22
Ağustos 2016
www.siemens.com.tr/inovasyon
Biograph mMR:
Sistem ve mevcut klinik kullanım
Sayfa 4
Prof. Dr. Özcan:
“Cihaz teknolojik altyapısı ve
nitelikli insan gücü anlamında nükleer tıp
başarılı bir noktada.”
Sayfa 8
SPECT/CT’ye yeni yaklaşımlar ile güvenilir
sonuçlar: xSPECT ve xSPECT Bone
Sayfa 24
Sevgili dostlarımız,
Tıbbın en temel özelliği elbette ki doğrudan insan hayatını merkeze alması.
Medikal bilimlerin en önemli
niteliklerinden bir diğeri de sürekli gelişimi teşvik etmesi. Teknolojik gelişmeler, kadim bir bilim olan tıbbı büyük değişimlerden, hatta dönüşümlerden geçiriyor. Siemens de bu dönüşümün yaratıcılarından, uygulayıcılarından ve ilham kaynaklarından biri. Kısa süre önce ismimizi değiştirirken de bu bilinçle hareket ettik ve Mayıs 2016 başında Siemens Sağlık’ın ismini Siemens
Healthineers olarak değiştirdik. “Health” ile
“engineer” ve “pioneer” sözcüklerinin birleşiminden oluşan yeni ismimiz, Siemens’in öncü ruhu ile sağlık hizmetleri sektöründeki mühendislik uzmanlığını bir araya getiriyor. Diğer bir deyişle, tutkumuz olan sağlık ile uzmanlığımız olan
teknolojiyi sadece çözümlerimizde değil, ismimizde de buluşturuyoruz.
Tıp dünyasındaki gelişmelerden ve değişikliklerden söz ederken, bu sayımızın da odak noktası olan moleküler
görüntüleme ve nükleer tıbba mutlaka değinmek gerekiyor. Nükleer tıp alanında son birkaç yıldır kesintisiz devam eden bir gelişim yaşıyoruz. Bu gelişim hem kullanılan maddeleri hem de cihazları içeriyor. Bunun en önemli örneklerinden biri PET-MR. Ama elbette gelişmeler PET-MR ile sınırlı değil. Nükleer tıp odaklı çözümlerimizi, 11-15 Haziran tarihleri arasında San Diego-Kaliforniya’da düzenlenen SNMMI 2016 (Society of Nuclear Medicine and Molecular Imaging) etkinliğinde tanıtma fırsatı bulduk.
Moleküler görüntülemenin özellikle prostat kanserinin erken teşhisi ve doğru tedavisi üzerindeki etkisine odaklanan
SNMMI 2016’daki Siemens Healthineers standını ziyaret edenler, PET-MR’dan moleküler görüntüleme yazılımlarımıza ve PET-BT çözümlerimize kadar kapsamlı bir portföyü bire bir inceleme imkanına sahip oldu. Ayrıca Blue Earth ile birlikte, prostat kanseri tanısı için özel olarak geliştirdiğimiz Axumin PSA’yı da (Prostate Specific Agent) özel bir standda tanıttık.
“Molecular Imaging without compromise”
sloganıyla katıldığımız SNMMI 2016’da, standımızdaki ürünlerin en önemlilerinden biri, Biograph mMR’dı. PET ve Tüm Vücut MR görüntülerini aynı anda elde ederek 40-45 dakikalık sürede en detaylı tüm vücut görüntülemesini gerçekleştiren Biograph mMR, özellikle onkoloji alanında tanı ve tedavi açısından kritik bir çözüm.
PET-BT alanında en yeni ürünlerimizden biri olan Biograph Horizon™ üstün performansı ve mobil konfigürasyonuyla dikkat çekerken, dünyanın ilk kesintisiz hareket sağlayan masasıyla Biograph mCT Flow™ da kişiselleştirilmiş hasta bakımı açısından avantajlarını sergiledi.
SPECT/CT noktasında ise Symbia Intevo™’nun tüm avantajları ile düşük dozlu BT uygulamalarını bir araya getiren bu çözümler, kesin anatomik lokalizasyon ve doğru atenüasyon düzeltmelerini tek prosedürde buluşturarak SPECT/CT’den çok daha fazlasını sunuyor.
xSPECT Bone™ ve xSPECT Quant™
teknolojilerimiz de Symbia Intevo ile birlikte sunuluyor ve ortopedi ve tedavi takibi gibi konularda da gelişmiş nükleer tıp uygulamalarını mümkün hale getiriyor.
xSPECT görüntüleri diğer sistemlere kıyasla görüntü kalitesini önemli ölçüde
iyileştirerek tanı açısından önemli
avantajlar kazandırıyor. Symbia Evo™ Excel ise gama kameralara olan ihtiyacı ortadan kaldırıyor. Tetkik sayısı yüksek olan merkezler için ise Symbia Evo™
çözümümüzün otomatik işlevsellik özelliğini sunuyoruz.
Yazılım tarafında da Siemens Healthineers yepyeni çözümler üretmeye devam ediyor.
SNMMI 2016’da tanıttığımız yeni syngo®.via moleküler görüntüleme yazılımı gastrointestinal ve renal değerlendirmelerden moleküler tümör hacmi için kantitatif ölçüm araçlarına, PET ve BT verilerinin 4D görselleştirilmesine kadar her noktada çözüm sunuyor.
Siemens Healthineers olarak her zaman yenilik arayışımızı sürdürüyor, tüm gelişmeleri sizlerle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Dergimizin nükleer tıp ve moleküler görüntüleme için özel olarak hazırladığımız bu sayısı da aynı noktadan yola çıkıyor. Nükleer tıp alanındaki gelişmeleri, dünyanın farklı noktalarında yapılmış araştırmaları, değerli makaleleri içeren dergimizin çalışmalarınıza katkıda bulunacağını umuyor, yorumlarınızla dergimizin daha da güçleneceğine inanıyoruz. Yorum ve değerlendirmelerinizi [email protected] adresine iletmenizden mutluluk duyacağız.
Saygılarımızla,
Şevket On
Siemens Healthineers Türkiye
4 Biograph mMR: Sistem ve mevcut klinik kullanım
8 “Cihaz teknolojik altyapısı ve nitelikli insan gücü anlamında nükleer tıp başarılı bir noktada.”
14 Biograph mCT Flow dünyanın en zorlu kanserlerini ortaya çıkarıyor
20 Gelişmiş radyoterapi için hassas BT görüntülemesi
24 SPECT/CT’ye yeni yaklaşımlar ile güvenilir sonuçlar: xSPECT ve xSPECT Bone
26 99mTc-işaretli antigranulosit antikorlar ve xSPECT Quant’a sahip SPECT/CT ile tibial fraktürde enfeksiyonun değerlendirilmesi
30 Time-of-Flight ile PET/BT’de daha hızlı taramalar ve daha düşük radyasyon dozu
34 Bir iskemik kardiyomiyopati vakasında 18F FDG* PET-BT araştırmasıyla miyokardiyal viabilite değerlendirmesi
İnovasyon
Dergi Yönetim Yeri: Yakacık Yolu No: 111 34870 Kartal-İstanbul Telefon: 444 0 633 Faks: 0216 459 20 31 e-posta: [email protected] Yönetim: Siemens Healthcare Sağlık A.Ş. Adına Sahibi Soley Güzel Genel Yayın Direktörü (Sorumlu): Şevket On
Yayın Editörü: Prof. Dr. Mehmet Ertürk Yayın Türü: Yaygın-süreli-üç ayda bir
İçerik ve Tasarım Uygulama: Konak Medya Cebesoy Sokak Aziz Apt. No: 13 Daire: 4 34734 Sahrayıcedit-Kadıköy / İstanbul e-Posta: [email protected] Telefon: 0216 350 03 03 Web: www.konakmedya.com
Baskı ve Cilt: Özgün Ofset Aytekin Sok. Yeşilce Mah. No: 21 34418 4. Le vent / İs tan bul Telefon: (0212) 280 00 09 Faks: (0212) 264 74 33
26
99mTc-işaretli antigranulosit antikorlar ve xSPECT Quant’a sahip SPECT/CT ile tibial fraktürde enfeksiyonun değerlendirilmesi
04
Biograph mMR:
Sistem ve mevcut klinik kullanım
08
Prof. Dr. Özcan:
“Cihaz teknolojik altyapısı ve nitelikli insan gücü anlamında nükleer tıp başarılı bir noktada.”
Değerli tıp mensupları,
Siemens imzalı İnovasyon bu sayısında moleküler görüntülemeye odaklanıyor. Son yıllarda baş döndürücü gelişmeler yaşanan bu alan, radyolojik tetkiklerin anatomik (BT ve MR) ve fonksiyonel-metabolik
görüntüleme kabiliyetleri (MR difüzyon görüntüleme, MR spektroskopi, MR ve BT perfüzyon görüntüleme vs.) ile nükleer tıp tekniklerinin metabolik görüntüleme potansiyellerinin bence daha başlangıç aşamasında olan entegrasyonlarının, yakın bir gelecekte tıp pratiğini ne kadar pozitif yönde değiştireceğinin de müjdecisi konumunda.
