Petrol fiyatlarından öteye, İran la anlaşmanın Orta Doğu da anlamı

Tam metin

(1)

Güncel konularla her Çarşamba

Haftanın Ortası her Çarşamba posta kutunuzda.

İran'da hayat şartlarını zorlaştıran ekonomik ambargonun kaldırılması karşılığında ülkenin nükleer

programının sınırlandırılması çalışmaları 18 ay önce

Cumhurbaşkanı Ruhani ile ABD Başkanı Obama’nın telefon

görüşmesiyle başladı. O günden bu yana da, ABD ve İran arasındaki görüşme maratonu, P+1 (BM’nin daimi üyeleri ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’e ek olarak Almanya) olarak genişleyerek devam etti.

Ortaya çıkması an meselesi kabul edilebilecek “tasarı anlaşma”, hem petrol piyasası hem de son derece dinamik Orta Doğu politik dengeleri açısından dünyanın diğer ülkeleri için de büyük önem taşıyor. Haziran sonunda, tarafların nihai bir

anlaşmaya varmaları hedefleniyor.

Tüm dikenli konulara rağmen, anlaşmak üzere anlaşma çıkmaması halinde vahim sonuçları olabilecek bu müzakerelerin 1 Nisan gecesi bir yere varması büyük olasılık. Keza, petrol üzerinden yapılan güç savaşlarından öteye başka dinamikler de artık bu müzakerelerin çekim gücüne kapılmış durumda.

Keyifli okumalar dileriz.

Petrol fiyatlarından öteye, İran’la anlaşmanın Orta Doğu’da anlamı…

İran’ın nükleer enerji

çalışmalarının Batı ülkeleri ile arasında sorun oluşunun tarihi neredeyse 12 yıla dayanıyor.

Anlaşmazlığın esasında İran'ın ileri teknolojiye sahip santrifüj geliştirebilme isteği var; keza, santrifüjlerde uranyum daha

01 Nisan 2015

hızlı ve daha fazla tutarda zenginleştirilebiliyor.

Zenginleştirilmiş uranyum ise nükleer reaktörlerde yakıt olarak kullanılmasının yanı sıra nükleer bomba yapımında da

kullanılabiliyor.

İran hep barışçı amaçlarla nükleer programı geliştirdiğini söyledi. Ancak, kapalı bir kutu olan ülkenin, bulunduğu bölgede

Haftanın Ortası

Grafik 1. Dünya Nükleer Güç haritası

Kaynak: Carnegie Enstitüsü

(2)

nükleer silah sahibi İsrail ile olan tarihsel anlaşmazlığı göz önüne alındığında, İran’ın bu çalışmaları esasında nükleer silah geliştirmek için kullandığı ve bu sayede İsrail’e karşı eşit bir güce sahip olmayı

hedeflediği kaygısı ağır basıyor.

Bu nedenle, 2012’den bu yana Birleşmiş Milletler (BM) kararı ile uygulanmakta olan

ekonomik ambargo

sonucunda, İran’ın günlük petrol ihracatı 2011’deki 2,5 milyon varilden 700 bin ile 1 milyon varil arasına inmiş durumda. Bunun anlamı da sadece 2012-2014 döneminde İran’ın 100 milyar dolara yakın bir geliri kaybetmiş olması. Bunun yanı sıra, başta Çin, Hindistan ve Japonya olmak üzere dış ülkelerde yaklaşık 100 milyar dolar civarında mal varlığı

dondurulmuş ve İran uzunca bir süredir küresel bankacılık sisteminden de dışlanmış durumda. İran’ın yerel para birimi Riyal’in değerinin üçte ikisi oranında değer

kaybetmesi sonucunda 2013’de enflasyon %40’lara kadar tırmanıp şimdilerde %

25’ler civarına geriledi. Ve ülkedeki işsizlik oranı da %20 seviyesine oturmuş durumda.

Tüm bunlar bir yana, İran’a ekonomik darboğaz yaratarak diz çöktürmek ve halkı isyan ettirerek rejim değişikliği sağlamak hedefi başarıya

ulaşamadı. Keza, özellikle Irak, Suriye ve şimdi de Yemen’de olanların İran halkında yarattığı algı, İran’ı Sünni cihatçılardan sadece devrim muhafızları ve mevcut rejimin koruyacağı

yönünde. Kısaca, tüm ekonomik zorluklara rağmen İranlılar sistem değişikliğine gidecek bir ayaklanmadan çok uzak bir şekilde devletlerine kitlenmiş durumdalar. Ancak, sistem içinde bir rahatlamaya da açık kapı bırakmaktalar.

Hatırlarsanız Haziran 2013’te İran’daki seçimde

Cumhurbaşkanı Ahmedinejat koltuğunu, seçim

kampanyasında reformlardan bahseden, ABD ile İran’ın nükleer programı için pazarlık edeceği vaadinde bulunarak İran ekonomisini toparlayacağı iddiası ile öne çıkan Ruhani’ye

bırakmıştı. İranlılar o seçimde ekonomik istikrara ve

normalleşmeye oy vermişlerdi.

İran'da hayat şartlarını zorlaştıran ve ağırlaştırılarak uygulanan ekonomik

ambargonun kaldırılması karşılığında ülkenin nükleer programının sınırlandırılması çalışmaları ise, seçimlerin hemen ardından, tam 18 ay önce Cumhurbaşkanı Ruhani ile ABD Başkanı Obama’nın telefon görüşmesiyle başladı. O günden bu yana da, ABD ve İran

arasındaki görüşme maratonu, P+1 (BM’nin daimi üyeleri ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin’e ek olarak Almanya) olarak

genişleyerek devam etti.

Bugün sonlanmadan ortaya çıkması an meselesi kabul edilebilecek “tasarı anlaşma”, hem petrol piyasası hem de son derece dinamik Orta Doğu politik dengeleri açısından dünyanın diğer ülkeleri için de büyük önem taşıyor. İzleyen üç ayda, Haziran sonunda,

tarafların nihai bir anlaşmaya varmaları hedefleniyor.

İran ve P+1 ülkeleri

görüşmelerinde anlaşmayı engelleyen üç sorunlu alan var.

Bunlardan ilki, Batılı ülkelerin İran'ın nükleer faaliyetlerini en az 10 yıl süreyle ciddi bir şekilde

(3)

sınırlandırmasını istemeleri.

10 yıldan sonraysa, İran tüm sınırlamaların kalkmasını talep ediyor. Pazarlık bu sınırların kaldırılması sürecine yönelik devam ediyor. İran’ın isteğinin aksine P5+1 ülkeleri söz

konusu sınırlamaların 10 yıl sonrasındaki beş yıl içinde kademeli olarak

kaldırılmasından yana.

İkinci anlaşmazlık noktası, Birleşmiş Milletler’in (BM) yaptırımları üzerinde. İran, BM ambargosunun anlaşma

sağlanmasını izleyen aylarda tamamen kaldırılmasını istiyor.

P5+1 ülkeleri ise, yaptırımların da kademeli olarak kaldırılması ve İran’ın nükleer teknoloji ile ilişkili yaptığı ithalatın daha uzun yıllar sınırlı tutulması ile anlaşmaya güven olacağında ısrarlı görünüyor. Üstelik İran’ın anlaşmaya uymaması halinde BM yaptırımlarının yeniden hızla devreye sokulmasını sağlayacak bir garanti peşinde P+1 ülkeleri ki Rusya bu noktada çekimser görünüyor. Hatırlanacağı üzere, Rusya zaten Ukrayna üzerinden ekonomik

ambargoya maruz kalmış

durumda ve bu nedenle de başta ABD olmak üzere Avrupa’da birçok ülke ile sorunlu bir noktada.

Dolayısıyla gelecekte kendine müttefik olabilecek Çin, İran ve bazı Orta Doğu ülkelerine yakın kalmayı önemsiyor.

Bir gün daha devam ettirilmesine karar verilen görüşmelerde diğer sancılı konu da P+1 ülkelerinin istediği üzere İran'ın nükleer yakıt stoklarını yurt dışına (Rusya adı geçen ülke)

göndermeyi ilk başlarda kabul edip şimdi reddediyor olması.

Tüm bu dikenli konulara rağmen, bu kadar zamandır devam eden ve anlaşmak üzere anlaşma çıkmaması

halinde vahim sonuçları

olabilecek bu müzakerelerin 1 Nisan gecesi bir yere varması büyük olasılık. Keza, petrol üzerinden yapılan güç savaşlarından öteye başka dinamikler de artık bu

müzakerelerin çekim gücüne kapılmış durumda.

Önce petrol…

İran, dünyadaki petrol

rezervlerinin %9,3’üne sahip.

Bu da ülkeyi, Venezüella, Suudi Arabistan ve Kanada’dan sonra dünyada dördüncü en büyük rezerve sahip ülke konumuna getiriyor. Beşinci sırada da zaten Irak var. Rakamlarla ifade edilirse, İran 1974’te günde 6 milyon varil petrol

Grafik 2. Ülkelere Göre Petrol Rezervleri

Kaynak: TRmilitary

(4)

üretirken, bugün bu rakam 2,8 milyon varile gerilemiş

durumda.

Ekonomik yaptırımların tamamen tek adımda veya kademeli olarak önümüzdeki birkaç yıl içinde kaldırılması aslında başta Avrupalı olmak üzere, büyük petrol üreticisi şirketler için büyük iş fırsatları anlamına geliyor. Hatta Çin de bu yarışa bir süre sonra İran pazarına gelmesi beklenen ABD’li petrol şirketleri ile beraber katılabilir. Sonuçta 1980’lerdeki İran-Irak

savaşından bu yana on yıllardır neredeyse hiç yeni teknoloji yatırımları yapmamış-

yapamamış İran petrol sektörü, ekonomik ambargonun

ardından petrol üretim

tesislerini acilen yenileme çabasına girecek.

Sadece petrol de değil; doğal gaz rezervlerinin de

depolanması, özellikle likit doğal gaz üretilerek gemilerle başka ülkelere satılması aşamasında İran hükümetinin acil sermaye ve teknik desteğe ihtiyacı bulunmakta.

Zaten, İran’ın P+1 ile yaptığı nükleer müzakerelerin önemli bir noktası da, batılı sermayenin İran petrol yatırımlarına

yönlendirilmesi. Bu istek hem de İran Cumhurbaşkanı

Ruhani’nin ağzından Davos’taki son Ekonomi Forum’da

dillendirildi. Keza, hesaplara göre İran’ın mahkum olduğu eski teknoloji ile petrol çıkarma maliyeti varil başına 130 dolar

civarında; mevcut piyasa fiyatlarının neredeyse üç katı kadar.

İran’ın petrol üretimini

artırabilmesi için bahsi geçen yatırım ihtiyacı 50 milyar dolar ile 100 milyar dolar arasında yazılanlara göre. İran Petrol Bakanı Zanganeh’in açıkladığına göre bu yeni dönemde, Birleşik Arap Emirlikleri ile Irak

Kürdistan’ı arasındaki petrol üretim-paylaşım anlaşmalarına benzer bir yapı ile Batılı

şirketlerle yeni anlaşmaların düzenlenmesi öngörülüyor.

Ancak, petrol fiyatlarının zaten şok edici bir hızla varil başına 55 dolar civarına inmesi ve şimdi de yakın bir gelecekte İran petrolünün de resme eklenmesiyle, daha da aşağıya gidecek olması; İran’ın bu çok ihtiyacı olan yatırımları çekmek konusunda zorlanabileceğini gösteriyor. Hele ki şimdi bir de

“piyasaya” “yenilenerek” giren Irak da oyunun içinde varken.

ABD neden İran’la

anlaşma peşinde olabilir?

İsrail’in seçimle görevi yenilenen aşırı milliyetçi Başbakanı Netanyahu’ya göre ABD, İsrail’in en kadim düşmanı Grafik 3. Ülkelere Göre Doğal Gaz Rezervleri

Kaynak: TRmilitary

(5)

İran ile asla bir anlaşmaya imza atmamalı. Tahmin edilebileceği üzere, ABD’de Cumhuriyetçiler de İsrail’in bakış açısını

destekliyorlar ve hatta

Demokratların içinde bir kanat da Başkan Obama’nın bu ısrarlı çabası konusunda çekimser.

Anlaşma sağlanamaz ise, bu kanat Kongre’nin önüne İran’a ekonomik yaptırımları daha da ağırlaştıran bir önerge sunmak

üzere. Kısaca, eğer İran’la anlaşma sağlanamazsa, seçimlerin yaklaştığı ABD’nin İran’la yakın bir zamanda tekrar masaya oturma şansı fazla kalmamış durumda.

İran’da “tutucular” tarafından yapılan açıklamalar da, İran içinde de ağırlığı olan büyük bir grubun Cumhurbaşkanı Ruhani’nin “şeytanla yatağa girmesinden” açıkça nefret

ettiklerini gösteriyor. Bu gruba göre ekonomik yaptırımların sadece hafiflemesi karşılığında zaten her daim çok karışık Orta Doğu içinde yer alan İran adına Ruhani, çok fazla ödün veriyor.

Ruhani ise seçimde verdiği sözleri yerine getiremez ise, İran’ın ekonomik olarak daha da zorlanacağı bir döneme girmesini engelleyemeyecek noktada, koltuğunu yeniden daha radikal sağa bırakmak zorunda kalacak.

Obama açısından İran ile elde edilecek bir anlaşma bölgenin istikrar kazanmasına önemli katkılar sağlayabilir. Askeri varlığını azaltmış ancak İran’ın menzilinde önemli sayıda üssü olan ABD için İran’ın, P+1 ile işbirliği ve ticaret içinde olması, başta Irak olmak üzere Sunni IŞİD cihatçılarına önemli bir darbe vurabilir. İran destekli Şii güçler ve Irak ordusu, önemli petrol kaynaklarına sahip olan Tikrit ve Musul’daki IŞİD tehdidine karşı ABD askeri

gücünü yeniden gerektirmeyecek şekilde kalıcı bir blok

oluşturabilirler. İddialı olacak belki ama nükleer anlaşma ve arkasından gelecek İran’ın o çok ihtiyacı olan petrol sektörü yatırımları sayesinde ABD belli Grafik 4. İran Nükleer Tesisleri ve Orta Doğu’daki ABD Üsleri

Kaynak: Carnegie Enstitüsü

(6)

bir vadede İran’ı, Irak’taki Sunni-Şii nüfusunun hamisi haline bile getirebilir.

ABD ve İran’ın ticari zeminde başlayacak olası yakınlığı Orta Doğu’da İran’a karşı ABD

müttefiki olarak konumlanmış birçok ülke açısından yeni stratejik hamleler yapılacağı anlamına geliyor. Hatta Suudi Arabistan’ın Yemen’de İran’ın finansal desteği ile güçlenen Şii Husilere karşı başlattığı

hava harekatını da bu açıdan değerlendirmek mümkün.

Şii İran’ın bölgenin karmaşa içindeki Irak, Suriye ve Yemen Şiileri üzerindeki gittikçe artan nüfuzu dikkat çekmeyecek gibi değil. Buna karşılık geçtiğimiz hafta içinde toplanarak,

1967’deki Arap-İsrail savaşındaki yenilgisinden bu yana ilk defa ordu kurma kararı alan Arap ülkeleri, diğer bir ifadeyle ABD’nin bölgedeki Sünni

müttefikleri, Iran etkisine karşı bir birlik olarak durmayı

deniyorlar. Bu ülkeler içinde Suudi Arabistan, Mısır ve Ürdün işbirliği daha önem kazanmış durumda. Özelikle Mısır’ın Müslüman Kardeşleri devirerek ABD-Suudi desteğiyle göreve gelen asker kökenli

cumhurbaşkanı Sisi, “gerekirse”

Suudi Arabistan’a Yemen’e karşı bir kara harekatında destek verebilecekleri söylemiyle bir adım öne çıkmış durumda.

Konuyla ilgili okumaya meraklı olanlar belki hatırlar: 2004’te Saddam Hüseyin’in

devrilmesinden sonra Ürdün Kralı Abdullah o zamanlar tartışmalar yaratan ve bugün de kullanılan bir ifadeyle, Bağdat’tan geçerek Grafik 5. İran Nükleer Tesisleri ve Orta Doğu’daki ABD Üsleri

Kaynak: PEW

(7)

Şam’dan Tahran’a uzanan bir

“Şii Hilali”nden bahsetmişti.

Zaman içinde İran’ın karmaşa içinde olan Orta Doğu

ülkelerindeki Şiileri destekleyerek, Sünni hükümetleri devirmek

isteyeceği ve bugün de bu planı gerçekleştirme yolunda mesafe kat ettiği iddiasını bir çok kaynaktan okumak mümkün.

Şimdilerde ise, ABD’nin nükleer programına son vermesi

karşılığında İran ekonomisini ayağa kaldırabilecek bir anlaşmaya gidiyor olması ABD’nin Sünni müttefikleri

arasında yeni bir birlik çabasını doğuruyor gibi görünüyor. Ve hatta tam da İran ve P+1 anlaşması arifesinde Yemen’in devrik liderinin “ricası” üzerine düzenlendiği söylenen Suudi Arabistan’ın Yemen’e karşı devam eden hava herakatının da bu yakınlaşmayı

engellemek üzere başlatıldığı iddiaları var.

Sonuçta, IŞİD ve benzerleri bir yana, Orta Doğu’da kazanının kim olduğu henüz belli

olmayan güçler savaşı yeni bir dönemece doğru evrilirken, bundan iki sene kadar önce

New York Times’da çıkan ve geleceğin Orta Doğu haritasını tartışan bir makaleyi

hatırlamadan edemiyor insan.

Komplo teorileri üzerinden akıllıca tartışmak kolay değil.

Ancak, İran ve P+1 görüşmeleri ve olası bir anlaşma olasılıkları hakkında çalışanlar için, o zaman çok ses getirmiş bu senaryoya rastlamamak uzak bir ihtimal zaten.

Robin Wright imzalı bu analizde, Türkiye hariç tutularak, Libya, Suriye, Irak, Suudi Arabistan ve Yemen'deki etnik ve mezhepsel gerginlikler üzerinden ortaya Grafik 6. NY Times Eylül 2013 Orta Doğu Analizi

Kaynak: Robin Wright imzalı Ortadoğu analizi, NY Times; Haberler.com

(8)

çıkabilecek yeni sınırlar

tartışılıyordu. Ana eksene Suriye iç savaşını koyan makalede, bölge ülkelerin Arap Baharı ile körüklenen Sünni-Şii ekseninde birer birer çözüleceği iddia edilmişti. Sonuç olarak da bu çözülmenin uluslararası

ekonomik işbirliklerini, enerji yollarını, güvenlik

anlaşmalarınıve siyasi dengeleri de değiştireceği savunuluyordu.

Buna göre, Suriye'yi 1971'den başlayarak yöneten Esad ailesi

liderliğinde Nusayri azınlığın dar bir kıyı şeridinde bağımsız devlet kurması öngörülüyor.

Senaryoya göre Irak'ın

doğusunda bir Kürt bölgesi, orta kısımlarında Suriye'ye kadar da uzanan bir Sünni devleti ve başkent Bağdat'ın güneyinde de bir Şii devleti kurulacaktı.

Libya'nın ise (Trablus,

Sirenayka ve Fizan olarak) üçe bölünebileceği

vurgulanmaktaydı. Senaryoda, kabileler arası gerginlikler ve

şiddet olayları sonucu Yemen'in kuzey ve güneyinde Sana ve Aden merkezli iki devlet kurulacağı; Suudi Arabistan'ın da kuzey, doğu, batı ve ortada sert İslamcı bir Vahhabi devleti olarak dört parçaya bölüneceği öngörülmüştü.

İran görüşmelerini bir de bu pencereden tekrar düşünmekte fayda var.

İletişim: Güldem Atabay Şanlı Direktör, Araştırma ve Strateji +90 530 016 98 69

guldem.atabaysanli@egelico.com

Bu doküman Egeli & Co. Portföy Yönetim A.S. (“Egeli & Co.”) tarafından hazırlanmıştır. Egeli & Co. SPK düzenlemelerine tabi ve SPK tarafından düzenlenen yetki belgesine sahip, kendine değer yaratmaya adamış bağımsız bir portföy yönetim şirketidir. (Yetki belgeleri:

03.11.2010 PYS./PY. 35/946 ve 03.11.2010 PYS./YD. 15/946). Portföy yönetimi ve yatırım danışmanlığı hizmeti veren Egeli & Co. 2002 yılından bu yana, dürüst ve seçkin yaklaşımı ile yerli ve yabancı kurumsal yatırımcılara, aile şirketlerine ve özel bireysel portföylere hizmet etmektedir. Başarısı, yatırımcıları için yurtiçi ve yurtdışında geliştirdiği finansal ürünler ile değer yaratma becerisinden

gelmektedir. Egeli & Co.’yu diğerlerinden ayıran fark alternatif varlık sınıflarına ve yatırım temalarına odaklanmasıdır. Egeli & Co. Türk sermaye piyasalarındaki alternatif yatırım temaları alanında bulunan geniş bilgi, tecrübe ve geçmiş performansı ile yatırımcıları için uzun vadeli yatırımlarla önemli getiriler yaratmaktadır.

YASAL UYARI:

Bu rapor ve yorumlardaki yazılar, bilgiler ve grafikler, ulaşılabilen kaynaklardan iyi niyetle ve doğruluğu, geçerliliği, etkinliği velhasıl her ne şekil, suret ve nam altında olursa olsun herhangi bir karara dayanak oluşturması hususunda herhangi bir teminat, garanti

oluşturmadan, yalnızca bilgi edinilmesi amacıyla derlenmiştir. Bu belgedeki bilgilerin doğruluğu, güvenirliliği ve güncelliği hakkında gerekli özeni göstermekle birlikte bu bilgilerin güvenirliliği, doğruluğu, güncelliği ve eksiksizliği hakkında hiçbir garanti vermemektedir.

(Varsa) Yürürlükteki herhangi bir yasa veya düzenleme ile sorumluluğun sınırlandırması ölçüde tasarruf olarak, Egeli & Co., yöneticileri, çalışanları, temsilcileri ve ajansları bu belgenin içeriği, hatası veya eksiklerinden ya da bu bilgilere dayanılarak yapılan işlemlerden doğacak her türlü maddi/manevi zararlardan (ihmal olup olmadığı ya da başka bir şekilde olursa da) ve her ne şekilde olursa olsun üçüncü kişilerin uğrayabileceği her türlü zararlardan dolayı sorumlu tutulamaz. Herhangi bir şirket, sektör, hisse veya yatırım için detaylı ve tam bir analiz değildir. Egeli & Co. her an, hiçbir şekil ve surette ön ihbara ve/veya ihtara gerek kalmaksızın söz konusu bilgileri, tavsiyeleri değiştirebilir ve/veya ortadan kaldırabilir. Bu rapor hangi amaçla olursa olsun çoğaltılamaz, dağıtılamaz ve yayınlanamaz.

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :