• Sonuç bulunamadı

Ofis mobilya sektörünün Türkiye ekonomisindeki yeri ve önemi : 2014-2017 Türkiye analizi

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2023

Share "Ofis mobilya sektörünün Türkiye ekonomisindeki yeri ve önemi : 2014-2017 Türkiye analizi"

Copied!
100
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

T.C.

İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

SANAYİ POLİTİKALARI VE TEKNOLOJİ YÖNETİMİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

OFİS MOBİLYA SEKTÖRÜNÜN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ:

2014-2017 TÜRKİYE ANALİZİ

Yüksek Lisans Tezi

Ömer Damlayıcı 200002285

İstanbul, Şubat 2020

(2)

T.C.

İSTANBUL TİCARET ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

SANAYİ POLİTİKALARI VE TEKNOLOJİ YÖNETİMİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

OFİS MOBİLYA SEKTÖRÜNÜN TÜRKİYE EKONOMİSİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ:

2014-2017 TÜRKİYE ANALİZİ

Yüksek Lisans Tezi

Ömer Damlayıcı 200002285

Danışman: Dr. Sabri Öz

İstanbul, Şubat 2020

(3)
(4)

ETİK KURALLARA UYGUNLUK

Yüksek lisans tezimde, “yeniden ifadelendirme” ile belli bir bölümden/sayfadan “özet çıkarma” şeklinde gerçekleştirdiğim yararlanmalar için orijinal kaynağın künye bilgilerini ve yararlandığım sayfa numaralarını gösterdiğimi, 40 kelimeye kadar aynen yaptığım metin alın- tılarında, “tırnak işareti” kullandığımı, daha uzun aynen alıntıları “girintili biçim” ile yazarak farklılaştırdığımı, aynen alıntıların “künye bilgilerini” ve “sayfa numaralarını” açık bir şekilde belli ettiğimi, aynen alıntılarda makul yararlanma ölçüsünü aşmadığımı, başkalarına ait görüş ve fikirleri kendi görüşümmüş gibi göstermediğimi, kaynakçada yer alan başvuru eserleri ile metin içindeki dipnot veya parantez not bilgilerinin örtüştüğünü, yararlandığım; ölçek, şekil ve tablolardan izin alınması gerekenler için izin aldığımı, başkalarına ait şekil ve tablolardan izin alma imkânı bulamadıklarımda onların üzerinde önemli ölçüde değişiklik yaptığımı ve bibliyografik künye bilgilerini verdiğimi, kullandığım anket formları ve araştırmanın uygula- ma biçimi için üniversite Etik Kurulu’nun onayını aldığımı beyan ederim.

(5)

İTHAF

Desteğini hiçbir zaman esirgemeyen

Sevgili Eşime, Anneme ve Babama...

Ve Biricik Oğlum Abdullah Yahyama….

(6)

i

ÖZ

Anadolu’da mobilya sektörü, antik çağda kurulan Mezopotamya ve Hitit uygar- lıklarına kadar uzanmaktadır. Türkiye'de mobilya üretiminin sanayileşmesi 1970’lerde başlamıştır. Mobilya sektörünün Türkiye'deki payı imalat sanayinde de artış eğilimin- dedir. Mobilya sektörünün en yüksek talep edilen ürün gruplarından olan ofis mobilya- ları ofislerde kullanılmaktadır. Ofis kavramının ortaya çıkışı çok eski zamanlara da- yanmaktadır. Bazen krallar sarayındaki büyük bir odadan, bazen katedrallerden bir bö- lüm ve bazen de tüccarların evindeki bir bölümden meydana gelmiştir. Türkiye'de ofis mobilyaları sektörü 1940’lardan sonra gelişmeye başlamış ve 1960’larda bu gelişme Türk bankacılık sektörünün gelişmesiyle birlikte hızlanmıştır. 1980’li yıllarda en çok ithalat ile karşılanan ofis mobilyası ihtiyacı, 1990’lı yıllarda ofis mobilyası üreticilerin önünü açmıştır.

Türkiye 2017 yılında dünya mobilya ihracatının yüzde 1,2’sini yaparak dünyada 12’nci sırada mobilya ihracatı yapan ülkesidir. Mobilya tüketiminde ise dünyada 14’üncü sırada yer almaktadır. Buna göre, Türkiye’deki ofis mobilya sektörü, 2001’den bu yana kademeli olarak artan ihracat değeri ile dış ticaret açığı olmayan sınırlı sanayi sektörlerinden biri haline gelmiştir. Araştırma konumuz 2014-2017 yılları arasında sı- nırlandırılması, çalışmaya dâhil edilmemesi gereken bilgilerin dışarıda bırakılarak ko- nuyla ilgili bilgilerin toplanmasına yardımcı olmaktadır. Böylece belli bir çerçeve içinde konudan sapılmaksızın araştırma gerçekleştirilmiş olacaktır.

Bu tez çalışmasında, Türkiye’de ofis mobilya sektörünün analizi dış ticaret en- deksleri olan dış ticaret hacmi, dış ticaret dengesi ve dış ticaret rasyosu yardımıyla orta- ya konulmuştur. Stratejik analiz yöntemlerinden olan SWOT ve PESTEL analizleri yar- dımıyla Türkiye ofis mobilya sektörü tüm yönleriyle ele alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: Mobilya sektörü, Ofis mobilya sektörü, SWOT analizi, PESTEL analizi, Dış ticaret endeksleri incelemesi.

(7)

ii

ABSTRACT

The furniture sector in Anatolia dates back to the Mesopotamia and Hittite civi- lizations established in ancient times. The industrialization of furniture production in Turkey began in the 1970s. The furniture industry is the increasing trend in the share of manufacturing industry in Turkey. Office furniture, one of the most demanded product groups in the furniture industry, is used in offices. The emergence of the office concept dates back to ancient times. Sometimes office consists of a large room in the palace of kings, sometimes a section of cathedrals and sometimes a section of the merchants’ ho- use.

Office furniture sector in Turkey started to develop after the 1940s and has acce- lerated this development together with development of the Turkish banking sector in the 1960s. The need for office furniture, which was met most by imports in the 1980s, pa- ved the way for office furniture manufacturers in the 1990s.

Turkey which is 12th in the world by 1,2 percent of furniture exporting countries in 2017. In furniture consumption, it ranks 14th in the world. Accordingly, the office furniture sector in Turkey, since 2001, gradually increasing the export value of non- trade deficit has become one of the limited industrial sector. Our research topic helps to collect relevant information by excluding the information that should not be included in the study and limiting it between 2014-2017. Thus, the research will be carried out wit- hout deviating from the subject within a certain framework.

In this study, analysis of foreign trade volume of foreign trade indices of the office furniture sector in Turkey has been demonstrated with the help of foreign trade balance and foreign trade ratio. All aspects of the office furniture industry in Turkey is demonstrated by using PESTEL and SWOT strategic analysis methods.

Keywords: Furniture sector, Office furniture sector, SWOT analysis, PESTEL analysis, Foreign trade indices analysis.

(8)

iii

İÇİNDEKİLER

Sayfa No.

ÖZ ... İ ABSTRACT ... İİ İÇİNDEKİLER ... İİİ TABLOLAR LİSTESİ ... V ŞEKİLLER LİSTESİ ... Vİİ KISALTMALAR LİSTESİ ... Vİİİ

GİRİŞ ... 1

I. ULUSLARARASI PAZAR KAVRAMI VE REKABET GÜCÜ ... 5

1.1. Uluslararası Pazar Kavramı ... 5

1.1.1. Uluslararasılaşma Kavramı ... 6

1.1.2. Uluslararası Pazarlara Açılma Nedenleri ... 7

1.1.3. Uluslararası Pazarlara Giriş Şekilleri ... 7

1.2. Rekabet Kavramı ... 8

1.2.1. Rekabet Gücü Kavramı ... 9

1.2.2. Rekabet Gücünün Faktörleri ... 11

1.2.3. Uluslararası Rekabet Gücünün Kavramsal Yapısı ... 12

1.2.4. Uluslararası Rekabet Edebilirliğin Belirleyicileri ... 13

1.2.4.1. Faktör Verimliliği ... 14

1.2.4.2. Teknoloji Seviyesi ... 16

1.2.4.3. Birim Emek Maliyeti ... 18

1.2.4.4. Uluslararası Rekabet Edebilirliğinin Diğer Belirleyicileri ... 19

II. MOBİLYA SEKTÖRÜNE GENEL BİR BAKIŞ ... 20

2.1. Mobilya Tanımı ve Sınıflandırması ... 20

2.2. Uluslararası Mobilya Sektörü ve Üretimi ... 33

2.3.Uluslararası Mobilya Ticareti ... 35

2.3.1. İhracat ... 36

2.3.2. İthalat ... 39

2.4. Türkiye Mobilya Sektörü ve Üretimi ... 41

2.5. Türkiye Mobilya Ticareti ... 43

(9)

iv

2.5.1. İhracat ... 46

2.5.2. İthalat ... 51

2.5. MOBİLYADA SON DÖNEM GELİŞMELERİ ... 54

2.5.1. Markalaşma ... 54

2.5.2. İhracatın Arttırılması ... 55

2.5.3. Uzman Çalıştırma ve Deneyim Eksikliği ... 56

III. OFİS MOBİLYA SEKTÖRÜNÜN TÜRKİYE EKONOMİSİ İLİŞKİSİ... 59

3.1. Uluslararası Rekabette Ofis Mobilya Sektörünün Türkiye Ekonomisindeki Yeri ve Önemi ... 59

3.1.1. Üretimi ... 60

3.1.2. Ofis Mobilya Sektörü’nün Dış Ticaret Endeksleri İncelemesi ... 61

3.1.2.1. Dış Ticaret Hacmi (DTH) ... 61

3.1.2.2. Dış Ticaret Dengesi (DTD) ... 62

3.1.2.3. Dış Ticaret Rasyosu (DTR) ... 62

3.2. Küresel Ofis Mobilyaları Pazarı ve Gelecek Dönem Tahminleri ... 63

3.3. Ofis Mobilya Sektörünün Türk Mobilya ve Dünya Ofis Mobilya Sektöründeki Yeri ... 64

3.4. Sektörle İlgili Stratejileri Belirlemek İçin Kullanılan Yöntemler ... 66

3.4.1. SWOT Analizi ... 67

3.4.2. PESTEL Analizi ... 70

3.5. Türkiye’deki Ofis Mobilya Sektörünün SWOT Analizi ... 71

3.6. Ofis Mobilya Sektörünün PESTEL Analizi ... 73

SONUÇ VE ÖNERİLER ... 78

KAYNAKÇA ... 80

(10)

v

TABLOLAR LİSTESİ

Sayfa No.

