• Sonuç bulunamadı

UlUSl orosı. ~Q[i~ füzil ~ISü~OfQ~ SQm~ozuumu MAYIS KONYA

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "UlUSl orosı. ~Q[i~ füzil ~ISü~OfQ~ SQm~ozuumu MAYIS KONYA"

Copied!
13
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

UlUSl ·orosı

. ~Q[i~ füZil ~ISü~OfQ~

SQm~ozuumu

20-22 .

MAYIS

2013 .

KONYA

(2)

ULUSLARARASI NECİP FAZIL IQSAKÜREK SEMPOZVUMU 20-22 MAYIS 2013 -KONYA/ TüRKİYE

INTERNAT!ONAL NECİP F.A..ZIL KISAKÜREK SYMPOSIUM lV'lAY 20-22, 2013-KONYA j TURKEY

BİLDİRİLER KİTABI/ PROCEEDINGS

KOORDİNATÖR / COORDİNATOR: DR. MüCAHiT SAMi KÜÇÜKTIGLI

EDiTÖRLER

1

EDİTÖRÜ:R: PROF. DR. ALiM GÜR Doç. DR. ALi TEMiZEL

Oıcr. HARUN YILDIZ

EDiTÖR YARDIMCILARI / ASSİSTANT EDİTORS: AR. GÖR. AYSUN EREN

ISBN 978-605-389-128-4

KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ KÜLTÜR YAYlNLARI/

THE METROPOLITAN MUNICIPALITY OF

AR. GÖR. GAMZE GiZEM ERTAN AR. GÖR. YAşAR KESKİN

KONYA CULTURAL PUBLICATIONS: 228 SERTİFİKA No/ PRODUCER CODE: 21473

BASıa-CiLT / lSSUE-YOLUME: ÜLGUN ÇELİK +90 332 342 3220

FEvzi ÇAI<MA.K MAH.10670 SO K. No:26 KARATAY/KONYA

· ·· YAPİM / PRODUCTION: KÜLTÜR A.Ş.

+90 332 352 8111

KONYA NisAN2014

KONYA

BÜYÜKŞEt:tiR

BELEDIYESI

(3)

SONSUZLUK KERVANININ iKi GiZEMLi ŞAiRi: EMILY DICKINSON VE NECiP FAZIL KISAKÜREI<

Two Mystic Poets in a Caravan

on

The Road

to

5ternity: Emily Diekinson and Necip Fazı/Kısakürek

Sema

Zafor

SÜMER.

Ynl Doç. Dr., Selçuk Üniversitesi, Edebiyat Fai...Wtesi, ingiliz Dili ve Edebiy.ılt Bölümü.

szsunıer@selcıJı.eciLı.tı-

ÖZET

Sadece bir söz sanatı olmak'tan çok daha ötelere uzanan şiir, şairin duygu, d(4ünce ve hayallerinin dışa yansımasıdır. Edebi yaşamında derin kınlmalar yaşayan Türk Edebiyatının ünlü şairi Necip Faz ıl Kısa­

kürek için de şiir ruha açılan ve onun en karanlık bölümlerini yansıtabilen bir içeriğe sahiptir. Şiirlerini

modem ve mistik temellerle oluşturan şair, insanın bireysel varoluşunu sorgulayarak iç benliğe yönelir.

Dış dünyarun kabalaşan biçimi Necip FazıYı kendine ve derirılerdeki ötekine sürükler.

Tıplo 19. Yüzyıl Amerikan şiirinin en büyük şairlerinden olan Emily Dickinson'un kendi yarattığı şiir dünyasında yaşarnının sadeliğini ve sıradanlığını keşfetmesi ve görünümlerin ardında yatan özlerde ölümü, sonsuzluğu ve Tannyı bulması gibi. "Ölümden ve aşktan daha büyük bir şeyvar mı?" diyen Dic- kinson, Necip Fazı! Kısakürek gibi insanın değişmez yazgısını, yalnızlığını ve bu yalnızlığın doğasını keşfe çıkmış, onu bir başına ve derirılemesine yaşayarak şiirlerine taşuruştır.

Bu çalışmanın arnacı bireysel ve toplumsal olarak yaşarnın kirleıuıtiş kutsallığı karşısında bayatın kü- çük arılarını yakalamayı başarabilen Diekinson ve Kısakürek'in şiirleri aracılığıyla görünmeyi görünür Iolrnak ve insanın bireysel varoluşunu sergileyen iç benliğe yönelmektir.

Anahtar Kelimeler: Şiir. yalnızlık, ölüm, benlik, sonsuzluk

ABSTRACT

Poetry, be ing mo re than just the use ofliterary techniques, is the retleetion of the poet's emotions, ideas and drearns. For Necip Fazı) Kısak-ürek, the well-known Turkish poet, experiencing deep dissapoint- ment in his literary life, poetry opens the heart, heals the soul and reflects the darkest part of it Necip

Fazık Kısak-ürek, whose poems are based on modem and mystical principles, goes into the irıner self by questioning the man's individual existence. Harsh conditions of life drag him int o himself and in to the other in the deepness.

Like Necip Fazı! Kısakürek, l9th century greatest American poet Emily Diekinson discovers a siınple

and ordinary life in the world sbe creates in her poems, and finds the death, eternity and God in the esen ce be bin d the appearances. "Is there anything greater than death and love?" says Emily Diekinson and like Necip Faz ıl Kısakürek, discovers the loneliness and unchangeable fate of man and the nature of his loneliness. She herself experiences Joneliness to i ts extreme and deals \vith it in his poems.

