Artık Latin Amerika’da ya da Uzak Doğu’da yaşanan krizler diğer ülkeleri de yakından ilgilendirmektedir

145  Download (0)

Tam metin

(1)

GİRİŞ

“Kaplumbağaya dikkat et. Ancak kafasını çıkarıp risk aldığında ilerleyebiliyor”

James B. CONANT

Sözlüklerde karşılığı “zarara uğrama ihtimali” kelimeleriyle ifade edilen risk kavramı gündelik hayatımızın her aşamasında mevcuttur. Finans konusunda çalışanlara göre ise risk, bir işleme ilişkin bir parasal kaybın ortaya çıkması veya bir giderin ya da zararın gerçekleşmesi nedeniyle ekonomik faydanın azalması ihtimalini ifade etmektedir.

Özellikle 1970’lerden itibaren uluslararası finans piyasalarında yaşanan gelişmeler finans yöneticilerini yeni arayışlara yönlendirmiştir. Sermayenin uluslararası dolaşımının önündeki engellerin kalkması, teknolojinin hızla ilerlemesi finans çevrelerini riske daha hassas bir hale getirmiştir. Artık Latin Amerika’da ya da Uzak Doğu’da yaşanan krizler diğer ülkeleri de yakından ilgilendirmektedir. Bu durumda belirsizliğe karşı kendini koruyamayanlar büyük kayıplara katlanmak zorundadır.

Bu bağlamda, günümüzde de hızla etki alanını genişleten Türev Piyasaları bir seçenek olarak finans çevrelerinin karşısına çıkmıştır. Forward, futures ve opsiyon işlemlerinin tamamını içeren türev ürünlerine gün geçtikçe değişik ürünler eklenmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde türev ürünleri tanıtılmaktadır.

(2)

Çalışmanın ikinci bölümü “Finansal Risk Yönetimi ve Kredi Riski” başlığını taşımaktadır. Bu bölümde bankacılık sektöründeki risk türleri ve kredi riski yönetimi üzerinde durulmuştur.

Çalışmanın üçüncü bölümünde kredi türevlerinin tanım ve tarihçesi hakkında bilgiler sunulmakta ve kredi türev ürünlerinden kredi opsiyonu, kredi swapları, kredi forwardları, krediye bağlı sentler, teminatlı borç senetleri tanııtılmaktadır.

“Kredi Türevleri ile Finansal Risk Yönetimi” başlığını taşıyan dördüncü bölümde kredi türevlerinin finansal risk yönetimindeki yeri, kredi türevleriyle ilgili uluslararası dökümantasyon ve düzenlemelere yer verilmektedir. Bölümün ilerleyen kısımlarında ise konuyla ilgili ulusal mevzuat ve Türkiye’de kredi türevleri kullanımı üzerinde durulmaktadır.

(3)

I. TÜREV ÜRÜNLERİ

İkinci dünya savaşının ekonomiler üzerindeki yıkıcı etkisinden kurtulabilmek amacıyla 44 ülkenin katılımıyla hayata geçirilen sabit kurlara dayalı Bretton-Woods Sistemi ile Amerikan Dolarının değeri altına bağlanmıştır. 1972 yılında Bretton Woods Anlaşmasının bozulması ile birlikte finans dünyası, önemli kur riskleriyle karşı karşıya kalmıştır. Ayrıca yaşanan faiz dalgalanmaları faiz riski sorununu ortaya çıkarmıştır.

Tüm bu gelişmeler yeni finansal araçlara olan talebi artırmıştır. Bu yeni finansal araçlar arasında en önemlileri türev ürünleri kavramı olup bu kavram forward, futures, opsiyon ve swap işlemlerini içermektedir. Türev ürünler, değerleri hisse senetleri, tahviller, yabancı para, faiz gibi bazı temel varlıklara bağlı olan finansal ürünlerdir. Türev ürünlerin işlem gördüğü piyasalar türev piyasalar veya vadeli işlem piyasaları olarak adlandırılmaktadır.

Türev piyasalarında işlem yapan yatırımcıları üç ana grupta toplamak mümkündür. Bu gruplar şu şekilde sıralanabilir:

• Riskten korunmaya çalışanlar (hedgers)

• Spekülatörler

• Arbitraj yapanlar

Çalışmanın bu bölümünde türev ürünleri hakkında genel bilgi sunulacaktır.

(4)

I.1 FUTURES İŞLEMLER

Futures sözleşmesi, sözleşmenin taraflarını belirlenen ileri bir tarihte, üzerinde anlaşılan fiyattan, standartlaştırılmış miktar ve kalitedeki bir malı veya kıymeti alma veya satma yükümlülüğüne sokan sözleşmedir (KARATEPE, 2000:11).

Futures sözleşmeler 19. Yüzyıl ortalarında Chicago Ticaret Odasında (Chicago Board of Trade- CBOT) işlem görmeye başlamıştır. 1970’li yıllara kadar buğday, mısır ve soya fasülyesi gibi tarımsal ve altın-gümüş gibi madenlere dayalı sözleşmeler yoğun olarak işlem görürken, 1980’li yılların başından itibaren finansal varlıklara dayalı futures sözleşmelerin işlem hacmi artmıştır.

Futures sözleşmelerin temel özellikleri şu şekilde sıralanabilir:

• Futures sözleşmeler, sadece organize olmuş borsalarda işlem görürler.

• Futures sözleşmelere konu olan varlığın özellikleri standartlaştırılmıştır.

• Borsaların tespit ettiği varlıklar ve standartlar dışında futures sözleşmesi yapılamaz.

• Sözleşmenin fiyatı anlaşmanın yapıldığı tarihte belli olmalıdır.

• Futures sözleşmesi, alan ve satan tarafları yükümlülük altına sokar.

Üzerlerine futures sözleşme yazılan varlıkların taşımaları gereken ortak özellikleri şu şekilde sıralanabilir (KARATEPE, 2002):

• Varlığın homojen kalite gruplamasına imkan vermesi gerekir.

(5)

• Hammade özelliği taşıması; çünkü hammaddeler mamul mallara kıyasla daha fazla işlem görme imkanına sahiptirler

• Spot piyasa fiyat düzeyine ilişkin etkin bilgi akışının olması gerekir.

• Depolanabilme ve saklanabilme özelliğinin olması gerekmektedir. Bu nedenle taze balık üzerine futures sözleşme yazılamaz.

• İşlem görebilecek kadar çok olması; üzerine futures sözleşmesi yazılacak kıymetlerin kıt olmaması gerekmektedir.

• Nakliyesinin mümkün ve ekonomik olması; futures sözleşmelere konu olacak kıymetlerin taşınabilir ve aynı zamanda taşınmalarının ekonomik olması gerekmektedir. Bu anlamda taşınmaz veya taşınması ekonomik olmayan kıymetler üzerine sözleşme yazılmaz.

• Varlık fiyatlarının değişkenlik göstermesi gerekir.

• Kalite tespitinin kolay ve objekif kıstaslara göre belirlenebilir olması gerekir.

• Spot piyasada likiditesinin yüksek olması gerekir.

• Üyelerden güçlü destek ve talep olması gerekir.

Bu bağlamda futures sözleşmeler emtia futures ve finansal futures olarak iki kısımda incelenebilir.

I.1.1 Emtia Futures

Mal ya da emtiaya dayalı futures kontratlar tarımsal ürünler, enerji, değerli maden ve sanayi metalleri olmak üzere dört temel gruba ayrılmaktadır.

(6)

I.1.1.1 Tarımsal Futures Kontratları

Mısır, soya fasülyesi, şeker, soya yağı, soya unu, canlı sığır, buğday, pamuk, kahve, kakao, domuz işkembesi, portakal suyu, yulaf, canlı domuz, kereste, deniz mahsülleri bu guba dahil futures kontrat örnekleridir.

I.1.1.2 Enerji Futures Kontratları

1970’li yıllarda yaşanan petrol krizleri ve enerji ürünlerinde fiyat değişkenliğindeki artış enerjiye dayalı vadeli işlem pazarında büyümeye yol açmıştır.

Dünyanın enerji ürünlerine dayalı en büyük borsası New York Ticaret Borsasıdır (New York Merchantile Exchange-NYMEX) (ERSAN, 1998:39). 1978 yılında ilk kez bu borsada işlem gören fuel oil futures kontratlarını, ham petrol ve kurşunsuz benzin futures sözleşmeleri izlemiştir. Ham petrol futures kontratının en ağırlıklı kontrat olarak yer aldığı enerji futures sözleşmeleri içerisinde motorin, propan, doğal gaz futures sözleşmeleri de yer almaktadır.

I.1. 1.3 Değerli Maden Futures Kontratları

Değerli maden futures sözleşmeleri, altın, gümüş, platin, gibi değer saklama amacıyla kullanılan madenler üzerine yazılan sözleşmelerdir.

(7)

I.1.1.4 Sanayi Metalleri Futures Kontratları

Amerikan Emtia Borsasında aktif olarak sadece bakır üzerine yazılan futures sözleşmeler işlem görmekte iken Londra Metal Borsası (London Metal Exchange- LME) sanayi metallerinde dünyanın önde gelen borsası durumundadır.

Sanayide kullanılan bakır, alimunyum, nikel, çinko benzeri madenlerdeki fiyat dalgalanmalarının önceden kestirilmesindeki güçlükler bu tür sözleşmelere olan ilginin yaratıcısı konumundadır. Sanayi madenlerinin değeri o madene yönelik arz ve talebe, dolayısıyla da ekonomide ilgili sektörün gücüne bağlıdır.