Tablo 2.1: Mobilya Sınıflandırması...22 Tablo 2.2: Mobilyaların sınıflandırılması...28

Tablo 2.3: Evrensel kategori-

ler...29

Tablo 2.4: Ülkeler İtibariyle Dünya Mobilya İhraca-

tı...37

Tablo 2.5: Ülkeler İtibariyle Dünya Mobilya İthalatı...38

Tablo 2.6: Yıllara Göre Türkiye'nin Mobilya İhraca-

tı...46

Tablo 2.7: Türkiye’nin Ürünler Bazında Mobilya İhraca- tı...47

Tablo 2.8: Ülkelere Göre Türkiye’nin Mobilya İhraca-

tı...48

Tablo 2.9: Türkiye’nin Ürünler Bazında Mobilya İthala- tı...49

Tablo 2.10: Ülkelere Göre Mobilya İthala-

tı...52

Tablo 3.1 2014-2017 Yılları Arasındaki Ofis Mobilya İhracat ve İthalat Rakamla- rı...59

Tablo 3.2 2014-2017 Yılları Arasındaki Türkiye ve Dünya Ofis Mobilya İhracat Ra- kamları...62 Tablo 3.3 2014-2017 Yılları Arasındaki Türkiye ve Dünya Ofis Mobilya İthalat Rakam- ları...62 Tablo 3.4 2014-2017 Yılları Arasındaki Türkiye Mobilya ve Ofis Mobilya İhracat Ra- kamları...63

(11)

vi

Tablo 3.5 2014-2017 Yılları Arasındaki Türkiye Mobilya ve Ofis Mobilya İthalat Ra- kamları...64

(12)

vii

ŞEKİLLER LİSTESİ

Sayfa No.

Şekil 2.1. 1 numaralı Sınıflandırma Örne-

ği...30

Şekil 2.2. 2 numaralı Sınıflandırma Örne-

ği...31

Şekil 2.3. 3 numaralı Sınıflandırma Örne-

ği...31

Şekil 2.4. Dünya mobilya üretmi ve ülkelere göre dağılı- mı...33

Şekil 2.5: Dünya mobilya üretim-tüketim denge-

si...33

Şekil 2.6: 2014-2017 Yılları Arasında Türkiye Mobilya Ticare- ti...43

(13)

viii

KISALTMALAR LİSTESİ

AB: Avrupa Birliği

ABD: Amerika Birleşik Devletleri BM: Birleşmiş Milletler

TC: Türkiye Cumhuriyeti TL: Türk Lirası

MA: Mutlak avantaj

KÜ: karşılaştırmalı üstünlük

GTİP: Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu Ar-Ge: Araştırma ve Geliştirme

OECD: Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü BİM: birim işçilik maliyetleri

KP: Kaldor Paradox

OAİB: Orta Anadolu ihracatçı Birlikleri

NAFTA: Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması DPT: Devlet Planlama Teşkilatı

TOBB: Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği İGEME: İhracatı Geliştirme Merkezi

MLSS: Ministry of Labor and Social Security KOBİ: Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler TÜSİAD: Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği TÜİK: Türkiye İstatistik Kurumu

İŞKUR: Türkiye İş Kurumu

MYK: Mesleki Yeterlilik Kurumu DTH: Dış Ticaret Hacmi

DTD: Dış Ticaret Dengesi DTR: Dış Ticaret Rasyosu

BYBO: Bileşik Yıllık Büyüme Oranı GSYİH: Gayri Safi Yurt İçi Hasıla

(14)

ix

OMSİAD: Ofis Mobilyaları Sanayi ve İşadamları Derneği SWOT: Fırsat Üstünlükler Tehditler Zayıflıklar

PESTEL: Political (Politik), Economic (Ekonomik), Social (Sosyal), Technological (Teknolojik), Enviromental (Çevresel) ve Legal (Yasal)

KDV: Katma Değer Vergisi

(15)

1

GİRİŞ

Anadolu’da mobilya sektörü, antik çağda kurulan Mezopotamya ve Hitit uygar- lıklarına kadar uzanmaktadır. Türkiye'de mobilya üretiminin sanayileşmesi 1970’lerde başlamıştır (Serin ve diğer., 2014). Mobilya sektörünün Türkiye'deki payı imalat sana- yinde de artış eğilimindedir. Sektörde en yüksek talep oturma grubu mobilyaları, yemek odası ve ofis mobilyaları gelmektedir.

Mobilya sektörünün en yüksek talep edilen ürün gruplarından olan ofis mobilya- ları ofislerde kullanılmaktadır. Ofis; çalışma odası, büro ve editoryal çalışmaların yapıl- dığı çalışma yeri, bölüm ve şube olarak tanımlanmaktadır (TDK, 1998). Başka bir ta- nımda, ofis sayısız belgelerin, hesaplamaların ve görsel malzemelerin toplandığı, iletil- diği ve dağıtıldığı yerdir, iş temelli bilginin özelleştirilmiş alanıdır (Mitchell, 2005).

Ofis kavramının ortaya çıkışı çok eski zamanlara dayanmaktadır. Bazen krallar sarayın- daki büyük bir odadan, bazen katedrallerden bir bölüm ve bazen de tüccarların evindeki bir bölümden meydana gelmiştir. Bununla birlikte, zaman içinde ortaya çıkan ihtiyaçlar, sanayi, ticaret ve teknolojinin gelişmesiyle birlikte ofislerin ihtiyaçları artmaya başla- mıştır (Doğan, 2013). 16. yüzyıldan 18. yüzyılın sonlarına kadar, tüccarların evlerinde veya kahvehanelerde ticaret yapılmıştır. Ortaçağ kiliseleri de (insanların toplanma yeri) bu sistemde yer almıştır. Kiliseler ve katedrallerin planları çağdaş ofislerin en güzel örnekleri olsa da, dini işlevleri öne çıkmış ve planlama sürecinde göz ardı edilmiştir (Dalga, 2007).

İşyerlerinde, ofis tasarımı dikkat edilmesi gereken önemli bir konudur. Ofis tasa- rımının genel olarak morali yükseltebileceği ya da bastırabileceği ve daha özel bir şe- kilde kurumun ne kadar iyi çalıştığı üzerinde büyük bir etkiye sahip olabileceği iddia edilebilir. Bu sadece bir dekor veya tesis düzenlemesi problemi değil, aynı zamanda organizasyonel ekoloji olarak neyin tarif edildiği ve organizasyonun sosyal organizması ile insanların soluduğu ve mutasyona uğradığı çevrenin fiziksel yapısı arasındaki simbi- yotik ilişki hakkında çok daha fazla bir şeydir (Turner ve Myerson, 1998). Ofisler, çalı- şanların zamanlarının büyük bir kısmını harcadıkları ana çalışma mekânları haline gel- miştir. Bu alanlar sürekli bir hareketin ve bilgi akışının olduğu çalışma alanlarıdır (Ök- tem, 2014).

(16)

2 Türkiye'de ofis mobilyaları sektörü 1940’lardan sonra gelişmeye başlamış ve 1960’larda bu gelişme Türk bankacılık sektörünün gelişmesiyle birlikte hızlanmıştır.

1980’li yıllarda en çok ithalat ile karşılanan ofis mobilyası ihtiyacı, 1990’lı yıllarda ofis mobilyası üreticilerin önünü açmıştır (Yiğit ve Çevik, 2011). Küresel ofis mobilyası pazarının 2024 sonunda 87,6 Milyar Dolara ulaşması beklenmektedir, yani 2017-2024 tahmin döneminde yüzde 6,7 Bileşik Yıllık Büyüme Oranı (BYBO)’da artış göstermesi beklenmektedir. Ayrıca, ofis mobilyası pazarı 2016 yılında hacim olarak 256.6 milyon (TOBB, 2017) adet olarak gerçekleşmiştir ve tahmin süresi içinde yüzde 5.4’lük bir BYBO'da büyümesi beklenmektedir. Türkiye’de üretilen ofis mobilyalarının yüzde 34’ünü ihraç ederek, 15 yıldan fazladır sürekli ve düzenli dış ticaret fazlası vermektedir.

Türkiye 2017 yılında dünya mobilya ihracatının yüzde 1,4 ünü yaparak dünyada 12’nci sırada mobilya ihracatı yapan ülkesidir. Mobilya tüketiminde ise dünyada 14’üncü sıra- da yer almaktadır. Buna göre, Türkiye’deki ofis mobilya sektörü, 2001’den bu yana kademeli olarak artan ihracat değeri ile dış ticaret açığı olmayan sınırlı sanayi sektörle- rinden biri haline gelmiştir. Yurtdışında inşaat işi yapan Türk müteahhitlik işletmeleri, çoğu Türk ofis mobilyasıyla dekore edilmiş birçok turizm projesi, hastane ve sağlık merkezi projesini hayata geçirmektedir (Ticaret Bakanlığı, 2018). Tüm bu bilgiler ışı- ğında ofis mobilya sektörünün gelecekte ekonomimiz açısından önemli bir lokomotif olacağı söylenebilir.

Literatürden elde edilen bilgiler ışığında, ofis mobilyalarının ortaya çıkmasından bu yana çalışanların daha verimli olacağına karar vermek için bilimsel araştırmacılar yapıldığı görülmüştür. Fakat Türkiye’de ofis mobilya sektörünün analizini ortaya ko- yan, stratejik analiz yöntemleriyle sektörü tüm yönleriyle ele alan akademik bir çalışma yapılmamıştır.

Araştırmada toplanacak bilgilerden elde edilecek sonuçlar ofis mobilya sektö- ründe yer alan işletmeler için sektörün genel çerçevesini anlamalarını, sorunları etraflıca görmelerini, mevcut sorunlara yönelik önerileri gözlemlemelerini sağlayacaktır. Bahsi geçen tüm sorunlara verilecek cevaplar ise söz konusu araştırma konusunun önemini göstermektedir.

Araştırma konumuz 2014-2017 yılları arasında sınırlandırılması, çalışmaya dâhil edilmemesi gereken bilgilerin dışarıda bırakılarak konuyla ilgili bilgilerin toplanmasına yardımcı olmaktadır. Böylece belli bir çerçeve içinde konudan sapılmaksızın araştırma gerçekleştirilmiş olacaktır.