The aim of this study is to make the invisible visibi e and move towards the irıner self wbich displays man's individual existence through the poems ofEmily Diekinson and Necip Fazı! Kısak--ürek who can catch small moments despite the corrupted sacredness of life.

Key Words: Poe17J1 loııe/iııess, deatlı, inner self, eternity.

V\.US\AAA$1 N!Ci? FAZJL KJS.\I(()ACK S~tFOZVUr.'U

~22 MA VIS 201::5· KO~tv.:tın/R.1dYE

(4)

lllilli llllll

SUIPISillil miP miımmrıı

Giriş

Bir hesaplaşmadır yazmak; alacaklarını vereceklerini sözcüklere dölanek, çile çe lan ek,

coşkulara, korkulara kapılmak, düşlerin, düşlemlerin, karabasanların içinde boğulup git- mektir. Kaldırımlardan gönül evine uzanan bir yolculuktur; bir serüvendir yazmak, mutlu- lukla göklere süzülmek, cennet bahçelerinde dinlenmek, sözcükleringizine ulaşırken yürek

çırpıntıları içinde kalmak, imgelerle didişmek ve zaman zaman eserin girdabında boğulup

gitmektir. "Şiir yazmak bir yaşama bilimidir; dünya karşısında bir "duruş" tarzıdır ve sürekli bir "ruh halidir" (İnce, 2008: 199). Şair ise en az sözcükle en yüksek çağrışım estetiğini keş­

feden, düş gücünün sınırlarını sonsuza kadar genişleten, zengin sessizliğe dalabilen kişidir.

Bu çalışmanın konusu olan sonsuzıiık kervanınin iki gizemli şairi Emily Diekinson ve Necip

Fazı) Kısakürek bu yolculuğa çıkabilme yürekliliğini gösteren, sevginin, acının, umutsuzlu-

ğun bütün biçimlerinde, kendini bulma yollannda "şiir mürekkebinin her damlası ile bir bar- dak suyu okyanusa çevirebilen'( (Uygur, 1985: 140-143) şairlerdir. Ortaya koydukları eserler

kuşkusuz yaşamlarının

ve

zihinl~~inin

bir

yansımasıdır.

Bu yüzden bu

yolculuğun

ilk

durağı

şairlerimizin yaşamları olacaktır.

Kısa Yaşam Öyküleri

1830 yılında Massachusets eyaletinin Amherst ·kasabasında doğan Emily Dickinson,

bazı eleştirmenlere göre Amerikan edebiyatının en büyük; en değerli kadın şairidir. Bazı­

larına göre de Yunan şairi Sappho'nun dışında dünyada hiçbir ~dm onun kadar güzel şiir yazamamıştır (Meriçelli, 1998: 13).

Dickinsonlar, Amherst Kolejinin kurucusu saygın, otoriter bir büyükbaba, Yale Üniversi- tesi mezunu ve kongre üyesi ünlü avukat bir baba ve sadece yaptığı yemeklerle adından söz edilen bir anne ile, kasabanın önde gelen ailelerindendir (Özpalabıyıklar, 2006: xiii). Den n is

Donoghue'ın Thomas Wentworth Higginson'dan aktardığı ifadelerle "katı ve en iyi haliyle bile mesafeli bir baba" ile babasının 1874'teki ölümünden bir yıl sonra annesi felç geçirdi-

ğinde arkadaşına yazdığı bir mektubun da, Emily'in "O annemizken, anne ve çocuklar olarak

yakın değildik ... ama o bizim çocuğumuz olduğu zaman, şefkat de ge_ldi." sözleriyle anlatacağı

"hiç var olmamış" bir annenin ~zıdır (1969: 47). Hiç evlenmeyen ve hayatının büyük bir bölümünü evden dışarıya çı lanadan geçiren Emily için bu ev ve sakinleri Borges'ih "Nicelik

Şiiri"nde sözünü ettiği o "katı ve sofu" New England yöresinin bütün özelliklerini içinde

barındıran bir yerdir.

Türk şiirinin büyük ustası, "şairler sultanı" Necip Fazıl Kısakürek ise 1905 yılmda İstanbul'un Çemberlitaş semtinde köklü ve varlıklı bit Osmanlı ailesinin yaşadığı büyük bir konakta kendisini hayatın anlamına değil, renklerine adayan ve bu renklilik içinde kaybo- lan bir baba (Fazı! Bey) ile, geleneklerin belirlediği bir dünyası olar_ı ve ailenin özellikle bü- yükannenin (Zafer Hanım) asla benimsemediği, babanın ihtiyaç zamanlarında hatırladığı,

konakta bile kendisine yer verilmeyerek yakı~ bir yerde oturtulan, halktan, içine kapanık bir annenin (Mediha Hanım) oğludur. Devletin önde gelen şahıslarından olan büyükbabası

(Mehmet Hilmi Bey) tarafından yetiştirilen Necip _Fazı! çok uzun yıllar bir türlü kendisini

kurtaramadığı korku ve karabasanların kaynağı olan bu konağı "O ve Ben" adlı eserinde şöy­

le tasvir eder:

·: .. koca bir konak, her ferdinin nereden gelip nereye gittiğini bilmediği uğu/tu/u bir ceryan içinde, her an iniltilerle açılıp örtülen f!ltri/1:1/ı kapılar arasında, bütün bir ses, renk ve cümbü-

5321

INT!R:t:.ll():W.to!Ô? FAZII..lOs.AK'ÖREK SY'I.\?OSIU:O~

ı.t:ı.Y 20-22. 20;3 ·KO:JYA/TVFLKEY

(5)

şii n ortasmda beş hassam m sınırını tırma/ayıcı ... derin bir metankoli duygusu ... " (2004: 35).

