Y
ALBURTY
AYLASI VEÇ
EVRESİA
RKEOLOJİKY
ÜZEYA
RAŞTIRMAP
ROJESİ(I
LGIN, K
ONYA)
2014SEZONU ARAZiÇALIŞMALARI RAPORU
Ömür Harmanşah
Doç. Dr., Öğretim Üyesi, Chicago Illinois Üniversitesi (ABD), Peri Johnson
Dr., Öğretim Üyesi, Chicago Illinois Üniversitesi (ABD),
Mart 2015, Şikago
2 | P a g e
Teşekkür
Çalışmalarımız sırasında Ilgın Şeker Fabrikası Müdürlüğü, Ilgın Belediyesi, Ilgın Kaymakamlığı, Ilgın Jandarma Komutanlığı, Ilgın Lale Pastaneleri, ve özellikle
de Ilgın ilçesi Çavuşçugöl kasabası ahalisi, yine Ilgın ilçesi Hareme, Yorazlar, Tekeler, Düğer, Avdan, Çömlekçi, Çobankaya, Büyükoba, ve Misafirli köyleri ahalisi bizlere canı gönülden yardım etmişlerdir, kendilerine teşekkürü bir borç
biliriz. Ilgın Kaymakamlığı özellikle sağladığı araç ve personelle Tekeler köyünden Akşehir Müzesine yazıtlı taş bir eserin taşınmasına önemli katkıda
bulunmuşlardır, kendilerine sonsuz müteşekkiriz.
3 | P a g e
1. Giriş
Yalburt Yaylası Arkeolojik Yüzey Araştırması Projesi’nin beşinci arazi sezonu sezonu 31 Temmuz – 25 Ağustos 2014 tarihleri arasında T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün 19 Haziran 2014 tarih ve 119360 sayılı resmi izinleri ile, Yard. Doç. Dr. Ömür Harmanşah başkanlığında gerçekleştirildi1. Projenin yardımcı başkanlığını ve saha koordinatörlüğünü Dr. Peri Johnson üstlendi. Saha çalışmalarına doktora öğrencileri Müge Durusu Tanrıöver (Brown Üniversitesi-ABD, Arkeoloji ve Eskiçağ Dünyası Anabilim Dalı), Su Alara Acerol (Koç Üniversitesi, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü) ve B. Nilgün Öz (Orta Doğu Teknik Üniversitesi- Mimarlık Fakültesi, Mimari Koruma ve Restorasyon Anabilim Dalı) ile lisans öğrencileri David Elitzer (Brown Üniversitesi (A.B.D.), Arkeoloji Bölümü) ve Yusuf Varmış (Mersin Üniversitesi, Mimarlık Bölümü) katıldılar. Tüm ekip üyelerine özverili çalışmaları için teşekkür ederiz. Bakanlık temsilcimiz İstanbul 5 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü uzmanlarından Corrado Ozan Rijavec idi.
2. Amaçlar, objektifler ve temel sonuçlar
1 2014 sezonu finansmanı University of Texas at Austin ve Brown University’nin farklı akademik birimleri tarafından karşılanmıştır. Kendilerine teşekkür ederiz. Çalışmalarımız sırasında Ilgın Şeker Fabrikası Müdürlüğü, Ilgın Belediyesi, Ilgın Kaymakamlığı, Ilgın Jandarma Komutanlığı, Ilgın Lale Pastaneleri, ve özellikle de Ilgın ilçesi Çavuşçugöl kasabası ahalisi, yine Ilgın ilçesi Hareme, Yorazlar, Tekeler, Düğer, Avdan, Çömlekçi, Çobankaya, Büyükoba, ve Misafirli köyleri ahalisi bizlere canı gönülden yardım etmişlerdir, kendilerine teşekkürü bir borç biliriz. Ilgın Kaymakamlığı özellikle sağladığı araç ve personelle Tekeler köyünden Akşehir Müzesine yazıtlı taş bir eserin taşınmasına önemli katkıda bulunmuşlardır, kendilerine sonsuz müteşekkiriz. Daha önceki sezonların yayınlanmış raporları için bkz. Harmanşah ve Johnson 2012, 2013, 2014.
4 | P a g e 2.1 Arkeolojik Yüzey Araştırması
Yüzey araştırmasının 2014 yılı izin başvuruları kapsamında belirlenen amaç ve
objektiflerin çoğunluğu 2014 sezonunda başarı ile tamamlanmıştır. Bunlardan öncelikle, kömürle işleyecek bir termik santral inşaatının planlandığı Kuru Göl Havzası’nda yapılan arkeolojik alan tespit ve belgeleme çalışmaları büyük ölçüde tamamlanmıştır.
Bakanlığımıza ve Konya Bölge Koruma Kurulu’na rapor edilen arkeolojik arazilerin önemli bir kısmı 1. ve 3. derece sit alanları olarak Konya Kurulu’nun 12.6.2014 tarihli ve 1260 sayılı kararı ile ilan edilmiştir. Bölgenin beklediğimizden çok daha zengin bir arkeolojik varlığa ve yerleşim yoğunluğuna sahip olması sebebiyle, 2013 sezonunun son günlerinde tespit edilen ancka belegelenemeyen Saray Ada Tepesi ve Hareme köyü yakınındaki
Hareme Mezarlığı arazilerindeki çalışmalar da sonuçlandırılmıştır. Bu iki araziden Hareme Mezarlığı sunduğu silindir mühür ile önemli bir Orta-Geç Tunç Çağı yerleşimi olduğunu göstermiştir. Proje çalışmaları sırasında bu iki arazi ile ilgili olarak etütlük seramik malzeme toplama izni Bakanlığımızdan 6 Ağustos 2014 tarihli yazımızla talep edilmiş, talebimiz Bakanlığımızın 11 Ağustos 2014 tarih ve 154402 sayılı yazısı ile uygun görülünce, gerekli malzeme toplama çalışmaları Akşehir Müzesi Müdürlüğü gözetiminde
gerçekleştirilmiştir. Eserler Akşehir Müzesi’ne teslim edilmiştir.
Yüzey araştırma sırasında ele geçen 13 adet envanterlik eser Akşehir Müzesi’ne teslim edilmiştir. Bunlar eserler arasında SU 170. Hareme Mezarlığı arazisinden ele geçen 1 adet silindir mühür, SU 179 Doğanlı arazisinden ele geçen 1 adet seramik Osmanlı piposu ve 1 adet cam boncuk, SU 101. Yalburt Yaylası’ndan ele geçen 1 adet seramik ağırşak, SU 103. Şangır Mağaza arazisinden ele geçen 1 metal ayaklık, SU 175 Türkmen Sırtı arazisinden ele geçen yazıtlı 1 seramik kap gövde parçası ile muhtelif arazilerde ele
5 | P a g e geçen 7 adet çeşitli çakmaktaş ve obsidyen taş alet bulunur. Buna ek olarak Ilgın ilçesi, Tekeler köyü içinde tespit edilen, daha önce yayını bulunmayan 17 satır eski Yunanca yazıtlı bir adet mermer anıt Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 07.02.2012 gün ve 25 sayılı ilke kararı gereğince Akşehir Müzesi’ne tutanakla teslim edilmiştir. Ayrıca Ilgın ilçesi, Düğer Köyü arazisi içindeki Çevlik Mevkii’nden elde edilen 1 adet tamamı korunmuş öğütme taşı ile onun eşi olan 1 adet sürtme taşı, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek
Kurulu’nun 07.02.2012 gün ve 25 sayılı ilke kararı gereğince Akşehir Müzesi’ne tutanakla teslim edilmiştir. Yine aynı ilke kararı uyarınca, Yalburt Yaylası Hitit Kutsal Su Anıtı’nın 2013 kış aylarında çökerek parçalara ayrılan bir hiyeroglifli kireçtaşı blokun döküntü parçaları gelecek yıllarda Akşehir Müzesi’ne davet edilecek bir restoratör tarafından tamir edilerek yeniden yerine yerleştirilmek üzere Akşehir Müzesi’ne tutanakla teslim edilmiştir.
2.2. Jeomorfolojik Araştırmalar
2011 sezonunda Prof. Ben Marsh öncülüğünde başlanan jeomorfolojik çalışmalara 2013 sezonunda Çavuşçu Gölü ve Kuru Gol Havzası çerçevesinde devam edilmiştir. Prof.
Ben Marsh özellikle eskiçağdan bugüne nehir ve göl boyları ve pınarlarda ve vadi
tabanlarında gözlenen alüvyasyon, yayla alanlarındaki erozyon ve yerleşim peyzajındaki digger jeomorfolojik değişimlere eğilerek arkeoloji yüzey araştırması verilerimizi
desteklemeye ve yeni arazi çalışma alanları konusunda bizlere yol göstermişti. Ben Marsh’ın çalışmaları bu verilere dayanarak eskiçağdaki tarımsal alan kullanımı ve sulama rejimlerini bugün gözlenen tarımsal alan kullanımı ve sulama projeleri ile karşılaştırma imkanı bulmuştur, bu çalışmalara 2014 sezonunda da devam edilmesi planlanmıştı.
6 | P a g e Ayrıca, Çavuşçu Göl ve Kuru Göl havzalarındaki çalışmalarda, göl tarihi, bitki ve iklim tarihinin aydınlatılması amacıyla arkeolojik alanlardan uzak seçilecek bir kaç alanda elle işletilen 10 cm. çaplı toprak burgusu ile çökelti örneği alınması ve elde edilen çökelti örnekleri AMS (Accelerator Mass Spectroscopy) Radyokarbon teknikleri ile
tarihlendirilmesi planlanmıştı. Ancak araştırma sezonumuza iştirak edip, jeomorfoloji konusunda çalışmalar yapması beklenen Prof. David (Ben) Marsh, 2014 sezonunda ailevi sebeplerden dolayı çalışmalarımıza katılamamıştır. Kendisinin projemize katılamaması sebebi ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü’ne yaptığımız ve elde ettiğimiz 03.06.2014 tarih ve 3092 sayılı araştırma izinde belirtilen jeomorfolojik örnekleme çalışmaları da gerçekleştirilememiştir.