(17)

3 Tezin amacı, küresel ofis mobilya talebinin yüzde 1.4’ünü karşılayan Türki- ye’nin ofis mobilya pazarındaki olanaklarını araştırmaktır ve ihracat yapılan ülkeler için ofis mobilya talebini belirlemektir. Bir başka amaç, ihracat yapılan ve yapılması planla- nan ülkelerin ofis mobilya ürünler için potansiyel pazarlar olup olmadığını tespit etmek- tir. Ek olarak, rekabetin doğası hakkında ayrıntılı bilgi elde edilmek istenmektedir.

Çalışmamızda Dünya ve Türkiye’nin mobilya ve ofis mobilya ticaretine ilişkin ithalat ve ihracat rakamlarının elde edilmesinde GTİP numaraları kullanılmıştır. 94 GTİP numarası mobilyaya verilmiştir. 9401 GTİP numarası Koltuklar (94.02 pozisyo- nundaki olanlar hariç), yataklara dönüştürülüp dönüştürülmeyeceği ve bunların parçala- rını, 9402 GTİP numarası Tıbbi, cerrahi, diş veya veteriner mobilyaları (örneğin ameli- yat masaları, muayene masaları, mekanik bağlantılara sahip hastane yatakları, dişçi kol- tukları); berber sandalyeleri ve benzeri sandalyeler, hem dönme hem de kaldırma hare- ketlerine sahip; yukarıdaki maddelerin bölümlerini, 9403 GTİP numarası Diğer mobil- yalar ve bunların parçalarını, 9404 GTİP numarası Yatak destekleri; yaylı veya örtülü olsun veya olmasın herhangi bir malzeme veya hücresel kauçuk veya plastik ile doldu- rulmuş veya içten takılmış ya da doldurulmuş yatak takımları ve benzeri eşyalar (örne- ğin, minder, yorgan, kuş tüyü yorgan, minder, kabarık ve yastık), 9405 GTİP numarası Başka yerde belirtilmeyen veya yer almayan projektörler ve spot ışıkları ve bunların parçaları dâhil lambalar ve aydınlatma armatürleri; sabit bir ışık kaynağına sahip olan ışıklı tabelalar, ışıklı isim levhaları ve benzerleri ve bunların başka bir yerde belirtilme- yen veya yer almayan kısımlarını, 9406 GTİP numarası Prefabrik yapılarını ifade et- mektedir. Çalışmamızda Ticaret Bakanlığı 2018 raporu, TOBB 2017 raporu, İŞGEM Bingöl 2017 raporu gibi örneklerde 9401, 9402, 9403 ve 9404 GTİP numaraları esas alınmıştır. 9405 ve 9406 GTİP numaraları çalışmada dâhil edilmemiştir.

Araştırma soruları şu şekilde özetlenebilir:

1. Uluslararası rekabette ofis mobilya sektörünün Türkiye ekonomisindeki yeri ne- dir?

2. Uluslararası rekabette ofis mobilya sektörünün Türkiye ekonomisindeki önemi nedir?

3. Türkiye’deki ofis mobilya sektörünün rekabetinin doğası nedir?

4. Türkiye’deki ofis mobilya sektörünü doğrudan etkileyen dış makro-çevresel kuvvetler nelerdir?

(18)

4 5. İhracat yapılan ülkeler yakın gelecekte daha fazla ihracatın yapılacağı potansiyel

pazarlar olarak görülebilir mi?

Bu tez çalışmasında, Türkiye’de ofis mobilya sektörünün analizi dış ticaret en- deksleri olan dış ticaret hacmi, dış ticaret dengesi ve dış ticaret rasyosu yardımıyla orta- ya konulmuştur. Stratejik analiz yöntemlerinden olan SWOT ve PESTEL analizleri yar- dımıyla Türkiye ofis mobilya sektörü tüm yönleriyle ele alınmıştır.

Tez çalışması giriş ve sonuç bölümleri hariç olmak üzere üç bölümden oluşmak- tadır. Birinci bölümünde uluslararası pazar kavramı ve rekabet gücü detaylı şekilde an- latılmıştır. İkinci bölümde mobilya sektörüne genel bir bakış ele alınmıştır. Üçüncü bö- lümde ise ofis mobilya sektörüne genel bir bakış ve sektörle ilgili stratejileri belirlemek için kullanılan yöntemler incelenmiştir.

(19)

5

I. ULUSLARARASI PAZAR KAVRAMI VE REKABET GÜCÜ

Bu bölümde uluslararası pazar kavramı başlığı altında uluslararasılaşma kavra- mı, uluslararası pazarlara açılma nedenleri ve uluslararası pazarlara giriş şekilleri ele alınmıştır. Rekabet kavramı başlığı altında rekabet gücü kavramı, rekabet gücünün fak- törleri, uluslararası rekabet gücünün kavramsal yapısı ve uluslararası rekabet edebilirli- ğin belirleyicileri ele alınmıştır. Uluslararası rekabet edebilirliğin belirleyicileri başlığı altında ise faktör verimliliği, teknoloji seviyesi, birim emek maliyeti ve uluslararası re- kabet edebilirliğinin diğer belirleyicileri detaylı şekilde incelenmiştir.

1.1. Uluslararası Pazar Kavramı

Globalleşen dünyada işletmeler teknolojik ve ekonomik imkânlarında artmasıyla beraber ülke sınırları dışında birçok faaliyet içerisinde bulunmaktadır. Bu anlamda ulus- lararası pazar, işletmelerin ülke sınırları dışındaki tüm pazarlama eylemlerinden oluş- maktadır (Tek & Tek, 1999). Uluslararası pazar kavramı, ülke sınırları dışında bulunan bütün pazarlama faaliyetlerini kapsayan bir kavramdır. Her pazarın kendisine göre ürün ve hizmeti farklıdır. Dolayısıyla, pazarları kendi özellikleri doğrultusunda ayrı ayrı ele almak daha doğru olacaktır. Çünkü bir pazar için uygun olan bir ürün veya hizmet başka bir pazar için uygun yapıya sahip olmayabilir (Mucuk, 2001, s. 90).

Uluslararası pazarın önemi her geçen gün daha da artmaktadır. İç piyasadaki işletmeler için uluslararası pazar büyük önem arz etmektedir. Bunun yanında işletmeler için uluslararası pazara girmek ve varlığını sürdürmek o kadar da kolay bir durum de- ğildir. Rekabetçi piyasa ve risklerin yanı sıra, uluslararası pazarlar yerel pazarlardan daha karlı durumda olabilmektedir. (Kaya, 2007, s. 3). Pazarlamanın temelinde bazı önemli faktörler vardır. Bunlar; hedef pazar seçimi, pazar değerlendirip bölümlendirme, mamul-yarı mamul planlama ve geliştirilmesi, fiyatlandırma ve ürün konumlandırma şeklinde sıralanabilir. Uluslararası pazarlama kavramı ise en basit haliyle pazarlamanın temelinde bulunan faktörlerin bir kaçının ülke sınırları dışında yapılmasıdır. Farklı bir şekilde ifade edilmek istenirse bu faaliyetlerin dünya çapında birçok ülkede yerine geti-

(20)

6 rilmesidir (Akat, 2004, s. 1). Uluslararası pazar kavramından yola çıkarak, uluslararası pazarlamada bir işletmenin ürün veya hizmetini kar amacı güderek uluslararası pazarda somut faaliyetler içine girmesidir. Biraz daha açmak gerekirse, uluslararası pazarlama kişisel veya kurumsal hedeflere ulaşmak için yapılan her türlü fiyatlandırma, ürün ko- numlandırma, fikir veya düşünce geliştirilmesi gibi pazarlama faaliyetlerinin yurt dışın- da planlanması ve uygulanma sürecidir (Mucuk, 1994, s. 282). Tüm bu tanımlamalardan sonra açıklanması gereken önemli kavramlardan birisi de uluslararasılaşmadır. Sonraki bölümde uluslararasılaşma kavramı detaylı şekilde açıklanacaktır.

1.1.1. Uluslararasılaşma Kavramı

Uluslararasılaşma, bir işletmenin yerel pazarda müşterileri, tedarikçileri ve tüke- ticileri ile beraber gerçekleştirdiği eylemlerin tümünü uluslararası boyuta taşıyabilmesi şeklinde tanımlanabilir (Altuntaş, 2019). Uluslararasılaşma kavramı işletmelerin ülke sınırları dışında faaliyetlerini gerçekleştirmesiyle ilgili bir kavramdır. Işletmeler ulusla- rarası pazarda bulunmaya başladığı zaman uluslararası bir sorumluluk edinmiş olmakta- dır. Bu durum uluslararası ticaret boyutuyla ister ihracat kanalıyla ister yatırım veya lisans anlaşmalarıyla gerçekleşmiş olması önemli değildir. Farklı çalışmalara baktığı- mızda ihracat yani ulusal sınırlar dışına mal veya hizmet pazarlamak uluslararasılaşma olarak kabul edilmektedir (Avcı, 2007, s. 36).

Uluslararasılaşma kavramının tam bir karşılığını bulmak oldukça zordur. Bunun- la beraber kabul görmüş tek bir tanımı da bulunmamaktadır. Bunların ötesinde şirketle- rin uluslararası faaliyetleri uluslararasılaşma terimi olarak kullandığını görmek müm- kündür (Haghighi & Albayrak, 2016, s. 2174).

Her işletmenin küreselleşen dünyaya ayak uydurması ve ulusal sınırların ötesine mal veya hizmetlerini taşıyor olması gerekmektedir. Çünkü işletmelerin içerisinde bu- lunmuş olduğu yoğun rekabet ortamı bu durumu artık bir zorunluluk haline getirmiştir.

Dünyaya ayak uydurup, rekabet ortamında kazananlardan olması için işletmelerin, sağ- lam bir araştırma ve kapsamlı bir fizibilite çalışması yaparak yurt dışına açılma çabası içerisinde olması gerekmektedir. Aksi halde gün geçtikçe gelişen teknoloji ve artan re- kabete ayak uydurmak bu işletmeler için oldukça zor bir durum halini alması beklen- mektedir (Avcı, 2007, s. 37).

(21)

7 1.1.2. Uluslararası Pazarlara Açılma Nedenleri

Yaşadığımız dünyada yer alan işletmeler günümüzde uluslararası pazarlara açılma eğilimindedir. Her ne kadar iç piyasa daha az risk içerme, piyasayı daha iyi ta- nıma, daha az formaliteleri yerine getirme gibi avantajları barındırsa da işletmelere re- kabet üstünlüğü sağlayamamaktadır. İşletmeleri uluslararası pazara iten en büyük ne- denlerden birisi rekabet etme isteğidir. Bunların yanında ürün dengesizlikleri, pazar dengesizlikleri, ölçek ekonomisi, yönetim ve pazar deneyimi, teknoloji, inovatif ürünler, ürün yaşam eğrisi ve saygınlık kazanmak gibi nedenler de bulunmaktadır (Mesut, 2002, s. 3).