I.1.2 Finansal Futures

I.1.2.1 Yabancı Para Futures Kontratları

Yabancı para ya da döviz futures kontratları sabit miktardaki yabancı parayı anlaşmaya varılmış bir fiyattan gelecekte belirli bir tarihte değiştirmeye ilişkin yasal olarak bağlayıcı bir anlaşmadır (ERSAN, 1998:49). Amerikan Doları, Brezilya Kuruzerosu, Kanada Doları, Japon Yeni, İngiliz Sterlini, İsviçre Frangı gibi varlıklar üzerine yazılan döviz futures kontratları ile bir paranın diğer bir para karşısında gelecekte efektif kuru sabitleştirilmektedir. Bu kontratların işlem gördüğü en önemli piyasa Şikago Ticaret Borsasına bağlı, Uluslararası Para Piyasasıdır (IMM).

(8)

I.1.2.2 Faiz Futures Sözleşmeleri

Faiz futures sözleşmeleri, faiz gelirlerinin önceden belirlenmiş ileri bir tarihte ve yine önceden belirlenmiş bir faiz oranı üzerinden değiştirilmesi esasına dayanmaktadır. Faiz futures sözleşmelerinin temel işlevi, faiz oranlarında ileriye dönük meydana gelebilecek değişikliklerin yaratacağı mali riski azaltmak veya ortadan kaldırmaktır (CEYLAN, 1995: 236). Faiz futures kontratları kısa ve uzun vadeli olmak üzere ikiye ayrılabilirler. Vadesi bir yıl veya daha az olanlar kısa vadeli bir yıldan uzun vadeye sahip kontratlara ise orta veya uzun vadeli futures kontratı denir.

Kısa dönem faiz oranına bağlı varlıklar şu şekilde sıralanabilir:

• Üç aylık ABD Hazine Bonosu

• Üç aylık Fransa Hazine Bonosu

• Üç ay vadeli Eurocurrency mevduat sertifikaları (Eurodollar, Euromark, Euroswiss, Eurolira,Euroyen)

• Üç ay vadeli mevduat sertifikası (ABD’de dolar bazında)

• 30 günlük ABD Federal Fonları

Orta ve uzun vadeli faiz futures kontratları:

• Amerikan Devlet Tahvili (US T- Bond)

• Japon Devlet Tahvilleri (JGB)

• Fransa Devlet Tahvilleri (Notionnels)

• İtalyan Devlet Tahvilleri (BTP)

(9)

• Almanya Devlet Tahvilleri (Deutschland Bunds)

• İngiliz Devlet Tahvilleri (UK Long Gilts)

• Amerikan Hazine Senedi (US T-Notes)

• ABD Ulusal ipotek Birliği Futures kontratı

I.1.2.3 Borsa Endeks Futures Kontratları

Bu tür kontratlar fiziksel bir varlık olmayan borsa endeksi üzerine yazılır. En önemli borsa endeks futures kontratları ait oldukları ülke ile birlikte şu şekilde sıralanabilir:

• Dow Jones Sanayi ortalaması (DJIA) (ABD)

• S&P 500 Hisse Senedi Endeksi (ABD)

• S&P 100 (ABD)

• Major Market Index (MMI) (ABD)

• Russell 2000 Index (ABD)

• Value Line Index (ABD)

• Nikkei 225 Stock Average (Japonya)

• 1FT-SE 100 Share Index (İngiltere)

• IBEX 35 (İspanya)

• CAC40 (Fransa)

• Ibovespa (Brezilya)

(10)

I.2 FORWARD İŞLEMLER

Bir forward kontrat, alıcı ile satıcı arasında imzalanan ve fiyatı bugünden belirlenen bir varlığın gelecekte belirlenen bir tarihte teslimini içeren anlaşmadır (CHAMBERS, 1998: 42).

Forward kontratlar tezgahüstü türevler olduklarından, organize borsalarda işlem görmezler ve fiyat, miktar vade gibi unsurlar standart olmayıp tarafların karşılıklı mutabakatıyla belirlenmektedir.

Her türlü mal ve hizmetle ilgili olarak düzenlenebilen forward işlemler yabancı para, endeks, hisse senedi gibi finansal varlıklar üzerine de yazılabilir.

Forward sözleşmelerin sunduğu avantajlar ve dezavantajlar şu şekilde sıralanabilir:

• Forward sözleşmeler, sözleşme tarafları için belirsizlikleri ortadan kaldırmakta ve geleceğe yönelik planlar yapma olanağı tanımaktadır

• Forward sözleşmeler, karşılıklı güvene dayalı olduğundan, bir tarafın yükümlülüğünü yerine getirmemesi önemli zararlara yol açabilir.

• Forward sözleşmeler, yatırımcılara ellerindeki fonlarla risk üstlenerek kar elde etme imkanı vermektedir. Teminat mekanizmasının olmaması spekülatörlere küçük sermayelerle yüksek karlar elde etme imkanı sunmaktadır.

(11)

Forward sözleşmeler, üzerine yazıldıkları malın spot piyasasında aşırı dalgalanma olmasını önler. Böylece piyasa fiyat mekanizması daha etkin bir şekilde işler.

Günümüzde en çok kullanım alanına sahip olan yabancı para ve faiz forward kontratları kısaca ele alınacaktır.

I.2.1 Yabancı Para Forward Kontratları

Bir yabancı para forward kontratı iki taraf arasında, belirli tutardaki bir yabancı paranın başka bir para birimine çevrilerek, bugünden belirlenmiş geleceğe ait bir tarihte veya belirli bir zaman periyodu içinde teslimi konusunda yapılan bir anlaşmadır(CHAMBERS, 1998: 43).

Birçok finansal kuruluşun, döviz kurlarındaki dalgalanmalardan dolayı oluşması muhtemel risklerden zarar görebilecek kişilerin, çeşitli ülkelerin merkez bankalarının tercih ettiği yabancı para forward işlemleri en son teknoloji ürünü iletişim sistemleri sayesinde çok kısa sürede ve etkin olarak yapılmaktadır. Büyük bankalarda bu işlemler için ayrılmış “forward desk” denilen özel işlem odaları mevcuttur. Sözleşmeler genellikle 30 ile 180 güne kadar vadeli yapılmakta olup iki yıla kadar vadeli olarak hazırlandıkları da görülmektedir.

(12)

I.2.2 Faiz Forward İşlemleri

Forward faiz anlaşmaları ile ilgili piyasa 1980’li yılların başından itibaren oluşmaya başlamış olup literatürde Forward Rate Agreements kelimelerinin kısaltılmış hali olan “FRAs” olarak yerleşmiştir. Faiz forward işlemlerinde taraflar, belirli bir süre için, belirli bir gelecekte mutabakat tarihi ve belirli bir varsayımsal anapara üzerine uygulanacak olan faiz konusunda anlaşırlar. Vade sonunda ana para el değiştirmez, bunun yerine taraflardan biri diğerine nakit ödemede bulunur. Bu ödemenin tutarı, kontratta anlaşılan faiz oranı ile spot piyasada gerçekleşen faiz oranı arasındaki fark kadardır. Sözleşme vadeleri genellikle 3 ,6 ,12 ay olup bazı durumlarda 18 aya kadar çıkabilmektedir.

Faiz forward Sözleşmeleri’nin %90’ı Amerikan Doları ve İngiliz Sterlini üzerinde yapılmakta olup Japon Yeni pazarı da büyüme göstermektedir.

I.3 OPSİYONLAR

Opsiyonlar, sözleşmeyi elinde bulunduran bireysel veya kurumsal yatırımcıya belli bir varlığı belli bir fiyattan ileride belirlenmiş bir tarihte veya öncesinde satın alma veya satma hakkı veren finansal araçlardır. Opsiyon almak sınırlı bir risk ortaya çıkarmaktadır. Bunun nedeni, opsiyon alan kişinin, işin en başından itibaren karşı karşıya olduğu maksimum zarar miktarının söz konusu sözleşme için ödeyeceği prim miktarı ile sınırlı olduğunu bilmesidir. Opsiyon satmak ise, geniş bir kullanım sahası bulunmasına rağmen, potansiyel olarak yüksek risk taşıyan bir stratejidir (KAYACAN, vd., 1999:35).

(13)

Opsiyonlar hem düzenli borsalarda hem de tezgahüstü piyasada işlem görmektedirler. Chicago Opsiyon Borsası, organize edilmiş ilk opsiyon borsasıdır.

Bu borsanın dışında opsiyon işlemleri için önde gelen borsalar Phildelphia, Pasifik ve New York Borsalarıdır.

Borsada işlem gören opsiyonların başlıca özellikleri şunlardır (KARATEPE, 2000:84) :

• Tüm alım satım işlemleri organize borsalarda Borsa tarafından konulan kural ve ilkeler doğrultusunda gerçekleşir.

• Kontrat büyüklükleri standarttır.

• Opsiyonların vadeleri standarttır.

• Opsiyon satıcısı olan taraf işlemin yapıldığı borsaya kontrat değerinin borsaca belirlenen bir yüzdesini marj ya da teminat olarak yatırmak zorundadır.

Tezgahüstü piyasalarda işlem gören opsiyonlar ise şu özelliklere sahiptir (KARATEPE, 2000:85).

• Bu opsiyonlar borsa dışında bankalar ya da finans kuruluşları ile müşterileri aralarında gerçekleşmektedir.

• Opsiyonların kontrat büyüklükleri, işlem fiyatları ve vadeleri standart olmayıp tümüyle banka ile müşterileri arasındaki gereksinimler doğrultusunda belirlenmektedir.

• Opsiyon primi yalnızca anlaşmadaki taraflarca bilinmektedir. Prim dışında herhangi bir teminat söz konusu değildir.

(14)

• Bu opsiyonların bazıları alıcıya opsiyonu satın almış olduğu kuruma vadeden önce uygun bir fiyattan satma olanağı tanımaktadır.