Tıbbi görüntülemeden bahsederken hâkim paradigmanın kesin bir şekilde değiştiğini unutmamalıyız. Makroskopiden
mikroskopiye, morfolojiden fonksiyona yolculuğumuz tüm hızı ile sürüyor. Tarif edenden, problem çözene evriliyoruz.
Daha üzerine yoğun olarak eğilmediğimiz, ama bir gün klinik pratiğimizin önemli parçaları olacaklarına inandığım optik koherens tomografisi, near infrared görüntüleme, terahertz görüntüleme, mikrodalga görüntüleme, termografi, magnetoensefalografi,
magnetokardiyografi, doku elektrik impedans tomografisi gibi teknikler var.
Artık organları değil dokuları, daha doğrusu süreçleri görüntülemeyi amaçlıyoruz. Işığın değişik dalga boylarının değişik
moleküllerce saçılması, soğurulması bize önemli ipuçları vaat ediyor. Genlerin ya da proteinlerin görüntüleneceği günlere yaklaşıyoruz. Yakın bir gelecekte bizlerden gen tedavilerinin görüntülenmesi
istenecek. Geleceğin tıbbi görüntülemesi
“biophotonics” paradigması üzerinden gelişecek. Yani fotonların ya da ışığı oluşturan kuantaların oluşturulmasının ve manipüle edilmesinin bilimi olan
“photonics” ile biyolojik molekülleri, hücreleri ve dokuları inceleyeceğiz.
Bugünün yöntemleri yakın bir gelecekte geçmişin çok yüzeysel yaklaşımları olarak anılmaya başlayacak.
Gelecek önümüzde tüm imkanları ile duruyor. Aşmamız gerek engel, farklı disiplinlerde çalışan bilim insanlarının aşırı sofistike olmaları. Bu durum birlikte çalışmayı çok zorlaştırıyor, bazen imkansız hale getiriyor. Çözüm ise disiplinler arası işbirliği. Hekimler ile mühendislerin, mühendisler ile fizikçilerin, fizikçiler ile biyologların, bilim ile uğraşan insanların aralarındaki bariyerlerin ortadan kaldırılması gerekiyor. İçinde yaşadığımız yüzyılın ayırt edici özelliği akışkanlık.
Bilginin serbestçe akmasına, akarken yoğunlaşıp saflaşmasına, böylece gerçeğe yaklaşmasına izin verecek mekanizmaları yaratmamız lazım.
Aslına bakarsanız, şahsen İnovasyon’un kendi mütevazılığı içerisinde bilginin akışkanlığına ufacık da olsa bir katkı sağladığını düşünüyorum. Umarım bu sayı değişik disiplinlerden bilim insanlarının birbirlerine biraz daha yaklaşmalarını sağlar.
Prof. Dr. Şükrü Mehmet Ertürk Yayın Editörü
Özet
Bu makalede, Biograph mMR için teknik gelişmeler ve klinik araştırma alanındaki en yeni gelişmeler ele alınıyor. Nöroloji, kardiyoloji ve onkoloji alanında yeni ufuklar açan seminal yayınlar tartışmaya açılıyor.
Giriş
Biograph mMR (Siemens Healthineers, Almanya) 2011’de piyasaya sürüldü. Şu ana kadar 80’den fazla sistem satıldı. İlk başlardan itibaren çok sayıda bilimsel yayın, sistemin teknik performansı ve temel araştırma alanını inceledi. Halen yayınların büyük çoğunluğu Biograph mMR’ın günlük rutindeki klinik faydalarına değiniyor. En yeni yayınların gittikçe daha çoğu, klinik uygulamada iyileştirmelere işaret ediyor. Klinik alanlar kabaca onkoloji (%60), nöroloji (%25) ve kardiyoloji (%15) olarak sıralanıyor. Bu ilk müşteriler tüm vücut PET-MR’ı klinik uygulamaya sokmanın öncüleri oldular.
Yayınlanmış mevcut literatürün geniş bir kısmını kapsamaya çalışmış olmamıza rağmen, eş önemde diğer makalelerden bahsetmeyi atlamak ne yazık ki kaçınılmaz oluyor.
Bu süreçte, Biograph mMR’ın hem donanımında hem de yazılımında bazı güncellemeler oldu. Şu anda da Biograph mMR’ın üçüncü nesli geliştiriliyor.
Nöroloji
Nörolojik mMR alanında bugüne kadar üç ana uygulama alanı tespit edildi:
Nörodejeneretif hastalıklar, beyin tümörleri ve metodolojik gelişmeler.
Fowler ve ark. [1], bir β-amyloid plak izleyici olan 18F-Florbetapir kullanarak demans görüntüleme için kombine PET- MR’ın özel avantajlarını açıklıyor. Çoklu parametrik tanı yaklaşımında PET bilgileri ilgili beyin bölgelerinin otomatik MRG bazlı volümetrisiyle birlikte değerlendiriliyor.
Jena ve ark.’nın [2] gerçekleştirdiği bir fizibilite araştırması ise Biograph mMR’ın PET kantitasyonu doğruluğunun PET- BT’ye benzer olduğuna ve bir klinik ortamda güvenilir olduğuna işaret ediyor. Buna ek olarak, eş zamanlı edinilmiş MRG ve PET verilerinin optimal ortak kaydının da beyin
görüntülemesinde özel bir avantaj olduğu tespit edildi. Bisdas ve ark.’na [3]
göre, in vivo patofizyolojinin doğru incelenmesi için PET-MR
görüntülemenin potansiyeli gliomaların yönetimi için yeni yollar açtı. MR spektroskopisi ve Metionin PET aracılığıyla tümör sınıfına ilişkin açık bir kanıt olmadan gliomaların kombine metabolik haritalamasının rolü ortaya kondu.
Beyin atenüasyonu düzeltme
yöntemlerinde devam eden gelişmeler [4-10], nöroloji alanındaki uygulamaları daha da genişletebilecek, umut vaat eden sonuçlar ortaya koyuyor. PET-MR uygulaması, dirençli epilepsiye sahip hastalar arasında gittikçe daha çok ilgi görüyor. Burada, genellikle, ancak eş zamanlı PET-MR muayenelerinden sonra, bir cerrahi kararı alınabiliyor. İlk sonuçlar Ding ve ark. [11] ve Shin ve ark. [12] tarafından yayınlandı.
Kardiyoloji
Onkolojik uygulamalara kıyasla, kardiyoloji ve vasküler görüntüleme alanındaki mMR muayeneleri klinik rutinde o kadar kemikleşmedi. Çoğu yayın, klinik araştırma projelerini temel alıyor.
White ve ark. [13] kardiyak sarkoidozuna ilişkin bir vaka araştırmasında eşzamanlı PET-MR’ın faydalarını açıklıyor. Yine kardiyak sarkoidozu bağlamında, Schneider ve ark. [14] MRG ve FDG-PET ile ödem ve LGE’nin seri değerlendirmesinin, tedavi
Biograph mMR: Sistem ve mevcut klinik kullanım
Björn W. Jakoby, Ph.D.; Christian Geppert, Ph.D.; Jens-Christoph Georgi, Ph.D.
Siemens Healthineers, Erlangen, Almanya
takibi ve primer önleyici cihaz
tedavisine rehberlik edilmesi için faydalı olabileceği sonucuna vardı. Kalbin ve vaskülatürün enflamatuar süreçleri mMR için potansiyel bir anahtar uygulama olacak şekilde gelişti. Nenssa ve ark. [13], akut miyokart iltihabının tespiti, ayırıcı tanısı ve takibi için çoklu parametrik değerlendirmeden gelen faydalar tespit etti.
Buna ek olarak, miyokart enfarktüsü birçok mMR çalışma grubunun gittikçe daha çok ilgilendiği bir alan. Nensa ve ark. [15] akut miyokart enfarksiyonuna ilişkin olarak 20 hastayı muayene etti.
Metabolik süreçlerde kantitatif bilgileri değerlendirerek risk tabakalaşması için potansiyel iyileşmeler tespit ettiler. Buna ek olarak, patofizyolojik seviyede değerli bilgiler sunması için yeni ve özel izleyiciler sağlanacağını da tahmin ediyorlar.
Huang ve ark.’nın [17] ortaya koyduğu gibi, örneğin kardiyak PET-MR hareket düzeltmesindeki gibi metodolojik ilerlemelerle bu kardiyak
endikasyonlarının geniş çapta klinik benimsenmesinin gelecekte hızlanması bekleniyor.
Onkoloji
Beklendiği gibi, mMR için onkolojik uygulamalar klinik uygulama ve araştırmada erken aşamada belirlendi.
Aşağıda ilgili yayınlar tartışılacak.
PET-BT ile gerçekleştirilen bir karşılaştırma araştırmasında,
Beiderwellen ve ark. [18] 36 karaciğer lezyonu dahil olmak üzere katı tümörlere sahip 70 hastayı inceledi.
Hem PET-BT hem de PET-MR’da aynı lezyonlar tespit edildi. Ancak, PET-MR görüntülemesinin açık avantajı, ek MR bilgileri ve doktor tarafından okumanın iyileştirilmiş tanısal kesinliği nedeniyle bulguların önemli ölçüde daha yüksek belirginliğiydi.
C11-Kolin ile gerçekleştirilen prostat görüntülemesine ilişkin olarak
Souvatzoglou ve ark. [19, 20], pelvis ve kemiklerdeki lezyonların uzamsal kaydı için PET-BT’ye kıyasla PET-MR’ın ek değerini ortaya koydu. Souvatzoglou ve ark. prostat görüntülemesinde PET-MR için bir tanısal avantaj öngörüyor.
Prostat kanserinde mMR görüntülemenin daha ileri bir potansiyeli de özellikle PET ve çoklu parametrik MR’a kıyasla PET-MR’ın daha yüksek tanısal doğruluğa sahip olduğunu belirten Afshar-Oromieh ve ark. [21] ve Eiber ve ark. [22, 23]
tarafından incelendi. Kilit öneme sahip bu yayınlar, prostat kanserinin, PET- BT’ye kıyasla Ga-PSMA PET/MRI ile daha kolay, daha doğru ve daha az radyasyon ekspozürüyle tespit edilebildiği
sonucuna vardı. Bu özel izleyicinin faydaları Schaefer ve ark. [24]
tarafından zaten ortaya konmuştu.
Çok sayıda onkolojik hastalık için kemik metastazına ilişkin bilgi, kapsamlı bir tedavi seçimi için çok önemli. FDG PET/
MRG, Beiderwellen ve ark. [25] ve Eiber ve ark. [26]’nın ortaya koyduğu gibi PET- BT’ye kıyasla üstün lezyon görünürlüğü sunarak kemik metastazlarının değerlendirilmesi için yüksek bir potansiyel sergiliyor. Özellikle de anatomik resmetme, T1 ağırlıklı TSE sekansının kullanımıyla iyileştirilmiş gibi görünüyor.
Catalano ve ark. [27] PET-MR ve PET- BT’nin hasta yönetimi üzerindeki etkisini karşılaştırıyor. Sonuçlar (134 onkolojik hasta), vakaların %18’inde PET-MR’ın kullanımının tedavi yönetiminde bir değişime yol açacağını gösteriyor.
Gittikçe daha çok ilgi gören bir araştırma alanı da mMR verilerinin radyoterapi planlaması sürecinde uygulanması.
Birçok Avrupalı grup bu konu üzerinde çalışıyor. İlk deneyimlerine dayalı olarak, Thorwarth ve ark. [28] entegre PET- MR’ın beyin lezyonları için iyileştirilmiş, bireyselleştirilmiş RT tedavi planlaması konusunda özellikle önemli ve klinik açıdan faydalı olmasını bekliyor.
Yakın zaman önce, Catalano ve ark. ve Pirelli ve ark. cerrahi öncesi lezyon değerlendirmesi için PET-MR kullanarak Crohn hastalığında umut vaat eden sonuçlar rapor ettiler [29, 30].
PET-MR’ı pediatrik* onkolojik görüntüleme için ilginç kılan, sadece BT’yi atlayarak tipik olarak %30-50 doz tasarrufu sağlanması ve potansiyel olarak azaltılmış izleyici faaliyeti nedeniyle ek %50 tasarruf elde edilmesi değil. Hirsch ve ark. [33] aynı zamanda
bu hasta grubu için MR’ın BT üzerinde açık bir avantaja sahip olduğunu ortaya koydu. Fraioli ve ark. tarafından pediatrik astrisitom hastalarında özel faydalar görüldüğü ifade edildi [34].
Aynı zamanda onkolojinin ötesinde pediatrik görüntülemede genel potansiyel Purz ve ark. [35] tarafından da vurgulandı.
Onkolojik PET-MR için diğer bir trend de çoklu parametrik analize dayalı olarak farklı tümör biyolojisi bölgelerinin segmentasyonu; bu da pulmoner lezyonlara ilişkin olarak Schmidt ve ark.
[36] ve Peritoneal Karsinomatozise ilişkin olarak da Schwenzer ve ark. [37]
tarafından açıklanıyor. Gawlitza ve ark.
[38] glukoz metabolizması,
mikrosirküler parametreler ve selüler dansite arasındaki karmaşık
etkileşimlerin betimlemesi için de benzer bir analiz kullanıyor.
FDG alınımı olmadan küçük akciğer lezyonları alanında Raad ve ark., bir harekete duyarsız radyal VIBE sekansı kullanarak 207 hastalık bir kontrol ortamında ilgi çekici veriler yayınladı.
PET-MR uygulanırsa kaçırılacak olan lezyonların çoğunun (%97) iyi huylu olduğunu göstermeleri mümkün oldu [39].
*MR taramasının fetüsleri ve iki yaşın altındaki enfantları görüntülemek için güvenli olduğu kanıtlanmamıştır. Sorumlu bir doktorun, diğer görüntüleme prosedürlerine kıyasla MR muayenesinin faydalarını değerlendirmesi gerekmektedir.
Tartışma
Tanıtılmasının ardından ilk iki yıl içerisinde ilk teknik ve performans değerlendirmesinin yapılmasından sonra Biograph mMR, tanı ve evrelemeden tedavi planlamasına ve takibine son teknoloji ürünü bir hasta merkezli bakım aracı olduğunu ortaya koydu.
Bu, sistemi klinik araştırmalarda ve rutin operasyonda kullanan tüm Biograph mMR kullanıcılarının çalışmaları sayesinde sağlandı.
Referanslar
1 K. J. Fowler, J. McConathy, and V. R.
Narra, “Whole-body simultaneous positron emission tomography (PET)-MR:
Optimization and adaptation of MRI sequences,” Journal of Magnetic Resonance Imaging, vol. 39, pp.
259–268, Oct. 2013.
2 A. Jena, S. Taneja, R. Goel, P. Renjen, and P. Negi, “Reliability of semiquantitative 18F-FDG PET parameters derived from simultaneous brain PET/MRI: A feasibility study,” European Journal of Radiology, vol. 83, no. 7, pp. 1269–1274, Jul. 2014.
3 S. Bisdas, R. Ritz, B. Bender, C. Braun, C. Pfannenberg, M. Reimold, T. Naegele, and U. Ernemann, “Metabolic Mapping of Gliomas Using Hybrid MR-PET Imaging:
Feasibility of the Method and Spatial Distribution of Metabolic Changes.,”
Investigative Radiology, vol. 48, no. 5, pp. 295–301, May 2013.
4 U. C. Anazodo, J. D. Thiessen, T. Ssali, J. Mandel, M. Günther, J. Butler, W. Pavlosky, F. S. Prato, R. T. Thompson, and K. S. St Lawrence, “Feasibility of simultaneous whole-brain imaging on an integrated PET-MRI system using an enhanced 2-point Dixon attenuation correction method.,” Front Neurosci, vol. 8, no. n/a, p. 434, Jan. 2015.
5 D. Benoit, C. Ladefoged, and J. N. Sune Keller Flemming Andersen Liselotte Hojgaard Adam Espe Hansen Soren Holm Ahmadreza Rezaei, “PET/MR:
improvement of the UTE μ-maps using modified MLAA,” EJNMMI Physics, vol. 2, no. 1, p. A58, May 2015.
6 N. Burgos, M. J. Cardoso, M. Modat, S. Pedemonte, J. Dickson, A. Barnes, J. S. Duncan, D. Atkinson, S. R. Arridge, B. F. Hutton, and S. Ourselin, “Attenu- ation correction synthesis for hybrid PET-MR scanners: Application to Brain Studies,” Med Image Comput Comput Assist Interv, vol. 16, no. Pt 1, pp.
147–154, Jul. 2013.
7 J. Cabello, M. Lukas, S. Förster, T. Pyka, S. G. Nekolla, and S. I. Ziegler, “MR-based attenuation correction using ultrashort- echo-time pulse sequences in dementia patients.,” J Nucl Med, vol. 56, no. 3, pp. 423–429, Mar. 2015.
8 Y. Chen, M. Juttukonda, Y. Su, T.
Benzinger, B. G. Rubin, Y. Z. Lee, W. Lin, D. Shen, D. Lalush, and H. An, “Probabi- listic Air Segmentation and Sparse Regression Estimated Pseudo CT for PET/
MR Attenuation Correction.,” Radiology, vol. 275, no. 2, pp. 562–569, May 2015.
9 D. Izquierdo-Garcia, A. E. Hansen, S.
Förster, D. Benoit, S. Schachoff, S. Fürst, K. T. Chen, D. B. Chonde, and C. Catana,
“An SPM8-Based Approach for Attenu- ation Correction Combining Segmen- tation and Nonrigid Template Formation:
Application to Simultaneous PET/MR Brain Imaging,” Journal of Nuclear Medicine, vol. 55, no. 11, pp. 1825–30, Oct. 2014.
10 M. R. Juttukonda, B. G. Mersereau, Y. Chen, Y. Su, B. G. Rubin, T. L. S.
Benzinger, D. S. Lalush, and H. An,
“MR-based attenuation correction for PET/
MRI neurological studies with continuous- valued attenuation coefficients for bone through a conversion from R2* to CT-Hounsfield units.,” Neuroimage, vol.
112, no. n/a, pp. 160–168, May 2015.
11 Y.S. Ding, B.B. Chen, C. Glielmi,
K.Friedman, O. Devinsky, “A pilot study in epilepsy patients using simultaneous PET/
MR,” Am J Nucl Med Mol Imaging 2014;4(5):459-470.
12 H.W. Shin, V. Jewells, A. Sheikh, J. Zhang, H. Zhu, H. An, W. Gao, D. Shen, E. Hadar, W. Lin W, “Initial experience in hybrid PET-MRI for evaluation of refractory focal onset epilepsy,” Seizure 31 (2015) 1–4.
13 J. A. White, M. Rajchl, J. Butler, R. T.
Thompson, F. S. Prato, and G. Wisenberg,
“Active cardiac sarcoidosis: first clinical experience of simultaneous positron emission tomography–magnetic resonance imaging for the diagnosis of cardiac disease.,” Circulation, vol. 127,
no. 22, pp. e639–e641, Jun. 2013.
14 S. Schneider, A. Batrice, C. Rischpler, M. Eiber, T. Ibrahim, and S. G. Nekolla,
“Utility of multimodal cardiac imaging with PET/MRI in cardiac sarcoidosis: impli- cations for diagnosis, monitoring and treatment.,” European Heart Journal, vol.
35, p. 312, Aug. 2013.
15 F. Nensa, T. D. Poeppel, P. Krings, and T. Schlosser, “Multiparametric assessment of myocarditis using simultaneous positron emission tomography/magnetic resonance imaging,” European Heart Journal, vol. 35, no. 32, p. 2173, Feb.
2014.
16 F. Nensa, T. Poeppel, E. Tezgah, P.
Heusch, K. Nassenstein, A. A. Mahabadi, M. Forsting, A. Bockisch, R. Erbel, G.
Heusch, and T. Schlosser, “Integrated FDG PET/MR Imaging for the Assessment of Myocardial Salvage in Reperfused Acute Myocardial Infarction.,” Radiology, vol. 276, no. 2, pp. 400–407, Aug. 2015.
17 C. Huang, Y. Petibon, J. Ouyang, T. G.
Reese, M. A. Ahlman, D. A. Bluemke, and G. E. Fakhri, “Accelerated acquisition of tagged MRI for cardiac motion correction in simultaneous PET-MR: Phantom and patient studies,” Med Phys, vol. 42, no. 2, pp. 1086–1097, Jan. 2015.
18 K. Beiderwellen, L. Geraldo, V. Ruhlmann, P. Heusch, B. Gomez, F. Nensa, L.
Umutlu, and T. C. Lauenstein, “Accuracy of [18F]FDG PET/MRI for the Detection of Liver Metastases.,” PLoS One, vol. 10, no.
9, p. e0137285, Sep. 2015.
19 M. Souvatzoglou, M. Eiber, A. Martinez- Moeller, S. Fürst, K. Holzapfel, T. Maurer, S. Ziegler, S. Nekolla, M. Schwaiger, and A. J. Beer, “PET/MR in prostate cancer:
technical aspects and potential diagnostic value.,” Eur J Nucl Med Mol Imaging, vol.
40, no. 1, pp. 79–88, Jul. 2013.
20 M. Souvatzoglou, M. Eiber, T. Takei, S. Fürst, T. Maurer, F. Gaertner, H.
Geinitz, A. Drzezga, S. Ziegler, S. Nekolla, E. Rummeny, M. Schwaiger, and A. Beer,
“Comparison of integrated whole-body [11C]choline PET/MR with PET/CT in patients with prostate cancer,”
Eur J Nucl Med Mol Imaging, vol. 40, pp. 1486–1499, Jul. 2013.
21 A. Afshar-Oromieh, U. Haberkorn, H. P. Schlemmer, M. Fenchel, M. Eder, M. Eisenhut, B. A. Hadaschik, A. Kopp- Schneider, and M. Röthke, “Comparison of PET/CT and PET/MRI hybrid systems
using a (68)Ga-labelled PSMA ligand for the diagnosis of recurrent prostate cancer: initial experience.,” Eur J Nucl Med Mol Imaging, vol. 41, no. 5, pp.
887–897, Dec. 2013.
22 M. Eiber, S. Nekolla, T. Maurer, G.
Weirich, H.-J. Wester, and M. Schwaiger,
“68Ga-PSMA PET/MR with multimodality image analysis for primary prostate cancer,” Abdom Imaging, vol. 11, pp.
1–3, Nov. 2014.
23 M. Eiber, G. Weirich, K. Holzapfel, M.
Souvatzoglou, B. Haller, I. Rauscher, A.J.
Beer, H.J. Wester, J. Gschwend, M.
Schwaiger, T. Maurer, “Simultaneous 68Ga-PSMA HBED-CC PET/MRI Improves the Localization of Primary Prostate Cancer,” Eur Urol. 2016 Jan 18. pii:
S0302-2838(16)00011-7.
24 M. Schaefer, U. Bauder-Wuest, K. Leotta, F. Zoller, W. Mier, U. Haberkorn, M.
Eisenhut, and M. Eder, “A dimerized urea- based inhibitor of the prostate-specific membrane antigen for 68Ga-PET imaging of prostate cancer.,” EJNMMI Res, vol. 2, no. 1, p. 23, 2012.
25 K. Beiderwellen, M. Huebner, P. Heusch, J. Grueneisen, V. Ruhlmann, F. Nensa, H. Kuehl, L. Umutlu, S. Rosenbaum- Krumme, and T. Lauenstein, “Whole-body [18F]FDG PET/MRI vs. PET/CT in the assessment of bone lesions in oncological patients: initial results,” European Radiology, vol. 24, no. 8, pp. 2023–2030, Jun. 2014.
26 M. Eiber, T. Takei, M. Souvatzoglou, M. E.
Mayerhoefer, S. Fürst, F. C. Gaertner, D.
J. Loeffelbein, E. J. Rummeny, S. I.
Ziegler, M. Schwaiger, and A. J. Beer,
“Performance of Whole-Body Integrated 18F-FDG PET/MR in Comparison to PET/CT for Evaluation of Malignant Bone Lesions.,” Journal of Nuclear Medicine, vol. 55, no. 2, pp. 191–197, Feb. 2014.
27 O. A. Catalano, B. R. Rosen, D. V. Sahani, P. F. Hahn, A. R. Guimaraes, M. G.
Vangel, E. Nicolai, A. Soricelli, and M.
Salvatore, “Clinical Impact of PET/MR Imaging in Patients with Cancer Under- going Same-Day PET/CT: Initial Experience in 134 Patients-A Hypothesis- generating Exploratory Study.,”
Radiology, vol. 269, no. 3, pp. 857–869, Dec. 2013.
28 D. Thorwarth, A.-C. Müller, C. Pfannen- berg, and T. Beyer, “Combined PET/MR imaging using (68)Ga-DOTATOC for radiotherapy treatment planning in
meningioma patients.,” Recent Results in Cancer Research, vol. 194, pp. 425–439, Aug. 2013.
29 G. Pellino, E. Nicolai, O.A. Catalano, S.
Campione, F.P. D’Armiento, M. Salvatore, A. Cuocolo, F. Selvaggi, “PET/MR Versus PET/CT Imaging: Impact on the Clinical Management of Small-Bowel Crohn’s Disease,” Journal of Crohn’s and Colitis, 2015, 1–10.
30 O.A. Catalano, M.S. Gee, E. Nicolai, F.
Selvaggi, G. Pellino, A. Cuocolo, A.
Luongo, M. Catalano, B.R. Rosen, D.
Gervais, M.G. Vangel, A. Soricelli, M.
Salvatore, “Evaluation of Quantitative PET/MR Enterography Biomarkers for Discrimination of Inflammatory Strictures from Fibrotic Strictures in Crohn Disease,”
Radiology 2016 Mar;278(3):792-800.
31 S. C. Chawla, N. Federman, D. Zhang, K. Nagata, S. Nuthakki, M. McNitt-Gray, and M. I. Boechat, “Estimated cumulative radiation dose from PET/CT in children with malignancies: a 5-year retrospective review.,” Pediatr Radiol, vol. 40, no. 5, pp. 681–686, May 2010.
32 M. Oehmigen, S. Ziegler, B. Jakoby, J. C. Georgi, D. H. Paulus, and H. Quick,
“Radiotracer Dose Reduction in Integrated PET/MR: Implications from National Electrical Manufacturers Association Phantom Studies.,” Journal of Nuclear Medicine, vol. 55, no. 6, pp. 1–7, Jul.
2014.
33 F. W. Hirsch, B. Sattler, I. Sorge, L. Kurch, A. Viehweger, L. Ritter, P. Werner, T.
Jochimsen, H. Barthel, U. Bierbach, H.