Işletmeler uluslararası pazarlarda faaliyet gösterirken bazı avantajlara sahip ola- cağı gibi, üretim faaliyetlerini iç pazarda yürüterek aynı zamanda bazı avantajlara sahip olabilirler (Sert, 2008, s. 10).

Işletmelerin uluslararası pazarlara açılmasının birçok önemli nedeni vardır.

Dünya pazarındaki potansiyeli görerek uluslararası pazarlara açılması işletmenin fayda- sına olacaktır. Uluslararası pazarlara açılmış bir işletmenin uzun vadeli karlılığını artır- mak için coğrafi çeşitlendirme mümkündür. Üretim kapasitesini geliştirme imkânına sahip olmaktadır. Uluslararası pazarların işletmelere yeni ürünlerin kaynağını oluştur- ması imkânı tanımaktadır. Belirli ülkelerdeki kaynaklardan yararlanma imkânına sahip olmaktadır. Çok uluslu faaliyetlerin avantajlarından yararlanma seviyesini ve etkinliğini artırabilmektedir. Pazarlara potansiyel rakiplerden önce girip onlara yer bırakmama imkânına sahip olmaktadır (Engil, 2010, s. 7).

Uluslararası pazara giriş bir ülke içinde ayrıca çok önemlidir. Öyle ki, az geliş- miş veya gelişmekte olan ülkelerde devlet işletmelere ödeme dengesindeki açıkları ka- patmak ve gerekli olan ihracatı yapmak için teşvik vermektedir. Bunun yanı sıra çeşitli kredilerden yararlandırarak desteklemektedir (Ateşoğlu, 1997, s. 5). Bahsi geçen ulusla- rarası pazara giriş şekillerinin ele alınması gerekmektedir. Sonraki bölümde bu konu detaylı şekilde ele alınacaktır.

1.1.3. Uluslararası Pazarlara Giriş Şekilleri

İşletmelerin uluslararası pazarlara açılma kararı aldıktan sonraki en büyük soru- ları bunun nasıl gerçekleşeceğidir. Birçok seçeneğin yanı sıra işletmeler uluslararası pazarda karşılaşacağı riskin derecesine göre stratejisini belirlemektedir. Temel olarak

(22)

8 uluslararası pazarlara açılmanın dört farklı şekli vardır. Bunlar sırasıyla, ihracat, lisans verme, ortak girişimde bulunma, doğrudan dış ülkelerde yatırımlara karar verme şeklin- de sıralanabilir. Ayrıca ihracat; dolaylı ihracat ve dolaysız ihracat olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. İşletmeler uluslararası pazarlarda karşılaşabileceği risklere göre bunlar- dan birini veya bir kaçını seçmekte ve pazarlama stratejilerini bu doğrultuda yapmakta- dır (Engil, 2010, s. 8).

İşletmenin kendisine veya başkasına ait mal veya hizmeti yurt dışına satması olarak nitelendirilen ihracat dış pazarlara girmenin en kolay yoludur (Sarı, 2007, s. 17).

Uluslararası pazarların ve bu pazarlara giriş şekillerinin anlaşılması üzerine bu pazarlarda karşılacakları bir diğer önemli kavram ise rekabettir. Bunun sebebi farklı pazarlarda rekabet etmeleri gereken farklı aktörler olacaktır. Tüm bunlardan dolayı re- kabet kavramının iyi şekilde anlaşılması gerekmektedir. Sonraki bölümde rekabet kav- ramı detaylı şekilde anlatılacaktır.

1.2. Rekabet Kavramı

Türk Dil Kurumu'na göre rekabet, “aynı amacı sürdürenler arasında rekabet ve yarış” olarak tanımlanmaktadır. Rekabet kavramı farklı şekillerde tanımlanmaktadır.

Aynı zamanda ekonomik, politik ve sosyal boyutları vardır. Ekonomik açıdan rekabet, ekonomik birimlerin (bireyler, haneler, şirketler, endüstriler, eyalet / ülke / bölgesel ekonomiler) hedeflerine ulaşmak için rakipleriyle mücadelesidir. Rekabetin neredeyse tüm ekonomik yaklaşımlarda bir mücadele içinde olduğu görülmektedir. Bu mücadele- nin ardında yatan nedenler, ekonomik birimlerin hedeflerine ulaşması için gerekli kay- nakların azlığı ve bu kaynakların yalnızca daha güçlü olanların sahibi olmasıdır. Piyasa ekonomisi açısından rekabet, şirketler arasında amaçlarına ulaşmak için güç ve kazanma mücadelesidir. Bu yarışın temel amacı, karlılığı en üst düzeye çıkarmak ve devam et- tirmektir. Şirket yöneticileri bu konuda farklı hedefler ekleyebilir; ancak, yeterli ve kalı- cı kar olmadan herhangi bir ekonomik birim, diğer hedefleri yeterince hedefleyememek- tedir (Sarıdoğan, 2010). Rekabet, ekonomik olaylar ve üretim için mal ve hizmet üreti- minde kullanılacak kaynak tedarik perspektifiyle değerlendirildiğinde, insanlar ve her türlü ticari faaliyetler arasında alışverişi; ekonomik faaliyetlerin etkin bir şekilde sürdü- rülebilmesi için gerekli bir stratejik faktörlerdur (Topçuoğlu, 2001). Ayrıca, rekabet, bireyler veya kurumlar tarafından sürdürülen ekonomik faaliyetlerin diğer bireyler veya

(23)

9 kurumlar tarafından sınırlandırılmadığı veya tamamen engellenmediği ve ekonomik faaliyetlerin etkin bir şekilde uygulandığı ideal ortamı ortaya koymaktadır (Aktan ve Vural, 2004). En geniş anlamıyla rekabet, temel özgürlüklerin, insan haklarının güvence altına alındığı ve belirli kurallar, sınırlamalarla yönetilen ayrıcalıkların ve ayrımların meydana gelmeyeceği bir ortamda yapılan iki veya daha fazla oyuncu arasında kıt bir kaynağı paylaşmak veya bir ödül almak için yapılan bir yarış olarak tanımlanabilir (Türkkan, 2015). Rekabet kavramı gün geçtikçe farklı anlamlar kazanmıştır. Günümüz- de rekabet kavramı belirli bir hedefe ulaşmak pahasına başkalarını geçmeye çalışmak ya da benzer konumda olan kişilere karşı üstünlük sağlama yarışıdır (Topçuoğlu, 2001, s.

9). Rekabet kavramının farklı şekilde tanımları da mevcuttur. Bir ekonomist için rekabet kavramı aynı koşullar ve ortamda satıcılar ve alıcıların fiyat ve üretimi belirleyebilmele- ridir (Badur, 2001, s. 4).

Bu tanımlardan da anlaşılacağı üzere işletmeler süreklilik arz etmek için rekabet etmek durumundadır. Değişen rekabet ortamlarına ayak uydurmak için işletmeler bazı rekabet stratejilerini geliştirmek zorunda kalmaktadır. Küreselleşmenin de etkisiyle, işletmelerin rekabet stratejileri günümüze kadar farklı şekiller almıştır. Son elli yıllık zaman içinde, neredeyse her on yılda bir önemli değişim yaşandığı görülmektedir.

1960’lara kadar en önemli konu verimliliği artırmak ve daha fazla üretken hale gelmek- tir. Uluslararası ticaretin ilk adımları 1970’lerde arzın talebi aşması ile hayata geçiril- miştir. Bu dönemde maliyet ve fiyat kavramları ön plana çıkmıştır. Bununla beraber fiyat üzerinde ciddi bir rekabet başlamıştır. 1980’lerde ise kalite kavramı ön plana çık- mış ve fiyatın yanı sıra kalite de rekabet konusu olmuştur. 1990’lara gelindiğinde ürün çeşitliliğini artırmaya yönelik hız ve esneklik çabaları önemli kavramlar haline gelmiş- tir. 2000’lerde ise yenilikçi (inovatif) felsefenin ürünü olan eşsiz ve tüketiciye özel ürünler üzerinde rekabet başlamıştır (Gürpınar, 2007, s. 11). Rekabet kendisi gibi reka- betin gücü de önemli bir etkendir. Rekabet etmenin yanında rekabetin gücü de rakiple- rin önüne geçmek için önemli kavramlardan birisidir. Sonraki bölümde rekabet gücü kavramı ele alınacaktır.

1.2.1. Rekabet Gücü Kavramı

İlk çağlardan beri insanlar toplumda daha iyi olduklarını kanıtlamak için bilgi ve becerilerini azami kapasiteleri dâhilinde kullanmaya çalışmıştır. Bunun başlangıç

(24)

10 noktası “rekabet” kavramı ile ilgilidir. Rekabetin özü, daha iyisini başarma arzusu şe- kilnde tanımlanabilir. Rekabet gibi bir diğer önemli kavram ise rekabet gücü kavramı- dır. Rekabet gücü, rekabet sürecindeki rakiplerden birinin hedefe ulaşması ve bu süreçte rakiplerinden daha üstün olması anlamına gelmektedir. Bu kapsamdaki rekabet gücünün genel tanımı, girdilerin başlangıç koşullarına göre, tanımlananlara ulaşma süreci açısın- dan, rakipleriyle karşılaştırıldığında ekonomik bir birimin (birey, şirket, sanayi, ülke, bölge) üstünlüğü olarak ifade edilebilir (Sarıdoğan, 2010). Ekonomistlerin şu ana kadar anlaştıkları tek bir rekabet gücü tanımı bulunmamaktadır. Bunun nedenleri şöyle sırala- nabilir (Düzgün, 2007). Ele alınan alana göre rekabet gücü değişmektedir. Rekabet gücü şirket, sektör ve ülke bazında ele alınabilir. Buna göre, rekabet gücü her seviyede farklı tanımlanabilir. Rekabet gücünü belirlemek için kullanılan kriterler farklı olabilir. Örne- ğin, bir ülkenin rekabet gücü yalnızca dış ticaret açısından tanımlanabilir veya bir ülke- nin rekabet gücünü belirlemek için çeşitli göstergeler kullanılabilir. Rekabet gücü, bakış açısına göre farklı gösterebilmektedir. Rekabet gücüne mikro veya makro bakış açısı olabilir.

