“İÇ”TEN “İÇ”E
Mimarlıkta “İç” Meselesinin Ekonomi-Politik Serüveni
Murat Çetin
“İÇ”TEN “İÇ”E
Mimarlıkta “İç” Meselesinin Ekonomi-Politik Serüveni Murat Çetin
Nika Yayınevi - 126 1. Baskı: Ocak 2021 ISBN: 978-605-9386-38-8 Sertifika No: 48850
Yayın Yönetmeni: Bülent Özçelik Kapak Tasarım: Leyla Çelik Sayfa Düzeni: İlhan Ulusoy
© Bu kitabın basım, yayın, satış hakları © Nika Yayınevi Basım Yayın Matbaacılık Dağıtım Reklam Eğitim Danışmanlık Tic. Ltd. Şti.’ye aittir. Anılan kuruluşun izni alınmadan kitabın tümü ya da bölümleri, mekanik, elektronik, manyetik ya da başka yöntemlerle çoğaltıla- maz, basılamaz.
Baskı ve Cilt: Bizim Büro Matbaacılık Sertifika No: 42488
Nika Yayınevi
Kültür Mah. Dr. Mediha Eldem Sokak No: 55/2 Kızılay/Ankara
T: 0312 433 71 15
www.nikayayinevi.com [email protected]
Nika Yayınevi Murat Çetin
“İÇ”TEN “İÇ”E
Mimarlıkta “İç” Meselesinin Ekonomi-Politik
Serüveni
Murat Çetin, Ankara’da doğup, önce Çankaya İlkokulu’nda son- ra da Çankaya Lisesi’nde okumuş, mimarlık eğitimini ODTÜ Mi- marlık Bölümü’nde aldıktan sonra aynı bölümde yüksek lisansını tamamlamış ve doktora için YÖK bursu ile İngiltere’ye gitmiştir.
Sheffield Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde doktora derecesini al- dıktan sonra, 2000 yılında Türkiye’ye dönerek Balıkesir Üniversitesi Mimarlık Bölümü Restorasyon Kürsüsü’nde yardımcı doçent ola- rak mecburi hizmetini yapmıştır. 2003 yılından itibaren İstanbul’da Yeditepe Üniversitesi İç Mimarlık Bölümü’nde çalışmıştır. 2009 ve 2011 yılları arasında Suudi Arabistan’da Kral Fahd Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde öğretim üyesi olarak bulunmuş, sonrasında tekrar Türkiye’ye dönerek bu kez Yeditepe Üniversitesi’nin Mimar- lık Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapmıştır. 2012 yılında Doçent unvanını aldıktan sonra aynı yıl Kadir Has Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü’ne geçerek çalışmalarına de- vam eden yazar 2017 yılında Profesörlük unvanını almıştır. İç Mi- marlık ve Çevre Tasarımı Bölüm Başkanlığı da yapan yazar halen bu kurumda öğretim üyeliği görevini yürütmektedir.
Senem’e…
İçindekiler
Giriş ... 11
BÖLÜM I Masumiyet Çağları; ‘İç, ‘İçinde Varolma’, ‘İçinde Hapsolma’ Olguları ve Mimarlık ... 33
1.1. Evren, Evrim, İnsan, Toplum ve ‘İç’ Olgusu ... 39
1.2. İçinde Var Olma Meselesi ve Mekân ... 84
1.3. İçeride Hapsolmak ve Kabuk ... 95
BÖLÜM II Tereddüt ve Tercih Anları; Mimarlığa Dair İkili Bir Paradig- ma: Mekân ve Kabuk... 119
2.1. Mekân Yapma Zanaatı ve Tekniği Olarak Mimarlık ... 124
2.2. Bina Kabuğu Yapma Sanatı ve Teknolojisi Olarak Mimarlık ... 130
2.3. Çatırdayan ‘Mekân-Kabuk’ İlişkisi ve Kabuğun Parlatılmış Sözde-Zaferi ... 140
2.4. Kritik bir Dönemeç; Söylem Üretme Mecrası Olarak Mimarlık Olgusuna Geçiş Evresi ... 177
BÖLÜM III Masumiyetin Sonu; Mimarlıkta İkili Paradigmanın Çözülme Süreci ... 227
3.1. Mimarlıkta İç-Dış Ayrışmasının Tarihsel Kökenleri ... 232
3.2. Mimarlıkta Örtü Olgusunun Hâkim
Siyasal-Ekonomik Sistem ile İlişkisi ... 275 3.3. ‘İç-Dış’ İkilemi ile ‘Var Olma – Hapsolma’
İkileminin Örtüşme Ortamı ... 297 3.4.Varolma’dan Hapsolma’ya Giden Sapa Yolda
Kabuk Mimarlığı’nın Akıl-Çelici Rolü ... 300 BÖLÜM IV
Mekân Üzerinden Başlayan Kavga; Mimarlıkta İkili
Paradigmanın Diyalektik Çatışma Süreci ... 307 4.1. Mimarlık Pratiğinde İç-Dış Ayrışmasının
Kökenleri ... 309 4.2. Mimarlık Eğitiminde İç-Dış Ayrışmasının
Kökenleri ... 319 4.3. Bir ‘Küllerinden Yeniden Doğma’ Öyküsü;
Mekâna Dair Bilgi Alanının Yeniden Hak Talebi Mücadelesi ... 330 4.4. Diyalektiğin Yasalarından Doğan Yeni Bir
Disiplin Olarak İç Mimarlık ... 336 4.5. Diyalektiğin Kaçınılmaz Sonucu; Gizlenen
Pratik bir Gerçeklik Olarak Dış Mimarlık ... 349 BÖLÜM V
Psikolojik Savaş Dönemi; Mimarlıkta İkili Paradigma Algısının Dönüşme Süreci ... 363
5.1. Profesyonel Algının Sınıfsal Dönüşümü ve
‘Dekorasyon’ Olarak İç Mimarlık ... 380 5.2. Toplumsal Algının Dönüşümü ve ‘İç Mi-Dış Mı?’
Sorusunun Ortaya Çıkış Hikayesi ... 382 5.3. Entelektüel Algının Dönüşümü ve
‘Sanat’ Olarak İç Mimarlık... 387 5.4. Madalyonun Diğer Yüzü; Marjinalleştirilen İç
Mimar’ın Sınıf Kompleksi ve Sınıf Kini ... 399
BÖLÜM VI
Mekânın Çöküşü ve Yeniden Yükselişi; Zamanın Ruhu ve Kültürel İklim Bağlamında Mimarlıkta İç-Dış Yarılmasının Karanlık Arka Planı ... 411
6.1. Kapitalizm ve Sınıf Çatışmasının Kaçınılmaz
bir Yaptırımı Olarak İç-Dış Yarılması ... 414 6.2. Modern-Sonrası (Post-Modern) Dünya ve İ
ç-Dış Yarılması ... 422 6.3. Gösteri (Spectacle) Toplumu ve
İç-Dış Yarılması ... 425 6.4. Medya Toplumu ve İç-Dış Yarılması ... 432 6.5. Bilgi-Ötesi (Post-Information) Dünyasında ve
İç-Dış Yarılması ... 434 6.6. Tekno-Toplum ve İç-Dış Yarılması ... 439 6.7. Tüketim Toplumu ve İç-Dış Yarılması ... 443 6.8. Hakikat Sonrası (Post-Truth) Çağında
İç-Dış Yarılması ... 445 6.9. Antroposen, Ekolojik Felaket Senaryoları,
Geri Dönüşüm Kıskacı ve İç-Dış Yarılması ... 446 6.10. Apokaliptik Distopya Toplumunda
İç-Dış Yarılması ... 454 6.11. Bulanık Zamanlar; ‘İçinde Varolma’ ve
‘İçinde Hapsolma’ İkileminde Mimarlığın
‘İç’ Mekân ile İmtihanı ... 461 BÖLÜM VII
Sonuç ya da Yeni Başlangıç Senaryoları ... 465 7.1. Mimarlıkta Mekân – Kabuk Yarılmasına
Dair Politik Değerlendirme ... 488 7.2. İç - Dış Yarılmasında Olası ve Karşıt Senaryolar ... 491 KAYNAKÇA ... 499 YAZARIN ÇALIŞMALARI ... 549
11
Giriş
[İç] mekan konusunun mimarlığın odağında yer aldığı -ya da al- ması gerektiği- neredeyse tartışılmaz bir veri olarak kabul edil- miş gibi görünmesine karşın, iç mimarlığın meşruiyetinin halen sindirilemediği, içselleştirilemediği bir mimari kültür ikliminin varlığından söz etmek de yanlış olmaz. Mimarlık alanının çok yönlü niteliği, çok boyutlu karakteri ve disiplinler arası episte- molojisi yadsınamaz bir gerçeklik olmasına rağmen, mimarlığın giderek insandan, mekândan, yapıdan, binadan ve bunların za- naat ve tekniğinden uzaklaşarak, kentin toplumsal konularına ve hatta felsefenin kuramsal tartışmalarına yönelmesi ile birlikte mimarlığın kadim odağı olan mekâna dair oluşan vakumun iç mimarlık disiplini ile dolduruluş serüveni incelemeye değerdir.
Bu kendi içinde çelişik, çatışmalı ve ironik serüveni ince- lerken, sorgulanmadan kabullenilmiş, oldukça da ikna edici görünen bir hikâyenin üzerindeki esrar perdesini kaldırmaya çalışacağım bir rota izleyeceğim. Kalıplaşmış bazı klişeler üze- rine inşa edilmiş, birtakım mitlerle soslandırılmış bu hikâyenin perde arkasındaki yalın gerçekliği olabildiğince akademik bir nesnellikle ortaya koymaya çalışacağım. Çünkü insanoğlunun kurgulanmış hikayelere inanmak, onları takip etmek suretiyle gerçekliğe gözlerini kapatma ihtiyacı ve bu inancın gerektirdiği kabullerle körükörüne davranma ve hemen hemen tüm olguları bu kabullere göre şekillendirme eğilimi, bu kitaba konu edilen serüvenin de özünü oluşturuyor.
Harari (2016) evrenin, insanın ve özellikle Homo Sapiens’in Homo Deus’a evrimini incelediği kitabında, ‘Sapiens’i diğer tür-
12
ler arasında dünyaya etki etme yetisi göstererek ‘üstün’ hale getiren nedir?’ sorusuna, sadece alet yapabilmeleri, zekâları, bilinçleri gibi unsurlarla değil, temel olarak ‘çok sayıda sapiensi biraraya getirerek iletişim kurmalarını sağlayabilme kapasitele- ri’ olarak cevap veriyor. Bu bağlamda da, insanoğlu’nun hikaye üretme, insan gruplarını bu hikayelere inandırma ve bunları çok geniş kitlelere yayma becerisini, Sapiens’in evrimini, tanrılara inanarak yaşayan bir türden neredeyse tanrılaşmak iddasında olduğu bugüne taşıyan en önemli unsur olarak görürken, tüm dinleri, siyasi ideolojileri, teknolojik ve kültürel akımları da bu hikayeler bütününün parçaları olarak tanımlıyor. Harari, evren- deki gerçekliği, nesnel, öznel ve öznelerarası olarak üç düzeyde anlamaya çalışırken, para, din, tanrı, yasa, imparatorluk, ide- oloji, hümanizm, demokrasi, şirketler, borsa, Avrupa Birliği, internet, Google, Facebook vs. gibi pek çok olguyu bu üçüncü düzeyde gerçekleşen ‘kurgulanmış hikayeler’ olarak yorumlu- yor. Bu noktadan bakıldığında, modernite, modernizm, post- modernizm, yapı-bozumculuk vs. gibi pek çok sosyo-kültürel akım ve sanatsal eğilimi de bu tür kurguların, kitlesel olarak kabullerinden ve küresel olarak yayılmalarından ibaret görü- nüyor. Harari’nin1 de belirttiği gibi hayattaki “anlam” denilen olgu da “insanların