Ayrı coğrafYalarda ve farklı zaman dilimlerinde yaşayan bu iki şairin doğup büyüdüğü

bu mekanlar kimliklerinin, kişiliklerinin ve ruh dünyalannın oluşumunda derin etkilere sa- hiptir ve bu kaçınılmaz bir şekilde şiirlerine de.yansır.

Şiirlerinde Temalik Karşılaştırma

Yalnızlığm, ölümün, hüznün ve gizli bir aşlon pırıltılannın da görüldüğü bu şiirlerde

Diekinson ve Kısakürek mistik bilinçte desteklenen heyecanlarını farklı dillerde ama aynı duyarlılıkla okurlan na aktarır; kendi sesleriyle konuşur ve kendi seslerini oluştururlar. içe-

riğin dış biçime egemen olduğu bu şiirlerde ahenk de içerik kadar ön plandadır. Şairlere

özgün bu ahenk yalnızca biçim öğeleriyle değil, ses yinelemeleriyle, sözcük yinelemeleri, ses yansılamaları, alliterasyonlar gibi şiir öğelerinin başarıyla kullanmalarından kaynakla- nır. Özellikle Dickinson'ın biçimi, yoğun bir losaltına ve eleyerek dışarıda bırakınayı esas

alır (Paglia, 2001: 619). Hayata ve hayatın anlamına dair soruların sorulduğu ve "Ben"in

sorgulandığı aşağıdaki dizeler Dickinson'un var olmak ~ygısının bir sonucudur:

"Ben hiç kimseyi m! Peki, sen kimsin?

Hiçkimse misin, yoksa?

Biz bir çiftiz, ağzını sıkı tut!

Bilirsin, sürerler adamı ya bana

Ne kadar üzücü, herhangi biri olmak, Bir kurbağa gibi, çok sıradan, Hayranlık duyan bir bataklığa

Admı söylemek hiç durmadan. (Meriçelli, 1998: 47)

Kathryn Van Spankeren'in (1994:35) vurguladığı gibi bu şiiriyle Diekinson yaşadığı

toplumu; bitmez tükenmez hırsiara kurban edilen insan yaşamlarını eleştirir. Zengin ses-

sizliğinin ve derinliğinin içinde özgündür; yalındır sadedir .... Arnherst'ün "Beyaz Hanım"ı.

"Hiçkimse" olmak, O'nun için onur vesilesidir. Bu yüzden kendine eşlik edecek kimsenin de

"hiçkimse" olmasını ister. Herhangi biri olmak tek sözcükle "sıradanlığı" ifade eder ve insanı

hüzne boğar. Kuşkusuz "Hiçkimse" olmanın yolu, yalnızlığı en yoğun biçimde yaşamaktan

geçecektir (Necdet, 1998: 30).

Tıplo Emily Diekinson gibi Necip Fazı! Kısakürek de "Ben" adlı şiirinde ...

"Ben, kimsesiz seyyahı, meçhuller caddesin in;

Ben,yankısından kaçan çocuk, kendi sesinin.

Ben, başı ağır gelmiş, boşlukta düşen fikir;

Benliğin dolabında, kör ve çilekeş beygir.

Ben, ben, ben; haritada denizgörmüş boğulmuş,

Dokuz köyün sahibi, dokuz köyden kovulmuş." (Kısakürek, 2012: 67)

dizeleriyle ruhunu ve amacını yitirmiş bir toplumda, bunalımlar yaşayan kalabalıkla-

Ol DSlHlSI

ulfiJıtnırısmm

s

til ,. llllll

ULUSLAAASI UEO? FAlıL KJs.:.x0R.EX !!!.I?CZ'i\J!!U 20-2.2 MAYIS 2013 • KO:I't~tl'l);UoYE

(6)

lltlflllilllt

SY lliP O S i Bill IIUP ftfil li~Rrtl

rm peşine takılınadığı için yalnız, birey olarak teldiğini idrak etmiş, dışarıdan bakabildiği

için olup biteni daha iyi anlamlandırabilen ancak yanlış bulduğu gidişi değiştirmeye gücü

yetmediği için yıpranmış, yalnız ve yaralı bir insandır (Okay, 1991: 178). Her ikişairinde

içlerinde demleştikçe acılaşan yalnızlık duygusu Dickinson'ın deyimiyle )'aşama inen ölüm darbesinin, zihne inenyaşam darbest'ne dönüşümünün sonucudur. Kısacası korkudan kur-

tuluş ve gerçeğe varış macerasıdır. Bilinçli bir şekilde yalnızlığı seçen, "odası dünyadan bü- yük" (Özpalabıyıklar, 2006: xiii) şair Dickinson, yalnızlığıyla başbaşayken şii re sığınır ve tam

177 6 ş ür yazarak güç bir rekora imza atar.

"Daha yalnız olunabilirdi

Yalnızlık olmasaydı" (Meriçelli, 1998:.~6)

dizeleriyle yalnızlığın nasıl bir yaşam tarzına dönüştüğünü anlatır. Yaşamın "dışarıda­

ki" parçasını yaşamaktaki isteksizliği ve giderek red di, Emily'in içsel yaşantıs'ının şiddetiyle

dengelen ir ve başkaları için küçük, ö..pemsiz gibi gözüken ayrıntılar büyük evrensel bir şii re

dönüşür (Whicker&Ahnebrink 1961:.57). Van Doren (1952: 71) şairiıı şiirleri ile kapıları

araladığı bu giz~mli dünyayı aşağıdaki şu cümleleriyle aktarır bize:

':41/ah oradadır; melekler, aziz/er, evliyalar, kahramanlar, yılanlar, kuşlar, trenler, telgraf telleri ... çiçek bahçeleriyle iç içe bir dünya. Bütün bunlar şiirlerinde bir mikroskop altında

görünen canlılar gibi kaynaşır durur/ar. Orada hiçbir şeyi ebedi bir durgunluk içinde gö~meye

imkan yoktur. Taşlar göğüs geçirir, yıldızlar danseder. Bu bir kaç satırlık alemler çılgın bir kalbin sayısız dram/anna, bir dar kutuya kapanmış zihnin çırpımşlanna sahne olur. ... Her ha- kikat bir şimşek gibi çakar; anlatılan her his bir ışık hüzmesi .firlatır. Koskoca alem, hayatiyet merkezini işte bu noktada bulmuştur."

