• Sonuç bulunamadı

Kadınların Gözünden Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "Kadınların Gözünden Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet"

Copied!
10
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

Kadınların Gözünden Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet

Prof. Dr. Dolunay Şenol

1

, Aybike Dinç

2

Özet

Her toplumun oluşturmuş olduğu toplumsal cinsiyet rolleri, toplumların işleyişinde önemli roller oynayabildiği gibi bazı toplumlarda eşitsizliğin kaynağını da oluşturabilmektedirler. Toplumsal cinsiyet rolleri, bireylerin içinde bulundukları toplumlarda nasıl davranacaklarını hangi sorumlulukları yükleneceklerini belirlemektedir. Toplumlar, bu kuralları sosyalizasyon sürecinde bireylerine öğreterek, toplumların var olan işleyişlerinde çok önemli değişimler yapmadan, devamlılıklarını sağlamakta oldukları için, toplumsal cinsiyet rollerinde değişim ve dönüşümü onaylamamaktadırlar. Toplumsal cinsiyet rolleri bir yandan toplumların işleyişinde ve devamlılığında önemli fonksiyonlar ortaya koyarken diğer taraftan toplumlarda var olan eşitsizliklerin sürmesinde etkili olmaktadırlar. Toplumsal yapılanmaların şekline göre bir grup diğer grup üzerinde hakimiyet sağlayarak mağduriyetlere sebep olabilmektedir. Aile gibi toplumun en temel kurumunda, aile bireyleri arasında yaşanabilecek eşitsizlik, güç ve iktidar ilişkisini olumsuz yönde etkileyerek sadece aile ve fertlerini değil aynı zamanda tüm toplumu olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bu çalışmada ataerkil yapılanmanın hakim olduğu toplumumuzda, kadınların aile içinde yaşanılan şiddet ile ilgili algılamalarının ne olduğu ile ilgili fikir vermesi açısından, internet üzerinden rastgele örneklem yöntemi ile uygulanılan anket verileri paylaşılacaktır. Şiddet, her yaşta ve her seviyede istenmeyen bir eylem olarak kabul edildiği için, internet üzerinden yapılan anket verilerinin, uygulayan ve uygulanılan grubu yüz yüze gelmiyor olmasından dolayı, daha samimi verilere ulaşılmasında etkili olacağı düşünülmektedir. Buradan elde edilen verilerin kadınların gözünden aile içi şiddetin ne olduğu, kadınların kimler tarafından ve şiddetin hangi şekline maruz kaldıkları ile ilgili fikir vermesi beklenmektedir. Böylece elde edilen veriler ışığında, toplumlar ve gelecekleri ile ilgili çok önemli bir tehdit unsuru olan aile içi şiddete, kadınların bakış açısı ile farklı bir yaklaşımın dolayısı ile de farklı çözüm önerilerinin sunulması umulmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Toplumsal cinsiyet, aile, aile içi şiddet, kadına yönelik aile içi şiddet Abstract

Gender roles created by every society can play an important role in the functioning of societies as well as the source of inequality in some societies.Gender roles determine how individuals behave in their communities and what responsibilities they assume.Societies do not approve the changes and transformations in gender roles because they provide these continuities without making very important changes in the existing functioning of societies by teaching these rules to individuals in the process of socialization.While gender roles play important functions in the functioning and continuity of societies, they also affect the continuation of inequalities in societies.According to the form of social structures, one group can lead to victimization by dominating the other group.Like the family in the most basic institution of society,inequality between family members affects not only the family and its members but also the whole society by adversely affecting the relationship between power and domination. In this study, in order to give an idea about women's perceptions of violence experienced in the family in our patriarchal society, the survey data will be shared via random sampling method.Since violence is considered an unwanted act at all ages and at all levels, it is thought that the survey data conducted on the internet will provide more intimate data because of the surveyors and participants does not come face to face.The data obtained from this study is expected to give an idea about what is domestic violence, women are exposed violence by whom and and the form of violencefrom the the perspective of women.In the light of the data thus obtained, it is

1Kırıkkale Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü dolunay_senol@yahoo.com

2Kırıkkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyoloji Bölümü aybikedinc@gmail.com

(2)

hoped that a different approach to domestic violence, which is a very important threat to societies and their future, and thus different solutions will be presented from the perspective of women.

Keywords: Gender, family, domestic violence, domestic violence against women.

1. Giriş

Üstünlük kurmuş olan grubun diğer gruba uygulamış olduğu kuvvet şiddet olarak kabul edildiğinde ataerkil yapılanmalarda erkeklerin kadınlara uygulamış oldukları baskı, fiziksel şiddet, taciz, tecavüz ve cinayet gibi her türlü şiddet eyleminin en sık aile içinde, aile bireyleri arasında gerçekleşmiş olduğu dikkati çekmektedir (Şenol ve Yıldız, 2009, s.428). Kadını inciten, fiziksel, cinsel, ruhsal hasarlar almasına sebep olan, kamusal ya da özel yaşamında baskı uygulamak sureti ile özgürlüğünü keyfi olarak kısıtlayan her türlü cinsiyete dayanan ayrımcılık kökenli eylem kadına yönelik şiddet olarak tanımlanmaktadır (Subaşı ve Akın, 2003, s.234). Şiddetin uygulanmasında fiziki olarak yakınlık kadar güç ve iktidar ilişkileri de etkili olduğu için şiddetin en fazla aile içinde yaşanıyor olduğu araştırma bulguları ile de ortaya konulmuş bulunmaktadır.

Kadına yönelik şiddetin kadının doğumu ile başlayıp ölünceye kadar farklı şekillerde sürdüğübilinmektedir. Kadına yönelik şiddet baba, ağabey, eş ve oğul tarafından sürdürülebilir bir davranış şekline dönüşebildiği gibi bu şiddetin kadının çalışma hayatına girmesi ile azalmadığı hatta erkeğin sarsılan otoritesini kadına kabul ettirebilmek için daha fazla artış gösterdiği de kabul edilmektedir (TC Başbakanlık, 1995, s.8). Kocacık(2004, s.47), yaptığı araştırma sonuçlarına dayanarak kadınlara karşı aile içi şiddetin devam ettiğini, ancak farkındalık seviyesi arttığı halde kadınlar tarafından maruz kaldıkları aile içi şiddeti saklama eğiliminin sürdüğünü belirtmektedir.

1.1. Aile içi şiddet

Aile tüm toplumlarda olmasına ve toplumların devamlılığını sağlamada önemli bir etken olmasına rağmen zaman zaman istenmeyen şartların yaşanmasında ve bu istenmeyen davranış şekillerinin bireylere öğretilmesinde de etken olabilen bir kurumdur.Şiddet öğrenilmiş bir davranış şekli olup en fazla ve kolay öğrenildiği yer de ailedir. Yakın çevresinde, aile içinde, kitle iletişim araçlarında şiddet eylemlerini gören birey bu eylemleri ve uygulanmalarını kabullenmekte, meşrulaştırmakta, uygun ortamlar oluştuğunda da uygulamaya koymaktadır. Böylece şiddet toplum tarafından reddedilen değil, eylemlerin oluşmasına uygun zeminler hazırlayan bir unsura dönüşebilmektedir (Moses, 2014, s.391). Zaman içinde şiddet reddedilen değil, şu anda pek çok toplumda görüldüğü gibi bir disiplin yöntemine dönüşebilmekte ve şiddetin önlenmesinin önündeki ciddi bir engeli oluşturabilmektedir.

Aile içinde öğrenilen şiddet sadece aile içinde kalmamakta zaman içinde toplumun diğer kesimlerine de yansıdığı için toplum için de önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Aile içinde bireylerin birbirlerine uygulamış oldukları şiddet en genel ifade ile aile içi şiddet olarak tanımlanmaktadır.Aile bireylerinden birisinin bir diğerine veya diğerlerine fiziksel zarar verme, küçümseme, ihmal ve önemsememe gibi eylemlerin en basit şeklinden ölüme kadar uzanabilen sonuçları (Yıldırım, 1998, s.26) aile içi şiddet olarak tanımlanırken Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin 3. Maddesi, aile içi şiddeti,

“Eylemi gerçekleştiren, mağdurla aynı ikametgâhı paylaşmakta olsun veya olmasın veya daha önce paylaşmış olsun veya olmasın, aile içinde veya aile biriminde veya mevcut veya daha önceki eşler veya birlikte yaşayan bireyler arasında meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemleri” olarak tanımlayarak aile içi şiddetin sınırlarını daha da genişletmiştir.

(https://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/tr/content/30-avrupa-konseyi-sozlesmeler/ Erişim Tarihi:

04.11.2019).

1.2.Kadına Yönelik Şiddet Türleri

Kadına yönelik şiddet aile içi şiddetin bir çeşidi olup diğer sosyal olaylar gibi farklı boyutları olan şiddet türüdür. Kadına yönelik şiddet toplumsal bir sorun olduğu kadar aynı zamanda da insan hakkı ihlali olarak kabul edilmektedir. Kadınların yaşama, beslenme, sağlık, eğitim, gelişim, sosyo- kültürel ve ekonomik hayata katılımının önündeki engel (Akkaş ve Uyanık, 2016,s.36) ve cinsiyet temelli ayrımcılığın kaynağını oluşturmaktadır. Kadına yönelik bu ayrımcılığa toplumun gerektiği

(3)

şekilde tepki göstermiyor olması, ataerkil yapılanma dolayısı ile toplumsal değerlerin cinsler arasındaki ayrımcılığı desteklediğini de ortaya koymaktadır.

Ataerkil yapılanmanın erkekler lehine gerçekleştirmiş olduğu toplumsal yapılanma kadına yönelik şiddetin gerçekleşmesine zemin hazırladığı gibi farklı şiddet şekillerinin ortaya çıkmasına da yol açmaktadır. Farklı sosyo-kültürel yapılanmalar farklı şiddet şekillerinin daha fazla ortaya çıkmasına yol açtığı gibi bir şiddet şeklinin içinde bir diğer şiddet şeklinin de ortaya çıkmasıyla çeşitliliğin birbiri içine girmesine, bir şiddet eleminin farklı şekillerde ortaya çıkmasına da sebebiyet verebilmektedir. Kadına yönelik şiddet eylemlerini fiziksel, ekonomik, psikolojik, sosyal ve cinsel şiddet olmak üzere beş başlık altında toplamak mümkün.

1.2.1. Sosyal Şiddet

Ataerkil yapılanma, bünyesinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin erkek lehine gelişmesine izin vererek toplumsal yapılanmada kadınların arka planda kalmasına ve kadınların itaat kültürünü içselleştirerek sistemin devamlılığına katkı sağlamasında etkili olmaktadır. Bu eşitsiz yapılanmada kadının eğitimi ve ekonomik durumu göz ardı edilerek kendisi ile ilgili kararları dahi alamıyor olması, bir erkeğin refakatına ihtiyaç duyuyor olması, erkeğe itaat ile sorumlu tutuluyor olması, kadına yönelik sosyal şiddetin kaynağını oluşturmaktadır (Parsova ve Eroğlu, 2017, s.157). Biyolojik temelli cinsiyet ayrımının üzerine toplumsal normlarla desteklenen toplumsal cinsiyet rollerinin yaptırımlarının uygulanması ve bu süreçte sosyalizasyon sürecinin ajanlarının aktif rol oynaması hem kadının hem de erkeğin kendilerine dayatılanı sorgulamaması, aksine benimsemesinin önünü açmaktadır.

Yaşanılan toplumun sosyal örüntü ağının yansıması ile ortaya çıkan sosyal şiddet, geleneksel yapılanmaların değişime olan direnci ve genç kuşak üzerinde yaşlı kuşağın hakimiyeti ile yapılanmanın içselleştirilmesi ve sürdürülmesinde etkili olmaktadır. Bu sebep ile de yakın yaşlarda olan, benzer eğitim seviyelerinden geçen, benzer tecrübelere sahip kadın ve erkeğin toplum içindeki hak ve sorumlulukları farklı olarak kabul edilebilmektedir. Buna göre erkek kendi kararları doğrultusunda özel ve kamusal hayattaki yerini kendisi alabilirken kadın aynı şeyleri hayatındaki erkeklerin kararları doğrultusunda yaşayabilmektedir. Bu da kadının toplum içinde birey olarak kabul edilmediğinin, dolayısı ile de sosyal şiddete maruz kaldığının bir göstergesidir.

1.2.2. Ekonomik şiddet

Kadınların eğitim seviyelerinin erkeklerin gerisinde olması, onların toplumsal hayatın pek çok alanının gerisinde kalmasında etkili olmuştur. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde oluşan bu durum aynı zamanda eşitsizliğin boyutlarının derinleşmesinde de etkili olmuştur. Statü, haklar, güç ve iktidar ilişkisinde kadınların yaşamış oldukları eşitsizlikler, mağduriyetlerine de kaynaklık teşkil etmiş (Uluocak ve Diğerleri, 2014, s.8), bu mağduriyetler yeni eşitsizliklere zemin hazırlamıştır.

Erkeklerden biyolojik farklılıkları dışında önemli farklılıkları olmayan kadınlara toplumun negatif yönde yapmış olduğu ayrımcılık eşit statü, eşit kazanç, eşit sosyal şartlar sağlanmasını engellediği için erkeğe bağımlı bir hayat yaşamaya mahkum etmiş, kadının ikinci planda kalmasında etkili olmuştur (Akkaş, 2019, s.110). Eğitimini erkekle eşit şartlarda tamamlayamayan kadın marjinal iş kollarında vasıfsız işgücü olarak çalışmak zorunda kalarak, aldığı ücreti kendi iradesi dahilinde kullanamayarak ekonomik şiddet yaşadığı gibi ücretsiz aile işçisi olarak da emeğinin karşılığını alamayınca erkeğe bağımlı bir hayatı kabullenmek durumunda kalmaktadır.

1.2.3. Psikolojik Şiddet

Aile içi kadına yönelik şiddetten bahsedildiğinde ilk akla geleni fiziksel şiddet olmasına rağmen birey üzerinde en fazla olumsuz etkisi olan şiddet türünün psikolojik şiddet olduğu kabul edilmektedir. Diğer şiddet türlerinin bireye olan zararı şiddetin gerçekleştiği dönem ile sınırlı olmasına rağmen psikolojik şiddetin olumsuz etkisi bireyin hayatının sonraki dönemlerine de etki etmekte, bireyin kendisine olan özgüveni ve öz saygısını kaybetmesinde etkili olmaktadır.

Kadınların ataerkil yapılanma içinde ikinci planda kalmayı kabullenmek zorunda kalmaları hayat boyu psikolojik şiddete maruz kalmaları anlamına gelmektedir. Yine aile içinde yaşamak zorunda kaldıkları her türlü psikolojik şiddet, kadınların kendilerine olan güvenlerini

(4)

kaybetmelerine, sosyal hayatın içinde aktif rol alamamalarına, sorumluluk almada isteksizlik ve başarısızlık yaşamalarına sebebiyet verebilmektedir (Cüceloğlu, 2009, s.115). Kendisine güveni kalmayan bir kişinin hayata tutunabilmesi, ayakta kalması, ilişki ağını sağlam ve sağlıklı hale getirebilmesi mümkün olamayacağı için hayatındaki olumsuzluklarla mücadele edebilmesi o oranda azalmaktadır. Kendilerine güveni kalmayan kadınlar sosyal ilişkilerini düzenlemekte zorluk çektikleri için kendilerini beğenmeme, ölmek istemek, hayattan tat almama vb. duygular arasında gidip gelmekte, istikrarlı ve kendilerine güvenen bir hayat yaşayamamakta, kendi hayatlarını yönetememekte veya yönetmekte güçlük çekebilmektedirler. Böylece bir süre sonra kendilerine, kendileri engel olmaya başlamaktadırlar. Kadına yönelik uygulanılan psikolojik şiddet aslında onun bağımlılık sürecinin de başlangıcını oluşturmaktadır.

Kültürler arasında farklılık ortaya koyuyor olsa dahi kadının yaşamış olduğu korku, utanma, suçluluk, yalnızlık, yabancılaşma gibi duygular şiddete uğrayan kadınlarda çok boyutlu ve derin bir şekilde görülmekte olup kadına kendisini yetersiz ve değersiz olarak hissettirmektedir (Kayır, 1996, s.94). Kadının bir taraftan erkeğe olan ekonomik bağımlılığı, diğer taraftan da ataerkil yapılanmanın kadın aleyhine erkek lehine olan söylemleri, evliliği bitirememesine hatta bir süre sonra şiddeti hak ettiği yönündeki inanca dönüşebilmektedir (Şenol ve Yıldız, 2007, s.842). Bunun sonucunda şiddete uğrayan kadın kendisine olan öz güven ve öz saygısını kaybetmekte, psikolojik rahatsızlıklar yaşamaya başlamaktadır.

1.2.4. Fiziksel Şiddet

Fiziksel şiddet, bireyin fiziksel gücünü kullanarak gerçekleştirmiş olduğu eylemler olarak kabul edilmektedir. Ancak bireyin fiziksel gücünü kullanması kadar kendisini güçlü hissettirebileceği aletleri kullanarak da karşısındaki birey üzerinde güç kullanabilmesine imkanı sağlayan tüm eylemler fiziksel şiddet kapsamı içinde değerlendirilmektedir. Birey üzerinde fiziksel şiddetin sadece fiziksel etkisi olmamakta başta psikolojik olmak üzere pek çok istenmeyen etkisi de olabilmektedir.

Şiddetin en çok bilinen ve uygulanan şekli olan fiziksel şiddet bedene yönelik ve bedene acı verici özelliklere sahiptir (Adak ve Diğerleri, 2000, s.183). Fiziksel şiddet, bedene zarar verme, yaralanma ve ölümle sonuçlanabilecek pek çok eylemi içine almakta olup bireyi aciz konuma getiren, öncelikle kendisini sonra da çevresini bu algıya inandıran istenmeyen bir durumdur.

Aile içinde kadına yönelik olarak gerçekleşen şiddet sonrasında kadının evi terk edememesi, erkeğin de pişmanlığını dile getirerek evliliği sürdürme isteği, fiziksel şiddetin ve sonrasındaki uzlaşma ve kabullenme sürecinin devamlılığını sağlamakta, bu da evdeki şiddetin artarak devam etmesinde önemli bir rol oynamaktadır (Güneri, 1996, s.88). İstisnalar dışında aile içinde yaşanılan şiddetin kendiliğinden sona ermesinin mümkün olduğunu gösteren veriler bulunmamaktadır. Son dönemde konu ile ilgili farkındalık çalışmalarının artması ve profesyonel yardımların öneminin anlaşılması ile soruna çözüm üretilmeye çalışılmaktadır.

1.2.5.Cinsel Şiddet

Evlilik içinde veya evlilik amaçlı gerçekleşen cinsel ilişkiler uzun yıllar cinsel şiddet olarak kabul edilmemiştir. Evlilik içinde kadının istemediği halde cinsel ilişkiye zorlanması onun birey olarak kabul edilmediğinin bir göstergesidir. Aynı şekilde kadının istemediği bir kişi ile evlilik amaçlı zorla birlikteliğe mecbur bırakılması da cinsel şiddetin bir başka şeklidir. Literatüre “Kız kaçırma şeklindeki evlilik” olarak giren ancak gerçekte kadına tecavüz olan bu durum gerçekte kadının tecavüzcüsü ile evliliğe zorlanması, hatta mahkum edilmesidir. Evlilik şeklinin gerçekte kadına yönelik cinsel şiddet olması, kadına yönelik şiddetin meşrulaştırıldığının da bir göstergesidir. Yine kadının eşi tarafından başka erkeklerle cinsel ilişkiye zorlanması, bunun bir kazanç şekli olarak algılanması da kadına aile içinde uygulanılan cinsel şiddetin bir başka şekli olarak kabul edilmektedir (Şenol ve Yıldız, 2009, s.430).

Daha önce de kadına yönelik şiddet şekillerinin birbirlerinin içine girmiş olduklarından bahsedilmişti. Kadının eşinin cinsel isteklerine karşılık vermek istememesi veya erkeğin istediği şekilde karşılık vermek istememesi gibi durumlarda erkeğin kadını zorlaması, mecbur bırakması cinsel şiddet; bu isteklerini gerçekleştirebilmek için kadına uygulamış olduğu fiziksel zarar vermeler fiziksel şiddet; kadının değerlerini yok sayarak ilişkiye mecbur bırakması sosyal şiddet; fuhuşa zorlaması ekonomik şiddet gibi pek çok şiddet şekli bir arada ve birbiri içine girmiş bulunmaktadır.

(5)

2. Yöntem

İki bölümden oluşan ve birinci bölümde teorik arka planı sunulan çalışmanın, bu bölümünde teorik arka plana uygun şekilde oluşturulan nicel araştırmadan elde edilen bulgulara yer verilmektedir. Bu araştırmada, ataerkil yapılanmanın hâkim olduğu toplumumuzda kadınların, aile içinde yaşanılan şiddet ile ilgili algılamalarının ne olduğu ile ilgili fikir vermesi açısından anket çalışması uygulanmıştır. Anket soruları, Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün, Çoklu Ülke Kadın Sağlığı ve Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet Araştırmaları (Multi-country Study on Women’s Health and Domestic Violence Against Women) adlı çalışmasından, araştırmanın amacına uygun olarak uyarlanmış ve çeşitlendirilmiştir. İnternet üzerinden Google Forms aracılığıyla rastgele örneklem yöntemi ile anket uygulanmış, veriler SPSS ortamında analiz edilerek değerlendirilmiştir.

3. Bulgular

Çalışmanın yalnızca kadın katılımcılara yönelik olduğu yönergede belirtilmiş olduğu halde, sonuçtan emin olmak adına ankete cinsiyet seçeneği de eklenmiştir. 386 kadın katılımcının yanı sıra, 19 erkek katılımcının soruları yanıtladığı ve toplamda 405 kişilik katılım sağlandığı tespit edilmiştir.

Çalışma, aile içi şiddete kadınların gözünden bakmayı amaçlamadığı için araştırma bulgularında yalnızca 386 kadın katılımcının yanıtlarına yer verilmiştir.

3.1. Demografik Özellikler

Katılımcıların yaş dağılımları incelendiğinde 18 yaş ve altında 5 (%1,3), 19-24 yaş aralığında 110 (%28,5), 24-34 yaş aralığında 132 (%34,2), 35-44 yaş aralığında 76 (%19,7), 45-54 yaş aralığında 32 (%8,3), 55-64 yaş aralığında 28 (%7,3), 65 yaş ve üzerinde ise 3 (%0,3) kişi olduğu görülmektedir. Genel duruma bakıldığında katılımcıların %62,7’sine karşılık gelen 242 kişinin 19 ila 34 yaş arasında olduğu söylenebilir.

Katılımcıların eğitim durumlarına göre dağılımları incelendiğinde toplam katılımcı sayısının

%65,5’lik kısmını üniversite, %22,5’lik kısmını ise lisansüstü mezunları oluşturmaktadır. Lise mezunu olanlar toplam katılımcı sayısının %10,1’ini oluştururken; ilkokul mezunu olanlar %1,3, ortaokul mezunu olanlar ise %0,3’lük birorana sahiptir. Ayrıca1 katılımcı bu soruyu yanıtsız bırakmıştır. Üniversite ve lisansüstü mezunlarının toplamda %88 gibi bir orana sahip olduğu göz önüne alındığında, araştırma örnekleminin eğitim seviyesinin yüksek olduğunu söylemek mümkündür.

Katılımcılar medeni durumlarına göre değerlendirildiğinde, %50’sinin bekar olduğu görülmektedir. Evli olan katılımcıların oranı %40,7 iken; katılımcıların %6,5’i eşinden ayrı yaşamakta veya boşanmış, %1,3’ünün eşi ölmüş, %1,3’ü ise evlilik dışı birliktelik yaşadığı tespit edilmiştir.1 katılımcı bu soruyu yanıtsız bırakmıştır.Bir eş veya partnerle yaşamını sürdürmüş veya hali hazırda sürdüren katılımcılar ile bekar katılımcıların yarı yarıya bir orana sahip olması, kadınların şiddet mağduriyetlerinde medeni durumun etkisini daha dengeli bir şekilde ortaya koymakta yararlı olacağı düşünülmektedir.

Katılımcılar aylık toplam gelirlerine göre değerlendirildiğinde, asgari ücret altı gelirin %23,60 ile en yüksek orana sahip olduğu, bunu %21 ile 3501-5000 TL gelir aralığının takip ettiği görülmektedir. Ayrıca %8,3 oranında asgari ücret, %17,4 oranında 2030-3500 TL, %9,8 oranında 5001-6500 TL, %6,5 oranında 6501-8000 TL, %3,6 oranında 8001-9500 TL, %7,8 oranında ise 9501 TL ve üstü gelir sahibi katılımcı bulunmaktadır. %2,1 orana sahip 8 kişi ise bu soruyu yanıtsız bırakmıştır.Her gelir düzeyinden katılımcı olması ve gelir oranları arasında yüksek fark olmaması, katılımcıların gelir düzeylerinin nispeten dengeli olduğunu göstermektedir.

3.2. Şiddet Algısı ve Travmatik Geçmiş Yaşantılar

Çalışmaya katılan kadınların şiddet algılarını ölçmek amacıyla kendilerine yöneltilen “ ‘Şiddet’

denildiğinde aklınıza ilk olarak hangisi gelmektedir?” sorusuna, katılımcıların %67,4’ü “fiziksel şiddet” yanıtını vermiştir. Bunu %22,3 oranla psikolojik şiddet, %4,1 ile sosyal şiddet, %4,9 ile cinsel şiddet ve %1,3 ile ekonomik şiddet takip etmektedir. Kadınların şiddet algılarında eğitim veya

(6)

medeni durum gibi değişkenlerin etkisi olup olmadığı incelenmiş ancak anlamlı bir bulguya ulaşılamamıştır.

Katılımcıların geçmiş yaşantılarında aile içi şiddet olup olmadığını saptamak üzere kendilerine yöneltilen “hayatınız boyunca ebeveynleriniz arasında şiddete tanık oldunuz mu?” sorusuna %42,2’si

“evet”, %57,8’i ise “hayır” yanıtını vermiştir.Aynı amaçla yöneltilen “hayatınız boyunca ebeveynlerinizden biri veya her ikisi tarafından şiddete maruz kaldığınız oldu mu?” sorusuna ise

%43,5’i “evet”, %56,5’i “hayır” yanıtını vermiştir.Her iki soruya da “evet” yanıtını verenlerin ise toplam katılımcı sayısının %29,5’ini oluşturduğu belirlenmiştir.

Katılımcılara, çocukluk çağından sonraki dönemlerde şiddete maruz kalıp kalmadıklarını saptamak amacıyla, “15 yaşından itibaren, hiç kimse size sözlü ya da fiziksel olarak kötü muamelede bulundu mu?” sorusu sorulmuştur. Katılımcıların %60,6’sı bu soruya “evet” yanıtını vererek 15 yaşından itibaren bir veya birden fazla kişi tarafından sözlü ya da fiziksel olarak kötü muameleye maruz kaldığını ifade ederken, %39,4’ü bu soruya “hayır” yanıtını vermiştir.Ayrıca bu soruya “evet”

yanıtını veren ve toplam katılımcı sayısının %60,6’sına karşılık gelen 234 kişiye, “kim ya da kimler tarafından sözlü ya da fiziksel olarak kötü muameleye maruz bırakıldınız?” diye sorulmuş ve olası bazı seçenekler sunularak bir ya da birden fazla seçenek işaretlemeleri istenmiştir. Bu yanıtlar doğrultusunda aile içi şiddete bakıldığında katılımcılar %36,5 oranla en çok eş veya partnerleri tarafından şiddet gördüklerini belirtmişlerdir. Bunu %29,2 oranla baba ve %23,6 oranla anne izlemektedir. Ayrıca Katılımcıların %3,4’ü akrabası, %1,3’ü eşlerinin yakınları tarafından, %0,9 ise üvey anne ve üvey baba tarafından şiddet gördüklerini ifade etmişlerdir.Aile dışına bakıldığında katılımcıların %34,3’ü yabancı kimseler, %22,3’ü iş arkadaşı veya patronu, %16,7’si öğretmeni, %9’u aile dostu, %2,6’sı ise arkadaşı tarafından; %0,4 oranında katılımcı ise listede yer almayan diğer kişiler tarafından şiddet gördüklerini belirtmişlerdir.Ayrıca katılımcıların %40,3’ü birden fazla kişi tarafından kötü muamele gördüklerini ifade etmişlerdir.

Bu aşamaya kadar elde edilen bulgular katılımcıların demografik özelliklerini ve geçmiş yaşantılarında gerek aile bireyleri, gerekse aile dışından kimseler tarafından sözlü ya da fiziksel kötü muameleye maruz kalıp kalmamalarına bağlı olarak gelişen şiddet algılarına yöneliktir.Katılımcılardan bu aşamadan itibaren yer alan soruları, belirtilen durumlara eşleri veya partnerleri tarafından bir veya birden fazla kez maruz bırakılıp bırakılmadıklarını göz önünde bulundurarak yanıt vermeleri istenmiş; verilen yanıtlar, şiddet türlerine göre ayrılarak değerlendirilmiştir.Şiddet türleri sosyal şiddet, ekonomik şiddet, psikolojik şiddet, fiziksel şiddet ve cinsel şiddet olmak üzere 5 başlık olarak kabul edilmiş ve bulgular bu temele dayandırılarak değerlendirilmiştir.

3.3. Sosyal Şiddet

Sosyal şiddet, esasında psikolojik (duygusal) şiddetin bir türü olan; ancak, bireyin doğrudan psikolojisine etki etmekten çok, sosyal yaşamına müdahale şeklinde kendini gösteren bir şiddet türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Sosyal şiddet uygulayan kişi, şiddet mağdurunun aile, arkadaş, iş ilişkileri dahil tüm sosyal yaşamına müdahale etmekte, yalnızca kendi uygun gördüğü kişilerle görüşmesini beklemekte; aksi taktirde sözlü ya da fiziksel olarak saldırıda bulunarak, şiddet mağduru bireyin zarar görmesine ve kendisini suçlu hissetmesine neden olmaktadır. Bu durumda şiddet mağduru olan bireyin sosyal yaşantısı kısıtlanmakta; birey sürekli olarak maruz kaldığı korku, panik ve kendisine atfedilen suçlamalar sonucunda özgüvenini yitirerek, çevresindekilerle sağlıklı sosyal iletişim kuramaz hale gelmektedir.

Katılımcıların sosyal şiddete maruz kalıp kalmadıklarını saptamak amacıyla sorulan “ailenizle, arkadaşlarınızla, komşularınızla görüşmeniz kısıtlandı mı veya onlarla görüşmek için izin almak zorunda kaldınız mı?” sorusuna katılımcıların %28,8’i “evet”, %71,2’si “hayır” yanıtını vermiştir.Aynı amaçla sorulan “sürekli olarak nerede olduğunuzu bildirmeniz istendi mi?” sorusuna ise katılımcıların %38,9’u “evet”, %61,1’i “hayır” yanıtını vermiştir. Katılımcıların bir diğer sosyal şiddet yöntemi olarak, sadakatsizlikle suçlamaya maruz bırakılıp bırakılmadıkları sorulduğunda ise

%20,2’si “evet”, %79,3’ü “hayır” yanıtını vermiştir.%0,5 orana karşılık gelen 2 katılımcı ise bu soruyu yanıtsız bırakmıştır.

(7)

3.4. Ekonomik şiddet

Ekonomik şiddet, şiddet mağduru bireyin tüm kazancına aile bireyleri, eşi veya başka kimseler tarafından el konulması, maddi olarak kısıtlanması, çalışmaya veya çalışmamaya zorlanması, borçlanmaya zorlanması, ekonomik bazı imkânlardan yoksun bırakılarak şiddet uygulayan kişiye bağımlı hale getirilmesi vb. şekilde kendini gösteren bir şiddet türüdür. Ekonomik şiddet mağduru bireyler özgüven kaybı ve çaresizlik yaşadıkları için çoğunlukla şiddet uygulayan bireye bağımlı hale gelmekte, aynı zamanda psikolojik ve sosyal olarak da bastırıldıkları için bulundukları şiddet ortamını terk edecek cesareti gösterememektedirler.

Katılımcıların ekonomik şiddete maruz bırakılıp bırakılmadıklarını saptamak amacıyla sorulan

“maddi kazancınıza el konulduğu oldu mu?” sorusuna, katılımcıların %13,7’si “evet”, %85,8’i “hayır”

yanıtını vermiştir. 2 katılımcı ise bu soruyu yanıtsız bırakmıştır. Benzer şekilde sorulan “herhangi bir davranışınız karşılığında ekonomik olarak kısıtlanarak cezalandırıldınız mı?” sorusuna ise katılımcıların %13,5’i “evet”, %86,3’ü “hayır yanıtını vermiş; %0,3 orana karşılık gelen 1 katılımcı bu soruyu yanıtsız bırakmıştır.

3.5. Psikolojik şiddet

Psikolojik şiddet, uygulayan kişinin mağdura yönelik sevgisizlik, ihmal, bağırma, hakaret etme, tehdit etme, aşağılama, kendini yetersiz veya suçlu hissettirme, sevdiği birine veya bir şeye zarar vererek acı çektirme gibi bireyin özgüvenine zarar verici davranışlar şeklinde kendini göstermektedir.Psikolojik şiddet uygulayan kişiler genellikle kendi öz saygısını kazanmak için başkalarını küçük düşürmeye çalışırlar. Bu durumda psikolojik şiddete maruz kalan birey kendini değersiz ve yetersiz hisseder.

Katılımcıların psikolojik şiddete maruz bırakılıp bırakılmadıklarını saptamak amacıyla sorulan

“görmezden gelindiğiniz oldu mu?” sorusuna, katılımcıların %47,9’u “evet”, %51,8’i “hayır” yanıtını vermiştir. 1 katılımcı ise bu soruyu yanıtsız bırakmıştır. Aynı amaçla sorulan “size hakarette bulunduğu veya kendinizi kötü hissettirecek sözler söylediği oldu mu?” sorusuna ise katılımcıların

%63’ü “evet”, %36,8’i “hayır” yanıtını vermiş; 1 katılımcı bu soruyu yanıtsız bırakmıştır.

Bir diğer psikolojik şiddeti saptamak amacıyla sorulan “başka insanların önünde sizi küçümsediği veya küçük düşürücü davranışlarda bulunduğu oldu mu?” sorusuna, katılımcıların

%39,1’i “evet”, %60,6’sı “hayır” yanıtını vermiş olup 1 katılımcı bu soruyu yanıtsız bırakmıştır.

“Davranışlarıyla sizi korkuttuğu oldu mu?” şeklinde yöneltilen soruya ise katılımcıların %40,9’u

“evet”, %58,8’i “hayır” yanıtını vermiş olup bu soruyu da1 katılımcı yanıtsız bırakmıştır.

Katılımcıların bir diğer psikolojik şiddet yöntemi olarak, kendilerine veya sevdikleri birine zarar vermekle tehdit edilip edilmedikleri sorulduğunda ise %17,9’u “evet”, %81,6’sı “hayır” yanıtını vermiştir. 2 katılımcı ise bu soruyu yanıtsız bırakmıştır.

3.6. Fiziksel şiddet

“Şiddet” denildiğinde genellikle ilk akla gelen ve somut olarak da gözlenebildiğinden en yaygın şiddet türü olarak bilinen fiziksel şiddet, diğer şiddet türlerinin aksine şiddet mağduru kişinin bedenine zarar vermek, canını yakmak veya sağlığını tehdit edecek davranışlarda bulunmak şeklinde kendini göstermektedir.Tokat atmak, iteklemek, tekmelemek, bir şey fırlatmak, yumrukla veya bir nesneyle vurmak, ısırmak, çimdiklemek, saç çekmek, silah veya bunun gibi bir nesneyle zarar vermek ya da tehdit etmek, boğazını sıkmak, yakmak ya da sağlık hizmetlerinden yararlanmasına engel olmak gibi doğrudan kişinin bedenine zarar verebilecek davranışlarda bulunmak fiziksel şiddete örnek gösterilebilir.

Katılımcıların maruz kaldıkları fiziksel şiddetin boyutlarını saptamak amacıyla sorulan

“tokatlandığınız veya size bir şeyler fırlatıldığı oldu mu?” sorusuna, katılımcıların %32,4’ü “evet”,

%67,6’sı “hayır” yanıtını vermiştir. Buna karşılık kesici veya delici bir aletle tehdit edilip edilmedikleri veya bu tür bir araçla zarar görüp görmedikleri sorulduğunda %4,1 oranında katılımcı

“evet”, %95,3 oranında katılımcı ise “hayır” yanıtını vermiştir. 2 katılımcı bu soruyu yanıtsız bırakmıştır. Mevcut bulgulardan hareketle eşi veya partnerine şiddet uygulayan kişilerin kesici/delici araçlar kullanmak yerine kendi fiziksel güçlerine başvurduklarını söyleyebilmek mümkün görünüyor.

(8)

Katılımcıların fiziksel şiddet sonucu tıbbi müdahale gerektirecek bir yaralanma veya travmaya maruz kalıp kalmadıkları sorulduğunda, %5,7 oranında katılımcı “evet”, %94 oranında katılımcı ise

“hayır” yanıtını vermiştir.1 katılımcı ise bu soruyu yanıtsız bırakmıştır.

3.7. Cinsel şiddet

Cinsel şiddet; cinselliğin bir tehdit, sindirme ve kontrol etme aracı olarak kullanılmasıdır. Kişiye cinsel bir eşyaymış gibi davranmak veya cinsel yönden aşağılamak, cinsel içerikli sözler söylemek veya kişiyi cinsel içerikli sözler söylemeye zorlamak, cinselliği bir cezalandırma yöntemi olarak kullanmak, kaba kuvvet kullanarak cinsel ilişkiye zorlamak, duygusal baskı kullanarak cinsel ilişkiye zorlamak, kadını çocuk doğurmaya veya doğurmamaya zorlamak, fuhşa zorlamak, istenmeyen cinsel pozisyonlara zorlamak, tecavüz etmek vb. cinsel şiddetin varlığına işaret eden bazı davranışlar olarak sıralanabilmektedir. Cinsel şiddetin ileri yaşlarda da sürmesi, özellikle kadında akut ve kronik rahatsızlıklara neden olabilmektedir.

Katılımcıların istemedikleri halde cinsel ilişkiye veya cinsel içerikli bir eyleme zorlanarak cinsel şiddete maruz kalıp kalmadıkları sorulduğunda, %13,7 oranında katılımcı “evet”, %86,3 oranında katılımcı ise “hayır” yanıtını vermiştir.“Şiddet denildiğinde aklınıza ilk olarak hangisi geliyor?”

sorusuna “cinsel şiddet” yanıtını verenlerin %4,9 orana sahip olmasına karşılık, cinsel şiddet mağdurlarının oranının %13,7 olması dikkat çekicidir.

3.8. Mağduriyet

Katılımcıların maruz kaldıkları şiddet karşısında herhangi bir kurum veya hizmete başvurup başvurmadıkları sorulduğunda %86,3’lük bir kesim “hayır, başvurmadım” şeklinde yanıt vermiştir.Buna karşılık, %3,6’sının polise, %1’inin sosyal servislere, %0,8’inin hastaneye, %0,8’inin savcılığa, %0,8’inin diğer kurum ve kişilere ve %1’inin birden fazla yere başvurmak suretiyle yardım istediği görülmektedir. %8 oranına karşılık gelen 31 katılımcı ise bu soruyu yanıtsız bırakmıştır.Daha önceki sorularda şiddet gördüklerini ifade edenlerin oranlarının yüksek olmasına karşın, ilgili kurumlara yardım başvurusunda bulunanların oranlarının bu kadar düşük seviyelerde olması düşündürücüdür.

Şiddet algıları, geçmiş yaşantılarındaki ve halihazırdaki şiddet mağduriyetleri ile ilgili sorulardan sonra katılımcılara “tercih şansınız olsaydı karşı cinsten olarak dünyaya gelmiş olmayı ister miydiniz?” diye sorulmuş; katılımcıların %32,6’sı bu soruya “evet” yanıtını verirken, %67,4’sı

“hayır” yanıtını vermiştir.

4. Tartışma

Araştırma bulguları gösteriyor ki, çalışmaya her yaş grubundan ve kesimden katılım sağlanmış ve yadsınamayacak sayıda kadın çeşitli şekillerde şiddete maruz kaldığını ifade etmiştir. Buna göre kadınların yaşı, eğitim düzeyi, ekonomik düzeyi, medeni durumu gibi özellikler, şiddet mağduru olmaları hususunda bir fark oluşturmamaktadır. Cinsiyet ayrımı yapılmaksızın her insanın bir birey olduğunu kabul etmenin yanı sıra, şiddet tanımlamasının da sadece fiziksel şiddet ile sınırlandırılmıyor olması, kadınlara karşı uygulanılan şiddetin boyutlarının ne derece büyük olduğunu ortaya koymaktadır.

Araştırma bulgularından elde edilen ve dikkati çeken bir diğer nokta ise katılımcıların maruz kaldıkları şiddet oranlarının, “şiddet denildiğinde aklınıza ilk olarak hangisi geliyor” sorusuna verilen yanıtlardan çok daha yüksek olmasıdır. Bu durum, şiddet içeren davranışların çoğu kadın tarafından tolere edildiği, normalleştirildiği ve hatta bu davranışların şiddet içeren davranışlar olduğunun farkında dahi olunmadığı sonucunu akla getirmektedir. Bunun yanı sıra, gerek çalışmaya katılım sağlayan kadınların, gerekse günümüzde şiddet gören diğer kadınların çoğu terk edilmekten ya da daha fazla şiddet görmekten korktukları, çevrelerinden utandıkları ya da çaresiz hissettikleri için yardım talebinde bulunamamaları, ilgili kurum ve kuruluşları durumdan haberdar ederek seslerini duyuramamaları, şiddetin her geçen gün artmasına neden olmaktadır.

(9)

5. Sonuç ve Öneriler

Toplum içinde hiç kimsenin bir diğerine şiddet uygulama hakkının olmadığı kabulünden hareket edildiğinde aile fertlerinin hiç birisinin bir diğerine şiddet uygulama hakkının olmadığı da kabul edilecektir. Oysa aile içi ilişkilerin mahrem kabul edilmesi ve sır olarak kalması gerektiği yönündeki inanç bir süre sonra şiddet uygulayan ve şiddet uygulanan arasında bir yaşama şeklinin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Şiddeti uygulayanın “terbiye amaçlı şiddet” uyguladığını düşünerek uygulamış olduğu şiddeti, şiddete uğrayanın kadın olduğu için kabullenmesi gerektiği yönündeki sosyalizasyon sürecinden geçmiş olması vb. faktörlerin bir araya gelmesi ile normalleşme dolayısı ile de kabullenme süreci yaşanabilmektedir (Şenol ve Yıldız, 2007, s.843). Tüm sosyo- kültürel yapılar için sürecin bu yönde geliştiğini söylemek mümkün olmasa da şiddetin uygulandığı ve gerekli tepkilerin gösterilemediği toplumlarda benzer süreçlerin olduğunu söyleyebilmek mümkün. Şiddet öğrenilmiş bir davranış şekli olduğu için aile içinde şiddet davranışlarının olduğu sosyo-kültürel yapıların davranış şekillerini yeni yetişen nesillere aktarması dolayısı ile devamlılığını sürdürmeye devam etmektedir.

Eskiye oranla farkındalık seviyesinde önemli bir gelişmenin olduğu, ortalamada her gün en az bir kadının eşi veya eski eşi tarafından öldürüldüğü ile ilgili haberlere,halkın gösterdiği tepkilerin boyutlarının her geçen gün artıyor olmasından anlayabilmek mümkün.Ancak şiddeti sadece fiziksel şiddet olarak algılamanın eksik bir değerlendirme olduğu ve diğer şiddet şekillerinin de aynı derecede önemli olduğu kabulünden hareket edildiğinde,modern dünyanın insana vermiş olduğu değere ulaşılabileceğinin farkında olmak ve bu durumu mümkün olduğu kadar çok insana fark ettirmenin gerekliliğine vurgu yapmak gerekir.

6. Kaynaklar

Akkaş, İ. & Uyanık, Z. (2016). “Kadına Yönelik Şiddet”, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi SBE Dergisi, 6(1), 32–42

Cüceloğlu, D. (2009).İçimizdeki Çocuk, İstanbul: Remzi Kitabevi.

Erten, Y. & Ardalı, C. (1996). ”Saldırganlık Şiddet ve Terörün Psiko-sosyal Yapıları”, Cogito, 6-7 Kış- Bahar, 143-164.

Güneri, Y. F. (1996). “Aile İçinde Kadına Yöneltilen Şiddet”, Evdeki Terör: Kadına Yönelik Şiddet, İstanbul: Mor Çatı Sığınma Vakfı Yayınları, 87–95.

https://insanhaklarimerkezi.bilgi.edu.tr/tr/content/30-avrupa-konseyi-sozlesmeler/ Erişim Tarihi:

04.11.2019.

Öztunalı Kayır, G. (1996). “Kadınlar ve Psikolojik Şiddet”. Evdeki Terör: Kadına Yönelik Şiddet.

İstanbul: Mor Çatı Sığınma Vakfı Yayınları, 93–96.

Kocacık, F. (2004).Aile İçi İlişkilerde Kadına Yönelik Şiddet, Türkiye'den Örnekler. Sivas: Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları

Moses, R. (2014). “Şiddet Nerede Başlıyor?”, (Çeviren: Ayşe Kul), Cogito, Sayı:6-7, 390-394.

Parsova, G. & Eroğlu, D. (2017). “Kır Kökenli Kadın Girişimciliğinin Ekonomik Şiddet ve Toplumsal Cinsiyet Bağlamında Analizi”, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 27, 153-166.

Subaşı, N. & Akın, A. (2003). Toplumsal Cinsiyet, Sağlık ve Kadın, Ankara: Hacettepe Üniversitesi Yayınları

Şenol, D. & Yıldız, S. (2007).“Bir Kentleşme Sorunu Olarak Gecekondularda Yaşanan Aile İçi Şiddet ve Kadın – Ankara İli, Çankaya İlçesi, Yıldız Örneği-”, 38. (ICANAS) Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Çalışmaları Kongresi Çevre, Kentleşme Sorunları ve Çözümleri Bildiriler Kitabı, II, 841-851 (10-15 Eylül 2007, Bilkent Konferans Salonu, Ankara/Türkiye)

Şenol, D. & Yıldız, S. (2009). Geleneksel Toplumdan Modern Topluma Geçişte Kadın Sorunları ve Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet-Kırıkkale Örneği-, II. Uluslararası Bir Bilim Kategorisi Olarak Kadın:

(10)

Edebiyat, Dil ve Kültür Çalışmalarında Kadın Sempozyumu Bildiri Kitabı, Aydın: Adnan Menderes Üniversitesi Yayınları, Cilt II, 427-433. (27-29 Nisan 2009, Atatürk Kongre Merkezi, Aydın/Türkiye) T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu (1995). Aile İçi Şiddetin Sebep ve Sonuçları (Aralık 1993- Aralık 1994), Ankara: Aile Araştırma Kurumu Yayınları.

Uluocak, Ş., Gökulu G., Bilir, O. E., Karacık, N.& Özbay, D. (2014). Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Ve Kadına Yönelik Şiddet, Ankara: Paradigma Akademi Yayınları.

Yıldırım, A. (1998). Sıradan Şiddet-Türkiye’ye Özgü Olmayan Bir Sorun: Kadına ve Çocuğa Yönelik Şiddetin Toplumsal Kaynakları, İstanbul: Boyut Yayınları.

Referanslar

Benzer Belgeler

Ülkemizde de 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunda şiddet, “kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik

Bulgular: Araştırmada infertil kadınların en çok duygusal, sözel, ekonomik ve cinsel şiddete maruz kaldıkları, eğitim düzeyi, aile tipi, yaşanılan yer, evlenme

Ülkemizde de 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunda şiddet, “kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik

Bu gelişmelerle birlikte, ülkemizde de özellikle Anayasa’da ve Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu gibi temel kanunlarda çeşitli değişiklikler yapılmış; aile içi şiddete

Bu çalışmanın araştırma problemi, Düzce ilindeki kadına yönelik aile içi şiddet olgusunun ölçülmesi, aile içi şiddetin nedenlerinin tespiti, kadınların

Tekfen, aile içi şiddet ile mücadele konusunda, şiddete maruz kalan ve şiddet uygulayan çalışanları için, kendi talepleri doğrultusunda bu maddede yer alan şirket içi

Aile içi şiddet ve istismar (bazen eş/sevgili şiddeti, aile/kariyer şiddeti veya aile içi şiddet olarak tanımlanır), fiziksel, sözlü, cinsel, duygusal veya psikolojik bir taciz

Kadınlara yönelik şiddet, kadınların ve kız çocuklarının, maddi ve manevi bütünlük hakkı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, ifade özgürlüğü