birlikte ördükleri ortak hikayeler ağı” ola- rak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, Harari’ye göre insanoğlu ortak hayal gücümüzde varolan bir güç, hukuk ve varlıklar sistemiy- le ve mekân örüntüsüyle dünya üzerinde hakimiyet kuruyor ve bu hakimiyeti daha yaygın ve kalıcı kılmak için sürekli eski hikayeleri yıkıp, yeni öznelerarası gerçeklikler, yani hikayeler üretip yayıyor. Bu hikayelerin yaratılmasında ve yayılmasında insanoğlunun geliştirdiği en temel araçlardan biri olan dil, ya da kitabın ilerleyen bölümlerinde anılacağı şekliyle retorik, başrolü oynuyor. Burada da mimarlık – iç mimarlık ikilemine dair kö- rükörüne inanılagelen, dolayısıyla mimarlığa “anlam” yükledi- 1 Harari, 2016; s.156
13 ğine kesin gözüyle bakılan bir hikâyeyi, arkasındaki gerçekleri ve bu hikâyenin nasıl, kimlerce, hangi koşullarda ve ne amaçla kurgulanıp yazıldığını açıklayarak, deşifre etmeye çalışacağım.
İnsanoğlunun kurguladığı ve medeniyet tarihimizi biçimlen- diren pek çok hikâyede olduğu gibi, mimarlık ve özellikle ona dair epistemik alan da mimarlığı olduğundan çok daha fazla yücelterek neredeyse kutsallaştıran sofistike bir hikâye üzerine temellenmiş görülür. Bu hikâyeye başta mimarlar olmak üze- re hemen herkes inanmak ister çünkü hikâye çok etkileyici ve inandırıcıdır. Mimarların büyük bir inançla kendilerini ada- dıkları bu hikâyeyi yazanlar ise ne yazık ki mimarlar değildir.
Hikâye çok ustaca, epik ve lirik bir dille yazılmakla kalmamış, dramatik kurgusu da oldukça üst düzeydedir. Deşifre etmeye çalışacağım bu hikâyenin episodlarından veya alt metinlerinden biri de mimarlık ve iç mimarlık arasındaki tutkulu ve ihtiraslı bir aşk-nefret ve ihanet öyküsüdür.
Bu kitaba konu olan ve mimarlığın iç mekândan (ve madde- den, malzemeden, insandan, duyu ve duygulardan) kopup iç mimarlığın da onun yerini aldığını iddia ettiğim bu serüven, do- ğal, diyalektik ve evrimsel bir süreç olmakla birlikte içinde pek çok çelişkiler, çatışmalar ve ironi barındıragelmiştir. Tüm bu çet- refilli yapısıyla, söz konusu sürecin, mevcut tartışmanın tarafları arasında – ki burada mimarlık ve görece daha kısa bir geçmişe sahip oldukları düşünülen iç mimarlık camiaları kastedilmekte- dir - karşılıklı bir güvensizlik algısı ve muammalı bir varoluş ze- mini üzerinde oluşageldiği gözlemlenebilir. Bu ikircikli sürecin, içinde barındırdığı çekinceler, karşılıklı olumsuzlama eylemleri ve söylemleri ile tekinsiz bir süreç olduğu aşikardır.
Bu çok uzun soluklu ve tekinsiz sürecin iyice anlaşılması, özellikle de kökenlerinin ve koşullarının açıklığa kavuşturulma- sı, en azından bazı taşları yerine oturtabilecek ve bu kaçınılmaz görünen süreçte yer alan aktörlerin pozisyonlarını içselleştirme- sine ışık tutabilecektir. Bunu sağlayabilmek amacıyla, içine dü-
14
şülen dar kıskacın biraz daha dışına çıkarak bakmanın faydalı olacağından hareketle, konuya iç mimarlık-dış mimarlık ikilemi olarak bakmanın ötesinde, mimarlıkta ‘iç’ meselesinin tarihsel, sosyo-ekonomik, sosyo-politik ve sosyo-kültürel bir evrim serü- veni olarak ele alınması hedeflenmiştir.
Kuşkusuz ki, böylesi bir analize, bu evrimsel sürecin diya- lektik bir zeminde oluştuğunu görerek başlamak gerekir. Her evrimsel sürecin kökeninde temel bir diyalektik bulunduğuna göre, burada mercek altına aldığımız “‘mimarlıkta iç meselesi’
ve onun bugün ulaştığı iç-dış ayrışması hangi diyalektik kavram seti veya setleri üzerinden okunmalıdır?” sorusuyla başlayalım.
Bunlardan en bariz olanı iç-dış ikilemidir kuşkusuz. Ancak bu bakış açısı, yalnız başına ele alındığında, zaten bizi bugün içinde kısıldığımız sığ tartışmalar noktasına getirmiştir. Dolayı- sıyla iç-dış ikilemi, mimarlıkta ‘iç’ olgusunun geçirdiği evrim- sel süreci ve onun barındırdığı tekinsizlikleri anlamaya yetmez.
Daha kapsamlı bir kavrayış için, yeni kavram ikililerinden olu- şan bir dizi yeni kavram setine ihtiyacımız olacaktır.
Bu kitap, okuruna, halihazırdaki iç-dış dualitesini tamamla- mak üzere iki yeni kavram seti (mekân-kabuk ve varolma-hap- solma ikilemleri) sunmakta ve bu iki olgunun tarihsel süreç için- de nasıl ve hangi koşullar altında örtüşerek, bugün ‘İç Mimarlık’
disiplininin bağımsızlığını elde etmesine yönelik bir serüvene kadar uzanan o tekinsiz ve uzun yolculuğun izlerini sürmek- tedir. Bu kitap boyunca, sınırları ve meşruiyeti tartışmalı hale getirilmiş olduğunu saptayacağımız iç mimarlık disiplininin as- lında ne olduğu, nereden, nasıl, ne zaman ve en çok da neden doğduğu ve neden mimarlarca halen kabullenilemediği sorula- rının cevapları aranacaktır. İç mimarlığı, vaktiyle modernizmin lanetlediği, ‘suç’ olarak nitelediği, sonra post-modernizmin bir ölçüde övdüğü bir ‘dekorasyon’ meselesi olarak görme önyargı- sı ile lümpen sınıflara veya varsıl burjuva sınıfı üyelerine renk, kumaş, mobilya ve aksesuar seçme işi olarak algılamaya indir-
15 geyen alaycı önyargının2 arkasında özenle ve ustaca gizlenen ekonomik ve politik olgular nelerdir? sorularının yanıtlarının peşinden gidilecektir. Bu cevaplar aracılığıyla da ‘günümüzde iç mimarlığın, mimarlık varken ne işi olduğuna’ dair sorulara ışık tutulacak ve iç mimarlığın esasen neler yapma potansiyeli taşıdığı tartışılacaktır.