2.3. Yalburt Yaylası Hitit Kutsal Dağ Pınarı Anıtı Mimari Koruma ve Arkeolojik Sit Alan Yönetimi Planı
Yine izin başvurumuzda öngörülen Yalburt Yaylası Taş Koruma, Mimari
Konservasyon ve Arkeolojik Sit Alan Yönetimi Projesi taslak rapor hazırlama faaliyetlerine önemli bir başlangıç yapılmış, bu raporun ana taslağı çıkarılmış ve Yalburt Anıtı ve
çevresi’nde bu rapora yönelik belgeleme çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bakanlığımızın izinleri uyarınca ve Akşehir Müzesinin gözetimi altında, anıtta çok acil olan bitki temizleme işlemi gerçekleştirilmiş, ve anıtı doğrudan tehdit eden çalı, diken, ve özellikle incir
sürmeleri temizlenmiştir. Ayrıca, anıt arkasında yükselen erik ağacı kısmen budanmıştır.
Böylelikle anıt önemli bir şekilde görünür konuma gelmiş bu bitkilerin tehdidinden kurtulmuştur. Buna ek olarak, Ayrıca 2014 sezonunda RTI (Reflectance Transformation Imaging- “Yansıtmalı Dönüşüm Görüntülemesi) tekniği ile hiyeroglifli bloklar tek tek belgelenmiştir. Bu üç boyutlu belgeleme sonucunda, daha önce okunamayan bazı
7 | P a g e hiyeroglifli işaretler okunabilmiştir. 2015 yılında bütün bu çalışmalara devam edilecektir.
Bu çalışmanın daha ayrıntılı raporuna aşağıdaki sayfalarda erişilebilir.
3. Arazi Metodolojisi
2014 Sezonunda, daha önceki sezonların saha çalışmalarında her yıl giderek iyileştirilen arkeolojik yüzey araştırma yöntemlerinin kullanımı sürdürülmüştür.
Arkeolojik yüzey araştırması sırasında, muhtemel arkeolojik kalıntılar ve kalıntı alanlarına Google Earth, Digital Globe, ve diğer benzeri kaynaklardan elde edilen uydu fotoğraflarının
analizi, halihazır topoğrafik haritaların kullanımı, yerel yayınlar, ve özellikle de muhtarlar ve diğer yerel yönetim üyeleri, yerli halk ve köy sakinleri ile yapılan resmi olmayan görüşmeler ve bilgi değiştokuşu ile erişilmiştir. Böylelikle belirlenen yeni arkeolojik alanlarda, her arazinin gerektirdiği ayrı yöntemler düşünülmüş, bunlar arasından sistematik yüzey buluntularının toplanarak örneklenmesi, fazla önem arzeden ve yoğun yüzey buluntusu veren alanlarda yoğun sistematik arazi yürüme metodları (%50 kapsamlı olarak ve 4 m. aralıklı) uygulanması, arkeolojik alanların yayılımının el GPS’leri ve arazi eskizleri kullanılarak haritalanması, gerekli formların doldurulmasi, mimari ölçüm ve çizimler, fotoğraflama, ve video kayıtları aracılığı ile arkeolojik alanların ayrıntılı
belgelenmesi ve tanımlanması, bu arkeolojik alanlar arasında kalan peyzajlarda jeolojik yapı, hidroloji, bitki örtüsü, eskiçağ yol ağları, jeomorfolojik olgular ve süreçlere ilişkin bilgilerin toplanması sayılabilir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 13/03/2013 tarih ve 94949537-160.99-51264 sayılı Bakanlık onayı ile yürürlüğe girmiş olan Kültür ve Tabiat Varlıklarıyla İlgili Yapılacak Yüzey Araştırması, Sondaj ve Kazı Çalışmalarının Yürütülmesi
8 | P a g e Hakkında Yönerge’si Madde 12b düzenlemesine göre “Yüzey araştırmasında tespit edilen envanterlik kültür varlıkları envanter listesi ve envanter fişi ile ilgili müzesine teslim”
edileceği ve “envanterlik kültür varlıkları dışındaki buluntular”ın toplanmayarak “gerekli belgeleme ve ölçümler yapılarak yerinde” bırakılacağı öngörülmüştü. Yönerge uyarınca, tespit edilen arkeolojik alanların önemli bir çoğunluğunda yüzey malzemesi toplanmış, çizimleri yapılmış, fotoğraflanmış, ve malzeme sözkonusu arazilere geri bırakılmıştır. Bu uygulamaya istisna olarak, yukarıda adı geçen Ilgın ilçesi Hareme Köyü (170) Hareme Mezarlığı ve Ilgın ilçesi Yorazlar Köyü (171) Saray Ada Tepesi arazilerinden etütlük malzeme toplanmak üzere Bakanlığımızdan izin istenmiş, ve ivedilikle sağlanan bu izin sayesinde, bu iki araziden Akşehir Müzesi görevlileri nezdinde toplanan etülük eser koleksiyonu yine aynı müzeye tutanakla teslim edilmiştir. Bu malzemeler 2015 çalışma sezonunda değerlendirilecek ve ivedilikle yayına hazırlanacaktır. Bu konuda ekibimize her türlü anlayış ve kolaylığı sağlayan Bakanlık mensuplarına teşekkür ederiz.
Yalburt Projesi 2010 sezonundan beri, incelediği arkeolojik arazilerde, çağdaş topoğrafik üniteler ve peyzaj unsurları (höyük tepesi, höyük etekleri, tarla, kanal kesiti, yol, kaçakçı çukuru ve bunun gibi unsurlar) ile mülkiyet, bitki örtüsü ve yüzey görünürlüğü göz önüne alınarak, yüzey araştırma ünitesi olarak adlandırılan arkeolojik arazileri “mahal”
(locus)’lere bölmüş, bu mahallerin sınırları ayrı ayrı el GPS’leri ile belirlenerek haritalara işlenmiş, ve her bir mahallin yüzey buluntuları ayrı ayrı toplanarak torbalanmıştır. Bir arkeolojik arazinin bölümlerini/birimlerini oluşturan her bir farklı mahal için ayrı arazi formları doldurulmuş, arazi defterlerine gerekli görünürlük, bitki örtüsü, mülkiyet, mimari kalıntılar, hidroloji, jeoloji, arkeolojik unsurlar gibi bilgileri ayrı ayrı işlenmiştir (Tablo 1).
9 | P a g e Tablo 1. Yalburt Yaylası 2014 Sezonunda Çalışılan ve Tespit Edilen Araziler
Araştırma Tarihi (2014)
Ar.
Ünite No.
İsmi Bağlı Olduğu İlçe ve Köy
UTM Doğu
UTM
Kuzey Rakım 01.08 170 Hareme
Mezarlığı
Ilgın, Hareme
Köyü 0400958 4257163 1035 m
02.08 170 Hareme Mezarlığı
Ilgın, Hareme
Köyü 0400958 4257163 1035 m
02.08
171 Saray Ada Tepesi
Ilgın, Yorazlar
Köyü 0402665 4251680 1032 m
03.08 171 Saray Ada Tepesi
Ilgın, Yorazlar
Köyü 0402665 4251680 1032 m
03.08 172 Bostan Ada Ilgın, Yorazlar
Köyü 0402849 4251960 1025 m
04.08 173 Tekeler Köyü Ilgın, Tekeler
Köyü 0405537 4256279 1084 m
04.08 174 Batak Mezar Ilgın, Tekeler
Köyü 0404361 4255577 1030 m
05.08 173 Tekeler Köyü Ilgın, Tekeler
Köyü 0405537 4256279 1084 m
05.08 175 Türkmen Sırtı Ilgın, Tekeler
Köyü 0406274 4257053 1178 m
06.08 101 Yalburt Yaylası Ilgın,
Çobankaya 0410898 4256763 1336 m 07.08 101 Yalburt Yaylası Ilgın,
Çobankaya 0410898 4256763 1336 m 08.08 101 Yalburt Yaylası Ilgın,
Çobankaya 0410898 4256763 1336 m 08.08 103 Şangır Mağaza
Ilgın, Çobankaya/
Büyükoba
0411888 4258810 1475 m
11.08 176 Çolağınyurt Mezarlık
Ilgın, Hareme
Köyü 0399069 4255995 1056 m
12.08 177 Bozukkuyu
Ilgın, Çömlekçi Köyü
0408765 4246263 1189 m
12.08 178 Bağlar Höyük
Ilgın, Çömlekçi Köyü
0408488 4247584 1231 m
13.08 178 Bağlar Höyük
Ilgın, Çömlekçi Köyü
0408488 4247584 1231 m
13.08 179 Doğanlı
Ilgın, Çömlekçi Köyü
0410955 4242597 1082 m
10 | P a g e 14.08 180 Kanlı Kuyu
Ilgın, Çömlekçi Köyü
0409803 4244108 1119 m
15.08 181 Akçeşme Ilgın, Avdan
Köyü 0411617 4254242 1208 m
19.08 182 Düğer Ilgın, Düğer
Köyü 0422427 4247886 967 m
19.08 183 Akgeçit Ilgın, Düğer
Köyü 0422400 4245088 1015 m
20.08 184 Çevlik Mevkii Höyük
Ilgın, Düğer
Köyü 0421856 4246159 1011 m
20.08
185 Melemen Sırtı
Ilgın, Düğer
Köyü 0422972 4251099 1000 m.
21.08 186 Dede Tepe
Ilgın, Çavuşçugöl Kasabası
0398045 4252394 1051 m
11 | P a g e Resim 1. Yalburt Projesi 2010-2014 Araştırma Üniteleri Haritası
12 | P a g e
4. Arkeolojik Yüzey Araştırması: Arazi Araştırma Birimleri
2014 Sezonunda belirli arazi araştırma birimlerinde yapılan ayrıntılı çalışmalar aşağıda özetlenmiştir.
101. Yalburt Yaylası
1. Yüzey Araştırma Çalışmaları
Yalburt Yaylası’nda bu yıl, iki ayrı alanda yoğun yüzey taraması faaliyetlerimizi sürdürdürdük. Bunlardan ilki için, Kara Tepe eteklerindeki Mahal 13’e dönüldü, ve bu alanda Geç Tunç (Hitit) dönemine ait seramiklerin bulunup bulunmadığı araştırıldı. Ancak bu alanda toplanan en erken seramikler Helenistik ve İmparatorluk dönemi Roma çanak çömleği olmuştur. Toplanan seramiklerin önemli bir çoğunluğu Geç Roma-Erken Bizans dönemlerine aittir, ve bir ihtimal bu seramik kültürü Orta Bizans Dönemi’nde de süreklilik gösterir. Ilginç seramik örnekleri sunan bu alanda, tezgah ağırlığı olarak yeniden
kullanılmış olan perfore edilmiş parçalarla birlikte işlevini henüz belirleyemediğimız düzenli olarak dikdörtgen kesilmiş seramik parçalarına da rastlanmıştır.
Yoğun olarak yürünerek taranan ikinci alan Mahal 21 olmuştur (Resim 2). Mahal 21 önceki sezonlardan da hatırlanacağı üzere Çobankaya-Büyükoba asfalt yolu, yayla
yerleşmesinin güneyindeki toprak yol ile yerleşimin tam ortasından geçerek kuzeyden güneye uzanan kuru dere yatağı arasında kalan üçgen alan olarak tanımlanmıştı (Resim 2).
Yüzey taraması sırasında bu alanın projemiz için çok önemli bir arazi olduğu ortaya
13 | P a g e çıkmıştır. Özellikle, Ilk Tunç Çağı ya da daha evveline tarihlenebileceğini düşündüğümüz son derece kaba, yerel elyapımı mallar bu alandan toplanan önemli bir grubu oluşturur. Bu çanak çömlek parçalarından bir kısmı, Ören Çeşmesi’nin perdahlı kırmızı astarlı malları ile örtüşürken, kalan parçalar (ki 41 parça toplanmış, çalışılmış ve yerine geri bırakılmıştır) daha kaba mallardır. Mahal 17’de daha önceki sezonlarda bu döneme ait 5 adet parça, pınar ve çevresinde ise iki adet diaygnostik parça toplanmıştı. Dolayısıyla, 2014’te elde edilen Mahal 21 koleksiyonu, İlk Tunç Çağı ve/veya öncesine ait seramik kolleksiyonunu kat be kat artırmış, Yalburt Yaylası’nda tarih öncesi ve Hitit İmparatorluğu öncesi insan
faaliyetlerinin varlığı konusunda şüphe bırakmamıştır. Bu verilerden hareketle,
söylenebilir ki, Mahal 21’in batı kenarı boyunca süreksiz olarak akan dere yatağının tarih öncesi çağlarda daha fazla su taşıdığı ve bu alanda da yerleşim ihtimalini iyiden iyiye artıdığı söylenebilir.
Yine Mahal 21’de iki adet Geç (Son) Tunç Çağı’na ait diyagnostik parça ele geçmiştir.
Bunlardan birincisi Geç Tunç Çağı’na ait bir pişirme kabı parçasıdır, diğeri ise kapalı, içe katlanmış ağızlı, muhtemelen karineli (omurgalı) çanaktır. Burada bahsi geçen ikinci parçanın Orta Tunç Çağı’na kadar erkene çekilmesi de muhtemeldir. Bu mahalden Yalburt Yaylası’nın halen tam olarak tespitini yapamadığımız ikinci bine ait bir seramik kültürü olduğu anlaşılmaktadır.
Bu mahalden ele geçen seramiklerin önemli bir çoğunluğu ise Helenistik Dönem’den Erken Bizans’a uzanan bir yelpazede tarihlenirler. Buna ek olarak bazı seramik parçaları yukarı seviyedeki Osmanlı dönemi yayla yerleşmesinden sürüklenmiş olmalıdır.
14 | P a g e Resim 2. Yalburt Yaylası Mahal ve arkeolojik kalıntı haritası
Hitit havuzu ile modern çeşme arasında kalan Köy Hizmetleri Bölge Müdürlüğü tarafından açılmış olan Y-biçimli derin kanal içinin incelenmesi için bu alanda tekrar çalıştık. Burada ekibimizin temel amacı, kanal kesitlerinde, erozyon sonrası açığa çıkarak kesitteki taş duvarların tarihlenmesine yardım edebilecek seramik parçaları olup olmadığını tespit etmek ve bunların duvarla stratigrafik ilişkisini incelemekti. Bu açıdan bu sezon oldukça şanslıydık ve kesitlerden in-situ halinde pek çok seramik parçası topladık. Bazı kesitlerin ise erozyonlu katmanlarında seramik parçalarına rastlandı. In-situ halde tabakalanma içersisinde ele geçen Erken Demir Çağı’na ait el yapımı seramik parçaları, kesitlerde
15 | P a g e gözlenen en eski duvarlar Geç Demir Çağı’na, yani Raci Temizer ve ekibinin açmalarından bilinen Frig dönemi yapıları ile aynı döneme tarihler. Kesitlerde izlenen taş duvarların büyük bir çöğunluğu Roma ve Geç Roma dönemlerine tarihlenir ki bu da Yalburt Yaylası taş duvarlarında Roma dönemi boyunca harç kullanılmamış olduğunu bize göstermiştir.
Kesitin eğimli olarak izlenen erzonyon kaynaklı çakıl taşlı katmanlarında rastlanan seramikler ise Roma dönemi yerleşiminin Koca Tepeden inen kolüvyal-moloz toprak birikinti kayması ile gömülmüş olduğunu gösterir.
Bunlara ek olarak, yeni bir mahal ön bir çalışma ile tanımlanmış ve yüzey malzemesi itibarı ile taranmıştır. Bu yeni mahal, Y-planlı açmanın hemen doğusunda yeralır ve
kuzeyde sınırı Mahal 8, “Eski Yol” ile belirlenirken, batıda Mahal 7 ve güneyde Kalkamak Sırtının batı yarısı boyunca uzanan Mahal 1 ile sınırlanır. Bu alandaki seramikler Roma döneminden Bizans dönemine kadar çeşitlilik gösterir.
Yalburt Yaylası’na güneybatıdan tırmanan ve Yan Yol adı verilen çukur yol hattının kuzey ve güneyine sıralanan geniş nekropol alanındaki kaçakçı çukurları da incelenmiştir.
Sadece terra sigillata ve Roma dönemi ortak malları bu kaçakçı tahribatına uğramış mezarlarla ilişkilendirilmiştir. Bu çalışmamız göstermiştir ki Roma dönemi mezarlıkları Yan Yol boyunca düzenlenmiştir, ve yine buradan çıkarsandığı üzere Roma döneminde bu yol oldukça aktif olarak kullanılmış olmalıdır (Resim 2). Yan Yol’un kullanımı Osmanlı döneminde de devam etmiştir ve 1960’ların askeri topoğrafik haritalarında
izlenebilmektedir.
16 | P a g e
2. Yalburt Yaylası Hitit Kutsal Dağ Havuzu Anıtı’nda yapılan çalışmalar
Yalburt Anıtı ve çevresinde 1970-1975 arasında Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nce yapılan kazıları takiben aynı yıllarda Yalburt Anıtı restore edilmiş, betonarme bir temele oturtularak anıtın çevresine, hiyeroglifli havuz duvarlarını koruyacak bir üst örtü inşa edilmiştir. Bakımsızlık sebebi ile bu üst örtü bugün işlerliğini kaybetmiş, bunun sonucu olarak da hiyeroglifli duvarlar yağmur, rüzgara ve digger gündelik fiziksel etkilere maruz kalmıştır. Yapının strüktürel durumu iyi olmakla beraber, en kısa zamanda taş koruma ile ilgili önlemlerin alınmasına yönelik ve arazinin Konya ili turizmine
kazandırılması için bir arkeolojik sit alan yönetim planı ve düzenlemesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla 2013 ve 2014 sezonlarında ekibimiz üyeleri D. Ömür
Harmanşah ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimari Koruma ve Restorasyon Anabilim Dalı doktora öğrencisi B. Nilgün Öz önderliğinde bir rapor çalışması başlatılmış, Yalburt Anıtı’nda kademeli olarak uygulamaya konacak uzun vadeli bir planın çalışmalarına başlanmıştır. 2013 sezonunda Gordion/ Yassıhöyük’teki başarılı çalışmaları ile bilinen Mimari Taş Konsevatörleri Elisa de Bono ve Angelo Lanza’nın Yalburt Anıtı’nı ziyareti ile anıtın durumu konusunda görüşleri alınmıştır. Bu görüşler doğrultusunda ve bakanlığımız izni ile ve Akşehir Müzesi gözetiminde anıtta 2014 sezonunda sınırlı bitki temizliği yapılmış ve anıtı doğrudan tehdit eden çalı, diken ve incir fidanları sökülmüş, bu mevkideki erik ağacı uygun şekilde budanmıştır.
17 | P a g e Resim 3 ve 4. Yalburt Yaylası Hitit Kutsal Dağ Pınarı Anıtı’nın bitki temizliği öncesi ve sonrası görünümü.
Ayrıca 2014 sezonunda RTI (Reflectance Transformation Imaging- “Yansıtmalı Dönüşüm Görüntülemesi”) tekniği ile hiyeroglifli bloklar tek tek belgelenmiştir (Resim 5).
18 | P a g e Bu üç boyutlu belgeleme sonucunda, daha önce okunamayan bazı hiyeroglifli işaretler okunabilmiştir.
Resim 5. Yalburt Yaylası Hitit Kutsal Dağ Pınarı Anıtı’ndan bir hiyeroglifli blok. Soldaki resimde geleneksel teknikle doğal ışıkta çekilmiş bir fotoğraf, sağdaki resimde ise aynı bloğun “Yansıtmalı Dönüşüm Görüntülemesi” tekniği ile elde edilmiş görüntüsü
görülmektedir.