. Kendisini insanlar içinde en yalnız insan olarak niteleyen Necip Fazı! ise "En Yakın" adlı şiirin de;

"Bütiin insanlığı dövsen havanda, Zerre zerre herkes yine yalın ız.

Boşlukta yol alan uçsuz kervanda,

Herşey tek başına dağ, taş ve yıldız.

Herkes bir vücutsuz hayal peşinde;

Eşini kaybetmiş herkes eşinde İçinizdeyiv yiv derinleşin de,

Çıksın karşınıza en yakının ız!" (Kısakürek, 2012: 27} '

diyerek Emily'e eşlik eder. Yalnızlık duygusu şairin kendi şür yolculuğunda sürekli çal- dığı kapılardan biridir. Yalnızlığı, kendisiyle yüzleşen ve derin bir benl,ik bilincine sahip in-

sanın içinde bulunduğu dünyaya karşı bir tepkisi olarak algılar Necip Fazı I. "Yalnızlık" onun

şiirlerinde evrensel dini duyarlılığa açılan entelektüel oluşumla temas kurma halidir; sürek- li bir öteye sarlana girişimi ve metafiziksel bir gerilimdir (Koç, 2008: 92-93).

İki şairin yollannın kesiştiği diğer önemli bir koı1u başlığı ise "ö/üm"dür. Bütün ilahi ki- tapların dile getirdiği "Her canlı bir gün ölümü tadacaktır" (Al'i İmran Suresi, 3/185) ayeti bu evrensel gerçeği sürekli hatırlatır insanoğluna. Bir panik havası içinde ele alınan "ölüm"

konusu Necip Fazıl'ın birçok şiirinde, içimizdeki derin bir boşluk gibi nefes alıp verir ve

RltV\~!AllO:~.aJ,. r:ECI.? FAa JQs;...'<Ofi,EJ< 5Yl!?CS!. "•~

L!AY 20.22, 2013 • KON'YA ITUA.KEY

(7)

varlığını sürekli soğuk soğuk hissettirir (Koç, 2008: 95). Ölümü "çetin oeçit" olarak nitelen- diren şair için ölüm, küçük yaştan itibaren zihnin i kurcalayan korku ve ürpertiler içinde hiç

unutmadığı, uzaklaşamadığı bir histir (Çebi, 2008: 261).

"Baştm çtğlıklt, çocuk onu nastl avutsam?

Ne yapsam da ölümü bir saatçik unutsam? ... " (Kısakürek, 2012:141)

İnsanoğlunun kaçınılmaz sonu

ve

tek gerçek şairin yukarıdaki dizelerinde çığlık çığlığa bağıran bir iç sese dönüşür; unutmak istese de unutamaz ölümü. Necip Fazı! da olanca te- dirgin ediciliği ile karşımıza çıkan ölüm karşısındaki bu duyarWık, onun olgunlaşmasında

ve ahlak bilincinin gelişmesinde önemli bir rol oynar. Şairin ölüm korkusunu yenmesi ge-

lişmiş bir benlik bilincinin ve dolayısıyla kulluk bilincinin sonucudur (Oğuzbaşaran, 2011:

181). Şairin böyle bir değişimden sonra kazandığı ruh yeteneği, gönül gözünü açar; manevi arınmanın savunucusu Yunus Emre'nin "Ölmeden önce ölmedin, aşk neylesin senin ile" dize- leriyle ifade edilen mistik ruhun soylu amacı (Ha lman, 2003: 30) Necip Faz ıl' ın ölüm konulu şiirlerinin ana teması haline gelir; "Öimemek" adlı şiirinde aşağıdaki dizelerinde dile getirdi-

ği gibi sonsuza varmanın gizleri çözülmeye başlar:

"Ölmemek, ilk ve son, qüyük kelime;

Çarptldtk, ö/memek için ölüme, Ver Allahtm büyük sım eli me,

Geçmez an, solmaz renk, kopmaz bütünlük" (Kısakürek, 2012: 117)

Emily Diekinson ise bir türlü üstesinden gelemediği bir tür 'yakalamp 9ötürülme" duy- gusu yaşar ölüm karşısında. Küçük laz kimliğinden hiç bir zaman uzaklaşamayan Emily , oyun oynayan öbür çocuklar arasından ansızın alıp götürülen ve acımasızlığını sezdiği bu durum karşısında buruk ve kederli bir sesle yakınan bir oyun çocuğu gibidir (Howe, 1985:

40).

"Topladtm Gücümü Elime- Ve dünyaya karşı durdum- Gücümyoktu Davud kadar- Ama ben -bir kat daha cesurdum-

Nişanladtm Taşımı -ama, Sonunda Benyere düştüm­

Goiyat mıydt o -Çok mu büyüktü-

Yoksa ben kendim- çok mu küçüktüm?" (Meriçelli, 1998: 45)

Emily, dünya olduğu yerde kalırken ve yaşam bilinen alaşım sürdürürken kendisini oyu- nun dışına atılmış gibi hisseder. Bu hayat onun için o derece büyük ve sonsuzdur ki sakin

köşesinde onu kullanıp idare edemez, veya narin parmakları arasında evirip çeviremez.