Bu tür bir çabaya girişirken, bizi bugün içinde bulunduğu- muz çıkmaza yönlendirdiğini düşündüğüm ve tartışmanın sadece kendi içinden geliştirilen teknik bir bakış açısı yerine, biraz daha üst ölçekten alternatif – ki temelde politik ve ekono- mik bir perspektife dayanan retrospektif – bir değerlendirme- yi tercih edeceğim. ‘Teknik bakış açısı’ olarak ifade ettiğim ve sorunu kavramada yetersiz bulduğum bu spesifik bakış açısı,
‘mimarlık bilgi alanı bir bütündür ve iç-dış olarak ayrılamaz’
varsayımına dayanır. Özmen ve Yanar bunu ‘mekansal sarma- lın ayrılmaz birlikteliği’3 ifadesi ile dile getirmiştir. Mimarlık camiasının büyük çoğunluğu hiç sorgulamadan bu varsayıma sıkı sıkıya tutunmuş görünür. Bu varlığı kendinden menkul önermenin ortaya çıkış koşullarını ve bu koşulların hâkim eko- nomi-politik dinamikler doğrultusunda tarihsel dönüşümünü sorgulamakla başlamayı hedefliyorum. Bu geniş perspektifte ve alternatif mercek altında, sözü edilen bu katı önermenin gide- rek ufalanışını ele alacağım ve ortaya çıkan iç tutarsızlıklarını ortaya koymaya çalışacağım. Görmezden geldiğimiz, ama bir o kadar da sarih, ve ileriki bölümlerde detaylıca tartışacağımız ka- pitalist etkiler doğrultusunda, iç mekâna dair belki küçük ama insancıl kaygılar, ne yazık ki mimarlığın bir süredir yöneldiği uçsuz bucaksız ama bulanık sulardan artık çok uzaklardadır.
Dolayısıyla iç mimarlık adıyla beliren disiplin, mimarlığın -ben-
2 Bu önyargı sahiplerinin ise mimarlığın insanlığın barınma faaliyeti olmaktan çıkarılıp bir burjuva meşgalesi haline getirilmesinde baş aktör olmaları bir ironi olarak görülebilir.
3 Özmen ve Yanar, 2016.
16
ce çoktan- ‘terk’ ettiği alanı doldurmaya talip olmuştur. Kitap boyunca inceleyeceğimiz üzere de bu talebini gerçekleştirmede oldukça başarılı olmuştur. Dolayısıyla, mimarlığın içi de dışı da artık vardır. Bu yeni gerçeklik ise yukarıda eleştirerek başladı- ğım varsayıma sorgusuz sualsiz tutunan geniş bir kesimi önce şok sonra da rahatsız etmiş görünür. Bu artık kadük varsayı- ma böylesine tutunma halinin kökleri çok derinlere uzanır. Bu kökler ileride detaylıca tartışılacaktır. Mimarlığın içinin ve hatta günümüzde giderek dışının da bağımsızlıklarını kazandığı bu oluşumu, sadece mimarlığın kendi tanımladığı ve tasarımcının herşeyi tasarlayabileceğine dair özgüvene, konvansiyon ve alış- kanlıklara dayanan çerçevede sorgulamak yeterli olmayacaktır.
Mimarlık ve mekân, tam da mimarlığın iddia ettiği gibi toplum- sal ve kültürel bir olgudur. İşte bu nedenledir ki, sadece yapılı çevre değil, mimarlık disiplininin kendisi ve bu disiplinde olu- şan gelişmeler, dönüşümler de yeryüzünde toplumsal varolu- şumuzu belirleyen sosyolojik olgulardan hele ki siyasetten hiç muaf değildir.
Yaşama dair tüm toplumsal ve kültürel olguların (ki mimarlık ve onun geçirdiği dönüşümler bu olgular bütününden ayrıştırılamaz) siyasal ve ekonomik sebep-sonuç ilişkileri içinde şekillendiği ve bu dinamiklerin bir sonuç ürünü şeklinde tezahür ettiği artık bi- limsel bir gerçekliktir. Dolayısıyla, derinleştirmeye çalıştığımız
‘mimarlıkta iç-dış’ tartışmasını, içinde şekillenegeldiği çok daha geniş ekonomik ve politik bir bakış açısı dışında doğru okumak olanaklı görünmemektedir. Bu -temelinde- politik bakış açısı, sadece iç mimarlık disiplininin, mimarlığın içinden bağımsızlı- ğını kazanışını anlamlandırmak için değil, ‘iç’ meselesinin vak- tiyle odağını oluşturduğu mimarlıktan kopuşuna yönelik bir karşı stratejinin hazırlanabilmesi için de bir taban oluşturma po- tansiyeli sunar -ki bu boyut kitabın sonuç bölümünde kapsam- lı şekilde tartışılacaktır. Bir diğer deyişle, bu kitapta ele alınan