Rekabet gücü, rekabet kavramından farklı bir kavramdır. Rekabet gücü, bir iş- letmenin rakipleri karşısında elindeki kaynaklarını ve imkânlarını kullanarak elde ettiği üstünlük durumudur. Başka bir ifade ile rekabet gücü herhangi bir rekabet ortamında güçlü bir avantaj sağlayacak kaynak birimlerinin özelliğidir. Buna ek olarak bu tanımın işletmeden işletmeye değiştiğini de söylemek mümkündür. Bazı işletmelerin rekabet gücü üretkenlik yani birim üretimde meydana gelen katma değerin miktarı ve bunun artma oranı olarak tanımlanırken, bazı işletmelerde rekabet gücü, üretim yöntemlerinde sürekli gelişim içinde olabilmesidir (Dinçer, 1998, s. 189).

Rekabet gücü kavramı genel olarak şirket, endüstriyel (sanayi) ve uluslararası (ulusal) olmak üzere üç farklı düzeyde ele alınmakta ve tanımlanmaktadır. İlk olarak şirket düzeyinde rekabet gücü düşük maliyetli üretim, ürün kalitesi, sunulan hizmetler bakımından üstünlük veya ürünün çekiciliği, rakipleriyle karşılaştırıldığında yenilikler ve yenilikler yapma yeteneği olarak tanımlanmaktadır. İkinci olarak endüstriyel rekabet gücü, bir endüstrinin rakipleriyle daha yüksek veya eşit bir verimlilik seviyesine ulaş- ması ve aynı seviyede veya daha düşük maliyetlerle ürün üretip satması ile aynı seviye- de kalması anlamına gelmektedir. Ulusal (veya ortak kullanımda uluslararası kullanım- da) rekabet gücü, bir ülkenin, serbest ve adil piyasa koşullarında, vatandaşlarının reel gelirlerini arttırma, mal ve hizmetlerini uluslararası pazarların şartlarına ve standartları-

(25)

11 na göre üretme kabiliyeti olarak tanımlanmaktadır (Aktan, 2007). Rekabet gücü, şirket- ler, endüstri, ülke veya uluslararası topluluklar tarafından uluslararası rekabette daha yüksek geliri ve üretkenliği ifade edebilir. Ayrıca bir ülkenin ürünlerinin diğer ülkelerin ürünlerine göre fiyat, kalite, tasarım, güvenilirlik ve zamanında teslimat bakımından rekabet edebilirliği şeklinde tanımlanabilir (Demir, 2001).

Rekabet ortamındaki bütün işletmeler konumları nispetince rekabet gücüne sa- hiptir. Rekabet gücünün en önemli faktörlerindan biri de, bir ülkenin uluslararası arena- da almış olduğu teknolojik ve ekonomik stratejik kararlardır. Uluslararası güç dengesini sağlamak için yapılan bütün bu girdiler rekabet gücüne ilham ve güç kaynağı olmakta- dır. Rekabet gücünün ulusal ölçekte verimlilik ile eşdeğere geldiğini söylemekte müm- kündür. Literatüre baktığımızda rekabet gücü kavramı yerine rekabet avantajı kavramı- nın kullanıldığını da görmekteyiz.

Bu kavramı üç şekilde özetlemek gerekirse,

 Genel maliyet üstünlüğü stratejisi

 Farklılaştırma stratejisi

 Odaklaşma stratejisi

şeklinde açıklamak yerinde olacaktır.

Genel maliyet üstünlüğü stratejisinde işletme organizasyon yapısında rakiplerine göre üstünlük sağlamak için ürünlerinde her türlü değişikliği ve organizasyon yapısın- daki her türlü tekrar yapılanmayı gerçekleştirmektir. Farklılaşma stratejisinde organi- zasyon yapısında bulunan ürün ve hizmetlerin kalitesini artırmak için her türlü işlemi gerçekleştirmektir. Odaklaştırma stratejisi de işletmenin kendine seçmiş olduğu bir alanda veya sektörde kendine bir hedef kitle seçmesi ve bu doğrultuda üstünlük kurma çabası içine girmesidir (Gürpınar, 2007, s. 19). Rekabet gücünü anlamak için rekabet gücünün faktörlerini anlamak gerekmektedir. Sonraki bölümde rekabet gücünün faktör- leri ele alınacaktır.

1.2.2. Rekabet Gücünün Faktörleri

Rekabet gücü faktörlerini üç alt başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar sırasıyla, temel gereksinimler, etkinlik artırıcı faktörler, yenilik ve değişim faktörleridir.

Temel gereksinimler; kurullar, altyapı, makroekonomik istikrar, sağlık ve eğitim gibi faktörleri saymak mümkündür. Etkinlik arttırıcı faktörler olarak yüksek eğitim ve öğre-

(26)

12 tim, ürün pazar etkinliği, işgücü pazar etkinliği, finansal piyasa etkinliği, teknolojik ha- zırlık ve piyasanın boyutu sıralanabilir. Son olarak yenilik ve değişim faktörlerinin iş değişimini ve yeniliği kapsadığını söyleyebiliriz (Güleç, 2016, s. 6).

1.2.3. Uluslararası Rekabet Gücünün Kavramsal Yapısı

İçerisinde bulunmuş olduğumuz dönem hem ulusal hem de uluslararası anlamda rekabetin çok yoğun yaşandığı bir dönemdir. Mal, hizmet ve sermaye gibi önemli fak- törlerin önündeki engellerin kaldırılması, teknolojinin her geçen gün gelişimiyle iyileş- melerin neden olduğu kapasite artışları, ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekleşen mik- ro ve makro politika stratejileri rekabetin artmasına neden olmuştur. Uluslararası reka- bet aynı zamanda dünya piyasalarında hem fiyat açısından hem de fiyat dışı üstünlük- lerde dünya ekonomisinin ulusal rekabet gücünün dönüşümünü hızlandırmıştır. Bu an- lamda özellikle 1980’li yıllardan sonra yaşanan küreselleşmenin yaygın hale gelmesiyle ulusal rekabetin artması ivme kazanmıştır. Küreselleşme gelişen dünyada ülkelerin daha çok kaynaşması, daha çok yakınlaşması ve uluslararası ekonomik faaliyetlerin daha rekabetçi hale gelmesidir. Dolayısıyla, ülkeler kaynaştığı ve yakınlaştığı ölçüde daha rekabetçi hale gelmektedir. Son yıllarda uluslararası rekabet gücünü tanımlamaya ve açıklamaya yönelik her ne kadar çok araştırma yapılsa da, kavramsal yapısı, belirleyici- leri, ölçüm teknikleri üzerinde genel kabul gören bir yaklaşımın kabul görmediği de gözlemlenmektedir (Manavkat, 2014, s. 4).

Dünya Ekonomi Formuna göre uluslararası rekabet gücünün belirlenmesinde ülkenin kurumlarının, işlemiş olduğu politikaların, söz konusu ülkenin verimlilik sevi- yesini belirleyen en önemli faktör grubu olarak açıklanmaktadır. Verimlik fayda edinme düzeyi ekonominin ulaşabileceği refah seviyesi olarak tanımlanmaktadır. Bunun yanın- da verimlilik; büyüme ve gelişme sürecinde yatırımlar ve getiri arasındaki temel süreç olarak gözlenmektedir. Başka bir ifadeyle daha rekabetçi bir ekonomi zaman içinde hızla gelişen ve büyüyen ekonomi olarak nitelendirilmektedir (WEF, 2013, s. 4).

Uluslararası rekabet gücünde ülkenin hem makroekonomik açıdan tatmin edici seviyeye ulaşması hem de işletme veya endüstrilerinin uluslararası rekabetçi üstünlük oluşturabilmesi gerekmektedir. Bu anlamda uluslararası ticarette yükselen ekonomiler, daha somut adımlar atarak piyasada varlığını sürdürmek ve rekabette bulundukları ko- numlarını koruyabilmek için sektör ve işletme boyutunda ayrıntılı araştırma grupları,

(27)

13 komisyonlar ve enstitüler kurmuştur. Bu alandaki çalışmalar her geçen gün daha da önem kazanmaktadır. Uluslararası rekabet gücünün kavramsal olarak derinliğini incele- diğimiz zaman, öncelikli olarak rekabetin işletme ve endüstri, dahası ülke ve uluslarara- sı düzeyde ayrımını yaparak incelenmesi daha doğru olacaktır (Manavkat, 2014, s. 6).

1.2.4. Uluslararası Rekabet Edebilirliğin Belirleyicileri

Teknoloji ve uluslararası ticaret arasındaki ilişkiye dair teoriler, inovasyon odak- lı uluslararası rekabetçilik kavramı etrafında yapılandırılmıştır. Teorisyenlerin çoğu, uluslararası pazarlarda rekabet etmek isteyen bir ülke için teknolojinin rolünü vurgula- maktadır.

Uluslararası rekabet edebilirliğin tanımı oldukça tartışmalıdır. Ülkelerin rekabet gücü bu tanımı zorlaştırmaktadır. Bunun sebebi ülkeler birbirleriyle rekabet etmemek- tedirler. İşletmeler sektörden çekilebilir veya üretimde kullandıkları işçiyi işten çıkara- bilir. Ülkeler için, sektörden çekilmek veya vatandaşları işten çıkarmak mümkün değil- dir (Krugman, 1994). Bu nedenle uluslararası rekabet edebilirlik kavramını tanımlamak kolay değildir ve kavramı tanımlamak için farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Örneğin Boltho (1996, s.3), kavramı “dış dengeyle uyumlu en yüksek verimlilik artışı” şeklinde tanımlamaktadır. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2011-2012 Rekabet Edebilirlik Küresel Raporunda uluslararası rekabet edebilirlik kavramını “bir ülkenin verimlilik düzeyini belirleyen kurumlar, politikalar ve faktörler kümesi” olarak tanımlanmaktadır (Sala-i Martin ve diğer., 2011, s.4). Verimlilik farklılıkları, uluslararası rekabet edebilirliği al- gılamak için yeterli bir araç değildir. Çünkü verimlilik farklılıkları rekabet edebilirliğin sadece bir yönüdür ve maliyetler, yatırım gibi başka faktörler de etki etmektedir. OECD (1996)’ya göre “şirketlerin, endüstrilerin, bölgelerin, ulusların veya uluslarüstü bölgele- rin uluslararası rekabete maruz kalırken ve bunlara devam ederken, sürdürülebilir bir temelde nispeten yüksek gelir ve istihdam seviyeleri üretme kabiliyeti” olarak tanım- lanmaktadır (OECD 1996, s.20). Bahsi geçen tanım rekabet altında milli geliri artırmayı düşündüğü için bazı önemli faktörlerlerden yoksundur. Gerçek tanımda ise eksik reka- bet gibi piyasa başarısızlıkları da bulunmalıdır. Ayrıca, genellikle kişi başına düşen GSYİH olarak ölçülen ve ülkelerin ticaret performansını gösteren ülke vatandaşlarının refahını yansıtmalıdır (Fagerberg ve diğer., 2007). Bütün bu yönleri bir araya getirerek, Lall (2001, s.6) tanımına başvurabilir;

(28)

14

“Endüstriyel faaliyetlerde rekabet gücü, sürdürülebilir büyümeyle birlikte göre- celi verimlilik geliştirilmesi” şeklindedir. Dolayısıyla rekabet edebilirlik, bir devletten daha fazlasını içeren bir süreçtir ve ancak göreceli olarak değerlendirilebilir.

Bir rekabet gücünü ölçmek önemli bir faktördür. Bir ülkenin uluslararası rekabet edebilirliğinin göstergelerini belirleme konusunda fikir birliği bulunmamaktadır. Tar- tışma, mutlak ve karşılaştırmalı üstünlükler arasındaki ayrım ile devam etmektedir.

Mutlak avantaj (MA), dünya sektörel ihracat performanslarının analizinde daha fazla kullanılırken, karşılaştırmalı üstünlük (KÜ) ülkelerin ticaret uzmanlık analizleri için daha uygundur (Montobio, 2003). Bu nedenle, KÜ, sektörler arası ticaret düzenlemele- rini hesaba katan çalışmalarda benimsendiğini iddia edilirken, MA bir ülkedeki sektör- lerde sektör içi endüstri düzenlemelerine daha fazla yaklaşırken, MA rekabetçiliğin da- ha doğru olduğunu göstermektedir. Literatürde MA’nın ölçütleri çeşitlidir ve esas olarak sanayi ve işletmelerin karlılığı, ithalat penetrasyon oranları, ihracat/ithalat oranları gibi ticaretle ölçütlerdir (Ioannidis ve Schreyer, 1997). Diğerlerinin yanı sıra, ihracat pazar payları literatürde uluslararası rekabet edebilirliğin ikamesi olarak yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. İki temel faktör nedeniyle sektörel olarak ele alındığında rekabet ede- bilirlik tanımlanmaktadır;

 Farklı sektörlerdeki farklı teknolojik fırsatlardan dolayı sektörlerin yenilikçi ka- pasitesi büyük ölçüde farklılık göstermektedir. Bu nedenle bazı belirli sektörler- de ortaya çıkan yenilikçilik olasılığı ülke düzeyinde toplu bir analizde göz ardı edilebilir (Malerba ve Orsegnio, 1997).

 Sektörlerdeki nispi maliyet farklılıkları, sektörlerin yenilikçiliğini farklı şekilde etkileyebilir (Dosi ve diğer., 1990).

Politikacılar ve diğer karar vericiler, endüstriyel sektörlerin rekabet edebilirliği- nin nasıl arttırılacağı üzerine düşünmektedir. Bir ülkenin rekabetçiliğini arttırmada çok önemli olan faktörleri belirlemeye çalışmaktadır. Uluslararası rekabet edebilirliğin belir- leyicileri faktör verimliliği, teknoloji seviyesi, birim emek maliyeti ve diğer belirleyici- ler olarak sıralanabilir. Sonraki bölümde faktör verimliliği anlatılacaktır.

1.2.4.1. Faktör Verimliliği

Faktör verimliliğinde Ar-Ge, insan sermayesi gibi teknolojik girdiler, eğer eko- nomik sistemin faktörleri birbirleriyle verimli bir şekilde etkileşime girmezse, yenilikle-

(29)

15 ri elde etmek zorlaşmaktadır. Katz ve Stumpo (2001), bir ülkedeki yeniliklerini gerçek- leştirmesi için makroekonomik ve mikroekonomik aktörlerin etkileşiminin merkezi bir rol oynadığını öne sürmektedir. Makroekonomik değişkenler dengesizliğini, endüstrile- rin verimliliğini ve rekabet gücünü etkilemektedir. Ekonominin makro performansı, bu nedenle rekabetçilik için önemlidir. Kişi başına düşen gelir, ekonominin genel perfor- mansını gösteren önemli bir makroekonomik faktördür. Dosi ve diğer. (1990, s.52)’nin söylediği gibi; ulusal belirleyiciler, sanayileşmeye, gelişmedeki yoğunluğa ve başarıya, üretkenliklerin ve gelirlerin evrim modellerine tekabül etmektedir. Birim saatteki kişi başı çıktının büyüme düzeyi, sanayileşmiş ekonomilerin ve tüm gelişmiş, gelişmekte olan ülkelerin temel belirleyicileridir.

Öyleyse, emek girdi başına gelir uluslararası rekabet edebilirlikte önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun cevabı Fagerberg (1988)’te verilmiştir. Ül- kelerinin rekabet gücünü artırmak isteyenlerin gelir artışı ile ödemeler dengesi arasında bağlantı kurması gerektiğini savunmaktadır. Bu ilişki büyüme ve ödemeler dengesi ara- sında her iki yönde de olabilir; ülkeler ödemeler dengesini cari hesapla dengeleyebilir- lerse, bu durum ticaret dengesinin oluşturduğu ekonomik büyümeye katkıda bulunabilir.

Bu durumda nedensellik ödemeler dengesinden ekonomik büyümeye kadar uzanmakta- dır. Diğer bakış açıları için, büyüme ile ödemeler dengesi arasındaki ilişkinin üç yolu mevcuttur. Birincisi, bir ülkede oluşturulan talep inovasyona neden olabilir ve bu ino- vasyon ihracat pazarında hisse kazançları sağlayabilir. İkincisi, yeni ürüne olan talep üretim kapasitesini aştığında, bu durum yabancı işletmelere pazar payını kaptırmamak için yeni üretim kaynaklarına yapılan yatırımları ve üretim kapasitesini artırmaya teşvik edecektir. Üçüncüsü, bir ülkede ekonomik büyüme gerçekleştiğinde, aynı zamanda üc- retlerin ve verimliliğin artması beklenmektedir. İkinci yol birim işçilik maliyeti ile ilgili olduğundan ve birim işçilik maliyetlerinin verimlilik ile ters bir ilişkisi olduğu için, bü- yümenin ihracat pazar payları üzerindeki net etkisi ulusal sistemlerin verimliliğine bağlı olacaktır (Fagerberg, 1988, s.361-362).

Bu nedenle, rekabet edebilirlik araştırmalarında, ulusal üretim sisteminin verim- liliğini ve ihracat başarısını gösteren bir değişken eklemek gerekmektedir. Bu bağlamda emek girdisi başına katma değer (verimlilik) ekonominin iyi bir göstergesi olabilir.

Emek verimliliği, her sektörde çalışan kişi sayısına bölünen imalat katma değeri olarak kabul edilmektedir.

(30)

16 1.2.4.2. Teknoloji Seviyesi

Posner (1961) ve Vernon (1966), ticaret modellerinin temel belirleyicileri olarak ülkelerin teknoloji seviyelerini vurgulamıştır. Ayrıca, Posner (1961), teknolojiyi ihracat pazar paylarının ana belirleyicisi olarak göstermiştir. İnovasyonların gerçekleştiği ülke- ler, ihracattaki artış nedeniyle kısa vadede ticaret dengesinin iyileştirilmesinden mem- nun olacaklardır. Uzun vadede, inovasyonun ardından ortaya çıkan sürecin bir sonucu olarak, ticaret şartları artacaktır ve ülkeler yüksek ödüllendirici sektörlerde ihracat pazar payı kazanımları açısından uzmanlaşacaktır (Archibugi ve Michie, 1998). Bu nedenle, ulusal rekabete dönüşleri yüksek olacaktır.

Bir ülkenin inovasyon ile uluslararası rekabet edebilirliği arasındaki bağlantının kurulması önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. İnovasyon ile uluslararası re- kabet edebilirliği arasındaki bağlantı şöyle tanımlanabilir; i ülkesinden j ülkesine hare- ketlenme gerçekleştiğinde, sektörün dünya pazarındaki payları yeni üründeki tekel güç nedeniyle artmakta ve j ülkesinin ortalama teknoloji seviyesi artmaktadır. Yükselen teknoloji seviyesi, yükselen dünya pazar paylarının iç gelir artışına, döviz kurlarındaki değişikliklere ve verimlilik artışındaki değişikliklere etkisine bağlı olarak ücretleri buna göre ayarlayacaktır. Ücretlerin değiştirilmesi, sektörlerin karlılığına bağlı olarak sektör- ler arasında yatırım ve istihdam payını değiştirecektir. Sonuç olarak, sektördeki ürünü- nün fiyatı diğer ürünlere göre değişecektir (Dosi ve diğer., 1990, s.152). Bilgi birikimi- nin tarihi, yüksek teknoloji seviyesine sahip ülkelerin ve yüksek verimlilik seviyelerinin uluslararası rekabet edebilirlik açısından daha iyi performans gösterdiği ülkelerde önemli bir rol oynamaktadır. Teknolojik olarak geciken ülkeler bu bağlantıları kurmak ve uluslararası standartları yakalama sürecine girmek için politika müdahalelerini kulla- nabilirler (Grossman ve Helpman, 1991, s.206-233).

Teknoloji düzeyi ve ihracat pazar payları arasındaki bağlantı, neo- Schumpeterian literatüründe geniş bir şekilde incelenmiştir. Neo-Schumpeterian’ın uluslararası rekabet edebilirlik konusundaki argümanları, ülkelerin ve sektörlerin reka- bet avantajlarının Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge) ve yenilik faaliyetlerine dayandığını göstermektedir (Montobio, 2003). Bu nedenle ülkeler, farklı teknoloji yoğunluğuna sa- hip sektörlerde uzmanlaşmıştır. Ülkeler farklı sektörlerde uzmanlaşabilirler, ancak Ar-

(31)

17 Ge'ye ayrılan toplam kaynak seviyesi, sektörel dağılımı farklı olsa da birbirine yakın seviyelerde olabilir. Bu gerçek deneysel olarak Archibugi ve Pianta (1994) tarafından test edilmiştir. Büyüme rakamlarını, inovasyon göstergelerini ve ülkelerin dünya sıra- lamasını karşılaştırmışlardır ve ülkelerin farklı sektörlerde uzmanlaştığını belirlemişler- dir, ancak toplam teknoloji seviyelerinin birbirine yaklaştığı anlamında bir yakınlaşma bulunduğunu tespit etmişlerdir. , Archibugi ve Pianta (1994)’ün iddia ettiği gibi, ülkele- rin çoğunun uzmanlaştığı sanayilerin farklı olması ülkeye özgü ve kurumsal faktörlere bağlanabilir. Krugman (1979)’un belirttiği gibi endüstriyel uzmanlık çeşitliliği, ülkeleri inovasyonlarıyla ilgili hiyerarşik bir düzende listelemeyi mümkün kılmaktadır.