Bu çalışmalara ek olarak, 2013 kış aylarında, muhtemelen kış soğukları ve yağışların etkisi ile hali hazırda korunma durum oldukça zayıf olan, havuzun güneybatı köşesinde bulunan batı duvarının en kenar bloğunun (Özgüç 1988: Levha 89: No2) sağ (kuzey) parçasının kısmi olarak döküldüğü tespit edilmişti. Parçalanarak havuzun içinde muhafaza olan bu Luvice hiyeroglifli blok parçaları Akşehir müzesine, gelecek yıllarda yapılması planlanan restorasyon için sezon sonunda tutanakla teslim edilmiştir. Bu parçalardan 17 x 30 cm. hiyeroglif yüzeyli ve 9.5 cm derinlikli parça ile 14,5 x 6.5 cm hiyeroglif yüzeyli ve 5.5 cm kalınlıklı parça önemlidir. Bu parçalar haricinde, bu bloğun parçaları olduğu
19 | P a g e düşünülerek toplanan 21 adet amorf ve kırık taş parçası da gelecekte bir restorasyon yapılması amacı ile teslim edilmiştir.
Resim 6. Yalburt Yaylası Hitit Kutsal Dağ Pınarı Havuzu Güneybatı köşesi, batı duvarının son hiyeroglifli bloğunda kış aylarında meydana gelen tahribat.
20 | P a g e Resim 7. Yalburt Yaylası Hitit Kutsal Dağ Pınarı Havuzu Güneybatı köşesi, batı duvarının son hiyeroglifli bloğununun Akşehir Müzesi’ne teslim edilen, üzerinde hiyeroglifli yüzeyi korunmuş iki adet parçası.
103. Şangır Mağaza
Şangır Mağaza obruğuna 8 Ağustos 2015’te yapılan kısa ziyaret sırasında obruk tabanında ve Mahal 1 içerisinde 5 cm uzunluğunda ve yaklaşık 1 cm genişliğinde metal (muhtemelen bakır) bir buluntu ele geçmiş ve envanterlik eser olarak Akşehir Müzesi’ne teslim edilmiştir. Bu nesnenin bir tür metal ayak olarak görev yapmış olduğu
düşünülmektedir. Bu metal ayak haricinde, mağara ağzına yakın, obruk tabanının en dip noktasında daha önce tespit edilmemiş iki adet mermer sütun gövde parçası tespit edilmiştir. Bu sütun parçalarından birisi iyonik bir sütun başlığı izini andıran kırık bir kabartma parçası sergilerken, diğeri kırmızı boya izlerine sahip bir sütun gövde parçasıdır.
170. Hareme Mezarlığı
Hareme Mezarlığı Höyüğü, Ilgın ilçesi Hareme köyü’nün 800 m. kadar
güneydoğusunda bulunan köy mezarlığının özellikle doğu kısmı ile mezarlık duvarlarının dışında mezarlığın güneyine taşan alana yayılmış olan bir höyüktür ve ekibin bu arazideki
21 | P a g e çalışma günleri 1-2 Ağustos 2014 olmuştur. 2013 sezonunun son günlerinde kabaca tespiti yapılmış ancak zaman darlığı nedeni ile ayrıntılı dokümantasyonu 2014 sezonuna
bırakılmıştı. Hareme Mezarlığı arazisi Konya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 30.05.2014-2055 tarih ve no’lu kararı ile I. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmiştir.
Hareme Mezarlığı, Gavurdağ’ın tam güneyindeki terasların Kuru Göl havzasına kavuştuğu noktada kurulmuş, göreceli olarak düz bir höyük yerleşmesidir. Taş ve betonarme bloklarla örülmüş bir duvarla çevrili olan Hareme Köyü Mezarlığı höyüğün tepelik zirve kısmının kuzey tarafını kaplar (Resim 8). Bu arazide, yüksek derecelerde yüzey görünürlüğü olan toplam 6 ayrı mahal belirlenerek çalışılmış, her bir mahalden etüdlük yüzey malzemesi toplanmıştır. Elde edilen ön bilgilere ve ilk analizlere göre Mahal 2 ve Mezarlık alanı içinde kalan Mahal 3’ün birlikte kapladığı alan, üzerine bir hayli inşaat malzemesi artığı ve moloz dökülmüş olan ve çevre tarlalardan gözle görünür şekilde
yüksek olan, arkeolojik sit alanın merkezinde bir İlk Tunç Höyüğü’dür. Bu arazide rastlanan İlk Tunç seramikleri Ören Çeşmesi İlk Tunç seramikleri ile tam olarak örtüşür (İT III
Dönemi).
Bu İlk Tunç yerleşimin üzerinde Helenistik ve İmparatorluk dönemi Roma
seramiklerine de sınırlı sayıda rastlanmıştır. Bu dönemin seramikleri özelllikle M. Ö. 2’inci yüzyıldan başlayarak Roma İmparatorluk dönemine kadar uzanırlar ancak Geç Roma dönemi arazide temsil edilmez. Saray Ada Tepesi’nde de rastlanan bu dönemin seramik kolleksiyonu ile örtüşürler. Bu seramikler arasında, Helenistik dönemin eşmerkezli halkalı çanakları, Helenistik ve Roma dönemlerinin Terra Sigillatalar, ve İmparatorluk Dönemi’nın ince cidarlı malları yer alır.
22 | P a g e Resim 8. Hareme Mezarlığı Mahal dağılımı ve höyük morfolojisi
Bu merkezi höyüğün özellikle güney, güneydoğu ve doğu yamaçlarında
incelediğimiz Mahal 1, Mahal 4, Mahal 5 ve Mahal 6 tarlalarında ise yoğun miktarda Orta Tunç Çağı’na tarihlenebilecek malzeme dolayısı ile yaygın ve yayvan bir Orta Tunç Yerleşimin varlığı tespit edilmiştir. Bu tarlalarda yapılan sistematik yoğun taramalarla yerleşimin yaklaşık yayılım alanı tespit edilmiştir. Buna göre Orta Tunç yerleşimin yayılımı 5 hektara yakındır. Eski Tunç Çağı höyüğünün güney yamacında, tarlaların başladığı hatta siyahımsı kahverengi eski göl toprağının başladığı izlenir. Höyüğün kendi toprağı ise açık kahverengi rengi ile bu topraktan ayrılır. Höyük ve çevresinde yakın çevrede aktif bir su kaynağı tespit edilememiştir ancak yüzey bitki örtüsüne, Hareme çobanlarının sürüleri hep bu mevkiye getirdikleri, kuyu suyunun yüzeye bu noktada yakınlığı, ve seramikler
23 | P a g e üzerindeki kalsiyum karbonat izlerine bakılırsa bu yakında fosil bir pınar olduğu tahmin edilebilir. Mahal 6 tarlasında sistematik yoğun tarama sırasında Orta Tunç Çağı’na ait olduğunu düşündüğümüz silindir bir müher ele geçmiş ve envanterlik eser olarak Akşehir Müzesi’ne teslim edilmiştir (Resim 9).
Resim 9. Hareme Mezarlığı Mahal 6 tarlasında ele geçen taş silindir mühür ve yeni baskısı.
Hareme Mezarlığı, seramik verileri açısından bakıldığında, araştırma sezonu
boyunca karşılaştığımız en önemli ikinci bin arazisidir. Arazi genelinde, özellikle Mahal 1, 4, 5 ve 6’da ele geçen seramikler yoğun ve zengin bir Orta Tunç Çağı malzemesi içerirler, ki bu malzeme ele geçen silindir mühür ile birlikte bu dönemdeki yerleşimin yaygınlığına ve zenginliğine tanıklık eder. Hareme Mezarlığı’nda temsil edilen biçimlerin çoğunluğu Geç Tunç Çağı’nda da devam ederler, ancak kırmızı ve kahverengi yüzeyler ile boğumlu
kalınlaştırılmış ağızlı çanaklar (bead rim bowls) çoklukla Orta Tunç Çağı’na tarihlenir2. Bu
2 Daha önceki raporlarımızda, mesela özellikle Orta Tepe malzemesi içeririsnde, karineli (omurgalı) çanaklar olarak tanımladığımız bu çanaklar üzerine Müge Durusu-Tanrıöver’in yaptığı yeni çalışmalar,
Beycesultan’dan bilinen ve “bead rim bowls” (boğumlu kalınlaştırılmış ağızlı çanaklar) tabir edilen mallarla olan parallelikleri belhgelenmiştir. Dolayısıyla yeni yayınlarda bu terminoloji kullanılacaktır.
24 | P a g e arazi seramikleri üzerine yapılan ön incelemelere göre devetüyü, kırmızı, pembe ve
kahverengi mallar arasında iyi bir dağılım gözlenir. Temsil edilen kap biçimleri arasında boğumlu kalınlaştırılmış ağızlı çanaklar, içe çekik ağızlı çanaklar, gaga ağızlı testiler, kaide dipli çanaklar ve küresel çanaklar yeralır. Bunlar arasında boğumlu kalınlaştırılmış ağızlı çanaklar, Beycesultan’da olduğu gibi, çoğunluğu oluşturur. Hareme Mezarlığı bu malzemesi hem Beycesultan’la hem de Boğazköy ile paralellikler gösterir, dolayısı ile Ilgın bölgesini iki kültürel coğrafya arasına yerleştirir.
Hareme Mezarlığı’ndan ayrıca ele geçen bir yontulmuş çakmaktaşı parçası (SU170F2) envanterlik eser olarak Akşehir Müzesi’ne teslim edilmiştir.
171. Saray Ada Tepesi
Saray Ada Tepesi Ilgın ilçesi Yorazlar Köyü sınırları içersinde, Gavur Dağı eteklerine kurulmuş olan Yorazlar Köyü’nün 1 km. kadar Kuzeybatısı’nda, Kuru Göl havzasının içindeki tarlaların arasında konumlanmış, yaklaşık 100-120 m. çapında yayvan bir höyüktür. Bu arazide 2 ve 3 Ağustos 2014’te iki ayrı günde çalışılmıştır. Proje ekibimizin 2013 sezonu sonunda yaptığı kısmî tespit sonrasında hazırlanan rapora istinaden, Saray Ada Tepesi höyüğü de Konya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 30.05.2014- 2055 tarih ve no’lu kararı ile I. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmiştir.