Onun karşısında ürker, çekinir (Doren, 1952:71). Rüzgara karşı uçmaya çalışan bir martı

gibidir. Ona rağmen, hayatın doğal aloşı, kendi kanunlarını icra etmektedir. Sonuçta Emily, bu doğal aloşın içinde ölümü kabullenir ve aşağıdaki dizeler le dile getirir duygularını:

"Ben ölüme uğrayamadığtm için-

İncelik oösterip

o

aldt beni-

lttsıu•sı

mil fdDlllSUIUI SQRPI!DUI

ULUSUAASI t:ECIP FAZJI.KJSAI<{ııw< SE"POZYU:.•u 20-22 UAYtS 20ll • KO:fiA 1 nin.KiYE

1 5 3 5

(8)

l l l l l l l l i l l l l

sgPJP&SiU lnilllllillistllr'l

Sadece bizi taşıyordu Araba Bir de Ölümsüzlüğü.

Geride bıraktık Okulu -Çocuklarm- Çember olmuş -Teneffi.iste didiştikleri-

Geride br raktık Dimdik Bakan Tah ri Tarlalannı­

Geride bıraktıkBatan Güneşi-

Ya da aslında - o Bizi geride bıraktı­

Çiyler titTetiyor, üşütüyordu-

Çünkü sadece Örümcek Ağıydı Elbisem-

Şalım Sadece Tüldü-(Meriçelli, lQ98: 93).

.

Ölüm konusunda korku ve umut arasında bir denge kurmaya çalışan Emily zaman za- man ölümden korkaı~ zaman zaman ise sevgiyle yaklaşır. Yukarıdaki dizelerde ölüm centil- men bir ziyaretçi olarak gelmiş ve nezaketingerektirdiği gibi karşılanmıştır. Ölen, ölüm ve araba bir tür geçit töreni içinde ilerler. Şiir kişileri "dimdik bakan" ekin tarlalarından geçer çünkü ölen kişi doğayı da kendisine çelanekte ve kendi görünrusünü doğayla paylaşmak­

tadır (Donoghue, 1969: 27). Ölüm Emily için tıpkı Necip Fazıl'ın şiirlerinde ele aldığı gibi yönü bilinen ama zamanı ya da sonu kestirilemeyen bir bilinmezlik ve bekleyiş durumudur.

Doğadaki herşeyi olduğu gibi algılama ve kavramayı hedefler şair. Bu tıpkı sonbaharın kışa doğru ilerlemesi gibi kaçınılmaz bir biçimde yaşanılması gereken bir durumdur. ilerleyen

yı~ar ve yaşanılan zihinsel değişim şairin ölümü farklı bir açıdan yorumlamasına neden olur. Artık ölüm, aşağıdaki dizelerinde vurguladığı gibi yeniden doğuşu n şartıdır adeta:

"Bir ölüm -darbesi yaşam-darbesidir bazılan na Onlar ki ölmeden önce yaşamıyor/ardı;

Onlar ki ölecek/erdi yaşasalardı,

Ama öldüklerinde, başladı canlılıkla rı." (Meriçelli, 1998: 41)

Ruhun bedenin diliyle konuştuğu ölüm şiirlerinde Emily kabullenişin yarattığı· esnek- lik ve çekimserlik duygusuyla gündelik olanı olağanüstüne dönüştürür artık Dış dünya bir manzara olarak görülmez, insana etkisi bakımından ele alınır. Görünümlerin C!Ydında yatan özler ve doğanın mükemmelliği karşısında duyduğu heyacan tıpkı Necip Fazı I Kısakürek de

olduğu gibi Dickinson'ı da sonsuzluk ve Tanrı'ya götürür:

"Biliyorum, o var bir yerlerde- sessizce

Gizledi nadir hayatını hantalgözlerimizden." (Alkan, 2005:4 7)

Yüreklerinin onları götürdüğü yerde buluşur şairlerimiz ve yıllar sonra Necip F~ıl'ın

kaleminden dökülür aynı duygular dizelere:

"Seni ararnam için beni uzağa attın,

Alemi benim, beni kendin için yarattın" (Kısakürek, 2012: 42)

Yukarıdaki dizeler farklı bilinç ve kültürlere rağmen insan aklının aynı temele sahip

olduğunun göstergesidir. Mutlak hakikate götüren yol ilahi kaynaktan gelmektedir ve bu

"hakiki aşk"tır. Allah' ı sır ve güzellik yolunda aramaktır (Kabaklı, 2008: 100). "Tanrı"nın ve

lfHtR~iATıO:W. tı!CIP FAZIL JO$AKılREK SYJ:IPVıSN!:

IJAY 2:0-ZZ.Z013 • l<C:IYA/T\HUCE'V

(9)

"aşk"ın. aydınlığı, hem evreni, hem sevenin yüreğini doldurmalıdır; tıpkı Emily'in dizelerin- de dile getirdiği gibi.

"Cennetiyukaf"!da hiç bulamaz

Aşağıda bulamayan,

Tanrının konutu benimkiyle yanyana

Eşyası aşktan." (Meriçelli, 1998: 16)

Necip Fazı! ise "O Var!" diyerek kesin gerçeğe gideı:ı yolu şiirleri ile arar:

"Her defa haberi taze bir müjde; O var!

Her defasında, geç. gajletten vecde;

O var!