İnovasyonla uluslararası rekabet edebilirliğin artırılmasında iç pazarların yeri bir diğer önemli konudur. Porter (1990) bu tartışmanın temelini oluşturmuştur. Faiz oranla- rı, döviz kurları, ülkeye özgü faktörler hariç işgücü maliyetleri gibi rekabet edebilirliğin fiyat belirleyicilerinin, bir ulusun rekabet edebilirliğine katkıda bulunan dinamikleri yakalayamadığını vurgulamaktadır. Milletler ülkelerinin konumlarına bağlı olarak reka- bet avantajı kazanırlar. Rekabet avantajı “Jeopolitik olarak birbirine yakın olan tedarik- çiler ve son kullanıcılar, hızlı, sürekli bilgi akışından ve devam eden fikir, inovasyon alışverişinden yararlanabilirler” şeklinde ifade edilmektedir (Porter, 1990, s.83).

Porter (1990), ulusal inovasyonu ve rekabetçiliği açıklamada yerel faktörlere ışık tutmaktadır. Fagerberg (1993), uluslararası rekabetçiliğin arttırılmasında 16 OECD ül- kesinde “ileri düzey yerel kullanıcılar” ile ulusal rekabetçilik arasındaki etkileşime güç- lü kanıtlar bulmuştur. Ayrıca, ülkesinin ihracat yoluyla dış rekabete açık olduğu durum- larda ilişkinin daha da yakın olduğunu vurgulamıştır. Başka bir kanıt Freeman (1995) tarafından aktarılmıştır. Özellikle 18. yüzyılın sonlarında İngiltere’den kanıt göstererek farklılaştırılmış ürünlerin tanıtımını açıklamada ülkeye özgü faktörlere özel önem ver- miştir. Özetle, yerel kullanıcılar ve üreticiler arasındaki doğrudan etkileşim, inovasyon yoluyla rekabet gücünü artırmada, “iç pazar” etkisi olarak önemli bir rol oynamaktadır.

Bunun sebebi bu etkileşim işlem maliyetlerini düşürmektedir ve böylece işlemleri ar- tırmaktadır.

Bir ülkenin inovasyon kapasitesini ölçme bir diğer önemli konudur. Genel olarak ele alınırsa, tartışmanın devam ettiği iki yol bulunmaktadır. Bunlar; teknoloji girdisi ve teknoloji çıktısıdır. Teknoloji girdisi Ar-Ge faaliyetlerine yapılan harcamadır. Teknoloji çıktısı işletmelerin patentli faaliyetleridir. Dosi, ve diğer. (1990)’nin belirttiği gibi, gös- tergelerin her ikisi de iki nedenden dolayı inovasyon faaliyetleriyle ilgilidir; birincisi,

(32)

18 bir işletme yenilik yapmak için hem Ar-Ge hem de patent verme faaliyetlerine kaynak tahsis etmektedir. İkincisi, iki önlem birbirini tamamlayıcı niteliktedir. İşletmeler Ar- Ge’yi yenilikçi faaliyetlere girdi olarak benimsemekte ve patentleri yenilikçi faaliyetle- rin çıktısı olarak almaktadır. Dolayısıyla, iki gösterge birbiriyle yakından ilişkilidir (Do- si ve diğer., 1990, s.44-53).

1.2.4.3. Birim Emek Maliyeti

Uluslararası rekabet edebilirlik ve birim işçilik maliyetleri (BİM) arasındaki iliş- ki konusunda bir fikir birliği bulunmamaktadır. Genel olarak, BİM artarken bir ülkenin pazar paylarının etkilenme şekli bir diğer önemli konudur. Bu konuda; artan BİM, pazar payı kaybıyla sonuçlanacak, büyümeyi engelleyecek ve işsizliği tetikleyecektir. Öte yandan, deneysel kanıtlar bunun tersi bir sonuç elde etmiş olabilir, yani BİM’deki bü- yüme ile ihracat pazar paylarındaki büyüme arasında pozitif bir ilişki olabilir. Kaldor (1978), II. Dünya Savaşı sonrası dönemde ABD ve İngiltere’nin düşük rekabet edebilir- liğine, bunun yanında Almanya ve Japonya’nın rekabet edebilirliğinin yüksek olduğuna bakarak analizine başlamıştır. Rekabet edebilirlik konusundaki ölçümü BİM’dir ve ana- liz 1963-1977 arasındaki süreye dayanmaktadır. Analiz edilen on iki ülkenin dokuzunda BİM ve ihracat payları arasında pozitif bir korelasyon tespit etmiştir. Bir başka deyişle, en hızlı ihracat pazar payı kazanımına sahip olan ülkelerin, BİM’de de en fazla artış yaşayan ülkeler olduğunu ve buna bir dereceye kadar paradoksal bulgunun “Kaldor Pa- radox” (KP) olduğunu söylemiştir. Daha sonra Fagerberg (1996), Kaldor (1978)’in ana- lizini 1994 yılına kadar uzatmıştır ve çalışmasının sonuçları KP lehinedir. KP’nin bir açıklaması, BİM’nin, yüksek teknoloji sektörlerinde, beceri gereksinimlerinin yüksek olduğu ve bu yüksek beceri gereksinimlerinin yüksek ücretler gerektirdiği durumalar mevcuttur. Bu durumlarda BİM’in teknoloji yoğun sektörlerde ihracat pazar payı ile olumlu yönde ilişkisinden dolayı rekabete olumlu katkı yapması beklenebilir (Laursen, 1999).

BİM ile uluslararası rekabet edebilirlik arasında negatif bir ilişki olduğunu öne süren argümanlar için hala yeterli çalışma yapılmamıştır. İhracat pazar payları olarak ölçülen rekabet gücümüzün BİM’deki değişikliklere ne ölçüde yanıt verdiği, ülkeler ve endüstriler arasında değişmektedir (Carlin ve diğer., 1999).

(33)

19 1.2.4.4. Uluslararası Rekabet Edebilirliğinin Diğer Belirleyicileri

Yukarıdaki belirleyicilere ek olarak, uluslararası rekabeti açıklayan başka faktör- ler de bulunmaktadır. İlk gösterge yatırımdır. Yatırım, ülkelerin fiziksel kapasitelerinin ne kadar arttığını göstermektedir. Bu, bir ülkedeki üretimin fiziksel kapasitesini göster- diğinden, uluslararası rekabet edebilirlik için kısmen önemlidir. Fagerberg (1988), fizik- sel kapasiteye yapılan yatırımın Ar-Ge personeli sayısı, elektronik ekipman gibi kay- nakların büyümesi için tamamlayıcı olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle, uluslararası rekabet edebilirliği açıklayan faktörlerden biridir.

Ülkelerin ihracat pazar payları ile ölçülen uluslararası rekabeti belirleyen bir diğer faktör, dünya talebindeki yapısal değişimlerdir. Bu değişken, dünyanın geri kala- nındaki talepteki yapısal değişikliklerin, ülkeye göre nasıl değiştiğini göstermektedir.

Anlaşılacağı üzere, endüstrilerdeki inovasyon faaliyetlerinin yönünü ve ülkelerin dünya eğilimlerindeki değişikliklere uyumunu tespit etmektedir. Montobio ve Rampa (2005) ve Laursen (1999) bu değişkeni ihracat pazar paylarının yapısal olarak ayrıştırılmasın- dan elde etmiştir.

(34)

20

II. MOBİLYA SEKTÖRÜNE GENEL BİR BAKIŞ

Mobilya insan yaşamında önemli bir nesnedir, öyle ki, ilk yüzyıllardan günümü- ze kadar yaşam tarzını yansıtmaktadır. Mobilya hayatımızda vazgeçilmez bir yere sa- hiptir. Günümüzde mobilya bir sektör olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamız kap- samında mobilya sektörüne genel bir bakış oluşturmak amaçlanmıştır. Bu bölümde mo- bilya tanımı ve sınıflandırması, uluslararası mobilya sektörü ve üretimi, uluslararası mobilya ticareti, Türkiye mobilya sektörü ve üretimi, Türkiye mobilya ticareti, mobil- yada son dönem gelişmeleri detaylı şekilde ele alınmıştır. Mobilyada son dönem geliş- meleri başlığı altında markalaşma, ihracatın arttırılması, uzman çalıştırma ve deneyim eksikliği alt başlıkları anlatılacaktır.

2.1. Mobilya Tanımı ve Sınıflandırması

Mobilyalar, insan vücudunu (oturma mobilyaları ve yatakları) destekleyebilen, depolamayı sağlayan veya yerin üzerindeki yatay yüzeylerde nesneleri tutabilen hare- ketli nesnelere verilen isimdir (wikipedia, 2019). Ancak bu açıklamada, hareketli nesne- ler ifadesi yanlış olarak ele alınmıştır. Bugün mobilyalar her zaman hareketli değildir;

örneğin sabit mobilyalar ve esnek mobilyalar gibi hareketli olmayan mobilyalar da bu- lunmaktadır.

Mobilyaların önemi, insan tarafından meydana getirilen eserler içerisinde belirli bir yere sahip değildir. Üretim süreci nedeniyle, çoğu mobilya ürünleri belirli bir varlığa işaret etmektedir (Smith, 1988).

19. yüzyılda mobilya araştırmalarına başlanmış ve kategori, işlev, teknoloji, ta- sarım ve sosyal statü başlıkları altında ele alınmıştır (Yılmaz, 2005). Ama her zaman, oturma eşyaları diğer mobilya eşyalarından daha farklı bir öneme sahiptir. Çünkü tüm kralların veya sultanların taht gibi sembolü oturma eşyalarıdır. Mobilya basit formlarla başlamıştır ve günümüzde var olan çok çeşitli mobilya türleri mevcuttur. Örneğin ye- mek masaları, kart masaları, kütüphane masaları, masa yuvalar gibi basit fikirlerden oluşan lüks detaylar üretilmektedir. Bu temel basit fikirler, sözlükteki daha az zarif, özlü ve kapsamlı bir tanımdan kaynaklanmaktadır. Mobilyalar bir şeyi koyacak nesnelerden

(35)

21 oluşmaktadır ve nesneleri tutmaktan ibarettir. Mesela koltuğun yan tarafı para çantasını tutmaktadır, yatak battaniyeleri tutmak için bazaya sahiptir. Ancak mobilya sınıflandır- ması daha büyük bir alana hitap etmektedir. Bu nedenle, tarih öncesi zamanlarda, tüm nesneler mobilya olarak tanımlanabilmekteydi (Morley, 1999).

Eski zamanlarda, mesela eski Mısır’da, mobilyaların da çeşitli anlamları vardır.

Firavunların mobilyalarını inançları gereği sonraki yaşamdan zevk almaya devam etmek için mezarlarına götürmeleri geleneksel bir ritüeldir. Ve antik Yunanistan’da sanatçılar tarafından mobilya olarak tanımlanabilecek vazolara çizilen sahneler titizlikle tasvir edilmektedir (Baker, 1966, s.13).

Toplumsal kullanımın mobilya üzerindeki etkisine baktığımızda, bazı kullanım- lar için mobilyaların olumlu görüldüğü söylenebilir. Lüks mobilyalar, zenginlik ve güç gösterme işlevine sahiptir, yani statü savaşında bir silah olarak kullanılmaktadır. Mobil- ya, sosyal statünün bir göstergesi olarak çok önemli bir rol oynamaktadır. Ahşap ise mobilyaların temel hammaddesidir ve mobilya kullanılan temel bileşenlerden birisidir (Morley, 1999).

Mobilya tanımlarının yanında mobilya sınıflarının da bilinmesi önemlidir. Çün- kü mobilyayı daha iyi anlamak için sınıflandırmasını bilmek gerekmektedir. Locarno uluslararası sınıflandırmada birçok sınıf mevcuttur. Bunlardan birisi de mobilyalardır.

Mobilyalar Locarno (Uluslararası Endüstriyel Tasarım Sınıflandırması) sınıflandırma- sında Sınıf 6’da yer almaktadır. Mobilya sınıflandırmasını anlamak için Locarno sınıf- landırmasını anlamak faydalı olacaktır. Sınıf 6’daki mobilyalar için uluslararası Locar- no sınıflandırma, her biri kendi kapsamında toplam 14 alt sınıf bulunmaktadır.

Mobilyanın sınıflandırması için kullanılan bir diğer yöntem ise GTİP (Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu) numaralarıdır. Ülkemizde, genel olarak tarife cetvelinin yerine kullanılan GTİP, aslında Türk Gümrük Tarife Cetveli’nde 12 haneli koda verilen isimdir. GTİP, İngilizce’de, HS Code, Customs Tariff, Harmonized Code veya Harmo- nized System (Armonize Sistem) olarak adlandırılmaktadır. Armonize Sistem’de ticare- te konu tüm ürünler belirli bir mantık ve sistematik çerçevesinde sınıflandırılmaktadır.

Gümrüklerde, ürünler bu kodlar üzerinden kayıt altına alınmaktadır. Ticarete konu olan eşyalar gümrükte işlem görürken bu kodlar üzerinden işlem görmektedir. Armonize Sistem, ürünler için evrensel bir ticaret dili, ürün kodlaması ve uluslararası ticaret için vazgeçilmez bir araçtır. Armonize Sistem kodunun, ürünlerin gümrük işlemlerindeki

“kimlik numarası” olduğu da söylenebilir. GTİP ise Armonize Sitemi esas alan ve ilk

(36)

22 altı (6) hanesi Armonize Sitemle aynı olan Türk Gümrük Tarife Cetvelindeki 12 haneli koda verilen isimdir. Her bir eşya/eşya grubu için bir GTİP kodu bulunmaktadır. GTİP numaralarının gümrükteki işlem sırasında kendilerine verilen kodlar olması mobilya sınıflandırmasında bazı eksiklerin oluşmasına sebep olabilir. Fakat Locarno sınıflandır- ması üretim sürecinin başlangıcı olan endüstriyel tasarımda kullanılan bir sınıflandır- madır. GTİP numaralarından daha detaylı şekilde sınıflandırma imkânı tanımaktadır.

Bundan dolayı Locarno sınıflandırması kullanılmıştır. Fakat Locarno sınıflandırmasında bazı problemler mevcuttur.

Locarno veritabanına kayıtlı alt sınıflar kapsamlarına göre değişmektedir ve kap- samlar açıkça tanımlanmamıştır. Bu nedenle, örneğin “Kompozit Mobilya” alt sınıfında, tek tek ürünler olarak da sınıflandırılan mobilya ürünleri bulunmaktadır. Daha ayrıntılı yapıya sahip sınıflandırmalar, belirli görsel özelliklere sahip ürün grupları için çok sevi- yeli alt sınıflar oluşturmaktadır. Yapılar karmaşıklaşmakta ve yeni alt sınıfların oluştu- rulması tutarlı şekilde sağlanamamaktadır. Kullanıcıların sınıflandırma yapısına yön- lendirilmesi zordur.

Yukarıda belirtilen hedefleri ve açıklanan eksiklikleri dikkate alarak şu anki sı- nıflandırmalara bir alternatif Çekya tarafından geliştirmeye çalışılmıştır. Locarno Sınıf- landırmasındaki sınıf 6’da yer alan tasarımların sınıflandırılması için bir teklif sunul- muştur. Teklifi sunmak üzere Ocak 2009’dan itibaren Locarno Birliği Pilot Grubu Baş- kanı (WIPO)’nın davetine istinaden, Çekya aşağıdaki bulguları sunmaktadır (Çekya, 2009):

1. Mevcut Locarno alt sınıfları, görsel olarak yakın ve doğal olarak birbirine ait olan ürün gruplarına mobilya tasarımlarını sıralayan alt sınıflar Tablo 2.1 ile değiştirilmiştir.

Her bir alt sınıf bir sınıflandırma terimi ile aranabilir. Hangi tasarımların alt sınıfa ait olduğunu açıkça tanımlayan bir kapsam notuna sahiptir. Kapsam notunda verilen mad- deler aranamayan terimlerdir - sınıflandırmada bulunabilirler ve alt sınıf başlığında ara- nabilir terime atıfta bulunurlar. Kapsam notu aynı zamanda ilişkili alt sınıflara çapraz referanslar da içermektedir (Çekya, 2009).

2. Mevcut Locarno alt sınıfları (hepsi değil) göreceli arama terimlerinin grupları için başlık olarak kullanılmaktadır. Onlar aranamazlar ve sınıflandırma yapısını oryantasyon

(37)

23 açısından kolaylaştırmak için sadece bilgilendirici fonksiyonlara sahiplerdir (Çekya, 2009).

3. Sınıflandırma kodları, mobilya için ana sınıfı belirten 06 rakamından ve herhangi bir hiyerarşiyi yansıtmayan iki rakamdan oluşmaktadır. Kodlar, Çek dilinde alfabetik sıraya göre sınıflandırma şartlarına ayrılmıştır. Bu nedenle İngilizce versiyonda sayısal sırala- mayı tutmamaktadır (Çekya, 2009).

4. Tablo 2.2’de mobilya ürünlerinin parçalarını oluşturan maddeleri içeren alt sınıflar bulunmaktadır. Mobilya parçaları olabilirler veya doğal olarak başka bir Locarno sınıfı- nın kapsamına girerler, ancak genellikle mobilya ürünlerinin parçaları olarak görünür- ler. Tablo 2.2’de bu nedenle Locarno sınıflandırma sınıfları 5-cam levhalar, 8- menteşeler veya 25-kapılardan oluşan eşyalar vardır (orijinal sınıflandırma kodlarını saklarlar). Bu tablodaki alt sınıfların yapısı, tablo 2.1’deki ile aynıdır (Çekya, 2009).

5. Mobilya Çalışma Grubu (MÇG) içerik çalışma grubunda bir alt gruptur. MÇG, mM Kütüphanesinde mobilya içeriği için dahil edilecek uygun kriterleri belirlemektedir (mindfulmaterials, 2019). MÇG üyeleri tarafından önerilen şekil, yüzey ve renk için genel görsel özellik kategorileri uygun olan yerlerde uygulanmaktadır (Çekya, 2009).

6. Sınıflandırma ilkesi, Viyana Markaların Figüratif Elemanları Sınıflamasına göre ya- pılan sınıflandırma ile aynıdır. Bir mobilya ürününün tasarımı, görünümüne bir bütün olarak ve içerdiği kısımlara göre sınıflandırılmaktadır. Çoklu sınıflandırma ilkesi uygu- lanmaktadır. Sonuç olarak, tasarımın tüm önemli özelliklerini yansıtan sınıflandırma kodu terimleri zinciri oluşturulmaktadır (Çekya, 2009).

7. Sınıflandırma yapısında, kullanımına veya fonksiyonuna bakılmaksızın, niteliklerine göre her ürünün kendine özgü bir yeri olmalıdır. Kullanıcıların ihtiyaçlarına uygun, et- kili ve esnek aramalara, ayrı ayrı öğeler ve ayırt edici bölümler (ayrıntılı alt sınıfların numaralandırılmış listesi yerine) kombinasyonu ile ulaşılmalıdır (Çekya, 2009).

Aşağıdaki Tablo 2.1 ve 2.2, mobilya ürünleri ve parçaları için yeni alt sınıfların örneklerini göstermektedir. Oluşturulan listeler ayrıntılı değildir. Kapsam notları ve referansların içeriği daha da geliştirilmelidir.

Referanslar

Benzer Belgeler

Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına Dair Kanun’da güneş enerji kaynağı, hidrolik enerji kaynağı, biyokütle ve

Külebi açık yürekle anlatmış derdini: «Bu yılki kâğıt bunalımında hükümet — yayınevleri de bulunan— gazetelere öncelikle ve ucuz kâğıt verdiği

Важным преимуществом метода является отсутствие ограничений со стороны обрабатываемого материала, в отличие от аль- тернативных

Türkiye‟de Avrupa‟daki geliĢmelerden farklı olarak, ithalatçı firmaların talepleri doğrultusunda baĢlayan organik tarım faaliyetlerimize baktığımızda, tablo 5-2‟de

Lee ve ark, maksiller protraksiyon tedavisi ile indüklenen iskeletsel değişimler ile dil, yumuşak damak ve hyoid kemik pozisyonu ile ilişkili sagital havayolu boyutları

Çay tarımı ve sanayisinin ekonomik ve sosyal yönden daha etkin hale getirilmesi amacıyla 1971 yılında 1497 sayılı Çay Kurumu Kanunu çıkarılmış, çıkarılan

Özetle, edilgen yapıların edimbilimsel işlevlerinin tarihsel bir süreçte açık bir şekilde ortaya koyabilmek, Çağdaş Türkçe ile Türkçenin tarihsel dönemlerindeki

Y kuşağı algısı ve alt boyutlarının kariyer eğilimi “özel yaşam” alt boyutuna olan etkisi değerlendirildiğinde; istatistiksel olarak anlamlı bir etki söz