Till, O. Sabri, and R. Kluge, “PET/MR in children. Initial clinical experience in paediatric oncology using an integrated PET/MR scanner.,” Pediatr Radiol, vol. 43, no. 7, pp. 860–875, Jul. 2013.
34 F. Fraioli, A. Shankar, D. Hargavr, H.
Hyare, M. N. Gaze, A. M. Groves, P.
Alongi, S. Stoneham, S. Michopoulou, R. Syed, and J. B. Bomanji, “18F-Fluoro- ethylcholine (18F-Cho) PET/MRI Functional Parameters in Pediatric Astro- cytic Brain Tumors,” Clinical Nuclear Medicine, vol. 40, no. 1, pp. 40–45, Jan. 2015.
35 S. Purz, O. Sabri, A. Viehweger, H.
Barthel, R. Kluge, I. Sorge, and F. W.
Hirsch, “Potential Pediatric Applications of PET/MR,” Journal of Nuclear Medicine, vol. 55, no. 6 (Suppl. 2), p. 8, Jun. 2014.
36 H. Schmidt, C. Brendle, C. Schraml, P. Martirosian, I. Bezrukov, J. Hetzel,
İletişim
Björn Jakoby
Siemens Healthcare GmbH HC DI MR PI TIO NEUR Postbox 32 60 91050 Erlangen, Almanya Telefon: +49 (0)9131 84-6308 [email protected]
M. Müller, A. Sauter, C. D. Claussen, C. Pfannenberg, and N. F. Schwenzer,
“Correlation of Simultaneously Acquired Diffusion-Weighted Imaging and 2-Deoxy-[18F] fluoro-2-D-glucose Positron Emission Tomography of Pulmonary Lesions in a Dedicated Whole- Body Magnetic Resonance/Positron Emission Tomography System.,” Investi- gative Radiology, vol. 48, no. 5, pp.
247–255, May 2013.
37 N. F. Schwenzer, H. Schmidt, S. Gatidis, C. Brendle, M. Mueller, I. Koenigsrainer, C. D. Claussen, A. C. Pfannenberg, and C. Schraml, “Measurement of apparent diffusion coefficient with simultaneous MR/positron emission tomography in patients with peritoneal carcinomatosis:
Comparison with 18F-FDG-PET,” Journal of Magnetic Resonance Imaging, vol. n/a, p. n/a–n/a, Nov. 2013.
38 M. Gawlitza, S. Purz, K. Kubiessa, A. Boehm, H. Barthel, R. Kluge, T. Kahn, O. Sabri, and P. Stumpp, “In Vivo Corre- lation of Glucose Metabolism, Cell Density and Microcirculatory Parameters in Patients with Head and Neck Cancer:
Initial Results Using Simultaneous PET/
MRI.,” PLoS One, vol. 10, no. 8, p.
e0134749, Aug. 2015.
39 R.A. Raad, K.P. Friedman, L. Heacock, F.
Ponzo, A. Melsaether, H. Chandarana,
“Outcome of small lung nodules missed on hybrid PET/MRI in patients with primary malignancy,” J Magn Reson Imaging. 2016 Feb;43(2):504-11.
“Cihaz teknolojik altyapısı ve nitelikli insan gücü anlamında nükleer tıp başarılı bir noktada”
“Son yıllarda hem görüntüleme cihazları ve teknolojilerindeki hem de radyofarmasi alanındaki önemli gelişmelerle nükleer tıp tanı ve tedavide artık modern tıbbın vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.”
Prof. Dr. Zehra Özcan
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.
Dr. Zehra Özcan, tıp eğitimine başladığı ilk günden bu yana içinde bulunduğu bu kurumdaki görevinin yanı sıra Türkiye Nükleer Tıp Derneği Yönetim Kurulu Başkanı olarak da branşının en önemli isimlerinden biri. Gerek Dernek
faaliyetleri gerekse akademik çalışmaları çerçevesinde nükleer tıptaki gelişmeleri yakından izleyen Prof. Dr. Özcan’ı Ege Üniversitesi’nde ziyaret ederek Türkiye’deki mevcut durum, geleceğe yönelik beklentiler ve Dernek çalışmaları hakkında kendisinden bilgi aldık.
Öncelikle Türkiye’de nükleer tıbbın konumunu
değerlendirir misiniz?
Avrupa’ya kıyasla Türkiye aslında çok iyi bir profil çiziyor. Ülkemizde hem cihaz teknolojik altyapısı hem de nitelikli insan gücü anlamında nükleer tıp başarılı bir noktada bulunuyor. Hekimlerimizin yanı
sıra teknisyen, radyofarmasist gibi sağlık çalışanlarımız ve endüstri temsilcileri konuya son derece vakıf, donanımlı bir altyapı sergiliyorlar.
Türkiye’de nükleer tıbbın ne kadar başarılı olduğunu aslında bu alanın tarihine baktığımızda da görebiliyoruz.
Ülkemizde nükleer tıbbın uzmanlık alanı olarak kuruluş yılı 1973; dolayısıyla pek çok branşa göre daha köklü bir geçmişe sahip olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye Nükleer Tıp Derneği’nin kuruluş tarihi de 1975. Yani geçtiğimiz yıl 40. yaşımızı doldurduk, 41 yıllık bir geçmişe sahibiz.
Avrupa ülkeleri için kurulmuş çatı dernek olan Avrupa Nükleer Tıp Derneği’nin bile 1987 yılında
kurulduğunu düşünürsek bu konudaki öncü rolümüzü daha iyi ifade etmiş oluruz. Üstelik Avrupa Nükleer Tıp Derneği’nin kurucuları arasında Türk akademisyenler de bulunuyor.
Ülkemizde nükleer tıbbın bilimsel
üretkenliğinin bir göstergesi olarak Avrupa Nükleer Tıp Derneği kongrelerinde her sene çok yüksek oranda bildiriyle ve katılımcıyla, genelde ilk 4 veya 5 ülke arasında yer aldığımızı gururla söyleyebiliriz.
Bugün Türkiye’de nükleer tıbbın sadece tanı branşı olmayıp aslında klinik bir branş olarak gelişmesinde temel neden, bu alanı kuran akademisyen ve
uzmanların dahiliye kökenli
hocalarımızın arasından gelmiş olması.
Bu sayede nükleer tıp klinik bilimlerle temel bilimleri birleştiren, hem tanı hem tedavi sunan bir uzmanlık alanı olarak bu temel nosyonun üzerinden gelişip bugünkü saygın noktaya ulaştı. Bunun yanında son yıllarda hem görüntüleme cihazları ve teknolojilerindeki hem de radyofarmasi alanındaki önemli gelişmelerle nükleer tıp tanı ve tedavide artık modern tıbbın vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.
Avrupa ile kıyaslayacak olursak Türkiye’nin cihaz altyapısı anlamında şu an Avrupa’da üst sıralarda olduğunu, hatta nüfusa oranla pek çok Avrupa ülkesinden daha ileride olduğumuzu söyleyebilirim. PET-BT yanı sıra SPECT-BT ve son olarak ülkemizde kurulan PET-MR cihazları ile oldukça iyi noktalarda olduğumuzu söyleyebiliriz. Örneğin, tamamı nükleer tıp birimlerinde kurulmuş olan PET-BT cihaz sayısı 130’lara ulaştı. Bu nedenle nükleer tıp uzmanlık eğitiminde moleküler
görüntülemeler ve PET-BT önemli bir yer tutuyor, uzmanlarımız hasta
hazırlığından sonuçlandırılmasına dek bu tetkiklerin her aşamasını başarıyla uyguluyor.
Bunun dışında, kullandığımız radyoizotopların en önemli
kaynaklardan biri de siklotron üniteleri.
Şimdiye kadar özel sektörde yaklaşık 14 tane siklotron ünitesi mevcuttu. Ama artık iki devlet üniversitesinde de siklotron yatırımı yapıldı ve bu üniteler faaliyete geçti. Bunlardan bir tanesi Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi,
diğeri ise Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı’nda bulunuyor. Hatta Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı’nda Mikro-PET cihazı da hizmete girecek.
Dolayısıyla cihaz donanımı dışında, değişik radyofarmasötiklerin üretiminin de kliniğe girmesiyle, bilimsel çeşitlilik çok artacak önümüzdeki dönemde. Hem klinik hizmet hem de Ar-Ge faaliyetleri bilimsel çalışmalarda çok önemli ivme kazanacak. Bu da bence Türkiye adına çok önemli bir adım olacak. Ayrıca, Türkiye’deki nükleer tıp endüstrisi temsilcilerinin ülkemizin yanı sıra Balkanlar ya da Orta Doğu’da, yani yakın coğrafyada etkin olması da önemli bir husus.
Peki Türkiye’de nükleer tıp uzmanlık eğitimi Avrupa ve ABD ile benzerlik gösteriyor mu?
Türkiye ile Avrupa’nın tıpta uzmanlık eğitim yapısı birbirine oldukça benzer, ancak ABD’deki uzmanlık alanlarının kurgusu oldukça farklı. Türkiye’de 43 tane bağımsız uzmanlık alanı var.
ABD’de ise bu sayı daha az. Örneğin Amerika’da nükleer tıp, radyoloji ile birlikte çalışan bir alan; kardiyoloji de bağımsız bir uzmanlık alanı değil, dahiliyenin içinde yer alıyor. Aynı şekilde enfeksiyon hastalıkları veya göğüs hastalıkları da ayrı bir uzmanlık alanı olarak değerlendirilmeyip dahiliye kapsamında bulunuyor. Dolayısıyla ABD modeli Türkiye’nin tam karşılığı değil ve bire bir karşılaştırma yapmak mümkün olmuyor.
Öte yandan, Türkiye’de olduğu gibi, Avrupa’da da nükleer tıp bağımsız bir uzmanlık alanı olarak kurulmuş durumda. İngiltere gibi birkaç istisna var ama genel anlamda kıta Avrupa’sında yapının bize benzer olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye, pek çok mevzuatta olduğu gibi bu alanda da Avrupa mevzuatını uyguluyor.
Avrupa’da tüm medikal alanları bünyesinde barındıran UEMS adlı bir yapı var ve Türkiye de bu birliğin bir üyesi. Türkiye’de uzmanlık eğitimi UEMS’in yayınladığı kılavuz esas alınarak yürütülüyor.
“Sağlık hizmetleri söz konusu olduğunda
‘benim eğitimim yeterli’
deme lüksünüz yok.”
Bu genel değerlendirmenin ardından, ülkemizdeki nükleer tıp eğitimi hakkında görüşlerinizi öğrenebilir miyiz?
2000’li yıllarda, Türkiye Nükleer Tıp Derneği olarak eğitim odaklı bir Yeterlilik Kurulu oluşturduk. Bu Kurul, uzmanlık eğitimi alan öğrencilerin nükleer tıp eğitim formasyonlarının Avrupa standartlarında olması amacıyla kuruldu. Bu alanda Dernek bünyesinde hem Eğitim ve Müfredat Komisyonu hem de eğitim veren kurumların akreditasyonunu denetleyen bir başka komite daha bulunuyor. Ayrıca Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu altında da her uzmanlık alanı için Müfredat Değerlendirme Sistemi Komisyonu var.
Dolayısıyla hem Derneğin koordine ettiği bir nükleer tıp eğitim programı yürütülüyor hem de Sağlık Bakanlığı Tıpta Uzmanlık Kurulu tarafından onaylanmış bir çekirdek eğitim müfredatı bulunuyor. Bunun dışında Dernek bünyesinde başka eğitsel ve bilimsel faaliyetler de yürütüyoruz.
Elbette bunlarla yetinmeyip sürekli mesleki eğitimin daha da artırılması ve yaygınlaştırılması için de gayret içerisindeyiz.
5-7 yıllık bir perspektifte nükleer tıpta ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz?
Son 5 yılda dünyada bir ekonomik kriz olmasına rağmen özellikle cihaz teknolojisinde ve radyofarmasi alanında çok önemli ilerlemeler oldu; bu yüzden önümüzdeki dönemde de global olarak düzelen ekonomi ile birlikte özellikle bahsettiğim bu iki alanda daha büyük ilerlemeler bekliyorum. Her şeyden önce moleküler görüntüleme sistemleri dediğimiz PET-BT ve PET-MR teknolojilerinde çok ilerleme olacak.
Daha az radyasyon dozu ile daha hızlı ve çok yüksek kaliteli görüntülerin elde edileceği cihazların hizmete gireceğini görüyoruz. Yani sadece cihazlar, donanım değil, bu cihazlarda kullandığımız yazılım programları da sağlık hizmetlerinin daha hızlı ilerlemesinde katkıda bulunacak.
En önemlisi de moleküler görüntülemenin esası olan yeni radyofarmasötikler. Yani PET
görüntülemede ve radyonüklid tedavide
farklı ajanların geliştirilmesi. Tümör biyolojisindeki farklı özellikleri
hedefleyen ve onları gösteren ajanların kullanıma gireceğini göreceğiz: Örneğin DNA sentezini yansıtan veya hipoksik komponenti gösteren ajanlar gibi.
Ayrıca “akıllı moleküller” dediğimiz, hem tanı hem tedavi amaçlı moleküller de dizayn ediliyor. Bu çok yeni bir açılım.
Akıllı moleküllerle kişiye özel tedaviler söz konusu oluyor. Örneğin
nöroendokrin kökenli tümörlerde, prostat kanserlerinde bu gelişmeler hayata geçmeye başladı bile. Prostat kanserlerine özgü antijenin
işaretlenmesiyle hem tümörün odaklarını gösterebiliyoruz hem de bu akıllı molekülleri tedavi edici ışın veya bir maddeyle birleştirip kullanabiliyoruz.
Bu alandaki gelişmeler prostat
kanserinin tanı ve tedavisinde devrimsel değişikliklere yol açmak üzere.
Dolayısıyla yeni ajanların üretilmesi nükleer tıbbın tanı-tedavi alanında ilerlemesinde çok geniş ufuklar açacak.
Yeni ürünlerin gelmesiyle birlikte, Alzheimer gibi hastalıkların tedavisinde de büyük gelişmeler olacak.
Biraz da teknolojiye odaklanalım. PET-MR gibi cihazlar nükleer tıpta ne gibi gelişmelere imkan tanıyor?
PET-MR şu anda görüntüleme alanında teknolojinin geldiği en üst nokta.
Nükleer tıp ve moleküler görüntülemede
önemli bir ufuk açacak bu modaliteye sadece branş perspektifiyle bakmamak gerekli. Bunlar, sağlık hizmeti için dizayn edilmiş, önceliği hasta olan donanımlar.
Türkiye açısından baktığımızda PET-MR aslında maliyetli, finansal kaynak gerektiren bir yatırım. Dolayısıyla bence en önemli konu bu tür cihazların kurulumunun ülke ihtiyacına göre planlanması. Finans sahibi olan kuruluşların Bakanlıkla işbirliği içinde ve bizlerden bilimsel görüş alarak bu cihazları doğru bir şekilde
konumlandırması gerekiyor. Bu cihazın klinik katkısını bence en iyi göreceğimiz yerler, nitelikli hizmetin sunulduğu ve bilimsel araştırma altyapısı olan kuruluşlar; bu nedenle planlamaya çok hassasiyet gösterilmesi gerekiyor.
Sağlık hizmetlerinde elbette sadece onkoloji değil, nöroloji ve kardiyoloji de özellikle PET-MR ile birlikte çok büyük bir açılım yaşayacak. PET-MR’ın radyasyon dozunun PET-BT’ye göre daha az olması nedeniyle çocuk hastalar için çok önemli bir kazanım olacak. Planlamada bunun da dikkate alınması gerekiyor. Bildiğiniz üzere PET bir nükleer tıp incelemesidir.
Bu sistemlere BT veya MR eklenmesi elbette morfolojik bilgi vererek yapılan görüntüleme işlemine ilave katkı sağladı. Ülkemize ilk olarak 2000’li yıllarda önce PET, sonra PET-BT sistemleri Nükleer Tıp Kliniklerinde kuruldu. Bu görüntüleme hizmeti hem hasta seçimi hem de uygulama anlamında, nükleer tıp hekimlerinin gayretleri ile başka hiçbir görüntüleme tetkikinde olmadığı kadar standardize edildi ve halen bu perspektif ile hizmet yürütülüyor. Bugün pek çok sağlık kurumunda bir BT veya MR tetkikine randevu almak veya rapor sonucunuzu almak günler, hatta haftalar sürerken PET-BT tetkiklerinde randevu istemi ile tetkikin sonuçlandırılması arasındaki süre çoğu kurumda 5 iş gününden azdır.
PET görüntüleme için gelen tüm hasta ve yakınlarına, hekimleri ile yapılan endikasyonun tespitine yönelik görüşmeyi takiben randevu veriliyor.
Ayrıca bu cihazların tamamı nükleer tıp kliniklerinde olduğundan, doğal olarak PET-BT uygulamalarının tüm
süreçlerinde nükleer tıp uzmanları yetkin olarak yetişiyor. Bu konuyla ilintili olarak Türk Radyoloji Derneği’nin, PET-BT sürecinde nükleer tıp hekimlerinin PET tetkiklerine katkı
amacıyla sisteme entegre BT’den faydalanmalarını bir alan çakışması olarak sunduğu görülüyor. Oysa ki günümüzün gelişen teknolojisi sayesinde pek çok klinisyen günlük pratiği içinde hastasına daha iyi sağlık hizmeti sunmak için tanısal
incelemelerinden veya görüntüleme tetkiklerinden faydalanabilmektedir.
Örneğin bugün bir kadın doğum uzmanı için ultrason hasta değerlendirmesinin vazgeçilmez bir parçasıdır; keza bir anjiografik tetkik bir cerrah tarafından başarıyla uygulanabilmektedir; yine bir cerrah, hastaya taktığı tüp veya kataterin yerinin doğruluğunu radyografik olarak kendisi
değerlendirebilmektedir. Pek çok klinik uygulama için çoğaltılabilecek bu örnekler, branşların arasındaki sınırların sadece kullandıkları cihazlarla
çizilemeyeceğini göstermektedir.
Özellikle hasta değerlendirilmesine katkı amacıyla tanısal yöntemlerin
kullanılmasına sınırlama koyan bir yaklaşımın bilimsel olamayacağı da unutulmamalıdır.
Teknoloji, klinik araştırmalar dışında, hasta sağlığı
açısından ne tür faydalar sağlıyor?
Preklinik dediğimiz çalışmalarda, yani ilaç araştırmalarında da teknoloji çok önemli bir destek sağlıyor. Tedavide kullanılacak ajanların bu tümör için spesifik olup olmadığının
gösterilmesinde ya da o tümörü öldürebilecek yetenekte olup olmadığının belirlenmesinde bile PET-BT, mikro-PET, SPECT-BT gibi yöntemler bize fayda sağlıyor. Bu nedenle, hem tanı hem tedavi ilaçlarının geliştirilmesinde de bu görüntüleme yöntemleri önemli bir gösterge bizim için. Teknolojinin gelişmesi total sağlık maliyetlerini düşürmesi yanında hastaların daha etkin ve güvenli hizmet almalarına da yol açıyor. Örneğin, PET-BT
görüntülemenin kullanılması ile bugün kanser hastalarının tedavi yönetiminde
%25-30 eskiye göre farklılıklar olduğunu görüyoruz. Bunun
sonucunda aslında PET sonucuna göre
klinik evrenin değişmesi nedeniyle gereksiz girişim ve cerrahi uygulamaların önüne geçildiğini, gereksiz sağlık harcamalarının azaldığını dikkate almalıyız.
Başkanı olduğunuz Türkiye Nükleer Tıp Derneği’nin çalışmaları hakkında kısaca bilgi verir misiniz? Başka tıp dernekleriyle ortak projeler yürütüyor musunuz?
Derneğimiz her sene düzenli olarak bir ulusal kongre, bir sempozyum ve çeşitli kurslar düzenleniyor. Ulusal kongremiz ortalama 450 katılımcıyla, geniş kapsamlı olarak gerçekleşiyor.
Sempozyumumuzda ise spesifik bir konuya yöneliyoruz. Örneğin, 2014 yılında temamız nükleer kardiyoloji iken bu yılki etkinliğimizde pediatrik nükleer tıbba odaklandık. Katılımcı sayısının daha sınırlı olduğu sempozyumlar, kısa süre içinde son derece verimli sonuçlar aldığımız toplantılar oluyor.
“Türkiye Nükleer Tıp
Derneği olarak insan
gücüne yatırım yapmayı
öncelik alıyoruz. Çünkü
eğitimin uçsuz bucaksız
bir konu olduğuna
inanıyoruz.”
Düzenlediğimiz etkinliklerin dışında, elbette başka tıp dernekleriyle de projeler yapıyoruz çünkü tıp her bir branşın tek başına çalışabileceği bir alan değildir. Bunun en son örneğini 2014’ün sonunda yaptığımız Nükleer Kardiyoloji konulu sempozyumumuzda sergiledik.
Bu etkinlikte sadece kardiyoloji odaklı bir bilimsel program hazırladık. Bu süreçte Türkiye Tıp Kardiyoloji Derneği’nden ve başka kuruluşlardan değerli katkılar aldık. Ulusal bazda diğer derneklerle hem eğitim hem bilimsel program anlamında dayanışmamız mevcut.
Bunun dışında Avrupa ve ABD’deki başka derneklerle de işbirliği yapıyoruz.
Geçtiğimiz yıl Amerikan Nükleer Kardiyoloji Derneği’yle (ASNC) bir işbirliği oluşturduk. İki dernek arasında, etkinliklerde konuşmacı desteği, bilimsel paylaşım gibi etkileşimler oldu. Bunu takiben de Amerikan Nükleer Kardiyoloji Derneği 10 hocamıza dernek üyeliği sağladı. Bu yıl da American College of Nuclear Medicine (ACNM) ile işbirliği yaptık. Bu işbirliği hem bilimsel (eğitim, araştırma-geliştirme) konuları hem de kendilerinin hazırladığı uzaktan eğitim programlarına ücretsiz katılım gibi noktaları kapsıyor.
Balkan Nükleer Tıp Örgütü’yle de yakın işbirliği içindeyiz, bu anlamda 2015 yılında Makedonya’daki etkinliğe Türkiye’den yoğun bir katılım oldu. Bu gibi işbirliklerinin de katkılarıyla, bölgesel anlamda da nükleer tıbbın önünün çok açık olduğunu düşünüyorum.
Derneğinizin eğitim alanındaki çalışmaları nelerdir?
Derneğimizin düzenlediği kongreler ve sempozyumlarda, etkinliğin bilimsel programı dışında da mutlaka küçük ölçekli kurslar düzenliyoruz. Bu kurslar özellikle asistanlara ve genç uzman hekimlerimize yönelik oluyor. Ayrıca uzun yıllardır Türkiye Nükleer Tıp Derneği’nin Ankara’daki merkezinde, Nükleer Tıp Okulu adıyla, asistanlar ve genç uzmanlar için çok cüzi bir katılım ücreti karşılığında bir kurs programı gerçekleştiriyoruz. Bu kurslarda da Derneğimize bağlı onkoloji, kardiyoloji, nöropsikiyatri gibi sayıları 10’u bulan farklı bilimsel çalışma gruplarındaki hocalarımız bizzat ders veriyor. Bu da
genç arkadaşlarımız için önemli bir eğitim programı oluyor, çekirdek eğitim müfredatının dışında sürekli mesleki eğitimin bir parçası olarak yürütülüyor.
Ayrıca bilimsel çalışma gruplarımız o alandaki nükleer tıp uygulamalarının Türkiye’de standardizasyonunu sağlamak üzere kılavuzlar hazırlayıp bunların Avrupa ve Amerika örneklerini dikkate alarak güncellemelerini yapıyorlar.
Bunlara ek olarak, Türkiye Nükleer Tıp Derneği’nin Molecular Imaging and Radionuclide Therapy adlı bir dergisi var. Dergimiz İngilizce yayımlanıyor ve uluslararası tıp dergileri endekslerinde yer alıyor. Sadece Türkiye’den değil, Balkan ve Ortadoğu ülkelerinden, hatta Uzakdoğu’dan dergimize makalelerin gelmesi, bu açıdan önemli bir noktada bulunduğumuzu gösteriyor.
Bu dergiye ek olarak, özellikle genç arkadaşlarımızın Türkçe bir kaynak arayışı içinde olduklarını görünce, geçtiğimiz yıl, yani Derneğimizin 40.
kuruluş yılında, eğitimde geleceğe dönük kalıcı bir adım atmak üzere Nükleer Tıp Seminerleri adıyla, uzman editörler ve yazarlar tarafından hazırlanıp yılda 3 kez yayımlanan bir dergi daha çıkarmaya başladık. Her sayısında farklı bir konuya ilişkin güncel bilgi ve deneyimlerin o alandaki uzmanlar tarafından paylaşıldığı bu derginin de sadece nükleer tıp
hekimlerinin eğitimine değil, ilgili diğer uzmanlık mensuplarına da katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Kısacası, Türkiye Nükleer Tıp Derneği olarak insan gücüne yatırım yapmayı öncelik alıyoruz. Çünkü eğitimin uçsuz bucaksız bir konu olduğuna inanıyoruz.
Bununla birlikte hiçbirimizin “benim eğitimim yeterli” deme lüksü yok. Hele ki sağlık hizmetleri söz konusuysa bu lüksünüz kesinlikle yok.
Yıllık Ulusal Nükleer Tıp Kongresi’nin branşınıza katkılarını özetler misiniz?
Ulusal kongremiz bizim yıl içindeki en önemli toplantımız. Etkinliğimize olabildiğince çok sayıda nükleer tıp hekiminin katılmasını istiyoruz. Bence kongrelerin bilimsel boyutu kadar, ilgili tüm paydaşları bir araya getiriyor olması da çok önemli. Endüstri temsilcileri,
hekimler, teknisyenler, fizikçiler, eğitim verdiğimiz ya da birlikte çalıştığımız tüm paydaşlar kongrelerde buluşuyor.
Ayrıca kongremizde sadece bilimsel anlamda nükleer tıbbı değil, sağlık sektöründeki özlük hakları gibi konuları da ele alıyoruz. Nükleer tıbbı ilgilendiren etik problemler, mediko-legal sorunlar, istatistiksel çalışmalar, nükleer tıp hekimlerinin performans puanları, eğitim sorunları gibi oturumlar da yapıyoruz.
1989 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olan Prof. Dr. Zehra Özcan, uzmanlık eğitimini de aynı üniversitede tamamladıktan sonra akademik kariyerine yine burada devam etti. 2000 yılından itibaren Türkiye Nükleer Tıp Derneği’nin özellikle eğitimle ilgili Yeterlilik Kurulu ve Sınav Komitesi gibi alt kurullarında görev yapan Prof. Dr. Özcan, 2014 yılından bu yana da Türkiye Nükleer Tıp Derneği Başkanı olarak
çalışmalarını sürdürüyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeki farklı komisyon ve kurullarda da aktif görevler üstlenen Prof.
Dr. Zehra Özcan, aynı zamanda 2008’den beri Avrupa Nükleer Tıp Derneği Sınav Komitesinde de yer alıyor.
Prof. Dr. Zehra
Özcan kimdir?
14 İnovasyon | Ağustos 2016 | www.siemens.com.tr/inovasyon
Biograph mCT Flow dünyanın en zorlu kanserlerini ortaya çıkarıyor
Bad Berka-Almanya’daki Bad Berka Zentralklinic’te, Dr. Richard P. Baum, PhD ve meslektaşları, nöroendokrin tümörler nedeniyle uzun süredir kesin tanı alamamış kanser hastalarına tanı koyuyor ve tedavi ediyor. Dr. Baum ve meslektaşları, Siemens Biograph mCT Flow™* alımının ardından, eskiden göremedikleri kadar küçük nöroendokrin tümörleri daha kısa sürelerde vizüalize edebiliyorlar.
Yazı: Greg Freiherr
Bad Berka Zentralklinic’te PET-BT taraması için sırt üstü uzanan hastalar, bu modern hastane kompleksini çevreleyen doğa manzarasına benzer şekilde boyanmış tavan sayesinde, sanki dışarıdalarmış gibi gökyüzünü
görüyorlar. Yaklaşık yarım yüzyıl önce bir tüberküloz sanatoryumu olarak kurulan Bad Berka Zentralklinic halen tanılanması en zor kanser türlerinden bazılarına yönelik bir mükemmellik merkezi olarak görev yapıyor.
Tanısı oldukça zor tümör tiplerinden nöroendokrin tümörlerin (NET) çoğu, gastro-entero-pankreatik sistemde yer alıyor ancak Moleküler Radyoterapi ve Moleküler Görüntüleme Teranostik Merkezinin Yöneticisi ve Klinik Direktörü Dr. Baum’a göre ince bağırsak, böbrek üstü bezleri, hipofiz bezi, pankreas veya akciğer gibi vücudun her yerinde ortaya çıkabiliyorlar.
Semptomlar, başka hastalıkların semptomlarına benzeyebiliyor.
Genellikle, NET kaynaklı ishale hassas bağırsak semptomunun, solunum güçlüğüne bronşial astımın, aşırı hormon üretiminden kaynaklanan fasiyal kızarıklığa örneğin alkolizmin yol açtığı düşünülebiliyor.
Dr. Baum şunları söylüyor: “Bu, çok yavaş gelişen tümörlerden birkaç ayda ölümle sonuçlanabilen tümörlere kadar değişiklik gösteren, son derece heterojen bir hastalık.”
NET söz konusu olduğunda, Dr. Baum dünyanın önde gelen uzmanlarından biri. Kendisi Zentralklinic’e, PET henüz hibrit değil, solo modaliteyken katıldı.
PET ve SPECT’in öncü kullanıcılarından oldu ve Bad Berka’da, diagnostik ve prognostik moleküler görüntülemeyle birlikte radyoterapi uygulamasını kurdu.
Bu, teranostik adını verdiği bir kombinasyondu. Dr. Baum bu terimi
şöyle açıklıyor: “Bu, nöroendokrin tümörlerdeki reseptörleri hedefleyen biyomarker’lar ile PET-BT gibi bir diagnostik moleküler görüntüleme aracını kullanarak en iyi tedaviyi belirleyebileceğinizi anlatan, sonradan üretilmiş bir kelime.”
FlowMotion geliyor
2014’ün başlarında klinik, Siemens Biograph™ Duo’larının yerini alan gelişmiş PET-BT tarayıcısı Biograph mCT Flow aldı. Bu yeni sistemle, Bad Berka Zentralklinic’teki bir jeneratörde üretilen
68Ga bazlı biyomarker’lar ile taramalar sadece birkaç dakika içerisinde gerçekleştiriliyor.
Biograph mCT Flow’un sunduğu görüntüler en küçük lezyonlardan bazılarını bile vizüalize ediyor; standart uptake değerleri (SUV’lar), tümörün aktivitesini gösteriyor ve böylece kalitatifi destekleyen kantitatif ölçümler sağlıyor.
Outcomes
While hypometabolic lesions indicate the tumors are growing slowly.
Using both scans helps provide phy- sicians critical information to come up with the broad outlines of a treat- ment plan.
Precise localization, achieved through Biograph mCT Flow, allows planning for biopsy from which a histopatho- logic report is prepared. Following treat- ment, PET/CT tracks patient response, potentially allowing for mid-course cor- rections in dose or approach. Finally, on follow-up scans, the sensitivity of Biograph mCT Flow in combination with the specificity of 68Ga biomarkers allows Baum and colleagues to spot early signs of recurrence.
Unlike conventional PET/CT scan- ners, Biograph mCT Flow, propelled by Siemens’ unique FlowMotion™
technology, scans continuously from one point to another, canvassing the body in a single movement. The speed of the continuously moving table, as defined by the operator, may slow as one area passes through the detector rings, for example, the liver. This allows more counts to be gathered
from an area suspected of harboring a cancer, heightening the resolution.
The table might then accelerate when scanning another area of lesser con- cern, where lower resolution images are enough.
Protocols Enhance Visualization
68Ga-based-PET imaging is specific to NETs, providing “good target-to- non-target ratios,” Baum said. Special protocols are applied, however, to reduce respiratory and cardiac motion. These protocols may involve data acquisition during a single- breath-hold. Or they may acquire cardiac data selectively using diastolic
and systolic triggers. This is especially important for the five to ten percent of patients with NETs who have myo- cardial or pericardial metastases.
One such patient had a huge myocar- dial metastasis in the apex of the heart, Baum recalled. The tumor was resected and PET/CT with Biograph mCT Flow was then performed on follow-up to determine whether the lesion was removed completely.
“In this case we were able to confirm that there was complete resection,”
Baum said. The scan unveiled, how- ever, a small lesion in the lymph node behind the heart, as well as a metasta- sis in the liver. “With Biograph mCT Flow, we have very good sensitivity for detecting small lesions and also through cardiac gating, we can get better resolution for disease in and around the heart, ” he said.
Attesting to the value and utility of Biograph mCT Flow, about 1,200 stud- ies were done on Biograph mCT Flow in the first four months since it began operating in the end of February 2014—
an average of almost 14 per day. Of these, about 40 percent involved NET patients. The rest were suspected or known to have other cancers, fre- quently of the lung but also colorectal, prostate and brain. Leveraging their facilities capabilities, Baum’s team pro- duces a dozen different PET radionu- clides for brain tumors and, of course,
68Ga for NETs. And these are only the ones used in diagnosis.
On the front lines of the battle with neuroendocrine cancers are therapeu- tic compounds that are radiolabeled
Slow speed
High speed FlowMotion’s variable
table speed allows physi- cians to tailor scan proto- cols specifically for each patient that not only mini- mizes the overall patient exposure to radiation, but delivers image resolution suited for specific regions.
Richard P. Baum, MD, PhD, Chairman, Thera- nostics Center of Molec- ular Radiotherapy and Molecular Imaging (PET/
CT) (right); Franz C.
Robiller, MD, Chief, Cen- ter of Molecular Imag- ing (PET/CT) (left); and Coline Lehmann, MD, senior physician (mid- dle), in the Biograph mCT Flow scanner room in which patients see a mural of the sky painted onto the ceiling.
Dr. Richard P. Baum, PhD, Yönetim Kurulu Başkanı, Moleküler Radyoterapi ve Moleküler Görüntüleme Teranostik Merkezi (PET-BT) (sağda); Dr. Franz C. Robiller, Şef, Moleküler Görüntüleme Merkezi (PET-BT) (solda) ve Dr. Coline Lehmann, kıdemli doktor (ortada), hastaların tavana resmedilmiş bir gökyüzü resmini gördükleri Biograph mCT Flow tarayıcı odasındalar.
A91MI-9462-A1-5A00 | © Siemens Healt
Dünya genelindeki sağlık kurumları, kaliteli hizmeti daha düşük maliyetlerle sunma baskısı altında kalıyor. Bu durumda, en küçük detaylar bile hasta, hekim ve sağlık kuruluşu için çok büyük değer yaratabiliyor. Yeni verimlilik unsurları yaratırken maliyetleri azaltarak klinik değer elde etmek için, teşhis kalitesinden ödün vermeyen moleküler görüntüleme çözümleri gerekiyor.
siemens.com/mi
Siemens Healthineers, herkese fayda sağlayan cazip yatırımlarla, moleküler görüntülemede kusursuz çözümler sunuyor. Teknolojilerimiz sıra dışı kalite, doğruluk ve tekrarlanabilirlik seviyesi sağlamak üzere geliştiriliyor.
Böylece size, mümkün olan en iyi teşhisi sunma imkanı sağlıyor.