Ne sen varsın, ne ben, ne yar, ne kimse;

O var!

Bütün sevdik/erin elden gittiyse;

O var!

Kalacak kim var ki, dost tomanndan?

O var!

Sana dahayakın şah damanndan;

O var!

Arama, ilaç yok eczahanedef O var!

Gayede, sebep te ve bahanede;

O var!

Sevdiğini ebed boyu tutan dinç;

O var!

Ölümsüzlük şevki, ilahi sevinç;

O var!

Yıkılmaz dayanak, kınlmaz destek;

O var!

Tekten de tek; bir tek, tek başına tek;

O var! (Kısakürek, 2012:32)

Ona göre "aşk': insanın varlık nedenidir; bütün evrenin ana düğüm noktasıdır. O her

şeyde "aşk"ı görür. Her şey "aşk"ta başlar ve orada biter (Kısakürek, 1997: 162).

'Var olanyokluklann ömrünü sürüyorum!

Aşklar bomboş kurun tu, hürriyetler esaret!

Yalnız, "Rakip" ismiyle Allah"ı görüyorum!

Bir yokluk ki, bu dünya, var olandan işaret ... " (Kısakürek, 2012: 29).

Görüldüğü gibi Necip Fazıl'a göre "aşk'~ varlığın varoluş sebebi, varlıktan "var edene"

yapılan yolculuk ve "O"nda yokluktur. Şairin bu konudaki düşünceleri Emily Dickinson'ın aşağıdaki dizeleriyle paralellik gösterir:

11

o n dr d s

ı

ll!iP fdnt ~ISdmOI

SUPOliOIH

ULUSl..An.ASI NECIP 2~221.tAYJS FA211 .. KISAKUriEK 2013 · f<OilVA SEMPOZVU1 TüRKiVE MU

IS 3?

(10)

lll l l l i l l i l ll

SllllP8UBIII IQCIP rdliliiSUurt~

'Yaşamdan önce gelir aşk,

Ölümden sonra,

Daha başındadır yaratılışın ve

Simgesidir soluğu n." (Meriçelli, 1998:53)

Varolmak, insanın kendisini bilmesiyle başlar. insan'ın gerçeği arayarak kendisini ger- çekleştirme süreci iki seviyeden oluşur. Hayatın dinamik oluş süreci iÇinde birinci seviyede insan fiziksel ve biyolojik hayatın sırtarına ererek, ruh ve beden arasındaki mucizevi köp- rüyü kurabilir. Bu bütünlük içinde kendi varlığının sırlarına eren ve onu aşan insan, sosyal ahlak seviyesine sıçrayarak, Tanrı ile k~ndi arasında ilişki kurmaya hazır bir hale gelir. Yani birinci seviyede "insani aşk"ı başarıyla yaşayan insan, ikinci seviyede onu "ilahi aşk"a dönüş­

türebilecek mertebeye erişir (Kantarcıoğlu, 2004: 269). "Beklenen" adlı şiirinde Necip Fazı!

bu zorlu aşamayı ve çektiği ızdıryıbı aşağıdaki dizelerle sevgiliye sitem ederek dile getirir:

"Ne hasta bekler sabahı, ·,, Ne taze ölüyü mezar,

Ne de şeytari bir günahı,

Seni beklediğim kadar.

Geçti istemem gelmen ı Yokluğunda buldum seni,

Bırak vehmimde gölgen i,

Gelme, artık neye yarar." (Kısakürek, 2012: 198)

Yaşamda var olmak, aşkı gerekli kılar. Yukarıdaki dizelerde aşkla bütünleşmesi gereken

'yaşamak" beklemekle bütünleşirve bekleyiş dramatik bir renge bürünür. Ayrılığın acısın­

dan çok beklemeyi aşkla özdeşleştiren bir bilinç durumu yaratan Kısakürek aşkı içselleş­

tirip öznelleştirir. Tamamlanmamış aşk kavramı şairin algısıyla özlemi arasında dramatik

alanı simgelemektedir. Bu dramatik alan hüzün alanıdır. Her ne kadar sevgiliye "gelme" di- yerek sitem edilse de Necip Fazıl "Bekleyen" adlı şiirinde ölen sevgiliye aşağıdaki dizeleri e seslenmeirten kendini alamaz:

"Ölürsün ... Kapanır yollar geriye;

Ben mezarla sırdaş olur, bekle ri m.

Varılmaz hayale işaret diye,

Toprağında bir taş olur, beklerim ... " (Kısakürek, 2012: ı 99)

Şairde bir tutkuya dönüşen bu aşk onu sevgilinin mezan başında bir mezar taşı gibi ölümü beklerneye itecek kadar güçlüdür. Fizikselden öte bir boyuta taşınan bu aşk öteler- deki güzelliğe ulaşmanın simgesidir. İnsanın kendini tanıması için nice acılarla sına~ması gerekecektir. Her iki şairin düşüncelerinin kesiştiği bu noktada Emily ise sevgiliye yakın olmadığı takdirde duygularını ve aklını kontrol edemeyeceğine inanır; tümüyle beyazlara bürünmeye başlar ve "beyaz seçim" adını verdiği bu-acılı dönemi olağanüstü bir şiirsel veri- me dönüştürür (Cebeci, 1998: 21):

"Kalbi m, unutaeağız onu,

.

Bu gece, sen ve ben.

:m'EiillATlOtW. ı:ECIP FADL. Kl.s.AKUREiC SYI.~?OSIUM MAYıG-22.2013· KONYA/TURKEY

(11)

Ben ışığı unutayım

Onun sıcaklığını sen.

