduğuna göre her insanın bir dini var demektir. Bu gerçek son derece önemlidir.

Bir terapistin hastasının nasıl bir dünya görüşüne sahip olduğunu öğren- mesi gerekir. Çünkü bir hastanın dünya görüşü aslında onun sorunları- nın önemli bir bölümüdür ve hastanın tedavisi için bu görüşün önemi büyüktür. Peck (2015) meslektaşlarına “hastanız dinsiz olduğunu söylese de onun hangi dine mensup olduğunu bulun’’ şeklinde önemli bir tavsi- yede bulunmuştur (Peck, 2015: 195).

Dini inanç ve pratikler, atalarından devraldığı normlar ve yaşadığı kültürel ve sosyal normlar arasında kalan ve her ikisine de uyum sağlama çabasında olan bireylere önemli katkılar sağlamaktadır (Armaner, 1980:

129).

İnsanı tanıma ve onunla ilgili problemleri çözmede bireyin inanç- larının etkisi kabul edilen bir gerçekliktir. Araştırmamızda ortaya çıkarıl- mak istenen temel problem de İslam dininde büyük günahlar arasında kabul edilen öldürme suçunu işleyen Müslüman kadınların zihin dünya- sında nasıl bir din algısı olduğu ve bu algıyı oluşturan, destekleyen temel noktaların neler olduğudur.

a. Kavramsal Çerçeve

a.a. Din: Allah’ın peygamber aracılığı ile gönderdiği ve her konuda insanları, akıl, irade ve istekleri doğrultusunda dünya ve ahirette hayırlı olan şeylere ulaştıracak bir sistemdir. İnananın tabiatüstü özelliklere sa- hip olarak kabul ettiği Yaratan ile kurduğu ruhsal ve manevi ilişkisidir.

(5)

Öte yandan din hem bireyi hem de toplumları etkileyen sosyo-kültürel bir kurumdur (Armaner, 1980: 75).

Dünyadaki varlığını, ölüm ve ölümden sonrasını anlamlandırmak için bireyin inanma ihtiyacı vardır. İnsan inanma ihtiyacını kutsal ve her şeye kadir olan bir güce teslim olarak gidermekte ve anlam arayışlarına cevap bulabilmektedir (Tarhan, 2009: 155). Bu cevap arayışları sonu- cunda tatmin olmak, insanın kendisini saygın ve varlığını anlamlı hisset- mesi demektir. Kişinin, kendi varlığının değerini kavrayamaması, kendisi ile yabancılaşması aslında Yaratıcısı ile yabancılaşması anlamına gelmek- tedir (Özdoğan, 2007: 197). Semavi dinlerin sonuncusu olan İslam dini evrensel bir dindir ve insanın kendisiyle barışık, huzurlu bir hayat sür- mesi için gereken tüm kuralları da evrensel bir ahlak sistemi olarak or- taya koymuştur. Onun “Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” felsefesi tüm insanlığı kuşatıcı ve huzuru sağlayan ana düsturu- dur (Özdoğan, 2009: 115). Bu düşünce ile hareket eden bireyler kendi davranışlarını bir iç disiplin ile kontrol ederler. Konrol edemedikleri du- rumlarda ise aşkın bir gücün konrolünün varlığına olan inançları hayat- larını gerginlikten ve aşırı kaygıdan uzak tutar.

Kaplan (2011: 65) dinin insan üzerindeki olumlu etkisine vurgu yaparken şunları söylemektedir: “Dini inançlar, olayların tesadüfî olma- yıp ilahi bir planın parçası olduğunu, olumsuz olayların olumlu bir ya- nında olabileceği ve her şeyin bir Yüce Tanrının kontrolünde gerçekleş- tiği şeklindeki öğretileriyle insanlara yaşadıkları olumsuz olaylarla başa çıkmada yardımcı olmakta, onlara kendi kontrolleri dışında olan olayla- rın kontrol dâhilinde olduğu izlenimi vermekte ve rahatlatmaktadır. Bir başka ifadeyle, dini inanç sistemleri insan doğasında var olan varoluşsal kaygıları teskin eden, insanın anlam, ahenk, düzen ve en önemlisi adalet duygusuna hitap eden unsurlar içermektedir.”

Sosyal bir varlık olan insanın davranışlarını ve olaylara yaklaşımları elbette ki içinde yaşadığı kültürün ve kabul ettiği dinin değerlerinden ba- ğımsız düşünülemez. İçinde doğup büyüdüğü kültür ve din, onun haya- tını dünyaya gelişinden itibaren şekillendiren bir dinamizmdir. Bu dina- mizm her bireyi farklı ölçüde etkilemektedir. Bu yüzden bireylerin haya- tındaki din ve dindarlık kavramlarının yansımalarını genel ifadelerle açık- lamak oldukça zordur (Yapıcı, 2007:101).

a.b. Din Algısı: Topçu’ya (2014: 138) göre algı; zihnin, duyumun nesnel unsurunu belirterek, onu meydana getirmiş olan şeye bağlama hareketidir ve dış dünya ancak algı ile tanınabilir. Dış dünya ile iletişimde olan şuurumuz, aldığı duyumları diğer bilgi ve duyumlarla örüntüleyerek

(6)

algı haline getirir ve onu tanımamızı sağlar. Kişinin çevresi ve olaylarla ilişkisinde kendi bilgisini de buna dâhil etmesi bize algılama sürecinin aslında insanın olayları yorumlama ve anlamlandırma süreci olduğunu göstermektedir (Golstein, 2019).

Kişinin algısını etkileyen en önemli faktör kültürel etmenlerdir.

Birey inancını algılarken kendi kültüründen etkilenmektedir. Aynı şe- kilde bireylerin dünyaya gelişlerinden itibaren onlara hayatı öğrenme ve uyum sağlamada rehberlik eden ailesi, onun din anlayışını şekillendirir- ken, dini nasıl algıladılar ve anlamlandırdılarsa bireyin ilk öğrenme kay- nakları olarak ona bu aktarımı yapacaklardır. Dini sabiteler zamanla aynı olsa da ona inanan bireylerin bu sabitelere yükledikleri anlamlar birbi- rinden farklı hale gelmektedir. Buradan hareketle dini algılarımızı ve dav- ranışlarımızı etkileyen faktörler arasında aile, akran grupları, dini eğitim, cinsiyet, sosyal ve ekonomik faktörler, fiziksel ve psikolojik olgunlaşma, dini gelenekler ve yerleşim yerlerimiz olduğunu ifade etmek mümkün- dür (Cirhinlioğlu, 2010: 27-34).

Gestalt psikolojisine göre bir parçayı ait olduğu bütünden soyut- layıp incelemek hatalıdır. Çünkü bir bütün kendisini meydana getiren şeylerin toplamı değil, bu toplamın çok daha ötesinde bir şeydir (Cüce- loğlu, 2006: 63-65). İnsanın iç dünyası, çevresi ve algılarını bu şekilde değerlendirmek gerekir. Ancak bu şekilde değerlendirildiğinde insana ve davranışlarına doğru bir yaklaşım sergilemek mümkün olabilir. Anne- baba sevgisinin direk etkileri olan değerli veya değersiz hissetme, hayata bu perspektiften bakma, insanı kendi iç disiplinini yakalaması demektir ki bunu yetişkinlikte sağlamak oldukça zordur (Peck, 2003: 20). Bu di- siplin ise toplum kurallarına, mensup olunan inancın kurallarına uymak ile orantılıdır. İnsanın gerçekte ihtiyaç duyduğu şey, stres ve gerilimden uzak bir hayat sürmek değil, uğruna çaba harcamaya değer bir hedef, anlamlı bir mücadele içinde hayatını devam ettirmektir (Frankl, 2006:

105). Anlamlı mücadele için anlık hazlara değil, anlamlı hedeflere yoğun- laşmak gereklidir.

Garafola (1977) genellikle suç işleyenlerin anlık haz ve mutluluk- lar, kısa duygusal tatminler peşinde olduğuna vurgu yaparak onların ya- rını hesaplama yetisinin yeterince gelişmediğini belirtir (Garafola, 1977:

147’ den akt. Peker, 1990: 17). Sadece bugüne odaklananlar için ahiret algısı elbette ki yönlendirici bir güç olmaktan uzaktır.

a.c. Suç ve Kadın Suçluluğu: Suç; genel anlamıyla toplumdaki hukuki, dini, ahlaki kuralları bozmak ve tersine hareket etmek anlamına gelmek- tedir (İçli, 2007: 21-26). Suç kavram olarak evrensel olmasına rağmen hangi davranışın suç sayıldığı veya sayılmadığı toplumlara ve zamana

(7)

göre değişiklikler gösterebilir. Çalışmamızda Semavi dinler, özellikle de İslam dininde suç sayılan ve suç olma özelliği, zamana veya toplumlara göre değişmeyen öldürme suçu (Kur’an-ı Kerim, Nisa Suresi / 92-93) konu edilecektir. Dini literatürde suç kavramı “günah” olarak ifade edil- mektedir. Bir dine mensup olan kişilerin belirli kuralları içselleştirmiş ol- ması ve otokontrol yoluyla kendi hayatında uygulaması, günahtan uzak durmaya çalışması beklenmektedir (Cirhinlioğ̆lu, 2010: 21).

Hukuki ve dini kurallar her ne kadar iki ayrı disiplini ilgilendiriyor gibi görünseler de birbirleriyle sıkı bir ilişki içindedirler. Nitekim krimi- noloji araştırmalarında hukuk alanındaki suçları engelleyici değişkenler arasında da din önemli bir yer tutmaktadır (İçli, 2007: 54).

Kur’an-ı Kerim insanın şer ve olumsuz gördüğü pek çok olayın içinde saklı hikmet ve iyilikler olduğundan bahseder (Kur’an-ı Kerim, Bakara, 216). Bu öğreti inanan insan için motive edici bir durumdur.

Stres ve paniğin azalması ise psikolojik iyi oluşu sağlayarak insanı olumlu yönde motive eder. Psikolojik olarak iyi oluş, Yaratıcının kontrolünün devamlı hissedilmesi ve bu kontol sayesinde belirsizliklerin sebep olacağı gerginliğin, kontrolsüz davranışların, öfke patlamalarının engellenmesi demektir ki bu dinin ve inancın birey üzerindeki en önemli olumlu etki- sidir (Karaca, 2010: 83). İnsan doğası gereği belirsizlik ve belirsizliklerin beraberinde getirdiği gerginliklerden uzak, güvende bir hayat sürmek is- ter. Kişinin inancı aslında bu yönde bireyi desteklemektedir. Fakat bu destek kişinin din ile arasındaki iletişimin niteliği ile de ilgilidir. Bireyin edindiği dini bigi ve kültürün teskin edici olması için olumlu algılara da- yanması gerekir. Olumsuz algıların kaynaklık ettiği bir din anlayışı, bireyi teskin etmek ve problem çözmekten ziyade, kişiyi psikolojik olarak hu- zursuz hissettiren ve problem üreten bir mekanizma haline gelebilmek- tedir. Aslında dinin çatışma/ problem kaynağı olarak görülmesinin asıl nedeni, din görüntüsü altında gerçekte din dışındaki başka dinamiklerin -siyasi, iktisadi, coğrafi güç ve imtiyaz paylaşımı vb.- din gibi algılanma- sıdır (Hökelekli, 2010: 155). Din gibi algılanan faktörler ve bireyi nasıl yönlendirdiği önemli bir problem olarak araştırmalara konu edilmekte- dir. Psikologlar suçu engellemeye çalışırken suçluyu iyi analiz etmeye ve onu suça götüren temel noktalara odaklanmaya çalışmışlardır (İçli, 2007:

146).

Genel suçlar arasında, adam öldürme suçu ve kadın suçluluğu ayrı bir başlık olarak incelenmektedir (örnek çalışmalar için bkz. Kenevir, 2017; Kızmaz, 2005; Güldoğan, 2010; Özbek, 2011). Bu başlık altında kadının yapısı, psikolojisi, inancı ile öldürme eylemi arasındaki dinamik-

(8)

ler önemle değerlendirilmesi gereken noktalardır. Kadınların olayları yo- rumlaması, dini hassasiyetleri, durağanlığı ve tepkileri kendine özgü fark- lılıklar göstermektedir (Tarhan, 2005). Eğer bir kadın ailesi tarafından özgürlüğüne, davranışlarına, diline yönelik çok sert kısıtlamalar getirile- rek büyütülmüşse muhtemelen bunları hatırlatan duyusal tetikleyiciler yüzünden tepkileri normal seyrin çok üstünde olacaktır (Estes, 2019:

388). Problemlere güç yetiremeyen, psikolojik olarak yıpranmış insanla- rın karşılaşılan zorluklarla baş etme mücadelesinin en genel belirtileri arasında toplumdan kendini soyutlama ve psikolojik olarak da gerileme görülmektedir (Bedel, 2011). Sorunlarla başa çıkamayan kişilerde, özel- likle kadınlarda yalnızlık hissi baskın hale gelmektedir. Kendini mağdur hisseden kişide yok etme psikolojisi gelişebilir ve bu bazen kendini yok etme/ intihar, bazen de muhatabı yok etme/ cinayet olarak vuku bulur (İçli, 2007: 146-148). Yapılan araştırmalarda kadınların bastırılan öfke ve intikam duygularının işledikleri cinayet suçunda etken olduğu sonucuna varılmıştır (İçli, 2007: 143). Failin farkında olarak veya olmaksızın yaşa- dığı intikam duygusunun ne derece kuvvetli olduğu, Ankara Kadın Ka- palı Ceza İnfaz Kurumundaki bir hükümlünün şu ifadesinde kendini göstermektedir;

“-Ben hiç arı öldüremezdim, arılara çok acırdım. Ama biri beni sokunca o gün beş tane birden öldürdüm. O bana acı verirse o da acı çeker.”

Yukarıdaki açıklamaların ışığında kadın mahkûmun duyduğu mer- hamet ve şefkat hissinin öfke durumunda nasıl perdelendiği, köreldiği görülmektedir. Hayatın seyri içinde kendi hayatına, varlığına bir anlam atfedememiş, değerli olduğunu hissedememiş kendini Müslüman/din- dar olarak tanımlayan (Araştırmaya katılan hükümlülerden kendini din- den uzak/dinsiz olarak tanımlayan olmamıştır.) bu kadın hükümlülerin din algısının onları pozitif olarak desteklemesi ve suçtan uzak tutması mümkün görünmemektedir.

b. Yöntem

Nitel araştırmalarda hedeflenen amaç genel sonuçlardan ziyade detaylara inmek ve ayrıntılardaki bilgileri toplayarak bireye ait olan öznel yaklaşımı yakalamaya çalışmaktır. Din psikolojisi bilimi, bireyi ve onun içsel duygu durumunu konu edinir. Din psikolojisi, bulguları normatif bir bilgi olarak değerlendirmez. Olanın, birey üzerindeki etkileriyle ve yansımalarıyla ilgilenir. Bu yaklaşımdan dolayı çalışmamıza katılanların

(9)

demografik özellikleri dinamik değişkenler olarak dikkatle kayda alın- mıştır.

Çalışmaya katılan kadın hükümlülerle yarı yapılandırılmış sorular ile derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak görüşmeler yapılmış ve bu görüşmelerden elde edilen bulgular tematik gruplandırmalarla betimlen- miştir.

b.a. Çalışma Grubu

Mülakata 38 kadın hükümlü katılmıştır. Araştırmamıza katılan hü- kümlülerin doğum tarihleri açısından bulgular şu şekildedir.

Mahkûmların %28,9’u 1945-1965; %31,5’i 1966-1980; %39,4’ü 1980-1991 doğumludur. Katılımcıların en küçük olanı 1991, en büyük olanı ise 1945 doğumludur. Araştırmaya katılanların ortalama olarak do- ğum tarihinin 1973 olduğunu ifade edebiliriz. 1980-1991 yılları arasında doğanlar daha fazladır.

Katılımcıları doğum yeri bakımından incelediğimizde Ankara, Kı- rıkkale, Konya ve Çorum illeri yoğunluktadır. Adana, Balıkesir, Bursa, Çankırı, Erzurum, Gaziantep, İzmit, Kars, Kayseri, Mersin, Nevşehir, Ordu, Samsun, Sivas, Trabzon illerinin oranı %2,6; Yozgat %7,9; An- kara %13,2; Çorum %10,5; İstanbul %5,3; Kırıkkale %10,5; Konya

%13,2 yüzdelik oranları ile bulgularımız arasındadır.

Araştırmaya katılanlardan bir kişi hariç tüm katılımcıların kardeşi bulunmaktadır. Kardeş sayısının ortalama 3-4 olduğu görülmektedir.

Araştırmada 31 kişi kardeşleri ile iyi anlaştığını ifade ederken, 2 kişi de kardeşleri ile anlaşamadıklarını ifade etmişlerdir. Yüzdelik olarak kardeşi ile anlaştığını söyleyen hükümlü oranı %83,78’dir.

Araştırmaya katılan bireylerin eğitim durumu da %52,6 ile ilkokul olarak gözlenmektedir. Araştırmaya katılan hükümlülerin anne ve baba- larının eğitim durumları da benzer şekildedir. Kadın hükümlülerin baba- larının eğitim durumu (%44,7) genel olarak ilkokuldur. Okuma yazması olmayan baba oranı da %28,9 ile hayli yüksektir. Hükümlü annelerinin eğitim durumunda %52,6 ile okuma yazması olmayanlar en yüksek ra- kama ulaşırken, ilkokul mezunu olanların oranı %34,2’dir.

Suç işleme anında katılımcıların %71.05’i evli bulunmaktadır.

Araştırmadaki katılımcıların %47,37’i eşini ailesinin seçtiğini ifade etmiş- tir. Yine katılımcılar %71.05 oranı ile çocuk sahibidir.

Araştırmaya katılan bireylerin “Eşiniz ya da ailenizden biri bağım- lılık yapan maddelerden kullandı mı?” sorusuna verdiği cevaplara baktı- ğımızda; evet diyenler %84,2 iken hayır diyenler %10,5’tir. Ayrıca bu

(10)

soruya cevap vermeyen 2 kişi bulunmaktadır.

Araştırmaya katılan bireylere “Siz (uyuşturucu, alkol, sigara vb) bağımlılık yapan maddelerden kullandınız mı?” sorusuna verilen cevap yönünden incelediğimizde; katılımcıların %73,7’si kullandığını ifade ederken, %26,32’si kullanmadığını söylemiştir.

Katılımcılar ile maktullerin yakınlık ilişkisi tespit edildiğinde

%36,84 ile eş birinci sıradadır. Yakın akraba ve komşular da maktul ola- rak önemli bir yekûn teşkil etmektedir. Bunu yabancı şahıslar %18,4 ile takip etmektedir. Maktul yabancı olduğunda cinayetin genelde mahkûm tarafından bilfiil işlenmeyip olaya bilerek veya bilmeyerek karışma du- rumu söz konusudur

b.b. Veri Toplama Aracı

Çalışmada yarı yapılandırılmış sorularla derinlemesine mülakat tekniği kullanılmıştır. Cinayet mahkûmu kadın katılımcıların hassasiyet- leri ceza infaz kurumu psikoloğu ile belli görüşmeler yapılarak dikkate alınmıştır. Mülakat esnasında katılımcıların kendilerini olabildiğince ra- hat ifade edebilmeleri için açık uçlu soru tekniği kullanılmış ve her söy- ledikleri yazıya dökülmeye çalışılmıştır. Ceza infaz kurumuna ses kaydı için cihaz alınmaması ve not tutmak için ikinci bir kişiye iznin verilme- mesi araştırma için bazı zorluklar getirmiş olsa da katılımcılarla yapılan birebir görüşmenin kendilerini samimi ve güvenilir bir ortamda hisset- melerini sağladığı gözlemlenmiştir.

b.c. Verilerin Toplanması

Araştırmaya katılan kadın hükümlülerin dine bakışları ve onların dünyasında yankı bulan dinin fonksiyonları ortaya çıkarılmak istenen so- nuçtur. Kişiyi harekete geçiren ya da geçiremeyen nokta onun din anla- yışıyla yakından ilgilidir. Araştırmacı yaklaşık 3 yıl boyunca Ankara Ka- dın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda din görevlisi olarak mahkûm kadın- larla birebir çalışmıştır. Bu durum uzun süreli gözlem yapma imkânı sağ- ladığından dolayı çalışmanın güvenirliliği açısından önemlidir. Hüküm- lülerle birebir görüşme yapılabilmesi için gerekli dilekçe ile başvurulmuş, Adalet Bakanlığı tarafından 09.06.2009- 31.08.2009 tarihleri arasında mülakat yapılmasına onay verilmiş, fakat Tanrı Algısı Ölçeği, Günahkâr- lık Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri’nin uygulanmasına izin verilme- miştir.

b.d. Verilerin Çözümlenmesi

Araştırmamızda elde edilen verilerin içerik analizi belirli tematik

(11)

kategoriler oluşturularak yapılmıştır. Bu kategoriler şu şekildedir:

• Hükümlülerin dini bilgi kaynakları (çocukluk döneminde ve ye- tişkinlikte)

• Hükümlülerin ailelerine (eş ve çocuklarına) yönelik din-dindarlık algıları

• Hükümlülerin dini ritüeller/ibadetlerle ilişkileri

• Hükümlülerin bazı dini kavramları ve değerleri yorumlamaları

• Hükümlülerin rüyalarındaki dini motifler ve kendi yorumları c. Bulgular

c.a. Mahkûmların Dini Bilgi Kaynakları

Hükümlülerin dini bilgileri ilk olarak nasıl ve ne şekilde edindikleri önemli bir konudur. Kişinin algılarını şekillendiren onun öğrenme bi- çimi ve kaynağıdır. Bu soru kendi içinde din eğitimi aldığını söyleyenler ve herhangi bir din eğitimi almadığını söyleyenler olarak iki grupta ele alınmıştır.

c.a.a. Hükümlülerin Çocukluk Dönemi Dini Bilgi Kaynak- ları

Soru: İlk dini bilgilerinizi ve intibalarınızı kimlerden, hangi kurumlardan ve hangi yöntemlerle almıştınız?

Tablo-1:

Hükümlülerin din eğitimi alıp-almamaları

n %

Din eğitimi alan 31 81,6

Din eğitimi almayan 6 15,8

Toplam 37 97,4

Kayıp veri sayısı 1 2,6

Toplam 38 100,0

Katılımcıların %81,6’sı din eğitimi almışken %15,8’i din eğitimi almamıştır. Bir kişi soruya cevap vermemiştir.

Tablo-2:

Din eğitimi alan hükümlülerin bilgi kaynakları

n %

Ailesinden alan 11 35,5

Kurumdan (cami, Kur’an kursu vb.) alan 7 22,6

Ailesinden ve kurumdan alan 12 38,7

Kendi çabasıyla öğrenen 1 3,2

Toplam 31 100,0

(12)

Din eğitimi alan kişilerden %38,7’si hem ailesinden hem de bir kurumdan eğitim görmüşken, sadece ailesinden eğitim alan %35,5, sa- dece kurumdan eğitim alan ise %22,6’dır. Ayrıca kendi gayretiyle öğre- nenler de din eğitimi alan kişilerin %3,2’sini oluşturmaktadır.

c.a.b. Hükümlülerin Yetişkinlik Dönemi Dini Bilgi Kaynak- ları

Soru: Merak ettiğiniz dini içerikli bir soruyu/konuyu hali hazırda kime ya da kimlere soruyorsunuz?

Tablo-3:

Hükümlülerin dini içerikli soru sorup-sormamaları

n %

Dini içerikli sorular soran 28 73,7 Dini içerikli sorular sormayan 10 26,3

Toplam 38 100,0

Araştırmamıza katılanların %73,7’si dini içerikli soru sorduğunu ifade ederken, %26,3’ü dini içerikli soru sormadığını belirtmiştir.

Dini soru sormayanların ifadelerinden bazı örnekler şu şekildedir:

“Kimseye soru sormuyorum. Benden daha bilgili olan kimse yok koğuşta.”

“Dini soru sormam.”

“Ben burada kimseye bir şey sormuyorum. Risale-i Nurla büyü- düğüm için her şeyi biliyorum zaten”.

“Kimseye bir şey sormam. Zaten koğuşta herkes dine karşı.”

“Soru sormuyorum. Yeteri kadar biliyorum”

“Merak ettiğim bir şey olmuyor. Zaten çoğu şeyi biliyorum.”

Tablo-4:

Hükümlülerin kime soru sordukları

n %

Din görevlisine 6 21,4

Ailesine 2 7,1

Mahkûm arkadaşına 8 28,6

Dini vecibeleri (namaz kılma, başörtülü

olma vb.) yerine getirenlere 6 21,4

Kitaplardan araştıranlar 6 21,4

Toplam 28 100,0

Dini konuda soru soran 28 katılımcının %28,6’sı mahkûm arka- daşlarına danışırken, %21,4’ü din görevlisine, %21,4’ü dini vecibelerini (namaz kılma, Dini konuda soru soran 28 katılımcının %28,6’sı mahkûm

(13)

arkadaşlarına danışırken, %21,4’ü din görevlisine, %21,4’ü dini vecibe- lerini (namaz kılma, başörtülü olma vb.) yerine getirenlere, %7,1’i de ai- lesine soru sormayı tercih etmektedir. Soruları için kitaplara başvuranla- rın oranı ise %21,4’tür.

Din, ülkemizde hakkında herkesin konuşabildiği ve fikrini beyan edebildiği bir olgudur. Hükümlülerin dini algılamaları ve bilgileri onları bu bilgiye götüren araçlarla yakından ilişkilidir. Kişilerin ne bildiği kadar bildiğini neden o şekilde bildiği de önemlidir. Bu soru ile mahkûmları bilgilerine götüren araçlar öğrenilmek istenmiştir.

c.b. Hükümlülerin Ailelerine İlişkin Din/darlık Algıları Soru: Çocuklarınıza eğitim verirken dini referansları kullandınız mı? On- lar dini bilgilerini kim/kimlerden nasıl aldılar?

Bu soruya sadece 26 çocuklu kadın hükümlü cevap vermiştir. On bir hükümlünün çocuğu yoktur. Bir hükümlü ise bu soruya cevap ver- mek istememiştir.

Hükümlüleri “çocuğunuza din eğitimi verdiniz mi?” sorusuna ver- dikleri cevap yönünden incelediğimizde aşağıdaki verilere ulaşılmıştır:

Dini bilgilerini hem ailesinden, -çok kısa süreli yaz kursları şek- linde de olsa- hem de cami veya Kur’an Kursuna giderek yaygın eğitim şeklinde edinenlerin yüzdelik oranı %38,7; sadece yaygın eğitim şeklinde kurumsal bir eğitim alanların oranı ise %22,6’dır.

Bilindiği gibi yaygın din eğitimi, halkı din konusunda aydınlatmak, ortak dinî ve millî değerler aşılamak, dinin özellikle kardeşlik, özveri, hoşgörü gibi ilkelerini bireylere kazandırmak ve dinî pratiklerin usulüne uygun olarak yerine getirilmesine yardımcı olmak üzere yapılan etkinlik- lerin tümüdür (Yılmaz, 2001: 512). Hükümlülerin ifadelerinden, yeterli ve düzenli bir şekilde bu eğitime devam edemedikleri anlaşılmaktadır.

Örgün veya yaygın din eğitimi bireylerin dinle ilişkisini pozitif veya ne- gatif olarak belirleyen önemli kaynaklardır. Örneğin din dersi aldığı ki- şiyle (öğretmeni veya cami görevlisi) problem yaşayan bazı katılımcıların din ile aralarına devamlı mesafe koyduklarını ifade etmeleri oldukça an- lamlıdır.

Dini eğitim almadığını belirten katılımcı sayısı oldukça düşük ol- masına karşın, din eğitimi aldığını ifade eden hükümlülerin din eğitimine yükledikleri anlamın dini ritüelleri yerine getirmek için gerekli olan ilmi- hal bilgileri olduğu anlaşılmaktadır.

Hükümlülerin yetişkinlik döneminde dini kaynaklara ve referans- lara başvurma ihtiyacı duyup duymadıkları da önemlidir. Dini içerikli

(14)

soru sormak için bildiklerinin yetersiz olduğunu anlamak ve daha çok öğrenme azminde olmak gerekir. “Soru sormam” diye cevap verenlerin ifadelerinden kendilerini yeterli gördükleri anlaşılmaktadır. “Soru sora- rım” diyen katılımcıların ise sorularını kimlere sormayı tercih ettikleri, aynı zamanda güven duydukları kişileri göstermektedir. Din görevlisine soru sormayı tercih eden katılımcılar bu kişilerin aldıkları din eğitimi se- bebiyle yetkinliklerine güvendiklerini beyan etmişlerdir.

Ailesinden güven duyduğu kişiye soranlar ise onların dindar ol- duklarına vurgu yapmışlardır. Örneğin bir hükümlü bu soruya şu şekilde cevap vermiştir:

“Genelde dayıma sorarım merak ettiklerimi. Dayım emekli imam- dır. Onun söyledikleri beni tatmin eder. Sorularım ibadetle ilgili olur.

Mesela toplu koğuşta kaldığımda fuhuş ve hırsızlıktan içeri girenlerden bir şey yemek istemezdim. Onlar da bana küserdi. Dayıma sordum. Oda bana besmelesiz yememi söyledi.”

Benzer şekilde dini sorularını bir arkadaşına sormayı tercih eden hükümlülerin tercih sebebi de soru sordukları kişinin dindar/ibadetleri konusunda hassas olan kişilerdir. Örneğin bir katılımcı, sorularını Kur’an okuduğuna şahit olduğu bir diğer mahkûma sorduğunu şöyle ifade etmektedir:

“Koğuşta olanlardan Kur’an okuyan yarım hocamız var. Ona so- ruyorum. O da kendi kendine gayret edip öğrenmiş.”

Kitaplara güvenenler ise hocaların da kitaplara bakarak cevap ver- diklerinin altını çizmişlerdir:

“Sorularım için kitaplara bakarım. Çünkü size de sorsam kitaptaki cevabı vereceksiniz. En önemli sorum cinayet suçunun affı ile ilgili.”

Bu soruya bir hükümlü cevap vermemiş, yedi hükümlü ise farklı sebeplerden ötürü kimseye bir şey sormadığına vurgu yapmıştır. Bunlar

“kendini yeterli görme”, “dini konularla ilgilenmeme”, “herkesi dine karşı görme” ya da “doğru cevap alacağına güven duymama” gibi sebep- lerdir. İki hükümlü ise rüyalar dışında kalan konuları zaten bildiğini ve bunları bilmek için Kur’an ve kitap okumaya gerek olmadığını belirtmiş- tir. Hükümlülerin özellikle “her şeyi sorabilirim” ya da “hiçbir şeyi sor- mam” gibi genelleme yapmaları dikkat çekicidir.

Tablo-5:

Hükümlülerin çocuklarına din eğitimi vermeleri

n %

Din eğitimi veren 22 57,9 Din eğitimi vermeyen 4 10,5

(15)

Çocuğu yok 11 28,9

Toplam 37 97,4

Kayıp veri sayısı 1 2,6

Toplam 38 100,0

Katılımcıların %57,9’u çocuğuna dini eğitim verdiklerini ifade ederken, %10,5’i de çocuğuna dini eğitim vermemiştir. %28,9’u çocuğu- nun olmadığını ifade etmiştir. Ayrıca bir kişi de bu soruyu cevapsız bı- rakmıştır.

Soru: Evli iseniz ya da daha önce evlilik yaptıysanız eşinizi ya da eski eşinizi dini bakımdan nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yukarıdaki soru hükümlülere sorulmuş, sadece evli olan ya da ba- şından evlilik geçmiş bulunanlar soruyu cevaplandırmıştır.

Çalışmamıza katılan hükümlülerin eşlerini dini açıdan nasıl gör- dükleri ve tarif ettikleri incelendiğinde eşlerinin dindar olduğunu söyle- yenlerin özellikle ibadetlere -Cuma namazı vb.- vurgu yaptıkları görül- mektedir. Dindar olmadığını söyleyenlerin ise eşine karşı öfkeli tutumu dikkat çekicidir. Genellikle bu katılımcıların eşlerinden şiddet ve benzeri kötü davranışlar gördüğü tespit edilmektedir.

Katılımcıların eşlerini dini açıdan değerlendirmeleri kendi değer yargıları ile yakından ilgilidir. “Kadın satıcısı” olan eşini cuma namazı kıldığı için dindar olarak tanımlayan bir mahkûm olduğu gibi, sadece loto vb. şans oyunları oynadığı ya da yalan söylediği için eşini dindar olarak tanımlamayan katılımcılar da bulunmaktadır.

Hükümlülerin eşlerini dindarlık kavramı açısından değerlendirme- leri incelendiğinde objektif yargılarda bulunamadıklarını görmekteyiz.

Kocası ile iyi anlaşan, ona öfke ve kin beslemeyen hükümlüler, kocasının yaptığı hata ve günahları fazla önemsemeden onu dindar olarak nitele- mektedirler. Bu hataların kadın satıcılığı yapma, alkol ve kumar alışkan- lığı gibi büyük günahlar olması bile onların dindar olarak tanımlanma- sına engel olmamaktadır. Verilen cevaplara bakıldığında erkeklerde din- darlık ölçüsü olarak inançlı olması ve Cuma namazına gitmesi genel ola- rak yeterli görülmüştür.

Bu durumun tersine olarak örneğin “kadınlarla tokalaşan”, “na- maz kılmayan”, “şans oyunları oynayan” kocalar dindar olarak tanım- lanmamıştır. Bu tanımı yapan hükümlü kadınlar eşlerine kızgınlık ve öfke duyan kadınlardır. Eşlerine duydukları öfkenin ve halk nazarındaki dindarlık anlayışının bu tanımlarda etkili olduğu açıktır.

(16)

Birçok araştırmacı insan davranışının temelinde tutarlı olma gü- düsünün bulunduğunu savunmuştur. Yapılan çalışmalar sonucu ortaya çıkan denge ve uygunluk kuramı kişinin duygusal tercihlerine göre biliş- lerini değiştirmeye başladığını bize göstermektedir. Kişi tutarsız bir du- rumla karşılaştığında psikolojik olarak uyuma geçmek için çaba sarf et- mektedir. Bu çaba kişinin hayatına devam edebilmesi için şarttır (Gen- çöz, 1998: 1-8).

Aynı şekilde hükümlülerin çocukları konusundaki dini hassasiye- tinin anlaşılması için çocuklarına verilen eğitim ve dini referanslar soru olarak yöneltilmiştir.

Eğitim vermeye çalıştığını söyleyenler, özellikle küçük yaştaki ço- cuklarına yaratıcıyı tanıtmaya çalışan (Allah bir dedirtmek vb.) bazı de- neyimlerde bulunmuşlardır. Ahlaki değerleri öne çıkarmaya ve özellikle de kendi ibadetlerini çocuklarının görmesine önem verdiklerini belirt- mişlerdir. Çocukları ile kendi ilgilenemeyenler ise ailelerinin bu konuda yardımcı olduğunu açıklamışlardır. Eğitim vermediğini söyleyenler ise yaptıkları fuhuş gibi işleri veya vakit bulamadıklarını sebep olarak gös- termektedirler.

Hükümlülerin çocuklarına nasıl din eğitimi verdiği onların din kavramından ne anladığı ile çok yakın ilişkilendirilebilir. Hükümlülerin geneli çocuklarına din eğitimi vermeye çalıştıklarını beyan etmişlerdir.

Bu din eğitimini “Kur’an ve namaz öğretmek”, “belirli duaları ezberlet- mek” şeklinde açıklamakta, ayrıca çoğunlukla bu eğitim için yaygın din eğitimi kurumları (cami, Kur’an Kursu) tercih edilmektedir.

Bu konuyla ilgili hükümlülerin bazı ifadeleri şu şekildedir:

“Çocuklarım dini bilgilerini sadece okuldan aldıkları din dersinde öğrendiler. Başka bir şekilde din eğitimi vermedik.”

“Çocuklarıma yemek duasını, elif cüzünü, bazı sureleri öğrettim.

Yazları da camiye yollardım.”

Az sayıda hükümlü dinin ahlaki yönüne vurgu yapmış, yalan söy- lememek vb. erdemler üzerinde durmuştur.

Ayrıca çocuklarına din eğitimi vermeyen bazı hükümlüler bunun sebebi olarak uygunsuz işlerde çalışmalarını göstermişlerdir:

“Fuhuş işinde çalıştığım için dini eğitim veremedim çocuklarıma.”

Verilen cevaplar genel olarak hükümlülerin çocuklarına bilinçli bir din eğitimi vermediklerini göstermektedir.

(17)

c.c. Adanmışlık

Kadınlar duygusal yapıları itibarıyla din ile kurdukları ilişkide kuv- vetli bağlar geliştirmekte ve bunu dini ritüeller olarak dışa vurmaktadır.

Yapıcı, kadınların dine ve dini ritüellere yaklaşımını şöyle açıklamaktadır:

“Namaz, oruç, nafile ibadetler ve Kur’an okuma gibi geleneksel- kurumsal dindarlık, hem dua gibi geleneksel-bireysel dindarlık, hem de popüler halk dindarlığında kadınların erkeklerden daha dindar bir gö- rüntü arz etmesi dikkat çekicidir. Bu durum kadınların hem dindar hem de daha maneviyatçı oldukları anlamına gelmektedir (2016: 154)’’.

Bu ritüellerin yerine getiriliş amacı ise onların dindarlıklarının bo- yutu ile ilgilidir. Dış güdümlü/ olgunlaşmamış ve iç güdümlü/olgunlaş- mış dindarlık olarak iki boyutta incelenen dindarlık, öldürme suçunu iş- lemiş olan kadınlarda genel olarak ihtiyaç halinde devreye giren bir din anlayışı olarak kendini göstermektedir ve dış güdümlü/olgunlaşmamış dindarlık tipolojisine uygun görünmektedir. (Kayıklık, 2003: 121-138).

Bu durumda iyi bir din eğitimi almadan, dini bilgilere rastgele kaynaklar- dan sahip olmanın etkisi büyüktür. Ahlaki olarak içselleştirilmeden ihti- yaca binaen kendini gösteren bir din anlayışı/algısı, bireyin hayatındadır.

Araştırmamıza katılan kadın hükümlülerin dini ritüelleri ile ilgili bazı so- rular yöneltilmiştir.

Soru: Kur’an-ı Kerim ya da dua okur musunuz? Arapça metninden mi yoksa mealini mi okursunuz? Hangi sıklıkla okuyorsunuz? Okuduğunuzda nasıl hissedersiniz?

Tablo-6:

Hükümlülerin kutsal metinleri okumaları

n %

Kur'an okuyan 27 71,1

Kur'an okumayan 6 15,8

Bazı duaları (kenzul-arş, salat-ı terfi-

ciye vb.) okuyan 5 13,2

Toplam 38 100,0

Katılımcıların %71,1’i Arapça veya Latin harfleriyle yazılı Kur’an metnini okumaktadır. Kur’an okumayanların oranı %15,8’dir. Katılım- cıların %13,2’si Kur’an okumayı bilmediğini, onun yerine bazı duaları (kenzul-arş, salat-ı terficiye vb.) okuduğunu belirtmiştir.

Kur’an-ı Kerim’i okumak, verdiği mesajı öğrenme ve öğretilerini uygulama niyetiyle olmaktan ziyade sevap kazanmak ve vefat eden ya- kınlarına hediye etmek niyeti taşımaktadır. Ayrıca mahkemelerinin iyi geçmesi ya da cezaevinden çıkmaya vesile olması da okunma niyetleri

(18)

arasında belirtilmiştir. Hükümlülerin Kur’an okuma niyetleri dış gü- dümlü, olgunlaşmamış bir dindarlık anlayışına sahip oldukları şeklinde yorumlanabilir (Kayıklık, 2003: 121-138).

Soru: Size göre din ve dindar tarifi nasıldır? Kendinizi dindar olarak ta- nımlıyor musunuz? Dindarsanız bunun hayatınıza yansımaları nasıldır?

Hükümlülerin bu soruya cevabı onların zihin dünyasında nasıl bir din algısı olduğunu göstermesi bakımından oldukça önemlidir. 1952 yı- lında Festinger tarafından geliştirilen kurama göre kişiler kendileriyle tu- tarlı olma eğilimindedirler. Festinger’in bilişsel çelişki kuramına göre ki- şinin sahip olduğu bilgi ya da tutum, onun sahip olduğu başka bir bilgi, tutumla çelişirse bu durum kişiyi sıkıntıya sokacağından güdülenme meydana gelecektir (Festinger, 1957). Bu güdülenme sonucu kişi bilgi ve tutumlarından birini değiştirmek veya iki zıt durumu açıklayacak bir an- layışı kabullenmek durumunda kalacaktır. Mahkûmların din ve dindar kavramına yüklediği anlamlardan onların kendi durumlarını onaylama ve dini olarak da onaylanma ihtiyacı içinde oldukları anlaşılmaktadır (Meh- medoğlu, 2004: 41).

Hükümlüler, din ve dindar kavramlarını tanımlarken kendi du- rumlarını, yaşadıkları sıkıntıyı ve öfkeyi de dillendirmişlerdir. Katılımcı- ların bazı ifadelerinden örnekler şöyledir:

“Kendini bilen, Allaha güvenen insan dindardır. Bence ibadetsiz dindar olunmaz. Ben bütün ibadetlerimi tam yaparım. Eğer namaz kıl- mazsam rahat edemem.”

“Din bir çıkış kapısı. Dindar; kalbi ile Allah’la konuşan kişidir. İba- det gerekmez. İçimdeki öfkeden dolayı kalbimi tamamen Allah’a aça- mıyorum.”

“Allah’ın emirlerini yerine getiren kişi dindardır. Ben de elimden geldiğince yerine getirmeye çalışıyorum. Beş vakit namazımı kılarım, Kur’an okurum, oruç tutarım, dua ederim, gece namazı kılarım. Üç ay- larda da oruçlarımı tuttum. Mesela 3 ay kadar alçı ile yatmıştım. O za- man bile tuğla ile teyemmüm yapıp namazlarımı gözümle kıldım. İba- detten zevk alırım.”

“Din deyince çok iyi ölçmek lazım. Din kutsal bir emanettir. İki rekât namazla ya da başını örtmekle olmaz. Dindar insan dedikodu et- mez, ağırbaşlı olur, verici olur, alıcı olmaz. Ben ibadet eden biri değilim ama psikolojim düzelince tam yapacağım. Herkes bir yapıyor bir yapmı- yor.”

“Din ahlaktır bence. Dindar insan Allah’tan korkar, kimseye zarar vermez. Ben dindarım ama tam manasıyla da yerine getiremiyorum. Sec- dede bir türlü huzurlu olamıyorum.”

(19)

“Sadece ibadet edene dindar denmez. Dindar insan yaptığı iyiliği başa kakmayan insandır. Din Allah’a yakın olmaktır. Ben dindar bir in- sanım. Asla yalan söylemem. Ben yanlışları yalansız söylerim. O yüzden bu koğuşta beni pek sevmezler.”

“Sadece ibadet etmekle olmaz. Allah için ölmek ve öldürmek ge- rekir.’’

İbadet eden hükümlüler, dindarlık için ibadetin şart olduğunu vur- gularken, ibadet etmeyenler ibadetin çok önemli olmadığını, fesatlık yap- mamak gerektiğini belirtmişlerdir. Genel olarak her katılımcı Kur’an ve dua okurken rahatladığını söylerken sadece bir kişi okurken korku duy- duğunu belirtmiştir. Okumayanlar ise sebep olarak bilemediklerini söy- lemişlerdir. Bilmemek ve bilememek arasındaki fark önemlidir. Bileme- mek de sorumluluğun onda olmadığı ve elinden bir şey gelmediği imaları barınmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre de kadınlar psikolojik doğası gereği ‘’aşkın’’ bir güce sığınma ihtiyacı içinde olurlar ve özellikle de ça- resiz hissettiklerinde sığınma, tövbe, Kur’an okuma, ibadet ve dua etme gibi dini ritüellere daha sık başvururlar (Tarhan, 2005: 333; Yapıcı, 2007:

101).

c.d. Hükümlülerin Bazı Dini Kavramlara Yaklaşımı

Dinin tanımlanmasında her grubun ve bireyin kendi bakış açısı, bilgi kaynağı ve hedefleri önemlidir. Bundan dolayı da dinin tanımlan- ması ve algılanmasında terminolojik farklılıklar ve problemler bulun- maktadır (Fromm, 2004: 31). Dinin tanımlanmasında olduğu gibi dini kavramlarda da aynı farklılıklar kendini göstermekte, her bireyin kav- ramlara bakışı kendi algılarıyla paralel olarak kendini göstermektedir.

Katılımcıların dini bazı kavramlarla ilişkisi incelenmeye çalışılmış, onla- rın bu kavramlara yüklediği anlamlar sorularla ortaya çıkarılmak isten- miştir.

Soru: Kişinin cezasını dünyada çekmesi onun ahiretteki cezasını etkiler mi?

İslam dinindeki tövbe kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz? Size göre af olmayan günah var mıdır? Varsa neleri sayabilirsiniz?

Tablo-7:

Hükümlülerin dünya ve ahiretteki cezaya bakışları

n %

Hafifletir 17 44,7

Hafifletmez 18 47,4

Farklı cevap verenler 3 7,9

Toplam 38 100,0

(20)

Araştırmaya katılan bireyleri “Dünyadaki ceza ahirette ki cezayı hafifletir mi?” sorusuna verilen cevap yönünden incelediğimizde dün- yada ceza çekilmesinin ahiretteki cezayı hafifleteceği ya da affettirece- ğine inanların oranı %44,7; hafifletmeyeceğine, asıl cezanın ahirette ola- cağına inanların oranı %47,4 olarak görülmektedir. %7,9 oranında katı- lımcı soruya direk cevap vermeyerek farklı yaklaşımlarda bulunmuşlar- dır.

“Kişinin cezasını dünyada çekmesi onun ahiretteki cezasını hafif- letir” diyenler kendilerini şu şekilde ifade etmişlerdir.

“Cezaların günahlara kefaret oldğuna inanıyorum. Buralar bedel- dir… Tabi ki cezaevinden çıkan direk cennete gitmez. Ama burayı iyi değerlendirirse kefaret olur.”

“Din çok ince bir konu. Cezaevinde çok sıkıntı var. Buradakiler ahirette de ceza alacaksa Allah’ın merhameti nereye gitti o zaman.”

“Burada çekilen cezanın ancak sabredersek faydası olur. İsyan olursa faydası olmaz. Ben cezamı sabırla çektiğim için ahirete kalmaz.”

“Kişinin cezasını dünyada çekmesi onun ahiretteki cezasını hafif- letmez” diye cevap verenlerin ise yorumları şu şekildedir:

“Burada ceza çekmekle suç af olmaz. Suçu olan ahirette devamlı ceza çekecektir.”

“Suçunu bile bile tövbe etmeyen ahirette de ceza çeker. Tövbe edenler ahirette çekmeyecek.”

“Ben de bunu çok merak ediyorum. Bunu sormak için Nihat Ha- tipoğlu’na mektup bile yazdım. Ama bana göre böyle olmalı.”

“Çok hassas bir konu bu. Ben kendi adıma bile düşündüğümde işin içinden çıkamıyorum. Bazıları kefaret olur ama bazı günahlar için kefaret olamaz. Çok fazla kul hakkı yedim. Çok yanlış yaptım. Benim cezam mutlaka vardır.”

“Burada ceza çeksek de orda da bir şeyler çekeceğiz. Çünkü ken- dimize hâkim olabilirdik. Hesaba çekileceğiz.”

“Burada, cezaevinde yatmak ahirete etki etmez. Çünkü burada ya- tarken biz daha çok günah işliyoruz. Dedikodu, yalan, kul hakkı… Ba- zen yaptıklarımız karşımıza başka iyilik ve kötülük olarak çıkar. Bu dün- yanın adaleti ile ahiretinki çok farklı. Birbirini etkilemez.”

“Haksız yere yaparsan çekersin. Burada kanun için yatıyoruz. Asıl cezayı ahirette çekeceğiz. Buradaki ceza bile sayılmaz.”

“Bana göre ahirette de çeker. Buradaki ceza değil. Disiplinli bir hayat. Burada sadece özgürlük yok.”

“Kişinin dünyada çektikleri Onun suçunu ahirette hafifletmez.

Ama isyan etmeyi önleyen bir düşüncedir bu. Bu yüzden zararlı değildir.

Yaptıklarımızın cezası ahirettedir.”

(21)

Katılımcıların %7,9 u ise soruya direk cevap vermeyerek farklı yaklaşımlarda bulunmuşlardır:

“Kula kul ceza veremez. Kaderde yazıldığı için biz bunları yaşıyo- ruz. Sabredersek Allah affeder. Sabretmezsen cezanı çekersin.”

“Ben burada çektik, orda çektirme diye dua ediyorum. Ama kor- kuyorum da. Zaten herkes cehenneme gidecekmiş. Alnımızda da bir damga olacakmış.”

“İşlediği suça bağlı. Para için tetikçilik ya da fuhuş yapıyorsa ahi- rette faydası olmaz. Ama zor durumda suç işlemişse burada ceza çekti- ğinde kurtulmuş olabilir.”

Hükümlüler ceza infaz kurumunda bulunmalarının işledikleri suça kefaret olacağına inanma bakımından iki gruba ayrılmaktadır. Genel gö- rüş bu cezanın kefaret olacağı yönündedir. Zaten çektikleri ağır sıkıntılar onları bu suça itmiş ve hayatlarını karartmıştır. Onlar için sadece kurtu- luş ahirette umut ettikleri bir beklentidir.

Diğer kısım ise kulların ceza veremeyeceğini ve ceza infaz kuru- munda sadece biraz daha disiplinli bir hayat yaşadıklarını, asıl cezanın ahirette olacağını belirtmişlerdir.

Af edilmeyen günahların başında ise hükümlüler tarafından şirk ve inançsızlık sayılmıştır. Bütün katılımcıların kendini Müslüman ve ço- ğunluğunun da dindar olarak tanımladığına dikkat edilirse bu cevap nor- maldir. Bunun dışında sayılan günahlar hükümlülerin kendi dünyalarıyla ilgili ipuçları vermektedir. Örneğin ensest ilişkiyi en büyük ve affedilme- yen günah olarak sayan mahkûmun baba katili olması önemlidir. Kendi çocuklarının özlemi içinde yaşayan bir hükümlü, çocuklara zarar veril- mesini en büyük günah olarak öncelemiştir. Sorumuzda günahların affı ve büyük günahlarla ilgili olarak düşünceleri incelenmek istenmiştir. Ka- tılımcılar verdikleri cevaplarda büyük günahlar olarak şunları saymışlar- dır: Allah’ı inkâr etmek, ibadet etmemek, çocuklara yönelik işlenen suç- lar-cinayet ve fuhuş, ensest ilişkiler ve zina, gereksiz yere adam öldür- mek, hırsızlık, yalan, yuva yıkmak, kibir, kürtaj, lezbiyenlik.

Katılımcılar arasında iki kişi dışında çocuk katili yoktur ve genel olarak çocuklara karşı işlenen suçlara tepkili davranmaktadırlar. Bu iki kişiden biri ise bebeğini hata ile öldürmüştür. Katılımcılar tarafından sa- yılan suçların onların hayatında önemli etkileri olduğu ceza infaz kurumu yetkilileri tarafından belirtilmektedir.

(22)

c.d.a. Hükümlülerin Tövbe Kavramına Yaklaşımı

Soru: İslam dininde tövbe sizce ne anlama gelir? Tövbe etme ihtiyacı duydu- nuz mu ya da tövbe etmek gerekli midir?

Hükümlülerin tövbe kavramı hakkında ne bildikleri öğrenilmek istenmiştir. Genel olarak verilen cevaplar incelendiğinde hükümlülerin tövbe ve af ile ilgili bilgiye sahip oldukları görülebilmektedir:

“Ne olursan ol yine de gel demiş Mevlâna. Ne suçun olursa olsun Allah affeder. Gazabından da azabından da Allaha sığınmak gerekir.

Tövbe ediyorsan bir daha yapmayacaksın.”

“Tövbe etmek önemlidir elbette. Keşke etrafımda önceden sizin gibi (din görevlisi) biri olsaydı. Belki başıma bunlar gelmezdi’’

“Gerçekten bilinçsiz yapıp pişman olanlarınki tövbedir. Bilerek yapanların ki tövbe değildir. Ben bu çağda cahilliği kabul etmiyorum.

Cinayetten dolayı pişmanım ama pişmanlığım Allah’ın yarattığı canı al- dığım için. Yoksa eltime borçlu değilim.”

“Allah’ın günahları bağışlamasıdır tövbe. Bir daha yapmamaktır.

Bebeğim için vicdan azabı duymuyorum. Çünkü onu ben öldürmek is- temedim. Keşke onun yerine eltime tokat atsaydım. Beni çok kızdırmıştı.

Bebeğime vurduğum için üzgünüm.”(Bebeğine attığı tokattan dolayı be- bek ölmüştür)

“Tövbe yaptığın suçtan vazgeçmektir. Ben kötü hayattan-fuhuş- tan- vazgeçtim ve geri dönmedim. Döndürmeye çalışanı da kurşunla- dım.”

“Ben sadece evlenmeden önce eşimle cinsel beraber olduğum için tövbe ettim, öldürdüğüm için değil. Çünkü isteyerek öldürmedim.”

“Tövbe yaptığından gerçekten çok pişmanlık duymaktır. İnsanın karnında bir delik açılır da gökdelenlerden aşağı düşüyor gibi olursun ya... Çok mahcuptur, çok utanıyordur. Mesela alkol: tövbe etmişsen iki elin kanda olsa bir daha içmezsin. Yoksa sigarayı bırakanlar gibi iki saat sonra dayanamamak tövbe değildir.”

İslam dinine göre tövbe, kişinin kendi hatalarını kınaması ve daha yüce bir hayat tarzını hedeflemesidir (Özdoğan, 2007: 144; Yapıcı, 1997:

49-61). Kur’an-ı Kerim herkesi istisnasız tövbeye davet etmekte (Nur, 24/31, Bakara, 2/159-160, Saffat, 37/86-88; En’am, 6/153, Tövbe, 9/3- 5, 11) ve yapılan hatalardan vazgeçildiği, iyi bir insan olma gayreti içine girildiği takdirde Allah’ın mutlaka bağışlayıcı olduğuna da dikkat çek- mektedir (İsra, 17/25). Tüm dünyadaki manevi değerler ve inanç sis- temlerinde tövbe, affetme, affedilme kavramlarının insanlara iyi geldiği, bireylerin psikolojilerini olumlu yönde etkilediği görülmektedir (Kara,

(23)

2009: 251-270). Özellikle tövbe kavramı kişinin dönüşümünü sağlayan bir mekanızmadır.

Katılımcıların tövbe kavramına yönelik cevapları incelendiğinde

“tövbe; pişmanlık ve bir daha yapmamak” olarak açıkladıkları görülmek- tedir. Katılımcılar bazı günahlarından dolayı tövbe ettiklerini de belirt- mişlerdir. Fakat hükümlü oldukları öldürme suçundan dolayı tövbe eden hükümlü sayısı oldukça düşüktür. Bunun sebebinin haklılıklarına olan kuvvetli inançları olduğu anlaşılmaktadır. ‘Hırpalanmış kadın sendromu’

(Walker, 2009) olarak adlandırılan ve devamlı şiddet gören kadınlarda, bu durumdan kurtulmak için şiddet kaynağını yok etmek gerektiği algısı oluşmakta ve cinayet suçu bu suçlular tarafından tövbe gerektiren bir suç olarak görülmemektedir.

Ayrıca bazı katılımcılar günahlardan arınma için tövbenin yanında ibadetin çok önemli olduğunu vurgularken, diğer bir grup ibadetin önemli olmadığının altını çizmiş ve “günahlardan arınmak”, “temiz bir kalbe sahip olmak için fitne düşünmemek”, “yalan ve dedikodudan uzak durmak” gerektiğini söylemişlerdir. Katılımcıların durumu incelendi- ğinde her katılımcının ibadet etme durumuna paralel olarak fikir beyan ettiği görülmektedir. Bilişsel çelişki teorisine göre kişi iki zıt durum işine girdiğinde, tutumları ile davranışları çeliştiğinde tutarlı hale gelebilmek için çaba sarf eder (Kılınç-Torun, 2011: 1-14).

c.d.b. Hükümlülerin Ahiret-Cennet-Cehennem Kavramla- rına Bakışı

Soru: Ahiret-Cennet-Cehennem kavramlarının sizdeki etkisinden bahseder misiniz?

Bu soru ahiret ile ilgili dini kavramların hükümlüler tarafından na- sıl yorumlandığını anlamak için sorulmuştur. Hükümlülerin ahiret ile il- gili düşüncelerinde genel anlamda olumlu olduklarını görmekteyiz. Di- nen büyük bir günah işlemiş olmaları onları umutsuzluğa sevk etmemiş- tir. Bu durum bilişsel çelişki teorisi ile açıklanabilir. Adam öldürmenin büyük günah olduğunu hepsi kabul etmiş olmasına rağmen kendi haklı sebepleri olduğunun altını çizmekte ve affedilecekleri ümidini vurgula- maktadırlar:

“Benim için iki tarafta fark etmez. Kimin nereye gideceğine Allah karar verir. Ben cehenneme gidip bana acı çektirenlerin acı çektiğini gör- mek isterim.”

“Günahlarımızın bedelini ödeyeceğiz. Ben şu ana kadar kötü bir şey yapmadım. Evet, o an benden kaynaklanan bir şey oldu ama ben öldürmeseydim o beni öldürecekti.”

(24)

“Ben iyiyim demiyorum ama Allah affeder inşallah. Ben ümidimi koruyorum. Cennete girmek istiyorum. Allaha inancımı hiç yitirmedim.”

“Kurban olduğum Rabbim inşallah cennetine alır bizi. Cezae- vinde o kadar çok münafık var ki insanlarla güler yüzle konuşuyor, sonra da ardından çekiştiriyorlar. İşte onlar cehennemlik.”

İslam’da ahiret gününe inanmak, imanın bir rüknü; akidenin, inan- cın bir parçasıdır. Bu nedenle ahirete inanmayan kişi gerçek mü’min ola- maz. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de mü’minlerin özellikleri sayılırken, ahi- rete kesinlikle inandıklarına vurgu yapılmıştır (Kur’an-ı Kerim, Bakara, 2/4). Dolayısıyla ahirete imanın bir parçası olan cennet ve cehennemin varlığına inanma, tartışma götürmez bir konudur. Aynı zamanda bu inancın -kuvveti derecesinde- suçtan ve kötü işlerden alıkoyma özelliği de bulunmaktadır (Âl-i İmrân, 3/131; Nisa, 4/18; Tevbe, 9/89, 100;

Ahzâb, 33/64; Fetih, 48/6, 13; Hadîd, 57/21; Mülk, 67/5.; 4/57; Nisa, 4/122; Maide, 5/119; A’raf, 7/36; Tevbe, 9/22; Teğabûn, 64/9; Bey- yine, 98/8; Bakara, 2/24).

Verilen cevaplarda genel olarak katılımcıların cehennemden kork- tukları ama cennet ümidi içinde oldukları görülmüştür. İslam inancına uygun cevaplar veren katılımcılar içinde ahirete inanmadığını söyleyen mahkûm olmamıştır.

c.d.c. Adanmışlık

Soru: Size göre Allah’ın rahmeti mi yoksa gazabı mı ağırlıktadır? Rahmeti ya da gazabı hak edenler kimlerdir?

Bu soruya verilen cevaplar incelendiğinde rahmet ve gazap tanım- lamalarından daha çok her hükümlünün bu kavramları kendi durumu ile ilişkilendirdiği görülmektedir. Özellikle öldürdükleri şahısların (çoğun- lukla eşleri) gazabı hak ettiği açıklamasında bulunmuşlardır. Bazı hü- kümlüler net bir şekilde gazabı eşinin, rahmeti kendisinin hak ettiğini ifade etmiştir. Maktule duydukları öfke ve kendilerine olan acıma duy- guları bu kavramlarla açıklanmaya çalışılmıştır.

Kaplan; toplumun bazı kesimlerinin belirli grupları kendi ahlak anlayışına ve ilahi adalet inancına göre kategorize ederek başlarına gelen şeylerin o insanlar için kaçınılmaz ve normal olduğunu söylemektedir (Kaplan, 2011: 90). Örneğin; ahlaksız davranışlar sergileyen bir kişinin başına tecavüz vs. gibi şeyler gelmesi normaldir. Bundan dolayı da mağ- dur kınanabilmektedir. İnsan fıtratında var olan zihinsel ve duygusal eği- lim, bu sosyo-kültürel faktörlerle beslenmektedir. Öldürme suçundan hükümlü olan bu kadınlar da maktul sebebiyle yaşadıkları mağduriyet ve acılardan hareketle maktulün ölümü hak ettiğini ve Allah’ın rahmetini

(25)

hak etmediğini düşünmektedirler. Bazı katılımcılar bu konuda şu ifade- leri kullanmışlardır:

“Günahı çok olan gazabı hak eder. Yani haksızlık yapanlar, haram yiyenler gazabı hak ederler. Rahmeti hak edenler ise yardıma muhtaç in- sanlara yardım edenlerdir. Bir bardak su vermek bile çok önemlidir. Ben işlettiğim büfemde birçok insana yardım ettim. Mağdur insan görürsem dayanamam.”

“Ben cennete giderim diye düşünüyorum. Allah her şeyi görüyor.

Onun rahmeti ağırlıkta. İkinci eşim kızıma ve oğluma çok kötülük etti ama Allah herkesi affetsin istiyorum. Yoksa onun başını cehennemde beklemek zorunda kalacağım. Ben dayanamadım öldürdüm ama Allah her şeyi affetsin.”

“Gazabı kötü insanlar, iftira edenler, kavga edenler hak eder. Rah- metini bilemiyorum. İnşallah biz kavuşuruz rahmetine.”

“Eşim rahmeti hak etmiyor. Gazabı hak ediyor. Onun yaşam hak- kını aldığım için de kendimi suçluyorum. Keşke belasını benden bulma- saydı.”

“Eşimi öldürdüğümden dolayı hiç pişman değilim. Allah’ın da bana gazap etmeyeceğine eminim. Çünkü o bize çok azap çektirdi.”

“Size göre Allah’ın rahmeti mi yoksa gazabı mı ağırlıktadır? Rah- metini ya da gazabını hak edenler kimlerdir?” sorusu ile rahmet-gazap kavramlarına bakışları belirlenmek istenmiştir. Katılımcılar tarafından gazabı kötü insanların hak ettikleri vurgulanmıştır. Kötü insanların va- sıflarını sayarken kul hakkına girenlere, çocuk katili ve tecavüzcülerine, kendilerine kötü davranan eşlerine özellikle vurgu yapmış olmaları dik- kat çekicidir. Bu kişiler arasında çocuk katili ve tecavüzcüsü bulunma- ması dikkat çeken bir durumdur. Hükümlülerin çocuklara karşı işlenen suçlara hassas ve öfkeli oldukları gözlemlenmiştir.

Kendilerine acı yaşattıkları için maktullerine karşı da öfke içinde- dirler. Bu sebepten dolayı rahmeti kendilerinin, gazabı ise maktullerinin hak ettiğine vurgu yapmaktadırlar. (Walker, 2009).

c.e. Hükümlülerin Rüyalarındaki Dini Motifler ve Yorum- ları

Soru: Sizi etkileyen dinle ilgili bir rüyanızı anlatır mısınız? Rüyalarınızda en çok kimleri görürsünüz? Size göre bu rüyanın anlamı nedir?

Hükümlülerin cevaplamakta en istekli davrandıkları soru rüyaları ile ilgili olan soru olmuştur. Bu soru hükümlülerin dini içerikli soru ola- rak rüyalarını sorduklarını ifade ettikleri ve rüyalarına çok önem verdik-

(26)

leri tespit edildiği için sorulmuştur. Ceza infaz kurumundaki hükümlü- ler, kendilerini düzenli olarak ziyaret eden din görevlisine rüyalarını an- latmak ve tabir ettirmek istemektedirler.

Rüyalar bir insanın duygularının, kaygılarının, umutlarının şifrele- ridir. Pek çok hükümlü ile rüyaları paylaşılarak sıcak bir iletişim kurmak mümkün olmuştur. Onlar haklılıklarını öldürdükleri şahıslara rüyala- rında söyletmiş, kızgınlıklarını rüyalarında yaşamışlardır.

Rüyaları aynı zamanda onların yaratıcı ile aralarındaki bağdır. Dini bilgisi olmayan bazı hükümlülerin rüyalarında bazı sureleri okumaları veya okumalarının istenmesi onların ruh dünyalarında dine olan yakınlık ve ihtiyaçlarının göstergesidir:

“Ben rüyamda bir dede görüyorum. Bana senin yerin burası değil deyip beni cennete götürüyor. Herhalde ben cennete gideceğim.”

“Cezaevine girmeden önce Hz. Yusuf’u gördüm rüyamda. İki kişi koluna girmişti. Ben onun kim olduğunu sordum. Söylediler. O bir iftira yüzünden 7 sene yattı ve çıkınca Mısır’a sultan oldu. Ben de inşallah 7 sene yatıp çıkacağım”.

“Ben ceza aldığımda isyan etmiştim. Hak etmediğimi düşünüyor- dum. Bir gün rüyamda Hz. Ali’yi gördüm. Bana kılıcını verdi ve “Bu kılıçla çok güçlü olacaksın. Sabret” dedi. Bu rüyadan sonra kendimi daha iyi hissettim. Tekrar namaza başladım. Cezam onaylandığında Hz. Pey- gamberimizi gördüm rüyamda. “Sabret” dedi. Çoğu zaman kendimi suçlu hissetsem de aslında vicdanım rahat. Allah’ın affediciliğine inanı- yorum.”

“Rüyamda hacca gittim. Kâbe’de deniz vardı.”

İfadelere bakacak olursak din belli şahıslar ve simgelerle özleştiril- miştir. Rüyada görülen hoca, beyaz sakallı dede, Kâbe, ya da bazı Pey- gamberler vesilesi ile kişi Yaratan ile kurduğu bağı ve duygusal ihtiyaçla- rını, bilinçaltına ittiği duygularını yaşamaktadır. Hükümlülerin rüyalarına olan ilgisi, daha da önemlisi rüyalarını dini bir boyutta ele almaları onla- rın dini anlama ve algılama biçimini tanımamıza olanak veren bir du- rumdur.

Katılımcılara etkilendikleri dini rüyaları sorulduğunda yedi hü- kümlü bu soruya cevap vermemiştir. Bunlardan ikisi cevap vermeme se- bebi olarak özel rüyalar gördüklerini ve anlattıklarından dolayı bu rüya- ların kesintiye uğradığını belirtmiştir. Rüyayı gizli tutma genellikle hü- kümlülerde ender rastlanan bir durumdur. Otuz bir hükümlü etkilendiği rüyayı anlatmış ve rüyalarına yorumlarda bulunmuşlardır. Bir rüyanın yorumlanması, yani ona bir anlam yüklenmesi bilinçli olarak harekete geçirdiğimiz zihinsel bir eylemdir.

(27)

Jung’a göre rüya gören rüyanın en önemli parçasıdır. Rüyalar şu anlamları içermektedir: Rüyalar kişiliğin bilinmeyen bir yönünü göstere- rek gizli çelişkileri ortaya çıkarmakta, bazen gizli istekleri dile getirmekte, bazen çok önceden görülmüş okunmuş ya da duyulmuştur. Fakat son- radan unutulmuş deneyimleri tekrar hatıra getirmektedir ve iç ve dış ko- şulların rüya sahibince yönlerini sergilediği için analitik tedavide de çok değerlidirler (Fordham, 1996: 133-135).

Freud’un öğrencilerinden Alfred Adler’e göre rüya düşünce sürü- sünün bir parçasıdır ve yaşama tarzına uygun olarak rüya görenin şimdiki yaşama bakışıyla gelecekteki amaçları ve onlara ulaşma planlarının bir birleşimidir (Yücesoy, 2001: 149).

Fromm ise rüyaları unutulmuş bir dil olarak kabul eder ve zihnin en önemli ifade kaynakları olarak görür (Holbeche, 1994: 91).

Bu yaklaşımlar çerçevesinde araştırmamızda özellikle vurgu yap- mak istediğimiz nokta hükümlülerin rüyalarını dinle aralarındaki önemli bir bağ olarak görmeleridir. “Dini soru olarak” rüyalarını ifade eden hü- kümlü sayısının fazlalığı önemlidir.

Rüyada görülen dini motifler herkeste olduğu gibi bu kadınlar için de rahatlatıcı unsurlar ve şefkat yumağıdırlar. Bu hükümlülerin onaylan- maya, desteklenmeye umutlandırılmaya olan ihtiyaçları kanaatimizce rü- yalarını hayatlarının en önemli parçası haline getirmektedir.

“Rüyanızda en çok kimi görürsünüz” sorusu ise iç dünyalarını or- taya çıkaran bir soru olmuştur. Bütün hayatları boyunca sıkıntı ve baskı içinde yaşamaları onları yoğun bir öfke içine sürüklemiştir. Kızgınlıkla- rını muhataplarını yok ederek de ortadan kaldıramamışlardır. Çünkü so- nuna kadar haklı olduklarına inandıkları halde kimseden, en yakınların- dan (anne, baba, çocuk) bile onay alamamışlardır. Rüyalarında hala bir hesaplaşma içindedirler. Rüyalarında maktulle hesaplaşmaya devam et- mekte ve haklılıklarını onlara söyleterek vicdanlarını rahatlatmaya çalış- maktadırlar. Bu soruya verilen cevapları incelediğimizde öldürme suçun- dan hükümlü olan kadınların rüyalarında da en çok öldürdükleri şahıs- larla meşgul olduklarını ve onaylanmama, tatmin olmama duygusunun hala devam ettiğini görmekteyiz. Bazı açıklamalarda öldürülen şahıs ka- dın hükümlüden af dilemekte ve aslında onun haklı olduğunu söylemek- tedir.

Bunun dışında kendisini koşulsuz sevdiğine inandığı şahısları rü- yalarında gören hükümlüler korku, kaygı ve kızgınlıklarını gerek dini bir değerle gerekse sevdikleri yakınları ile rüyalarında paylaşmaktadırlar.

Bazı hükümlüler öldürmüş bile olsalar eşlerine duydukları özlemi dile

Referanslar

Benzer Belgeler

“ M illetvekilliği kesinleş­ tikten sonra hakim huzu­ runda sadakat yem ini edip, A m erikan vatandaşı olan bir kişinin, TBMM’de yapa­ cağı yem in nasıl inandırıcı

rından birisidir. Vakfı n planlı bir şekilde uygulanan proje ve faaliyetleri aracılığıyla toplumun bahsi geçen kesimine islami değerlere davet yapmakta vu

İfade özgürlüğü çok geniş bir alana etki ettiği için din ve inanç içerikli ifadeler söz konusu olduğunda ifade özgürlüğü ile din ve vicdan özgürlüğü

Bu istikrarsızlığı gidermek adına ülkede Dini kurumları denetleyen Din işleri Devlet Komitesi, Kazakistan Müslümanları Dini Başkanlığı kurulmuştur.. Bundan

Ülkemizdeki din eğitimi L!ygulamalarının olumlu-olumsuz yönleri, 1924'ten itibaren örgün öğretimin içinde veya dı§ında bırakılarak yapılan din öğretimi

Bu sebeple Carter şöyle bir muhakeme yürütür, «Para ka zanmadıktan sonra en iyisi insanın zevk aldığı bir şey ü- zerinde

Halikarnas Balıklısı Cevat Şakir KabaağaÇr lı': Hayatı-kişiliği-eserleri / İlknur Hatice önal... Son yıllarda inanılmaz bir hızla gelişen iletişim teknolojisi

Stalin tarafından yüzme havuzuna dönüş­ türülen altın kubbeli katedral Yeltsin döne­ minde yeniden yapılmıştı.Yeltsin, gömüleceği Novodiyeviçi (Yeni