Kuru Göl Havza kıyısında hafif bir yükselti üzerinde konumlanmış Yorazlar Köyü’nün açıklarında bir ada gibi konumlanmış olan höyük, kültürel malzeme içeren toprağı ile höyüğü çevreleyen, 30 cm kalınlığındaki koyu kahverenegi organik göl çökeltisi
toprağından rahatlıkla ayrılır. Höyüğün çevresindeki tarlalarda derin pullukla sürülmüş bölümlerde gri yerleşim toprağının yer yer yüzeye çıktığı görülür. Dolayısı ile yayvan olan
25 | P a g e höüğün geniş bir alana yayıldığı ancak organik göl toprakları ile önemli bir şekilde
gömülmüş olduğu anlaşılmıştır. Höyüğün kuzey kesimindeki kurak, ekilmemiş tarla Mahal 1 olarak adlandırılmış ve bu alana yayılmış pek çok kaçakçı çukuru seramikleri ile
incelenmiştir. Höyüğün güneyindeki yeni sürülmüş tarla Mahal 2 olarak adlandırılmış ve bu mahalden de yüzey malzemesi örneklenmiştir. Toprak bu mahalde son derece kumludur ve göl tabanı toprağı ile ayrılması güç olmuştur. Uydu haritaları, yerel hidroloji ve bölge
jeomorfolojisinden höyüğün yakınından geçerek göl tabanının doğu kenraını izleyen bugün tahliye kanalı olarak anılan kanalın kısmen yerini aldığı bir derenin varlığı tahmin
edilmektedir.
Bakanlığımızın 11 Ağustos 2014 tarih ve 154402 sayılı özel izinleri ile bu araziden, Akşehir Müzesi yetkilileri nezdinde toplanan seramikler etüdlük malzeme olarak Akşehir Müzesi’ne tutanakla teslim edilmiştir. Saray Ada Tepesi’nden ele geçen el yapımı, kırmızı hamurlu İlk Tunç Çağı’na ait gövde parçalarına rastlanmıştır ve dolayısı ile bu civarda bir İlk Tunç yerleşimine işaret etmektedir. Arazinin yüzey malzemesinin geneli hemen hemen yarı yarıya Geç Helenistik ve İmparatorluk Dönemi Roma seramiklerinden oluşur. Bunlar arasında oldukça sık olarak siyah astarlı oksitlenmişlenmiş kırmızı hamurlu ortak mallar öne çıkarlar. Bu seramikler MÖ. 100- M.S. 50’lere tarihlenirler. Bunlarla beraber yoğun olarak, Şangır Mağaza’dan bildiğimiz, Roma dönemine ait, ince cidarlı ince çizgili
pekiştirilmiş astarlı ya da boya astarlı ince mallara rastlanmıştır. Ne yazık ki, buradan ele geçen kırmızı astarlı mallar henüz detaylı olarak çalışılmamıştır. Bu arazide İmparatorluk Roma döneminin ötesindeki dönemlere dair yoğun seramik buluntusuna rastlanmamış olmakla beraber, Mahal 2’de üç adet küçük yeşil sırlı gövde seramik parçasına
rastlanmıştır.
26 | P a g e
172. Bostan Ada
Ilgın ilçesi Yorazlar Köyü sınırları içinde olup yine bu köyün kuş uçumu 1.15 km kuzeybatısında, ve SU171 Saray Ada Tepesi’nin sadece 250 m. kuzeydoğusunda yer alan düz bir yerleşimdir ve Yorazlar Köyü ahalisin Akar Mevkii diye bilinen alan içindedir.
Yalburt Yüzey Araştırma Ekibi, bu arazide 3 Ağustos 2014’te çalışmıştır. Ekip, bu araziye, Saray Ada Tepesi höyüğü çevresinde inceleme yaparken tesadüf etmiştir. Yerleşim, arkeolojik sit alanı olarak tescilli değildir ve Konya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na bildirilecektir.
Yorazlar Köyü’nden gelerek kuzeye doğru uzanan derin toprak drenaj kanalı ve stablize yol, Saray Adası’nın doğusundan geçer ve kavaklık bir alanın bulunduğu bir küçük yol ayırdımına varır. Bostan Ada yerleşmesi bu kavaklık alanın hemen güneybatısında kalan tarla içinde gözlenmiştir. Bu tarlada derin pullukla yapılan sürüm sırasında, tamamen alüvyal yüzey toprakları tarafından gömülmüş olduğu düşünülen yerleşime ait yüzey
malzemesini yer yer toprak üzerine çıkarmıştır. Bu sebeple, yüzeyde malzeme az izlenebilmektedir ve yerleşimin büyüklüğünün anlaşılması mümkün olmamıştır. Bu sebeplerden dolayı gölün bu noktadaki tarihinin anlaşılması ve tarihlenmesi açısından bu yerleşim son derece önemlidir.
Bu araziden toplanan seramikler Saray Ada Tepesi seramiklerinden daha sonraki dönemlere tarihlenir. Ancak bu arazi anlaşıldığı üzere görece fakir bir tarım köyü olmalıdır.
Bu arazide Roma ve Geç Roma ortak malları çoğunluktayken, hemen yakındaki Saray Ada Tepesi’nin ince mallarına kesinlikle rastlanmaz. Bunların dışında yeşil sırlı, altta beyaz
27 | P a g e astarlı (engobe) bir testinin boyun parçası ele geçmiştir. Tarihleme açısından bu parça da Roma dönemine tarihlenenileceği gibi Ortaçağ’a da ait olabilir.
173. Tekeler Köyü
Ilgın İlçesi’ne bağlı olan Tekeler köyü ve çevresindeki araziler olan 174 Batak Mezar ve 175 Türkmen Sırtı arazileri 4 ve 5 Ağustos 2014 günlerinde Yalburt Projesi ekiplerince çalışılmış ve kayda geçilmiştir. Tekeler köyü içerisinde köy camisinin hemen doğusunda kalan terkedilmiş, Tahsin Çakal’a ait bir avlu içerisinde, köylü vatandaşların yardımı ile, Roma imparatorluk dönemine ait olduğu düşünülen yazıtlı, 92 cm x 51 cm x 50 cm boyutlarında ve bir kısmı kırık olarak ele geçen bir mermer blok tespit edildi. Sözkonusu avlu metruk binalarla çevrilmiştir ve halen köy sakinlerinden Musa Pehlivan ve ailesi tarafından depo olarak kullanılmaktadır. Bu avlunun ortasında, daha önce yayınlanmamış 16.5 satırı korunmuş Yunanca yazıtı olan mermer blok kayda geçirildi ve bu taşınmaz buluntu konumu ve durumu derhal Akşehir Müzesi Müdürlüğü’ne haber verildi. Köylü vatandaşlardan alınan bilgiler ve arkeolojik gözlemlere dayalı olarak mermer yazıtın in-situ konumda olmadığı, yakın zamanda bu konuma nakledildiği belirlendi. Akşehir Müzesi Müdürlüğü imkan olduğu takdirde bu anıtın, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 07.02.2012 gün ve 25 sayılı ilke kararına istinaden Akşehir Müzesi’ne nakledilmesi gerektiğini, ekibimize bildirdi. Bunun üzerine Ilgın Kaymakamlığı’nın aynî katkıları (taşıt ve işgücü) ve Tekeler köyü muhtarı H. Ulaş Pehlivan, ve Musa Pehlivan ile diğer köy sakinlerinin fedakarca yardımları sayesinde, yazıtlı mermer blok 19 Ağustos 2014’te Akşehir Müzesi’ne sağ salim nakledilmiş ve Akşehir Müzesi Müdürlüğü’ne
28 | P a g e tutanakla teslim edilmiştir. Yazıtın yayını, bakanlığımızın uygun göreceği, Konya bölgesi klasik dönem epigrafik eserlerini yayınlamakla sorumlu bilim adamlarınca yayınlanacaktır.
Resim 10. Yalburt Yaylası, Akçeşme ve Doğu Kuru Göl Havzası arazileri arasındaki mekansal ilişkiyi gösterir harita.
174. Batak Mezar
Batak Mezar arkeolojik alanında 4 Ağustos 2014’te kısa bir müddet çalışılmıştır.
Ilgın İlçesi’ne bağlı olan Tekeler köyü’nün 1 km batı-güneybatısında Karatepe ve Kırıklar Sırtı eteklerinde, tarihi Deve Yolu’nun kıyısından geçtiği mezarlık mevkisinde, tarlaların kesiştiği ve stablize bir yolun geçtiği küçük bir alanda rastlanan kaçakçılar tarafından tahrip edilmiş bir dizi mezardan oluşur. Mezarlık alan stablize yolun iki yanına dağılmış haldedir. Mezarlar kıble yönüne baktıklarından, müslüman mezarları olduğu
29 | P a g e düşünülmüştür. Mezarlar ince işlenmiş, devşirme mermer mimari parçalar kullanılarak inşa edilmişlerdir. Ancak tarihlemeye izin verecek yüzey malzemesine rastlanmamıştır.
Çalışmalarımız sırasında yedi adet mimari parça çizimleri yapılarak kayda geçirilmiştir.
Batak Mezar tescilli değildir. Diyagnostik seramiğe rastlanmamıştır.
175. Türkmen Sırtı
Türkmen Sırtı arkeolojik yerleşim alanı Türkmen Mezarlığı olarak da bilinen mevkide, Tekeler Köyü’nun 750 m. kadar kuzeydoğusunda, dar bir toprak yol ile
ulaşılabilen kapsamlı bir sırt yerleşmesidir. Yerleşim, 5 Ağustos 2014’te yüzey araştırması ekibince kayda geçirilmiştir. Türkmen MezarlığıGavur Dağı’ndan inen ve özellikle Türkmen Sırtı civarında yer yer pınar gözleri bulunan derin sel yatakları vadilerinin yüksekçe bir kuzey yamacına konumlanmıştır. Arkeolojik alan olarak tespit ettiğimiz ve “Yıkık Mevki”
olarak bilinen yerleşim alanının hemen doğusunda bir kayalık olarak yükselen Karatepe yeralır. Karatepe kayalığının güneyindeki yüksek platoda geniş bir eski mezarlık alanına rastlanmış, mezarlar incelendiğinde mezarlığın Doğu-Batı doğrultusundaki
düzenlemelerinden dolayı bir Hristiyan Mezarlığı olduğu anlaşılmıştır (Mahal 3). Kullanılan mezar taşları kabaca işlenmiş anıtsal yerel şist taşlardır ve mezarın hem batı hem de doğu ucuna yerleştirilmişlerdir. Yer yer devşirme malzeme olarak kullanılmış mermer parçalara da rastlanmıştır. Mezarların güney ve kuzeye düşen uzun kenarları ile yine aynış taştan yarı işlenmiş yassı levhalarla sınırlanmışlardır. “Türkmen Mezarlığı” bölgede yaygınca görülen ve Osmanlı dönemine ait diğer mezarlıklarla biçimsel yönden uyuşur.
Türkmen Mezarlığı’nın kuzeybatısına düşen “Yıkık Mevki” yerleşimi ile bu
mezarlığın eş zamanlı olduğu düşünülmektedir. Sistematik yürüme ile yüzeyde ele geçen
30 | P a g e sırlı seramikler bu tarihlemeyi doğrularlar. Yıkık Mevkii 2 mahalde incelenmiştir: Yıkık Mevkii yerleşiminin batı ve kuzeyini sınırlayan yol kesiti (Mahal 1) ve yerleşimin yüzey seramiği sayesinde tespit edilen ve eğimli bir terasa genişçe yayılan kısmı (Mahal 2).
Bu araziden toplanan seramikler geç dönem Osmanlı dönemine işaret etmektedir.
Toplanan seramiklerin hemen hemen tamamı Osmanlı’ya ait kiremitimsi kahverengi hamurlu ortak mallardır. Yer yer çatı kiremitlerine ve madeni cürufa rastlanmıştır.
Yerleşimin genişçe dağılmış geç Osmanlı yerleşimi olduğu düşünülmektedir.
176. Çolağınyurt Mezarlık
Ilgın ilçesi Hareme köyü’nün otlak alanlarının sınırları içinde kalıp, köyün 2 km güney-güneybatısında, Aşlık Mevkii’ndeki eski mezarlık arazisinde 11 Ağustos 2014 tarihinde çalışılmıştır. Çavuşçu Göl kasabası ile Hareme köyünü biribirine bağlayan asfalt yoldan eski kömür ocağına doğru batıya ayrılan asfalt yolun hemen güneyinde kalan yüksekçe burnun üzerinde, kaçakçılar tarafından kısmen tahrip edilmiş, düzenli taşlarla tanımlı mezar kalıntılarından ibarettir. Arazi Davların Tömbek arazisi civarından gelen çayın Kuru Göl havzasına döküldüğü delta oluşumu içerisinde kalmaktadır, ancak bu oluşumun eski kömür ocağı yığıntısı dolayısı ile algılanması zorlaşmıştır. Kömür Ocağı atık yığıntısı bu dere yatağını kısmen kaplamış ve tıkamıştır. Mezarlık ve çevresinde az
miktarda bir seramik yayılımı gözlenmiştir. Mezarlıkların yönleri tamamen aynı olmamakla birlikte daha çok doğu-batı yönündedir ve mezartaşları kabaca işlenmiştir. Diyagnostik seramiğe rastlanmamıştır.
31 | P a g e
177. Bozukkuyu
12 Ağustos 2014 tarihinden başlayarak proje ekibimiz Ilgın ilçesi Çömlekçi Köyü ve çevresindeki önemli arkeolojik alanları ziyaret etmiş ve tespitlerini gerçekleştirmiştir. Bu arazilerden ilki olan Bozukkuyu, köyün hemen 500 metre doğrudan kuzeyinde, Orhaniye- Çobankaya asfalt yolunun 200 metre batısında yeralan bozkır ve düz bir arkeolojik alandır.
Arazi, sığ tepelik alanlarla çevrelenir ve ismini hemen güney ucundaki Bozukkuyu
pınarından alır. Arazi ile asfalt yol arasında sürülmüş tarlalar yeralırken, hemen batısında Karatepe ve Sıvalık sırtları, güneybatısında Gökbucak Sırtı yükselir. Arazinin kuzeyi dere yatağı ile sınırlanır. Arazinin büyükçe bir kısmını kaplayan bozkır ve üzeri üzerlik kaplı otlak alanı Mahal 1, bu mahallin batısında kül rengi arkeolojik toprağı ile belirgin sürülmüş tarla Mahal 2, ve son olarak da arazinin kuzeybatısında, su çeşmesinden kuzeybatıya uzanan yol kesiti Mahal 3 olarak adlandırılmıştır. Pınar civarında toplanan seramikler arasında diyagnostik (belirleyici) olarak Akamenid çağı çanakları ile temsil edilen Geç
Demir Çağı seramik parçaları öne çıkar. Gri seramiklerin eksikliği sebebi ile Orta Demir Çağı’na dair bir buluntuya kesin rastlanmamış olmakla beraber, aksini söylemek de doğru olmaz. Arazinin Helenistik dönemde yerleşimi devam etmiş olmalıdır ancak Roma dönemi için aynı varsayımda bukunmak mümkün değildir. Mahal 2’de is son derece sığ bir höyüğün izlerine rastlanmıştır, Mahal 1’e doğru da uzanır. Bu höyük temel olarak İlk Tunç seramik kültürünü sergiler, özellikle de kırmızı mallar dolayısıyla geç İlk Tunç Çağı’nın varlığı temsil edilmiştir. Yine bu mahalden, hamuru Orta-Geç Demir çağına özgü olabilecek gri seramik hamurlu, ancak biçimsel olarak nadir, dışa açılan gövdeli, dışa çekik ağız kenarlı, iyi
32 | P a g e perdahlı ve son derece düzgün yüzeyli çanak parçası daha önce örneğine rastlanmamış bir örnek olarak ele geçmiştir. Mahal 3’te ise Geç Demir Çağı’ seramiklerine yoğunluktadır.
Resim 11. Çömlekçi Köyü ve yakın çevresinde tespit edilen arkeolojik alanları gösterir harita.
Bu durumda, yerleşim İlk Tunç çağı’nın son evrelerinde Mahal 2 civarında küçük ve sığ bir höyük ile sınırlı iken, Geç
Demir/Akamenid Çağı’nda su pınarı ile Mahal 2 höyüğü arasında uzanan bir hatta yayılmış bir yaygın düz yerleşime
dönüşmüştür. Bu üç mahallin hepsinde ise Osmanlı dönemine ait olduğu düşünülen yeşil sırlı mallar, yarı vitfifiye olmuş kırmızı-gri hamurlu Osmanlı ortak malları seramikler ve dalgalı taraklanmış dekorasyonlu parçalar ele geçmiştir. Osmanlı döneminde yerleşim tüm Mahal 1’i kaplayarak kuzeydeki dere yatağına kadar uzanır. Projemizde Osmanlı
seramikleri konusunda bir uzmanın bulunmaması dolayısı ile bu seramiklerin kesin tarihlemesi yapılamamıştır.
33 | P a g e
178. Bağlar Höyük
Bağlar Höyük, Ilgın İlçesi Çömlekçi köyü hudutları içerisinde çalıştığımız ikinci arazi olmuştur ve 12-13 Ağustos tarhlerinde çalışılmıştır. Höyük, Çömlekçi köyünün 2.1 km kuzeyinde, Çömlekçi ve Çobankaya mer’a alanlarının tam sınırında, Sivri Tepe’nin
kuzeydoğu eteklerindeki Bağlar Mevkii’nde yer alır. Çömlekçi ve Çobankaya köy arazilerini ayıran bu hat, geçmiş yıllarda otlak alanı sınır ihtilafı nedeni ile geniş bir hat olarak
ağaçlandırılmış ve sınır olarak teşkil edilmiştir. İki köy arasında saygı gösterilen bu hat kayalık bir sırtı izler ve kayalık bir sırt üzerinde yükselen Bağlar Höyüğü’nü de içine alır.
Yüksekçe bir sırtı takip adan hat hidrolojik olarak da Çobankaya drenajı ile Çömlekçi drenajını biribirinden ayırır. Yer yer toprak üzerine çıkan ve aralıklı olarak aktif olan Tuzla Deresi, höyüğün hemen kuzeyinden geçer. Höyüğün güneyinde, drenaj alanının en alçak noktasında aktif bir pınar mevcuttur, ancak pınarın suyu bugün toprak seviyesinin çok altında kalmıştır. Çömlekçi köyü bir kuyu aracılığı ile bu sudan yararlanmaktadır. Bu sırtın her iki yanında halen ekilip biçilen verimli tarlalar yeralır, ancak bu alanda toprak bol çakıllıdır (özellikle şist).
Bağlar Höyüğün en tepe noktasında yakın dönemlerde açılmış derin ve geniş bir kaçakçı çukuru yer alır, ve bu çukur ve çevresi Mahal 1 olarak incelenmiştir. Çukur içinde belirgin stratigrafik katmanlar ve yangın izi gözlenmemekle birlikte bolca moloz duvar taş kalıntılarına rastlanmıştır. Bu mahallin dışında, höyük kenarlarını temsil eden 4 adet sürülmüş tarla yüzey malzemeleri ile yarı-sistematik olarak incelenmiştir. Höyük tepesinin Güneybatısında yer alan sürülmüş tarla Mahal 2, doğruca kuzeyinde yeralan sürülmüş tarla
34 | P a g e Mahal 3, höyüğün kuzeydoğusunda kalan hasat edilmiş tarla Mahal 4, ve Mahal 4’ün daha da doğusunda kalan tarla ise Mahal 5 olarak adlandırılmıştır.
Seramik malzeme içinde her ne kadar iyi derecede temsili olmayan ve tam olarak tarihleyemediğimiz mallar olmakla birlikte, bu alandan ele geçen malzemelerin büyük bir çoğunluğu indirgenmiş saman ve mineral katkılı kahverengi-gri-siyah hamurlu mallar oluşturur. Bu kaplar, hepsi el yapımı olmakla beraber, yüksek derecede perdahlı ince mallardan daha kaba ortak mallara kadar çeşitlenirler. Çeşitli belirgin biçimler arasında dışa eğik boyunlu küresel gövdeli kaplar, dışa eğik duvarlı düz tabanlı çanaklar, ve en belirgin olarak da küresel kaplara ait olduğu düşünülen üçayak (sacayak) parçalarıdır (ki bunların tüm örnekleri gövdeden kırık ve ayrık olarak ele geçmiştir). Mallar son derece ince duvarlı yüksek seviyelerde perdahlı mallardan kabaca silinmiş yüzeylere sahip, başka yüzey muamelesi göstermeyen kaba parçalara değin çeşitlenir. Bu malzeme gayet düenli olarak tüm araziye dengeli bir biçimde yayılmıştır.
Bu çanak-çömlek topluluğu oldukça tutarlı olmakla beraber araştırma alanımızda bugüne kadar rastlanmamış bir malzeme grubu oluşturur. Bu sebeple Geç Kalkolitik-İlk Tunç I ve hatta belki İlk Tunç II’ye tarihlenebilecek yeni bir tip arazi teşkil etmiştir. Bağlar Höyük’ten ele geçen bu seramikler ile SU 106-Ören Çeşmesi’nin kırmızı astarlı perdahlı malları ve yer yer gözlenen ten rengi malları arasında hiç bir çakışma olmaması bize
göstermektedir ki çalışma alanımızda Ören Çeşmesi malları ile özdeşleştirilen arazilerin İlk Tunç III’e tarihlenmesi gerekmektedir. Bağlar Höyük malları, Turan Efe tarafından kazılan Eskişehir ili sınırları içerisindeki Küllüoba arazisi malzemesi ile benzerlikler gösterir.
35 | P a g e Bu erken devir seramikleri haricinde Helenistik ve Roma dönemine ait ancak
yerleşime işaret etmeyip yerleşim-dışı yayılım malzemesi olarak algılanabilecek seyrek malzeme de ele geçmiştir. Bağlar Höyüğü arkeolojik sit alanı olarak tescilli değildir, bilimsel yayınlarda yer almaz, ve Konya Bölge Koruma Kurulu’na ivedilikle
bildirilmelidir.
Resim 12. SU 178. Bağlar Höyük’ün Batı-Güneybatı’dan görünüşü.
36 | P a g e Resim 13. SU 178. Bağlar Höyük Mahal 1: Höyük tepesinde kaçakçı çukuru ve arkeolojik tahribat.
179. Doğanlı
Ilgın İlçesi Çömlekçi köyü hudutları içerisinde, bu sefer köyün 3.5 km
güneydoğusunda, Yılanlı Dağ’ın güney yamaçlarında konumlanmış olan ve bir su kaynağı çevresinde kümelenen Doğanlı Mevkii’dir. Arkeolojik sit alanı olarak tescili olamayan Doğanlı Mevkii’nde oldukça geniş bir alana yayılan düz (höyükleşmemiş) bir yerleşim gözlenmiştir. Su kuyusunun doğu ve kuzeydoğusunda kalan tepe üzerindeki platoda sayısız kaçakçı çukuruna rastlanmış ve bu alan Mahal 1 olarak incelenmiştir. Bu alanın batı uzunda kalan büyük ebatlı ve derin kaçakçi çukuru ise Mahal 5 olarak adlandırılmış ve ona göre yüzey seramikleri toplanmıştır. Su kuyusunun güneydoğusunda toprak yollar tarafından belirlenen üçgen merkezi düzlük alan Mahal 2 olmuştur. Su kuyusunun hemen güneyinde
37 | P a g e kalan yine düşük seviyeli ve düzlük alan, 2014 yılı itibarı ile Çömlekçi köyü muhtarına ait olan ve küçük bir çam fidanlığına dönüştürülmüştür. Çalışmalarımızda çitle çevrili alan Mahal 3 olarak adlandırılmıştır. Su kuyusunun kuzey batısındaki yaygın alan ve toprak yolun kuzeyindeki alan Mahal 4 olarak adlandırılmıştır. Alanın güney batısında kalan L- şeklinde olup, çitle çevrili çamlığı çevreleyen alan is Mahal 6 olarak incelenmiştir.
Yüzey seramiklerinden anlaşıldığı üzere, araziye ilk olarak Geç Demir Çağı’nda yerleşilmiştir. Arazide ele geçen ve envanterlik eser olarak Akşehir Müzesi’ne teslim edilen Osmanlı dönemine ait bezemeli pipo parçası (SU179F1) 19. yüzyıl başlarına tarihlenir.
Ayrıca arazide ele geçen ve envanterlik eser olarak Akşehir Müzesi’ne teslim edilen bir adet Obsidyen dilgi (SU179F2) ile karamel renkli (kahverengi) dilgi (SU179F3) bu arazinin muhtemelen Neolitik ya da Kalkolitik dönemde su kaynağından dolayı sporadik (düzensiz aralıklarla) kullanılmış olabilecegı fikrini öne sürmüştür. Arazide Mahal 1 ve 2’de bulunan iki adet seramik parçası da M.Ö. İkinci Bin’de arazinin yer yer kullanılmış olabileceğini düşündürmüştü, ancak bu dönemde bir yerleşimin varlığından bahsetmek mümkün değildir. Bu envanterlik buluntulardan Osmanlı pipo parçası Mahal 3 olarak tespit edilen, çitle çevrilmiş çam fidanlıkta, diğerleri çamlığın ise güneyinde kalan gri topraklı, büyük kayalı alanda ele geçmiştir.
Arazide seramik buluntular daha çok Geç Demir Çağı ile Erken Helenistik döneme tarihlenirken, Roma döneminde daha seyrekleşir ve süreksiz hale gelir. Mahal 3 ve Mahal 6’nın yoğunlukla Osmanlı dönemine ait olduğu saptanmıştır. Mahal 5 olarak belirlenen kaçakçı çukuru ile üçgen biçimli Mahal 3 alanı Helenistik ve Roma dönemine ait seramik malzemesi sergilerken, Mahal 4’te son derece yüzeysel olana yerleşim malzemesi Demir
38 | P a g e Çağı ile Helenistik döneme işaret eder. Arazinin merkezinde bulunan betonarme çeşme- yalak’ın inşasından ve çam koruluğunun 2012-2013 yıllarındaki dikiminden öncesine tarihlenen uydu fotoğrafları yüzeyde iyi korunmuş Osmanlı dönemine ait bina duvarlarının varlığı tespi edilmişken, bugün bu duvarlar tahrip olmuş durumdadırlar.
Doğanlı arkeolojik sit alanı olarak tescilli değildir, bilimsel yayınlarda yer almaz, ve Konya Bölge Koruma Kurulu’na ivedilikle bildirilmelidir.
180. Kanlı Kuyu
Kanlı Kuyu, Ilgın İlçesi Çömlekçi köyü hudutları içerisinde, Çömlekçi Köyü’nün 1.5 km kuş uçumu güneydoğusunda, Çömlekçi-Orhaniye asfalt yolunun 575 m. doğusunda, SU179-Doğanlı’nın 1.9 km kadar kuzeybatısında, tarlaların orta yerinde düz bir arkeolojik yerleşim alanıdır. Yerleşim, Çömlekçi köyünden gelerek güneydoğu istikametinde doğruca Doğanlı’ya giden düz toprak yol üzerindedir. Çömlekçi köy ahalisi tarafından yönlendirilen Yalburt Proje ekibi 14 Ağustos 2014 günü bu arazide çalışmıştır. Arazi Çömlekçi Köyü ahalisi tarafından Kanlı Kuyu olarak adlandırılan su pınarı ve çevresinde yayılım gösteren bir yerleşmedir. Bu arazide üç adet Mahal belirlenmiştir: Mahal 1, su kuyusunun hemen doğusundak kalan sürülmüş tarla; Mahal 2 ise Mahal 1 ve kuyunun kuzeyinde kalan hasat edilmiş tarladır; Mahal 3 ise Mahal 2’nin daha kuzeyind kalan bol taşlıklı tarladır.
Kanlı Kuyu yüzey seramiklerinden anlaşıldığı üzere tek dönemli bir yerleşimdir. Bu sebeple, projemiz için yeni bir seramik tipoloji temel arazisi oluşturmuştur. Seramiklerin çok önemli derecede fazlaca bir kısmı, Erken Bizans Dönemi (M.S. 6-8inci yüzyıllar)’ne tarihlenen perdahlı el yapımı ya da çark-yapımı mallardır. Bu tarihlemesi Isparta ili
39 | P a g e Ağlasun ilçesi sınırları içerisinde kalan Sagalassos arazisinin tanılayıcı seramik buluntu topluluğu ile karşılaştırılarak yapılmıştır. Bunlar arasında ayrıca ele geçen yeşil-ve- kahverengi kazıma (sgrafito) yivli sırlı mallar Sagalassos’ta Orta Bizans Çağı’na
tarihlenirler. Ancak bu malzeme Kanlı Kuyu’da nadirdir. Perdahlı el yapımı mallar, açık kahve renkleri ve üçgen biçimli delgi bezemeleri ile dikkat çekerler. Üçgen dışında başka şekiller de gözlenir. Bu mallar aynı zamanda SU 145 Macar Mevkii’nden de biliniriler. Erken Bizans Dönemi Yalburt Yaylası’nda da güçlü bir şekilde temsil edilen bir dönemdir, ancak Yalburt Yaylası’nın Bizans seramikleri Bizans dünyasından daha yaygınca bilinen
seramikler arasında daha tipik ve sıradan örneklerdir. Bu durum da bize gösterir ki Kanlı Kuyu daha özenli ve yerel/bölgesel bir seramik geleneğini sergilerken, Yalburt Yaylası Erken Bizans döneminin daha geniş malzeme kültürü dünyasına iştirak eder.
181. Akçeşme
Akçeşme, Ilgın İlçesi, Avdan köyünün hudutları içerisinde, Ulu Yol güzergâhı üzerinde, bugün tarlalar içinde zor farkedilen bir mekvide konumlanmış tarihi taş bir çeşme yapısından ibarettir. Yalburt Yaylası’nın sadece 2.6 km güney-güneydoğusunda, Avdan köyünün ise 4 km kuzey-kuzeybatısında konumlanan çeşme, muhtemelen Yalburt Yaylası’ndan Avdan ve çevresinin tarımsal alanlarına inen yolun, doğu-batı doğrultusunda uzanıp Çavuşçu Göl havzasını Atlantı Ovasi’na bağlayan tarihi Ulu Yol’a kavuştuğu noktada yükselmekteydi. Bu çeşme kullanıldığı dönemlerde şüphesiz ki Yalburt Pınarı’nın suları ile beslenmekteydi. Yalburt Yaylası ekibi 15.08.2015 tarihinde bu arazide çalışmıştır.
40 | P a g e Resim 14. SU 181-Akçeşme arkeolojik alanı. Arka planda Yalburt Yaylası görülmektedir.
Akçeşme’de yapılan çalışmalarda 5 adet farklı mermer kesmetaş parça kayda geçirilmiş, ölçekli çizimleri yapılmıştır. Bunlardan bir tanesi su teknesi olarak kullanılmış bir parçadır. Bu parçalardan en önemlisi ise iki ayri dilde yazıt içeren yazıtlı bir bloktur.
Yazıtlardan daha fomal olarak bir çerçeve içinde yazılmış olan ve daha sonra üzeri kazınarak tahribata uğramış olan Osmanlıca olmalıdır. İkinci ve daha informal olarak ilk yazıtın altına bir tür graffiti gibi işlenen yazıtın da Ermenice olduğu düşünülmüştür.
182. Düğer
Ilgın İlçesi’nin Düğer köyü 19.08.2014 tarihinde ziyaret edildi, ve köy içi ve çevresindeki arkeolojik ve tarihi alanlarla ilgili köy muhtarı ve köyün ileri gelenlerinden
41 | P a g e bilgi alındı. Bulasan çayı vadisinin Atlantı’ya açılan kuzey ucuna yakın ve verimli vadinin daraldığı ve doğu kenarının dik yükselen, jeolojik olarak tarihöncesi (paleo-) kumsal teşkil eden dik bir yar (“Kaya Tepesi”) yamacına, alüvyal vadinin doğu kenarına yerleşmiş olan Düğer köyü daha önceki yillardaki arazi çalışmalarında ziyaret edilmemişti. 1925 yılı baharında Atlantı kasabası ile birlikte Düğer’e de gelen epigraf ve tarihçi William M. Calder, aşağıda bahsi geçen köy camisi duvarında ve köyün güneyindeki eski mezarlıkta bazı yazıt ve betimli ve kabartmalı taş eserleri kayda geçirmiş ve 1928 yılında yayınladığı Monumenta Asiae Minoris Antiqua’nin ilk cildinde neşretmiştir3. Calder’in yayınladığı 7 parça eser bizim ziyaretimiz sırasında bulunamamıştır ancak bunlara ek eserler kayda geçirilmiştir.
Resim 15. Düğer köyü ve çevresindeki arkeolojik alanları gösterir harita
Köy içinde iki ayrı mahalde devşirme eskiçağ taş mimari parçaları tespit edilmiş ve kayda geçirilmiştir. Bunlardan birincisi, köyün merkezinde, halen harabe vaziyetinde olup bugün kullanılmayan eski caminın önünde (güneybatısında), içinde, ve çevresinde tespit edilen devşirme parçalarıdır. Bu parçalar arasında 3 adet mermer mimari parça, 1 adet sarık motifli ve geometrik desenli Osmanlı
3 Calder 1928: 153-155 ve No. 286-292. Calder’in kitabında bu köyün adı “Düyer” olarak geçmektedir.
42 | P a g e mezartaşı ile 1 adet kabartmalı kaya-mezarı kapı taşı tespit edilmiştir.
Köy yerleşim sınırları içerisinde incelenen ikinci alan ise köyün güneyinde yeralan, bugün yer yer köy evleri, bahçeler ve toprak bir yol tarafından çevrelenen ve yer yer tahrip edilen Osmanlı dönemine ait Hristiyan mezarlığında (“Kabiristan Mevkii”) tespit edilen kireçtaşı ve mermer mimari parçalardır. Bunlar arasında mezar taşı olarak kullanılmış Eski Yunanca yazıtlı mimari parçalar, mermer profilli anıtsal mimari saçaklıkları, mermer eşik taşları, sütun başlıkları bulunur. Bu zengin kolleksiyon genel olarak kayda geçirilmiş, küçük bir miktarı ayrıntılı olarak çalışılarak örneklenmıştır.
183. Akgeçit
Akgeçit, Ilgın İlçesi, Düğer köyünün hudutları içerisinde, köyün 2.8 km kadar güneyinde, kayalık plaaeo-kumsal jeolojik formasyonun alüvyal vadi tabanına inerek yaklaştığı bir noktada kayalıklar üzerinde bir yerleşmedir. Arazi çalışması öncesi incelenen ve arkeolojik alan üzerindeki kaçakçı çukurlarının açılmasından öncesine tarihlenen uydu
fotoğraflarında, bu arazide gözle görünür duvar kalıntılarının varlığı gözlenmişti, ve yüzeyde de bu durum doğrulanmıştır.
Akgeçit arazisi’nde son yıllarda yapılmış olduğu görünen kaçakçı tahribatı, Osmanlı dönemine ait bir seramik topluluğunu ortaya çıkarmıştır. Bu seramikler arasında, solgun renkli hamurlu ortak kiremit-kırmızısı tarak bezekli mallar ile birkaç yeşil sırlı seramik sayılabilir. Kullanılmış ve duman zararı görmüş, Geç Osmanlı dönemine tarihlenebilecek bir pipo parçası da bu arazide ele geçmiştir. Bu yerleşim büyük ihtimalle hemen 750 m.
güneyde Pınar Mevkii’nde de devam eder. Kendi yüzey araştırmaları sırasında Sn. Hasan
43 | P a g e Bahar ve Sn. Özdemir Koçak, Pınar Mevkii’nde Roma dönemine ait seramikler tespit
ettiklerini yayınlarında bildirmişlerdir (Bahar ve Koçak 2004: 46).
184. Çevlik Mevkii Höyük
Çevlik Mevkii Höyük, Ilgın İlçesi, Düğer köyünün hudutları içerisinde, köyün 1.8 km güney-güneybatısında, SU 183 Akgeçit yerleşmesinin hemen 1.3 km. kuzeybatısında, alüvyal vadi tabanının ortasındaki doğal bir yükseltinin doğu kenarında, çevresindeki payzajdan hafif bir yükseltide kurulmuş bir höyük yerleşmesidir. Bulasan Nehri’nin Devlet Su İşleri tarafından kanallaştırılmasından önce nehir yatağı bu yerleşmenin hemen
doğusunda kıvrılarak uzanmış olmalıdır. Yalburt Projesi ekibi 20.8.2014 gününde Çevlik Mevkii Höyük’te çalışmıştır.
Çevlik Mevkii Höyük önemli bir biçimde özellikle güney kesiminde ağır zarara uğramıştır ve höyüğün bir kısmı iş makinaları ile tahrip edilmiştir. Çalışmalarımız sırasında höyük üzerinde ve çevresinde 3 ayrı mahal belirlenmiş, bu alanlarda yüzey malzemesi toplananrak incelenmiştir. Höyüğün batısındaki şeker pancarı tarlası Mahal 1, höyük tepesi Mahal 2, ve höyüğün tahrip olmuş güney yamacı Mahal 3 olarak adlandırılmıştır.
44 | P a g e Resim 16. Çevlik Höyük’ün tahribata uğramış güney kesiti. Kerpiç duvarlar
izlenebilmektedir.
Çevlik Mevkii Höyük’ten ele geçen seramiklere bakıldığında höyüğün ilk olarak Erken Kalkolitik dönemde yerleşilmiş olduğu anlaşılır. Bu arazinin çanak çömleği Canhasan’dan iyi bilinen Kırmızı Desenli beyaz malları ile güçlü benzerlikleri vardır. Bu mallar, dudak üzerinde kırmızı çizgili astarla bezenmişken, düz tabanlı dışa eğik ağızlı kapların ise boyun ve gövdeleri 1 cm’in biraz üzerindeki kalınlıktaki diyagonal çizgili astarla bezenmiştir. Kırmızı astar, bitkisel ve (çeşitli) mineral katkılı beyaz astarlı kapların üzerine boyanmıştır. Bu boyalı çanak çömlek parçaları aynı zamanda perdahlıdır, tıpkı bazı boyasız ve astarsız kaplarda da görüldüğü gibi.
45 | P a g e Çevlik Mevkii Höyük yamacında, tarla sahibi İsa Turhan, höyük üzerinde bulduğu ve höyük yamacına sakladığı 1 adet tamamı korunmuş öğütme taşı ile onun eşi olan 1 adet sürtme taşını ekibimiz üyelerine teslim etmiştir. Höyüğün Kalkolitik dönemine
tarihlenebilecek bu öğütme ve sürtme taşı, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 07.02.2012 gün ve 25 sayılı ilke kararı gereğine uygun olarak Akşehir Müzesi’ne tutanakla teslim edilmiştir (Resim 17).
Resim 17. Çevlik Höyük’te ekibimize İsa Turhan tarafından teslim edilen muhtemelen Kalkolitik döneme ait ögütme ve sürtme taşı.
Höyüğün bundan sonra Orta Tunç Çağı’nda yerleşim gördüğü gözlenmiştir. Özellikle Mahal 2’de yani höyük tepesinde ele geçen seramikler arasında özellikle donuk renkli hamurlu (drabware) mallardan oluşan bir grup ele geçmiştir. Bu seramikler arasındaki keskin omurgalar ve bazı parçalarda korunmuş olan perdah bu parçaların ikinci bin seramik geleneği içinde daha çok Orta Tunç Çağı’na tarihler.