Unuttuğun vakit, söyle bana, Ola ki düşüncem donar.

Acele et, oyalanırken sen,

Hatıriayabilirim onu tekrar." (Meriçelli, 1998: s.43)

Diekinson her ne kadar unutmak i~tese de sevgiliyi, sonsuzluğa ulaşmanın "aşk" tan geç-

tiğini ve varolmanın amacının "aşk" olduğunu dile getirmekten kendini alamaz bir başka şiirinde:

"Hep aşık olacağım,

Size sözüm bu·kadar

Aşk hayatın özüdür,

Hayat sonsuza çıkar." (Meriçelli, 1998: 25)

Sonsuzluğa çıkan bu yol şairlerimizi "deniz"e götürür. Mistizmin en önemli motiflerin- den biri olan "deniz" her iki şairin şiirlerinde "aşk"ın yansıması olarak değişik simgesellik- lerde kullanılır. Tasavvuf şiirin de, başıbqş ruhun varmayı amaçladığı "Tanrısal evren'1 sim- geler. Deniz de sonsuzdur, Tanrısal evren de. Gerçek olan sonsuz olan dır. Dünya, "sınırlı"dır;

',Yansı"madır, 'yapay"dır, 'yanılsama"dır. "akıl çelici"dir, "umut kırıcı"dır (Türkmen, 2011:

15-16). Deniz, ·~u"dur; su, "temizleyici': "anndıncı"dır; "herşeyi kabul eden"dir; "dua"dır.

'yakarış"tır. "berraklık"tır, "aşk"tır, kısacası "sonsuz olan"dır. Tıpkı Necip Fazıl'ın ve Emily'nin

aşağıdaki dizelerinde dile getirdikleri gibi ...

"Gittim, gittim, denizin

Sınır yerine vardı m.

Halin bana da geçsin!

Diye ona yalvardım." (Kısakürek, 2012: 184)

"Benim nehrim sana doğru:

Mavi deniz, selam yok mu?

Benim nehrim cevap bekler.

· Canım deniz, şefkat göster.

Kuytu yerlerden geliri m.

Derecikler getiririm.

Deniz haydi,

Al git beni." (MeriçeUi, 1998: 73)

Necip Fazı! ve Emily Diekinson bu olağanüstü denizde sessizce yol alırken "Ben ve Ötesi"

şairleridir artık

DliSldTISI

Ol!iıfUUIImorn

mumuu

Ut.USlARASI NEClP FAZILIOSAKÜR.EK SE:r.\POZVUMU 20·22 MAYIS 20tl~ ';(OfrfAJll)RI(iYE

1 539

(12)

lll H Illiilli

SUIIJPOSiOIIJ OIOP flnt iil~llrvl

Sonuç

Şüphesiz ki, "edebiyat" uluslararası bir eğitim aracıdır. Bu düşünceden yola çıkan Galley

karşılaştırmalı edebiyatı bir tür dünya dinine benzetir; karş1laştırmalı edebiyatın kültürler, edebiyatlar, hatta uluslararası farklılıkları ortadan kaldırdığını ve ideal bir uyum yara.ttlğını belirtir. Dünya barışının gelecekteki binası için bir yapı_taşı olarak görülen karşılaştırmalı

edebiyat, bilim adına yeni keşiflere çılana olanağını sağlar(Aydın, 1999: 21).

Bu çalışmanın sınırlan içinde karşılaştırdan Türk ve Amerikan Edebiyatının en büyük

şairlerinden Necip Fazı! Kısakürek ve Emily Diekinson dünya insanına evrensel bir miras bı­

ralanışlardır. Yarattlkları şiir dünyasıı:ıda yaşamın_ sadeliğini ve sıradanlığını keşfe çıkan ve görünümterin ardında yatan özlerde ölümü, sonsuzluğu ve Tanrı'yı bulan şairlerimiz insa- nın değişmez yazgısını yalnızlığını ve bu yalnızlığın doğasını keşfe çı lan ış onu bir başlarına ve derinlemesine yaşayarak şiirlerine yansıtmışlardır.

Diekinson ve Kısakürek'in ruhlatma ve dehalarına ne kadar minnet duysak azdır. Çünkü onlar bireysel ve toplumsal olarak yaşamın kirletilmiş kutsallığına karşın edebiyat okya- nusunun derinliklerinde ve sessizliğinde manevi arınmanın, aydınlanmanın ve aşk ile yü- celmenin farkındalığını yaratarak bizleri bizden daha ötelere, ötelerdeki güzelliğe götür-

müşlerdir. Gönlümüzün gül bahçelerine çıktığımız bu yolculukta gül kokusu kalır tüm bu eseriere dokunanlarda. Şüphesiz ki sonsuzlukkervanırun yolcuları Necip Fazı! Kısakürek ve Emily Diekinson kuşaktan kuşağa aktarılan şiirleriyle nefes alıyor hala ....

540 lriTERl!ATJO~u.L::ro;a FAZtl.. ~REK SYI."POS:U:.t MAV 20-22.2013 • kOUYA/TURKEY

(13)

KAYNAI<ÇA

ALKAN, Toıan (2005). Emily Diekinson Seçme Şiirler. istanbul: Bordo Siyah Klasik Yayınlar.

AYDIN, Kamli (1999). Karşılaşormalı Edebiyat ve Günümüz Posonodem Bağlamda Algılanışı. Istanbul: Birey Ya-

yıncılık.

CEBECI, Oğuz (1993). Melekler Biliyor Ötesin i. istanbul: Korsan Yayınlan.

CEBECI, Oğuz (1998). "Çevirmenin Sözleri". (Editör. Arul Meriçelli). Emi Iy Dickinson'dan Seçilmiş Şiirler. istanbul:

Insancıl Yayınlan, 19-22.

ÇEB!. Hasan (1987). Necip Fazı! Kısakürek'in Şiiri. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınlan.

DONOGHUE, Dennls (1969). American W ri ters. Minnessota: University of Minnessota Press.

DO REN, Van Cari (1952). Kısa Amerikan Edebiyan Tarihi. istanbul: Varlık Yayınlan.

HAL MAN, Talat (2003). A'dan Z'ye Yunus Emre. İstanbul: Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık.

HOWE, Susan (1985). My Emily Dickinson. Berkeley: North Atlantic Books.

INCE, Özdemir (2008). Şiirde Devrim. istanbul: Türkiye iş Bankası Yayın lan.

KABAKLI, Ahmet (2008). Şairler Sultanı Necip Fazı!. istanbul: Türk Edebiyat Vakfı Yayınları.

KANTARCIOCLU. Sevim (2004). Türk ve Dünya Romanlarında Modernizm. Ankara: Akçağ Yayınları.

KISAKÜRE K, Necip Fazı! (2004). O ve Ben. istanbul: Eko Matbaası.

IGSAKÜREK, Necip Fazı! (1997). Bao Tefekkürü ve islam. istanbul: Büyük Doğu Yayınlan.

KISAKÜREK. Necip Fazı! (2012). Çile. Istanbul: Büyük Doğu Yayınlan.

KOÇ, Turan (2008). "Necip Fazı!' ın Şiiri': (Derleyen: MehmetÇetin ve Mehmet Nuri Şahin). Nec.lp Fazı i Kısakürek.

Istanbul: Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Anma ve Armağan Kitaplan Dizisi:6.

MERIÇELLI, Anıt (1997). Kırinızı Kırmızı Bir Güldür Aşlam.lstanbul: Insancıl Yayınları.

MERIÇELLI. Anı! (1998). Umutsuz Bir Aşlan Şairi Eınily Dickinson'dan Seçilmiş Şiirler.lstanbul: Insancıl Yayınlar.

NECDET. Ahmet (1998). "Kız Kardeşimiz Emily Dickinson". (Editör. Anı! Meriçelli). Emily Dickinson'dan Seçilmiş Şiirler. Istanbul: Insancıl Yayınlan, 29-31. ·

OCUZBAŞARAN, Bekir (2011). Nedp Fazıl Gerçeği. Konya: Nüve Kültür Merkezi Yayın lan.

O KAY. M. Orhan (1987). Necip Fazı! Kısakürek Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınlan.

ÖZPALABIYIKLAR, Selahattin (2006). Emily Diekinson Seçme Şiirler (lngilizce-Türkçe).lstanbul: Iş Bankası Kül- tür Yayınları.

PAGLIA, Camille (2001). Cinsel Kimlikler; Nefertiti'den Eınily Dickinson'a Sanat ve Oekadans. Ankara: Epos Ya-

yınları.

SPANKEREN, Van Katlıryn (1994). Outline of American Literature. New York: U.S. Deparonent ofState.

TÜRKMEN, Erkan (2011). Türk ve Ingiliz Şiirinde Mistik Öğeler. Konya: Literatürk Inceleme ve Araşorma Yayın­

ları.

UYGUR, Nermi (1985). Insan Açısından Edebiyat İstanbul: Evrim Matbaacılık Ltd. Şti.

WHICHER, Stephen/ Ahnebrink, Lars (1961). Twelve American Poets. New York: Oxford University Press.

llRSlH~Sl

IOüP fillllli!IIIQI

SVIi!PilloıJD

ULUS'-'\R..\$1 NEciP FAZJL KfS.o\KÜREK SEMPOZVUMU 20·22 MAYlS 2013 • KONYA/'TÜRKiYE

Referanslar

Benzer Belgeler

gelişimlerine yönelik geri bildirimlerde bulunmak için eğitimde ölçme ve değerlendirme hizmeti önemli ve zorunlu bir ihtiyaçtır (Algan, 2008; Çelikkaya, 2008:122). Ölçme ve

A) Serhat çalışkan değilse zekidir. B) Serhat zeki ve çalışkandır. C) Serhat çalışkan değilse zeki değildir. D) Serhat çalışkan ise zekidir. E) Serhat zeki

Etkileşim Etkisi: Bağımlı değişken üzerinde etkisi incelenen iki ya da daha fazla değişkenin kombinasyonu, bu değişkenlerin birbirinden bağımsız bir şekildeki etkilerinden

Pavlus, erken Hıristiyanlık, ruhsal hayat ya da mistisizm ve mistik tecrübe konularında önemli araştırmalar yapmış olan Percy Gardner’e göre mistisizm kavramının ve

çılamaya muhtaç olmadığı için&#34; bağdaşamaz, anlaşamaz, onu fıtrattan sevmez. &#34;Kendimden kaçmak ve içimdeki sabit fikirleri uyutmak için bende ilaç haline

salınelernek isteyen bir yönetmen, diğer yazarlardan farklı olduğunu idrak edip eserin yapısını doh&#34;'Wl- madan oyunu seyirci ile buluşturmalıdır. Piyesteki

dınınlar; &#34;visual&#34; yaklaşımla, yer yer kork-u yüklü şairane hayal ve tasavvurlar halinde kimsesizler için -sıcak bir arın e k&#34;Ucağı olurken;

Esas metinde kullanılan alıntı metin veya alıntı metnin daha &#34; küçük bir unsuru, yazarın tercihine göre esas metnin farklı yerlerinde kullanılabilir!. Necip