Yatırımcılar açısından opsiyonların faydaları şu şekilde sıralanabilir:

• Mevcut hisse senetlerini kullanarak, kazancını artırmak

• Mevcut hisse senetlerini piyasada meydana gelebilecek düşüşlere karşı koruyabilmek

• Hisse senedini düşük fiyata satın alabilmek

• Piyasada meydana gelebilecek büyük değişikliklerin yönünü bilmeksizin fayda sağlamak

• Hisse senedini satın almadan, fiyat artış ve azalışlarından yararlanmak

Opsiyon piyasalarında satın alan ve satan olmak üzere iki taraf vardır. Alıcı belirli bir fiyat veya prim karşılığında satın aldığı opsiyon sözleşmesini, sözleşmede belirtilen süre içinde ya da sonunda kullanma hakkına sahip olan kişidir. Opsiyon sahibi vade bitiminde opsiyonu kullanmak istemezse karşı taraftan primi iade etmesini talep edemez. Opsiyon sahibinin maksimum kaybı prim kadardır. Opsiyon sözleşmesi satın almakla uzun pozisyon (long position) alınmış olur.

Opsiyon satıcısı ise belli bir fiyat veya prim karşılığında opsiyon sözleşmesini hazırlayıp satmakla yükümlülük altına giren taraftır. Alıcı talep ettiği takdirde yükümlülüğünü yerine getirmek zorunda olduğundan kazancı pirimle sınırlı olup kaybı teorik olarak sınırsız olabilir. Opsiyon sözleşmesi satmakla kısa pozisyon (short position) alınmış olur.

(15)

Opsiyonlar, üç ana başlık altında incelenebilir. Bunların birincisi ve en genel olanı alım ve satım opsiyonları, ikincisi opsiyonun tipine göre Avrupa veya Amerikan tipi opsiyonlar, üçüncü olarak da konusuna göre opsiyon türleridir.

I.3.1 Alım Ve Satım Opsiyonları

I.3.1.1 Satın Alma Hakkı Tanıyan Opsiyonlar (Call Options)

Satın alma opsiyonu alıcısı, belirli bir tarihe kadar, belirlenmiş fiyat üzerinden bir varlığı satın alma hakkına sahiptir. Opsiyon yazıcısının ise alıcının opsiyon hakkını kullanması durumunda, sözleşmede belirtilen hisse senedini satma zorunluluğu vardır.

Şekil I.1 ve Şekil I.2’ de alım opsiyonu satıcısı ve alıcısının olası kar ve zarar durumları görülmektedir.

Şekil I.1: Alım Opsiyonu Sahibinin Kar/Zarar Durumu -15

-10 -5 0 5 10 15 20 25

105 110 115 120 125 130

Hisse Senedinin Olası Fiyatları

Kar/Zarar

(16)

Şekil I.2: Alım Opsiyonu Yazıcısının Kar/Zarar Durumu

I.3.1.2 Satma Hakkı Tanıyan Opsiyonlar (Put Options)

Satma opsiyonu alıcısı, belirli bir tarihe kadar, belirlenmiş fiyat üzerinden bir varlığı satma hakkına sahiptir. Opsiyon yazıcısının ise alıcının opsiyon hakkını kullanması durumunda, sözleşmede belirtilen hisse senedini alma zorunluluğu vardır.

Şekil I.3 ve Şekil I.4’ de satım opsiyonu satıcısı ve alıcısının olası kar ve zarar durumları görülmektedir.

-25 -20 -15 -10 -5 0 5 10 15

105 110 115 120 125 130

Hisse Senedinin Olası Fiyatları

Kar/Zarar

(17)

Şekil I.3: Satım Opsiyonu Alıcısının Kar/Zarar Durumu

Şekil I.4: Satım Opsiyonu Satıcısının Kar/Zarar Durumu

Tablo I.1 opsiyon türlerine göre opsiyon taraflarının hak ve yükümlülüklerini göstermektedir.

-20 -10 0 10 20 30

105 110 115 120 125 130

Hisse Senedinin Fiyatı

Kar/Zarar

-30 -20 -10 0 10 20

105 110 115 120 125

Hisse Senedinin Fiyatı

Kar/Zarar

(18)

TabloI.1: Alım ve Satım Opsiyonlarında Hak ve Yükümlülükler

Alım Opsiyonu (Call) Satım Opsiyonu (Put)

Alıcı Alış Hakkı Satış Hakkı

Satıcı Satış Zorunluluğu Alış Zorunluluğu

Kaynak: CHAMBERS, N. R.; (1998), Türev Piyasalar, Avcıol Basım-Yayın, İstanbul, s. 59

I.3.2 Vadelerine Göre Opsiyon Türleri

Satın alındığı günden vade sonuna kadar herhangi bir günde kullanılabilen opsiyon sözleşmeleri Amerikan Tipi Opsiyonlar olarak adlandırılır. Vadenin dolduğu gün kullanılabilen opsiyonlar ise Avrupa Tipi Opsiyonlardır.

Bu iki opsiyondan başka sahibine opsiyon sözleşmesini üç yıl içerisinde herhangi bir tarihte kullanma hakkı veren opsiyonlar Uzun Vadeli Opsiyonlar (Long- Term Equity Anticipation Securities-LEAPS) olarak adlandırılır.

I.3.3 Konusuna Göre Opsiyon Türleri

Opsiyon sözleşmeleri konularına göre şu şekilde sınıflandırılabilir:

• Hisse senedi opsiyonları

• Futures sözleşmesi opsiyonları

• Borsa endeks opsiyonları

(19)

• Yabancı para opsiyonları

• Faiz opsiyonları

I.4 SWAP

Swap, iki taraf arasında yapılan faiz veya anapara ödemelerinin, koşullarını önceden belirleyerek, değişimi sağlayan bir mali işlemdir. Swap işleminde bir para birimi başka bir para birimi ile aynı gün içerisinde değiştirilmektedir. Ancak, bir vadeli işlem çeşidi olan swapta satılan para birimi ileriki bir günde ters işlemle geri alınmaktadır (KARATEPE, 2000: 147).

Swap işlemleri ile faiz oranları ile döviz kurlarında kaydedilen dalgalanmaların yarattığı risk minimize edilmeye çalışılır.

Swap işlemlerine taraf olan kişi ve kuruluşlar şu şekilde sıralanabilir (EBİÇLİOĞLU/KAHRAMAN, 2003):

• Uluslararası Kurumlar

• Merkez Bankaları

• Çokuluslu Şirketler

• Yerel Yönetimler

• Uluslararası Fonlar

• İhracatçı-İthalatçı Kuruluşlar

• Bankalar

(20)

Faiz, para, mal ve varlık swapları ana swap türlerini oluştururken bunların dışında swap işlemleri tezgahüstü türev ürünü olmasıyla kazandığı esnekliği sayesinde taksitli swap işlemi, tek bir sabit faiz ödemeli swap işlemi, vadeli veya gecikmeli swap, basamaklı swap, vadesi uzatılabilir swap, vadesi kısaltılabilir swap, kokteyl swap gibi türlerle de çeşitlendirilmektedir.

Ayrıca bunların dışında belirli koşullar altında ve gelecekte belirli bir sürede bir swap anlaşmasına girme ya da bir swap anlaşmasından çıkma hakkı veren swap ve opsiyon işlemlerinin bir kombinasyonu olan swap opsiyonları (swaptions) da mevcuttur.

I.4.1 Faiz Swapı (Interest Rate Swap)

Faiz swapı iki tarafın belirli bir zaman dönemi için faiz ödemelerini karşılıklı olarak değiştirdikleri bir anlaşmadır. Faiz değişimi tarafların anlaştıkları varsayımsal (notional) ana para tutarına bağlı olarak hesaplanan faiz ödemeleri ile gerçekleşirken ana paralar el değiştirmemektedir. Faiz swaplarında vadeler 1 ile 15 yıl arasında değişmektedir. Genellikle değişken faiz ödemelerinde LIBOR referans gösterilmektedir. Böylece dalgalı faiz ödemeli borç sabit faizli borca çevrilmekte ve yüksek miktarda faiz ödemesinden kurtulunmaktadır.

Faiz swaplarının uygulanış biçimlerine göre değişik türleri mevcuttur. Bunlar şu şekilde sıralanabilir:

• Temel swaplar

(21)

• Forward swaplar

• Callable swaplar

• Putable swaplar

• Uzatılabilir swap

• Call swaption

• Put swaption

• Oran başlıklı swap

• Sıfır kuponlu swap

• Amorti edilen swap

• Accreting swap

• Rollercoaster swap

I.4.2 Para Swapı (Currency Swap)

İlk para swapı 1982 yılında Dünya Bankası ve IBM arasında, sabit faizli Alman Markı ve İsviçre Frangı borçlarının Dünya Bankasından sağlanan Amerikan Doları borcu ile swap edilmesi ile gerçekleştirilmiştir.

Para swapında faiz swapından farklı olarak taraflar arasında paralar da değiştirilmektedir. Tipik bir para swapı üç temel evreden oluşmaktadır (ERSAN, 1998: 170) :

• Farklı paralara gerek duyan iki borçlu ana para tutarlarını değiştirir.

• Swap sözleşmesi süresince faiz ödemeleri değiştirilir.

• Sözleşme bitiminde ana paralar iade edilir.

(22)

Kuruluşlar para swap işlemi ile döviz kuru denetimlerine ilişkin düzenlemelerden uzaklaştıkları gibi yabancı parayla borçlanmanın maliyetini azaltabilir ve uzun süreyle yabancı para üzerinden borçlanma olanaklarını artırabilirler.

I.4.3 Mal Swapı (Commodity Swap)

Mal swap işlemleri iki taraf arasında belirli bir miktar malın sabit ve değişken fiyatlarının belirli bir zaman sürecinde değiştirilmesine yönelik anlaşmadır (Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği, 2002). Mal swaplarine konu olan varlıklar genellikle altın, petrol, bakır, aluminyum ve nikeldir.

