• Sonuç bulunamadı

Hala sırrını koruyan bir çok meseleye rağmen bazı temel ve can alıcı noktalar artık gerçeğe kavuşmaktan çok da uzak değiller.

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Hala sırrını koruyan bir çok meseleye rağmen bazı temel ve can alıcı noktalar artık gerçeğe kavuşmaktan çok da uzak değiller."

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

b Yeryuvarının

İç Dinamikleri

Yitim, yoğun okyanus kabuğunun kıtasal kabuk altında bat­

masıyla oluşur, eriyen kayaçlar volkanizmaya neden olur.

Geride bıraktığımız son 50 yıl, Dünyanın manto ve çekirdeğinin kimyasal, termal ve dinamik koşullarını daha iyi anlamaya yönelik önemli çalışmaların yapıldığı bir dönem oldu.

Hala sırrını koruyan bir çok meseleye rağmen bazı temel ve can alıcı noktalar artık gerçeğe kavuşmaktan çok da uzak değiller.

Çeviri: Ayhan Aydın ODTÜJeoloji Mühendisliği Bölümü Öğrencisi [email protected] Ediz Kırman E-K Jeoteknik, kirman@science.ankara.edu.tr

B

ir çok yönden 1940'ların sonları ve 1950'lerin başları, çekirdek vemantonun kimyasal ve mineralojik özellik­

lerini anlamaya başlayışımızın 'modern çağ' başlangı­ cı olarak yorumlanabilir. Dünyanın kalın katmanlı bir

yapısı olduğu bu yüzyılınilk 10-20 yılı içerisinde sismoloji kullanılarak ortaya konmuştu.Fakatçekirdek ve manto özelliklerinintamolarak

tanımlanmasına yönelik nihaiçalışmaların tabanı ve destekleyicisi konumundakibir çok temel ilke ve görüşün ortay çıkışı, bundan sa­

dece 50 yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Bunlara örnek olarak aşağıda sıralanan görüşler verilebilir:

I. Birch'ün, Jeffreys tarafından 400-1000 kilometrederinliklerde olduğunu ortayakonan, yüksek basınç kristallenme faz geçişlerinin sismik hızlarda anomaligösteren iniş ve çıkışlar meydana getirdiği­

ne dair meşhur görüşü

II. Bullen'in, alt mantodaki sismik hız dağılımının gezegenin bu en büyük kısmında faz açısından ve kimyasal olarak bir özdeşliğe işaret ettiği fikri (son 200km hariç).

III. Dana ve Wiechert tarafından 19.yüzyılın sonlarında ileri sü­ rülen çekirdeğin demir ağırlıklı olduğu tezini; demirüzerine bir çok bilgininbileşimi, dış çekirdeğinsismik özellikleri ve meteorların yapı­ sal özeliklerini kullanarak, destekleyenbir diğer görüş.

Bu görüşlerarasında mantonun aynenbir sıvı ya dagaz gibi bir yerde ısınarakhafifleşmesi veyükselmesi,daha sonra da başka bir yerde soğuyarak alçalması anlamına gelen'mantokonveksiyonu' ihtimaliVerhoogentarafından önesürülüyordu. Fakat bu tezo za­

manlar henüz kabul görmüş değildi. Gezegenin iç kısımlarının sü- re(k)li mıknatıslanma özelliğinin Dünyanıniki kutuplu manyetik ala­ nınıoluşturması gerektiği fikri, örneğin Elsassergibilertarafından ile­

ri sürülen dış çekirdekteki sıvı hareketlerinin manyetik alan üretici manyeto hidrodinamikmodelleriyle, değiştirilmek üzereydi. Ve ni­ hayet, varlığı ilk olarak 1936yılında belirlenen iç çekirdeğin, bilimsel olarak o gün için henüzkanıtlanmadığı halde, katı olduğu ve de­ mirin ergimeeğrisiyle jeotermin (ısı eğrisi) , basınç etkisi altında ça­ kışması sonucuoluştuğu iddia edildi.

(2)

Bu birinci sınıf öngörülere rağmen. Amerikan Jeoloji Enstitüsü kurulduğunda, yerkürenin derinlikleri hakkında- ki bir çok belirsizlik varlığını hala sürdürmekteydi. Üst mantonun bileşimi ve manto-kabuksüreksizliğinin doğa­ sına ilişkin görüşler, bugünkülereoranla oldukçafarklılık­

lar gösteriyordu. Mesela bazaltın hangi şartlarda oluştu­ ğu açığa kavuşmamıştı, geçişzonlarında görülebilecek kristalografik geçiş çeşitleri birdizi spekülasyondan iba­ retti, ve mevcut sismik gözlemleryana doğru homojen olan vesoğan şeklinde tabakalanmış bir gezegen ben­

zetmesi kullanılarak açıklanıyordu. Günümüzde ise bun­

dan yarım yüzyıl öncesine kadarhayal bile edilemeye­

cek, ve okyanus ortası sırtlara magma dağıtan taşıma sistemlerinden tutun da yanal sıcaklık değişimlerinin an­ laşılmasına olanak sağlayabilecek küresel sismik süreksiz­

lik sapma haritalarına kadar oldukça iddialı bir jeofizik harikalarzenginliği yaşanmaktadır.

Üst Manto

1940'ların başlarında "Üst Manto" yaklaşımından ziya­ de, kabuk altı derinliklerde kalınlığı onlarca kilometreden tutun yüzlerce kilometreye varabilecek camsı ya da magmatikbazaltik bir "alt tabakalanma"görüşüçok da­

ha benimsenirdurumdaydı. Bununla beraber, bazalt ile olan kimyasal benzerliği veüst mantonun sismik göster­

geleriyle sağladığı genel uyuma dayanarak eklojit, üst mantonun egemen kayacı olarak nitelendiriliyordu. Me- teoritik yapılıbir yerküreele alındığında, kalsiyumve alü­ minyum bakımından bu derece zenginleşmiş birtaba­

kanın, daha derinlerde magnezyum silikatların fazlaca yoğun olduğu bir başka bölgeyegeçmişolması bekleni­

yordu. 1952 tarihlimeşhur makalesinde Birch,elastizitesi- nibazalarak peridoditi üstmantonun egemenkayaçlar

sınıfından çıkarıyordu. Bukanı muhtemelen 80 kilometre­ den sığ ve 2,5 GPa'dan düşük basınçlarda meydana gelen plajiyoklazdan granat-peridotite geçiş fazının bi­ linmiyor oluşundan kaynaklanmaktaydı.

Ancak artıkgünümüzde, bazalt petrojenezine yöne­ lik birçok çalışmanın (Ringwood veyardımcılarıöncülü­ ğünde) birleştirilmesiyle mineraller hakkında şartlara uyabilecek birçok bilgi toplanmış, ve ağırlıklı olarak ok- yanusalkabukla mantoya ait sismik hız profilleri kullanıla­

raküst mantonun peridoditik ağırlıktabirkimyasıolduğu­

na dairfikir birliğine varılmıştır. Üstmantobileşimininyeni­

den tanımlanması, eklojitten bazalt üretmek için gerekli olan büyük miktarlı bir manto ergimesini de akıllarda uzağa atmıştır. Bazalt üretimi için meydana gelenergi­

melerde üstmantonun oranıyaklaşık %20'lik bir oranla, ergimenin ortalama başlangıçderinliğinin sınırı ise yakla­ şık 100 km ile sınırlandırılmıştır. Bunun da ötesinde perido- ditin ergime davranışı,ergimiş bazaltik oluşumdan harz- burjitik bir artık meydanagelmesiiçin doğalbir mekaniz­

maya da olanak sağlar. Aynı zamanda peridoditin üst mantodaki öneminin anlaşılması, 1950'lerin sonları ve 1960'lardaoldukça geçerli olan Moho süreksizliğine yö­ nelik birçok gözlemintutarlıaçıklaması olarak süregelen gabro-eklojit geçişini deortadankaldırmıştır. Bütün bun­ lara rağmen eklojitin elastik özelliklerinin üst manto ile benzerliği,günümüzde mantoyapısına yönelik yorum ve yaklaşımlarda hala karmaşıklık ve soru işaretlerine ne­

den olmaktadır.

Yerin Derinlikleri

Yerkürenin derinliklerinde bulunan bölgeler hakkın- daki görüşler, özellikle son yarımyüzyıl içerisinde çok cid­ dibirdeğişime uğramıştır. 1940'larda, derinlikle beraber

S Dalgaları, Derinlik=200.0 Km

200 km derinlikteki küresel kesme hızını gösteren model.

(3)

hızdaki dalgalanmaların kendiliğinden oluşan ve sıkış­ maetkileriyleaçıklanamayangezegenin geçiş zonu, 400-1000 kmderinliklerde anormal sismik hız gradyan- larına sahip bir bölge olarak tanımlanıyordu. Bu geçi­ şin nedenleri açık değildi ve değişikihtimaller söz ko­ nusuydu.Mesela kimyasal özelliklerde bir değişim ola­ bilirdi yada faz geçişleribubölgedekielastizite veyo­ ğunluğu değiştiriyor ya da yerlerini kaydırıyordu. 1936 yılında kimyacı J.D. Bernard olayın iç yüzünü anlama­ ya yönelik birteklifileri sürdü; yüksek basınç altında olivin dahayoğunbir spinel yapısına dönüşebilirdi. Ar­ dından 1952 yılında Birch'ün öngörüleri geldi; buna göre MgSiO3-piroksen yüksek basınç altında korund (AI2O3), SİO2 ise rutil (TİO2) yapısınadönüşebilirdi. Şüp­ hesizbu görüşlerin her birinin ayrı ayrı doğruluğu araş­

tırılıp incelemeye fazlasıyla değerdi, ama magnez­

yumsilikatların fazdengelerinin geçiş zonu koşulların­ da anlaşılması içingerekli olan yüksek basınçteknolo­ jisinde ciddi gelişmeler için birazdaha zamana ihti­ yaçvardı.

Yüksek basınç teknolojisi, geçiş zonununsismikta­ nımlanışına paralel bir gelişim kaydetti. Geçiş zonu 1960'lardan günümüze uzanan ve kimyasal yapı araştırmalarından mineralojik çalışmalara kadar bir çokgelişmeyiiçerenbir süreç içerisinde; vasıfsız, zorlu koşullardaki yetersiz sıcaklık,mineraloji ve kimyaola­ naklarıyla yarım yamalak bilinen bir bölge olmaktan çıkıp karmaşık mineralojisi tamamen anlaşılmış, mut­ lak sıcaklığı noktasal olarak sabitlenmiş vegenel kim­

yası hakkında sadece ufak tefekbelirsizliklerin varlığı­ nısürdürdüğübir bölge haline gelmiştir.

1948 yılındaki deneysel olanaklar sadece kabuk seviyesindeki koşullarda çalışmalar yapmaya imkan tanıyordu. Bugün ise laboratuvar ortamında gezege­ ninderinliklerindeki bütün basınç ve çoğusıcaklık ko­ şulları, X-ışını difraksiyon ve spektroskopik yöntemler kullanılarak yapısı ve özellikleri detaylıca tanımlanan örneklerde rahatlıkla sağlanabilmektedir. Bu şekilde hem geçiş zonunun detaylı sismik yapısı hem de alt

mantonun büyük kısmındaki yapısal eksiklik için ses-fi- ziksel ve termokimyasal bir taban oluşturulmaktadır.

Manto malzemelerinin reolojik özelliklerinin kanıt­ lanmış deneysel ve gözlemsel sınırlarıyla plakatekto­

niğinin tanımlanması, "manto konveksiyonu" görüşünü spekülasyonlardiyarından alıp yerküreninderinliklerini anlamamızdaki temel esaslarından biri haline getirdi.

Günümüzde alt ve üst manto arasındaki birbirinden bağımsız madde değiş tokuşlarına,bir tüydeki yapıya benzeyenmalzeme yükselmesine ve başka bir kıtaya daokyanusal kabuğun altına dalan kıta ya da okya- nusal kabuk dilimlerinin akıbetlerinedair yaklaşımların her biri, yerküre mantosunun aktif bir şekilde konveksi­ yon gösteren dinamik bir sistem olduğu düşüncesin­

den yola çıkmaktadır. 1980'lerde sismik tomografide­

kigelişmeler, mantokonveksiyonunu ele alma vede­ ğerlendirmeye yönelik yaklaşımları büyük oranda et­ kilemiştir. Zira bu teknolojinin sismik hızlardaki değiş­

meleri üç-boyutlu incelemeyeolanak sağlamasıile ilk defa yüzeyde gözlemlenen plakaların altında bulu­

nan derinlerdeki yapıları da açığa çıkarma ve onlar hakkında daha sağlıklı bilgi edinme imkanı doğmuş oluyordu. Bugün, birincil olarak termalama aynı za­

manda kimyasal farklılıklardankaynaklanan üstman­

to hızının yanal değişimlerinin,küresel boyutta anlaşıl­

ması ve davranışının belirlenmesi, küçük değişimlere dahi çok duyarlı bir şekildeyapılabilmektedir. Örne­ ğin mantoiçerisindeyüksek ve düşük sismik hız bölge­

leri saptanmışve engüçlü değişimlerin ilk300 kilomet­ re derinliktemeydana geldiği belirlenmiştir. Kretonla­ rın 300-400 kilometre altına kadar uzanan yüksek-hız malzemelerinin derin kökleriyle karşılaşılması gibi umulmadıkdurumlar, plaka tektoniğive kıtaların olu­ şumlarına yönelikilk ve eskifikirlerikökten etkilemişve hatta değiştirmiştir. Okyanusal sırtlarvebüyükvolka­

nik sıcak noktalar altındabulunan derin yerleşimli yük­ selmeler, düşük hız bölgelerineve geçiş zonu süreksiz­ liklerindeki sapmalara işaret etmektedir.

Z=1350 km

Maksimum anomali = ± %0.4 Maksimum anomali = ± %0.4

Batma eğiliminde olan manto dilimlerinin dağılımını gösteren orta manto P ve S dalgaları tomografik modelleri.

(4)

Çekirdek-Manto Sınırı

1940'lardan bugüne, Çekirdek-Manto Sınırında (ÇMS) bulunan yapılar hakkında yürütülen fikirler kadar, gezegeninbaşkahiçbir bölgesi hakkında fikiryürütülme- miştir.Bu bölgeye dair görüşler, Jeffreys'inmodelinde ol­ duğu gibi hız dalgalanmalarını kısmi yassılaması ile ta­ nımlanan ve Bullen'in 1949'da bu görüşe dayanarak son 200 kilometresindekimyasal bir özdeşliğinbulunma­ dığını ileri sürdüğübir görüş olmaktançıkmıştır. Bu bölge bugün artık biri ÇMS'nin 5-50 kilometre,diğeri de130-400 kilometre üzerinde bulunanve yanal olarak değişiklikler gösteren iki sismik süreksizliği barındırdığı bilinen bir böl­ gedir. Bununla beraber yanal akıntılar boyunca malze­

melerde bir dokulanmaya işaret eden anizotropiközel­

likli kısımların varlığıda bu bölgeye ait bilgileri pekiştirmiş­ tir.Teknolojiye paralel olarak sürekli bir gelişmeiçerisinde bulunan ÇMS yakınlarındakiyapılara ait sismik verive şe­

killer, bu bölgedeki fiziksel ve dinamik olaylardaki işleyişin litosferdekilerle ve astenosferin sığ seviyelerindekilerle karmaşıklık bakımdan rekabet edecek kadar çetin oldu­ ğuna işaret etmektedir. Yerkürenin mantosunun derinlik­ lerine ilişkin en temel paradigmalardan birisi mantonun katı olduğudur. Fakat bir önceki cümlede söylenenler, manto ile çekirdeğin birleştiği yer olan yerküre mantosu­ nun bazal tabakası için geçerli değildir. Henüz çok ya­ kınlarda Çekirdek-Manto sınırında keşfedilen 5-50 kilo­

metre kalınlığında, çarpıcı bir şekilde bastırılmış bir sismik hız tabakasının bulunması, bu derinlikte var olduğu düşü­

nülençok miktardakikısmen ergimiş malzemelerin varlı­ ğına dayandırılmaktadır. Bu, mantonun alt kısımları için çokönemli reolojik sinyaller veren birsonuç olmuştur.

ÇMS civarındakisismik olarak tanımlanmış birçok ya­ pısal şekilveolgu,mineralojik,petrografik vegezegenler evrimi açısından bugünbilehenüz tam manasıyla anlaşıl­

mış değildir. Fakat bunlara dair basit gösterimler ve mev­

cutbilgiler, 1940'larda varlığına dair en ufak birolgunun dahi olmadığıgezegenin bu gizemli bölgesine ait özellik­

leri anlayabilmek için halihazırdadevam eden sayısız te­

orikvedeneysel çalışmalara ilhamkaynağı olmuştur.

Çekirdek

Çok uzun bir dönem boyunca çekirdeğin, Birch'ün demir ağırlıklı olduğunu ileri sürdüğü bir şekilde, yapısal anlamda mantodan çok daha basit birsistem olduğu düşüncesi hakimdi. Fakat bugün dışçekirdekte, ağırlığı­ nın yaklaşık%10'u oranında,dahahafif bileşen yada bi­ leşenlerin demirle alaşımlı bir şekildebulunduğunu artık bilmekteyiz. Bununda ötesinde, yüksek basınç deneyle­

rine dayanarakdış çekirdeğin ısısı,bugüne kadar yapıl­

mışolan tespitlerden çok daha tutarlı bir şekilde tespit edilebilmiştir. Örneğin dış çekirdeğin en üst kısmında sı-

Basınç (GPa)

Deney olanaklarının zaman içerisindeki gelişiminin grafiksel gösterimi.

caklık 4000°Kya da olasılıkla dahafazla olacak şekilde saptanmıştır ki bu sonuç;Verhoogen'in 1953yılında man­

tonun altkısımları içinöngördüğü 1500-6000°C ya da Gu- tenberg'in 1951 yılında "gezegenin merkezinin sıcaklığı 2000°C'a olasılıkla 5000°C'tan daha yakındır" görüşün­ dençok dahasağlam temeller üzerindedurmaktadır.

Çekirdeğin anizotropik olduğuyönündeki gözlemleri aydınlatabilmek için yüksek basınç altındaki demirin elastik özelliklerinden faydalanılmıştır(sismikdalgalar, iç çekirdekte dönme ekseni boyunca, ekvatorda sahip ol­ duklarıhıza oranla daha yüksek bir hızasahiptirler). Buna göre,mantoyla birlikte gezegenin bu en alt bölümü de konveksiyon halinde olmalıdır. Bu ise, bundanson onyıl öncesine kadar hiç dikkate alınmamış bir olgu olan, kris­

tallerin kesmeyönlenmeleri ile sonuçlanmaktadır Son olarak diyebiliriz ki, Dünyanın manyetik alanının anlaşılması,son50 yıl içerisinde oldukça gelişme kaydet­

miştir.Günümüzde artık, bünyesinde kendiliğinden mey­

dana gelebilecek terslenmelerin olduğu iki kutuplu bir manyetik alan üretebileceğini gösteren çekirdek siste­

minin, gerçek gözlemlerle birçok benzerlikler taşıyan, manyetohidrodinamik sayısal modellemeleri yapılmak­

tadır. Katı iç çekirdeğin dış çekirdekteki sıvı akışını, ve böylelikle manyetik alanındavranışını etkilemesiveyadış çekirdek sıvı akıntılarını büyük ölçekli karmaşık çalkantıla­

rı, bugün artıkderin dünyanın alışılmış dinamikleri olarak bilinmektedir. Bu suretle manyetikalan,gelişimive deği­

şimi hemenhiçi bilinmeyen bir düzeydençekirdekteki sı­ vı akıntılarının model ve şekillerinin dahi bilinebildiği bir gelişim süreci içerisinde olmuştur. Ve açıkçası gelecek 50 yılın beraberinde getireceği gelişmeleridüşünmek bi­ le oldukça eğlenceli, bir o kadar da baş döndürücü gö­

rünüyor.

Kaynak

Lay, T. ve Williams, Q., 1998. Dynamics of Earth's Interior, Geotimes, 43. 124-131 s.

Referanslar

Benzer Belgeler

Aşağıdaki cümlelerde doğru olanlar için “D”yi, yanlış olanlar için “Y”yi boyayalım.. Noktalı yerleri uygun

Mevcut makinalarm temel tasanmlni de- gigtirmeksizin mikroelektronik kokenli kontrol unitele- rinin bu makinalara yerlegtirilmesini arhmsal teknolo- jik deggim, mevcut

Soğutma sistemleri yalıtımında ortamdan akışkana geçen enerjiyi minimize edebilmek için gerekli malzeme kalınlığının tesbiti, yalıtım malzemesinin bulunduğu

• Saklama süresinin fonksiyonu olarak, tozların etkin madde salımını nasıl etkilediğinin bir kaç nedeni

Sigara izmarit filtresinde bulunan fenol yüksek basınç sıvı kromatografi (HPLC) sistemi ile tayin edilmiştir.. Çalışmada fenolün kantitatif tayini, katı-sıvı

7- Açıköğretim Fakültelerinden geçiş yapmak isteyen öğrencilerden 100 üzerinden 80 genel not ortalamasına sahip olmayanlar için ; yerleştirildiği yılki

Özellikle katodik koruma hesaplarında korozyon hızı birimi olarak anot akım yoğunluğunun (mA/m 2 ) veya (μA/cm 2 ) olarak kullanılması tercih edilir. Kütle kaybı birim

MBB Uluslararası İşbirliği Koordinatö- rü, Göç Politikaları Merkezi Direktörü ve MARUF Uluslararası İlişkiler Koordinatörü Burcuhan Şener ile yerel yönetimlerle