148. nolu Ayntab Kadı Sicili`nin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi (S.1-135) (H.1288-1291/M.1871-1874)

355  Download (0)

Tam metin

(1)

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TARİH ANA BİLİM DALI

148 NUMARALI AYNTAB KADI SİCİLİ’NİN TRANSKRİPSİYONU VE DEĞERLENDİRMESİ

( S. 1-135 )

(H.1288–1291 / M.1871-1874)

YÜKSEK LİSANS TEZİ

ENVER DEMİR

Tez Danışmanı: Doç. Dr. Zeynel ÖZLÜ

GAZİANTEP OCAK 2013

(2)
(3)

ÖZET

148 NUMARALI AYNTAB KADI SİCİLİ‛NİN TRANSKRİPSİYONU VE DEĞERLENDİRMESİ

(H.1288–1291 / M.1871-1874)

DEMİR, Enver

Yüksek Lisans Tezi, Tarih Ana Bilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Zeynel ÖZLÜ

Ocak 2013, 355 sayfa

Osmanlı Devletinin mahkeme kayıtları olan Şer’iyye Sicilleri, Osmanlı’da yerel idare araştırmalarının birinci el kaynakları arasında yer almaktadır. Defterler yerel farklılıkları ortaya koymasının yanı sıra, tümü gözlendiğinde genel tespitlerinde oluşmasını sağlamaktadır.

148 Numaralı Ayntab Şer’iyye Sicili toplam 270 sayfadan oluşmaktadır. Bu çalışmada, şer’iyye sicilinin ilk yarısını oluşturan 135 sayfanın transkripsiyonu yapılmıştır. Çalışma Hicri 1288-1291 Miladi 1871-1874 tarihleri arasında Ayntab’da tutulan şer’i mahkeme kayıtlarını ihtiva etmektedir.

Çalışmamızda; Osmanlı Devleti’nde Kadılık ve Şer’iyye Sicili ile ilgili bilgi verdikten sonra, sicil içindeki belgeleri tasnif ettik ve belgelerin özetleri ile transkripsiyonu ve kısa bir değerlendirmesini yaptık.

Bu araştırmanın sonucunda XIX. yy’ın son çeyreğinde Ayntab’ın sosyal, kültürel, iktisâdî ve fizikî yapısı hakkında fikir sahibi olunmuştur.

Anahtar kelimeler: Şer‘iyye sicilleri, Ayntab, tereke

(4)

ABSTRACT

TRANSCRIPTION AND EVALUATION OF AYNTAB JUDICIAL RECORD NUMBERED 148

(BC 1288–1291 / DC 1871–1874)

DEMİR, Enver

Graduate Dissertation, History Discipline Disssertation Adviser: Assoc. Prof. Dr. Zeynel ÖZLÜ

Ocak 2013, 355 Pages

Judicial records, which are the court records of the Otoman Empire, are among the primary sources for Ottoman local management researches. The Registers do not only manifest local differences but also help researchers reach more general conclusions.

Ayıntab judicial Record Number 148, has been composed of totally 270 pages.

In this research, the transcription of 135 pages from first half of judicial record has been done. The present study is based on judicial records of Ayntab Local Court for the years 1288-1291 (Lunar Calendar- Hijrah) / 1871-1874 AD.

In our study, after giving information about “court and Kadı” in the state of Ottoman, we classified the documents in the records, gave their summary and transcription and we wade a short evolution of the subjects.

In this study, it was partially made possible to get a gist of the social, cultural, economical life in Ayıntab in late 19th century.

Key Words: Judicial records, Ayıntab, estate

(5)

ÖNSÖZ

Tarihi kaynakları ile zengin bir geçmişe sahip olan Osmanlı Devleti’nin öncelikli kaynaklarından birisi, ait oldukları yerlerin içtimai, idari, mali, sosyal vb.

yönlerinin aydınlatılmasında büyük değeri olan şer’iyye sicilleridir. İktisat tarihi açısından da önem arz eden siciller, Osmanlı toplumunun yapısının belirlenmesi aşamasında yapılacak araştırmalarda başvurulacak en güvenilir kaynaklardandır.

Sicillerde, tarihin aydınlatılması için toplumda yer alan kültürel yapılar, dönemin yargı mekanizmasının işleyişi, insanların yaşadığı mahalle ve bölgeler, insan ilişkileri, mirasçılar ve mirasçılarına bıraktıkları malları, meslek grupları ve var olan müesseseler gibi birçok konu hakkında detaylı bilgiler bulunmaktadır. Bu bilgiler ışığında özellikle şehir tarihi açısından insanların dünyaya bakış açısı ve davranışları incelenerek toplumun sosyo-kültürel ve ekonomik durumlarını yansıtan özgün bilgilere ulaşılmıştır.

148 Numaralı Ayntab Şeriye Sicili, 270 sayfa olup; bu çalışmada sicilin ilk 135 sayfası ele alınmıştır. Sicil H. 1288-1291/ M.1871-1874 yıllarını kapsamaktadır.

Defterde bulunan 158 belge monografi bütünlüğü içinde sicillere dayandırılarak ayrıntılı bir şekilde incelenmiş bu sayede Ayntab şehrinin XIX. yüzyılı tarihine katkı sağlamak amaçlanmıştır.

Yapılan çalışmada giriş kısmından sonra gelen ikinci bölümde Ayntab’ın tarihi ve Türk-İslam döneminde Ayntab konuları işlenmiştir. Yine bu bölümde şeriye sicillerinin mahiyeti ve önemi üzerinde durulmuştur. Bu ön bilgilerden sonra 148 numaralı Ayntab Şer’iye Sicili’nin transkripsiyonunda yer verilmiştir. Üçüncü bölümde çalışmada uygulanan yöntem konusu ele alınmış ve son bölümde şeriye sicili değişik açılardan değerlendirilmiştir.

Bu çalışmayı yaparken her aşamada bilgi ve tecrübelerini esirgemeyen tez danışmanım, saygı değer Hocam Doç. Dr. Zeynel ÖZLÜ’ye, çalışmalarım sırasında istifade ettiğim değerli Hocam Prof. Dr. Bilgehan PAMUK’a ve çalışmamın her safhasında beni destekleyen aileme teşekkürlerimi sunarım. Ortaya konulan çalışmanın gelecekte bu alanda araştırma yapacak olanlara ışık tutmasını temennisiyle…

Gaziantep 2013 Enver DEMİR

(6)

İÇİNDEKİLER

ÖZET... İİİ ABSTRACT ... İV ÖNSÖZ...V İÇİNDEKİLER ... Vİ TABLO VE GRAFİKLER ...X

1.GİRİŞ ...13

1.1. GİRİŞ...13

2.LİTERATÜR BİLGİLERİ VE ŞER’İYE SİCİLİ TRANSKRİPSİYONU...14

2.1. GAZİANTEP’İN COĞRAFİ KONUMU VE TARİHÇESİ ...14

2.1.1. Coğrafi Konumu...14

2.1.2. Ayntab Adının Menşei...14

2.1.3. Ayntab’da Türk İslam Hakimiyeti ...15

2.2. ŞER’İYE SİCİLLERİNİN MAHİYETİ VE ÖNEMİ ...21

2.3. ŞER’İYYE MAHKEMELERİ VE GÖREVLİLERİ...22

2.3.1. Kâdı ...22

2.3.2. Müftü ...23

2.3.3. Nâib ...24

2.3.4. Şühûdü'l-hâl ...24

2.3.5. Kassâm...25

2.3.6. Kâtib ...25

2.3.7. Muhzır (Çuhadar) ...25

2.3.8. Dava Vekili ...25

2.3.9. Subaşı...26

2.3.10. Ases ...26

2.4. KADI SİCİLLERİNDEKİ BELGE TÜRLERİ ...26

2.4.1. Hüccet...26

2.4.2. İ‘lam ...27

2.4.3. Mürâseleler ...27

2.4.4. Ma’ruzlar ...28

2.4.5. Buyruldular ...28

2.4.6. Fermanlar ...28

2.4.7. Beratlar ...28

2.4.8. Vakfiyeler ...29

2.4.9. Tezkireler ...29

2.4.10. Temessükler ...29

(7)

2.5. AYNTÂB ŞER‘İYYE SİCİLLERİ ...30

2.5.1. Çalışılan Ayntab Şeriye Sicilleri ...30

2. 6. 148 NUMARALI AYNTAB ŞER’İYE SİCİLİ’NİN TRANSKRİPSİYONU ...33

3. MATERYAL VE YÖNTEM ...278

3.1. TRANSKRİPSİYONDA UYGULANAN YÖNTEM...278

4. BULGULAR VE TARTIŞMA...280

4.1. İDARİ DURUM ...280

4.2. Bölgedeki Görevliler ...280

4.2.1. Kadı ...280

4.2.2. Müftü ...280

4.2.3. Nâib ...281

4.2.4. Muhzır ...281

4.2.5. Katib ...281

4.2.6. Muhtar ...281

4.2.7. İmam ve Müezzin...282

4.2.8. Mal Müdürü ...283

4.2.9. Askeri Görevliler...283

4.2.10. Piskopos...284

4.3. İKTİSADİ YAPI ...284

4.3.1. FİYAT HAREKETLERİ ...284

4.3.1.1. Ev Fiyatları...285

4.3.1.1.1. Şehir merkezinde ev fiyatları...285

4.3.1.1.2. Köylerde ev fiyatları ...286

4.2.1.2. Canlı Hayvan Fiyatları...288

4.2.1.3. Hububat Fiyatları...293

4.4. EV MALZEMELERİ ...295

4.4.1.Yatak Fiyatları...296

4.4.2.Yorgan Fiyatları ...296

4.4.3.Yastık Fiyatları...296

4.4.4. Seccade Fiyatları ...296

4.4.5. Ayna Fiyatları ...296

4.4.6. Halı Fiyatları ...297

4.4.7. Kilim Fiyatları...297

4.4.8. Minder Fiyatları ...297

4.5. GİYİM MALZEMELERİ ...298

4.5.1. Gömlek Fiyatları ...298

4.5.2. Entari Fiyatları ...298

4.5.3. Şalvar Fiyatları ...298

4.5.4. Zıbın Fiyatları ...298

4.5.5. Ceket Fiyatları...298

(8)

4.5.6. Arka Esvabı Fiyatları...298

4.5.7. Yazma Fiyatları...299

4.5.8. İzar Fiyatları...299

4.5.9. Ayakkabı Fiyatları...299

4.6. SERVET DURUMU...299

4.6.1.Terekelerden Alınan Vergiler ...301

4.6.1.1. Resm-i Kısmet ...301

4.6.1.2. Diğer Vergiler...302

4.7. SOSYAL DURUM ...302

4.7.1. Ayıntap’ta Aile...302

4.7.1.1. Evlenme ...302

4.7.1.2. Mehr...306

4.7.1.3. Nafaka ...308

4.7.1.4. Vasi Tayinleri ...309

4.7.1.5. Eytâm Sandıkları ...310

4.8. İSİMLER...311

4.8.1. Aile Adları ...311

4.8.2. Kişi Adları...313

4.8.2.1. Müslüman Erkek İsimleri...313

4.8.2.2.Müslüman Kadın İsimleri ...314

4.8.2.3. Gayr-i Müslim Erkek İsimleri ...315

4.8.2.4. Gayr-i Müslim Kadın İsimleri...316

4.9. ADLİ VAKALAR ...316

4.9.1. Katl Olayları...316

4.9.2. Hırsızlık Olayları...317

4.10. VAKIFLAR ...318

SONUÇ...321

KAYNAKÇA...323

EKLER...327

EK. A. 148 NUMARALI AYNTAB ŞER’İYE SİCİLİ’NDEN SAYFA ÖRNEKLERİ...327

EK. B: MÜSLİM TOPLUMDA EŞ VE ÇOCUK SAYILARI ...330

EK. C: GAYR-İ MÜSLİM TOPLUMDA EŞ VE ÇOCUK SAYILARI ...333

EK. D. 148 NUMARALI AYNTAB ŞER’İYE SİCİLİ’NDEKİ BELGE ÖZETLERİ ...334

DİZİN ...351

(9)

ÖZGEÇMİŞ ...355

(10)

TABLO VE GRAFİKLER TABLOLAR

Tablo 1. Muhtarlar ...282

Tablo 2. İmam ve Müezinler ...283

Tablo 3. Mal Müdürleri...283

Tablo 4. Askeri Görevliler ...284

Tablo 5. Şehir merkezinde ev fiyatları (1871-1874 yılları arası) ...286

Tablo 6. Karyelerde ev fiyatları (1871-1874 yılları arası) ...287

Tablo 7. İnek fiyatları ...289

Tablo 8. Kısrak fiyatları ...289

Tablo 9. Katır fiyatları ...289

Tablo 10. Deve fiyatları ...290

Tablo 11. Merkep fiyatları ...290

Tablo 12. Öküz fiyatları ...291

Tablo 13. Koyun fiyatları ...291

Tablo 14. Keçi fiyatları ...292

Tablo 15. Canlı hayvanların ortalama değerleri ...292

Tablo 16. Bulgur fiyatları...293

Tablo 17. Hınta (Buğday) fiyatları ...294

Tablo 18. Şa’ir (Arpa) fiyatları...294

Tablo 19. Müslümanlara ait terekelerin servet analizi...300

Tablo 20. Gayrimüslimlere ait terekelerin servet analizi...300

Tablo 21. Çok eşle evlenenlerin terekeleri...306

Tablo 22. Mehir Miktarları...308

Tablo 23. Aile Adları ...313

Tablo 24. Müslüman erkek İsimleri...314

Tablo 25. Müslüman kadın isimleri...315

Tablo 26. Gayr-i Müslim erkek isimleri ...316

Tablo 27. Gayr-i Müslim kadın isimleri ...316

Tablo 28. Vakıflar ve mütevellileri...320

Tablo 29. Müslim toplumda eş ve çocuk sayıları...333

Tablo 30. Gayr-i Müslimlerde Eş ve Çocuk Sayısı ...333

(11)

GRAFİKLER

Şekil 1. Ev Fiyatları (1760-1777/1871-1874 yılları arası) ...288

Şekil 2. Canlı hayvan fiyatlarındaki değişim ...292

Şekil 3. Bulgur, şair ve hınta fiyatları ...294

Şekil 4. 1186-1288 Yılına Göre Hububat Fiyatları ...295

Şekil 5. Ortalama tereke...300

Şekil 6. Müslüman ve Gayr-i Müslüm servet değerleri ...301

Şekil 7. Vergi Miktarı ...302

Şekil 8. Çocuk sayıları ...305

Şekil 9. Eş Sayıları...305

Şekil 10. Katl ve hırsızlık oranı ...318

(12)

KISALTMALAR VE HİCRİ AY İSİMLERİ a.g.e. : Adı geçen eser

a.g.m. : Adı geçen makale A.Ş.S. : Ayntab Şeriye Sicili c. : Cilt

DİA : Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi H. : Hicri

İ.A. : İslâm Ansiklopedisi M. : Milâdi

MEB : Milli Eğitim Bakanlığı S. : Sayı

s. : Sayfa s.s. : Sayfa sayısı

T.T.K. : Türk Tarih Kurumu Yay. : Yayınları

Yy. : Yüzyıl

Hicrî Aylar

Kısaltma / Gün Sayısı M. : Muharrem / 30 Gün S. : Safer / 29 Gün

Ra. : Rebiü'l-Evvel / 30 Gün R. : Rebiü'l-Âhir / 29 Gün Ca. : Cemâziye'l-Evvel / 30 Gün C. : Cemâziye'l-Âhir / 29 Gün B. : Receb / 30 Gün

Ş. : Şaban / 29 Gün N. : Ramazan / 30 Gün L. : Şevval / 29 Gün Za. : Zilka'de / 30 Gün Z. : Zilhicce / 29 – 30 Gün

(13)

BİRİNCİ BÖLÜM 1.GİRİŞ

1.1. GİRİŞ

Üç kıtaya hükmetmiş, siyasi dehaları ve sağlam temelleri sayesinde altı asırdan uzun müddet yaşamış Osmanlı’nın ve çağına göre oldukça ileri seviyedeki müesseselerinin mirasçısı olarak, bu emanetin gelecek nesillere aktarılması önemli bir görevdir.

Nesilden nesile; ırk, neseb ve din ayrımı yapmadan, bünyesinde farklı kültürleri barındırabilen ve çağa adalet damgasını vuran bir devletin ve bu derece teşkilatlanmış müesseselerinin anlaşılabilmesi, günümüze intikal etmiş olan vesikaların çözümlenmesine ve bu vesikaların değerlerinin ortaya konulmasına bağlıdır.

Vesikalar içerisinde özelikle sosyal tarih araştırmacıları için büyük önem arz eden birinci elden kaynaklar olan "Şer'iyye Sicilleri", Osmanlı devletinden bize kalan muazzam ve paha biçilmez kaynaklardır. Sosyal tarihinin yanı sıra, hukuk ve iktisat tarihi gibi alanlara da ışık tutan bu siciller demografik açıdan da büyük önem taşımaktadır. Bu kayıtlar; hem merkezden gönderilen ferman ve emirleri, hem de halkın birbirleriyle olan ticari, hukukî, adli ve idarî davalarını içermektedir.

Bu önemli kaynak eserlerden Ayntab’ın 148 Numaralı Kadı Sicili, bölgenin Osmanlının son yüzyıldaki durumunu gün yüzüne çıkarma gayreti ile çalışmamıza konu edinildi. Bu eserlerin kültür tarihimizdeki tartışılamaz değerinden dolayı da yapılan çalışma kayıt altına alarak geleceğin istifadesine sunuldu.

(14)

İKİNCİ BÖLÜM

2.LİTERATÜR BİLGİLERİ VE ŞER’İYE SİCİLİ TRANSKRİPSİYONU 2.1. GAZİANTEP’İN COĞRAFİ KONUMU VE TARİHÇESİ

2.1.1 Coğrafi Konumu

Akdeniz bölgesinden Güneydoğu Anadolu Bölgesine geçiş alanında bulunan Gaziantep; Suriye ile komşu bir ilimizdir. Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en büyük şehri olan ilin kuzey, güney ve batı kesimlerinde Fırat ve Ceyhan ırmaklarıyla sulanan verimli ovalar vardır.1 Deniz seviyesinden ortalama 900 m. yükseklikte, engebeli bir arazi üzerine kurulmuş olan şehir, iklim ve yerşekillerinin sağlamış olduğu özellikleri nedeni ile eski devirlerden beri, iskâna uygun bir yer olarak tercih edilmiştir.2

2.1.2. Ayntab Adının Menşei

İlk Çağ’a ait belli başlı kaynak ve araştırmalarda Ayntab adına rastlanmamakla birlikte, iktisadî ve siyasi bütün faaliyetlerin yoğun bir şekilde sürdüğü Kuzey Suriye ile Mezopotamya’yı İç Anadolu’ya bağlayan yolların geçtiği yerler o dönemlerde de Dülük bölgesi olarak adlandırılmıştır. M.S. 395’ten itibaren Bizans hâkimiyeti altına giren Dülük, bu tarihten sonra Bizanslılarla Araplar arasında mücadelelere sahne olan sınır bölgesi konumunu almıştır. Bugün de Dülük adıyla bilinen bu bölgeye Asurlular; Babiğü, Bilabhi, Doluk, Romalılar; Dolichenus, Doulichia, Doliche, Bizanslılar ise Tolunbh demiştir.3 Dülük bölgesi halâ Gaziantep’te Dülük Harebeleri Açık Hava Müzesi olarak varlığını sürdürmektedir.

Bölgenin Ayntab adı ile tam olarak ne zaman anıldığı bilinmemekle birlikte, bölge ilk olarak Arap coğrafyacıların eserlerinde Dülük olarak adlandırılmıştır.4 Yine Haçlı Seferlerine ait kroniklerde Ayntab için “Hamptam”

kelimesi kullanılmıştır.5 Şehrin ismi farklı kaynaklarda “Hantab”, “Anthaph”,

“Hatab”, “Hamtab”, “Entab” gibi farklı isimlerle anılmakla birlikte Selçuklular ve Osmanlılar döneminde de şehir için Ayntab adının kullanıldığı bilinmektedir.6

1 Komisyon, Gaziantep maddesi, Yurt Ansiklopedisi, c. XI, İstanbul, 1982, s. 2959.

2 Hüseyin Özdeğer. (1996). Gaziantep. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi Güzel Sanatlar Matbaası, c.XIII, İstanbul, ss.466-469.

3 Erdal Ceylan. (1999). Gaziantep Tarihi. Gaziantep Ticaret Odası Yayınları, Gaziantep, s.130

4 Hüseyin Özdeğer. a.g.e., s. 466

5 Hüseyin Özdeğer. (1982). On Altıncı Asırda Ayntab Livası, c.1, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Türk İktisat ve İctimaiyet Tarihi araştırmaları Merkezi Yayınları, İstanbul, s.1

6 Hüseyin Çınar. (2000). XVIII. Yüzyılın İlk Yarısında Ayntab Şehrinin Sosyal ve Ekonomik Durumu.

Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, s.1

(15)

XV. yüzyıl tarihçilerinden Bedrettin Aynî ise Ayntab’ın eski isminin yüzük kalesi anlamına gelen “Kal’a-i Füsûs’’ olduğunu ileri sürmüş, Kal’a-i Füsûs hükümdarının yaptıklarından dolayı pişmanlık duyduğu için tövbe ettiğini ve şehrin adının Ayntab olarak kaldığını iddia etmiştir.7

2.1.3 Ayntab’da Türk İslam Hakimiyeti

Bölge Hitit, Asur, Roma ve Bizans hakimiyeti sonrasında Hz. Ömer döneminde ilk defa İslam topraklarına dahil edilmiştir.8

Abbasiler 782 yılında Ayntab ve çevresini egemenlik altına almış ve bu egemenlik mücadelesinde Bizans’a karşı avantaj sağlamak için yöreye Türkmen boylarını yerleştirmişlerdi. Abbasi yönetiminin zayıflaması üzerine yörede kurulan Bizans egemenliği 1067 yılında Selçuk Beyi Afşin’in fetihleri ile sona ermiş, bu tarihten itibaren yapılan Türkmen iskanı sonucunda Ayntab ve çevresi tam bir Oğuz yurdu olmuştur.9

Haçlı dönemi süresince bölgede egemenlik Türkler ve Haçlılar arasında el değiştirmiş, 1192 Kudüs krallığı yıkılana kadar Haçlı etkisi bölgede önemli ölçüde varlığını korumuştur.10

Kente, Anadolu Selçukluları döneminde Moğollar önünden kaçan Türkmen boyları yerleşti. Moğol istilasıyla yıkıma uğrayarak yağmalanan kent (1240) daha sonra Anadolu Selçuklu Devleti’nin parçalanması üzerine Musul Atabeyliği’ne (1243-1260), Memluk Devleti’ne11 (1273-1430), Dulkadiroğlu Beyliği’ne (1430- 1515), ve yeniden Memluklar’a (1515-1516) bağlandı.12

Memlükler döneminde farklı bir seyir alan bölgedeki egemenlik mücadelesi Osmanlılar ile Memlükleri karşı karşıya getirmiştir.13 Osmanlı-Memlük ilişkilerinin anlamlandırılması ve Ayntab tarihinin anlaşılır kılınması bakımından Ayntab’a

7 M. Oğuz Göğüş. (tarihsiz). İlk İnsanlardan Bugüne Çeşitli Yönleriyle Gaziantep. Cihan Ofset, (basım yeri yok), s.22

8 Özdeğer. a.g.m., s.3

9 M. Birol Güngör. (2004) Antep Harbi, Eren yay., İstanbul, s. 24

10 M. Birol Güngör. a.g.e s. 25

11 Ayntab kenti Mısır Memlukları’nın egemenliğinde bulunduğu sürece iç işlerinde bağımsızlığını korumuş, kentte yaşayan Türk halkı ve beyleri geleneksel yönetim biçimlerini korumuşlardır. Bu dönemde Antep, önemli bir bilişim ve sanat merkezi olmuş, “Küçük Buhara” diye anılmıştır. Erdal Ceyhan, a.g.e., s.72

12 Büyük Larousse, Gaziantep mad. s. 4437

13 M. Birol Güngör. a.g.e., s. 25

(16)

komşu olan ve çoğu kez Ayntab topraklarını sahiplenen Dulkadiroğlu Beyliği’ni yakından tanımak gerekli görülmektedir.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin çöküşünden sonra Osmanlı Beyliğinin güçlenerek Anadolu’nun siyasi birliğini kurmaya çalıştığı dönemde Dulkadiroğulları Beyliği14Osmanlılar ile Memlükler arasındaki ilişkilerden etkilenmiş, her iki devlet de beylik üzerinde egemenlik kurmaya çalışmışlardı. Dulkadiroğluları Beyliği 1399- 1516 arasında yöredeki halkın eğilimine uyarak Osmanlılarla daha yakın ilişkiler kurmuştur.15 Diğer taraftan beyliğinin kurulmasından 1516 yılına kadar Ayntab ve çevresi Memlükler ile Dulkadir Beyliği arasında çekişme konusu olmuştur. Şehir Memlüklerle ve Dulkadirliler arasında onlarca defa el değiştirmiş ancak her iki tarafta Ayntab’da ciddi bir hâkimiyet kuramamışlardır.16

Osmanlılarla Mısır Kölemenleri arasındaki siyasi münasebetler I. Murat devrinde başlayıp, bilhassa Yıldırım devrinden itibaren dostane bir şekilde inkişaf ettikten sonra Fatih devrinde17 Karaman ülkesinin işgali üzerine tamamıyla hem hudud olan bu iki imparatorluk arasındaki Dulkadir Beyliği ve Hicaz su yollarının tamiri gibi meseleler18yüzünden bozulmaya başlamıştır. Bilhassa II. Bayezıd devrinde Mısır sultanı Kayıtbay’ın Cem Sultan ile Karamanoğlu Kasım Bey’e asker ve parayla yardım edip Cem’i tekrar Anadolu’ya göndermesi, Fatih’in vefatından dolayı taziyede bulunmamış olması ve Osmanlı ve himayesindeki Dulkadir arazisine

14 Dulkadiroğulları Beyliği Osmanlıların Turnadağı zaferine kadar (1515) sürdü. Konargöçer Türkmenler arasında en uzun egemenlik süren beyliktir. Erdal Ceyhan, a.g.e., s. 81

15 Erdal Ceyhan, a.g.e., s. 80-86

16 İlyas Gökhan, “Gaziantep ve Yöresini Osmanlı Hâkimiyetine Geçmesi”,Osmanlı Döneminde Gaziantep Sempozyumu, Gaziantep, 2000, s. 60

17II. Murat döneminde hayli yoğunlaşan Osmanlılarla Dulkadiroğulları Beyliği arasındaki ilişkiler ve yine II. Murat’ın oğlu Mehmet (Fatih)1449’da Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızı Sitti hatun ile evlenmesi, iki devlet arasındaki ilişkileri güçlendirdi. Bundan sonra Memluklar ile Dulkadiroğulları arasındaki ilişkilere Osmanlılar da katıldı. 1466’da Fatih Sultan Mehmet’in desteği ile Dulkadiroğulları beyi olan Şahsuvar Bey 1467’de Memluklara savaş açtı. Memluk Sultanı Kayıtbay’ı yenerek Antep dâhil Halep’e kadar olan yerleri ele geçirdi. Osmanlı’nın yardımıyla başarı kazanan Şahsuvar Bey daha sonra bağımsız davranmaya başlayınca Osmanlılar’ın yardımı azaldı ve sonraki dönemlerde yapılan savaşlar neticesinde Antep yeniden Memluklerin eline geçti. Memluk Sultanı Kayıtbay Şahsuvar Bey üzerine yürürken Fatih Sultan Mehmed’e Dulkadiroğulları topraklarını Osmanlılara bırakacağına söz vermişti. Bu sözünü tutmayan Kayıtbay ayrıca Osmanlılara karşı önemli bir savunma yeri olarak gördüğü Antep kalesini adeta yeniden yaparak savaşa hazır olduğunu gösterdi.(1461) Fatih Sultan Mehmed durumun farkında olmakla birlikte devletin diğer tarafında meydana gelen olaylar onun Memluk sorunuyla ilgilenmesini engelliyordu. Nitekim harekete geçmeye ömrü yetmemiş, vefat etmiştir. Erdal Ceyhan, a.g.e.,s. 86-87

18 Fatih Sultan Mehmed Hicazdan dönen ulemadan birinden hacıların yolarda susuzluktan çok sıkıntı çektiklerini duymuş ve 863 H. (1459 M.) de Memluk Sultanı Seyfettin İnal’a bir name göndererek su yollarını tamir ile imkân nispetinde yeni havuzlar yapmasına müsaade istemiş ve Seyfettin İnal’da bu müracatı müdahale ve Mekke Emirini tahrik telakki ile yapılan teklifi reddetmiş bu hadise iki taraf arsında soğukluğu mucib olmuştu. İsmail Hakkı Uzunçarşılı,“Osmanlı Tarihi”, TTK, Ankara, 1994, II, s.141

(17)

ikide bir taarruz ve akınlar yaptırması Osmanlı Mısır gerginliğini büsbütün arttırmış ve en küçük bir vesileden harb çıkacak hale gelmişti.19

Yavuz Sultan Selim döneminde sorunlar devam etmiştir. Mercidabık savaşı öncesi Fırat nehrinin batı yakasında bulunan Malatya’dan Ayntab’a kadar olan yerler Memluk Devletinin idaresi altında idi. 1514 Çaldıran seferi ile Osmanlı orduları tüm Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun önemli bir kısmını el geçirmişlerdi. 1515’te Dulkadiroğulları Beyliği’nin de Osmanlı tabiyetine girmesi ile Anadolu’da çok az bir yer Memlüklere bağlı kalmıştı. Dulkadiroğullarının Osmanlı Devletine bağlanması gerginliği arttırmış, Memluk Sultanı Kansu Gavri’nin Şah İsmail ile anlaşması bardağı taşıran son damla olmuştu. Yavuz Sultan Selim’in fetih politikası da bunları tamamlayan unsurlardan biriydi.20

Coğrafi bakımdan Anadolu’nun içlerine kadar uzanan yine stratejik bakımdan buranın elde tutulması Suriye’nin güvenliği açısından gayet mühim olan Ayntab’ı Osmanlıya bırakmak istemeyen Kansu Gavri Yavuz Sultan Selim ve kardeşi arasındaki taht kavgalarından yararlanarak Osmanlı’nın iç işlerine karışmayı da düşünüyordu. Nitekim Yavuz Sultan Selim Mısır üzerine yapılacak seferi gizliyor ve Şah İsmail’in üzerine yapılacak gibi gösteriyordu. Çaldıran Savaşında şah İsmail’in yenildiği haberi Mısır’a ulaşınca Kansu Gavri Şam’a doğru sefere karar vermiş, Şah İsmail ile de Osmanlılara karşı anlaşma yollarını aramaya başlamıştı.21

Yavuz Sultan Selim’in Safevilerle mücadelesinde Memluk Sultanı Kansu Gavri’nin Şah İsmail’i destekliyor görünmesi Sünni Memluk tebaasının hoşnutsuzluğuna sebep oldu.22 Hatta Sultan Selim geniş bir propaganda yaparak Sünni kesimi kendisine katılması için davet etti. Şam ve Halep naiplerini yanı sıra Ayntab naibi de daveti olumlu karşılayanlardandı. Nitekim Osmanlı ordusu

19İsmail Hami Danişmend , “İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi”, Türkiye yay, İstanbul, I, s.384

20 Ancak burada girişilecek seferin meşru zeminini oluşturma meselesi ortaya çıkıyordu. Safeviler’e karşı girişilen seferi izah etmek kolaydı; fakat Kur’an’ın açık hükmü ortada iken Sünni bir İslam Devleti üzerine yürümek İslam dünyasına Nasıl açıklanabilirdi? Burada Osmanlılar daha önceki tecrübelerini ortaya koydular vaktiyle Anadolu Türkmen Beylikleri üzerinde tatbik ettikleri gibi Memlukları kendi tebası üstünden zulmü kaldıramayan müstebid ve aciz bir idare olarak nitelediler.

Portekiz tehtidi de meşru zemini oluşmasında yardımcı oldu. Haremeyn ve mukaddes yerler üzerindeki Hıristiyan tehlikesini ortadan kaldırmak davası ileri sürüldü. Bunu temin edebilecek tek güçlü gazi devlet ise Osmanlılardı. Böylece Osmanlılar İslam dünyasını korumak gibi mukaddes bir misyonu üstlenmiş oluyorlardı, Faruk Emecen,“Kuruluşundan Küçük Kaynarcaya Osmanlı Siyasi Tarihi”, IRCICA, İstanbul, 1994, s.31

21 İlyas Gökhan, “a.g.e .”, s.61-63

22 Memluklular İran savaşlarını dikkatle takip ediyor, ayrı mezhepten olmalarına rağmen Şah İsmail’in şahsında yeni bir müttefik buluyorlardı. Öte yandan Şah İsmail de Memluk Devletine müracaat etmiş, İran’dan sonra Suriye’nin de Selim Tarafından istila edileceğine dikkat çekmiştir. İşte bunun üzerine Kansu Gavri Sünni ulemanın karşı koymasına rağmen ittifak için adamlarından birini Şah İsmail’e yolladı. Halil İbrahim İnal, “Osmanlı Tarihi”, Nokta yay, İstanbul, 2007,s.197

(18)

Memluklu topraklarına doğru ilerleyerek Ayntab yakınlarındaki Merzüman suyu kenarında ordugâh kurduğunda Memlukların Ayntab naibi Yunus Bey Osmanlı hizmetine girdi.23

Mercidabık Seferi öncesi 20 Ağustos 1516’ da Yavuz Sultan Selim’in Ayntab’a girmesi ile Osmanlı topraklarına dâhil olan Ayntab Mısır seferi sonrasında kurulan Zülkadiriye eyaletine bağlı bir sancak merkezi haline geldi.24

Osmanlı Devleti bölgenin fethinden sonra idari teşkilatlanma yaparken, bölgenin coğrafi özelliklerini, siyasi ve sosyal yapısını dikkate almıştır. Bu konuda rol oynayan en mühim şahsiyet bölgeyi iyi tanıyan İdris-i Bitlisi25olmuştur. Bölgenin İdari teşkilatı da onun tavsiyeleri istikametinde düzenlenmiştir.26

Kısa sürede mamur hale getirilen Ayntab’da çok sayıda han, hamam cami ve medrese, yapılmış, kent aynı zamanda üretim, ticaret ve el sanatları yönünden de ilerlemiştir. 1641 ve 1671 yıllarında yöreyi iki kez ziyaret eden Evliya Çelebi yöreden övgüyle bahsederek27 burada 32 mahalle olduğunu anlatır.

Osmanlı’ya varıncaya kadar birçok devlet, İmparatorluk ve beyliğin hâkimiyetine girmiş olan Ayntab, asıl benliğine Osmanlı ile kavuşmuş, Osmanlı yükselme dönemi Ayntab için de adeta bir yükselme ve gelişme çağı olmuştur. XVI.

23 Antep kalesinin anahtarını Sultan Selim’e teslim eden Antep naibi Yunus Bey Yavuzla Mısır Seferine gitmiş ve Ridaniye savaşında şehit düşmüştür., Mustafa Güzelhan, “Ayıntab Tarihinden Notlar”, Gaziantep,1959,s. 45

24 İlyas Gökhan, “Gaziantep ve Yöresini Osmanlı Hâkimiyetine Geçmesi”, Osmanlı Döneminde Gaziantep Sempozyumu, Gaziantep, 2000, s. 64

25 Heşt Bihişt adlı eseriyle tanınan müellif, münşi, şair, hattat ve bilim adamıdır. Bitlis’te dünyaya geldi. XV: yüzyılın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Diyarbekir’de Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan’ın sarayında münşilik yaparken bu devletin Safevi Şeyhi İsmail tarafından ortadan kaldırılmasından sonra Şah İsmail’in Tebriz’e davetini reddedip Osmanlı Devletine sığındı.(1501) Yavuz Sultan Selim’in hizmetinde onun şark politikasında danışmanlıkta bulunan İdris, 1514 yılında gerçekleştirilen İran Seferi’ne ve Çaldıran Savaşına katıldı. Seferden sonra Dukakinzade Ahmet Paşa kumandasındaki öncü kuvvetlerle Tebriz’e gitti; şehri teslim alan ve Osmanlı padişahını karşılayanlardan biri de kendisi oldu. Bir süre Tebriz’de kalarak verdiği vaazlarla halkı Osmanlı idaresine ısındırmaya çalıştı. Sultan Selim’in Mısır Seferi esnasında Halep’in İlhakını müteakip bu seferden dönüşünde Malatya, Urfa, Besni, Ergani, Harput, Divriği, Siverek, Mardin ile öteki şehir ve kasabaların Osmanlı idaresine girmesini sağladı. Mercidabık ve Ridaniye Savaşlarına katıldı.

Güneydoğu Anadolu’nun Osmanlı Devleti topraklarına ilhakından sonra kurulan ve merkezi Diyarbekir olan Arap ve Acem kazaskerliği de ona verilmişti. Abdülkadir Özcan. “İslam Ansiklopedisi”, XXI., s.485-486

26 Kenan Ziya Taş “Tarih Işığında Güneydoğu ve Diyarbakır”, Ankara, 2009, s. 4-5

27 Kalesi şehrin ortasında bir kudret kayası üzerinde yuvarlak bir kaledir. Etrafı 1300 adımdır.

Hendeği 40 arşın enli ve 20 arşın derinlidir. Batıya bakan bir kapısı vardır. Sacur nehri şehrin bağlarını, bostanlarını sular. Bu diyarın yazı yazdır. Kışı kıştır. Bu şehre Arabistan gelinciği derler.

Havası gayet latiftir. Yetmiş bin bağ vardır. Kırk türlü evlen üzümü, yüz binlerce tulum pekmezi, bademli, Şam fıstıklı şirin köfteri, bastığı meşhurdur. Halkı şirin yediklerinden şirin söylerler. Şehrin kuzeyinde Dülük baba vardır. Mehmet Zillioğlu,“Evliya Çelebi Seyahatnamesi”, İstanbul, 1996, C.IX, s.50-51

(19)

yüzyılda sanayi ve ticarette gelişen kent, XVII. yüzyılda bölgenin bilim ve kültür merkezi haline gelmiştir.

XVII. yüzyılda askeri ve mali ekonomik vb. gibi konularda tüm Osmanlı ülkesinde baş gösteren sıkıntılı durum, XVIII. yüzyılda da devam etmiş Osmanlı Devleti’nin sosyal ve ekonomik yapısı giderek zayıflamış, devlet, yaşanan olumsuzlukların çözülmesi için gayret gösterme çabasındayken toplumda arzu edilmeyen hadiseler yaşanmaya başlamıştır. Devletin genel durumuna bağlı olarak Ayntab’ta da diğer Anadolu şehirleri gibi zaman zaman Celali isyanları çıkmıştır. Bu isyanlar uzun yıllar ülkede huzursuzluğa ve zayiata yol açmıştır.28 XIX. yüzyıl Osmanlısı, Ayntab için de huzursuzluk devri olmuş, göçebe aşiretlerin isyanları ve ayaklanmalar şehre çok sıkıntılı günler yaşatmış,29 Ayntab, bu sarsıntıların yaralarını sarmamışken 1839’da Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından kısa bir süre işgal edilmiştir.30

Ayntab’ta Osmanlı Devleti’nin 1853’te girdiği Osmanlı-Rus savaşının ve sonrasında imza edilen Paris barışının etkileri ağır biçimde kendini göstermekte idi.

Bu dönem Ayntab Şeriye Sicilleri incelendiğinde yabancıların hakları lehine bir çok belgeye rastlanılmaktadır.31 Bu dönemde verilen imtiyazların32 genişletilmesi Islahat Fermanı öncesinde yabancı sermayenin ülkeye yerleşmesine sebep oldu. Yine Osmanlı Devletinin yabancılara yönelik sağladığı ticari kolaylıklar sebebi ile Ayntab’da büyük bir yabancı tüccar grubu oluşmuştu. Bu tüccarlar daha çok 19.

yüzyılda gittikçe güçlenen ve sayıları artan Ermenilerle33iş yapıyorlardı. Türk gençlerinin sürekli askere alınması ve birçoğunun geri dönmemesi üzere, Türklere ait bir çok işyeri ve arazi Ermeni azınlığın eline geçmeye başlamış ve sonucunda

28 Hülya Canbakal. (2009). 17. Yüzyılda Ayntab-Osmanlı Kentinde Toplum ve Siyaset, İstanbul, s.44

29 Göğüş. a.g.e., s.29-30

30 Canbakal. a.g.e., s.44

311849 tarihli belgede Hristiyanların izin almadan kiliselerde tamirat yapabilecekleri. Hristiyan ölülerin defnine para almak için müdahale edilmemesi gibi örnekler verilebilir. Hale Şıvgın.

(1997).“19. Yüzyılda Gaziantep”, Gaziantep, s.69

32 1853 yılında Ayntab’a gönderilen bir buyrultuda yabancı ülkelerden gelecek olan ve ülkelere yollanacak olan mallardan gümrük vergisi alınmaması, sadece Osmanlı uyrukluların verdikleri vergilerin bunlardan da alınması isteniyordu. Şıvgın a.g.e., s.70

33 1871 kayıtlarına göre Antep’in toplam nüfusu 57.976 idi. Bunun 47.599’u Türk-İslam, 9,833’ü Ermeni-Hristiyan, 544’ü Musevi idi. 1906’ya gelindiğinde toplam nüfusun 89.994, olduğu, bunun 69.920’sinin Türk-İslam, 19.378’inin Ermeni-Hristiyan, 696’sının ise Musevi olduğu görülüyordu. Bu rakamlar incelendiğinde 1871’den 1906’ya kadar geçen 35 yıl zarfında Türk nüfusu ortalama % 46,9 artmış bir yıllık artış oranı ise bu süre içerisinde % 96 artmış, bir yıllık nüfus artış oranı % 28 olmuştu.

Başka bir deyişle 1871’de şehir nufusunun % 17’si Ermeni iken, 1906’da % 22 si Ermeni olmuştur.

Şıvgın a.g.e., s.71

(20)

Ermeniler daha zengin hale gelmişlerdir.34

Osmanlı Devletinin son döneminde, yabancı devletlerin de kışkırtmalarıyla bağımsızlık35 çabalarına girişen Ermeniler, özellikle 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonrası imza edilen 1878 Berlin Antlaşması’ndan sonra müslüman halka karşı olumsuz tavır sergilemeye başlamışlardır. Ayntab Ermenileri tarafından da benimsenen bu bağımsızlık hareketleri Ermenilerle Ayntab halkını karşı karşıya getirmiştir.36

Birinci Dünya savaşında Osmanlı Devleti’nin yenik düşmesi üzerine İngilizler Mondros Mütarekesinin 7. maddesine dayanarak 15 Ocak 1919’da Antep’i işgal ettiler. Yaklaşık bir yıl süren işgal sonunda İngilizler’in anlaşma sonucu Antep’in Fransız işgaline terk edilmesi üzerine Fransız kuvvetleri, Ermeni halkının çiçek yağmurları ve tezahüratlarıyla Antep’e girdi. Fransa ile işbirliği yapan Ermeniler Anteplilere büyük zulüm, işkence ve eziyet yaptılar. Antep’i yakıp yıktılar. Antep halkı kente giren Fransız birlikleriyle Ermeni milis taburlarına karşı direnişe geçti. Fransızların şehri onbinlerce askerle kuşatması, kentteki Türk halkının aç ve cephanesiz kalmasına neden oldu. Ankara hükümeti ise; kuruluş safhasında olduğundan ve batı cephesine hazırlık nedeniyle güney Türklerine yardım yapamadı. 9 Şubat 1921 tarihinde yapılan teslim şartnamesi ile Antep Fransız ordularına kapılarını açmak zorunda kaldı.37

Antep direnişinin son günlerinde bu savunmanın olağanüstü anlam ve önemini takdir eden Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 Şubat 1921 tarihinde Antep’e dünyada başka hiçbir kente nasip olmayan “Gazi” ünvanını verdi. Kent bu tarihten sonra “Gaziantep” adı ile anılmaya başlandı. Savaş Fransız Devleti’nin umudu kırılana kadar, Ermenilerin Antep’i terk etmeyi göze alana kadar sürdü. 20 Ekim 1921 Ankara Anlaşmasıyla38 Fransızlar Ayntab’ı terk etmeyi resmen kabullendi. 25

34 Şıvgın a.g.e., ss. 69-71

35 Bağımsızlık fikrinin gelişmesinde 19. yüzyılın 2. yarısında Antep’te faaliyet gösteren misyoner okullarında okuyan Ermeniler’in aldıkları eğitim ve kültürün çok önemli payı vardı. Şıvgın a.g.e.,s. 73

36Pekdoğan, “Antep’te Türk Ermeni İlişkileri 1895-1922”, Ermeni Araştırmaları ı. Türkiye Kongresi Bildirileri C. III, http://www.eragen.org/index.php?Lisan=tr& Page=YayinIcerik& Icerik No=144

37 Erdal Ceylan. a.g.e., s. 107-118

38 Kurtuluş savaşı sırasında İngiliz ve Fransızlar tarafından desteklenen ve işgal devletleri orduları yanında yer alarak “Ya Ermenistan ya mezaristan” sloganı ile hareket eden Ermeniler, TBMM ile Fransa arasında yapılan Ankara Antlaşması sonrasında Fransızlarla beraber şehirden ayrılarak Suriye’ye gitmek zorunda kalmışlardır. Pekdoğan, “Antep’te Türk Ermeni İlişkileri 1895-1922”, Ermeni Araştırmaları,I.Türkiye Kongresi Bildirileri C. III, http://www.eragen.org/index.php?Lisan=tr& Page=Yayin Icerik& Icerik No=144

(21)

Aralık 1921’de Antep’i boşaltarak kenti Türklere geri verdiler.39

2.2. ŞER’İYE SİCİLLERİNİN MAHİYETİ VE ÖNEMİ

Tarih ilminin faydalandığı yazılı kaynaklar içinde arşiv malzemeleri önemli bir yere sahiptir. Arşiv malzemeleri içinde ise Osmanlı Tarihi’nin her yönüne ışık tutan şer’iyye sicilleri gelmektedir.40 İslam hukuku esaslarına dayandırılarak meydana getirilmiş olan şer’i mahkemeler, devletinin sona ermesi ile tarihe karışmış olmakla birlikte, bu mahkemeler tarafından tutulan defterler hukuki, idari, iktisadi dini ve askeri alanda kayıt altına alınan çok önemli vesikaları içermektedir.41 Bu defterler genellikle “Sicillat-ı Şer'iyye”, “Defatir-i Şer'iyye”, “Kadı Sicilleri” ve

“Sicillat-ı Mahkeme” adıyla anılmakla birlikte, “Şer'iyye Sicilleri” defterler için kullanılan en yaygın tabir olmuştur. Bu siciller XV. yüzyılın sonlarından başlayarak XIX. yüzyıl sonlarına kadar dört asırlık Türk tarihinin içtimai hayatını, iktisat ve siyaset hayatını toplamaları itibarıyla Osmanlı tarihinin ana kaynaklarındandır.42

Kadıların devlet merkezi ile yaptıkları resmi yazışmaları, halkın şikayet ve dilekçelerini, mahalli idarelere ait hukuki düzenlemeleri, daha da önemlisi ait olduğu bölgenin sosyo-iktisadi hayatını yansıtan mahkeme kararlarını ihtiva eden bu siciller incelenmeden, Osmanlı Devleti’nin siyasi, idari, hukuki ve sosyal tarihini tam anlamı ile aydınlığa kavuşturmak mümkün görülmemektedir.43

Şer’iyye mahkemelerinde kadılar tarafından tutulan Şer’iyye sicilleri, konu edindiği kayıtlar bakımdan genel olarak iki kısımda özetlenebilir.

I. Her çeşit dava zabıtlarıyla mukavele, senet, satış, vakfiye, vekâlet, kefalet, vesayet, ıtk, borçlanma, tereke ve taksim vs. gibi fıkıh ilminin başlıca kanunlarını oluşturan şer i işlemlere ait resmi kayıtlar, narhlarla esnaf kontrolüne ait notlar.

II. Başta hükümdar olmak üzere beylerbeyi, sancakbeyi, kadı, müftü, mütesellim, dizdar, defterdar, müderris ve voyvoda gibi her derecedeki büyük ve küçük makamlara hitaben yazılan ferman, berat ve divan tezkeresi, mektup, ruûs, tezkere

39 Erdal Ceylan. a.g.e., s. 119

40 Mehmed Zeki Pakalın. (1993). Mahkeme-i Şer iyye Sicilleri, Osmanlı Tarihi Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, c.II, İstanbul, s. 38; İbrahim Yılmazçelik. (1995). XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır (1790-1840), TTK, Ankara, ss. 18-19.

41 Said Öztürk. (1995). Askeri Kasamsa Ait Onyedinci Asır İstanbul Tereke Defterleri, OSAV Yayınları, İstanbul, s. 23

42 İ. Hakkı Uzunçarşılı. (1935). Şer'i Mahkeme Sicilleri V, Ülkü Mecmuası, Ankara, s.29.

43 Ahmed Akgündüz-Heyet. (1988). Şer’iye Sicilleri.Türk Dünyası Araştırma Vakfı, c.1, İstanbul, s.12.

(22)

vs. mahiyetteki emir ve yazı kopyaları... 44

Şer’iyye sicillerinin önemi şöyle sıralanabilir.

a) Şer iyye sicilleri, içtimaî, idarî, malî, iktisâdi, ticarî, ziraî, beledî, askerî ve siyasal bakımlardan tarihin bilinmeyen yönlerini aydınlatmak ve belgelendirmek imkânlarını verirler.

b) İçerdikleri ferman, berat, mektup, divan tezkereleri ve diğer resmi kayıtlar ile devlet nizamını ortaya koyarlar.

c) Sicillerde geçen birçok devlet adamı, müderris, âlim, şair, sanatkâr, mimar adları kişilerin isimleri, biyografileri hakkında sağlam ipucu verirler.

d) İnşası veya tamiri yapılan mimari hakkında bilgi vermesi bakımından mimari tarih açısından önemlidirler.

e) Eskiden oturulan veya oturulmayan yerleri aydınlatmaları nedeniyle kasaba, köy, mahalle, semt, çiftlik, otlak özellikle aşiret ve cemaat işlemlerini içeren resmi kayıtlar iskân tarihi bakımından önemlidir.

f) Sicillerdeki sağlam kayıtlar, Osmanlı Devleti’nin malî, ziraî, askerî vb.

durumlarını rakamlarla ortaya koymaktadır.

g) Dava konularıyla şer’iyye mahkemelerinin çalışmalarını ve İslâm hukukunun uygulamalardaki usul ve kaideleri ortaya koymaktadır.

h) Sicillerdeki üslûp ve anlatım, eşya ve yiyecek isimleri dil ve folklor yönlerinden ayrı ayrı inceleme ve karşılaştırma konularıdır.45

2.3. ŞER’İYYE MAHKEMELERİ VE GÖREVLİLERİ

Osmanlılarda şer’i mahkemelerde “kadılar”, “müftüler”, “naibler”, “şühûdü'l- hâller”, “kassamlar”, “kâtipler”, “muhzırlar”, “dava vekilleri”, “subaşılar” ve

“asesler” görev almıştır. Her biri mahkemeler için önemli olduğundan bu kişiler aşağıda kısaca tanıtılmıştır.

2.3.1.Kâdı

Şer’iye Mahkemeleri’nde en büyük göreve sahip kişi ünvanı olarak kullanılan

“kadı” kelimesi Arapça “kaza” kökünden türetilmiştir. Kadı kelimesi sözlükte

44 Rifat Özdemir. (1998). XIX: Yüzyılın İlk Yarısında Ankara Sancağı, Kültür Bakanlığı Yay.

Ankara, s.18.

45 İbrahim Yılmazçelik. (1995). XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Diyarbakır (17901840), TTK, Ankara, s.19.

(23)

hüküm, karar, hâkimlik manalarını ihtiva etmektedir.46 Geniş manada ise; kişiler arasında vuku bulan dâva ve tartışmalı konuları yasal hükümlere göre Kur’an ve Sünnet’i esas alarak çözen,47 medrese tahsili yapmış, herhangi bir müesseseden icazet alarak mülâzemet defterine kaydolmaya hak kazanmış kişilerden biri olan ve mahkeme müessesenin başına padişah tarafından atanan kişidir.48

Osmanlı Devleti’nde temel idari birim olan kazaların başında bulunan kâdı, doğrudan merkezle muhatap, mahalli otoriteden bağımsız olmakla birlikte, mahalli yetkisi çok geniş olan görevlidir.49 Bu anlamda kadı, idarî ve hukukî bütün hükümlerin uygulayıcısı olup, aynı zamanda hükûmetin de emirlerini yerine getirmektedir. Hâkimü’ş-şer’ ve sonraları kısaca hâkim olarak adlandırılan kadının hüküm verdiği yer de meclis-i şer’ olarak tanımlanmıştır.50

Kadı dava ve niza'larda bulunduğu mezhebin şer'î hükümlerine uygun olarak sultan adına hüküm vermekle vazifelidir. Bu vazifelerin yanı sıra vakıf tescili ve tanzimi, mirasın taksimi, nikâh akdi, boşanma, mukâtaaların işlenmesi, yol ve beldelerde asayişin sağlanması, ordunun iaşesi, esnafın kontrolü, merkezden gelen emirlerin uygulanması, naiblerin tayini, yetimlerin ve mallarının muhafazası, vasi tayini, vekâlet, borçlanma gibi pek çok idari ve hukuki vazifeyi deruhte etmekteydi.51

2.3.2. Müftü

Müftü, hukukî bir mesele hakkında vârid olan suale İslâm hukuku kâideleri çerçevesinde cevap veren kimsedir. Kâdılara bağlı olmamakla beraber, kâdıların müşâviri durumundadır.52 Kadılar, Osmanlı adliye teşkilatında alacakları kararlarda tamamen hür olan herhangi bir hukuki hataya düşmemek için yanlarında fakihler ve İslam Hukuku’nu iyi bilen müftileri bulundururlardı.53 Kadı hukukî bir ihtilafın çözümünde tereddüte düşerse, müftiden fetvâ sorabilir; ancak aldığı cevaba göre

46 Fahreddin Atar. (2000), Kadı, D.İ.A, İstanbul, c. XXIV, s.66.

47 Hasan Tahsin Fendoğlu. (2002). Osmanlı’da Kadılık Kurumu ve Yargının Bağımsızlığı, Türkler, c.

IV, s.453.

48 Halil Cin ve Ahmed Akgündüz, (1995). Türk Hukuk Tarihi:Kamu Hukuku. Osmanlı Araştırmaları Vakfı Yayınları, c.1, İstanbul, s.275

49 Zeynel Özlü. (2007). 18. ve 19. Yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nde Adli Mekanizmanın Analizi.

Berikan Yayınevi, Ankara, s.7.

50Ekrem Buğra Ekinci. (2010). Osmanlı Hukuku. Arı Sanat Yayınevi, İstanbul, s.s. 369, 370.

51 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, a.g.m., s.83.

52Ekinci, a.g.e., s.376.

53 Fahrettin Atar, İslam Adliye Teşkilatı, Ankara 1979, s.117.

(24)

hareket etmeye mecbur değildir.54 Bu bağlamda müftilerin görevlerinin kadılara danışmanlık yapmak olduğu söylenebilir.

2.3.3. Nâib

Naib kelimesi vekil anlamına gelmektedir. Kadılar, sultanın vekilleri olduklarından bunlara naib ve bunun çoğulu olan “nüvvab” denilir.55

Vazifelerine göre naibler üçe ayrılır:

Kaza Nâibleri: Kadî adına, kadînın kendine bağlı nahiyelerde naib adıyla şer'i işleri yürüten kişiler.

Mevâli Nâibleri: Mevâli denilen büyük kadıların yerlerine veya sadece esnafı kontrole vazifelendirilen naiblerdir.

Arpalık Nâibleri: Ümerâya ve ulemâya verilen arpalıklardaki şer'i yargılamaları yapmak üzere görevlendirilen naiblerdir.56

2.3.4. Şühûdü'l-hâl

Osmanlılarda mahkemelerin icraatlarıyla yakından ilgili olan şuhudül-haller ileri gelenlerden, bilhassa fıkıh ve yargılama usullerini iyi bilenlerden seçilen kişiler olup,57adaletin tecellisine varlıklarıyla katkıda bulunurlardı. Yargılama işine kesinlikle karışmayan şuhudül-haller sadece mahkemeyi takip ederlerdi.58 Mahkemede kadının davalıyı, davacıyı ve dava ile ilgili şahitleri dinlemesine delillerin değerlendirilmesine ve hüküm verilmesine dikkat ederlerdi. Kadı da, bilgi ve görgü sahibi kimseler huzurunda karar vermek zorunda olduğundan, delilleri dikkatle değerlendirmek ve en doğru kararı vermek mecburiyetindeydi. Bu usül bir bakıma kadıların denetlenme yollarındandır. Bu kurumun batı hukuk sistemlerindeki jüri uygulamasıyla hiçbir benzerliği yoktur.59

54 Ekinci, a.g.e., s.376.

55 Mehmed Zeki Pakalın, Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, c.II, İstanbul 1993, s.664; Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara 1997, s.799.

56 Ahmed Akgündüz. (1988) Şer’iyye Sicilleri Mahiyeti, Toplu Kataloğu ve Seçme Hükümler. c.1.T.

D.V.Yayınları, İstanbul, s.72.

57 M. Akif Aydın. (1994). Osmanlı’da Hukuk. Osmanlı Devleti ve Medeniyeti Tarihi. c. I, Yıldız Yayıncılık, İstanbul, s.399

58 Şemsettin Sami. (1996). Kâmûsü’l-A’lâm, c.V, Ankara, Kaşgar Neşriyat Yay., Ankara, s. 800

59 Pakalın, a.g.e., s.650

(25)

2.3.5. Kassâm

Osmanlı Devleti’nde vefat eden kimselerin mallarını yani terekelerini mirasçılarına taksim eden memurlara kassam adı verilirdi.60

Miras mallar kassam önünde sayılır ve yetkili bilirkişiler (ehl-i hibre) veya dellâller vasıtasıyla kıymeti takdir edilerek teferruatlı muhallefat listeleri düzenlenirdi. Bu listelere ölenin cenaze masrafları ile borçları ayrı ayrı kaydedildikden sonra kalan eşya veya bu eşyanın fiili satışından elde edilen paralar mirasçılara paylaştırılırdı.61

2.3.6. Kâtib

Kâtip, mahkemede kadıdan sonraki en mühim vazifeliydi. Hüccet ve ilamların yazılması, dava safahatının mahkeme siciline kaydedilmesi katiplerin vazifesi idi. Genellikle medrese çıkışlı bu kişiler, güzel yazı yazmaları ve ilamların yazılma usüllerini (ilm-i sakk) bilen güvenilir kimselerdi.62

2.3.7. Muhzır (Çuhadar)

Muhzır, Arapçada huzura getiren demektir.63 Tarafların mahkemede hazır bulunmalarını sağlar, mahkemenin asayişine ve getir götür işine bakardı. Bunlar bazen mahkeme kâtipliği vazifesi yaparlardı. Tanzimat’tan sonra kurulan Nizamiye mahkemelerinde muhzırların yerini, mahkemenin idare ve inzibatı ile tebliğ ve celb işlerine bakan mübaşirler almıştır.64

2.3.8. Dava Vekili

Şahıslar dâvâlarını bizzat takip edebilecekleri gibi, vekil marifetleriyle de gördürebilirlerdi. Dava vekilleri, fıkhın husûmete vekâlet hükümlerine göre faaliyet gösterirdi.65 Osmanlı döneminde kişinin dava vekili olabilmesi için müvekkili ile beraber mahkemeye gelerek kadı veya naib karşısında vekâleti kayıtlara geçirmesi

60 Cin ve Akgündüz, a.g.e., s.275

61 Ömer Lütfü Barkan. Edirne Askeri Kasamına Ait Tereke Defterleri (1545-1659). T.T.K. Yayınları, Ankara, s.2

62 Ekinci, a.g.e., s.267.

63 Pakalın, a.g.e., c.2, s.572.

64 Ekinci, a.g.e., s.267.

65 Ekinci, a.g.e., s.267.

(26)

gerekmektedir. Dava vekili isterse vekilliği bırakabilmektedir. Kadı sicillerinde bayanların vekillik müessesesini çok defa kullandığı görülmektedir.66

2.3.9. Subaşı

Kadı, mahkeme kararlarının yerine getirilmesi vazifesini, merkezde çavuşlara, taşrada ise merkezden tayin olunan subaşılara verirdi. Küçük beledi kabahatler dışında, mahkeme kararı olmaksızın subaşının ceza verme yetkisi yoktu.

Subaşı şehir ve kazaların zabıta ve polis müdürü idi. Suçluları takip eder ve mahkemeye çıkarırdı. Subaşı, pazar ve mahallelerin temizliğini teftiş eder, kaldırımların bakımı ve yıkılmaya yüz tutmuş evlerin yıktırılması için mimarbaşına haber verirdi.67 Keyfi olarak tasarrufta bulunamayan, kadının hükmüne göre hareket etmek zorunda olan subaşının devlet otoritesi zayıflığında reayaya baskı yaptığı görülmüştür.68 Subaşı kelimesinin eş anlamlısı olarak “zaim” de kullanılmıştır.69

2.3.10. Ases

Ases kelime olarak “bekçi” anlamına gelmektedir.70 Asayişin muhafazası için kol gezen gece bekçileri için “ases” tabiri kullanılırdı.71

Taşrada; Şam, Halep, Kilis, Mardin, Diyarbakır, Edirne, Cezayir gibi yerlerde bulunan asesler bulunduğu yerin kadısının denetimi altında çalışırlardı.72

2.4. KADI SİCİLLERİNDEKİ BELGE TÜRLERİ

Şer’iyye sicillerinde yer alan davaların içeriklerine göre belge türleri de değişiklik göstermektedir. Belgelerin mahiyetlerinin daha iyi anlaşılabilmesi açısından bunlardan bazılarına aşağıda kısaca değinilmiştir.

2.4.1. Hüccet

Hüccet kelimesi; delil, manasına gelir. Kadının, hükmünü ihtiva etmeyen, tarafların birinin ikrarıyla diğerinin tasdikini içerip, kadının devletin resmi tasdik organı görevini yaparak tescil edip sicile yazdığı; bu yazdığının birer nüshasını da

66Zeynel Özlü. (2009). Batı Karadeniz’de Antik Bir Osmanlı Kenti Prusıas ad Hypıum Üskübü (Konuralp). Konuralp Belediyesi Kültür Serisi, İstanbul, s.s. 357, 358.

67 Ekinci, a.g.e., s.267.

68 İlber Ortaylı, Türkiye İdare Tarihi, Ankara, 1979, s. 198-199

69 Devellioğlu, a.g.e., s. 1166

70 Abdülkadir Özcan. (1991). Ases, DİA, İstanbul, c.3, s.464.

71 Pakalın, a.g.e., s.93

72 Abdülkadir Özcan. A.g mad. s.464.

(27)

taraflara istekleri doğrultusunda verdiği ve sonradan çıkacak bir anlaşmazlıkta delil olarak kullanılacak evrağa hüccet denirdi.73Hüccetlerin konusu kadılar tarafından ele alınan; evlenme, boşanma, nafaka, rehin, borçlarla ilgili ihtilaflı konular, alım satım mukaveleleri, vekalet, vesayet, gasp, cinayet gibi kazai vakalardır.74 Konusu ile ilgili davalarda kesin delil olarak kabul edilmesi yönü ile hüccet, mahkemelerin noter çalışmalarının bir ürünüdür.75

2.4.2. İ‘lam

Bildirmek anlamına gelen i’lam kadının herhangi bir mesele hakkında yaptığı tahkikatın kendi imzası altında merciine veya vaki suale cevaben arz eylemesine denir.76 Hukuki terim olarak ise ilâm, bir davanın mahkemece nasıl bir hükme bağlandığını gösteren belgeyi ifade eder.77 İ‘lamların en önemli özelliği kadının hükmünü ihtiva etmesidir. Kadı verdiği kararı taraflara şifahi olarak tefhim ettikten sonra verilen kararın gerekçelerini de ihtiva eden bir ilzam tanzim ederek, hem davacıya ve hem de icap ederse davalıya bunun birer suretini verirdi. Bir suretini de sicile kaydederdi. Her i‘lamda, kadının imza ve mührü, tarafları dava konusu ve iddiası, davalının cevabı, ispat vasıtaları ve kadının kararına ait kayıtlar ve tarih zikredilir. Karar metnini diğer i‘lamdaki ispat vasıtası ikrar ise, "ilzam"; şahitlik ise

"tembih" ifadesi kullanılmıştır.78

2.4.3. Mürâseleler

Kelime olarak, mektuplaşmak, haberleşmek manasına gelir. Istılah anlamında ise; sicillerde yer alan ve kadının kendisine denk veya daha aşağı rütbedeki şahıs yahut makamlara hitaben kaleme aldığı yazılı belgelerdir. Bunlara “mürâselât” adı da verilmektedir. Müraseleler genellikle ya sanığın mahkemeye celbi isteğini havi müraseleler veya değişik konulara dair müraseleler olabilirler.79

73 Pakalın, a.g.e., s.252

74 Mustafa Oğuz-Ahmed Akgündüz. (1998). Hüccet, DİA, İstanbul, c.18, s.450.

75 Abdulaziz Bayındır.(1986), İslam Mahkeme Hukuku (Osmanlı Devri Uygulaması), İslami İlimler Araştırma Vakfı, İstanbul, s.3

76 İsmail Hakkı Uzunçarşılı. (1988). Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı. T.T.K. Yayınları, Ankara, s.108.

77Mübahat S. Kütükoğlu. (1998). Osmanlı Belgelerinin Dili (Diplomatik). Kubbealtı Neşriyat, İstanbul, s.345.

78 Cin ve Akgündüz, a.g.e., s.409.

79 Pakalın, a.g.e., s.865.

(28)

2.4.4. Ma’ruzlar

Kelime anlamı olarak arz olunmuş, arz olunan anlamlarına gelmektedir.80 Terim olarak ise; kadıların kararını ihtiva etmeyen, hüccetler gibi hukuki bir durumu tespiti açısından yazılı delil olarak kabul edilmeyen ve sadece kadıların icra makamlarına idari bir durumu arz ettiği yazılı kayıtlara veya halkın kadıya hitaben yazdığı şikâyet dilekçelerine "ma'ruz" adı verilir.81

2.4.5. Buyruldular

Şer’iyye sicilinde bulunan kayıtlardan biri de sadrazamların yazılı emri olan buyruldulardır. Osmanlı diplomatiğinde, padişahtan sonra şer’i ve kanûnî hükümleri icra ve tâkip ile görevli olan sadrazam, vezir, defterdar, kadıasker, kaptan paşa, beylerbeyi vb. yüksek rütbeli vazifelilerin, kendilerinden aşağı mevkilerde bulunanlara gönderdikleri emirler için kullanılan bir terimdir.82

2.4.6. Fermanlar

Ferman, Divan-ı Hümâyun veya Paşakapısı’ndaki divanlarda alınan kararlara uygun olarak yazılan ve üzerinde tuğra bulunan padişah emirlerine verilen addır.83 Hükümdardan sadır olunan bu emre, ferman-ı hümayun ve emr-i şerif denilirdi.

Osmanlılarda hükümdarın tuğralı fermanına, münderecatının mahiyetine göre hüküm, biti, misal, tevki, nişan, meşhur veya yarlıg denilirdi.84

2.4.7. Beratlar

Arapça bir kelime olarak lügat manası “yazılı kağıt ve mektup” demek olan bu tabir Osmanlı Devleti Teşkilatı’nda bazı vazife, hizmet ve memuriyetlere, tayin edilenlere vazifelerini icra salahiyetini tevdi etmek üzere, padişahın tuğrası ile verilen mezuniyet veya tayin emirleri hakkında kullanılan bir tabirdir.85 Beratlar padişaha ait belgeler olması dolayısıyla fermanlarla hemen hemen aynı rükünleri ihtiva etmekle beraber fermanlardan olmayan bazı özellikleri de taşır. Bu suretle beratı, ilk bakışta fermanlardan ayırmak kabil olur. Mesela fermanlarda sadece

80 Devellioğlu, a.g.e., s.525

81 Akgündüz, a.g.e., s.37

82Halil İnalcık. (1996 ).Osmanlı İmparatorluğu Toplum ve Ekonomi. 2. Baskı, Eren Yayınları, İstanbul, s. 339.

83 Kütükoğlu, a.g.e., s..99.

84 İ.Hakkı Uzunçarşılı. (1997). Ferman. İslâm Ansiklopedisi. M.E.B. Yayınları, c. IV, Eskişehir, s.57

85 Pakalın, a.g.e., s.205.

(29)

“hüve” kelimesinin yazılmasına karşılık beratlarda bu formül daha uzun tutulmuştur.86

2.4.8. Vakfiyeler

Bir kimsenin Allah'a yakın olmak gayesiyle, menkul ya da gayrimenkul mal ve mülkünü belli bir amaca tahsis etmesine “vakfetme” denir. Vakıflar hayra tahsis edilenler ve zürri vakıflar olmak üzere iki türlüdür ki, bunlardan zürri vakıflar; evlat ve ahfada tahsis edilmiş olan ve asıl amacı yoksullara yardım olan vakıflardı.87

Vakfiye ise; vakf edilen şeyin vasıfları ve vakf edilme şartlarını ihtiva eden ve kadı tarafından tasdik edilen belgedir. Vakfiyelerde, vakıf gelirinin devamlı olması ve vakfedilen şeyin tam mülkiyete haiz olması gibi özellikler de aranırdı. Bu şartların mevcut olması halinde vakıf sahibi, vakf ettiği malların listesini ve şartnamesini bütün ayrıntılarıyla kaydettirdiği bir vakıfnâme ya da vakfiye tanzim ettirirdi.88

2.4.9. Tezkireler

İsteneni anma, hatıra getirme, yâdetme manâlarına gelen tezkire, aynı memleketlerde bulunan resmi daireler veya şahısların birbirlerine yazdıkları kâğıtlara denir.89 Tezkireler başta sadrazam olmak üzere yüksek devlet memurlarının özel kalem müdürü olan tezkireciler tarafından yazılırdı.90 Tezkireciler doğrudan doğruya sadrazama bağlı olup, Anadolu ve Rumeli defterdarlığına bağlı mâli kalemleri bulunurdu. Bu kalemlerin verdiği tezkerelerin bir suretine sicillerde rastlanılmaktadır.91

2.4.10. Temessükler

Bir borcun ödenmesinin kabul edilmesi, bir şeyin teslim alındığının göstergesi gibi hususlarda karşı tarafa verilen bir belgedir. Bu belge için bazı hallerde tahvil tabiri de kullanılmıştır.92 Şer’iyye sicilindeki anlamı ise, mîrî arâzide

86 Kütükoğlu, a.g.e., s.124.

87 Bahaeddin Yediyıldız. (1993)., Vakıf, İslam Ansiklopedisi, c.13, İstanbul, MEB Yayınları, s.277

88Kütükoğlu, a.g.e., s.350

89 İslam Ansiklopedisi, c.XII, İstanbul, 1976, MEB Yayınları, s.226

90 Şemsettin Sami. (1994). Kâmus’ul- A’lâm. c.V, İstanbul, s.801

91 Mithat Sertoğlu, (1982), Osmanlı Tarih Lügati, Enderun Yayınevi, İstanbul, s.337

92 Kütükoğlu, a.g.e., s.281.

(30)

ve salih olmayan vakıflarda tasarruf hakkı sahiplerine verilen belgedir.93

2.5. AYNTÂB ŞER‘İYYE SİCİLLERİ

Ayntab’a ait Şer’iyye sicilleri tasnif edilmiş olarak toplam 174 defter halindedir. Bu sicillerden üzerinde çalışılmış olanlar aşağıda tablo halinde sunulmuştur.

2.5.1. Çalışılan Ayntab Şeriye Sicilleri

C. Cahit GÜZELBEY. (1966) Gaziantep Şer’i Mahkeme Sicilleri. M. 1886-1909.

C 153-160. Fasikül 1. Gaziantep

C. Cahit GÜZELBEY. (1966) Gaziantep Şer’i Mahkeme Sicilleri. M. 1841-1886 C 144-152. Fasikül 2. Gaziantep

C. Cahit GÜZELBEY. (1966) Gaziantep Şer’i Mahkeme Sicilleri. M. 1828-1838.

C 142-143. Fasikül 3. Gaziantep

C. Cahit GÜZELBEY-Hulusi Yetkin (1970) Gaziantep Şer’i Mahkeme Sicillerinden Örnekler. C 81-141.M.1729-1825. Gaziantep

Galip Eken. (1988).113 Nolu Antep Şer’iye Sicili: Transkripsiyon ve Değerlendirme. Yüksek Lisans Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara

Fuat Yıldırım. (1995). 108 Nolu Antep Şer’iyye Sicili. Yüksek Lisans Tezi. Fırat Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Elazığ

Adnan Arslantaş. (1997). 141 Nolu Antep Şer’iyye Sicilinin Transkripsiyon ve Kataloğu. Yüksek Lisans Tezi. İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya

Ahmed Yılmaz (1997).19. Yüzyılın İlk Çeyreğinde Şer’iye Sicilleri ve Terek Defterlerine Göre Medine-i Ayntâb’ın İktisadi ve İçtimai Durumu. Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ankara

Zeynel Özlü. (1999) 120 nolu Antep Şer’iyye Sicilinin Transkripsiyon ve Değerlendirilmesi. Yüksek Lisans Tezi. Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Ankara.

Zeynel Özlü. (1999) Kassâm Defterlerine göre 18. Yüzyılın İkinci Yarısında Gaziantep. Doktora Tezi. Gazi Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Ankara.

Hüseyin Çınar. (2000). 18. Yüzyılın İlk Yarısında Ayntâb Şehri’nin Sosyal ve

93 Halil İnalcık. (2000). Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi. Halil Berktay (çev.),c.1, 2. Baskı, Eren Yayınları, İstanbul, s.146

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :