• Sonuç bulunamadı

D Oğuz Atay’ın Dilinin Kemiği

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "D Oğuz Atay’ın Dilinin Kemiği"

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

356 Türk Dili

D

üşü ve duruşu olan yazarlar vardır. Kimi bir toplum düşü kurar, kimi me- deniyet. Bir zaman diliminin ruhunun berdevam olmasını isterler gelecekte de… Onlar asla toplum manzarasına kıyıdan bakmaz, toplum için toplumla savaşırlar, kendileriyle savaşırlar, dille savaşırlar. Toplumun bayağılığına karşı mü- cadele etmek, kendi özgür varlık alanını inşa edebilmek, nefes almak dille müm- kündür.

Onlar, gelenekle beslenmiş, ondan güç almış, aklını ve hayalini harmanlaya- bilmiş, modern Türkiye’nin muştulayıcılarıdır. En karakteristik özellikleridir bo- calamak, tutunamamak… Çünkü menfaatperest değillerdir hayalperestliklerinin aksine. Düşmeden düşünülmeyeceğini bilirler. Eser yazmanın sıkıntısını, sancısını iyi bilirler. Aydın ve azınlık olmanın ne demek olduğunu da. Yeni cumhuriyette git- tikçe artan ve köşe başlarını tutarak zengin olan, ahlaki yapıları zenginlikleriyle ters orantılı olan burjuvanın yaşantısına, değer yargılarına da düşmandır onlar. Dilleri kendilerine hastır, ayırt ediliverirler dilleriyle de tavırlarıyla olduğu kadar. Düşleri- ni/ duruşlarını okura iletirken ya tenkit ve tarizde bulunurlar ya da inandıkları düşü methederek okuru o düşe davet ederler.

Bu aydınlardan biridir Oğuz Atay ve karakteristik özelliğidir tutunamamak ve yaralanmak. Bir aydın sorumluluğu olduğunun bilinciyle ama sessiz sedasız yaşa- mış ve öyle ölmüştür: Bir “tutunamayan” gibi. Tıpkı Aristo’nun Poetika’sında sana- tın yararını, okuyucu/seyircinin duygularında bir “arınma” (katharsis) yaratmasında gördüğü gibi, Oğuz Atay’ın her eseri aslında muhatabı için bir “arınma” sayılabilir.

Hem kendi arınır hem arındırır tenkit ve ironileriyle. Bu sebeple dilinin karakteris- tiğidir ironi. Ayrıca bir de “nida”ları sever. Sık sık seslenir muhatabına. “Hey ben burdayım sen nerdesin” der okuyucuya. Tutunamayan olmayı methederken, burju- va olmaya, fırsatçılığa, çıkarcılığa, suya sabuna dokunmamaya, yozlaşmaya ironile-

Oğuz Atay’ın Dilinin Kemiği

Özlem FEDAİ*

* Dokuz Eylül Üni., Buca Eğitim Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı.

(2)

Özlem FEDAİ

Türk Dili 357 riyle lanet okur. Onun dilinin karakteristiği, ironi ve nidadır. Dokundurur, anımsatır ve titretir. Çocuksuluğu ve çoğulculuğu sever. Öykülerinde ad vermez ama nitelik- leriyle betimler kişilerini. Böylece dünyadaki unutulan değerleri, modernizmin ge- tirdiği sevgisizlik, dağılma ve çözülmeyi anımsatır bize. Onun kişilerini tanımlama şekli, “Beyaz Mantolu Adam”, “Unutulan”, “Demiryolu Hikâyecileri” biçimindedir.

İsimsiz, kendi hâllerinde, yıkık ve tutunamayandır onlar da. Nesnelerle ilişkilendiri- lirler ve tanımlanırlar. Oysa romanlarında ve tiyatrosunda çizdiği karakterler hafıza- larınızda hususiyetleri ve adlarıyla (adlandırma tekniğiyle) kazılıdırlar. Saadeti geç- miş günlerde kalmakta bulan ve eski bir zamanı yaşayan (Saadet Nine-Oyunlarda Yaşayanlar), heyecanlı, tezcanlı, orta sınıf aydını, emekli tarih öğretmeni (Coşkun Ermiş), onun emektar ve geleneksel karısı terzi (Zekiye), “ben” olmaya çalışan ay- dın (Hikmet Benol), benliğini arayan ya da arkadaşı Selim’in intiharının “Işık”ında yitirdiği benliğini arayan (Turgut Özben) vb.

Sanatçının eserinde yarattığı dünyanın kökeni zaten yaşadığı bu dünyada oldu- ğuna göre, aslında o, yaşadığı dünyada kuramadığını eserinde kurmaya çalışıyor gi- bidir. Ya da dünyanın bayağılığını, saçmalığını ironi ile sergileyerek ondan bu yolla intikam almak istiyordur Atay gibi. Hayata bakışının, mizacının, eserlerinin, dili bir silah olarak kullanma becerisinin toplamı Tutunamayanlar’da gizli olduğundan onun satır aralarında gezinebiliriz:

Eserin ana konusu, arkadaşı Selim Işık’ın intiharını araştıran mühendis Tur- gut Özben’in, Selim’den kalan kayıp metinleri arayışı ve sonunda Selim gibi

“tutunamayanlar”dan biri oluşudur aslında. Atay Tutunamayanlar’da Batı taklitçi- liğine, burjuvanın bayağı zevkine en güçlü silahı “İRONİ”siyle meydan okumuştur.

Selim gibi olmak isteyen ama sonunda burjuvadan bir kızla (Nermin) evlenerek onun beğenisine göre evini, yaşamını döşeyen Turgut üzerinden burjuvayı ironiyle sertçe eleştirir.

Turgutların evini ziyarete gelen Selim, arkadaşının evine ve eşyalarına bakarak ona ve tüm burjuvaya ironi ile acır:

“Çevresindeki eşyaya duyduğu öfkenin ifade edilemeyen sıkıntısıyla bunalı- yordu. Selim, belki bu yaşantıyı, önde bir salon-salamanje, arkada iki yatak odası, koridorun sağında mutfak-sandık odası-banyo, içerde uyuyan karısı ve çocukları, parasıyla orantılı olarak yararlandığı küçük burjuva nimetleri onu, nefes alamaz bir duruma getirmişti diye tanımlayabilirdi (...) Selim’e özenerek alınan kitaplar; yüz- lerce kitap, çoğu hiç okunmamış duruyordu öylece” (Atay, 1992a: 26)

Selim, Turgut’a “Evinizde Türkçe bir şey kalmamıştı. Bana anlayış gösterecek yerde büfeyi gösterdin” (Atay 1992: 31) der.

Oğuz Atay, aslında romanda Turgut’la, Cumhuriyet’in yeni insan tipi yaratma projesini hicveder (Apaydın, 2007: 50). Toplumun biraz da zorla Batı kültürüne yöneltilme projesini ve Türk devriminin yarattığı kültür krizini eleştirir:

(3)

Oğuz Atay’ın Dilinin Kemiği

358 Türk Dili

“Okulda ilk öğrendiğim gerçeklerden biri de babamın- sonra peder oldu- beni yanlışlıkla mektep yerine okula gönderdiği oldu. Önümüze alfabe adında anlaşılmaz bir kitap koydular. Babam, ona da elifba dedi. Okulla babamı uzlaştırmaya imkân yoktu. Bu garip kitapta, bizim kılığımıza pek benzemeyen bir biçimde giydirilmiş çocuklar, boyuna birbirlerine top atıyorlardı. (...) Bir de vatan denen bir şey vardı ki, çok iyi korunması gerekiyordu. Bizler her sabah hep bir ağızdan onu özümüzden çok sevdiğimizi, ant denilen bir şey içerek haykırıyorduk....” (Atay, 1992: 76)

Dil Devrimi başta olmak üzere eleştiri yağmuruna tutan Atay’ın en güçlü silahı olan toplumsal ve bireysel ironisini anlamak için eserlerinde gezinmeyi biraz daha sürdürelim ve Atay’ın dediklerine kulak verelim:

Demişti ki “Her olayda bir kenara çekilenler gerçekten de bir kenarda kala- caklardır. Yaptıkları işlerin gizli kalmasını isteyenler, bunda başarıya ulaşacaklar- dır. Kimse, onların varlığıyla tedirgin olmayacaktır. Bir gün öldükleri zaman, ar- kalarında küçük bir iz, bir anı, bir gözyaşı, bir eser bırakmadan yok olacaklardır.

Gazetedeki ölüm ilanı bile, yedinci sayfada bir kenarda kalacak, kimsenin gözüne çarpmayacaktır.” (Atay, 1992: 205.)

Demişti ki, “Hayattan çıkarı olmayanların, ölümden de çıkarı olmayacaktır.

Ölüm bile onların adlarını duyurmaya yetmeyecektir. Herkesin mezarında güller ve menekşeler büyürken, onların mezarlarını otlar bürüyecektir.” (Atay: 205).

Demişti ki, “Oysa herhangi bir adres yeterliydi benim için. Bir zorluk daha vardı o zamanlar. (…) Bu hikâyemi, ekspres ya da posta treni artık -belki de sade- ce belirli bir süre için- geçmediği hâlde, bir yolunu bularak okuyucularıma -artık müşterim kalmadı- iletebilsem bile, nerede bulunduğumu nasıl anlatacağım? (…) Ama gene de ona yazmak, hep onun için yazmak, ona durmadan anlatmak, nerde

olduğumu bildirmek istiyorum.

Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?”(Atay: 76)

Belki de en büyük ironiyi Hikmet Benol eliyle gerçekleştirmiş; insanlığın ölü- münü gazete ilanı üzerinden duyurmuştur Atay, modern çağın sancılarıyla yüzleşe- rek:

“Nihayet insanlık da öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşları- mız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, ‘yahu insanlık öldü mü?..’

diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, “İnsan- lık öldü mü?” ya da “İnsanlık ölür mü?” biçiminde büyük başlıklar yayımlamak- la yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır; herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir. Bazıları da bu haberi bir kelime oyunu sanmışlarsa da, yapılan araştırmalar bu acı gerçeğin doğru olduğunu göstermiştir. Evet, insanlık artık aramızda yok. İnsanlıktan uzun süredir ümidini kesenler, ya da hayatlarında insanlığın hiç farkında olmayanlar, bu

(4)

Özlem FEDAİ

Türk Dili 359 haberi yadırgamamışlardır. (…) İnsanlık artık aramızda dolaşmasa bile, hatırası gö- nüllerde her zaman yaşayacak ve çocuklarımız bizden, bir zamanlar insanlığın oldu- ğunu, bizim gibi nefes alıp ıstırap çektiğini öğreneceklerdir.” (Atay, 1992: 255-256) Teşhis yoluyla bir kavramı “insanlığı” yaşatan, aramızda dolaştıran ve öldüren yazar, modernizmle birlikte gelen, parçalanmışlık, yalnızlık ve kaosu da dünyaya ifşa etmiş olur. Sıradan insanın sadece maruz kaldığı gündelik olaylar karşısında sarf ettiği “insanlık ölmüş” yargısı, Atay’ın dilinde ince bir yaraya ve sonunda top- lumsal bir kabule döner.

Dil, mizacın maskesidir, tıpkı edebî eser gibi. Her ikisi de muhataplarına bir duruş ve duyuş aşılar. Bu aşılamada oyunlar kuran sanatçı, zihninin labirentlerine okuru davet eder. Davetlerini sessizce ama acı bir ironiyle yapan Oğuz Atay, üst kurmaca, parodi, anıştırma, pastiş ve ironi ile bize postmodern dünyanın kapıla- rını Tutunamayanlar’da aralamıştır. Topluma yabancılaşmış Atay gibi yazarlarda dil, daha hırçın, hatta saldırgan, kötümser ve ironik olabilir ama o dil, toplumun kendine itiraf edemediklerini de bu yolla itiraf eder aslında. Sözün özü, Atay’ın dili ironinin, sataşmanın, bireysel ve toplumsal silkelemenin dilidir. Yinelemeleri de can yakar ama silkeler.

İnsanına öyle değer verir ki, Günlük’ünde “(...) insanımıza, geri kalmış ya da az gelişmiş değil; fakir düşmüş, yani gücünü kaybetmiş bir varlık olarak bakmak düşünülebilir. Yani, ilkel bir topluluk değil, servetini kaybetmiş soylu bir topluluk denebilir. İnsanımız henüz potansiyelini kullanmamış bir güçtür” (Atay 1990: 242) der. “Servetini kaybetmiş soylu bir topluluk” betimlemesi aslında hem medeniyet değişimi sebebiyle halkın hâline üzülen bir aydının üzüntüsünü hem de o halka olan inancını ifade eder. Belki de bu yüzden “Ben buradayım! Sen neredesin?” diye değer verdiği o halkı/okuru davet etmiştir.

Kaynaklar:

Apaydın, Doç. Dr. Mustafa (2007), “Oğuz Atay’ın Tutunamayan Adlı Romanında Mizah ve Hiciv Ögeleri”, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 1: 45-68.

______, Günlük, (1990), 2. b., İstanbul: İletişim Yayınları.

______, Tutunamayanlar (1992a), 8. b., İstanbul: İletişim Yayınları.

______ (1996), Korkuyu Beklerken, “Demiryolu Hikâyecileri”, 6. b., İstanbul: İletişim Ya- yınları.

______, Tehlikeli Oyunlar (1992b), “Yalnızlığın Oyuncakları”, İletişim Yay., 4. b., İstanbul:

İletişim Yayınları.

Referanslar

Benzer Belgeler

DSP lideri Ecevit, bugün toprağa verilecek gazetemiz yazan için mesaj yayımladı: Çelik Güiersoy’ım aralı dikilm eli.. Gülersoy’un ölümü üzerine yayımladığı

Araştırma sonucuna gore deneyime açıklık ile güç, başarı, hazcılık, uyarılma, öz denetim, evrensellik, yardımseverlik, uyum ve güvenlik puanları

Veri sudrma, bir bilgisayar tesisinden veya depolama alanrndan bilgi galmayr kapsayan diler bir bilgisayar sugudur.Birgok kurulug, raporlann velveya manyetik ortamln

dar çok seviyorum ki sana sıralayayım” dedi: “ Hayatta en çok sevdiğini birinci olarak sine­ ma, ikinci Fatoş, üçüncü oğlum Yılmaz.” Yılmaz Güney

Ton- sil aspiratlarında üreyen patojenler tonsil merkez kültürlerinde üreyen patojenlerle vakaların %88’inde (24/27) benzerlik gös- termektedir.S.aureus her üç kültürde de

Toplam 26 anevrizmanın en sık yerleşim bölgeleri femoral ve popliteal arterler olup en sık uygulanan cerrahi yöntemin anevrizmektomi ile birlikte safen ven veya vasküler greft

Bunların başlıcalan şunlardır: Mevlevilik (Ha­ şan Âli Yücel), Mevlânâ Celâleddin’in hayat ve felsefesi (Ab- dülbaki Gölpınarlı), Mevlânâ ve muhiti

Haberlerinin altında üç ayrı sosyal medya ikonu olmasına rağmen Çorum Hakimiyet yetkilisi de haberlerini özellikle Twitter ve Facebook ’ta paylaşarak daha çok