I.4.4 Varlık Swapı (Asset Swap)

Varlık swapları, sentetik bir varlık yaratmak için bir varlık ve bir swapın kombine edilmesinden oluşurlar. Örneğin, aynı para birimi veya farklı para birimi üzerinden sabit faizli bir varlık, değişken faizli bir varlığa dönüştürülebilir. Bir kuruluşun, piyasadan sabit %10 getirili tahvil veya dalgalı LIBOR faizli hazine bonosu alma seçenekleriyle karşı karşıya kaldığını düşünelim. Diğer taraftan bir banka %10 sabit getirili tahvil satın almak ya da LIBOR+%0,5 üzerinden borç vermek istemektedir. Söz konusu kuruluş, tahvili satın alıp doğrudan, finansal aracı kullanmadan banka ile swap yapmaya karar verir (KARATEPE, 2000: 164).

(23)

I.4.5 Swap İşleminin Avantaj ve Dezavantajları

Swap işleminin sağladığı yararlar şu şekilde sıralanabilir:

• İşletmeler fonlama maliyetlerini azaltabilirler

• İşletmelerde etkin aktif ve pasif yönetimi sağlanır

• Farklı piyasalara erişim imkanı sağlar

• Yeni kredi kullanma maliyetinin altında bir maliyetle yeni kaynaklara ulaşım imkanı sağlar

• Farklı vadelerle sözleşme imkanı sağlar

• Ticari sırları korumaya imkan verir

• Üstlenilmiş olan riskleri azaltıcı etki yaratır

Swap işleminin dezavantajları şu şekilde sıralanabilir:

• Kredi, faiz ve kur riski tamamen ortadan kalkmaz

• Resmi ve organize bir piyasası bulunmamaktadır

• Sözleşmelerin belirli bir standartı bulunmamaktadır

(24)

II. FİNANSAL RİSK YÖNETİMİ VE KREDİ RİSKİ

Risk istenmeyen bazı olayların meydana gelme şansıdır (BRIGHAM, 1999).

Risk, bir işleme ilişkin bir parasal kaybın ortaya çıkması veya bir giderin ya da zararın gerçekleşmesi nedeniyle ekonomik faydanın azalması ihtimalini ifade etmektedir (Bankaların İç Denetim ve Risk Yönetimi Sistemleri Hakkında Yönetmelik).

Finansal risk ise, piyasa katılımcısının nakit akışının, finansal sorumluluklarını karşılayamayacak hale gelmesi riskidir (TORAMAN, 2002) .

1970’li yıllardan itibaren ulusal ve uluslararası piyasada yaşanan geçiş dönemi, finans sektörü piyasa katılımcılarının dinamik ve rekabetçi bir ortamda büyük mali risklerle karşı karşıya kalmasına neden olmuştur.

Bu durumun en önemli nedeni, uluslararası finans piyasalarında yaşanan küreselleşmedir. Sermayenin serbest dolaşımı önündeki engellerin ortadan kalkması ile, dünyanın bir bölgesinde yaşanan sorunlar diğer bölgelerdeki piyasaları etkiler hale gelmiştir. Bunun sonucunda da piyasa fiyatları eskisine nazaran daha inişli ve çıkışlı bir seyir izler olmuştur. Böylelikle piyasadaki değişkenlik (volality) finansal riskin nedenlerinden biri haline gelmiştir.

Bankalar şüphesiz finansal risklerden en çok etkilenen kuruluşların başında gelmektedir. Bankacılık sektöründeki temel riskler kredi riski, piyasa riski, sona

(25)

erdirme riski, likidite riski, operasyonel risk, yasal risk, ülke ve transfer riski, ticari itibar riski olarak sıralanabilir.

Kredi riski, bir finansal işletme müşterisinin yapılan sözleşme gereklerine uymayarak yükümlülüğünü kısmen veya tamamen zamanında yerine getirememesinden dolayı finansal işletmenin maruz kaldığı riski ifade eder (Deloitte&Touche, 2002a).

Piyasa riski, bir finansal işletmenin mali yapısının, piyasa fiyatlarındaki dalgalanmalar veya piyasalarda zıt yöndeki fiyat hareketlerinden dolayı maruz kalabileceği riski (döviz riski, faiz riski vb.) ifade eder.

Sona erdirme riski, finansal işletmenin karşı taraftan, umulan sürede işleme konu finansal aracı veya fonu teslim alamaması, elde edememesi riskidir.

Likidite riski, finansal işletmenin nakit akışındaki dengesizlik sonucunda nakit çıkışlarını tam olarak ve zamanında karşılayacak düzeyde ve nitelikte nakit mevcuduna veya nakit girişine sahip olunmaması şeklinde tanımlanabilir (Deloitte&Touche, 2002a).

Operasyonel risk, bir işletmenin, bilgi işletim sistemi veya iç kontrol sistemlerindeki aksaklıklardan kaynaklanan kayıplarından dolayı maruz kalabileceği riski ifade eder. Bu risk, insan unsuru, sistemin başarısız olması veya yeterli kontrol mekanizmalarının olmamasından kaynaklanabilir. Bu konu ile ilgili en iyi örnek, 1995’te Londra’daki en eski yatırım bankası Barings Brothers Bankası’nın

(26)

Singapur’daki türev ürünler ile ilgili faaliyetlerini yürüten Nick Leeson’un yapmış olduğu işlemlerin kontrol edilmemesi ve bunun sonucunda da söz konusu kişinin yapmış olduğu sahtekarlık nedeniyle bankanın çok büyük kayıplara maruz kalmasıdır (KAHRAMAN, 2002).

Yasal risk, işletme tarafından yetersiz ya da yanlış yasal bilgi ve belgeye dayanarak yapılabilecek işlemler neticesinde hakların beklenenden düşük, yükümlülüklerin ise beklenenin üzerinde gerçekleşmesi riskidir.

Ülke ve transfer riski, işletmenin uluslararası kredilendirme ve yatırım faaliyetlerine ilişkin olarak ülke ve transfer risklerinin saptanması, izlenmesi ve kontrol edilmesine ilişkin yeterli politikalara ve uygulama usullerine sahip olmaması ve söz konusu riskleri kapsayacak yeterli karşılıkların oluşturulmamasını ifade eder.

Ticari itibar riski, bir işletmenin operasyon ile ilgili başarısızlıkları veya yasal düzenlemelerin gerektirdiği yükümlükleri karşılayamama (mevduat munzam karşılıklarını yatırmama gibi) nedenleri ile ortaya çıkan riski ifade eder.

Bütün bu finansal risklerin etkin yönetimini sağlamak için güvenilir ölçü ve metotların uygulanması bir zorunluluk haline dönüştü. Son yıllarda uluslararası finans piyasalarında meydana gelen krizlerin pekçoğunda etkin bir risk yönetim sisteminin bulunmayışı başlıca neden olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca bankalar tarafından finansal durum ve risk yapıları hakkında piyasa katılımcılarına doğru karar verilmesini sağlamak için düzenli bilgi verilmesinin de önemi kavranmış bulunmaktadır. Bu tür faaliyetlerin olduğu bir ortamda, ulusal ve uluslararası

(27)

bankacılık sisteminin istikrarının sürdürülmesi görevi bankacılık sektörüne yeni düzenlemelerin getirilmesi gereğini de beraberinde getirdi.

Bu alandaki gelişmeleri düzenlemek için Basle Komite adlı bir kuruluş, 1974 yılı sonunda uluslararası döviz ve bankacılık piyasalarında meydana gelen önemli krizleri takiben “Bankacılık Düzenleme ve Denetim Uygulamaları Komitesi” adı altında kurulmuştur. Halen 12 üye (Belçika, Kanada, Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, Lüksemburg, Hollanda, İsveç, İsviçre, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri) ile çalışan komite, üye ülkeler arasında denetim konularında işbirliğine olanak sağlayacak bir forum oluşturmayı, daha geniş bir bakış açısıyla da dünya çapında denetimin geliştirilmesini, bankacılık denetim kalitesinin artırılmasını amaçlamaktadır (AYDAN, 2002).

Komitenin aldığı kararların yasal bir yaptırımı yoktur; daha çok ülke denetim ve düzenleme otoritelerine detaylı düzenlemeler yapma olanağı sağlayacak yol gösterici denetim standartları ve tavsiyeleri niteliğindedir. Ancak Komite’nin yaptığı çalışmalar ortak bir standartla çalışılmasını temin edebilmesi nedeniyle gün geçtikçe dünya çapında yaptırımı olan düzenlemeler haline gelmektedir. Komite’nin çalışmalarıyla iki prensip dahilinde (hiçbir yabancı bankanın denetimden kaçamaması ve yeterli bir seviyede denetimin olması) uluslararası denetim kapsamındaki farklılıkların ve boşlukların giderilmesi amaçlanmaktadır.

Basle Komite’nin ilk başarılarından birisi bankaların sermaye yeterliliği ile ilgili düzenlemelerdir. “Sermaye yeterliliği ve standartlarının uluslararası yakınlaştırılması” adı altında 1988 yılında yayınlanan rapor bir çok ülke tarafından

(28)

kısa sürede onaylandı ve kabul gördü. “Basle Sermaye Uyumlaştırılması” olarak bilinen çalışma kredi riskini esas aldı. Uluslararası piyasalarda risk çeşitleri artmasına rağmen, kredi riski hala bankalar için en önemli risk kategorisini oluşturuyor (ERÇEL, 1999).

Deloitte&Touche tarafından 1999 yılında, dünya çapında 70 bankayı kapsayan “Risk Yönetimi Arştırması” sonuçları da bu yargıyı desteklemektedir.

Kuzey Amerika’dan 12 banka, Avrupa’dan 52 banka, Afrika’dan 5 banka ve Asya’dan 2 bankanın katıldığı araştırmaya göre katılımcıların %56’sı risk yönetimi için ayrı bir veri tabanına sahiptir.

Yine aynı araştırma bankaların risk yönetim sistemlerinin geliştirilmesi veya iyileştirilmesi amacıyla giderek artan tutarlarda bütçe ayırdığını ortaya koymaktadır.

(TabloII.1)

(29)

Tablo II.1: Araştırmaya Katılan Bankaların Risk Yönetim Sistemlerinin Geliştirilmesi veya İyileştirilmesi Amacıyla Ayırdıkları Bütçe

Bütçe 70 Banka içindeki Yüzde (1999 yılı verileri) 25 Milyon Dolardan Fazla 15%

5-25 Milyon Dolar 26%

2-5 Milyon Dolar 19%

2 Milyon Dolardan Az 40%

Kaynak: Deloitte&Touche, (2002a), Deloitte&Touche Risk Yönetimi Araştırması, Deloitte&Touche Risk Yönetimi Haber Bülteni Sayı:2, http://www.deloitte.com.tr/yayinlar/risk/rb2001s2.pdf 2001, (6.11.2002)

Araştırma katılımcıları, kredi riskini önem sıralamasında bir numaraya oturtmuşlardır. (Tablo II.2)

Tablo II.2: Katılımcılara Göre Önem Sıralaması

Risk Türü Yüzde

Kredi riski 82%

Piyasa Riski 72%

Operasyonel Risk 37%

Kaynak: Deloitte&Touche, (2002a), Deloitte&Touche Risk Yönetimi Araştırması, Deloitte&Touche Risk Yönetimi Haber Bülteni Sayı:2, http://www.deloitte.com.tr/yayinlar/risk/rb2001s2.pdf 2001, (6.11.2002)

(30)

II.1 KREDİ RİSKİ YÖNETİMİ

Kredi risk yönetiminin amacı uygun parametreler içinde bankanın maruz kalabileceği riskleri yöneterek bankanın risk ayarlı getirisini maksimize etmektir.

Bankalar ayrıca kredi risklerinin diğer risklerle ilişkisini de göz önünde bulundurmalıdır. Kredi riskinin etkin şekilde yönetimi, risk yönetiminde kapsamlı bir yaklaşımın önemli unsurlarından birisidir.

Kredi riskine maruz kalınması dünya çapında bankacılık problemlerinin en önemli kaynağı olmaya devam ettiğinden, bankalar ile gözetim ve denetim otoriteleri geçmiş tecrübelerden yararlanmalı ve ders almalıdırlar.

Kredi riski yönetiminin temel unsurları şu şekilde sıralanabilir (Türkiye Bankalar Birliği, 2002) :

• Kredi riskiyle ilgili uygun ortamın oluşturulması,

• Kredi verme sürecinin etkin biçimde işlemesi,

• Uygun kredi yönetimi, ölçümü ve izleme işlevlerinin sürdürülmesi,

• Kredi riskinin yeterli kontrolünün sağlanması.

Kredi faaliyetlerinin yapısına ve karmaşıklığına göre kredi risk yönetiminde bankalar arasında farklı uygulamalar olmakla birlikte, kapsamlı bir kredi riski yönetim programı bu dört alanı da içine alır.

(31)

II.1.1 Kredi Riski Konusunda Uygun Ortamın Oluşturulması

Banka yönetim kurulu, düzenli olarak bankanın kredi riski stratejisini ve önemli kredi riski politikalarını gözden geçirmelidir. Üst düzey yönetim, yönetim kurulunca onaylanan kredi risk stratejisinin uygulanmasından ve kredi riskinin tanınması, ölçülmesi, izlenmesi ve kontrol edilmesine yönelik politika ve prosedürlerin geliştirilmesinden sorumlu olmalıdır. Söz konusu politika ve prosedürlerde bankanın hem bireysel kredilerde hem de portföyünde taşıdığı tüm bankacılık faaliyetlerine ilişkin kredi risklerine yer verilmelidir.

Bankalar tüm ürün ve faaliyetlerine ilişkin kredi risklerini tanımalı ve yönetmelidirler. Bankalar yeni ürün ve faaliyetlerine ilişkin risklerin, yönetim kurulu ya da uygun bir komite tarafından onaylanmadan önce uygun ve yeterli prosedürlere ve kontrole tabi olmasını sağlamalıdır.

II.1.2 Güvenilir Kredi Verme İşleminin Bulunması

Bankalar güvenilir ve açıkça tanımlanmış, hem kredi alan hem de kredinin yapısı, alınmasındaki amaç ve geri ödeme kaynağı hakkında yeterli bilgi edinilmesine imkan verecek içeriğe sahip kredi verme kriterlerine uygun olarak çalışmalıdırlar.

Bankalar, önemli risklere yol açabileceği yaklaşımıyla bağlantılı şirketlerin oluşturduğu gruplara ve bireysel kredi müşterilerine yönelik genel kredi limitlerini oluşturmalıdır.

(32)

Bankaların yeni kredilerin onaylanması ve mevcut kredilerin artırılmasına ilişkin açıkça tanımlanmış işlevleri olmalıdır. Kredi verme işlemlerinde temkinli olunmalıdır.

II.1.3 Kredilerin Uygun Yönetimi, Ölçümü ve İzlenmesi

Bankalar kredi riski taşıyan tüm portföylerini, portföy ve kredi bazında yönetmek ve izlemek durumundadırlar. Bu süreç çerçevesinde yeterli kredi karşılıklarının hesaplanması ve ayrılması da yer almaktadır. Ayrıca her banka taşıdığı portföyün yapısına, büyüklüğüne ve karmaşıklığına bağlı olarak, kredi riskine yönelik, içsel derecelendirme modeli geliştirmek ve uygulamak zorundadır. Buna ek olarak, kredi riskinin banka yönetimi tarafından ölçülmesi ve değerlendirilmesi amacıyla krediler ve portföy hakkında bilginin toplanması ve raporlanması amacıyla kredi bilgi sistemleri kurulmalıdır (EKİPMAN, 2002)

II.1.4. Kredi Riskinin Uygun Kontrolünün Yapılması

Bankalar kredilerin incelenmesine yönelik bağımsız ve aralıksız bir sistem kurmalı ve söz konusu incelemelerin sonuçları doğrudan banka yönetim kuruluna ve üst düzey yönetime iletilmelidir. Kredi değerliliği azalan ve problemli hale gelen kredilere ilişkin çözüm ve bunların yönetimine ilişkin sistemler oluşturulmalıdır.

(33)

II.2. KREDİ ZARARLARI

Kredi riski basit bir tanımla borçlunun kullandığı krediyi çeşitli nedenlerle geri ödemememesi olasılığıdır. Bunun sonucu olarak geri ödenmeyen tutarlar olarak tanımlanabilen kredi zararları oluşmaktadır. Kredi zararları iki başlıkta incelenebilir:

beklenen zararlar ve beklenmeyen zararlar.

II.2.1. Beklenen Zarar (Expected Loss)

Beklenen kayıp, bir menkul kıymet veya kredi işlemi için bilinen kredi riski miktarı, ortalama temerrüte düşme ihtimali ve benzer/aynı risk derecesindeki muadil taraflar için, temerrüt halinde geri kazanım faktörlerine dayandırılan ortalama beklenen kayıpları ifade eder (AKSEL, 2002b).

Beklenen zararların üç ana unsuru bulunmaktadır:

• Tahmin edilen tahsil edilememe olasılığı (expected default probability):

bankanın kullandığı içsel derecelendirme modelinin her bir derecesiyle ilişkilendirilerek, her bir derece bazında hesaplanmalıdır.

• Ödenmeme halinde ortaya çıkacak zarar-bakiye(loss given default):

kredinin sorunlu hale geldiği andaki bakiyesidir.

• Tahsil edilememe oranı (severity): kredi bakiyesinin hangi oranda banka tarafından tahsil edilip edilemeyeceğini gösterir.

(34)

Banka beklenen zararlar için karşılık ayrılma yoluyla söz konusu zararlardan korunabilmektedir (EKİPMAN, 2002).

II.2.2. Beklenmeyen Zarar (Unexpected Loss)

Beklenmeyen kredi kayıpları, bir organizasyonun beklenen kayıplar üzerine ek olarak maruz kalacağı, daha evvelden belirlenmiş bir güven aralığı için beklenen kayıplar ölçümünün dağılımındaki belirsizliği ve sapmayı gösterir, ki bunun sebebi gerçekleşen kayıpların beklenen kayıplardan az veya çok olabileceğidir.

Beklenmeyen kayıp ölçümleri, kısa vadede oluşabilecek kayıplara karşı alınan bir önlemdir ve beklenen kredi kayıplarını aşabilir. Böyle bir durumdan korunmak için beklenmeyen kayıpları karşılayabilecek düzeyde yeterli risk sermayesinin ayrılması gereklidir (AKSEL, 2002a).

II.3. İÇSEL DERECELENDİRME MODELLERİ

İçsel derecelendirme modelleri, kredi kullanan müşterinin krediyi geri ödeme gücünü gösteren değerliliğinin derecelendirilmesi amacını taşır. Kredi derecelendirme sistemleri kredilendirme sürecinde bankaya borçlunun ne kadar risk oluşturduğu hakkında yol gösterirler.

İçsel derecelendirme modellerinin oluşturulmasında şu hususlara dikkat edilmelidir (EKİPMAN, 2002):

• Risk faktörleri ve bunların banka açısından taşıdıkları önem

(35)

• Derecelendirme modellerinde niteliksel ve nicel kriterlerin kullanımı

• Riskin borçlu, garantör, teminat ve işlem bazında değerlendirilmesi

• Kredi derecelerine ilişkin bilgilerin toplanması ve kullanımı

• Risk derecesi bazında kredi zararlarının ölçümü

• Risk derecelerinin tanımları

• Kredi riski ölçümü için gerekli verilerin elde edilebilmesi.

İçsel derecelendirme modelleri firma yönetiminin değerlendirilmesi, pazar payı, sektördeki yeri gibi niteliksel kriterler ve rasyo analizleri, bilanço ve nakit akım analizleri gibi nicel kriterlerden oluşmaktadır.

II.4. KREDİ RİSKİ MODELLERİNİN DOĞRULANMASI

Kredi riski modellerinin doğrulanması çalışmaları dört ana başlıkta incelenebilir. Bunlar (Deloitte&Touche, 2002b):

• Geriye dönük testler (back testing)

• Stres testleri (stress testing)

• Duyarlılık analizi (sensitivity analysis)

• Yönetim kontrolu ve raporlaması (management oversight and reporting)

olarak sıralanabilir.

Geriye dönük testler ile geçmişteki veriler temel alınarak beklenen ve beklenmeyen zararlar tahmin edilir.

(36)

Stress testleri ile kredi riski modellerinde, tahsil edilememe oranlarının tahmini, risk faktörlerinin dağılımı gibi konulardaki belirsizliklerin aşılması hedeflenmektedir. Bu test kapsamında farklı ekonomik senaryolara göre banka tarafından ayrılan karşılığın uygunluğu değerlendirilir. Böylece ileride meydana gelebilecek olayların bankanın kredi portföyü üstündeki etkileri incelenebilir.

Duyarlılık analizi, kullanılan kredi risk modelinin parametre değerlerinde veya kullanılan önemli varsayımlarda ortaya çıkabilecek değişikliklere, modelin ne derece duyarlı olduğunun ölçülmesidir.

Yönetim kontrolu ve raporlaması ile üst yönetimin ileri görüşlülüğü, kredi sorumlularının yetkinlikleri, iç kontrol gibi unsurlar kastedilmektedir.

II.5. BANKALARIN KREDİ RİSKİNE İLİŞKİN KAMUOYUNU

BİLGİLENDİRİRKEN KULLANACAĞI BİLGİLERİN ÖZELLİKLERİ

Basel Bankacılık Gözetim ve Denetim Komitesi tarafından yayımlanan

“Bankaların Kredi Riskleri Hakkında Kamuoyunu Bilgilendirmesi” isimli raporda geçen kavramlardan yola çıkılarak kredi riskine ilişkin bilgilerin özellikleri aşağıdaki gibidir (Türkiye Bankalar Birliği, 2002a):

Uygunluk: Bankanın finansal durumunun doğru değerlendirilmesi için kamuoyu yeterli sıklıkta ve düzenli olarak bilgilendirilmelidir. Örneğin, geleneksel bankacılık faaliyetleriyle ilgili kredi risklerine nispeten bankaların alım-satım (trading) faaliyetlerine ilişkin kredi riskleriyle ilgili daha sık raporlama yapılmalıdır.

(37)

Çünkü bankaların portföy kompozisyonları ticaret defterindeki işlemlerine göre daha fazla değişiklik göstermektedir.

Güvenirlilik: Kamuoyuna açıklanan bilgi güvenilir olmalıdır. Kredi riskine ilişkin bilgi makul ölçüde bir uyarı niteliği taşımalı, doğru ve ihtiyatlı ölçümleri yansıtmalıdır.

Karşılaştırılabilirlik: Piyasa katılımcıları ve bilgi kullanıcıları ülkeler ve dönemler itibariyle bankalar arasında karşılaştırma yapılmasına imkan veren bilgilere ihtiyaç duymaktadırlar. Tüm bankalar raporlarında aynı terminolojiyi kullanmalıdırlar.

Maddesellik: Maddesellik kavramına uygun olarak kamuoyu bilgilendirmeleri bankaların faaliyetleri ve büyüklüğü ile uyumlu olmalıdır. Bilginin eksik ya da hatalı olması bilgiyi kullananların yanlış ya da eksik değerlendirme yapmasına neden oluyorsa, o bilgi maddesel olma özelliği taşıyor demektir.

Bankaların finansal raporlarında her bir maddesel bilgi ayrı ayrı yer almalıdır. Bunun sonucu olarak da, uluslararası faaliyet gösteren ve büyük ölçekli bankalardan, küçük ölçekli ulusal bankalara göre kamuoyuna daha kapsamlı bilgilendirme yapmaları beklenmektedir.

(38)

III. KREDİ TÜREVLERİ

III.1. TANIM VE TARİHÇE

Finansal işletmelerin maruz kaldığı en önemli ve eski risklerden olan kredi riski yönetimi için 1990’ların başında türev piyasalarında yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak yeni bir araç ortaya çıkmıştır: kredi türevleri.

Kredi türevleri, değeri altta yatan varlıklardan (underlying asset) veya varlık sepetlerinden türetilen teminatlar veya sözleşmelerdir. Kredi türevi, iki grubun, üçüncü bir grup veya referans varlığının borcunu ödeyememesi veya iflası gibi bir kredi olayı ihtimaline dayanarak, gelecekteki bir işlem için anlaştıkları iki taraflı tezgahüstü kontrattır (CLARKE, 2002).

Kredi türevleri, riski ve getiriyi tarafların, birinden diğerine altta yatan varlığın sahipliğini değiştirmeden transfer edilmesini sağlayan swap, forward ve opsiyon sözleşmeleridir (KIFF/MORROW, 2002).

Kredi türevleri, krediden kaynaklanan kayıplara teminat sağlayan finansal sözleşmelerdir. Bu sözleşmeler, yatırımcılara, borç verenlere ve bankalara kredi riski yönetiminde yeni teknikler getirmektedir (NEAL, 2002).

Kredi türevleri, kullanıcılarına kredi riski yönetimi imkanı sağlayan özel görüşmelerle yapılan iki taraflı sözleşmelerdir (AGGRAWAL, 2002).

(39)

Kredi türevi, bir tarafın (korunmayı alan) diğer tarafa (korunmayı satan) düzenli ödemeler yaptığı, buna karşılık korunmayı satanın, diğer tarafın kredi riskinden kaynaklanan zararlarını tazmin ettiği ticari anlaşmadır. Bankalar böylelikle, varlıkların sahiplerini değiştirmeden varlıkların kredi riskini karşı tarafa aktarabilirler (MORRISON, 2002).

Yukarıdaki tanımlardan da görüldüğü üzere kredi türevleri temelde, anlaşma taraflarından birini referans varlıklarının yükümlülükleri üzerinde doğabilecek geri ödememe riskine karşı korumak için tasarlanmışlardır. Diğer türev kontratlarına benzer olarak kredi türevleri, riskleri satma/alma ihtiyacının, öncelikli finansal yükümlülükleri satıp, almadan karşılanmasını sağlar.

Kısaca kredi türev ürünlerinin üzerine kurulu olduğu üç parametreden bahsedilebilir (AKSEL, 2002a):

Kredi sözleşmesinde önceden belirlenen kredi olayına göre, temerrüt ödemeleri kredi türevini satan kurum tarafından bir ücret karşılığında ödenecektir (örneğin iflas, belirli bir tutar için temerrüte düşme veya menkul kıymetin değerinin düşmesi durumlarında)

Kredi türev ürünlerinin alım/satım ücreti (örneğin: sabit bir ücret, menkul kıymetin getirisi üzerinden)

Üzerinde anlaşılmış bir ücret karşılığında daha evvelden belirlenmiş kredi olayı ortaya çıktıktan sonra, karşı tarafın ödeyeceği temerrüt ödemeleri. Ödemeler

(40)

tipik olarak menkul kıymetin tahmini değeri, daha önceden belirlenmiş geri kazanma oranı ve menkul kıymetin likiditesi baz alınarak yapılır.

Şekil III.1: Kredi Türevleri

Ofis ekipmanları konusunda tecrübeli bir A Bankası ve tekstil sektöründe deneyim sahibi olan B Bankası düşünelim. Her iki banka da kendi sektörlerinde deneyim sahibi olmakla beraber portföylerinde çeşitliliğin olmamasından dolayı riske maruz kalmaktadırlar. Her iki bankanın da yapması gereken portföylerini konsantre oldukları alanlar dışındaki sektörlerle de çeşitlendirmek olmalıdır. Bu durumda A Bankası ofis ekipmanları ile ilgisiz bir sektör olan tekstil alanına girebilir, B Bankası da tekstil sektörüyle ilgisiz olmasından dolayı ofis ekipmanları alanına girebilir. Fakat her iki banka da bu yeni alanlar hakkında bilgiye sahip değildirler.

Burada kredi türevleri kolay bir çözüm ortaya sunmaktadır : her iki banka da portföylerini elden çıkarmadan riskleri dağıtabilirler. B Bankası A Bankasının portföyündeki risklerin bir kısmını, A Bankası da B Bankasının portföyündeki risklerin bir kısmını belli bir ücret karşılığında üstlenebilir. Her iki taraf da portföylerini elde tutarken çeşitlendirmiş olmaktadırlar. Aynı şekilde riskler ve

Korunmayı alan Korunmayı satan

Ücret

Temerrüte düşme ödemesi

(41)

getiriler de çeşitlendirilmiş olmaktadır. Çünkü sözleşme gereği alınacak ücret diğer bankanın elindeki portföyünden gelen bir gelirdir.

Bu şekilde portföyün içindeki kredi riski menkul kıymetleştirilmekte ve sermaye piyasasında diğer araçlar gibi işlem görebilmektedir. Kredi türevlerinin kredi riskini gidermek için kullanılan diğer araçlardan (kredi mektupları gibi) en büyük farkı altta yatan varlıklardan ayrı olarak işlem görmeleridir.

Kredi Türevleri terimi ilk defa 1992 yılında Uluslararası Swap ve Türev Kurumu (International Swaps and Derivatives Association-ISDA) tarafından yeni bir tezgahüstü egzotik sözleşme türü için kullanıldı. Ardından 1993 yılında risk modelleme şirketi KMV tarafından ilk kredi portföy modeli olan Portföy Yönetim modeli geliştirildi. 1994 yılına gelindiğinde kredi türevleri pazarı gelişmekle beraber bazı yorumcular bu pazara şüpheyle yaklaşıyorlardı. Öyle ki Investment Dealers Digest isimli dergide çıkan bir makalede bir takım kredi türevi anlaşmaları görülmekle beraber bunların sonlandırılacağının şüpheli olduğu yazılmıştır. Bir başka yorumcu ise kredi türevlerini rus ruletine benzeterek “Tek bir kurşunun olması önemli değil: eğer ona sahipseniz ölürsünüz” demiştir. 1994 yılı sonunda bunlara rağmen kredi türevleri pazarında 4-5 milyar dolarlık bir işlem hacmine ulaşılmıştı.

(42)

1996 yılının eylül ayında İngiliz National Westminster Bank tarafından ilk Teminatlı Borç Senetleri1 (collateralised debt obligation-CDO) piyasaya çıkarılmıştır.

1997 yılının nisan ayında JP Morgan tarafından CreditMetrics isimli kredi portföy modeli başlatılmıştır. Aynı yılın ekim ayında Credit Suisse tarafından CreditRisk+, kasım ayında ise Tom Wilson tarafından CreditPortfolio View, CreditMetrics’e bir rakip olarak başlatılmıştır.

1999 yılında ise ISDA tarafından kredi türev tanımları yayınlanmıştır. 2003 yılının Şubat ayında ISDA tarafından küresel standart dökümantasyon yaratmayı hedefleyen 2003 ISDA Kredi Türevleri tanımları isimli döküman yayımlandı

İngiliz Bankalar Birliği (BBA-British Bankers Association) tarafından yapılan tahminlere göre 2002 yılı sonu itibariyle kredi türevlerinin toplam işlem hacmi büyüklüğü 1,95 trilyon dolara ulaşmıştır.

Çalışmanın bu kısmında kredi opsiyonu, kredi swap, kredi forward ve diğer kredi türev çeşitlerinden bahsedilecektir.

1 Teminatlı Borç Senetleri şeklindeki kredi türevleri, bankalar tarafından borç portföylerindeki riskleri transfer etmek için kullanılan araçlardır.

(43)

III.2. KREDİ OPSİYONU (CREDIT OPTION)

Kredi opsiyonları, kredilerdeki olumsuz gelişmeleri hedge etmek için kulanılan kredi türevleridir.

Kredi türevleri araba kaskoları gibi düşünülebilir. Araba sahipleri kasko sahibi olmak için belirli bir ücret öderler ve kendilerini böylelikle kazalardaki mali yükümlülüklerden korumuş olurlar. Eğer kaza olmazsa ve dolayısıyla arabada herhangi bir hasar meydana gelmezse araba sahibi kasko şirketinden hiçbir şey almaz. Ancak araba hasara uğrarsa kasko şirketi hasarı karşılamakla yükümlüdür.

Böylelikle belirli bir ücret karşılığında, kasko işlemi arabanın değerini büyük mali kayıplara yol açabilecek riskten arındırmış olur.

Kredi opsiyonları da benzer bir işlem görmektedir. Bu opsiyonlar yatırımcıya finansal varlıklara ait kredi kalitesindeki olumsuz gelişmelere karşı güvence edinmelerini sağlar. Örneğin, bir tahvil yatırımcısı elindeki tahvilin değerini hedge etmek amacıyla sigorta poliçesi alabilir. Eğer, tahvil yükümlülüğü yerine getirilmezse sigorta poliçesinin yapacağı ödeme, kaybı giderecektir. Eğer ödeme sorunu yaşanmazsa, yatırımcı tahvilden faiz almaya devam edecektir, fakat poliçeden herhangi bir şey almayacaktır.

Microsoft hisse senetleri üzerine yazılı bir call opsiyonu düşünelim. Opsiyon sahibinin Microsoft hisse senetlerini daha önceden belirlenen bir fiyat üzerinden alma hakkı vardır. Microsoft hisse senedi fiyatları belirlenen fiyatı aştığı takdirde call

(44)

opsiyonu sahibi, Microsoft hisse senetlerini daha önceden belirlenen fiyattan satın alıp piyasadaki cari fiyattan satarak kazanç sağlayabilir.

Diğer bir opsiyon türü de put opsiyonlarıdır. Bunlar yapı olarak sigorta poliçelerine benzerler. Çünkü yatırımcıyı altta yatan varlıkta yaşanan olumsuz etkilerden korumaktadırlar. Bir Microsoft put opsiyonu, opsiyon sahibine Microsoft hisse senetlerini önceden belirlenen bir fiyattan satma hakkı tanımaktadırlar. Eğer piyasa fiyatı belirlenen fiyatın altına düşerse, opsiyon sahibi cari piyasadan Microsoft hisse senedi alıp önceden belirlenmiş olan fiyattan satma hakkına sahiptir. Put opsiyonu, böylelikle Micrsosoft’un değerinde meydan gelebilecek düşüşlere karşı güvence sağlar.

Kredi opsiyonları bono yayınlayanlar tarafından ortalama kredi risk primlerindeki artışı hedge etmek için kullanılabilir. Derecelendirme şirketleri tarafından Baa derecesinde görülen Ankara Telefon isimli bir şirket düşünelim.

Ankara Telefon 100 milyon $’lık 1 yıl vadeli bonoları iki ay içerisinde yayınlamayı düşünmektedir. Bonoların bedelleri bir yıl içerisinde ödenecektir ve 1 yıl vadeli Hazine bonosu faizlerinden %1,5 daha fazla faiz verilmesi öngörülmektedir. Baa dereceli şirketler için ortalama kredi risk primlerinde bonolar yayınlanmadan önce bir artış olması durumunda ödenecek faiz ödemelerinde de bir artış olacaktır. Bu olasığı hedge etmek için Ankara Telefon şirketi kredi riski primlerine dayalı bir call option alabilir. Böylece primler opsiyonda belirlenen seviyenin üzerine çıkması durumunda şirketin ödeyeceği yüksek faiz ödemeleri, diğer opsiyondan edeceği gelirle yapılabilecektir (NEAL, 2002).

(45)

Bu örneği biraz daha açmak gerekirse, Ankara Telefon şirketinin ortalama Baa kredi risk priminden call opsiyonu aldığını varsayalım. 100 milyon $’lık bono için opsiyon fiyatı 500.000$’dır. Cari kredi risk primi %1,5’dur ve call opsiyonu, şirkete pirimlerin iki ay içerisinde %1,5’u geçmesi durumunda ödeme yapacaktır.

Cari kredi risk primi, opsiyonda belirlenen seviyeye eşit olduğu için opsiyon, şirketi primlerde meydana gelebilecek bir artışa karşı korumaktadır. Genel ekonomide yaşanan gelişmelerin ortalama primleri %2,5 seviyesine çıkarması durumunda, kredi risk primlerindeki %1’lik artış şirketin faiz ödemelerini 1 milyon $ artırır. Bu faiz oranlarındaki artış ise opsiyondan alınacak ödemelerle dengelenmektedir ( 100 milyon$*0,01 = 1 milyon $). Bu dengelenme ile şirket primlerdeki artışı hedge etmektedir.

Tersi bir durumda da kredi risk primlerinin %0,5 seviyesine inmesi durumunda call opsiyonundan herhangi bir ödeme yapılmayacaktır. Fakat şirket düşük oranda borçlanabilmektedir. Böylelikle şirket call opsiyonu alarak, kredi risk primlerindeki artışlara karşı güvence sahibi olmakla beraber, primlerin düşmesi durumunda düşük oranda borçlanmanın faydalarından yararlanma şansını korumaktadır. Her iki durumda da şirket opsiyon için, diğer bütün sigorta poliçelerinde olduğu gibi, 500.000$ ödeyecektir.

Kredi opsiyonları, bono yatırımcıları tarafından bono fiyatlarındaki düşüşü hedge etmek içinde kullanılabilir. Bu riski hedge etmek için, yatırımcı bononun, kredi kalitesinin düşmesi durumunda yüksek bir meblağ ödeyecek bir opsiyon alabilir. Kredi kalitesindeki bu düşüş bonolarda kayba yol açarken opsiyon ile bu

(46)

kayıp dengelenebilir. Bu güvence, yatırımcıyı firmanın kredi kalitesindeki düşüşün yaratacağı olumsuz etkilerden korur.

Bir yatırımcının, bir firmaya ait 15 milyon $’lık bonoya sahip olduğunu düşünelim. Firmanın kredi kalitesindeki olumsuz gelişmelere karşı koruma sağlamak için yatırımcı 14 milyon $’lık kullanım fiyatı olan bir put opsiyonunu 60.000$’a alabilir. Bu opsiyon yatırımcıya elindeki bonoları 14 milyon $’a satma hakkı vermektedir. Yani yatırımcı en azından 14 milyon $ almayı garantilemiş olmaktadır.

Eğer yıl içerisinde bonoların piyasa değeri 12 milyon $’a düşecek olursa opsiyonun ödemesi, aradaki fark olan 2 milyon $ olacaktır. Tersi bir durum söz konusu olursa, yani bonoların değeri 17 milyon $‘a çıkacak olursa put opsiyonunun değeri sıfır olacaktır. Böylelikle, put opsiyonu yatırımcıyı fiyat düşüşlerinden korurken yatırımcının fiyattaki artışlardan faydalanmasına imkan sağlamaktadır.

Kredi opsiyonları bir varlık üzerine yazılı olabileceği gibi, bir faiz oranını referans alarak kredi aralık derecesine göre hazırlanabilir. Bu kredi opsiyonlarına kredi aralık opsiyonu (credit spread option) denilir. Burada referans olarak alınan faiz oranı genellikle ABD Hazine bonosu gibi resmi kurumlara aittir. Bu kredi opsiyonları, kredi aralığı belirli bir değeri aştığı zaman işleme konulacak şekilde hazırlanılır. Örneğin bir firma tarafından çıkarılan bonolara sahipseniz ve bonoların bir hazine menkul kıymetine göre aralığı 200 baz puan ise, aralık 300 puana ulaştığı zaman işleme konulmak üzere bir opsiyon satın alabilirsiniz.

Kredi aralık opsiyonları yabancı ülke tahvil ve bonolarıyla işlem yapan yatırımcılar için de önemli bir araç olmaktadır.

(47)

Tablo III.1: Gelişmekte Olan Piyasalardaki 1 Yıllık Kredi Aralığındaki değişimler (ABD Hazine Menkul Kıymetleri baz alınmıştır)

Tahvili Yayınlayan 1 Temmuz 1997

tarihindeki aralık 1 Temmuz 1998 tarihindeki aralık

Endonezya 118 782

Kore Gelişim Bankası 84 526

Filipinler 196 382

Macaristan Ulusal Bankası 81 85

Polonya 72 142

Rusya 351 925

Arjantin 259 437

Brezilya 428 675

Kolombiya 148 380

Meksika 244 361

Venezuela 250 478 Kaynak: ANSON, M. J., (1999), Credit Derivatives, Frank J. Fabozzi Associates,

USA, s.39

Tablo III.1’de bazı gelişmekte olan ülke tahvillerinin 1997 ve 1998 yıllarındaki tahvillerinin ABD Hazine tahvillerini baz alarak kredi aralıklarında yaşanan değişimler görülmektedir. Söz konusu yıllarda Asya’da ve Rusya’da önemli krizler yaşanmıştır. Rusya, Endonezya ve Kore’nin bu durumdan en çok etkilenen ülkeler olduğu görülmektedir. Venezuela’nın çıkarmış olduğu tahviller üzerine yazılı kredi aralığı put opsiyonunu düşünelim.

Venezuela petrol ürünleri ile önemli miktarda yabancı yatırım çekmektedir.

Ülke, OPEC içerisindeki üçüncü büyük petrol üreticisi konumundadır; ekonomisi de dünya pazarlarındaki petrol fiyatlarına bağlıdır. 1997 ve 1998 yıllarında Asya’da yaşanan kriz ve küresel anlamda petrol üretimindeki artış petrol fiyatlarında önemli düşüşlere yol açmıştır. Böylece, Venezuela’nın petrol gelirlerinde, dolayısıyla da kredi derecelendirmesinde önemli düşüşler yaşanmıştır.

(48)

Yatırımcı 1997 yılında Venezuela hükümetinin çıkardığı tahvilleri alırken kredi aralığının 400 baz puana ulaşması durumunda işleme konulacak bir put opsiyon sözleşmesi alarak kendini olası fiyat dalgalanmalarına karşı korumuş olur. Şekil III.2.

kredi aralığı put opsiyonunu özetlemektedir.

Şekil III.2 : Kredi Aralığı Put Opsiyonu

Kaynak: KIFF, J., MORROW, R., (2002), Credit Derivatives, Bank of Canada Review, 2000, http://www.bankofcanada.ca/publications/review/r005-ea.pdf, (31.10.2002)

III.3. KREDİ SWAPLARI (CREDIT SWAPS)

Kredi swap uygulamaları iki şekilde olabilir: Kredi Temerrütü Swapları (Credit Default Swaps) ve Toplam Ödeme Swapları (Total Return Swaps). Kredi temerrütü swapı kredi riskini daha çok, kredi koruma satıcısına yönlendirirken toplam ödeme swapı, yatırımcının kredi riskine ve getirilere daha açık olmasını sağlamaktadır.

III.3.1. Kredi Temerrütü Swapı (Credit Default Swap)

Kredi temerrütü swapı kredi türevleri içinde en yaygın kullanım alanı bulan ve en basit kredi türevi formuna sahip araçtır. Belirli bir varlığa ait kredi riskini

Aralık Put opsiyonu

alıcısı Aralık Put opsiyonu

satıcısı Periyodik veya bir defada

yapılan ödeme

Kredi aralığındaki büyümeye bağlı olarak yapılacak ödeme

(49)

hedge etme amacıyla, kredi opsiyonuna benzemektedirler. Bir çeşit kredi mektubu gibi işlem gördükleri de söylenebilir.

Kredi temerrütü swapı iki şekilde işlem görmektedir. Birincisinde swap alıcısı kredi güvencesi için belirli bir ücret ödemektedir. İkinci tipte ise, swap alıcısı sabit bir ücret karşılığında kredi riski taşıyan varlığın getirilerini vermektedir.

III.3.1.1. Kredi Sigortası Gibi İşlem Gören Kredi Temmerrüt Swapı

Bu kredi temerrüt swap türünde, kredi koruma alıcısı kredi koruma satıcısına bir referans kredinin ödenmemesi durumunda bir ücret alınması hakkı için bir ödeme yapmaktadır. Referans olarak alınan kredi, tek bir finansal varlık (ticari kredi vb.) veya varlık sepeti olabilir (bono portföyü vb.). Kredi koruma alıcısı referans varlığın getirisini almaya devam eder. Ancak bu getiri, referans olarak alınan varlığın veya portföyün ödememe (default) sonunda değerini yitirmesi ile koruma satıcısı, koruma alıcısına belirli bir ödeme yapmaktadır. Bu durum Şekil III.3 de gösterilmektedir.

(50)

Şekil III.3: Ödememe Yaşanması Durumunda Nakit Ödeme Sağlayan Kredi Temerrüt Swapı

Kaynak: ANSON, M. J., (1999), Credit Derivatives, Frank J. Fabozzi Associates, USA, s.44

Bu swap türü bir çeşit kredi sigortası olarak da düşünülebilir. Swap primleri sigorta primleridir, satıcı yatırımcıyı referans alınan varlıktan kaynaklanacak kredi kayıplarına karşı sigortalamış olmaktadır.

Burada koruma alıcısı (yatırımcı) yapılmayan kupon ödemeleri, iflas, borçların yeniden düzenlenmesi gibi durumlara karşı hedge etmiş olur. Kredi temerrüt swapının yazı olduğu referans varlık bono, banka kredisi, veya bir varlıklar sepeti şeklinde olabilir. Kredi temerrüt swapı işleminin, teslimi nakit parayla olabileceği gibi altta yatan varlığın fiziksel teslimi de söz konusu olabilir.

Kredi koruma satıcısı tarafından ödenecek olan meblağ önceden belirlenmiş sabit bir miktar olabileceği gibi referans varlıktaki değer kaybına bağlı olarak da belirlenebilir. Meblağın sonradan belirlenmesi durumunda, miktar piyasadaki diğer swap işlemi gerçekleştirenlere göre belirlenir. Eğer yukarıda sıralanan olumsuz gelişmelerden herhangibiri olmaz ve kredi kaybı gerçekleşmezse swap anlaşmasının getirdiği bir yükümlülük kalmaz ve değeri sıfır olur.

Ticari Kredi

Yatırımcı Satıcı

Nakit yatırım

Ödememe yaşanması durumunda nakit ödeme

Getiri Swap primi

(51)

Kredi temerrüt swapı yatırım için olduğu gibi üretim sektöründe de kulanılabilir. Gelirlerinin büyük bir kısmını tek bir müşteriden veya az sayıda müşteriden elde eden bir imalatçı düşünelim. Ürünlerini müşterisine verip belirli bir süre sonunda satılan mallar karşılığında parasını alan imalatçı bir nevi kredi açmış durumdadır. Bu müşterinin ödeyememe durumuna düşmesine karşın imalatçı, kredi temerrüt swapı ile kredi koruması sağlamış olur. Bu durum Şekil III.3 de gösterilen duruma benzerdir. Sadece yatımcının yerini imalatçı, nakit yatırımın yerini ise satılan ürünler almaktadır.

Kredi koruma satıcısı tarafından swap anlaşması gereğince ödenecek meblağ değişik metodlara göre hesaplanabilir. Örneğin, bir kredi temerrüt swapı sözleşme gününde, kredinin ödenmemesi durumunda ödenecek meblağı tam olarak belirleyebilir. Diğer bir yöntemde ise koruma satıcı tarafından yapılacak ödeme, ödenmeme (default) yaşanması durumunda belirlenmektedir. Bu durumda, swap satıcısı tarafından ödenecek tutar bono piyasasında benzer durumlarda gözlenen fiyatlara göre belirlenmektedir.

III.3.1.2. Ödemelerin Değişimi Şeklinde İşlem Gören Kredi Temmerrüt Swapı

Ödememe yaşanması durumunda bir ücret almak yerine, kredi koruma alıcısı değişken bir ödeme karşılığında, referans varlığın getirisini swap satıcısına ödeyebilir. Alıcı, varlığı bilançosunda tutmaya devam etmekte fakat kendisine belirli tarihlerde varlık için belirli bir ödeme yapılmaktadır. Alıcı da buna karşılık olarak swap satıcısına her nakit akışında varlığın bütün getirisini vermektedir. Bu durum Şekil III.4.’de gösterilmektedir.

(52)

Şekil III.4: Periyodik Ödemeler Yapılan Kredi Temerrüt Swapı

Kaynak: ANSON, M. J., (1999), Credit Derivatives, Frank J. Fabozzi Associates, USA, s.49

Koruma alan taraf, pozitif veya negatif olsun farketmez, varlığın tüm getirisini satıcıya yansıtmak zorundadır. Getirinin olmadığı yani varlığın zarar ettiği zamanlarda koruma alan taraf, koruma satan taraftan, zarar kadar ödeme almaktadır.

Bu miktar satıcının swap anlaşması gereğince ödemesi gereken değişken miktarın üzerine eklenir. Böylelikle koruma alan taraf zararını telafi etmekle kalmaz, üzerine swap primleri alır. Kredi temerrüt swaplarının bu kadar popüler olmasının sebebi de budur.

Temerrüt swapları genellikle minimum eşik değeri veya referans kredide objektif kaynaklar tarafından kabul gören bir düşüş olmasını gerektiren maddeler içerir. Bu genel kabul gören derecelendirme organizasyonları tarafından yapılan kredi derecesinde düşüş şeklinde olabilir. Buna ilaveten, koruma satıcısı tarafından referans varlıktaki bir iyileştirme oranına bağlı olarak düzenlenebilir. Bu değer ödenmeyen varlığın, ödememe durumunun yaşanmasından bir kaç ay sonraki piyasa değeri ile belirlenebilir.

Yatırım

Yapılan varlık

Yatırımcı Satıcı

Nakit LIBOR + kredi aralığı

Getiri Getiri

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :