• Sonuç bulunamadı

GÜNCEL POST SİSTEMLERİNİN FARKLI ÜST YAPI RESTORASYONLARI İLE BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİ

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "GÜNCEL POST SİSTEMLERİNİN FARKLI ÜST YAPI RESTORASYONLARI İLE BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLMESİ"

Copied!
153
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

GÜNCEL POST SİSTEMLERİNİN FARKLI ÜST YAPI RESTORASYONLARI İLE BİRLİKTE

DEĞERLENDİRİLMESİ

İlker ARSLAN

PROTETİK DİŞ TEDAVİSİ ANA BİLİM DALI DOKTORA TEZİ

DANIŞMAN

Prof. Dr. Semih BERKSUN

Bu tez, Ankara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Müdürlüğü tarafından 20040802062 proje numarası ile desteklenmiştir.

2006 - ANKARA

(2)

Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Protetik Diş Tedavisi Doktora Programı

çerçevesinde yürütülmüş olan bu çalışma, aşağıdaki jüri tarafından Doktora Tezi olarak kabul edilmiştir.

Tez savunma tarihi: 17.7.2006

Jüri Başkanı

Prof. Dr. Bengül YURDUKORU

Jüri Jüri

Prof. Dr. Yavuz BURGAZ Prof. Dr. Ersan ERSOY

Jüri Jüri

Prof. Dr. Semih BERKSUN Prof. Dr. Gülbin Saygılı

(3)

İÇİNDEKİLER

Kabul ve Onay ii

İçindekiler iii Önsöz vii

Simgeler ve Kısaltmalar viii

Grafikler ix Tablolar x Resimler xi

1. GİRİŞ 1

1.1. Post-Kor Seçim Kriterler 9

1.1.1. Post Şekillerine Göre 9

1.1.2. Tutuculuk Şekillerine Göre 9

1.1.3. Yapım Şekillerine Göre 10

1.1.4. Kullanılan Materyallere Göre 10

1.2. Döküm Metal Post-Korlar 10

1.3. Prefabrike Post Sistemleri 13

1.3.1. Prefabrike Metal Post Sistemleri 13

1.3.2. Metal Olmayan Prefabrike Post Sistemleri 14

1.3.2.1. Fiber Postlar 14

1.3.2.2. Seramik Postlar 18

1.4. Post-Kor Bileşenleri 21

1.4.1. Postun Uzunluğu 21

1.4.2. Post Çapı 23

(4)

1.4.3. Koronal Yapının Hazırlanması 25

1.4.4. Post Şekli ve Yüzey Yapısı 26

1.4.5. Post Rengi 28

1.4.6. Post Boşluğunun Özellikleri ve Hazırlanması 29

1.4.7. Postların Yapıştırılması 32

1.4.8. Kor Materyallerinin Özellikleri 36

1.4.8.1. Amalgam 38

1.4.8.2. Cam İyonomer 38

1.4.8.3. Kompozitler 39

1.4.8.4. Döküm Korlar 40

1.4.8.5. Porselen Korlar 41

1.4.8.6. Kompomerler 41

1.4.9. Post Materyallerinin Radyoopasiteleri 41

1.4.10. Postların Sökülmeleri 42

1.4.11. Estetik 43

1.4.12. Sonuç Restorasyon 44

1.4.13. Çalışmanın Amacı 45

2. GEREÇ VE YÖNTEM 46 2.1. Post-kor Sistemlerinin Hazırlanması 50 2.1.1. Fiber Post Kompozit Korların Hazırlanması 50 2.1.1.1. Fiber Postun Simantasyona Hazırlanması 51 2.1.1.2. Kanalın Simantasyona Hazırlanması 51

2.1.1.3. Fiber Postun Simantasyonu 52

2.1.1.4. Kompozit Kor Yapımı 53

(5)

2.1.1.5. Kor Yapının Preparasyonu 54 2.1.2. Zirkonyum Post Seramik Kor Restorasyonların Hazırlanması 54 2.1.2.1. Zirkonyum Post Seramik Korun Simantasyona Hazırlanması 57 2.1.2.2. Kanalın Simantasyona Hazırlanması 57

2.1.2.3. Post-Korların Simantasyonu 57

2.1.3. Prefabrike Metal Post ve Kompozit Korların Hazırlanması 57 2.1.3.1. Prefabrike Metal Post ve Kompozit Korların

Simantasyon için Hazırlanması 58 2.1.3.2. Kanalın Simantasyona Hazırlanması 58

2.1.3.3. Postların Simantasyonu 59

2.1.3.4. Kompozit Kor Yapımı 59

2.1.3.5. Kor Yapının Preparasyonu 59

2.1.4. Döküm Metal Post-Korların Hazırlanması 60 2.1.4.1. Döküm Metal Post-Korların Simantasyon için Hazırlanması 61 2.1.4.2. Kanalın Simantasyona Hazırlanması 61

2.1.4.3. Postların Yapıştırılması 61

2.2. Üst Yapıların Hazırlanması 62

2.2.1. Kor Yapı Olarak Kullanılacak Örnekler 62 2.2.2. Metal Destekli Kron Restorasyonları Yapılacak Örnekler 62 2.2.3. Tam Seramik Kron Restorasyonları Yapılacak Örnekler 66 2.2.3.1. Kronların Simantasyona Hazırlanması 67 2.2.3.2. Dişlerin Simantasyona Hazırlanması 67

2.2.4. Kompozit ile Tamamlama 68

2.3. Dinamik Yükleme 70

(6)

2.3.1. Dinamik Yükleme Cihazı 70

2.3.1.1. Basınç Düzenleyici (Şartlandırıcı) 73

2.3.1.2. Elektropnömatik Valf 73

2.3.1.3. Pnömatik Silindir 74

2.3.1.4. Konum Sensörleri 74

2.3.1.5. Dönüştürücüler 74

2.3.1.6. PLC (Programlanabilen Mantıksal Kontrol) 75

2.3.2. Örneklerin Cihaza Yerleştirilmeleri 75

2.4. Isısal Devinim (Thermal Cycle) 76

2.5. Örneklerin Akril Kalıba Bağlanmaları ve

Periodontal Membran Yapımı 76

2.6. Statik Yükleme Testi 79

3. BULGULAR 80

3.1. Her Bir Post İçin Kronların Kıyaslanması 82 3.2. Her Bir Kron İçin Postların Kıyaslanması 85

4. TARTIŞMA 91

5. SONUÇ ve ÖNERİLER 118

ÖZET 120 SUMMARY 122 KAYNAKLAR 124 ÖZGECMİŞ 139

(7)

ÖNSÖZ

Doktora öğrenimim boyunca hem klinik hem de tez çalışmalarımın her aşamasında geniş bilgi ve deneyimleri ile bana yol gösteren ve destekleyen sayın hocam Prof.

Dr. Semih BERKSUN’ a saygı ve teşekkürlerimi sunarım.

Çalışmada kullandığımız dinamik yükleme cihazının yapımında emeği geçen Hasan Basri Ulaş’ a istatistik çalışmalarında destek sağlayan Prof. Dr. Fikret Gürbüz ve araştırma görevlisi Özgür Koşan’ a, örneklerin yapımında yardımcı olan Mustafa Oluzlu’ ya ve çalışmamıza sağladığı destek nedeniyle Ankara Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Müdürlüğü’ ne teşekkür ederim.

En sıkıntılı dönemlerimde yanımda olan sevgili arkadaşlarım Bahadır Dökmez, Gökhan ve Gözde Yıldırıma teşekkür ederim.

Bu dönem boyunca sabrı ve desteğinden dolayı hayat arkadaşım Derya Üdüm’ e ve hayatımın her aşamasında beni destekleyen ve yanımda olan annem, babam ve kardeşime teşekkürlerimi sunarım.

(8)

SİMGELER ve KISALTMALAR

∏ Pi sayısı

µm Mikron A Alan

atm Atmosfer basıncı

Co Santigrat derece (sıcaklık birimi) F Kuvvet

Gpa Gigapascal Hz Hertz

ISO International Standart Organization kg Kilogram

ml Mililitre mm Milimetre

Mpa Megapascal

ms Mili saniye

N Newton P Basınç

psi Elastik modül

s Saniye

η Verim

(9)

GRAFİKLER

Grafik 1. Fiber post-üst yapı restorasyonları 82 Grafik 2. Döküm post kor-üst yapı restorasyonları 83 Grafik 3. Prefabrik metal post-üst yapı restorasyonları 83 Grafik 4. Zirkonyum post-üst yapı restorasyonları 83 Grafik 5. Metal destekli seramik kron- post 86 Grafik 6. Metal desteksiz seramik kron- post 86

Grafik 7. Kor yapı-post 86

Grafik 8. Kompozit tamamlama-post 86

(10)

TABLOLAR

Tablo 1. Çalışmada kullanılan post, kor ve restoratif materyaller 46

Tablo 2. Post materyalleri 46

Tablo 3. Restoratif materyaller 47

Tablo 4. Simantasyon için kullanılan materyaller 47 Tablo 5. Kor yapı fırınlama değerleri 56 Tablo 6. Metal destekli seramik fırınlama ısıları 64 Tablo 7. IPS Empress II presleme fırınlama programı 66 Tablo 8. IPS Empress II fırınlama programı ( Tabakalama tekniği için ) 67 Tablo 9. Dinamik yükleme sonrası stereo mikroskop altında incelemesi 80 Tablo 10. Her bir post için kronların kıyaslanması 82 Tablo 11. Her bir kron için postların kıyaslanması 85

(11)

RESİMLER

Resim 1. 12’li örnek grubu 47

Resim 2. AH Plus kanal dolgu patı 48 Resim 3. Kanal tedavisi yapılmış örnek diş grubu 48 Resim 4. Mine sement sınırının 1 mm üzerinden kesilmiş premolar diş 48 Resim 5. Bukkal 1/3’ü kalacak şekilde kesilmiş premolar diş 48 Resim 6. Post kor- kron restorasyonu 49

Resim 7. Döküm post-kor 49

Resim 8. Post-kompozit tamamlama 49

Resim 9. Prefabrik post-kor 49

Resim 10. Fiber post seti 50

Resim 11. Fiber post, ön şekillendirme frezi ve son frez 50 Resim 12. Panavia F 2.0 siman seti 51 Resim 13. Porselen Bond aktivatör ve SE Bond Primer 51 Resim 14. ED Primer A ve ED Primer B 51 Resim 15. Panavia F 2.0’ın baz ve katalizörü 52

Resim 16. Oxygurard II 52

Resim 17. Işık cihazı 52

Resim 18. Fiber post yapıştırılmış premolar 52 Resim 19. Vocoid (%37 fosforik asit) 53

Resim 20. Admira Bond 53

Resim 21 Kompozit kor yapımı için matriks kullanımı 53 Resim 22. Kompozit kor yapımı için matriks kullanımı 53 Resim 23. Kor preparasyonu tamamlanmış fiber post kompozit kor 54 Resim 24. Chamfer tarzı kenar sonlanma frezi 54 Resim 25. Fiber postun radyografik görüntüsü 54

Resim 26. Cosmo post kiti 55

Resim 27. Peaso Reamer 55

Resim 28. Cosmo post son frez 55

Resim 29. Cosmo post mum kor yapı 55

Resim 30. Cosmo kor Ingot 55

(12)

Resim 31. Pres fırını 55 Resim 32. Zirkonyum post-döküm kor 56 Resim 33. Zirkonyum post-döküm kor diş üzerinde provası 56 Resim 34. Zirkonyum post-döküm kor radyografik görüntüsü 56 Resim 35. Seramik asitleme jeli 57 Resim 36. Prefabrik metal post seti 58

Resim 37. Peaso Reamer 58

Resim 38. 1,7 mm boyutunda peaso reamer ve prefabrike post 58

Resim 39. Alloy Primer 58

Resim 40. Simante edilmiş prefabrike metal post 59 Resim 41. Prefabrike metal post kompozit kor 59 Resim 42. Prefabrike metal post-kompozit kor radyografik görüntüsü 59

Resim 43. Patern rezin 60

Resim 44. Prefabrike döküm post analoğu 60 Resim 45. Rezinden hazırlanmış döküm post örneği 61

Resim 46. Döküm post-kor 61

Resim 47. Döküm post-korun radyografik görüntüsü 61

Resim 48. Döküm post-kor 62

Resim 49. Örneklerin yoğun kıvamlı ölçü maddesine yerleştirilmesi 63 Resim 50. Yoğun kıvamlı ölçü maddesi içindeki negatif boşluk 63 Resim 51. Akıcı kıvamlı ölçü maddesi ile ölçü alınması 63 Resim 52. Tip IV alçı ile model elde edilmesi 63 Resim 53. Metal desteksiz seramik tozu 63 Resim 54 Metal destekli seramik kronlar 65 Resim 55. Metal destekli seramik kronlar 67 Resim 56. Metal desteksiz seramik kronlar 67 Resim 57 Metal desteksiz seramik kronlar 65 Resim 58. Restorasyon yapılmamış premolar dişler 68 Resim 59. Kompozit tamamlama için hazırlanan örnekler 68 Resim 60 Kompozit tamamlama için hazırlanan döküm postlar 68 Resim 61. Kompozit tamamlama için hazırlanan döküm postlar 68 Resim 62. Zirkonyum post-kompozit tamamlama örneği 69

(13)

Resim 63. Kompozit tamamlama yapılmış örnek dişler 69 Resim 64. Mekanik yükleme cihazının şematik görüntüsü 69

Resim 65. Mekanik yükleme cihazı 71

Resim 66. Mekanik yükleme cihazı 72

Resim 67. Termal siklus cihazı 76

Resim 68. Birbirine uyumlu bakır borular 77 Resim 69. Birbirine uyumlu bakır borular üstten görünümü 77

Resim 70 Örnek diş 77

Resim 71. Muma batırılmış premolar diş 77 Resim 72. Akril içine gömülmüş örnek 78 Resim 73. Üst parçanın yerleştirilmesi 78 Resim 74. Üst parçanın yerleştirildikten sonra üstten görünümü 78 Resim 75. Üst parçaya ağır kıvamlı silikon ölçü maddesinin yerleştirilmesi 78 Resim 76. Alt ve üst parçanın ayrılmış hali 78 Resim 77. Akril içindeki boşluğa akıcı kıvamlı silikonun gönderilmesi 78 Resim 78, Akıcı kıvamlı silikonla kaplı kök yüzeyleri 78 Resim 79. Akıcı kıvamlı silikonla kaplı kök yüzeyleri 78

Resim 80. Instron cihazı 79

Resim 81. Direnç testi yapılan örnek 79 Resim 82. Prefabrik post- IPS Empress II kronda görülen kök çatlağı 81 Resim 83. Prefabrik post- metal destekli seramik kronda görülen kök çatlağı 81 Resim 84. Prefabrik post- IPS Empress II kronda görülen kök çatlağı 81 Resim 85. Döküm post- IPS Empress II kronda görülen kök çatlağı 81 Resim 86. Zirkonyum post- IPS Empress II kronda görülen kök çatlağı 81 Resim 87. Zirkonyum post- metal destekli kronda görülen kök çatlağı 81

(14)

1. GİRİŞ

Günümüz diş hekimliğindeki gelişmelerle beraber doğal dişlere sahip olma isteği artmıştır. İnsanların bu konuda bilgilenmesi ve bilinçlenmesiyle sorunlu dişlerini kurtarmaya yönelik tedavi girişimlerini daha fazla talep etmeye başlamışlardır. Bu eğilim, etkin anestezi ve endodontik tekniklerin gelişmesiyle, endodontik tedavinin popüleritesini arttırmıştır. Fakat bu dişlerde çürük, travma, önceki restorasyonlar, erozyon, atrizyon, abrazyon, gibi çeşitli faktörlere bağlı olarak çok fazla madde kaybı olması ve endodontik tedavi sonrası bu kaybın artması, söz konusu dişlerin nasıl restore edileceği sorusunu daha fazla gündeme getirmiştir (Mannocci ve ark., 2002).

Endodontik tedavi geçirmiş bir dişin restoratif ve protetik tedavisi, kalan sağlıklı dokuların miktarına, uygulanan kor restorasyonunun prognozuna, restorasyonun genel olarak yapısal ve estetik kalitesiyle, klinik adaptasyonuna bağlıdır. Endodontik tedavi sonrasında diş üzerinde şu üç sonuç görülebilir:

1. Doku kaybıyla beraber dental yapıda zayıflama 2. Fiziksel ve mekanik yapıda değişiklik

3. Mine ve dentinin renginde farklılaşma.

Bu konuda yapılan çalışmalarda belirtildiği üzere endodontik tedavi; dişin direncini

% 5 oranında azaltmaktadır, bunun yanısıra MOD kavite preparasyonu ise % 63’ lük direnç azalmasına neden olmaktadır. Özellikle çürükle alakalı olarak pulpada meydana gelen değişiklikler sonucunda kan akımında azalma, kollojen fibrillerin dejenerasyonu ve dehidratasyonuna bağlı olarak dişte % 14’ lük bir zayıflama meydana gelmektedir. Bu değişim özellikle mandibuler arkta ve ön kesicilerde daha fazla görülmektedir (Reeh ve ark., 1989; Huang ve ark., 1991). Kanal tedavisi sırasında pulpa odasının tavanının kaldırılması dişin fonksiyon altında daha fazla esnemesine yol açmakta ve kırılmasına neden olmaktadır (Tait ve ark., 2005a).

(15)

Vital ve devital dişler arasında kollojen yapıda farklılıklar vardır. Devital dişlerde olgunlaşmamış kollojen fibril sayısı olgun kollojen fibril sayısına göre oldukça fazladır. Bu da gerilme direncini azaltmakta, kırılganlığı arttırmaktadır (Rivera ve ark., 1988).

Genel kanı endodontik tedavi geçiren dişlerin, su ve kollojen çapraz bağlarının kaybına bağlı olarak daha kırılgan hale geldiği yönündedir (Helfer ve ark., 1972;

Sokol, 1984; Rivera ve Yamauchi, 1993). Köpekler üzerinde yapılan ve bu tezi destekleyen bir çalışmada devital dişlerin % 9 daha az nemli olduğu belirtilmiştir (Helfer ve ark., 1972). Huang ve ark. (1991) vital dişlerle endodontik tedavi geçirmiş fakat farklı nemlilik oranındaki dişleri kıyasladıklarında, ne dehidratasyonun ne de endodontik tedavinin dentinin fiziksel ve mekanik özelliklerini belirgin bir biçimde etkilemediğini belirtmişlerdir. Sedgley ve Messer (1992) 23 endodontik tedavi geçirmiş dişi 10 yıl boyunca takip etmiş ve arkın diğer tarafındaki vital eşleri ile kıyaslamıştır. Devital dişlerin sertliklerinde çok az bir azalma tespit etseler de değerleri yakın bulmuşlardır. Genelde kanal tedavisi geçirmiş dişlerde bir nem kaybı vardır, bunun sebebi de tübüler skleroz ve sekonder dentin oluşumudur (Tait ve ark., 2005a).

Endodonti pratiğinde tedavinin yapılabilmesi için, kanal aletlerinin kanala rahat uygulanmasına izin veren bir giriş kavitesinin açılması gerekir. Bu da uygun çalışma ve kanalın temizlenmesi amacıyla fazla miktarda diş dokusunun uzaklaştırılmasına neden olur. Özellikle ön grup dişlerde eğer çok fazla madde kaybı yoksa post yerine giriş kavitesinden faydalanarak, kompozit rezinlerle bir restorasyon yapılmasının daha konservatif olduğu düşünülmektedir (Sorensen ve Martinoff, 1984a; Trope ve ark., 1985; Sedgley ve Messer, 1992; Heydecke ve ark., 2001; Fernandes ve Desai, 2001).

Yapılan çalışmalar kullanılan kanal dolgu maddelerinin de dentinin yapısını etkilediğini göstermiştir. Biven ve ark. (1972) özellikle öjenol içerikli patların dentinin mikro sertliğini arttırdığını belirtmişlerdir.

(16)

Çalışmalar endodontik tedaviden çok yapılan preparasyonun, dişin gücünü azalttığını göstermektedir. Özelikle açılan giriş kaviteleri tüberkül yapısında bozulmaya ve fonksiyon sırasında kırılmalara neden olmaktadır (Gutman, 1992; Panitvisal ve Messer, 1995; Sahafi ve ark., 2005).

Endodontik tedavi geçirmiş bir dişin restore edilebilmesi için:

1. İyi bir apikal kapanmanın sağlanmış olması 2. Basınç uygulandığında hassasiyet olmaması 3. Eksuda olmaması

4. Mobilite olmaması

5. Periodontal membranda genişleme olmaması 6. Kombine lezyonların dikkatlice incelenmesi 7. Patolojik cebin olmaması

8. Fistül olmaması

9. Apikal hassasiyet olmaması 10. Kökte perforasyon olmaması

11. Aktif enfeksiyon olmaması gerekir (Rosenstiel, 2001; Morgano ve ark., 2004).

Kanal tedavisi geçirmiş dişlerin prognozunu etkileyen en önemli etkenlerden biri de dişlerin ark içerisindeki konumları ve karşılaşacakları oklüzal kuvvetlerdir. Ön grup dişler oklüzal yükleri uzun aksları boyunca değil açılı olarak karşılarlar. Bu da ön grup dişlerin lateral kuvvetlerin daha fazla etkisi altında kalmalarına ve kırıklara karşı dirençlerinin düşmesine neden olur. Arka grup dişler ise ön grup dişlere oranla çiğneme kaslarının pozisyonlarına bağlı olarak daha yüksek lateral ve vertikal kuvvetlere maruz kalırlar buda kırıklara karşı korunmalarında daha fazla önem taşır.

Dişte aşırı madde kaybının olduğu ve özellikle tüberkül bütünlüğünün bozulduğu durumlarda bir onley veya kronla restore edilmeleri önerilmektedir. Post-kor restorasyonu yapılan dişlerde tüberkül formlarının kuvvetleri dengeli dağıtacak biçimde şekillendirilmesi gerekir (Rosenstiel, 2001; Tait ve ark., 2005a).

Endodontik tedavi geçirmiş dişlerin, köprü veya hareketli protez desteği olarak kullanılması, daha fazla fonksiyonel kuvvet altında kalmasına neden olacaktır. Bu

(17)

stresler özellikle endodontik tedavi geçirmiş dişlerin hareketli protezin distal ayağı olarak kullanıldığında artmaktadır. Fonksiyon sırasında destek diş, hareketli protez için dayanak noktası şeklinde davranmakta ve tork kuvvetlerine maruz kalmaktadır (Nyman ve Lindhe, 1979; Testori ve ark., 1993).

İnvivo olarak yapılan bir çalışmada kanatlı sabit protezlerde endodontik tedavi geçirmiş dişler ve vital dişler beraber kullanılmıştır. Yüklemeler sonrasında, vital dişlere oranla endodontik tedavi geçirmiş dişlerde daha fazla ağrı görülmüştür.

Endodontik tedavi geçirmiş dişler, propiyoseptif mekanizmanın azalmasına bağlı olarak zararlı kuvvetler karşısındaki koruma reflekslerinin çoğunu kaybetmektedirler. Bu yüzden kanal tedavisi geçiren dişlerin kanatlı köprü desteği olarak kullanılması önerilmemektedir (Randow ve Glantz, 1986).

Genel klinik yaklaşımda endodontik tedavi geçirmiş ve yetersiz koronal yapıya sahip dişlerin sonuç restorasyonun dayanıklılığı, tutuculuğu ve dişlerin korunması için, fonksiyonel ve estetik gereksinimler açısından bir onley veya kron ve post-kor ile restore edilmesi tercih edilir (Rosenstiel, 2001; Goto ve ark., 2005).

Çürük, önceki restorasyonlar, endodontik tedaviler, erozyon, abrazyon, atrizyon veya travmaya bağlı olarak koronal veya radiküler doku kaybına uğramış ve fonksiyonel kuvvetlere karşı yeterli direnci gösteremeyen dişleri desteklemek ve fonksiyonel çiğneme dinamiği içinde eski fonksiyonlarını tekrar kazandırabilmek için uygulanan restorasyonlara post-kor adı verilir (Caputo ve Standlee, 1976; Isodor ve ark., 1996).

Tarihte kron kaybına bağlı olarak dişlerin restorasyonları ile ilgili ilk bulgular 16.

yüzyılın sonlarına rastlamaktadır. Burada protez, tek parça kemikten işlenmiş ve iki gümüş post ile ön bölgeye üç üyeli bir köprü şeklinde yapılmıştır (Ring, 1989).

Post-kor restorasyonları ile ilgili ilk çalışmaları, 1880 yılında Fauchard yapmıştır.

Kron kaybına uğramış dişleri restore etmek için tahtadan postlar uygulamış ancak zaman içerisinde tahtanın nemden etkilenerek genleşmesi kök kırıklarına neden

(18)

olmuştur. Ayrıca bu dönemde mikroorganizmalar hakkında da yeterli bilgi olmaması nedeniyle kanal tedavileri tam olarak yapılamıyor, bu nedenle enfeksiyonlar çok sık meydana geliyordu. Enfeksiyonların dışarı çıkabilmesi için tahta postların üzerlerine yarıklar açılmaktaydı. Tahtanın bu dezavantajından dolayı altın kaideli seramik pivolar geliştirilmişti. 1848 yılında Tomes, post boyutları hakkında prensipleri belirlemiştir ki bunlar günümüzdeki prensiplere benzemektedir (Qualtrough ve Mannocci, 2003; Tait ve ark., 2005a). 1878 yılında Richmaund kanal postu üzerindeki kor çevresine altın bir plaka ilave ederek kökün korunmasını sağlamıştır.

Bu restorasyona Richmond Kuron’ u adı verilmiştir. Pinli restorasyonlar ilk olarak Finley tarafından, 1897’ de simante olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1940 yılında Karlstrom ilk olarak pin frezlerini kullanmış ve paralel pinledge tekniğinde simante postları paralometre yardımıyla uygulamıştır. 1950 yılında Uhlig günümüzde kullandığımız tekniğe benzer şekilde kök kanalını hazırlamış ve restorasyonları yapmıştır. 1967 yılında Markley paslanmaz çelik pinlerle amalgamları kombine olarak kullanmıştır. 1968 yılında Colley, Hampson ve Lehmann postların tutuculuk özelliklerini araştırmışlar ve tutuculuğun çap ve düzensizliklerle doğru orantılı olduğunu bulmuşlardır. 1978 yılında Miller post-korlarda direk model tekniğini geliştirmiştir (Ring, 1989; Shilinburg, 1997; Alaçam, 1998; Zaimoğlu ve Can, 2004).

Post-kor tedavilerindeki genel beklenti; kök kanalına yerleştirilen postun, zayıflamış dişleri güçlendirmesidir (Kantor ve Pines, 1977; Trabert ve ark., 1978; Sokol, 1984).

Ancak endodontik tedavi sonrasında dişte meydana gelen madde kaybına post yerleştirmek için yapılan müdahaleler eklendiğinde, dişin mekanik direncinin etkilendiği de bir gerçektir (Guyz ve Nicholls, 1979; Trope ve ark., 1985; Martinez – Insua ve ark., 1998; Hunter ve ark., 1989; Morgano, 1996; Dean ve ark., 1998;

Heydecke ve ark., 2001; Sahafi ve ark., 2005). Postu yerleştirmemizdeki amaç; diş üzerine yapılacak restorasyonun tutuculuğu için oluşturulan kor yapısına destek sağlamaktır (Goodacre ve Spolnik, 1994; Strub ve ark., 2001; Richard ve James, 2004; Mitsui ve ark., 2004). Bunun yanında kök yapısında bütünlüğün sağlanıp kırıkların önlenmesi de bir diğer amaçtır. Trabert ve ark. (1978) kırığa karşı en önemli direncin kalan sağlıklı diş dokusu olduğunu söylemiştir. Ayrıca uygun yapılmayan postların, iyatrojenik kök perforasyonlarına, apikal kapanmanın

(19)

bozulmasına, kök kırıklarına, sekonder enfeksiyonlara yol açabileceği belirtilmiştir (Sorenson ve Martinof, 1984a; Vire, 1991).

Kyahat ve ark. (1993) yaptıkları çalışmada, kanalları çok iyi doldurulmuş; ancak tükürükle teması tam olarak kesilmemiş dişlerin, 30 gün içinde yeniden kontamine olduğunu belirtmişlerdir. Kanalların tükürükle temasının engellenmesi restorasyon tamamlanana kadar dikkat edilmesi gereken en önemli unsurlardan biridir.

Günümüzde endodontik tedavi geçirmiş ve fazla miktarda madde kaybı olan dişlerin tedavisinde öncelikle postun ve/veya korun çeşitli formları ile desteklenmesi öncelik kazanmıştır. Post-korun en önemli görevi, preparasyon ve çürük nedeniyle kaldırılan koronal diş yapısını yerine koymaktır. Bu yapı, üzerine yapılacak olan restorasyon için yeterli tutuculuğu ve dayanıklılığı sağlayacaktır. Endodontik tedavi sonrası yapılan restorasyonda amaç; dentin ve kron arasındaki ilişkiyi, orijinal, tedavi edilmemiş, sağlıklı dişe benzer hale getirmek olmalıdır. Post-kor direk veya indirek olarak çevresindeki katmanlara bağlıdır; altta dentinle, üstte restorasyonla arada hiçbir zayıf katman olmayan bütün bir yapı olmasına hizmet etmelidir (Ferrari ve Scotti 2002).

Post-kor restorasyonlarında iki ana komponent bulunur:

Post: Restorasyonun desteklik ve tutuculuğu için kök kanalına uzanan kısmı

Kor: Restorasyonun post ile birleşen ve prepare edilmiş diş formu şeklinde olan yapı (Rosenstiel, 2001).

İdeal bir postta bulunması gereken özellikler şunlardır:

1. Dişe minimal stres iletmeli

2. Kor yapısı için yeterli tutuculuk sağlamalı

3. Endodontik tedaviyi yenilemek gerektiğinde kanaldan kolayca uzaklaştırılabilmeli

4. Kanal şekline uygun olmalı

5. Minimum preparasyonla uygulanabilmeli

6. Kanal duvarıyla arasında ince ve eşit miktarda siman kalınlığına izin vermeli

(20)

7. Farklı uzunluk ve çapta tipleri bulunmalı

8. Diş dokularına benzer biyomekanik özelliklere sahip olmalı 9. Termal genleşme katsayısı dentininkine yakın olmalı

10. Estetik özellikleri sonuç restorasyon ve çevre dokularla uyumlu olmalıdır (Hansen ve Asmussen, 1997; Cormier ve ark., 2001).

İdeal bir kor yapısında ise:

1. Restorasyon için yeterli tutuculuğa sahip olmalı

2. Restorasyona gelen kuvvetleri kalan kök yapısına uygun bir şekilde iletebilmeli

3. Dişin doğal rengine uyumlu olmalı

4. Post yapıya ve restorasyona bağlantısı iyi olmalı

5. Diş dokularına benzer biyomekanik özelliklere sahip olmalı 6. Diş dokusuna adaptasyonu iyi olmalı

7. Termal genleşme katsayısı dentininkine yakın olmalı

8. Estetik özellikleri sonuç restorasyon ve çevre dokularla uyumlu olmalıdır (Shilinburg, 1997; Dayangaç, 2000).

Post yapısı, restorasyonla kora iletilen kuvvetlerin köke iletilmesinde etkilidir. Bu da diş kökünün daha fazla kuvvete maruz kalmasına yol açar. Özellikle, yanlış yapılan post uygulamaları kökte stres odaklarının oluşmasına ve kök kırıklarına neden olmakta bu da kökün güçlendirilmesi amacına ters bir sonuç doğurmaktadır (Fokkinga ve ark., 2005).

Post, kanalın şekil ve boyutuna uygun olarak seçilirse hem kuvvetlerin dengeli bir şekilde dağıtılabileceği, hem de daha az dentin kaldırılacağı için kökün direncinin artacağı belirtilmiştir. Ayrıca kanal ve postun uyumlu olması postun tutuculuğunu da olumlu yönde etkileyecektir (Sorenson ve Engelman, 1990).

Apeksifikasyonunu tamamlamamış veya internal rezorbsiyona uğramış dişlerde post- kor tedavilerinin yapılması oldukça zordur. Apeksifikasyonu tamamlanmamış dişlerde, post-kor uygulamadan önce kalsiyum hidroksit veya mineral trioxide

(21)

agregate (MTA, ProRoot, Dentsply Tulsa Dental, Tulsa) ile kök ucu kapatılmalıdır.

Hem apeksifikasyonu tamamlanmamış dişler hem de internal rezorbsiyona uğramış dişler aşırı miktarda geniş kanal boşluğuna ve ince dentin duvarlarına sahiptir. Bu dişlerin döküm post-korlarla restore edilmeleri, postun kama defekti oluşturmasına ve irreversibl kırıkların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Bu kanallar konik tarzdadır ve prefabrike postların direk olarak kullanılması aşırı miktarda siman kalınlığına ve dokuların desteksiz kalmasına sebep olacaktır. Post-kor uygulamasından önce mutlaka desteksiz kök dentininin güçlendirilmesi gerekir. Bu işlem için kompozit rezinler kullanılır; ancak polimerizasyon büzülmeleri ve ışığın apikal bölgeye tam olarak ulaşmaması probleme neden olmaktadır. Bu dezavantajı ortadan kaldırmak için Dentatus firması light transmitting (Luminex, Dentatus, Weissmann Technology, NewYork, USA) postu geliştirmiştir. Bu post sayesinde kanala yerleştirilen kompozit hem duvarlara daha iyi adapte olur, hem de kök ucuna kadar ışığın iletilmesiyle polimerizasyonun tam olarak gerçekleşmesi sağlanmış olur. Daha sonra ise bu post referans alınarak bir yuva açılıp istenilen kanal postu kullanılabilir. Bu sistemle kök güçlendirilerek kırıklara karşı dirençli kılınırken istenilen postun kullanılması da sağlanmış olur (Saupe ve ark., 1996; Newman ve ark., 2003; Carvalho ve ark., 2005;

Tait ve ark., 2005b; Yoldaş ve ark., 2005).

Post-kor restorasyonlarının endikasyonları:

1. Sabit ve hareketli protez ayağı olacak endodontik tedavi geçirmiş hasarlı dişlerde

2. Köprü ayağı olacak aşırı malpoze dişlerde

3. Overdenturelarda internal tutucu ataşman olarak uygulanacağı durumlarda 4. Periodontal desteği azalmış dişlerde kron kök oranın dengelenmesi amacıyla 5. Dişin kronunun 3/5’ inden fazlasının kaybı durumunda (Shilinburg, 1997;

Zaimoğlu ve Can, 2004).

Post-kor restorasyonlarının kontraendikasyonları:

1. İnce kök formunda kırılmaya meyilli dişlerde 2. Periapikal patolojiler varlığında

3. Endodontik tedavinin yetersiz olduğu durumlarda

(22)

4. Kötü ağız hijyenine sahip hastalarda (Shilinburg, 1997; Zaimoğlu ve Can, 2004).

1.1. Post-Kor Seçim Kriterleri

Post-kor tedavilerinde uygun ürün ve sistemin seçilmesi tedavinin en önemli safhasıdır. Postların stresleri dağıtması ve tutuculuğu; yapıldığı materyale, uzunluğuna, şekline, çapına ve yüzey yapısına bağlıdır. Günümüzde renk de post seçiminde önemli bir etken haline gelmiştir. Klinisyenin seçimini; kalan sağlıklı diş yapısı, restorasyon yapımında kullanılacak materyal, klinisyenin üründeki tecrübesi gibi kriterler etkiler. Çeşitli sınıflamalarla bu seçim daha kolay hale getirilebilir.

Post-korlar farklı araştırmacılar tarafından farklı özelliklerine göre sınıflandırılmışlardır. Caputo ve ark. (1973) postları şekline göre uca doğru daralan, paralel ve vidalı olmak üzere üçe ayırmışlardır. Sokol (1984) yüzey şekline göre düzgün yüzeyli ve testere dişli olarak ikiye ayırmıştır.

1.1.1. Post şekillerine göre:

1. Konik 2. Silindir

3. Silindirik konik postlar (Heydecke ve Peters, 2002).

1.1.2. Tutuculuk şekillerine göre:

1. Aktif: Yivlerin dentin yüzeyine teması ile tutuculuğu sağlayan postlardır

2. Pasif; Kanal formuna uygun olacak şekilde ancak kanal duvarlarına teması yapıştırıcı ajanlarla olan postlardır (Hansen ve Asmussen, 1997; Ricketts ve ark., 2005a).

(23)

1.1.3. Yapım şekillerine göre:

1. Fabrikasyon

2. Döküm (Hansen ve Asmussen, 1997; Sahafi ve ark., 2005).

1.1.4. Kullanılan materyallere göre:

1. Metal alaşımlar (Ti, Au-Pt, Paslanmaz çelik, Pd-Pt-Cu, Cr-Ni, Amalgam) 2. Fiber Postlar

a) Quartz fiber postlar

b) Karbon - quartz fiber postlar c) Karbon fiber postlar

3. Seramik postlar a) Cam seramikler

b) Aliminyum oksit ile güçlendirilmiş seramikler c) Freze tekniği ile elde edilen seramikler

d) Zirkonyum esaslı seramikler

1.2. Döküm Metal Post-Korlar

Döküm metal postlar altın, platin, paladyum gibi değerli metaller içeren alaşımlardan yapılmaktadır. Bunlar fiziksel olarak güçlüdürler, nisbeten düşük sertlikleri vardır, biyouyumludur ve korozyona karşı dirençlidirler. Güncel uygulamada ülkemizde genellikle bu tür çalışmalarda baz metal alaşımlar kullanılmaktadır. Ancak baz metal alaşımların; korozyona karşı eğilimi, elastik modüllerinin yüksek olması ve döküm hassasiyetlerinin yeterli olmaması gibi dezavantajları vardır. Yüksek elastik modüle sahip metaller, yük altında esneme göstermez. Bu da köke daha fazla kuvvet iletimine ve kök kırıklarına neden olabilir (Sidoli ve ark., 1997; Rosenstiel, 2001;

Ferrari ve Scotti, 2002).

Kök kanalının çeşitli yöntemlerle ve farklı materyallerden faydalanarak ölçüsünün alınıp metal döküm işlemi ile post-kor hazırlanır. Post-kor tamamı tek parça döküm

(24)

olabildiği gibi çok köklü ve kökleri açılı dişlerde birbirine geçen şekilde kilitli olarak da yapılabilir (Morgano ve Milot, 1993; Schneider, 1994).

Döküm post-korlar direk ve indirek olarak hazırlanabilirler. Tek köklü dişlerde direk teknik çok köklü dişlerde ise indirek teknik tercih edilir. Direk teknikte kanalın içi izole edilir, döküm işleminde kullanılan plastik post üzerine monomer sürülür.

Lentülo yardımıyla kanal içine akrilik gönderilir ve post yerleştirilir. Kanalın tam ölçüsü alınıncaya kadar bu işleme devam edilir. Kanalın ölçüsü tamamlandıktan sonra rezin materyali ile kor kısmı ağızda şekillendirilir. İndirek teknikte ise ölçüye destek olacak bir metal kanal boyuna göre hazırlanır, materyal üzerine ölçü maddesinin tutunabileceği undırkatlar oluşturulur ve adeziv sürülür. Elastomerik ölçü maddesi bir lentülo yardımıyla kanal içine gönderilir ve kanal destek parçası da kanalın içine yerleştirilir. Daha sonra post ölçüsü ağızdayken tüm ağzın ölçüsü alınır.

Laboratuarda model elde edilir, plastik döküm post etrafına mum yığılarak kanala adapte edilir ve kor yapı da mumdan hazırlanarak döküm yapılır (Schilinburg, 1997;

Alaçam, 1998; Rosenstiel, 2001; Zaimoğlu ve Can, 2004).

Döküm post-korların en büyük dezavantajlarından biride, randevular arasında meydana gelen bakteri kontaminasyonudur. Tükürük içindeki bakterilerle kanalın kontamine olmaması için mutlaka ruber-dam ve bariyer maddeler kullanılmalıdır.

Bariyer madde olarak ise kanalın en alt noktasına ya cam iyonomer siman ya da otopolimerizan rezin kullanılabilir (Demarchi ve Sato, 2002).

Döküm post-korların yapım aşamalarının uzun ve karmaşık olması bir dezavantaj oluşturmasına rağmen, yapılan invivo ve invitro çalışmalarda başarılı bulunmuşlardır (Kantor ve Pines, 1977; Trabert ve ark., 1978; Walton, 2003; Bolhuis ve ark., 2004b).

Döküm post-korlar, fabrikasyon postlar gibi sadece silindirik şekilli kanallara değil her türlü kanal yapısına uyarlar. Özellikle aşırı ince veya geniş kanallarda ve fazla madde kaybı olan dişlerde tutuculuğu sağlamak için kullanılırlar. Döküm post-korlar, kanala iyi adapte olduklarından ek bir tutuculuk unsuru gerektirmezler. Döküm metal

(25)

postlar üzerinde hazırlanan siman kaçış yolu sayesinde yapıştırma sırasında simanın meydana getireceği hidrostatik basınç engellenmiş olur (Kantor ve Pines, 1977;

Morgano ve Milot, 1993).

Stegaroiu ve ark. (1996) yaptıkları çalışmada, periyodik yükleme altında döküm post korların pasif prefabrik metal postlara oranla retansiyonlarının daha iyi olduğunu rapor etmişlerdir.

Döküm postlar üzerine uygulanan kor yapıları ve restorasyonlar farklı sertlikteki bileşenlerden oluşmaktadır. Bunların en serti de post materyalidir. Döküm postlar üzerlerine gelen kuvvetleri herhangi bir distorsiyona uğramadan daha az sert olan dentine iletirler ve stres yoğunlaşmalarına yol açarlar. Bu stres yoğunlaşmaları uygun olmayan simanların kullanılmasıyla beraber kök kırıklarının oluşmasında önemli bir etkendir. Ayrıca tam seramik restorasyonların altında kullanıldığında döküm postların renkleri bir dezavantaj oluşturmakta, metalin kök ve servikal alandan yansıması önlenememektedir (Zalkind ve Hochman, 1998a; Carossa ve ark., 2001;

Cormier ve ark., 2001; Rosentritt ve ark., 2004). Baz metal alaşımlar da döküm post- korların yapımlarında kullanılabilirler ancak sertliklerinden dolayı uyumlandırılmaları zordur ve kırıklara yol açabilirler. Siman ve post arasında meydana gelen aralık, koronal restorasyondan dolayı oluşan mikro sızıntı, yan kanallar, post boşluğunun hazırlanması sırasında ve teşhis edilemeyen kök kırıklarına bağlı olarak post yüzeyinde elektrolitlerin birikimine ve korozyonun başlamasına neden olurlar. Korozyon ürünleri, post kırılmalarının sebebi olmalarının yanı sıra, dentine etki ederek kök kırıklarına da yol açabilmektedirler (Luu ve Walker, 1992;

Fernandes ve Dessai, 2001).

Retrospektif bir çalışmada 6 yıllık takip sonucunda döküm post-korlarda % 90,6’ lık bir başarı elde edilmişdir. Tip III veya tip IV dental altın alaşımı ile hazırlanan döküm post-korların elastik modülü 14,5x106 psi ve termal genleşme katsayısı ise 15x10-6/Co’dır ve bu değerler mineye çok yakındır. Bu da baskı kuvvetleri karşısında post-korun doğal dişe benzer davranış göstermesine neden olur (Bergmann ve ark., 1989).

(26)

Morgano ve Milot (1993) yaptıkları invivo çalışmada, çok sıkı adaptasyonu olan döküm post-korların komplike kırıklara yol açtığını, post boyunun kron boyundan az olduğu durumlar da, % 44’ lük bir başarısızlığının olduğunu, bunların yanında 5 yıllık bir periyotta başarı oranının % 90 olduğunu belirtmişlerdir.

Metal postların hem mekanik hem de estetik olarak oluşturduğu bu dezavantajlar, daha estetik ve biyomekanik özellikleri dental dokularla daha uyumlu materyallerin geliştirilmesi ihtiyacını doğurmuştur.

1.3. Prefabrike Post Sistemleri

1.3.1. Prefabrike Metal Post Sistemleri

Prefabrike post sistemleri pratik olmalarından dolayı günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır. Özellikle dairesel kesite sahip köklerde daha az madde kaybına sebep olacağı için rahatlıkla uygulanabilirler. Genel olarak prefabrike postların fiziksel özellikleri ile özellikle paralel kenarlı ve yivli olanların tutuculukları oldukça iyidir, yivli olanlar fazla simanın kaçmasını sağlayarak hidrostatik basınç oluşmasını engeller. Hem daha kısa sürede hazırlanabilirler hem de daha ekonomiktirler. Ancak elipsoit şekilli köklerde fazla doku kaybına neden olmaları, yivli olanların kanal duvarında strese neden olması ve yivli olmayanların daha az tutucu olmaları dezavantajlarıdır (Akkayan ve Canikoğlu, 1998; Alaçam, 1998; Rosenstiel, 2001;

Ferrari ve Scotti, 2002).

Prefabrike metal postları yüzey yapıları ve şekillerine göre şöyle sınıflayabiliriz:

1. Konik düz yüzeyli postlar (tapered smooth posts)

2. Konik retansiyon yüzeyli postlar (tapered serrated posts) 3. Konik vidalı postlar (tapered thereaded posts)

4. Paralel düz yüzeyli postlar (parallel sided smooth posts)

5. Paralel retansiyon yüzeyli postlar (parallel sided serrated posts) 6. Paralel vidalı postlar (parallel sided theaded posts) (Rosenstiel, 2001).

(27)

Prefabrike postlar çoğunlukla paslanmaz çelik, nikel krom, pirinç, titanyum ve kıymetli alaşımlardan veya kıymetli alaşımlarla kaplanarak yapılır. Kıymetli alaşımlar ve titanyum haricindekiler çok güçlüdür. Pasif konik postlar en az retantif olanlarıdır. Özellikle kanal duvarının ince olduğu uzun köklerde en konservatif yaklaşımdır (Raiden ve ark., 1999). Yeterli tutuculuk için kanal boyu 8 mm’ den fazla olmalıdır. En iyi tutuculuk ise paralel postlar ve aktif postların rezin simanlarla beraber kullanılmasıyla elde edilmektedir (Standlee ve ark., 1978; Junge ve ark., 1998). Vidalı postlar, simante paralel kenarlı postlara oranla daha tutucudurlar ancak köke çok daha fazla stres iletirler (Rolf ve ark., 1992; Hansen ve Asmussen, 1997).

Paslanmaz çelik uzun bir süre prefabrik post materyali olarak kullanılmıştır. Ancak yapı içinde nikel olması ve nikelin allerjen bir madde olması kullanımını kısıtlamıştır. Aynı zamanda paslanmaz çelik ve pirincin korozyona uğramaları dezavantajlarıdır (Monoghan ve ark., 1992).

Titanyum postlar özelikle kıymetsiz alaşımlarda sıklıkla görülen korozyonu engellemek amacıyla geliştirilmiştir. Titanyum postların gütaperkaya yakın radyoopasite göstermelerinden dolayı radyografilerde tespit edilmeleri oldukça güçtür. Titanyum postların kırılma dirençleri düşüktür bu da ince kanallarda kullanımlarını kısıtlamaktadır. Ayrıca post çıkarılmak istendiğinde, uygulanan kuvvete bağlı olarak kırılmalar meydana gelmektedir. Pirinç postlar da titanyum postlara benzer özellikler gösterirler (Hansen ve Asmussen, 1997; Richard ve James, 2004). Paslanmaz çelik postların elastik modülü dentinden 20 kez, titanyum postların elastik modülü ise 10 kez daha fazladır (Dean ve ark., 1998).

1.3.2. Metal Olmayan Prefabrike Post Sistemleri

1.3.2.1. Fiber Postlar

Farklı tip ve formdaki fiberlerin katıldıkları materyallerin mekanik ve fiziksel özelliklerini olumlu yönde değiştirdikleri görülmüştür. Protetik olarak fiberler önce

(28)

akriliklerin kuvvetlendirilmesinde kullanılmış daha sonra ise kompozit rezinlere eklenmiştir.

Kullanılan fiber çeşitleri;

1. Karbon; Postlar için en uygun olanlarıdır. Mekanik özellikleri en iyi olan fiber grubudur.

2. Aramid; Bu tür fiberler daha çok köprü restorasyonlarında kullanılır. Sarımtırak bir renge sahiptirler.

3. Cam; Protezlerin kaidelerini güçlendirmek için en yaygın şekilde kullanılan fiber formudur. Cam fiberler birçok farklı formda bulunabilir. En yaygın olarak bulunan tipi % 50–60 oranında SiO2 ve diğer oksitleri içeren formudur. Cam ve polietilen fiberler estetiktirler ve hareketli protezlerde kaide materyali olarak kullanılırlar. Ancak nemli ortamdan etkilenirler, güç ve dayanıklılığında azalma meydana gelir (Purton ve Payne, 1996; Ferrari ve Scotti, 2002).

Kullanılan fiber formları:

1. Örgü

2. Devamlı, tek yönlü

3. Parçalı (Ferrari ve Scotti, 2002).

Fiber postlar ilk kez 1990 yılında Duret tarafından yapılmıştır. Non metalik, fabrikasyon bir posttur. Amerika’da C-Post olarak piyasaya sürülmüştür. Bu postların yüksek performansı, karbon fiber filamentleriyle güçlendirilmelerinden kaynaklanmaktadır. Fiziksel yapısı sıkıştırılmış ve doğrusal olarak uzatılmış karbon fiberlerin epoxi rezin matriks içine gömülmesiyle oluşturulmuştur. Bu yapı dentinin biyomekanik dengesini bozmamaktadır. Fiberlerin post boyunca uzaması postun, dentinin mekanik davranışına benzer özellik göstermesini sağlar. Fiber postlar karşılanan kuvvetleri azaltarak dentin duvarlarına iletirler. Fiberlerin polimer matriks içine gömülmeleri güç, kırılma direnci, sertlik ve yorulma dayanıklılığında belirgin bir artış sağlar (Drummond, 2000). Karbon fiberler ile epoxi rezin matriks arası organik bir kompozisyona sahiptir. Fiber postlar korozyona uğramazlar. En çok kullanılan fiber formları karbon ve quartz fiberlerdir (Purton ve Payne, 1996; Sidoli

(29)

ve ark., 1997; Mannocci ve ark., 1999; Raygot ve ark., 2001; Newman ve ark., 2003).

Fiber ve rezin matriksin mekanik özellikleri birbirine yakın olmalıdır, aksi taktirde gelen kuvvetler karşısında rezin ve fiber ara yüzündede mikro kırıklar ve ayrılmalar görülebilir. Piyasada kullanılan fiber postlardaki fiberlerin çapları 7 ile 20 mikron arasında, hacim içindeki yüzdeleri ise % 13 ile % 70 arasında değişmektedir (Torbjöner ve ark., 1996; Sidoli ve ark., 1997; Martinez –Insua ve ark., 1998;

Mannocci ve ark., 1999; Ferrari ve Scotti, 2002).

Fiber postlar biyouyumludur. Kendi yapısına benzer bir rezin ile dentine bağlanır.

Karbon fiber postların renklerinin siyah olması, karbon quartz fiber postların yapılmasına neden olmuştur. Burada karbon postun etrafı quartzla kaplanmıştır.

Daha sonra ise daha estetik olan quartz fiber yapılmıştır. Bu postların mekanik özellikleri karbon fiber postlara yakındır. Karbon Quartz fiberlerin renkleri opaktır.

Quartz fiberler en elastik olanlarıdır. Son yıllarda ise hem estetik hem de polimerizasyonun tam olarak sağlanabilmesi için translusent postlar yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır (Purton ve Payne, 1996; Zalkind ve Hochman, 1998a;

Mannocci ve ark., 1999; Mannocci ve ark., 2001a; Ferrari ve Scotti, 2002; Akkayan, 2004).

Fiber postlar dentine yakın elastik özellikler gösterirler. Bu da oluşan streslerin post tarafından absorbe edilmesini sağlamakta ve kökte stres odaklarının ve kök kırıklarının oluşmasını engellemektedir (King ve Setchell, 1990; Isodor ve ark., 1996; Akkayan ve Gülmez, 2002).

İlk fiber postlar paralel kenarlı üretilmişti ve araştırmacılar tarafından Prostetik olarak tanımlanmıştı. Burada postun stabilizasyonu özel frezlerle hazırlanan yuva sayesinde sağlanmaktaydı. Ancak kökün anatomik formuna uymasında yaşanan zorluk ve fazla miktarda doku kaybına neden olması bu postlardan vazgeçilmesine sebep olmuştur. Kanalların konik formda olması ve kanalları prepare etmek için kullanılan kanal aletlerinin de konik olması konik postların geliştirilmesini

(30)

sağlamıştır. Bu tip postlara da Endodontik postlar denilmiştir. Bunlar ISO standartlarına göre 90, 100, 120 no’ lu aletlere uyacak şekilde yapılmıştır. Bu postlar prepare edilen kanala uygun olduğu için çok az bir preparasyonla yerleştirilebilir.

Bunun yanı sıra köklerin morfolojik yapılarına uymaları her türlü kökte özelikle çok kısa ve çok dar köklerde de rahatlıkla kullanılabilmelerini sağlamıştır. Ancak yapılan klinik çalışmalar endodontik tedavi yapılmış kanallarda homojen bir koniklik yerine koronal bölgede daha geniş, apikal bölgede daha dar olan konik form olduğu gözlenmiştir. Bu da double taper denilen iki farklı açıda konikleştirilmiş postların geliştirilmesini sağlamıştır (Dean ve ark., 1998; Ferrari ve Scotti, 2002; Akkayan ve Gülmez, 2002).

Post-kor sistemi olarak kullanılan bir diğer fiber sistemi de örgü fiber’ dir. Örgü fiberler çok yönlü liflerden oluşur ve diş hekimliğinde birçok alanda kullanılabilmektedir. Hareketli protezlerde akrilik yapının kuvvetlendirilmesi, tamiri, periodontal ve ortodontik amaçla dişlerin spilintlenmesi, köprü yapımı ve post-kor yapımında kullanılmaktadır. Örgü liflerle yapılan post-kor restorasyonlarının diğer post türlerine oranla daha zayıf oldukları görülmüştür (Newman ve ark., 2003). Örgü fiberler ve prefabrike fiberlerin kombine olarak kullanılması ile yeterli direncin sağlanabildiği belirtilmiştir (Sirimai ve ark., 1999). Fokkinga ve ark. (2005) yaptıkları çalışmada, örgü fiberlerin dirençlerini fiber postlara yakın bulmuşlardır.

Post yüzeyine makroskobik olarak bakıldığında pürüzsüz olarak gözükse de mikroskop altında incelendiğinde birbirine paralel uzanan fiberler arasında boşluklar olduğu, rezin siman ve bağlayıcı ajanın bu boşluklara girerek tutuculuğu arttırdıkları görülmüştür (Ferrari ve Scotti, 2002).

Fiber postların termal siklus işleminden sonra esneme dirençlerinde belirgin bir azalma olduğu belirtilmiştir. Buna neden olarak ise fiberler ve matriksin termal genleşme katsayılarının farklı olması gösterilmiştir (Torbjöner ve ark., 1996;

Drummond, 2000; Mannocci ve ark., 2001a; Drummond ve Bapna, 2003; Reid ve ark., 2004).

(31)

Post kor sistemlerinde yeni bir yaklaşım olarak örgü fiberler ile desteklenmiş kompozitler kullanılmaya başlanmıştır. Örgü fiberlerin çok yönlü liflerden oluşur ve diş hekimliğinde bir çok alanda kullanılabilmektedir. Hareketli protezlerin tamiri, kuvvetlendirilmesi, Periodontal ve ortodontik amaçlarla dişlerin spilintlenmesi, post- kor yapımı ve tek diş eksikliklerinde kron yapımlarında kullanılmaktadır. Yapılan çalışmalar örgü fiberlerin tek başona çok etkili olmadığı fiber postlarla beraber kullanıldığında dayanıklılarının artırdığını göstermiştir (Ferrari ve Scotti 2002).

Fiber postların özellikle çok az miktarda diş yapısı kalan ve bilezik uygulanamayan durumlarda kırılmaya karşı gösterdikleri dirençten dolayı mikro esnemeye uğradıkları, bunun sonucunda da simanda kırılmalar meydana geldiği ve ikincil çürüklere neden olduğu belirtilmiştir (Love ve Purton, 1996).

Fiber postların fiziksel özellikleri döküm metal postlara oranla oldukça zayıftır.

Yüksek rijitlikte ki metal, gelen kuvvetleri hiçbir distorsiyona uğramadan alttaki daha az rijit olan dentine iletir ki bu da hasara yol açarabilir (Sirimai ve ark., 1999;

Newman ve ark., 2003). Ancak fiber postların elastik modülü (4x106 psi) dentininkine (2x106 psi) yakındır, bu da hem kırılma riskini en aza indirir hem de oluşabilecek kırıklar kolaylıkla restore edilebilir (Martinez Insuave ark., 1998).

Ferrari ve ark. (2000) yaptıkları retrospektif bir çalışmada, 6 yıllık takipte fiber postların başarısızlığının yalnızca % 3,2 olduğunu belirtmişlerdir. Bir diğer retrospektif çalışmada ise bu başarı % 95 olarak rapor edilmiştir (Fredriksson ve ark., 1998).

1.3.2.2. Seramik Postlar

Seramik sistemlerindeki gelişmelerle beraber seramikler kanal postu olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Postlar için farklı özellikteki seramik materyalleri kullanılmaktadır.

(32)

a) Cam Seramikler: Bu sistemde dökülebilir cam seramikler kullanılmıştır.

Sistemin en yaygın örneği Dicor’dur. Özellikle lateral kuvvetler altında yeterli direnci göstermemeleri kullanımlarını kısıtlamıştır (Koutayas ve Kern, 1999).

b) Alüminyum Oksit ile Güçlendirilmiş Seramikler: Kor materyalinin alüminyum oksit ile güçlendirilmesiyle elde edilir. Ancak yapım aşamalarının uzun sürmesi ve teknik hassasiyet gerektirmesi en büyük dezavantajıdır (Koutayas ve Kern, 1999;

Ottl ve ark., 2002).

c) Freze Tekniği ile Elde Edilen Seramik Postlar: Bir diğer sistem de Celay tekniği ile kopyalanarak oluşturulan porselen post-kor sistemidir. Bu sistemde kanala göre post-kor için hazırlanan rezin materyalden şekillendirilen yapı, kopya-freze yöntemi ile yine zirkonyum seramikten elde edilir (Koutayas ve Kern, 1999; Ottl ve ark., 2002; Zaimoğlu ve Can, 2004).

d) Zirkonyum Esaslı Postlar: Zirkonyum günümüzde yaygın olarak kullanılan seramik post materyalidir.

Seramik postlar estetik özellikleri nedeniyle günümüzde popüler hale gelmiştir (Zalkind ve Hochman, 1998a; Hu ve ark., 2003). İlk olarak 1989’ da Kwiatkowski ve Geller seramik post-korları klinikte kullanmıştır. 1995’de ise Pissis, tek parça seramikten yapılan post-korları tanımlamıştır. Sandhaus ve Pasche prefabrik zirkonyum postlarla kompozit rezin korları beraber kullanmıştır. Ahmad, 1998’de zirkonyum postlar ve lösitle güçlendirilmiş korları beraber kullanmıştır (Zalkind ve Hochman, 1998a; Kakehaski ve ark., 1998; Hochman ve Zalkind, 1999; Ferrari ve Scotti, 2002).

Zirkonyum postların estetik özellikleri nedeniyle tam seramik kronlarla beraber kullanılmaları tercih edilmektedir. Plastik davranış göstermezler, yüksek elastik modülleri ve sertlikleri dezavantajları olarak da değerlendirilebilir. Zirkonyumun elastik modülü dentininkinden farklıdır (Kosmac ve ark., 1999). Bu özellikleri

(33)

nedeniyle kök kırıklarına neden olabilirler. Ağız içinde kesilmeleri ve yapıştırılmaları kolay değildir (Hochman ve Zalkind, 1999; Oblak ve ark., 2004;

Richard ve James, 2004). Kor kısmı hem porselen hem de kompozitten yapılabilir.

Zirkonyum postlar rezin siman ve kompozit kor materyalleri ile kullanılmak üzere tasarlanmıştır ancak zirkonyum postun koronal kısmının pürüzsüz bir yapıya sahip olması, kompozit ve zirkonyumun kimyasal bağlantısının tam olarak sağlanamaması, sadece makro tutuculuk sağlanabilmesi gibi bazı dezavantajlara neden olmuştur (Kern ve Wegner, 1998; Rosentritt ve ark., 2000; Butz ve ark., 2001; Oblak ve ark., 2004). Ayrıca kompozit korun sertliğinin porselenden az olması nedeniyle 1997 yılında Ivoclar firması zirkonyum postlar için kimyasal yapısı farklı bir seramik kor materyali üretmiştir (Sorenson ve Mito, 1998). Bu cam seramik % 15 oranında ZrO2 içerir ve basınç ile postun üzerine uygulanır. Zirkonyum postun ısısal genleşme katsayısına uyumlu bir katsayıya sahiptir. Klinik prosedürde zirkonyum postun üzerine yapılacak olan kor, direk ve indirek olarak yapılabilir. Genellikle tek üyeli restorasyonlarda direk teknik uygulanır ve diş üzerindeki posta ağız içinde rezin bir kor hazırlanır ve prepare edilir. Daha sonra ise laboratuarda Empress kor hazırlanır.

İndirek teknikte ise ağızdan alınan ölçü ile laboratuarda mum modelajı takiben kor hazırlanır. Kor materyali seramikten hazırlanabileceği gibi kompozit olarak da klinikte hazırlanabilir (Zalkind ve Hochman, 1998b; Kakehaski ve ark., 1998;

Sorenson ve Mito, 1998; Butz ve ark., 2001; Oblak ve ark., 2004; Dilmener ve ark., 2006).

Fiber postlarda yüzeyde herhangi bir işleme ihtiyaç duyulmazken, zirkonyum postlarda yüzeyde mikro retantif bölgeler hazırlamak gereklidir. Kumlama ile yüzey pürüzlendirme diğer yöntemlere göre daha iyi sonuçlar vermekte ve kırılma direncini arttırmaktadır (Kakehaski ve ark., 1998; Oblak ve ark., 2004). İnvitro çalışmalarda,zirkonyum postun rezinle bağlantısının yorgunluk kuvvetleri altında yeterli olmadığı ve ani stresler karşısında çok kolay kırılabileceği belirtilmiştir (Dietschi ve ark., 1997; Hedlund ve ark., 2003). Zirkonyum postların kırılgan yapısını kompanse etmek için daha kalın olarak hazırlanması gerekir ki bu da daha fazla diş dokusunun kaybına yol açmaktadır (Morgano ve ark., 2004).

(34)

Purton ve ark. (2000) tarafından yapılan çalışmada, seramik postların paralel kenarlı çelik postlardan daha rijit olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca prefabrike postların çeşitli yüzey uygulamalarından sonra seramik postlardan daha retantif olduğu belirtilmiştir.

Rosentrit ve ark. (2000) yaptıkları çalışmada, seramik postlarda post kırıklarının çok olduğunu belirtmişlerdir. Seramik postların kanaldan uzaklaştırılmasının zor olduğu düşünüldüğünde diş dokusunda meydana gelebilecek bir kırık yerine, kırığın postta meydana gelmesi avantaj olarak değerlendirilebilir.

1.4. Post-Kor Bileşenleri

1.4.1. Postun Uzunluğu

Her dişin kendine özgü bir anatomisi vardır ve her diş farklı labio-lingual, mesio- distal kurvatürlere sahiptir. Klinisyen, post boşluğunu hazırlamadan önce mutlaka iyi bir radyografik inceleme yapmalı ve hatalara neden olmamalıdır. Radyografiler kanal boyu, genişliği, anatomik varyasyonlar, kanal yapısı ve çevre sert dokular hakkında klinisyeni bilgilendirecektir. Ancak özellikle yan kanallar ve magnifikasyondan doğan hataların engellenmesinin zor olmasından dolayı ölçeklerin kullanılması önerilmektedir (Fernandes ve ark., 2003).

Post uzunluğunu belirleyen en önemli faktör, kalan kökün uzunluğu ve şeklidir. Post boyunun uzaması hem tutuculuğun artmasını hem de stres dağılımının daha iyi olmasını sağlayacaktır. Özellikle molar dişlerde köklerin kısa ve kurvatürlü olması, birden fazla postun kullanılmasıyla tolere edilebilmektedir (Goodacre ve Spolnik, 1995). Ayrıca Nissan ve ark. (2001) yaptıkları çalışmada, rezin simanların kullanılmasının kısa postların oluşturduğu dezavantajları azalttığını ortaya koymuşlardır.

Post uzunluğunun artmasının stres dağılımına ve tutuculuğa önemli etkisi vardır. Bir post ne kadar derine yerleştirilirse, o kadar tutucu olacağı düşüncesi olmakla beraber

(35)

bu derinliğin ne kadar olacağı konusunda tam bir fikir birliği yoktur. Her zaman için bir postun boyunu kısaltmak mümkünse de, ideal olanı; çok çeşitli post boyları içeren bir sistem kullanmaktır. Postun uzunluğunun bir diğer önemi de kısa bir postun dönme ekseninin oklüzal tablaya yakın olmasıdır. Periodontal nedenlerden dolayı kemik kaybının görüldüğü dişlerde bu eksen daha yukarıya çıkacaktır. Bu da postun tutuculuğunu azaltacak ve periodontal dokulara zarar verecektir. Uzun postlar kısa postlara göre hem stres miktarını azaltırlar hem de stresin dengeli biçimde dağılmalarını sağlarlar (Goodacre ve Spolnik, 1995; Hansen ve Asmussen, 1997;

Abramovitz ve ark., 2001). Birçok çalışma ideal post boyutundan bahsediyorsa da bu, pratik uygulamada modifikasyonlara uğrar. Bu konudaki bazı fikirler:

a. Post, kronun insizo-servikal boyuna eşit olmalı b. Post, krondan uzun olmalı

c. Post, kronun 4/3’ ü kadar olmalı

d. Post, kökün 1/2, 2/3, 4/5’ i kadar olmalı

e. Post, kret tepesi ile apeksin orta noktasında bitmeli

f. Post, kökün kemikle desteklenen kısmının en az yarısı kadar olmalıdır (William, 2005).

Dişin prognozu açısından postun apeks noktası alveolar kemiğin tepe noktasının altında ve kanalın olabildiğince içine yerleştirilmiş olması önerilir (Leary ve ark., 1987).

Goodacre ve Spolnik (1995) post boyu hakkında yaptıkları literatür incelemesinde, uygun post boyunun kanal boyunun 3/4 ve eğer mümkünse en az kron boyuna eşit olması gerektiğini belirtmişlerdir. Sorenson ve Martinoff (1984b) yaptıkları çalışmada, post boyunun kron boyuna eşit olması halinde % 97’ lik bir başarı rapor etmişlerdir.

Abramovitz ve ark. (2001) 3 mm gütaperkanın yeterli apikal kapanmayı sağlayacağını belirtmişlerdir. En çok önerilen gütaperka miktarı ise 4–5 mm’ dir.

(36)

Zmener (1980b) yaptığı çalışmada, apeks ve post boşluğu arasındaki mesafenin artmasıyla apikal sızıntıda bir azalma olduğunu rapor edilmiştir.

Kemik miktarı ve postların oluşturduğu streslerin karşılaştırıldığı sonlu elemanlar analizinin kullanıldığı bir başka çalışmada, kökü destekleyen kemik miktarının artmasıyla oluşan stres miktarının azaldığı, stres yoğunlaşmasının ise kökün uç noktasında oluştuğunu belirtmişlerdir (Reinhart ve ark., 1983).

Yapılan çalışmalarda stres yoğunlaşmalarının kökün servikal bölgesinde oluştuğu belirtilmektedir (Sapone ve Lorencki, 1981). Davy ve ark. (1981) yaptıkları çalışmada, post uzunluğunun kökün 2/3’ ünden uzun olduğu durumlarda servikal bölgede oluşan stresin azaldığını belirtmişlerdir.

Ancak bugün kabul edilen en yaygın görüşe göre; postun uzunluğu kökü perfore etmeyecek, apikal sızdırmazlığı etkilemeyecek ve en az kron boyu kadar olması önerilmektedir. Postun uzunluğunun artmasıyla, baskı ve makaslama kuvvetlerinde bir azalma olmaktadır. Bu streslerdeki azalma, direnci de arttırmaktadır (Grossmann ve Sadan, 2005).

1.4.2. Post Çapı

Uygulanacak postun çapı belirlenirken mutlaka radyografilerden yararlanılmalıdır.

Ancak radyografilerin hem magnifikasyona uğraması, hem de içbükey alanlar hakkında tam olarak bilgi verememesinden dolayı çok dikkatli olmak gerekir.

Özellikle alt santraller, üst premolar ve alt molarların distal köklerinde bu konkavitelere dikkat etmek gerekir. Post boşluğunun hazırlanması sırasında frezler, en dar frezden post çapına en yakın freze doğru yapılmalıdır. Bu tür bir preparasyon dentinle temasın azalmasına bağlı olarak ısı oluşumunu en aza indirecektir. Ayrıca kalın bir frezle yapılan çalışmada dentinin homojen biçimde kaldırılmasını engelleyeceği gibi perforasyon ve kanalın zayıflamasına yol açacaktır (Goodacre ve Spolnik, 1995; Hansen ve Asmussen, 1997; Ricketts ve ark., 2005b).

(37)

Birçok invitro çalışma, güç ve direnç bakımından kalan diş dokusunun önemli olduğunu göstermiştir. Postun çapındaki artışın tutuculuğa bir katkısı olmaz, sadece postun sertliğinde artışa yol açar, dentinde ve kökün dayanıklılığında azalmaya neden olur (Standlee ve ark., 1978; Trabert ve ark., 1978). Kanal boşluğunun genişliği; dişin yapısı, dişin türü, kök şekli, endodontik tedaviyle kaldırılan diş yapısının fazlalığı gibi çeşitli faktörlere bağlıdır. Klinisyen, kanalların tam anlamıyla yuvarlak olmadığını kesinlikle unutmamalıdır. Özelikle gelen kuvvetlerin çoğunun streslere neden olduğu apikal bölgede en az 1 mm dentin dokusunun kalması gerektiği belirtilmektedir (Morgano, 1996). Post çapının, kökün 1/3’ ünü geçmeyecek ve kalan diş dokusunu olabildiğince koruyacak boyutta olması gerektiğini belirtmişlerdir (Tilk ve ark., 1979; Goodacre ve Spolnik, 1995).

Yapılan foto elastik stres analiz çalışmaları ince postların kullanılmasıyla oluşan streslerin azaldığını göstermiştir. Kanalların hazırlanması sırasında ne kadar dentinin kaldırılacağını tespit etmek kolay değildir. Özellikle kanallardaki konkaviteler, bu bölgelerde kanalın ince kalmasına ve kırıklara yol açmaktadır (Rosenstiel, 2001).

Robbin (1990) yaptığı çalışmada, kökün kırığa karşı direncini arttırmak için minimum dentinin kaldırılmasına izin verecek ve postun çapının, postun direncini etkilemeyecek tarzda küçük yapılması gerektiğini önermektedir.

Aşırı harabiyete uğramış ve fazla miktarda bilezik yapılmış dişlerde anatomiyi tam olarak yansıtacak olan döküm post-korlar yerine kompozit rezinlerle kanalın iç yapısını güçlendirmek ve dişin kırılmaya karşı direncini arttırmak gerekir (Saupe ve ark., 1996).

Carvalho ve ark. (2005) yaptıkları çalışmada, aşırı geniş kanalları kompozit ve postlarla güçlendirmenin dişin kırılmaya karşı olan direncini arttıracağını belirtmişlerdir. Yoldaş ve ark. (2005) aşırı geniş kanalları kompozitlerle güçlendirmenin özellikle servikal alanda oluşan stresleri azalttıklarını belirtmişlerdir.

(38)

Diş yapısının korunması prensipleri doğrultusunda post en az miktarda dentini uzaklaştıracak, pasif oturacak, kanal içinde ve periferinde kontak oluşturmayacak tarzda hazırlanmalıdır (Nergiz ve ark., 2002). Sirimai ve ark. (1999) postun çapının minimum, dentin kalınlığının ise maksimum olması gerektiğini belirtmişlerdir.

1.4.3. Koronal Yapının Hazırlanması

Endodontik tedavi geçirmiş dişler; çürük ve giriş kavitesi açılması gibi nedenlerle madde kaybına uğramaktadırlar. Bu tür dişlerin restorasyonları için döküm postlar kullanıldığında basamak ve iç duvardaki bütün andırkatların kaldırılması gerekir. Bu da genellikle çok fazla madde kaybına yol açar. Preparasyondaki amacımız koronaldeki dokuyu olabildiğince korumak olmalıdır. Koronalde kalan doku diş eti sınırında meydana gelen stres konsantrasyonunu azaltmaktadır (Libman ve Nicholls, 1995; Rosenstiel, 2001). Ferrule kelimesi Latince’ den gelir, ferrum ve viriola kelimelerinin birleşmesinden oluşur. Ferrum, Latince’ de demir, Viriola ise bilezik anlamına gelir. Ferrule efekti, kronun bilezik şeklinde altındaki diş dokusunu sarması olarak tanımlanır (Stankiewic ve Wilson, 2002).

Dişte hazırlanan bilezik etkisi ve restorasyon üzerindeki döküm band, dişi çepeçevre sararak güçlendirirken, gelen kuvvetleri karşılayarak dağıtılmasını ayrıca konik postların oluşturduğu kama etkisini ve fonksiyon sırasında oluşan lateral kuvvetlerin engellenmesini sağlar. Uygun uzunluk ve çaptaki post restorasyonları tutuculuğu sağlarken koronal bölgede oluşturulan bilezik de, yeterli direnci ve restorasyonun uzun ömürlü olmasını temin edecektir (Rosenstiel, 2001; Stankiewic ve Wilson, 2002; Mezzemo ve ark., 2003).

Post-kor restorasyonlarda supragingival dokunun korunması restorasyonun prognozu açısından çok önemlidir. Kronun bitim noktasına kadar 1–2 mm’ lik bir diş dokusunun olması dişin kırılmaya karşı olan direncini önemli oranda arttıracaktır.

Hatta koronaldaki bu doku miktarı seçilen post-kor tipinden daha fazla, dişin ve

(39)

restorasyonun prognozunu etkilemektedir (Hoag ve Dwyer, 1982; Goodacre ve Spolnik, 1995; Sahafi ve ark., 2005; Ricketts ve ark., 2005b).

Barkhordar ve ark. (1989) yaptıkları çalışmada, bilezik etkisinin vertikal kök kırıklarını önemli ölçüde azalttığını, bu tür dişlerde meydana gelen kırıkların ise çoğunlukla horizontal yönde olduğunu belirtmişlerdir. Bu da vertikal kırıklara göre daha kolay restore edilebilir kırıkların oluşması anlamına gelmektedir. Yeterli koranal dokunun bulunmadığı durumlarda ortodontik olarak dişin sürdürülmesi veya peridontal cerrahi ile dişin kron boyunun uzatılması düşünülebilir (Ricketts, 2005b).

Isodor ve ark. (1999) yaptıkları çalışmada, kron yapılmış endodontik tedavi geçirmiş dişlerde tekrarlanan yüklemeler altında kırığa karşı direncin post boyundan çok bilezik boyu ile alakalı olduğunu belirtmişlerdir. Libman ve Nicholls (1995) bilezik varlığının siman çözünürlüğünü azalttığını ve bilezik yapımının gerekliliğini vurgulamışlardır. Pereira ve ark. (2006) bilezik miktarının artmasıyla dişlerin kırılma dirençlerinin önemli derecede artacağını belirtmişlerdir.

Tan ve ark. (2005) yaptıkları çalışmada, 0,5–2 mm arasındaki bir bilezik boyutunun, hiç olmamasına göre post-kor restorasyonlarının direncini önemli ölçüde arttıracağını belirtmişlerdir.

1.4.4. Post Şekli ve Yüzey Yapısı

Postlar aktif (posttaki yivlerin dentin içine gömülmesi şeklinde) veya pasif (posttan biraz daha büyük kanal içine postun pasif olarak yerleştirilmesi) olarak hazırlanabilir.

Bir postun yivli olması mutlaka aktif olduğu anlamına gelmez. Bunu preparasyon ve postun çapı belirler. Estetik postlar genel olarak yivli değildir ve kanala pasif olarak otururlar. Bu teknik, kalan kök dentini üzerindeki baskıları minimalize eder ve bütün restorasyon için iyi bir prognoz sağlar. Ayrıca postların yapıştırılmasında rezin simanların kullanılmasıyla beraber postun yivli olup olmamasının postun

(40)

tutuculuğuna olan etkisinin önemini azaltmıştır (Sorenson ve Martinoff, 1984b;

Ricketts ve ark., 2005b).

Vidalı postlar kısa köklerde çok iyi kuvvet dağılımı sağlar ancak daha fazla kök kırıklarına neden olur. Tutuculuk vidalı, yivli ve düz yapıya bağlı olarak değişmektedir (Standlee ve ark., 1978; Pao ve ark., 1987). Aktif postlar fonksiyon sırasında kök üzerinde uygun olmayan streslerin oluşmasına neden olurlar (Felton ve ark., 1991; Standlee ve Caputo, 1992b). Streslerin en yoğun olduğu bölgeler ise yivlerin dentinin içine girdiği bölgelerdir (Zmener, 1980a). Yapılan bir çalışmada yivlerin arasının geniş olmasının, yakın olmasına göre daha az stres oluşturduğu belirtilmiştir (Deutsch ve ark., 1985).

İdeal bir postun şekli:

a. Konservatif bir kanal preparasyonuna izin vermeli

b. Tutuculuğu sağlayacak, yer değiştirmeyi engelleyecek tarzda olmalı c. Kalan dentin dokusu üzerine stres iletimi az olmalı

d. Şekli kanal duvarlarına uygun olmalıdır (Ricketts ve ark., 2005b).

Postun şeklinin seçimi klinisyene bağlıdır. Genel olarak konik tarzda bir post için kaldırılan dentin miktarı en az olmasına karşın, kama etkisi oluşmakta ve koronal bölgede büyük stres yoğunlaşmaları meydana gelmektedir. Bunun yanında apikalde oluşan stres miktarı düşüktür. Apikal bölgede stres yoğunlaşmalarının az olmasının sebebi ise postun bitiminde keskin açıların olmaması ve doğal diş yapısına uyum sağlamasıdır. Diğer bir post şekli olan ve kanalın minimum çaplı yerine göre yapılan paralel kenarlı postlar, kalan dentin için konik tipliler kadar koruyucu olacaktır (Davy ve ark., 1981; Isodor ve Brondum, 1992; Hansen ve Asmussen, 1997).

Paralel kenarlılar konik tiplilerden daha tutucu, gerilim, makaslama ve tork kuvvetlerine karşı konik postlardan daha dirençlidir (Jonhnson ve Sakamura, 1978;

Standlee ve ark., 1978; Sahafi ve ark., 2004). Paralel postlar apikal bölge dışında, stresleri uniform olarak dağıtırlar. Apikal bölgede ise postun keskin açılı olması, köke tam olarak oturması ve dentin kalınlığındaki azalmaya bağlı olarak oluşan stres

(41)

miktarı fazladır (Cooney ve ark., 1986; Isodor ve ark., 1999). Bunun yanında apikal bölgede stres yoğunlaşmalarına ve kök morfolojisine uymayan preparasyonlarından dolayı perforasyonlara yol açabilmektedir (Sidoli ve ark., 1997).

Paralel metal postlar konik metal postlardan hem daha tutucudurlar, hem de kuvvetlerin kök boyunca dengeli bir biçimde dağıtılmasını sağlarlar (Jonhnson ve Sakamura, 1978). Bu ilişki fiber postlar için de doğrudur (Qualtrough ve ark., 2003).

Sorenson ve Martinof (1984b) paralel postların koniklere göre daha başarılı olduğunu tespit etmişlerdir. Bunun yanında konik postlar köklerin konik yapıda olmasından dolayı daha az kök dokusunun kaldırılmasını mümkün kılarlar. Özellikle ince yapıdaki köklerde konik postlar tercih edilmelidir (Hansen ve Asmussen, 1997;

Fernandes ve ark., 2003).

Isodor ve Brondum (1992) yaptıkları çalışmada, paralel kenarlı prefabrik metal postların, konik döküm metal postlara oranla periyodik yüklemelere daha dirençli olduğunu belirtmişlerdir.

Bütün tasarımlar karşılaştırıldığında en fazla stresi yivli konik postlar oluştururken (Standlee ve ark., 1980; Zmener, 1980a), en az stresi ise paralel kenarlı siman kaçış yoluna sahip postlar oluşturmaktadır ( Standlee ve ark., 1982).

1.4.5. Post Rengi

Tam seramik restorasyonların, dentin rengine benzer bir kor materyali üzerine hazırlanmaları daha estetik sonuçların elde edilmesini sağlar. Postların opak rengi ile kor materyalinin rengi çok doğal bir görüntü oluşturur. Karbon fiber postlar siyah oldukları için tam seramik kronlar altında probleme neden olabilirler (Mannocci ve ark., 1999). Metal postların en önemli estetik dezavantajları ise kökten ve kor tabakasından yansıyan renkleri ile korozyon ürünlerinin meydana getirdiği renklenmedir (Zalkind ve Hochman, 1998a; Tait ve ark., 2005a; Toksavul ve ark., 2005).

Referanslar

Benzer Belgeler

Hasarlı bir dişi yeniden eski haline getirmek kaybedilen doku ve konturlarını yeniden kazandırmak için dişe uygulanan bir kaplamadır.. Amacı dişi sağlamlaştırmak

Endodontik olarak tedavi edilen dişlerde kul- lanılan kuartz fiberle güçlendirilmiş epoksi postla- rın, 30 aylık bir süre boyunca klinik performansını ve kabul

Temel metal ve kor alt yap› üzerine farkl› kal›nl›klarda haz›rlanan 2 gruptaki porselen örneklerin glaze sonras› ve 300 saatlik h›zland›r›lm›ş eskitme sonras›

Endodontik olarak tedavi edilen dişlerde kul- lanılan kuartz fiberle güçlendirilmiş epoksi postla- rın 30 aylık bir süre boyunca klinik perfor mansını ve kabul

Gerçekliğin göreliliği ve anarşist bilgi kuramı savıyla öne çıkarlar.. Bilimi akılcılıktan kurtarmak

Modernizmin tüm kurumlarına ve yapılarına olduğu gibi modern bilim yaklaşımına da şiddetle karşı çıkarlar.. Bu bilim yaklaşımının hiyerarşik ve yapılaşmış

İstanbul’un uluslararası finans merkezi olması projesiyle beraber, gözler, Türk finans piyasalarının hangi yeni ürünlerle daha tanışacağına çevrilmiş durumda... kullanılmış

Ekonomi Dünyası Cari Açık ve Sıcak Para İkilemi Sıcak para yatırım yapmak için sürekli