Ayrımcılığın Tanımlanması 1. Madde
İşbu sözleşmeye göre, “kadınlara karşı ayırım” deyimi kadınların, medeni durumlarına bakılmaksızın ve kadın ile erkek eşitliğine dayalı olarak politik, ekonomik, sosyal, kültürel, medeni veya diğer sahalardaki insan hakları ve temel özgürlüklerinin tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını en- gelleyen veya ortadan kaldıran veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayırım, mahrumiyet veya kısıtlama anlamına gelecektir.
1. madde, Sözleşme’nin tüm hükümlerine uygulanmak üzere kapsamlı bir ayrım- cılık tanımı getirmektedir. Yalnızca cinsiyete dayalı “ayrıma” veya “ayrımcılığa” atıf- ta bulunmakla yetinen Uluslararası İnsan Hakları Manzumesi’nin19 aksine, 1. madde özellikle kadınlara karşı ayrımcılığın anlamına ilişkin ayrıntılı bir açıklama sunmakta- dır. Söz konusu ayrımcılık, toplumsal cinsiyete dayanan ve aşağıda sayılan nitelikleri taşıyan her türlü muamele farklılığını kapsamı içine almaktadır:
• kasıtlı olarak veya olmayarak kadınları dezavantajlı hale getiren muamele;
• toplumun bir bütün olarak, hem ev hem de kamusal alanda kadın haklarını ta- nımasını engelleyen muamele
veya
• kadınların sahip oldukları insan haklarını ve temel özgürlükleri uygulamalarını engelleyen muameleler.
Bazı ülkelerde kadınlar, oy kullanma hakkı ve mülk edinme hakkı da dahil olmak üzere en temel hukuksal haklardan mahrum edilmektedir. Yasalar tarafından koru- nan böylesi farklılaştırmalar kolaylıkla ayrımcı olarak nitelenir. Ancak, tüm farklılaş- tırmalar ayrımcılık oluşturmaz. Yukarıda yer alan tanım, farklılaştırma kriterini (cin-
17 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği (The Office of the United Nations High Commissioner for Human Rights-OHCHR) insan haklarıyla ilgili konularda tematik durum tes- pit belgeleri yayınlamaktadır. Bu metin “22 No’lu Durum Tespit Belgesi, Kadınlara Karşı Ayrım- cılık: Sözleşme ve Komite” (Fact Sheet No. 22, Discrimination against Women: The Convention and the Committee) başlıklı belgenin I. Bölümü’nden alınmıştır. Belgenin orijinal metni için bkz.
http://www.ohchr.org/Documents/Publications/FactSheet22en.pdf (erişim: 28 Eylül 2009).
18 Bu belgenin İngilizceden Türkçeye çevirisi Defne Orhun tarafından yapılmıştır.
19 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Hak- lar Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi – ed.n.
siyet) saptamanın yanı sıra bu farklılaştırmanın doğurduğu sonucun da göz önüne alınması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Yukarıda sayılan biçimlerde yapılan farklılaştırmaların herhangi biri sonucunda eşit hakların hükümsüz kalması veya za- yıflaması halinde, bu farklılaştırma ayrımcı bir nitelik taşır ve dolayısıyla Sözleşme ta- rafından yasaklanmıştır.
1992 yılında, Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi,20 cinsiyet ayrım- cılığına ilişkin genel yasağı toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti de içine alacak şekilde ge- nişletmiştir. (...)
Taraf Devletlerin Yükümlülükleri 2. Madde
Taraf Devletler, kadınlara karşı her türlü ayırımı kınar, tüm uygun yollar- dan yararlanarak ve gecikmeksizin kadınlara karşı ayırımı ortadan kaldırıcı bir politika izlemeyi kabul eder ve bu amaçla aşağıdaki hususları taahhüt ederler:
a – Kadın ile erkek eşitliği ilkesini kendi ulusal anayasalarına ve diğer ilgi- li yasalara, henüz girmemişse dahil etmeyi ve yasalar ile ve diğer uygun yollar- la bu ilkenin uygulanmasını sağlamayı,
b – Kadınlara karşı her türlü ayırımı yasaklayan ve gerekli yerlerde müey- yideler de ihtiva eden yasal ve diğer uygun önlemleri kabul etmeyi,
c – Kadın haklarının erkeklerle eşit olarak yasal himayesini tesis etmeyi ve yetkili ulusal mahkemeler ve diğer kamu kuruluşları aracılığıyla kadınların her türlü ayırıma karşı etkin himayesini sağlamayı,
d – Kadınlara karşı herhangi bir ayırımcı hareket yapılmasından veya uy- gulanmasından kaçınmayı ve kamu yetkilileri ile kuruluşlarının bu yükümlü- lüğe uyumlu olarak hareket etmelerini sağlamayı,
e – Herhangi bir kişi, kuruluş veya teşebbüsün kadınlara karşı ayırım yap- masını önlemek için bütün uygun önlemleri almayı,
f – Kadınlara karşı ayırımcılık teşkil eden mevcut yasa, yönetmelik, adet ve uygulamaları, tadil veya feshetmek için yasal düzenlemeler de dahil gerekli bü- tün uygun önlemleri almayı,
g – Kadınlara karşı ayırımcılık teşkil eden bütün ulusal cezaî hükümleri il- ga etmeyi.
2. madde, Devletlerin Sözleşme kapsamındaki yükümlüklerini ve kadınlara karşı ayrımcılığın tasfiye edilmesi için izlemeleri gereken politikayı saptamaktadır. Devlet- ler, Sözleşme’ye taraf olmak suretiyle, kadın erkek eşitliği prensibini kendi ulusal ana- yasalarına ve diğer ilgili mevzuatlarına uygulamak için etkili adımları atma sorumlu- luğunu üstlenmektedirler. Devletler bunun yanı sıra, mevcut yasaları ve medeni, ceza ve iş kanunlarını gözden geçirerek değiştirmek suretiyle ayrımcılığa neden olan hu- kuksal dayanakları ortadan kaldırmalıdır.
20 CEDAW Komitesi olarak anılmaktadır.
Mevzuata ayrımcılık karşıtı hükümler eklemek tek başına yeterli değildir. Sözleş- me aynı zamanda, Taraf Devletlerin kadın haklarını etkili bir biçimde korumalarını ve kadınlara, ayrımcılığa karşı korunma ve başvuru yolları sağlamalarını da gerekli kıl- maktadır. Devletler, mevzuatlarına, kadınlara karşı ayrımcılığı önleyecek yaptırımlar koymalı ve ulusal mahkemelere başvurulması için bir sistem oluşturmalıdır.
Sözleşme’ye Taraf Devletler, hem özel, hem kamusal alanda ayrımcılığın ortadan kaldırılması için gerekli tedbirleri almalıdırlar. Kadının kamu makamları karşısında
“dikey” toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için çabalamak yeterli değildir; Devlet- ler “yatay” düzeyde, hatta aile içinde bile ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını sağla- mak için çalışmalıdırlar.
2. madde, yasal değişikliklerin, destekleyici bir çerçeve ile beraber gerçekleştirildi- ğinde, yani yasalardaki değişikliklere ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel alanlardaki eş zamanlı değişiklikler eşlik ettiği takdirde etkisinin en üst düzeye ulaşacağını kabul etmektedir. Bu nedenle, (f ) bendi, Devletlerin yalnızca yasaları değiştirmesini değil, ayrımcı gelenekleri ve uygulamaları ortadan kaldırmasını da öngörmektedir.
Uygun Tedbirler 3. Madde
Taraf Devletler özellikle politika, sosyal, ekonomik ve kültürel sahalarda olmak üzere bütün alanlarda, erkeklerle eşit olarak insan hakları ve temel öz- gürlüklerinden yararlanmalarını ve bu hakları kullanmalarını garanti etmek amacıyla, kadının tam gelişmesini ve ilerlemesini sağlamak için yasal düzenle- me dahil bütün uygun önlemleri alacaklardır.
3. madde, 2. maddede sayılan politikaların hayata geçirilmesi için tüm alanlarda alınması gereken uygun tedbirleri tanımlamaktadır. Ayrıca, Sözleşme tarafından gü- vence altına alınmış olan hakların ve tüm insanların sahip olduğu temel insan hakla- rının bölünmezliğini ve birbirine bağlılığını da göstermektedir. Diğer Birleşmiş Millet- ler sözleşmeleri tüm insanların sahip olduğu eşit itibar ve hakları halihazırda güvence altına almıştır. 3. madde, Devletlerin kadınların gelişmelerini ve ilerlemelerini teşvik etmek için etkin adımlar atmaması halinde, kadınların diğer sözleşmeler tarafından güvence altına alınmış olan temel insan haklarını tam olarak kullanamayacaklarını ifade etmektedir.
Ayrımcılıkla Mücadelede Kullanılacak Geçici Özel Tedbirler 4. Madde
1. Kadın ve erkek eşitliğini fiilen sağlamak için taraf devletlerce alınacak geçici ve özel önlemler, işbu Sözleşmede belirtilen cinsten bir ayırım olarak mütalâa edilmeyecek ve hiçbir şekilde eşitsizlik veya farklı standartların muha- fazası sonucunu doğurmayacaktır. Fırsat ve uygulama eşitliği hedeflerine ula- şıldığı zaman bu tedbirlere son verilecektir.
2. Anneliğin himayesi maksadıyle işbu Sözleşmede belirtilenler dahil, Taraf Devletlerce alınacak özel önlemler, ayırımcı olarak nitelendirilmeyecektir.
4. madde, kadınlara hukuksal (de jure) eşitlik tanınması halinde dahi, bunun ka- dınlara gerçek hayatta otomatik olarak eşit muamelede bulunulmasını (de facto eşit- lik) güvence altına almadığını kabul etmektedir. Kadınların toplumda ve iş hayatında gerçek eşitlik kazanmasını hızlandırmak için, eşitsizlikler var olmaya devam ettiği sü- rece devletlerin özel iyileştirici tedbirler almasına izin verilmektedir. Sözleşme böylece dar, biçimsel eşitlik kavramının ötesine geçerek fırsat eşitliğini ve sonuç eşitliğini he- deflemektedir. Bu hedeflere ulaşılması için pozitif tedbirler alınması hem yasalara uy- gun hem de gereklidir.
Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi, 1988 yılında, yedinci oturu- munda, kadınların hukuksal eşitliğinin güvence altına alınması yönünde önemli bir ilerleme sağlanmış olduğunu, ancak fiili eşitliğinin teşvik edilmesi için daha ileri adım- ların atılması gerektiğini dile getirmiştir. Komite’nin bu oturumunda kabul edilen 5 No’lu Genel Tavsiye’de; Taraf Devletlerin, kadınların eğitim, ekonomi, siyaset ve is- tihdam alanlarıyla bütünleşmelerini geliştirmek amacıyla olumlu eylem, öncelik hak- kı ya da kota sistemleri gibi geçici özel tedbirlerden daha çok faydalanmaları tavsiye edilmektedir.
Bu özel tedbirler yalnızca, kadınların fiili eşitliğinin sağlanmasını hızlandırmak amacıyla kullanılabilir; bu tedbirler kadınlar ve erkekler için ayrı standartlar yaratma- malıdır. Diğer bir deyişle, bir özel tedbirin uygunluğu halihazırda ayrımcı uygulama- ların varlığıyla değerlendirilmelidir. Dolayısıyla, fırsat ve muamele eşitliği hedeflerine bir kez ulaşıldıktan sonra, bu özel tedbirlere daha fazla ihtiyaç kalmaz ve bunların uy- gulanmasına devam edilmemelidir.
Ne var ki, gerçek bir eşitlik sağlayabilmek için özel muamele uygulamak dışında bir çare bulunmayan istisnai durumlar her zaman olacaktır. Örneğin, çocukların kişi- sel ve toplumsal menfaati, annelerin sağlığına, gelirine ve kazançlarına devamlı suret- te önem verilmesini gerektirmektedir. Bu nedenledir ki, anneliğin korunması için özel tedbirler daima gerekli olacaktır ve asla sonlandırılmamalıdır.
Sosyal ve Kültürel Kalıpların Değiştirilmesi 5. Madde
Taraf Devletler aşağıdaki bütün uygun önlemleri alacaklardır:
a – Her iki cinsten birinin aşağılığı veya üstünlüğü fikrine veya kadın ile er- keğin kalıplaşmış rollerine dayalı ön yargıların, geleneksel ve diğer bütün uy- gulamaların ortadan kaldırılmasını sağlamak amacıyla kadın ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarını değiştirmek,
b – Anneliğin sosyal bir görev olarak anlaşılmasını ve çocukların yetiştiril- mesi ve gelişiminde kadın ve erkeğin ortak sorumluluğunun tanınmasını öngö- ren ve her halükârda çocukların menfaatlerini her şeyden önce gözeten anlayı- şa dayanan bir aile eğitimini sağlamak.
Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin önemi, eşitlik ve ayrımcılık yasağını konu edinen diğer sözleşmelere yeni maddi hükümler ekliyor oluşundan kaynaklanmaktadır. 5. madde, kadınların hukuksal eşitliğinin güvence al- tına alınmış ve fiili eşitliklerinin teşvik edilmesi için de özel tedbirlerin alınmış olması halinde dahi, kadınların gerçek eşitliğinin sağlanması için başka bir değişim aşaması- nın kat edilmesi gerektiğini öngörmektedir. Devletler, toplumsal cinsiyet rolüne daya- lı kalıpları devam ettiren sosyal, kültürel ve geleneksel modelleri ortadan kaldırmak ve toplumda, kadınların tüm haklarının gerçekleştirilmesini teşvik eden bir çerçeve ya- ratmak için çaba göstermelidirler.
Toplumsal cinsiyet rolüne dayalı kalıpların hakimiyeti en çok, kadınların evdeki geleneksel rollerinde göze çarpmaktadır. Kadınların çoğu okula gönderilmemektedir, çünkü onların rolü öncelikle ailenin bakımını sağlamak olarak görülmektedir. Daha- sı, bu rol genellikle önemsiz ve eğitim gerektirmeyen bir rol olarak görülmektedir. 5.
maddenin (b) fıkrası, Taraf Devletlerden, anneliğin toplumsal bir fonksiyon olarak önemli rolünün düzgün bir biçimde anlaşılmasını da içerecek bir eğitim sunmasını ta- lep etmektedir. Bundan başka, Devletlerden, çocuk yetiştirmeyi kadınlar ve erkekler tarafından paylaşılması gereken bir sorumluluk ve tek başına kadınlar tarafından üst- lenilmemesi gereken bir görev olarak kabul etmelerini de istemektedir. Bunu sağlamak için, anne-babalık görevlerinin paylaşılmasını mümkün kılacak sosyal altyapıların (örneğin, babalık izni sistemi) geliştirilmesi de gerekebilir.
Kadınların İstismar Edilmesini Engellemek 6. Madde
Taraf Devletler, kadın ticareti ve fahişeliğin istismarının her şekliyle önlen- mesi için yasama dahil gerekli bütün önlemleri alacaklardır.
6. madde, Devletleri, kadın ticareti ve kadınların fahişeleştirilerek istismar edilme- siyle mücadele etmek üzere tüm uygun tedbirleri almaya çağırmaktadır. Bu sorunları ele alırken, Devletlerin fahişeliğin kökenlerinde yatan koşulları (azgelişmişlik, yoksul- luk, uyuşturucu kullanımı, cehalet ve eğitim, öğretim ve istihdam fırsatlarından yok- sunluk) göz önünde bulundurması ve ona göre hareket etmesi önem taşımaktadır. Ta- raf Devletler ayrıca, rehabilitasyon, meslek eğitimi ve iş bulma programlarından ya- rarlanarak fırsatlar yaratmak suretiyle kadınlara alternatifler sunmalıdır.
Kadınların fahişeleştirilerek istismar edilmesine, kız çocukların fahişeleştirilmesine ve pornografiye (ki bunlar daima istismara yöneliktir) ve diğer kölelik benzeri uygula- malara göz yuman Devletler bu madde kapsamındaki yükümlülüklerini açıkça ihlal etmektedirler. Sorumluluklarını yeterli bir biçimde yerine getirmek için bu adaletsiz- liklere karşı yasalar çıkarmak yeterli değildir; Taraf Devletler, cezai yaptırımların tam ve etkili bir biçimde uygulanması için tedbirler alınmasını sağlamak zorundadırlar.
Ulusal Düzeyde Siyasal ve Kamusal Yaşamda Eşitlik 7. Madde
Taraf Devletler, ülkenin politika ve kamu hayatında, kadınlara karşı ayırı- mı önlemek için tüm tedbirleri alacaklar ve özellikle kadınlara erkeklerle eşit şartlarla aşağıdaki hakları sağlayacaklardır:
a – Bütün seçimlerde ve halk oylamalarında oy kullanmak ve halk tarafın- dan seçilen organlara seçilebilmek,
b – Hükümet politikasının hazırlanmasına ve uygulanmasına katılmak, ka- mu görevinde bulunabilmek ve hükümetin her kademesinde kamu görevleri ifa etmek,
c – Ülkenin kamu ve politik hayatı ile ilgili hükümet dışı kuruluşlara ve derneklere iştirak etmek.
7. madde, Taraf Devletlerin, kadınlar için siyasal ve kamusal yaşamda eşitlik ya- ratabilmek için iki aşamalı eylemde bulunmasını öngörmektedir. İlk olarak, Devletler Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 25. maddesi tarafından güvence altına alınan hakları genişletmeli ve kadınlara tüm seçimlerde ve halk oyla- malarında oy kullanma hakkı tanımalıdır. Gizli oy kullanma hakkı kadınlar açısından özel bir öneme sahiptir. Gizli oy kullanmasına izin verilmeyen kadınlar genellikle ko- calarıyla aynı yönde oy kullanma baskısı altında kalırlar ve bu nedenle kendi görüşle- rini ifade etmeleri engellenmiş olur.
İkinci olarak, 7. madde, oy kullanma hakkının kadınların siyasal sürece gerçekten ve etkili bir biçimde katılmalarını sağlamak için elzem olmakla birlikte tek başına ye- terli olmadığını kabul etmektedir. Bu nedenle bu hüküm, Devletlerin kadınlara kamu görevlisi olarak seçilme ve diğer devlet görevlerinde ve hükümet dışı örgütlerdeki po- zisyonlarda çalışma hakkı tanınmasını sağlamasını öngörmektedir. Bu yükümlülük- ler, kadınları kamu görevlisi aday listelerine ekleyerek, olumlu eylem ve kotalarla, be- lirli bazı pozisyonlar için toplumsal cinsiyet sınırlamalarını kaldırarak, kadınların teş- vik primlerini artırarak ve anlamlı (sadece sözde değil) siyasi liderlik rollerine daha çok sayıda kadının ilgisini çekmeyi başaracak hükümet programları geliştirerek yeri- ne getirilebilir.
Uluslararası Düzeyde Siyasal ve Kamusal Yaşamda Eşitlik 8. Madde
Taraf Devletler, kadınlara, erkeklerle eşit şartlarda ve hiçbir ayırım gözet- meksizin, hükümetlerini uluslararası düzeyde temsil etmek ve uluslararası ku- ruluşların faaliyetlerine katılmak fırsatını sağlamak için gerekli bütün tedbirle- ri alacaklardır.
Kadınların yaşamlarını doğrudan etkileyen kararların pek çoğu kendi ülkelerinde alınsa da, önemli siyasi, hukuki ve sosyal eğilimler uluslararası düzeyde şekillenmekte
ve desteklenmektedir. Bu nedenle, kadınların hükümet temsilcileri ve uluslararası ör- gütlerin çalışanları olarak uluslararası arenada yeterli bir biçimde temsil edilmeleri son derece önem taşımaktadır.
Kadınların uluslararası düzeyde eşit bir biçimde temsil edilmesi, hedeflenen nokta- dan hâlâ epey geridedir. Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi, 1988 yı- lında, yedinci oturumunda kabul edilen 8 No’lu Genel Tavsiye’de, Taraf Devletlerin Sözleşme’nin 8. maddesini hayata geçirirken, 4. madde tarafından öngörülen olumlu eylem ve pozitif ayrımcılık gibi geçici özel tedbirlerden yararlanmasını tavsiye etmek- tedir. Devletler ayrıca, kadınların yeterli ve eşit bir biçimde temsil edilmesini sağlamak için uluslararası örgütler üzerindeki nüfuzlarını da kullanmalıdırlar.
Vatandaşlık Yasalarında Eşitlik 9. Madde
1. Taraf Devletler, tâbiiyetin kazanılmasında, değiştirilmesinde veya mu- hafazasında kadınlara erkekler ile eşit haklar tanıyacaklar ve özellikle bir ya- bancıyla evlenmenin veya evlilik sırasında kocanın tâbiiyetini değiştirmesinin, kadının da otomatik olarak tâbiiyet değiştirmesine, tâbiiyetsiz kalmasına veya kocanın tâbiiyetini zorla almasına yol açmamasını temin edeceklerdir.
2. Taraf Devletler, çocukların tâbiiyeti konusunda kadınlara erkeklerle eşit haklar sağlayacaklardır.
9. madde kapsamında uyrukluk, vatandaşlık anlamına gelmektedir. Başta siyasal haklar olmak üzere, insan haklarının pek çoğu doğrudan vatandaşlıktan doğmaktadır.
9. maddede yer alan iki temel yükümlülük bulunmaktadır. Bunlardan ilki, Taraf Devletlerin, uyrukluğun kazanılması, değiştirilmesi ve sürdürülmesi konusunda ka- dınlara erkeklerle eşit haklar tanımasını öngörmektedir. Örneğin, pek çok ülke yaban- cılarla evlenen kadın vatandaşlarına karşı ayrımcılık yapmaktadır. Erkek vatandaşla- rın yabancı eşlerinin, kocalarının vatandaşlığını kazanmasına izin verilebilirken, ka- dın vatandaşların yabancı eşlerine aynı hak tanınmamaktadır. Dolayısıyla, yabancı- larla evlenen erkeklerin esas memleketlerinde kalmalarına imkân tanınırken, yabancı- larla evlenen kadınlar kocalarının memleketine taşınmak zorunda kalabilmektedirler.
Böylesi yasalar ayrımcı olarak nitelenecektir ve dolayısıyla değiştirilmelidir.
9. madde ikinci olarak, Taraf Devletlerin, çocukların vatandaşlığı konusunda ka- dınlara erkeklerle eşit haklar tanımasını öngörür. Pek çok ülkede, çocuklar otomatik olarak babalarının vatandaşlığını edinmektedir. Devletlerin, bu hükmü hayata geçirir- ken, vatandaşlığın kazanılması, değiştirilmesi ve sürdürülmesi ve eşe ya da çocuklara verilmesi konusunda kadınlarla erkeklere resmi olarak hukuksal eşitlik sağlaması ge- rekmektedir.
Eğitim Eşitliği 10. Madde
Taraf Devletler, özellikle aşağıdaki konularda kadın erkek eşitliği esasına dayanarak eğitimde erkeklerle eşit hakka sahip olmalarını sağlamak için ka- dınlara karşı ayırımı önleyen bütün uygun tedbirleri alacaklardır:
a – Meslek ve sanat yönlendirilmesinde kırsal ve kentsel alanlarda bütün dallardaki eğitim kurumlarına girişte ve diploma almada okul öncesi, genel, teknik, mesleki ve yüksek teknik eğitimde ve her çeşit mesleki eğitimde eşit şartların sağlanması,
b – Kadınların erkeklerle aynı ders programlarından yararlanmaları, aynı sınavlara katılmaları, aynı seviyedeki niteliklere sahip eğitim görevlilerine, okul bina ve malzemesine sahip olmaları,
c – Kadın ve erkeğin rolleriyle ilgili kalıplaşmış kavramların eğitimin her şeklinden ve kademesinden kaldırılması ve bu amaca ulaşılması için muhtelit eğitimin ve diğer eğitim şekillerinin teşvik edilmesi, özellikle ders kitaplarının ve okul programlarının yeniden gözden geçirilmesi ve eğitim metodlarının bu amaca göre düzenlenmesi,
d – Burs ve diğer eğitim yardımlarından faydalanmaları için kadınlara er- keklerle eşit fırsatların tanınması,
e – Özellikle kadın ve erkekler arasında mevcut eğitim açığını en kısa za- manda kapatmaya yönelik yetişkin ve görevsel okuma-yazma öğretim prog- ramları dahil, sürekli eğitim programlarına katılabilmeleri için erkeklerle eşit fırsatların verilmesi,
f – Kız öğrencilerin okuldan ayrılma nisbetlerinin düşürülmesi ve okuldan erken ayrılan kız ve kadınlar için eğitim programları düzenlenmesi,
g – Spor ve beden eğitimi faaliyetlerine faal olarak katılmaları için erkek- lerle eşit fırsatlar tanınması,
h – Kadınların ailelerin sağlık ve refahını sağlamaya yardım edecek, aile planlaması bilgisi dahil özel eğitici bilgiyi temin etmeleri.
10. madde, kadınların her alanda (işyerinde, aile içinde ve toplumun genelinde) yetki kazanmasının temelini eğitim eşitliğinin oluşturduğunu belirtmektedir. Cinsiyet- ler arasında eşitsizliği güçlendiren gelenek ve inançlara eğitim aracılığıyla karşı çıkıla- bilir; böylelikle bir nesilden diğerine aktarılan ayrımcılık mirasının kırılmasına yar- dımcı olunur.
Taraf Devletlerin 10. madde kapsamındaki yükümlülükleri üç kategoriye bölüne- rek açıklanabilir.
Birinci yükümlülük erişim eşitliğidir. Dünya üzerinde, kadınlara resmi olarak eğitim hakkı tanınmayan çok az ülke bulunmaktadır. Ne var ki, eğitimde gerçek eşitliğin sağlanabilmesi için kız öğrencilerin erkek öğrencilerle aynı müfredata ve di- ğer eğitim ve burs fırsatlarına erişmelerinin sağlanması için özel ve etkili güvencele- rin geliştirilmesi gerekmektedir. Pek çok ülkede, anne-babalar kızlarının ev dışında
bir kariyere sahip olmasını beklememektedir. Dolayısıyla kız çocuklar temel veya il- köğretimde verilen eğitimi tamamlamalarının ardından okulu bırakmaya teşvik edilmektedir. İlköğretim seviyesinde dahi, erkek öğrencilere kendileriyle aynı sınıfa giden kız arkadaşlarına oranla daha sıkı ve çaba isteyen bir müfredat öğretilebil- mektedir. Taraf Devletler eğitim sistemlerinde, kızlarla erkekler arasında farklı stan- dartlar ve fırsatların mevcudiyetine izin vermeyecek veya böyle standartlar ve fırsat- lar yaratmayacak şekilde değişiklik yapmalıdırlar. Bunun yanı sıra Devletler, gerek- li hallerde, kız öğrencileri eğitimlerini sürdürmeye ve anne-babalarını da buna izin vermeye teşvik edecek özel programlar hazırlamalıdırlar. Bu teşvik, üniversiteye, teknik okullara ve meslek okullarına giden kız öğrencilere yönelik burslar şeklinde uygulanabilir.
İkinci olarak, Taraf Devletler, eğitim sistemi içerisinde ve aracılığıyla toplumsal cinsiyet rolüne dayalı kalıpları ortadan kaldırmak yükümlülüğü altındadırlar. Okul- larda kullanılan ders kitapları genellikle, geleneksel, eşitsiz rol kalıplarını, özellikle de bu kalıpların iş, ev ve annelik-babalık sorumluluklarına yönelik olanlarını pekiştir- mektedir. Öğretmenler, kız öğrencileri matematik, fen, spor ve “erkeklere özgü” ad- dedilen diğer ders veya faaliyet alanlarından soğutarak bu tür toplumsal cinsiyete da- yalı rol kalıplarının sürmesini teşvik edebilmektedirler. Devletler, gerekli hallerde, toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılıkla mücadele edebilmek için ders kitaplarını göz- den geçirerek değiştirmeli ve öğretmenlere yönelik özel kurslar sunmalıdırlar.
Taraf Devletlerin bu konudaki üçüncü yükümlülüğü ise, erkeklerle kadınların eği- tim seviyeleri arasındaki mevcut farkın kapatılmasıdır. Devletler, kadınlara okula ge- ri dönme ya da özel eğitim kurslarına katılma fırsatı sunacak programlar hazırlamalı- dırlar. Bu şekilde, geçmişte eşit bir eğitimden faydalanamayan kadınlara “farkı kapat- ma” ve dolayısıyla işyerinde ve bir bütün olarak toplumda eşit bir rol oynama fırsatı sunulmuş olacaktır.
İstihdam ve Çalışma Haklarında Eşitlik 11. Madde
1. Taraf Devletler, istihdam alanında kadınlara karşı ayırımı önlemek ve kadın erkek eşitliği esasına dayanarak eşit haklar sağlamak için özellikle aşa- ğıda belirtilen konularda bütün uygun önlemleri alacaklardır:
a – Bütün insanların vazgeçilmez hakkı olan çalışma hakkı,
b – İstihdam konularında eşit seçim kıstasları uygulanması da dahil, erkek- lerle eşit istihdam imkânlarına sahip olma hakkı,
c – Serbest olarak meslek ve iş seçme hakkı, terfi, iş güvenliği, hizmetin tüm şartları ve avantajlarından faydalanma hakkı, çıraklık, ileri mesleki eğitim ve bilgi yenileme eğitimi dahil mesleki eğitim ve mükerrer eğitim görme hakkı,
d – Sosyal yardımlar dahil eşit ücret hakkı, eşdeğerdeki işde eşit muamele ve işin cinsinin değerlendirilmesinde eşit muamele görme hakkı,
e – Ücretli izinle birlikte, özellikle emeklilik, işsizlik, hastalık, sakatlık ve yaşlılık ve diğer çalışamama hallerinde sosyal güvenlik hakkı,
f – Emniyetli şartlar içinde çalışma hakkı ve sağlığın ve bu meyanda doğur- ganlığın korunması hakkı.
2. Evlilik ve analık sebebiyle kadınlara karşı olan ayırımı önlemek ve etkin çalışma hakkını sağlamak amacıyla, Taraf Devletler uygun önlemleri alacak- lardır.
a – Hamilelik ve analık izni sebebiyle veya evliliğe bağlı olarak işten çıkar- ma ayırımını yasaklamak, bu ayırımı yapanları cezalandırmak,
b – Önceki iş, kıdem ve sosyal haklar kaybedilmeksizin, ücretli olarak ana- lık izni veya benzeri sosyal içerikli tazminatlar vermek,
c – Özellikle çocuk bakımevleri ağının tesisi ve geliştirilmesi yoluyla anne ve babanın aile yükümlülüklerini, görev sorumlulukları ve kamu hayatına ka- tılma ile birleştirmeyi mümkün kılan destekleyici sosyal hizmetlerin sağlanma- sını teşvik etmek,
d – Hamilelik süresince zararlı olduğu kanıtlanan işlerde kadınlara özel koruma sağlamak.
3. Bu maddede yer alan konulara ilişkin koruyucu yasalar bilimsel ve tek- nik bilgi ışığı altında devrevi olarak yeniden gözden geçirilecek ve gerekirse ta- dil, ilga veya temdit edilecektir.
İş ve çalışma haklarında eşitlik, kadının insan hakları mücadelesinde uzun süredir önemli bir unsur olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, uluslararası düzeydeki müca- delenin büyük bir kısmı Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yürütülmekte- dir. 11. madde, ILO tarafından kadınlar için talep edilen hakların pek çoğunu getir- mekte ve sağlamlaştırmaktadır.
11. madde, temel insan haklarından biri olan çalışma hakkından kadınların da ya- rarlanacağını açıkça dile getirmektedir. Ardından ise, bu hakkın tam ve etkili bir bi- çimde hayata geçirilmesini sağlamak için Taraf Devletlerin üzerine düşen yükümlü- lüklere dair kapsamlı bir liste sunmaktadır.
İlk olarak, Taraf Devlet kadınlara erkeklerle aynı istihdam haklarının ve fırsatları- nın tanınmasını güvence altına almalıdır. Devletin ayrımcı işe alma uygulamalarını ya- saklaması yeterli değildir. Eşit istihdam fırsatları, örneğin, istihdam öncesi hazırlık es- nasında eğitim ve mesleki eğitim yoluyla fırsat eşitliği sağlanmasını gerektirir. İşe alın- ma sürecinde kadınlar erkeklerle aynı değerlendirme ölçütlerine tabi tutulmalıdırlar.
İkinci olarak, kadınlar mesleğini serbestçe seçme hakkına sahip olmalı ve otoma- tik olarak geleneksel “kadın işlerine” yönlendirilmemelidirler. Taraf Devletler bu yü- kümlülüğü yerine getirmek amacıyla, eğitim ve istihdam fırsatlarında kadınlara tam eşitlik sağlamalı ve toplumun tüm fertlerinin kadınların çok çeşitli kariyer türlerinde varlık göstermeleri yönünde bir anlayışa sahip olmasının ve bu yönde gayret göster- mesinin önünü açan sosyal ve kültürel ortamların yaratılması için çalışmalıdır.
Üçüncü olarak, işyerlerinde kadınlara eşit ücret hakkı verilmeli ve tüm sosyal hak- larda eşitlik sağlanmalıdır. Taraf Devletler kadınlar için eşit işe eşit ücret prensibinin yanı sıra, eşit değerde işe karşı eşit muamele görme ve işin niteliği değerlendirilirken eşit muamele görme haklarını da güvence altına almalıdır. Kadınlar ayrıca sosyal gü-
venlik korumasından da yararlanmalıdırlar. Emeklilik, işsizlik, hastalık ve yaşlılık maaşlarının yanı sıra, ücretli izin için de gerekli hukuksal düzenlemeler getirilmelidir.
Dördüncü olarak, işyerlerinde kadınlar medeni hallerine ya da anne olup olmama- larına dayalı olarak kendilerine yöneltilecek ayrımcılıktan korunmalıdırlar. Bu fıkra- nın ifade ediliş biçimi oldukça nettir. Taraf Devletler, işverenlerin kadın çalışanlarını işe alırken veya işten çıkarırken hamilelik durumunu ya da medeni hallerini bir ölçüt olarak kullanmalarını yasaklamalıdır. Devletler ayrıca, ebeveynlerin işten doğan so- rumlulukları ile ailevi yükümlülüklerini bir arada yürütmelerine olanak sağlamak için onlara ücretli doğum izni, çocuk bakımı yardımı ve hamilelik sırasında özel sağlık ko- ruması sunmak suretiyle birtakım tedbirler almakla da yükümlüdür.
Son olarak, istihdam alanında gerçek eşitlik, kadınları işyerinde her türlü şiddetten koruyacak tedbirlerin uygulanmasını gerektirmektedir. İşyerlerinde kadınlara karşı uy- gulanan en yaygın şiddet biçimlerinden biri, kadınlara erkek meslektaşları tarafından cinsel tacizde bulunulmasıdır. Kadınlara, eşit meslektaşlar olarak muamele göstermek yerine genellikle cinsel objeler olarak yaklaşılmaktadır. Bu yaygın soruna çözüm ola- rak, Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi, 1989 yılında, sekizinci oturu- munda kabul edilen 12 No’lu Genel Tavsiye’de Taraf Devletlerden, Komite’ye sunduk- ları raporlarına işyerinde cinsel tacize karşı mevzuata ilişkin bilgileri de ilave etmeleri- ni talep etmiştir. Komite 1992 yılında, Taraf Devletlere, kadınları işyerinde cinsel taciz ve tecavüzü de içeren tüm şiddet biçimlerinden korumak için, cezai yaptırımlar, hukuk yolları ve tazminat hükümleri de dahil olmak üzere etkili hukuksal tedbirler almaları- nı tavsiye etmiştir [19 No’lu Genel Tavsiye (on birinci oturum), para. 24/t(i)].
11. maddede yer alan eşitlik güvencesi ve ayrımcılık yasağının yalnızca kayıtlı is- tihdam alanında çalışan kadınlara uygulanabilir olduğunu belirtmekte fayda bulun- maktadır. Zira bu durum, evde, tarlada veya işyeri olarak tanınmayan başka bir yer- de çalışan ve hakları koruma altına girmeyen çok sayıda kadını savunmasız bırakmak- tadır (bkz. ayrıca “Kırsal alanda yaşayan kadınlar”).
Sağlık Hizmetlerine Erişimde Eşitlik 12. Madde
1. Taraf Devletler, aile planlaması dahil sağlık bakım hizmetlerinden kadın ve erkeğin eşit olarak yararlanması için, sağlık bakımında kadınlara karşı ayı- rımı ortadan kaldıran bütün önlemleri alacaklardır.
2. Bu maddenin 1. paragrafında öngörülen hükümler saklı kalmak kaydıy- la Taraf Devletler kadına hamilelik, lohusalık ve doğum sonrası dönemde ge- rekli hizmetleri sağlayacaklar, hamilelik ve emzirme sırasında yeterli beslenme ile birlikte, gerektiğinde bedava hizmet vereceklerdir.
Sağlık hizmetine erişim, dünyanın pek çok yerinde kadınları, erkekleri ve çocukla- rı etkileyen bir sorundur. Ancak, 12. madde tarafından da öngörülmüş olduğu üzere, eşitsiz konumları ve özel hassasiyetleri nedeniyle bilhassa kadınlar yeterli sağlık bakı- mı alma konusunda muazzam engellerle karşılaşmaktadırlar.
12. maddenin 1. fıkrası, Taraf Devletlerin sağlık bakım hizmetlerine erişim konu- sunda kadın erkek eşitliğini sağlamasını gerektirmektedir. Bu yükümlülük, kadınların mevcut sağlık bakım hizmetlerinden tam olarak yararlanabilmelerinin önüne geçen ve- ya bunu zorlaştıran hukuksal ve sosyal engellerin ortadan kaldırılmasını öngörmekte- dir. Yoksulluk, okuma yazma bilmemek veya fiziksel izolasyon nedeniyle erişimleri en- gellenen kadınlar da dahil olmak üzere tüm kadınların sağlık bakım hizmetlerine eriş- mesini sağlayacak adımlar atılmalıdır (bkz. ayrıca “Kırsal alanda yaşayan kadınlar”).
Henüz evrensel olarak kabul edilmiş değilse de, kadının kendi doğurganlığını kon- trol edebilmesi, sağlık hakkı da dahil olmak üzere sahip olduğu bütün insan haklarını tümüyle kullanabilmesi için temel bir nitelik arz etmektedir. 12. madde, bu gerçeğin far- kında olarak, aile planlaması konusuna özel atıfta bulunmaktadır. Kendi aile planlama- larını yaparken hem kadın hem de erkek iradi bir seçim hakkına sahip olmalıdır ve Dev- letler buna göre, tıbbi açıdan onaylanmış ve uygun görülmüş aile planlaması yöntemle- ri hakkında bilgi ve eğitim sunmalıdırlar. Kadınların aile planlamasına ya da başka bir sağlık hizmetine erişimini kısıtlayan her türlü yasa (örneğin; tedavi olmanın ya da bilgi edinmenin önkoşulu olarak önceden kocasından veya yakın bir akrabasından izin alın- ması gereği) bu maddeye aykırı olacaktır ve bu yüzden değiştirilmesi gerekmektedir.
Tıbbi tedavi veya aile planlaması hizmetlerinin sunulması için eşin iznini gerektiren ya- saların daha önce mevcut olduğu, ancak sonradan değiştirildiği ülkelerde Taraf Devlet- ler sağlık çalışanlarının yanı sıra toplumun da böyle bir iznin artık gerekmediği ve bu uy- gulamanın kadın haklarına aykırı olduğu yönünde bilgilendirilmelerini sağlamalıdır.
12. maddenin 2. fıkrası kadınların hamilelik süresince ve doğum sonrası dönemde ekstra bakıma ihtiyacı olduğunu kabul etmektedir. Taraf Devletler kadınların bu dö- nemlerde sağlık bakımını hem sağlayan hem de alan kişiler olarak ihtiyaçlarını tespit etmeli ve hamilelik sırasında ve sonrasında yeterli beslenme koşulları da dahil olmak üzere, yeterli sağlık bakımı olanaklarına ve kaynaklarına erişimlerini sağlamalıdır.
Her yıl en az yarım milyon kadının hamileliğe ve doğuma bağlı sebeplerden öldü- ğü, bu ölümlerin büyük bir kısmının gelişmekte olan Asya ve Afrika ülkelerinde mey- dana geldiği tahmin edilmektedir. 12. madde hükümlerinin uygulanması, yüksek an- ne ölüm oranlarını azaltmak için atılması gereken zorunlu ilk adımdır.
Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi, 12. maddenin kapsamı ve uy- gulanışını incelerken, ulusal AIDS stratejilerinde kadınlara yönelik ayrımcılığın sona erdirilmesi konusuna özel önem atfetmektedir. Komite tarafından, 1990 yılında, do- kuzuncu oturumunda kabul edilen 15 No’lu Genel Tavsiye’de Taraf Devletlerin, HIV virüsünün bulaşmasının önlenmesi ile ilgili olarak kadınların bakım uzmanı, sağlık ça- lışanı ve eğitmen olarak üstlendiği rollerin güçlendirilmesini ve bazı toplumlarda ka- dınların sahip olduğu ve onları HIV virüsünün bulaşmasına karşı daha savunmasız kı- lan ikincil konumlarına özel hassasiyetle eğilmelerini talep etmektedir.
Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi, Ayrımcılığın Önlenmesi ve Azınlıkların Korunması Alt Komisyonu ile birlikte, kadının sağlığına zarar veren gele- neksel uygulamalar konusuna özel önem atfetmektedir. Bu uygulamalar, kadın sünne- ti, tehlike içeren doğum uygulamaları ve erkek çocukların tercih edilmesi gibi konula- rı içermektedir, ancak bunlarla sınırlı değildir. Komite, 14 No’lu Genel Tavsiye’de
(dokuzuncu oturum, 1990) Taraf Devletlerden kadın sünneti uygulamalarının kökü- nü kazımak için uygun tedbirleri almalarını istemiştir. Bu tedbirler, uygun eğitim ve öğretim programları ve seminerlerin sunulması, kamu sağlığı merkezlerinde kadın sünneti uygulamalarını tamamen ortadan kaldırmayı hedefleyen ulusal sağlık politi- kalarının geliştirilmesi ve bu hedeflere yönelik olarak çalışan ulusal örgütlere destek sağlanmasını içerebilir.
Mali Durum ve Sosyal Güvenlik 13. Madde
Taraf Devletler kadınlara karşı ekonomik ve sosyal hayatın diğer dalların- da erkeklerle kadınların eşit olarak haklardan yararlanabilmelerini sağlayarak kadınlara karşı ayırımcılığın önlenmesi için gerekli tedbirleri ve özellikle aşağı- daki tedbirleri alacaklardır:
a – Aile zammı hakkı,
b – Banka kredisi, ipotek ve diğer mali krediler elde etme hakları, c – Eğlence, spor ve kültürel hayatın bütün veçhesine katılma hakları.
13. madde, Taraf Devletler kadınların ekonomik özgürlüğünü güvence altına al- madığı müddetçe, kadınların, ailenin reisliğini yapamayacak, kendi evlerine sahip ola- mayacak ve kendilerine iş kuramayacak olmaları nedeniyle erkeklerle gerçek bir eşit- liğe kavuşamayacaklarını ifade etmektedir. Özel şirketlerin pek çoğu, kadın çalışanla- rına erkek çalışanlarla eşit aile yardımı ve sigorta koşulları sunmayarak ayrımcılık yapmaktadır; aynı şekilde, finans ve kredi kurumları da genellikle kadınlara daha yüksek standartlar uygulamakta ve kadınların kredi alabilmesi için daha yüksek prim- ler ve depozitolar talep etmektedir. Sosyal güvenliğe ilişkin hükümler de bir erkeğe ba- ğımlı olduğunu varsayarak bekâr annelere karşı ayrımcılık yapabilmektedir. Devlet- ler, kredilere erişimde ve aile yardımları konusunda kadınlara erkeklerle eşit erişim imkânları sağlanması için adımlar atmalıdır.
Spor, eğlence ve diğer kültürel faaliyetlere eşit katılma hakları gerçek bir erişim eşitliğinin varlığını gerektirmektedir. Devletler, bu eşitliğin sağlanabilmesi için, kadın- ların bu alanlardaki tam katılımını önleyen tüm yasal ve sosyal engellerin kaldırılma- sını ve para yardımı, bağış ve diğer destek türlerinin fırsat eşitliği prensibi temel alına- rak uygulanmasını temin etmekle yükümlüdür.
Kırsal Alanda Yaşayan Kadınlar 14. Madde
1. Taraf Devletler, kırsal kesim kadınlarının, karşılaştıkları özel sorunları ve ekonominin parasal olmayan sektöründeki çalışmaları dahil ailelerinin eko- nomik bakımdan ayakta kalması için oynadıkları belirgin rolü göz önünde tu- tacak ve işbu Sözleşme hükümlerinin kırsal kesimdeki kadınlara uygulanması- nı sağlamak için gerekli bütün tedbirleri alacaklardır.
2. Taraf Devletler, kadın ve erkeklerin eşitliği prensibine dayanarak, kırsal kalkınmaya katılmalarını ve bundan yararlanmalarını sağlamak için, kırsal kesimdeki kadınlara karşı ayırımı ortadan kaldıran tüm uygun tedbirleri ala- caklar ve özellikle kırsal kesim kadınlarına aşağıdaki hakları sağlayacaklardır:
a – Her seviyedeki kalkınma planlarının müzakere ve uygulanmasına katıl- mak,
b – Aile planlaması konusunda bilgi, danışma ve hizmetler de dahil olmak üzere yeterli sağlık hizmetlerinden faydalanmak,
c – Sosyal güvenlik programlarından doğrudan yararlanmak,
d – Teknik kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla tüm toplumsal ve yaygın hizmetler ile birlikte görevsel okuryazarlık dahil resmi ve gayri resmi eğitim ve öğretimin her türünden yararlanmak,
e – Ekonomik fırsatlardan kendi işinde çalışma veya tam istihdam yoluyla eşit olarak yararlanmak amacıyla kendi kendine yardım grupları ve koopera- tifler oluşturmak,
f – Bütün toplumsal faaliyetlere katılmak,
g – Toprak ve tarım reformunda ve bunun yanı sıra yeniden iskân projele- rinde eşit muamele ve tarımsal kredi ve borçlanma, pazarlama kolaylıkları ile uygun teknolojiden yararlanmak,
h – Özellikle konut, sağlık, elektrik ve su temini, ulaştırma ve haberleşme konularında yeterli yaşam standartlarından yararlanma haklarını sağlamak.
Dünyanın pek çok bölgesinde, kırsal alanda yaşayan kadınlar iş yükünün çok bü- yük bir kısmını üstlenmektedirler. Üstelik, bu kadınlar emekleri için genellikle ya hiç- bir karşılık almamakta ya da çok az bir karşılık almaktadırlar; emeklerinin meyvele- rini toplamalarına veya gelişme sürecinin faydalarını paylaşmalarına da imkân tanın- mamaktadır. Tüm bunların yanı sıra, bu kadın işçilerin pek çoğu, “görünmez” ve hakkı teslim edilmeyen bir konumda kaldıklarından, kayıtlı alanda istihdam edilenle- rin sahip olduğu korumalara ve hak ve menfaatlere de sahip değillerdir.
14. madde, kırsal alanda yaşayan kadınların, Taraf Devletler tarafından özen ve önem gösterilmesini gerektiren kendilerine özgü sorunlara sahip bir grup olduğunu kabul etmektedir. Ayrıca Taraf Devletler, Sözleşme’nin kapsamını kırsal alanda yaşa- yan kadınları da kapsayacak şekilde genişleterek, kırsal alandaki kadınların yaptığı iş- lerin ve ailelerine ve ülkelerinin ekonomisine yaptıkları katkıların önemini açıkça ka- bul etmektedirler. Gelişim konusuna yapılan bu vurgu, insan hakları sözleşmeleri açı- sından emsalsiz bir örneği teşkil etmektedir ve eşitliği sağlamak ile kadınları gelişim sürecine katmak arasındaki esaslı bağlantının açık bir tespitini oluşturmaktadır.
14. madde, Taraf Devletlerden, kırsal alanda yaşayan kadınlara karşı ayrımcılığı ortadan kaldırmalarını; bu kadınların elverişli yaşam koşullarına sahip olma hakları- nı uygulamalarını ve bu kadınlara kırsal gelişime katılma ve bu gelişimin faydaların- dan yararlanma konularında erkeklerle eşit hakların sağlanması için özel tedbirler al- malarını talep etmektedir. Bu hedeflere ulaşmak için alınacak özel tedbirler arasında şunlar yer alabilir: kadınların, özellikle de kırsal alandaki kadınların, kendilerine da-
ha iyi bir ortam yaratmak için çalışabilmeleri amacıyla kalkınma planlamalarının ha- zırlanması ve uygulanmasına katılımlarının sağlanması; kendi kendine yardım grupla- rının ve kooperatiflerin kurulmasının teşvik edilmesi ve bu yönde destek sağlanması ve kırsal alandaki kadınların, kendi yaşamları üzerinde ekonomik ve sosyal anlamda daha çok kontrole sahip olmaları amacıyla, yeterli sağlık bakımı, aile planlaması hiz- metleri ve sosyal güvenlik programlarına erişimlerinin sağlanması. Devletler ayrıca, kırsal alanda yaşayan kadınlara, tarımsal kredi ve pazarlama kolaylıklarının yanı sı- ra, eğitim ve öğretim programlarına da eşit erişimlerini sağlamak suretiyle, geleneksel rollerini kırmaları ve farklı yaşam biçimlerini tercih etmeleri için fırsat tanımalıdır.
Hukuki Meselelerde Eşitlik 15. Madde
1. Taraf Devletler kadınlara, kanun önünde erkeklerle eşit haklar tanıya- caklardır.
2. Taraf Devletler medeni haklar bakımından kadınlara erkeklerinkine benzer hukuki ehliyet ve bu ehliyeti kullanmak için eşit fırsatlar tanıyacaklar- dır. Özellikle, kadınlara akit yapmada ve mülk idaresinde eşit haklar verecek- ler ve Mahkemelerde davaların her safhasında eşit muamele edeceklerdir.
3. Taraf Devletler, kadınların hukuki ehliyetlerini kısıtlamaya yönelik hu- kuki sonuç doğuran her çeşit sözleşmenin ve sair özel muamelelerin tamamı- nın geçersiz olduğunu kabul ederler.
4. Taraf Devletler, kadın ve erkeğe hukuki olarak ikametgâh seçme ve nak- letmede eşit yasal hak tanıyacaklardır.
15. madde, kadınların erkeklerle hukuk önünde eşit olduğunu teyit eder ve buna ilaveten Taraf Devletlerden, kadınların geleneksel olarak ayrımcılığa uğradığı medeni hukuk alanlarında erkeklerle eşit haklara sahip olmalarını güvence altına almalarını ta- lep etmektedir. Örneğin, pek çok ülkede kadınlar erkeklerle eşit mülkiyet haklarına sa- hip değildir: geleneksel mülkiyet yasaları genellikle yalnızca erkek çocuklara aile top- raklarını miras edinebilme hakkı tanımak ve evliliğin gerçekleşmesinin ardından kadı- nın tüm mülkleri üzerinde kocasına otomatik olarak iyelik sağlamak suretiyle kadına yönelik ayrımcılık yapmaktadır. Benzer biçimde, bazı ülkelerdeki yasal mevzuat aile mülklerinin idaresinin ailenin erkek reisi tarafından üstlenileceği kuralını getirerek ka- dınları bu haktan mahrum bırakmaktadır. Birçok hukuk sistemi kadınların kendi baş- larına sözleşme imzalamalarına imkân tanımamakta, kadının kendi mülkü veya kazan- cıyla ilgili hallerde dahi, bir sözleşmenin hukuken bağlayıcı addedilebilmesi için kadı- nın kocasının imzasını şart koşmaktadır. 15. madde, kadınlara medeni hukuk alanla- rında tam eşitlik sağlanması için Taraf Devletlerin pozitif adımlar atmasını öngörmek- tedir. Bu hükme binaen Devletler, kadınların hukuki ehliyetini kısıtlayan her türlü ya- sayı veya hukuksal belgeyi yürürlükten kaldırmak veya değiştirmekle yükümlüdür.
15. maddenin 4. fıkrası, kişilerin seyahat hakkı ve yerleşme ve konutu seçme öz- gürlüğü ile ilgili yasalarda eşitlik sağlanmasını gerektirmektedir. Kadının konutunu
kocasına bağımlı kılan yasalar, tıpkı kadının (evli kadınlar da dahil olmak üzere) ne- rede yaşayacağını seçme hakkını kısıtlayan yasalar gibi, bu hüküm kapsamında ay- rımcı olarak nitelenecektir.
Aile Hukukunda Eşitlik 16. Madde
1. Taraf Devletler kadınlara karşı evlilik ve aile ilişkileri konusunda ayırı- mı önlemek için gerekli bütün önlemleri alacaklar ve özellikle kadın erkek eşit- liği ilkesine dayanarak kadınlara aşağıdaki hakları sağlıyacaklardır [sağlaya- caklardır]:
a – Evlenmede erkeklerle eşit hak,
b – Özgür olarak eş seçme ve serbest ve tam rıza ile evlenme hakkı, c – Evlilik süresince ve evliliğin son bulmasında aynı hak ve sorumluluklar, d – Medeni durumlarına bakılmaksızın, çocuklarla ilgili konularda ana ve babanın eşit hak ve sorumlulukları tanınacak, ancak her hâl ve kârda çocuk- ların menfaatleri en ön planda gözetilecektir.
e – Çocuk sayısına ve çocukların ne zaman dünyaya geleceklerine serbest- çe ve sorumlulukla karar vermede ve bu hakları kullanabilmeleri için bilgi, eği- tim ve diğer vasıtalardan yararlanmada eşit haklar,
f – Her hâl ve kârda çocukların çıkarı en üst düzeyde tutularak ulusal ya- salarda mevcut veli, vasi, kayyum olma ve evlât edinme veya benzeri müesse- selerde eşit hak ve sorumluluklar,
g – Aile adı, meslek ve iş seçimi dahil karı ve koca için eşit kişisel haklar, h – Ücret karşılığı olmaksızın veya bir bedel mukabilinde malın mülkiyeti, iktisabı, işletmesi, idaresi, yararlanılması ve elden çıkarılmasında eşlere de eşit haklar.
2. Çocuğun erken yaşta nişanlanması veya evlenmesinin hiçbir kanuni etki- si olmayacak ve evlenme asgari yaşının belirlenmesi ve evlenmelerin resmi sici- le kay dının mecburi olması için yasama dahil gerekli tüm önlemler alınacaktır.
16. madde, aile hukuku alanındaki ayrımcılığı da içerecek şekilde, özel alanda ka- dına yönelik ayrımcılık meselesini ele almaktadır. Kadınlara yönelik ayrımcılığın ol- dukça büyük bir kısmı kendi evlerinde eşleri, aileleri ve içinde yaşadıkları topluluk ta- rafından uygulanmaktadır. Bazı toplumlarda, genç kadın ve kız çocukları görücü usu- lü evliliğe zorlanmaktadırlar. Dünyanın birçok bölgesinde, evli kadınlara, kaç çocuk yapacaklarına, bu çocukların nasıl büyütüleceğine ve kendilerinin bir işte çalışıp çalış- mayacaklarına ve eğer çalışacaklarsa, bunun zamanına karar verme sürecine eşit oranda katılım hakkı tanınmamaktadır. Kadınların aile yaşamında daha çok söz hak- kına sahip olduğu ülkelerde dahi, kadına ev hanımı ve yuvayı yapan kişi olarak biçi- len “uygun” role ilişkin yerleşik kalıplar, kadınları evin dışında bir kariyer edinmek- ten ya da eşleriyle birlikte önemli karar alma süreçlerine dahil olmaktan alıkoyabil- mektedir.
Bu ayrımcılık alanı genellikle, uzun süreden beri yerleşik kültürel ve dinsel uygu- lamalara dayanmaktadır; bu yüzdendir ki, içine nüfuz etmenin en zor olduğu ve deği- şime en çok direnen alanlardan biridir. Ancak, Sözleşme’nin mimarları, kadınların tam eşitliğe ulaşabilmesi için bu alanda değişim yaşanmasının hayati bir öneme sahip olduğu görüşünü paylaşmışlardır. Taraf Devletler bu değişimi gerçekleştirebilmek için öncelikle, kadına yönelik ayrımcılık yaratan evlilik ve aile ile ilgili mevcut yasaları ve diğer hukuksal metinleri yürürlükten kaldırmak veya değiştirmek için tüm uygun adımları atmalıdır. Bu yasalara örnek olarak, kadınlara boşanma ve yeniden evlenme konularında erkeklerle eşit yasal hakları tanımayan; kadınlara tam mülkiyet hakları- nı vermeyen ve kadınlara, ister evlilik sırasında ister boşanma sonrasında olsun, ço- cukların bakımı ve velayetine ilişkin olarak eşit haklar sağlamayan yasalar gösterilebi- lir. Taraf Devletler, ikinci olarak, kadınların erkeklerle aynı hakları –serbest iradeleri ile evlenme ve eş seçme haklarını da içerecek şekilde– kullanabilmesini güvence altına almak amacıyla etkin bir biçimde adımlar atmalıdır. Kadının ne zaman ve kiminle ev- lenmesi gerektiğini seçme özgürlüğünü sağlamak için, yasalar tarafından bir asgari ev- lenme yaşı güvence altına alınmalıdır.
Her ne kadar 16. maddede aile içi şiddet kavramına özel olarak atıfta bulunulmuş değilse de, Kadınlara Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi aile içindeki şiddet ve is- tismar olgusunun Taraf Devletler tarafından ele alınması gereken bir insan hakları meselesi olduğunu açıkça dile getirmiştir.