T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU HUKUKU (GENEL KAMU HUKUKU)
ANABİLİM DALI
1980 SONRASI TÜRKİYE’DE
KADIN SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE TÜRK HUKUK SİSTEMİNE ETKİLERİ
Yüksek Lisans Tezi
Zülbiye Esra AVCI
Ankara - 2011
T.C.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ KAMU HUKUKU (GENEL KAMU HUKUKU)
ANABİLİM DALI
1980 SONRASI TÜRKİYE’DE
KADIN SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE TÜRK HUKUK SİSTEMİNE ETKİLERİ
Yüksek Lisans Tezi
Zülbiye Esra AVCI
Tez Danışmanı Prof. Dr. Anıl ÇEÇEN
Ankara - 2011
TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE
Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim.(……/……/200…)
Tezi Hazırlayan Öğrencinin Adı ve Soyadı
………
İmzası
………
İÇİNDEKİLER
İÇİNDEKİLER ... I KISALTMALAR LİSTESİ ... III
GİRİŞ ... 1
BİRİNCİ BÖLÜM 1980 ÖNCESİ KADIN HAREKETİNE GENEL BİR BAKIŞ ... 6
A. OSMANLI’DA KADIN HAREKETİ VE CUMHURİYETİN İLK YILLARINA YANSIMASI ... 6
B. CUMHURİYET SONRASINDAN 1980’LERE KADAR TÜRKİYE’DE KADIN HAREKETİNİN DURUMU ... 15
İKİNCİ BÖLÜM 1980’LERDE VE 1980 SONRASINDAN GÜNÜMÜZE TÜRKİYE’DE KADIN HAREKETİ ... 32
A. 1980-1989 KADIN ETKİNLİKLERİ ... 38
B. 1990 KURUMSALLAŞMA, SİVİL TOPLUM, HİYERARŞİ ... 46
1. 1980’lerin ‘Demokratik Kitle Örgütlenmesi’nden 1990’ların ‘Sivil Toplum Kuruluşu’na ... 53
2. Sivil Toplum ve 1990’larda Kadın STK’ların Nitelikleri ... 55
C. 2000’LERDE KADIN MÜCADELESİ ... 63
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM KADIN KURULUŞLARININ TÜRK HUKUK SİSTEMİNE ETKİLERİ .... 71
A.SİYASAL İKTİDARIN BELİRLENMESİ : POLİTİKA VE KADIN ... 72
1. Kadın Temsilinde Çözüm Arayışı: KADER ... 84
2. KADER’in Devam Eden Proje ve Faaliyetleri ... 86
a) Kota Çalışmaları ... 86
b) Eğitimde ve Toplumsal Katılımda Cinsiyet Eşitliğinin Sağlanması Projesi ... 87
c) Kadını Siyasette Güçlendirme Projesi (Matra) ... 88
3. Kader’in Yapılması Planlanan Proje ve Faaliyetleri ... 91
a)Gençlik Projesi ... 91
b) Sürekli Kadın Ve Siyaset Okulu Projesi ... 92
B. NORM KOYMA: KANUN YAPMA SÜRECİ VE KADIN ... 92
1.Türk Medeni Kanunu ... 92
2. Anayasa Değişikliği ... 100
3. İş Kanunu ... 108
4.Türk Ceza Kanunu ... 113
a) TCK Platformunun Talepleri ... 120
b) TCK Kadın Platformu’nun Eylem Biçimleri ... 128
aa. Lobi Çalışmaları ... 128
bb. Basın Açıklamaları ve Faks Kampanyaları ... 129
cc. Uluslararası Mekanizmalar ... 129
dd. Sokak Eylemleri ... 131
5. Ailenin Korunmasına Dair Kanun ... 133
a) Aile İçi Şiddet Tanımı ... 133
b) 4320 Sayılı Kanun ve Uygulaması ... 136
c) Aile İçi Şiddet ve Kadın Mücadelesi ... 145
6. Belediyeler Kanunu ... 152
C. ULUSLARARASI HUKUK ... 152
1. Dünyada Kadın Haklarını Korumaya Yönelik Düzenlemeler ... 152
a) CEDAW (Convention on the Elimination of All Forms of Discrimination Against Women) ... 157
b) Dünya Kadın Konferansları ... 158
c) Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği Kararları ... 160
2. Uluslararası Düzenlemelerin Türk Hukukuna Yansıması ... 161
D.YARGILAMA VE KADIN ... 168
1. Aile Mahkemeleri ve Kararları ... 168
2. Kadınlara Hukuksal Yardım ... 184
SONUÇ ... 186
KAYNAKÇA ... 194
ÖZET ... 209
ABTRACT... 210
KISALTMALAR LİSTESİ AB : Avrupa Birliği
AÇEV : Anne Çocuk Eğitim Vakfı Age : adı geçen eser
AİHM : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi AKKD : Ayrımcılığa Karşı Kadın Derneği
ATAUM : Avrupa Topluluğu Araştırma ve Uygulama Merkezi BM : Birleşmiş Milletler
CEDAW : Convention on Elimination of All Forms of Discrimination Against Women
CENTO : Central Treaty Organization - Merkezi Antlaşma Teşkilatı çev : Çeviren
der : Derleyen
DİE : Devlet İstatistik Enstitüsü
DİKASUM : Diyarbakır Kadın Sorunlarını Araştırma ve Uygulama Merkezi DİSK : Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu
DKÖ : Demokratik Kitle Örgütü DPT : Devlet Planlama Teşkilatı ERG : Eğitim Reformu Girişimi İKD : İleri Kadınlar Derneği İSO : İstanbul Sanayi Odası
KADER : Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği KAGİDER : Kadın Girişimci Derneği
KAMER : Kadın Merkezi Vakfı
KASAUM : Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi KEDV : Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı
KSGM : Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü
KSSGM : Kadının Statüsü ve Sorunlar Genel Müdürlüğü ODTÜ : Orta Doğu Teknik Üniversitesi
OECD : Organization for Economic Cooperation and Development SHÇEK : Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu
STK : Sivil Toplum Kuruluşları TBMM : Türkiye Büyük Millet Meclisi
TESEV : Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı TESK : Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu TCK : Türk Ceza Kanunu
TCKKP : Türk Ceza Kanunu Kadın Platformu TCKKÇG : Türk Ceza Kanunu Kadın Çalışma Grubu TKB : Türk Kadınlar Birliği
TMK : Türk Medeni Kanunu
TOBB : Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği TUSİAD : Türk Sanayici ve İşadamları Derneği TUGİAD : Türk Genç İş Adamları Derneği
TİSK : Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu TÜRK-İŞ : Türkiye İşçi Sendikaları
UKDF : Uluslar arası Demokratik Kadınlar Federasyonu
UNDP : United Nations Development Programme(Birleşmiş Milletler Kalkınma Fonu)
UNIFEM : United Nations Development Fund For Women UP : Ulusal Program
TBMM : Türkiye Büyük Millet Meclisi
TBMMAAK : Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Alt Komisyonu TCK : Türk Ceza Kanunu
TCKKÇG : Türk Ceza Kanunu Kadın Çalışma Grubu TCKKP : Türk Ceza Kanunu Kadın Platformu
TESK : Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu TİSK : Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu TOBB : Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği
TÜBAKKOM: Türkiye Barolar Birliği Kadın Hukuku Komisyonu Türk-İş : Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu
TÜSİAD : Türkiye Sanayi ve İşadamları Derneği Yay. : Yayınları
YAZKO : Yazarlar Kooperatifi
Yy : yüzyıl
GİRİŞ
Toplumsal sorunları çözme işlevini yüklenen en büyük örgütler olarak devletin ve kamu yönetimlerinin yetersiz kalması bilgi toplumunda bireylerin kendi örgütlenmeleri ile doldurulur hale gelmiştir ve giderek fark edilmiştir ki;
aslında bu alanlar kamu kurumlarının düzenlemesi gereken alanlar değil sivil toplum kuruluşlarının bizatihi kendilerinin düzenleyebileceği kendi öz alanlarıdır. Böylece sivil toplum kuruluşları çözüm arayışlarının nesnesi olmaktan çıkıp yeni kamu yönetimi anlayışının öznesi olmaya yönelmiştir.
Çok farklı tarihi birimlere ve heterojen bir yapıya sahip olan gönüllü kadın kuruluşları kuruldukları günden itibaren hükümetlerin politika ve uygulamalarını kadınların her alandaki haklarını elde etme yönünde etkileyip, belirlemektedirler. Gönüllü kadın kuruluşlarının ortak amacı, kadınların, toplumsal yaşamın tüm aşamalarına etkin katılımını sağlamak, kadın sorunları konusunda duyarlılığı artırmak, bu konularda ilgili kurum ve kuruluşlara baskı yapmaktır.1 Bugün Türkiye’deki gönüllü kadın kuruluşlarının göze çarpan yaygınlığının, çeşitliliğinin ve çok boyutluluğunun arkasında zengin bir kadın hareketi tarihi yatmaktadır. 2 Şirin Tekeli’ye ve bu konuda çalışan birçok akademisyene göre Türkiye’de kadın hareketi, olayların, eylemlerin, taleplerin yoğunluğu bakımından genellikle iki ayrı döneme ayrılmaktadır; 1910-1920 arasındaki ilk dönemle, 1980’lerden günümüze
1KSSGM, Cumhuriyet’in 75. Yılında Türkiye’de Kadının Durumu, Ankara, 1998, s.93.
2Yıldız ECEVİT, Türkiye Kadın Örgütleri Rehberi, Uçan Süpürge Yayınları, Ankara, 2004,s.1.
gelen ikinci dönem. Bu dönemlere feminist kadın hareketinin birinci ve ikinci dalgaları demek mümkündür.3
Kadın hareketi, çıkış noktası açısından bir özgürlük ve bağımsızlık hareketidir. Hareket, toplumun özgürleşmeye, bireyselleşmeye başladığı geleneksel yaşam biçiminden koptuğu 18. yüzyıl sonları ve 19. yüzyıl boyunca ideolojisini belirlemiş, feminizm kuramı ile kendini ifade etmiştir.4 Sallan Gül’e göre feminizm en genel anlamda kadınların salt kadın olmalarından kaynaklanan sorunlarına dikkat çeken anlayış olarak tanımlanmaktadır. Feminist hareket de, kadınların toplumdaki eşitsiz konumlarını sorgulayan ve özgürleşmelerini amaçlayan hareket olarak değerlendirilmektedir. 5
Avrupa ve Amerika’da 1960-1970’lerde ivme kazanan feminizmin ülkemize gecikmeli olarak gelmesi 1980’lerin politik ve ideolojik koşullarının ve kadın hareketinin bir sonucu olmuştur. Kadınlar ise bu politik ortamı kendileri lehlerine kullanmayı başarmışlar ve bugün Türkiye’de kadın örgütlenmeleri kadına yönelik politikaları değiştirip dönüştürmede etkin rol oynamaktadırlar.
Ülkelerin kadın erkek eşitliği alanında içinde bulunduğu durum o ülkenin uygarlık seviyesinin göstergeleri arasında bulunmaktadır. Ülkemizde kadın haklarının geliştirilmesi ve kadınların sosyal, kültürel, ekonomik gelişimine katkıda bulunmak amacına hizmet eden birçok kadın örgütlenmeleri faaliyet göstermektedir.
3 Şirin TEKELİ, “Birinci ve İkinci Dalga Feminist Hareketlerin Karşılaştırmalı İncelemesi Üzerine Bir Deneme”, 75. Yılda Kadınlar ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998, s.337-338.
4Serpil ÇAKIR, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, 2. Basım, İstanbul, 1996, s.18.
5 Songül SALLAN GÜL, “Dünyada ve Türkiye’de Feminizm ve Kadın Hareketi”, Çağdaş Kamu Yönetimi II, Editörler: M.ACAR, H. ÖZGÜR, Nobel Yayıncılık, Ankara, 2003,s.17.
Ecevit’e göre kadın örgütleri Türkiye’de gelişen sivil toplum kuruluşlarının en yaygın ve en aktif örgütleridir. Demokratik inisiyatifin oluşması, toplumsal dinamizmin demokrasi doğrultusunda harekete geçirilmesi, ayrımcılıkla mücadele ve cinsler arası eşitliğin sağlanması konularında Türkiye için önemli örgütler konumundadırlar. Toplu eylem ve kampanya örgütleme, milletvekillerine, başbakana ve cumhurbaşkanına mektup ve telgraf gönderme milletvekilleri ile bire bir görüşme, yerel ve ulusal basından yararlanma gibi araçlar ile kamu politikalarının oluşturulması sürecine katılmaktadırlar.6
Bütün bu hususlarla birlikte, tezimizde cevabını bulmaya çalıştığımız soru ise, söz konusu kadın kuruluşlarının ikinci dalga kadın hareketinin de etkisiyle 1980 sonrası Türk hukuk sistemini ne şekilde etkilediği, hukuk sistemimize ne denli katkı sağladığıdır. Türkiye’de feminist hareketin kazanımları, örgütlenen kadınların kendi içlerinde bir kamusal alan oluşturma ve bunun sonucunda resmi kamusal tartışmaların gündemini etkileme, politik toplumsal ve hukuksal yapıyı dönüştürme anlamında bir işleve haiz midir?
Feminist hareket içinde kadınların, cinsel taciz, ev içi tecavüz, namus cinayetleri… gibi konuları kendi aralarında tartışmaları için bir platform, bir tür alternatif kamusal alan oluşturmaları ve kadınların yeni terimler üreterek bu konuları resmi kamusal tartışmalarda da gündeme getirmeleri Türk Hukuk Sistemini ve demokratikleşme yolunda Türkiye’yi nasıl etkilemektedir?
Bu soruların cevabını bulabilmek için, öncelikle tezimizin birinci bölümünde Türkiye’de Osmanlı’nın mirası olarak gördüğümüz siyasal
6Yıldız ECEVİT, “Türkiye’de Demokratik Türkiye’de Demokratik Gelişimin Önemli Araçları Olarak Kadın Örgütlenmeleri”, Türkiye ve AB’de Kadınlar:Ortak Bir Anlayışa Doğru Paneli, 13.09.2004, KADER, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul, 2004,s.3.
düşünce geleneği ve bu geleneğe bağlı olarak kadın hareketinin 1980li yıllara kadar olan gelişim süreci incelenecektir.
2.bölümde, 1980 sonrası ortaya çıkan ikinci dalga kadın hareketi içindeki kadınların bilinç yükseltme toplantıları ile ortaya koydukları sorunlar, bu sorunları kavramsallaştırmaları ve düzenledikleri kampanyalar, konferanslar, paneller ve çıkardıkları dergilerle karşıt kamularını nasıl kurdukları ve kendi içlerinde deşifre ettikleri ataerkil yapıyı kamuoyuna nasıl taşıdıkları incelenecektir. Özellikle kadına yönelik şiddetin görünür hale getirilmesi hedefi ile 1990 sonrasına gelindiğinde kadın hareketi içinde, 1980’lerde oluşturulan çözüm önerilerini gerçekleştirmek için, kurumsallaşma ve kadınların talepleri doğrultusunda devlet aygıtı içinde toplumsal cinsiyet eşitliği sağlamak amacıyla oluşturulan kurumsal yapılar incelenecektir.
3. bölümde ise, Türkiye’de kadın haklarını savunmak ve kadın sorunlarını çözmek amacıyla bir araya gelen kadınların, dernek, vakıf, grup, inisiyatif, girişim, şirket, kooperatif ve platform gibi değişik adlar altındaki örgütlenmelerinin siyasal iktidarın belirlenmesindeki etkileri, iktidarda yer almak için yaptıkları çalışmalar KADER örneği üzerinden değerlendirilmiş;
kadın kuruluşlarının doğrudan kadını etkileyen hükümler koyan kanunların yapımı sürecindeki çabaları ve elde ettikleri başarılar ya da başarısızlıklar, Türk Medeni Kanunu Kadın Platformu ve Türk Ceza Kanunu Kadın Platformu örneği üzerinden anlatılmaya çalışılmış; yine uluslararası hukuk metinlerinin Türk hukukunda yer bulmasına ve uygulanmasına yönelik çabaları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde incelenmeye çalışılmış;
‘’Yargılama ve Kadın’’ bölümü ile ise Ailenin Korunmasına Dair Kanun
çerçevesinde Türk Mahkemelerince kadın haklarına yönelik yargı kararları değerlendirilmeye çalışılmıştır.
BİRİNCİ BÖLÜM
1980 ÖNCESİ KADIN HAREKETİNE GENEL BİR BAKIŞ
A. OSMANLI’DA BİRİNCİ DALGA KADIN HAREKETİ VE CUMHURİYETİN İLK YILLARINA YANSIMASI
Osmanlı Devleti’nde aile düzeni ve kadının toplumsal yaşamı ile ilgili kurallar İslam şeriatı tarafından belirleniyordu. Özellikle 16.yy’dan itibaren saray ve ulema, İslam Şeriatı’nı kadınları kamusal alandan uzaklaştırıp, eve kapatacak şekilde yorumlayıp, uyguladılar. Kırsal kesimde ise kadınlar her zaman üretim sürecinin içinde kaldılar ve bu baskıyı kent kadınları kadar yoğun yaşamadılar. 7
Türkiye’de kadın haklarını savunan ilk feminist hareket, feminizmin birçok ülkede doruk noktada olduğu yıllar olan 19. yüzyıl sonlarına rastlar. Bu hareket, ulusçu ve modernleşmeci çabaların bir ürünü olarak, Batılı feminizmden etkilenen Tanzimat ve Meşrutiyet aydınlarının öncülüğünde ortaya çıkmıştır. 8
Tanzimat’a kadar kadının statüsü Osmanlı Devletinde tartışma konusu edilmemekle birlikte, Tanzimat’la birlikte sınırlı da olsa kadınlara bazı hakların verildiğini ve kadının toplumsal statüsünün tartışılmaya başlandığını görürüz.
Örneğin 1858 tarihli Arazi Kanunu, kız evlatların babalarından kalan topraklarda erkek evlatlar gibi veraset hakkına sahip olmalarını sağlamış, kölelik ve cariyelik kaldırılmış ve kız çocuklarına sınırlı eğitim olanakları
7 Şirin TEKALİ, Kadınlar ve Siyasal Toplumsal Hayat, Birikim Yay., Mart 1983, s. 193-195.
8Songül SALLAN GÜL, age, s.137.
tanınmıştır. Kadınlara eğitim ve özellikle de meslek eğitimi verme çabası 1858’de ilk kız rüştiyelerinin, 1860’larda kız öğretmen okullarının, 1869’da ise ilk sanayi okullarının açılmasıyla devam etmiştir. 9 Fakat bu gelişmeler oldukça dar bir zümreyi etkilemiş, İstanbul, Selanik gibi büyük merkezlerin ötesine yayılamamıştır.10 Örneğin kız rüştiyelerinin hemen hemen hepsi, İstanbul’da açılmış ve sayıları da ihtiyacı karşılamaktan çok uzak kalmıştır.
Ayrıca bu okulların temel amacı, iyi bir anne ve iyi bir ev kadını yaratmaktır.11
Batılılaşma ve modernleşme isteklerinin ilk ifade edilmeye başlandığı sırada kadın-erkek ilişkileri de bu tartışmanın kapsamına girmiştir. Bu tartışma erkek seçkinlerden oluşan o dönemin reform yanlıları tarafından başlatılmıştır.12 Reform yanlılarının kadın haklarına olan ilgileri ulusalcı ve demokratik eğilimlerin yanı sıra, kendileri modernleşmekte olan orta ve üst orta sınıf erkeklerinin var olan geleneksel kadın-erkek ilişkilerinden ve görücü usulüyle evlenmelerden duydukları hoşnutsuzluktur. 13 Bu eğilime kısaca
‘’Osmanlı ataerkil düzenine karşı erkeklerin ılımlı başkaldırısı’’ adı verilebilir.14 Dönemin önde gelen aydınları bu konuyla yakından ilgilenmişler; romanlar, konferanslar, gazete makaleleri ve felsefe yapıtları aracılığıyla toplumda kadının yeri ve konumunu sorgulamışlar ve eleştirmişlerdir.15
9 Şehmuz GÜZEL, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Toplumsal Değişim ve Kadın, Tanzimat’tan Cumhuriyete Türkiye Ansiklopedisi, İletişim Yay., Cilt3-4, s.858.
10Ayşe SEVİM, Feminizm, İnsan Yayınları, İstanbul, 2005, s.95.
11Serpil ÇAKIR, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yay., İstanbul, 1994, s.220.
12Nermin ABADAN, UNAT, “Söylemden Protestoya: Türkiye’de Kadın Hareketlerinin Dönüşümü”, 75. Yılda Kadınlar ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998, s.324.
13 Fatmagül BERKTAY, “Türkiye’de Kadın Hareketi Tarihsel Bir Deneyim”, Kadın Hareketinin Kurumsallaşması Fırsatlar ve Rizikolar, 1-4 Kasım 1991’de Frauen-Anstiftung tarafından düzenlenen uluslararası toplantının tutanakları, Çev: Meral Akkent, Metis Yayınları, İstanbul, 1994, s.81.
14Nermin ABADAN UNAT, age, s.324.
15Fatmagül BERKTAY, age, s.83.
Bu dönemde kadının konumunun basında da tartışılmaya başlandığı görülür. 1868’de yayınlanmaya başlayan “Terakki” Gazetesi, Avrupa ile karşılaştırmalar yapıp, Osmanlı kadınının geri bırakılmasını eleştiren yazılara yer vermeye başlar; bu gazeteyi daha sonra “Vakit”, “Şukûfezâr”, “İnsaniyet”,
“Ayine”, “Parça Bohçası”, “Aile” gibi dergiler izler. Ancak aralarında ilk Türk kadın romancısı Fatma Aliye Hanım’ın da bulunduğu, çoğu kadın olan bir ekip tarafından çıkartılan “Kadınlara Mahsus Gazete”, yayın hayatında en önemli yeri tutar.16
Çoğunluğunu aydın, reformist erkeklerin çıkardığı, ancak kadınların da yazılar yazdığı bu yayınlarda çocuk eğitimi, aile ve toplum, ev işleri, sağlık vb.
konuların yanında, ataerkil ideolojinin, kadını hor gören, ikinci plana atan uygulamalarına duyulan öfke ve itirazları da görmek mümkündür. Fakat bu dönemde kadının sadece evin içinde kalmasını eleştiren bir yayına rastlanılmaz. Her ne kadar Osmanlı bu dönemde yüzünü batıya çevirmiş olsa da kadınların konumu açısından bir değişiklik düşünmemiştir. Zaten Osmanlı toplumu hala bir tarım toplumu olduğu için batıda olduğu gibi çalışan işçi kadınlar gibi bir olgu henüz yoktur.17
Tanzimat’la başlayan bu yumuşama Osmanlı kadınının yaşam biçimine biraz farklılık getirir. Batı’da kadınların siyasal hakları için verdiği mücadeleler devam ederken, onlar sınırlı bir biçimde sokağa çıkıp alışveriş yapabilmeye başlarlar. Örgütlenme konusunda ise kadınların bu dönemde
16Şehmuz GÜZEL, age, s:858. Bu gazetede yazarların çoğu kadındır ve gazete kadınların yazmaya alıştığı bir zemin oluşturma gibi bir özellik taşır. Yazılarsa henüz erkeklerin sahip oldukları hakları talep etmekten henüz uzaktır. İlk Türk kadın yazarları Fatma Aliye, Nigar Hanım, Makbule Leman Hanım gazeteye yazılar yazmışlardır. Aynur Demirdirek, Osmanlı Kadınlarının Hayat Hakkı Arayışının Hikayesi, İmge Kitabevi Yay, Ocak 1993, s.15.
17Ayşe SEVİM, age, s.96.
sadece savaşta yaralananlara yardım yapmayı amaçlayan komiteler oluşturduğu görülmektedir.
Birinci dalga kadın hareketinin talepleri, daha fazla eğitim, çalışma hayatına girme, sosyal hayata katılma, örneğin bir yazar olarak kabul görme, kadının aile içindeki konumunun yükselmesi talepleri dönemin çeşitli dergilerinde dile getirilmekte idi.18 Kadınların mücadelelerini, eylem ve taleplerini bize gösterecek en önemli kaynaklar dernekler ve kadın dergileridir. Kadın dergileri, kadınların kendilerini birey olarak ifade etmelerini sağlarken, kurulan dernekler, bu bireysel talepleri örgütlü birliklere dönüştürmüştür. Böylelikle çeşitli sorunlara önerilen çözümler de uygulama alanına geçirilmeye çalışılmıştır.19
II. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte başlayan liberalleşme, pek çok konuda olduğu gibi, kadın konusunda da önemli atılımları başlatır. Bu dönemin, önceki döneme göre görülen en önemli farkı, kadınların, kendi hak mücadelelerini kendilerinin vermeye başlamasıdır. Her ne kadar bu dönemde Jöntürkler ve İttihat ve Terakki’nin kadını toplumsal hayata katma konusunda çeşitli girişimleri olmuşsa da, bağımsız bir kadın hareketinin varlığı da dönemin yadsınamaz bir gerçeğidir.
II. Meşrutiyet döneminde kadınların faaliyet gösterdiği derneklerin doğması, önemli yeniliklerden olmuştur. Kurnaz bu derneklerin “hem yardım toplamak, hem de kadın haklarını savunmak, onların eğitimini sağlamak
18Şirin TEKELİ, “Birinci ve İkinci Dalga Feminist Hareketlerin Karşılaştırmalı İncelemesi Üzerine Bir Deneme”, 75. Yılda Kadınlar ve Erkekler , Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998, s.342.
19Serpil ÇAKIR, age, s.43.
amacıyla kurulduğunu” ifade etmektedir. 20 Kurnaz’ a göre kadınların ortak sorunlarını konuşabilmelerinde, bir araya gelerek iletişim yeteneklerini güçlendirmelerinde, bir amaç uğrunda birleşerek üretken olmalarında bu derneklerin payı büyüktür. Göle, II. Meşrutiyet döneminin “kadının giderek daha fazla kamusal alana katılmasının, kentsel mekânlarda dolaşmasının,
‘toplumsal görünürlük’ kazanmasının gözlendiği bir dönem” olduğunu söylemektedir. 21
II. Meşrutiyet sonrasında birçok kadın dergisi yayınlanmıştır.
Başlıcaları, “Demet”, “Mehâsin”, “Kadın” (Selanik), “Kadın” (İstanbul),
“Kadınlar Dünyası22”, “Kadınlık” olan bu dergilerin büyük bir kısmının sahipleri, kadının toplumsal konumunun değişmesini isteyen23 erkeklerdir.
Serpil Çakır’ın derinlemesine analizini yaptığı Kadınlar Dünyası dergisi, dönemin kadın hareketinin en önemli yayınıdır. Dergiye çeşitli bölgeler ve kesimlerden yazılar gönderen kadınlar, içinde bulundukları kötü koşulların sebepleri üzerinde duruyor, kurtuluş için çözüm önerileri üretiyorlardı. Yazılarında feminizm sözcüğünü kullanmaktan çekinmeyen
20 Şefika KURNAZ, 1991 Cumhuriyet Öncesinde Türk Kadını (1839-1923), T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Yayını, Ankara, 1991, s.77.
21 Nilüfer GÖLE, 2001 Modern Mahrem: Medeniyet ve Örtünme, Metis Yayınları, İstanbul, s.70.
22 1913 yılında yayınlanmaya başlayan “Kadınlar Dünyası” dergisinin sahibi, Ulviye Mevlan Hanım’dır. Aynı zamanda “Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan” cemiyetinin de kurucusu olan Ulviye Mevlan, ilk sayısında derginin Batı’lı kadınların açtığı yoldan yürümek niyetinde olduğunu ve kadının hukuku konusunda yayın yapılacağını açıklamıştır. Serpil ÇAKIR, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yay., Mayıs 1994, s.86.
23 Aynur DEMİRDİREK, age, s.41.
kadınlar; bu hareketin bazılarınca muzır sayılmasının, feminizmin anlamının bilinmemesinden kaynaklandığını belirtiyorlardı.24
Osmanlı döneminde, İstanbul’daki ilk kadın örgütü 1908’de Fatma Aliye Hanım tarafından kurulan Nisvan-ı Osmaniye İmdat Cemiyeti’dir ve bir yardım derneği niteliğindedir.25 II. Meşrutiyet’in ilanından sonra kurulan kadın dernekleri ise, yardım ve eğitim amaçlı, “Şefkat Cemiyet-i Hayriyesi”; kültür amaçlı, “Asri Kadın Cemiyeti”, “Osmanlı Kadınları Terakkiperver Cemiyeti”,
“Teali-i Nisvan Cemiyeti” ve Selanik’teki “Kırmızı-Beyaz Kulübü” gibi dernekler; İttihat Terakki Cemiyeti’nin kendi ideolojisi doğrultusunda açtığı kadın şube ve derneklerden , “İttihat ve Terakki Kadınlar Şubesi”, “Teali-i Vatan Osmanlı Hanımlar Cemiyeti”; ülke savunmasına yönelik, “Nisvan-ı Osmaniye İmdad Cemiyeti”, “Hilal-i Ahmer Cemiyeti Hanımlar Heyeti”,
“Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti” gibi derneklerdir.
Yardım dernekleri dışında, yine aynı dönemlerde İstanbul’da kadınların kurduğu eğitim amaçlı dernekler vardır. 1913’te, Balkan Savaşı ertesinde, Osmanlı Türk Hanımları Esirgeme Derneği, Sabiha Süleyman, Nezihe Muhiddin, Hamiyet Hulusi, Settare Ahmet Ağaoğlu, Saniye Muhtar tarafından kurulmuştur. Dernek, savaş sonucu yoksul ve kimsesiz kalan kadın ve çocukların sorunlarına eğilmiştir. Kız çocuklarının eğitimi temel amaç olarak alınmış, özellikle iş yaşamına girmeleriyle ilgili mesleki eğitim üzerinde durulmuştur. Kadına ekonomik güç ve beceri sağlayacak iş
24 Serpil ÇAKIR, age, s.117. II. Meşrutiyet dönemi kadın dernekleri içinde, feminist olarak tanımlayabileceğimiz belki de tek dernek, Kadınlar Dünyası adlı yayın organı da olan Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-i Nisvan Cemiyeti’ydi (Osmanlı Kadınının Hukukunu Savunma Derneği)
25 Serpil ÇAKIR, Kadın Örgütleri( Osmanlı Dönemi), İstanbul Ansiklopedisi, sayı 33, s.354; Kadın Eserleri Kütüphanesi Arşivi
alanlarının açılması, böylece ülkenin ekonomik gelişimine de katkıda bulunulması, derneğin planları arasındadır.26
Yayın ve dernekleşme yolu ile aile yaşamı ve İslam hukukuna ilişkin şikâyetleri kamuya duyurma yolu son derece dar bir kesime sesleniyor ve bireysel söylemlerin ötesine gidemiyordu. Osmanlı kadınlarının özel alandan çıkıp kamusal alana geçmeleri ancak büyük bir ulusal bunalımla gerçekleşebildi. I. Dünya Savaşı yenilgisinden sonra sömürgeci devletlerin Türkiye’nin değişik bölgelerini işgal etmeleri, Osmanlı kadınını da harekete geçirdi. Türk kadınlarının ilk defa büyük çaplı siyasal protesto hareketini desteklemeleri bu dönemde olmuştur. 27
I. Dünya Savaşı, savaşa katılan tüm toplumlarda olduğu gibi, Osmanlı Devleti’nde de kadınların, erkeklerin cepheye gitmeleri ile boşalan memuriyetlere, postahane ve telgrafhanelere, hastabakıcı olarak hastanelere ve orduya alınmalarına yol açtı.28
1917’de kabul edilen bir kararname ile Şeriat’tan tamamen kopmasa bile kadınlara da boşanma hakkını tanıyan, evlenmeyi din adamının yetki alanından çıkartıp devlete bağlayan, çok eşliliği kadının rızasına bırakan hükümleriyle ilk yazılı Aile Hukuku kabul edildi29. Bu hakların alınmasına savaş ortamının zorunlu kıldığı çalışma yaşamına fiilen katılmanın getirdiği baskının sebep olduğu söylenebilir.
26 Serpil ÇAKIR , age, s.354.
27 Nermin ABADAN UNAT , age, s.326.
28 Şirin TEKELİ, Kadınlar ve Siyasal Toplumsal Hayat, Birikim Yay., Mart 1982, s.119.
29 Şirin TEKELİ, age, s.202.
Kurtuluş Savaşı, I. Dünya Savaşı’ndan çok daha büyük ölçüde ve boyutta, her sınıftan kadını etkiledi. Kentli, köylü, işçi her sosyal kesimden kadın yoğun bir biçimde savaşa katıldı.
Bu dönemin ilginç siyasi gösterilerinin başında gelen mitinglerin önde gelen özelliği, çok sayıda kadının katılımıyla gerçekleşmesi ve hatip olarak katılan kadınların, toplumu harekete geçirecek çok güzel ve etkileyici konuşmalar yapmalarıdır. Bunun yanında kadınlar, savaşı desteklemek amacıyla siyasi nitelikte örgütler de kurdular. Üyelerini daha çok yüksek dereceli devlet memuru ve esnaf eş, kız kardeş ve kızlarının oluşturduğu bu dernekler; orduya para ve eşya sağlamak, işgali protesto eden ve barış isteyen metinleri batılı siyasi liderlerin eşlerine göndermek gibi faaliyetler yaptılar.30 Bu derneklerde çalışan kadınların başlıca amaçları, Avrupa kamuoyuna tüm Türk Ulusu’nun birlik içinde bağımsızlık için savaşa hazır olduklarını kanıtlamaktı31.
Bunların dışında kadın haklarını talep etmek amacıyla kurulmuş feminist bir dernek “Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan” (Osmanlı Kadınının Hukukunu Savunma Derneği) ise konumuz açısından ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Yukarıda sözü edilen Kadınlar Dünyası dergisinin sahibi Ulviye Mevlan tarafından 1913 yılında kurulmuş olan dernek, kadını sımsıkı kuşatan geleneklere, kısıtlamalara, kadın-erkek eşitsizliğine, hukuksuzluğa, eğitimsizliğe karşı mücadele başlatır. İstanbul kadın dernekleri içinde,
30 Şehmuz GÜZEL, age, s.872.
31 Bu dönemde kurulan derneklerin adları, “Asri Kadın Derneği” ile “Müslüman Kadın Birliği”dir.
Bunların yanında bir de “Hilal-i Ahmer Kadın Kolları” çalışmalarından söz edilebilir. Anadolu’da kurulan dernekler ise “Müdafaa-i Hukuk Kadınlar Şubesi” ile “Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti”dir.Şehmuz GÜZEL, age, s.872.
feminist olarak tanımlanabilen belki de tek dernek, yayın organı Kadınlar Dünyası olan Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti’dir (Osmanlı Kadınının Hukukunu Savunma Derneği). Mezhep ayrımı gözetmeksizin her Osmanlı kadınına, hattâ ecnebi kadınlara da açıktır.32 Dernek, kadınların eşitlik ve hak taleplerini somutlaştırmış, eğitim, çalışma, aile ve toplumsal yapıda değişim için model önermiş, bir kadın inkılabının gerekliliğini vurgulamıştır. 33
Müdafaa-i Hukuk-u Nisvan Cemiyeti, verdiği mücadele ve yayın organı
“Kadınlar Dünyası” dergisi ile toplumda oldukça etkili oldu ve sadece ev içinde anne ve eş rolleri ile sınırlanan kadın için “sosyal kadın”, “meslek kadını” gibi yeni kimliklerin oluşmasını sağladı.34
1920’de Ankara’da kurulan I. Meclis’te Kurtuluş Savaşı’na emekleri geçen kadınların statülerinin düzeltilmesi konusu her gündeme geldiğinde büyük tartışmalara yol açacak ve kadınların hukuki statülerindeki köklü değişikliklerin yapılabilmesi II. Meclis’te gerçekleşebilecek, siyasi haklarının verilebilmesi için ise 1934’e kadar beklemek gerekecekti.
32Dernek başkanı Ulviye Mevlan, sekreteri Pakize Sadri, muhasebecisi Aziz Haydar Hanım’dır. İdare heyeti Fatma Pakize, Süreyya Lütfü, Sıdıka Ali Rıza, Aziz Haydar, Belkıs Şevket, Yaşar Nezihe, Sara Arif, Nimet Cemil, Şükûfe Nihal’den oluşmuştur. Ayrıntılı bilgi için Serpil ÇAKIR, age, s.355.
33 Serpil ÇAKIR, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yay., Mayıs 1994, s.58.
34 Serpil ÇAKIR, age, s.64.
B. CUMHURİYET SONRASINDAN 1980’LERE KADAR TÜRKİYE’DE KADIN HAREKETİNİN DURUMU
Toplumsal yaşamdan soyutlanmış olsa da, 1882’ye dek nüfus sayımına alınmasa da 19. yüzyılın başında Türk Kadınının siyasetle ilgisinin hayli geliştiği söylenebilir. II. Meşrutiyet’in dergi ve derneklerinde aktif olarak rol alan kadınlar, bağımsızlık savaşı sonrasında doğrudan siyasal amaçlı bir parti de kurdular. 15 Haziran 1923 tarihinde Kadınlar Halk Fırkası Nezihe Muhiddin’in başkanlığında kuruldu. Birliğin amacı, kadınların düşünsel ve toplumsal alanlarda düzeylerini yükselterek, onları toplumsal ve siyasal haklarını kullanacak sorumluluk ve bilince ulaştırmak ve yoksul ailelere, kadın ve çocuklara yardım etmekti. Yoksul ve kadınlara yardım çalışmaları, çeşitli toplantılar ve 1935 yılında düzenlenen uluslararası bir konferans dışında, Fırka’nın en önemli çalışması kadınlara siyasal haklar verilmesi doğrultusunda olmuştur.35 Parlamentoda kadınların kadınlar tarafından temsil edilmesi amacıyla kurulan fırka, politik hakları olmayan kadınlara, politik parti kurma izni verilemeyeceği gerekçesiyle kuruluş izni alamamıştır.
Partinin adı 1924’de “Türk Kadınlar Birliği” olarak değiştirilmiştir. Ve Partinin de programında bulunan kadın politikası, “biz kadınlar her vatandaş gibi vergimizi ödemek mecburiyetindeyiz, seçim hakkına da sahip olmak istiyoruz” talebiyle devam ettirilmiştir. 1927’de kadınların yerel seçimlere katılabilmeleri yönündeki talepleri de kabul edilmemiştir. 36 Bu çıkış iktidar
35Zülal KILIÇ, “Cumhuriyet Türkiye’sinde Kadın Hareketine Genel Bir Bakış”, 75. Yılda Kadınlar ve Erkekler, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1998, s.348.
36 Meral AKKENT, “Osmanlı Büyükannelerin Feminist Talepleri”, Kadın Hareketinin Kurumsallaşması Fırsatlar ve Rizikolar ,1-4 Kasım 1991’de Frauen-Anstiftung tarafından düzenlenen uluslar arası toplantının tutanakları, Çev: Meral Akkent, Metis Yayınları, İstanbul, 1994,s.88
tarafından zamansız bulunmuştur. Birliğin başkanı Nezihe Muhittin ve arkadaşları idari usulsüzlük iddialarıyla yönetimden uzaklaştırılmışlardır.
Derneğin yeni yönetimi siyasal hak taleplerini geri çekmediyse de eskisi kadar yüksek sesle ifade edilmemiştir. Örgüt 1935 yılında, kadınlara siyasal hakların verilmesinden sonra, hedeflerini gerçekleştirdiği gerekçesiyle kendi kendini feshetmiştir.37 Ancak, 1949 yılında hakların kazanılması için olduğu kadar, korunması ve geliştirilip genişletilmesinin de gerekliliği karşısında Dernek, kurucularının başında Mevhibe İnönü’nün de yer aldığı Latife Bekir Çeyrekbaşı, Makbule Dilben, Mebrure Aksoley, Kamile Erim, Neriman Sirer, Aliye Beyazıt, Lamia Refik Fenmen, Mediha Eldem ve Necile Bilen’den oluşan bir grup kadın tarafından 13 Nisanda yeniden kurulmuştur. Türk Kadınlar Birliği, 1954 yılında da, Bakanlar Kurulu Kararı ile “Kamu Yararına Çalışan Dernek” statüsünü kazanmıştır.
Taşkıran, “O (Cumhuriyet öncesi ) devirde kurulan bazı dernekler Türk kadının yardım ve şefkat duygularını, kadınlığı yükseltme gayesini, iş hayatına atılma isteğini, yerli malı kullanma teşvikini, kadının dış kıyafetinin düzene sokulması dileğini, modernleşme emelini, müzik sevgisini, öğretmen birliğini amaçlayan ve artık Türk kadının sosyal hizmetler yolunda çalışma halinde olduğunu gösteren açık delilleridir.38” yorumunu yapmaktadır.
Bu dönemde kadınlar, dernek olarak örgütlenmelerin sonucunda elbette tüm amaçlarını gerçekleştirememişlerdi, ancak Taşkıran’ın da belirttiği gibi en azından sosyal hizmetler yolunda bazı kazanımlar elde etmişlerdi. En
37Zülal KILIÇ, age ,s.348.
38 Tezer TAŞKIRAN, Cumhuriyetin 50.yılında Türk Kadın Hakları, Başbakanlık Basımevi, Ankara 1973, s.38.
önemli kazanımları ise Cumhuriyet Döneminde sürdürecekleri mücadelelerin temelini atmış olmalarıydı.
Meşrutiyet Dönemi kadın örgütlenmeleri dönemin sürekli savaş koşullarından da kaynaklandığı için genel olarak yardım amaçlarıyla, Cumhuriyet Dönemi kadın örgütlenmeleri ise, genel olarak ya kadın haklarını elde etmek, korumak, savunmak, geliştirmek ya da doğrudan doğruya ideolojik-politik amaçlar doğrultusunda kurulmuşlardır. Yardım amaçlı dernekler artık son derece az görülmektedir. Cumhuriyet Dönemi kadın örgütlenmeleri kadınların tümüyle politize olduklarının göstergesi olmaktadır.39
Bu dönemin kadın örgütlenmeleri tarihi, bir anlamda Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal tarihini de ortaya koymaktadır. 1923’lerden günümüze kadar gelen süreçte yalnızca kadın hareketini görmemekte, kadınların örgütlenmeleri perspektifinde Türkiye Cumhuriyeti siyasal tarihini de görmekteyiz. Kadınların tüm örgütlenmeleri iç politikadaki politik gelişmelerden, siyasal akımların hareketlerinden ve gelişim süreçlerinden bağımsız olmadığı gibi, Türkiye’nin dış politikasından, bu politikadaki tercihlerinden, Batıdaki kadın hareketinden de ayrı olmamaktadır.
Cumhuriyet’in ilanından sonra, ilki 7 Şubat 1924’te İstanbul’da kurulan Türk Kadınlar Birliği olmak üzere çeşitli dönemlerde farklı amaçlarla çok sayıda kadın örgütü kurulmuştur. Bunların çoğu, doğrudan olmasa da dolaylı
39 Zerrin EDİZ, Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Kadın Örgütlenmeleri, Kadın Hakları Açısından Bir İnceleme,(1923-1993), Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, İstanbul 1994, s.300.
olarak çeşitli siyasal eğilimlerin kadın örgütlenmesine yansımasının ürünüdür.
Bu yüzden Cumhuriyet sonrasında kadın örgütlerinin amaçlarına göre gruplandırılması güç olmakla birlikte, tüzüklerindeki amaçları ve ağırlıklı faaliyetlerine göre bir sınıflandırma yapmak olanaklıdır.40 Kadın haklarını savunma amacıyla kurulan dernekler, uluslararası kadın derneklerinin Türkiye’deki örgütlenmeleri, yardım amaçlı kadın dernekleri 41 ve vakıfları, devrimci siyasal amaçlı örgütlenmeler42, üniversite kadın araştırma merkezleri ve dernekleri gibi.
İstanbul’da Cumhuriyet sonrasında, kadın haklarını savunmak, erkeklerle eşit hakları talep etmek amacıyla kurulan örgütlerin ilki yukarıda da belirtildiği gibi Türk Kadınlar Birliği’dir (7 Şubat 1924).43 Kadınlara oy hakkı istemiyle, miting ve toplantı gibi etkinlikler düzenlenmiş, 1933 Marsilya Dünya Kadınlar Kongresi’ne, 1935 İstanbul 12. Feminizm Kongresi’ne katılmıştır.
40 Zerrin EDİZ, Kadın Örgütleri (Cumhuriyet Dönemi), İstanbul Ansiklopedisi, Sayı.33, 1994, Kadın Eserleri Kütüphanesi, s.355.
41 Yardım Amaçlı Kadın Dernekleri ve Vakıfları: Hanımlar İlim ve Kültür Derneği’nin kuruluş tarihi 1973; kurucuları, Fevziye Nuroğlu (eczacı), Emine Çolak, Mualla Baloğlu, Şükran Derinde, Seyhan Kayar, Fatma Mirasyedi, Meliha Okur’dur. Gençlere maddi ve manevi yönden yardımcı ol- mayı, bunun yanında Türk ahlak ve geleneğini savunmak amacıyla hanımlara ve genç kızlara yardımcı olmayı amaçlamaktadır. 1973-1978 arasında Şadırvan adlı bir dergi yayımlamıştır.
Üniversitede okuyan kız öğrencilere burs vermektedir. Kadınlara kültür, sanat ve el becerisi kursları düzenlemektedir. Babası olmayan, okuyan çocuklara yardım etmektedir.Zerin EDİZ, age, s.357.
42 Devrimci, Siyasal Amaçlı Örgütlenmeler: Türkiye Devrimci Kadınlar Derneği, 1969’da kurulmuştur. Kurucuları, Necla Özgür, Saadet Baraner, Eflan Aytaç, Mediha Özçelik, Asiye Eliçin, Neriman Hikmet Öztekin, Birsen Balcıkardeşler, Gültaze Erdem, Hale Özgür, Tülay Kurnaz’dır.
Türk kadınlarını, emperyalizme, işbirlikçilerine, feodal mütegallibeye karşı verilmekte olan “milli demokratik: devrim” ile dünyada barışı egemen kılma savaşı için bir araya toplamak ve bu amaçta öncü durumuna gelmelerini sağlamak amacını belirtmiştir. 1971’de kapanmıştır. Zerin EDİZ, age, s.357.
43Kurucuları, Nezihe Muhiddin, Nimet Remide, Şukûfe Nihal, Matlube Ömer, Seniye, Nesime İbrahim, Zaliha, Emrullah Tuğrul Faize hanımlar.
11Mayıs 1935’te kapanmış, 13 Nisan 1949’da Ankara’da yeniden açılmış, bu tarihten itibaren İstanbul’da şube düzeyinde çalışmaya başlamıştır.44
Cumhuriyet tarihinde kadınların gerçekleştirdiği ilk örgütlenme “fırka”
şeklinde olmuş, ancak bu kabul edilmeyince “birlik” şeklinde kurulmuştu. Artık örgütlenmelerinde, “nisvan’’ sözcüğü yerine “kadın” sözcüğünü kullanmaya başlamışlardı. Aslında adı ve amacı ile böyle bir örgütlenmenin gerçekleşmiş olması Türk Devrimi’nin amaçları ve istekleriyle örtüşüyor olmasındandı.
Çünkü Cumhuriyet tarihinde 1938’e kadar hem bir dernekler yasası kabul edilmemiş, “cinsiyet esas ve ünvanlarıyla siyasi cemiyetler teşkili memnudur”
hükmünü içeren 1909 tarihli Dernekler Yasası yürürlükte kalmıştır. Yasanın yukarıdaki maddesinden de anlaşılacağı gibi kadınların adında “kadın”
sözcüğünü kullandıkları, kadınlarla ilgili amaç benimsedikleri dernekler kurmaları yasaklanmıştı. Fakat yasadaki bu hükme rağmen hükümet, Kadınlar Birliği’nin kurulmasına ve çalışmalarını sürdürmesine izin vermişti.
Bunun nedeni Kadınlar Birliği’nin amaçlarıyla ilgili yasal düzenlemelerin zaten yapılmak istenmesiydi. Kadınlara yasal eşitlik tanıyan tüm düzenlemeleri yapıldıktan sonra, yasa hükmünün uygulanması istenmiş, bu bağlamda da Birlik kendini feshetmiştir. 1935’de Türk kadınları artık erkeklerle eşit haklara sahip oldukları için böyle bir örgüte gerek kalmadığı gerekçesiyle kadın hareketinin cumhuriyetle köprüsünü kuran Türk Kadınlar Birliğini kapatmışlardır. Ve böylece tabandaki kadın hareketine de son verilmiştir.45 1938’de Cumhuriyet’in ilk Dernekler Yasası yürürlüğe girdiğinde yukarıdaki hüküm aynı nitelikte olmamakla birlikte yasada bir kez daha yer almıştı. Bu
44Zerrin EDİZ, age, s.356.
45Fatma KAYHAN, Feminizm, BDS Yayınları, Mayıs 2005, s.50.
kez yasada “Aile, cemaat, ırk, cins ve sınıf esasına veya adına dayanan cemiyet teşkili yasaktır.” deniliyor, gene kadınların cinsiyet adına ve amacına yönelik dernek kuramayacağı hükme bağlanıyordu.1938 tarih ve 3512 sayılı Dernekler Yasası’nda 1946 yılında 4919 sayılı yasa ile değişiklik yapılarak, dernek kurmakla ilgili yasaklar içinde yer alan cinsiyetle ilgili dernek kurma yasağı kaldırıldı. Ancak kadınların cinsiyet adı ve amacıyla demek kurabilmeleri için iki yıl daha geçmesi gerekti. 1948 yılında gerçekleştirilen ilk kadın örgütlenmesi, Amerikan kökenli Soroptimist Derneği olacak, bu dernek de adına önce “Meslek Kadınları Yardım Derneği” demek gereği duyacaktır.
Cumhuriyet Tarihinin ilk kadın örgütlenmesi olan Türk Kadınlar Birliği’nin yeniden faaliyete geçmesi ise ancak 1949 yılında gerçekleşebilecektir.46
Kadınlar değişen hayatlarıyla birlikte bazı haklar elde etmişlerdir, fakat bu kendi taleplerinden çok genç cumhuriyetin siyasal haklarını onlara vermesiyle olmuştur. Bu nedenle kadınların hayatlarındaki bu değişiklikler özerk bir kadın hareketine değil, tek parti döneminde Kemalist yönetimin belirlediği ‘devlet feminizmine’ atfedilir. Devlet feminizmi olarak adlandırılan dönem Cumhuriyetin kurulmasıyla başlar. Kadınların bu aşamadaki durumu ilk feminist dalga olarak nitelendirilir.47
Tekeli’ye göre devlet feminizminin katkısıyla kurulan TKB, 1935-1948 yılları ile 1980 yılı hariç hemen-hemen kesintisiz olarak çalışmayı sürdürmüş bir dernektir. İlk kurulduğu tarihlerde (1923-1935) hayli ilerici tavırlar ortaya
46 Zerrin EDİZ, Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Kadın Örgütlenmeleri, Kadın Hakları Açısından Bir İnceleme(1923-1993), Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, İstanbul 1994, s. 302-303.
47 Şirin TEKELİ, Birinci ve İkinci Feminist Hareketlerin Karşılaştırmalı İncelemesi Üzerine Bir Deneme, 75 Yılda Kadınlar ve Erkekler, içinde.der Ayşe Berktay Hacımirzaoğlu, Tarih Vakfı Yurt YAYINLARI, İstanbul, 1998, s.337-346.
koyarken, sonraları bu özelliğini hemen hemen yitirmiş gibidir. Sol dernekler, TKB’nin bu süreçteki konumunu diğer bazı kadın dernekleriyle birlikte değerlendirerek “kadınların vakitlerini boşa geçirmemek için kurdukları, yalnızca çaylı içkili toplantılar düzenleyen masa başı dernekler” olarak eleştirmekte idiler.
Her ne kadar derneklerin siyasetle ilgisi kesilmeye çalışılmışsa da TKB baştan itibaren bunu başaramamış, 1920’li yıllarda radikal düşüncelerle hareket ettiği, siyaset yaptığı şeklinde eleştirilirken, 1950’li yıllarda gerçekten iktidardaki partiyle bütünleşen bir görüntü ortaya koymuş ve iktidar partisinin yani DP’nin kadın kolları gibi çalıştığı ifade edilmiş, 1960-1980 yılları arası ise genelde muhalif bir kimlik kazanarak bu kez CHP yanlısı bir siyaset yürütmüştür48. 1980 sonrası ise biraz daha aktif bir etkinlik ortaya koymaya başlamıştır. Bu bütün dernekler için geçerlidir. Çünkü kadınlar radikal dinci hareketlerden endişe duymaya başlamışlardır. Bu hareketlerin kadın haklarını tehdit ettiği düşüncesindedirler ve bu düşünce doğrultusunda Cumhuriyet tarihi’nin en etkin çalışmalarını ortaya koymaya başlamışlardır.
1948’den itibaren kurulan kadın derneklerinin amaçlarında dikkati çeken bir özellik Atatürk Devrimiyle elde edilen kazanımların yitirilmesi endişesiyle hareket edilmeye başlanmasıdır. Kadınlar 1923’te eşit haklar kazanmak için örgütlenmişken, aradan yirmi yıldan biraz fazla zaman geçtiğinde ise artık elde edilen hakları koruma kaygısı ile örgütlenmeye başlamışlardır. Kadınların daha 1950’li yıllarda gericilikten, gerici hareketin gelişiminin kadın haklarını geriye götürmesinden endişe duymaya
48 Zerrin EDİZ, age, s.307.
başladıkları görülmektedir. Bu tarihten sonraki kadın örgütlenmelerinin birçoğu bu kaygıyla gerçekleştirilmiş ve elde edilen hakları koruma ya da savunmaya yönelik örgütlenmeler oluşturulmuştur. Bu nitelikteki tüm örgütlenmelere, söz konusu örgütlerin dışındaki kadın çevrelerince “Kemalist Kadın Dernekleri”49 adı verilmektedir.
Bu derneklerden olan Kadın Haklarını Koruma Derneği 1954’te kurulmuştur. 50 Derneğin amacı Türk devriminin kadınlara sağladığı hakları korumak ve kadın haklarını her alanda erkek hak ve yetkilerine eşit hale getirmeye çalışmaktadır. Dernek 1959’da Uluslararası Feminist Kadınlar Kulübü’ne üye olmuş, bu çerçevede Avrupa’da veya İstanbul’da her yıl açılan kadın sanatçılara ait sergilere katılmıştır. Kadın haklarıyla ilgili konularda bi- limsel toplantılar düzenlenmiş, 1977’de Medeni Kanun’daki değişiklik yasa tasarısını hazırlayarak parlamentoya iletmişlerdir.
1948 yılından itibaren Türkiye’de uluslararası kadın örgütlerinin uzantısı olan kadın dernekleri de kurulmaya başlanacaktır ki bu dernekleri de Kemalist kadın dernekleri arasında saymak olanaklıdır.
1950’li yıllardan itibaren kadın hareketinde bir başka özellik daha ortaya çıkmıştır. Bu özellik Türkiye’nin dış politikadaki yönelimlerine uygun olarak kadın örgütlenmelerinde de Amerikan etkisinin çok açık bir şekilde görülmeye başlamasıdır.
49 Zerrin EDİZ , age, s.303
50Kurucuları, Mediha Gezgin (emekli müzik öğretmeni), Safiye Karaduman (ev kadını), Saide Çalt (muharrir), Muammer Develi’dir (eski Tokat milletvekili).
Şöyle ki; dış politikada Amerika’ya yakınlaşmaya başlanmasının etkisiyle kadın örgütlenmesinde, ya anavatanı ABD olan dernekler (Soroptimist Derneği gibi), ya da ABD”de dernek kurucusu olan bazı kadınların, önerilerde bulunmaları ve Türk kadınlarını yönlendirmeleri sonucu kurulan dernekler (Kadın Konseyi Demeği gibi) ortaya çıkmıştır.
Gene Türk-ABD ilişkilerinin sıkılaşmasının kadın örgütlenmelerinde ortaya koyduğu bir başka özellik, dostluk ve kültür dernekleri adıyla Türk kadınlarının Amerikalı kadınlarla birlikte dernekler kurmalarıdır. İlginç olan bir başka konu kadınların Amerika’yla ilgili olarak aynı tarihlerde, birden çok dernek kurmuş olmasıdır. Bu tarihte kurulan Türk-Amerikan Kadınları Kültür Derneği bu gün hala faaliyetini sürdüren, bu anlamda Cumhuriyetin en uzun ömürlü derneklerinden sayabileceğimiz bir dernektir.
Dış politikayla kadın örgütlenmeleri arasındaki ilişkiyi ortaya koyan bir başka nokta da Amerika ile kurulan dostluk derneğinin ardından kurulan İran ve Pakistan dostluk dernekleriyle kadınların adeta o dönemin bölgesel işbirliği örgütlenmesi olan CENTO benzeri bir örgütlenmeyi kendi aralarında gerçekleştirmiş olmalarıdır. Bu derneklere bakıldığında kadın örgütlenmelerinin ne denli dış politika paralelinde geliştiği de görülmektedir.
1950’li yıllarda kadınlar için bir başka örgütlenme şekli ortaya çıkmıştır. Bu örgütlenme kuşkusuz doğrudan kadın haklarıyla ilgili bir örgütlenme değildi. Ancak kadınların politize olmasında çok önemli işlevi olmuştu. Söz konusu olan örgütlenme “parti kadın kolları’’dır. 1980’e kadar Türkiye’de parti kadın kolları kadınların politikaya katılmalarını sağladığı için
kadınlar açısından önemli bir örgütlenme sayılması gerekmektedir. Özellikle 1952-1980 yılları arasında CHP kadın kolları incelendiğinde bu örgütlenmelerin kadınlar için önemi ortaya çıkmaktadır. Çünkü CHP’nin kadın senatör ya da milletvekilleri, kadın kollarını “okul” olarak nitelemekte ve buradan yetiştiklerini belirtmektedirler. Kadının siyasallaşmasının ise kadın hakları açısından önemi yadsınamaz bir gerçektir.
İç politikadaki gelişmelerin kadın örgütlenmelerine etkisi ise incelenen tüm süreç içinde ortaya çıkmaktadır. Türkiye’yi etkileyen düşünce akımları, kadın örgütlenmelerinde kendini gösterdiği gibi, gerçekleştirilen her askeri darbe sonucunda bu darbeleri yapanların hazırladıkları anayasalar ve dernekler yasalarının kadın örgütlenmelerini de olumlu ya da olumsuz olarak etkiledikleri görülmektedir, örneğin 21 Mayıs 1960 askeri darbesini yapanlar tarafından gerçekleştirilen 1961 Anayasası örgütlenme özgürlüğünü genişletirken, kadınlar da bu ortamdan yararlanmayı başarmışlar, o yılllara değin Türkiye’de görülmeyen nitelikte “milliyetçi” ya da “devrimci” dernekler kurmaya başlamışlardı. Böylece Türkiye’de kadınlar, yalnızca Atatürk Devriminin sağladığı yasal eşitlik koşullarını korumak ya da savunmak amacıyla değil, devrimci veya milliyetçi düşünceleri savunmak için de dernekler kurmaya başlayacaklardır.
1960’lı yıllar ve 1961 Anayasası bu oluşumu başlatan yıllar ve yasal ortam olmuştur. 1960’lı yıllardan itibaren Türkiye’yi etkilemeye başlayan
“milliyetçi”, “sosyalist” ve “İslamcı” düşünce, kadın örgütlenmelerinde kendisini göstermeye başlamıştır. Bu düşünceler doğrultusunda kurulan
kadın dernekleri Atatürk Devrimiyle getirilen kadın haklarını ya eleştirecekler ya da benimsemeyerek, kabul etmeyeceklerdir.
Asıl gelişme ise 12 Mart 1971 askeri müdahalesine karşın 1970’li yıllarda olacaktır. 12 Mart müdahalesi sonrasında kabul edilen yeni Dernekler Yasası ile örgütlenme özgürlüğü kısıtlanmıştı. Kadınlar bu yasal çerçeveye karşın, 1960’lı yıllarda başlatılan açılımı sürdürerek siyasal örgütlenmeler gerçekleştirmişlerdi. 1970’li yıllar, Türkiye’nin siyasal koşullarına uygun olarak kadınların daha yoğun bir şekilde siyasal nitelikte örgütlendikleri yıllar olmuştur.
1970’lerdeki sosyalist hareketin baskınlığı, eşitsizlikleri, sınıflar arası uçurum, az gelişmişlik, dışa bağımlılık gibi konuları ülke gündemine taşımıştır. Eşitsizlik ve sömürü gibi kavramların tartışıldığı bu ortamda kadınlarda yasalarda var olduğu söylenen eşitliğe rağmen eşit olamayan bir cinsi oluşturdukları bilinci doğdu. Bir önceki dönemde ezilen kadının kırsal kesim kadını olmasına rağmen bu kez ön plana çıkan işçi kadındı. Kadının hem işte hem evde çifte emek kullanmaktan kaynaklanan sorunlarının çözümü sosyalizm olarak gösteriliyor ve kadın sınıf mücadelesine davet ediliyordu.51
Dönemin en önemli kadın örgütlenmesi, İlerici Kadınlar Derneğidir ki kuruluş tarihi 1965’tir. 52 Dernek, tüzüğünde çalışan kadınların bağımsızlık, özgürlük ve eşitlik haklarını Atatürk ilkeleri ışığı altında savunmak, bu
51 Ayşe SEVİM, age, s.108.
52 Sosyalist kadın kuruluşları 1970 lerin ortalarına kadar çok çeşitli şekillerde örgütlendiler. İlerici Kadınlar Derneği, Demokratik Kadınlar Birliği,Emekçi Kadınlar Birliği bunlardan bir kaçıdır.
İlerici Kadınlar Derneğinin kurucuları Beria Onger (avukat), Hayrunissa Candan (ilkokul müdürü), Türkân Çavuşoğlu (memur), Güzin Güner (memur), Mevhibe Demiray’dır (memur).
konudaki gericilikle savaşmak ve kadınların haklarını kullanmadaki bilinç düzeylerini yükseltmek amacında olduğunu belirtir. 1970’te kapanmıştır.53
İlerici Kadınlar Derneği, 1975’te, yine Beria Onger (avukat), Nursel Üstün (mühendis), Vahide Yılmaz (montör), Zuhal Meriç (öğretmen), Şeyda Talu (ev kadını), Dora Küçükyalçın (hekim), Zülal Kılıç (memur), Gönül Taylan tarafından kurulmuştur. Dernek, kadınlara tanınmış sosyal ve ekono- mik hak ve özgürlüklerin kâğıt üzerinde kalmaması, günlük yaşamda somut olarak uygulanması ve geliştirilmesi için yasaların tanıdığı tüm olanakları kullanarak uğraşmak amacındadır. Ağustos 1975’ten 1980’e kadar düzenli olarak Kadınların Sesi adlı bir dergi çıkarmıştır. Kadın Sorununun Tarihsel Gelişimi, Ana ve Emekçi Kadın Olarak İşçi Kadının El Kitabı gibi çeşitli yayınları bulunmaktadır. Emekçi kadınlara yönelik, dernek lokalinde; sen- dikalarla ortak olarak sendika lokalinde, fabrikalarda okuma yazma kursları açmıştır. Kadınlar için 20 yılda emeklilik, kreş, gündelikçi kadınların sigorta kapsamına alınması konularında kampanyalar açmış, 8 Mart ve 5 Aralık günlerinde etkinlikler düzenlemişlerdir. Uluslararası Demokratik Kadınlar Federasyonu UKDF’ye üye olmuştur. 1979’da Sıkıyönetim Komutanlığı kararıyla kapatılmıştır.54
Türkiye’de kadınların ikinci büyük örgütlenmesinin İlerici Kadınlar Derneği (İKD) olduğu söylenebilir. TKB’nin aksine faaliyet süresi oldukça kısa sürmesine karşın bu derneğin büyük örgütlenmelerden sayılmasının nedenlerinden biri 1975-1979 yılları arasında oldukça kısa sayılabilecek bir
53 Zerrin EDİZ, Kadın Örgütleri (Cumhuriyet Dönemi), İstanbul Ansiklopedisi, Sayı 33, 1994, Kadın Eserleri Kütüphanesi, s.356.
54 Zerrin EDİZ, age, s.357.
etkinlik süreci olmasına karşın üye sayısının 15.000’e, şube sayısının ise 33’e (35 tane de temsilcilik) ulaşması nedeniyle sayısal açıdan güçlü bir kadın örgütü olmasıdır.
Düzenli olarak yayımlanan “Kadınların Sesi” adlı yayın organının ulaştığı 44.000 tiraj bu güne değin hiçbir kadın örgütünün yayın organının ulaşamadığı bir tirajdır.
Kadınlar için o güne değin ilk kez ifade edilen ve gene o güne değin bir kadın derneğinin programına aldığı en kapsamlı talepleri, özellikle kırsal kesim kadınları ile işçi kadınlar için Türkiye’de ilk kez ifade edilen koşulları ve istekleri programına alarak bunları gerçekleştirebilmek için çalışmalarını oldukça disiplinli ve kesintisiz olarak sürdürmüştür. İKD hareketi içinden gelen birçok kadın, bugün 1980 sonrası kurulan dernekler ve vakıflarda kadın hakları için çalışmalarını sürdürmektedir.
Bu nedenlerle İKD, hem dönemindeki hem de bugünkü bir çok derneği etkileyen bir kadın örgütlenmesi olma özelliği taşımaktadır.55
Ayrıca, 1972’de kurulan56 Türkiye Ulusal Kadınlar Partisi, 1924’ten sonra İstanbul’da kadınların tek siyasal parti kurma girişimleridir. Amacı, kadınların ülkenin kaderine erkeklerle eşit olarak katkıda bulunmalarının koşullarını sağlamak, kadının da insan ve vatandaş olduğunu topluma kabul ettirmektir. Parti, gereklerini yerine getiremediğinden 1973 ve 1977’de
55 Zerrin EDİZ, Cumhuriyet Döneminde Türkiye’de Kadın Örgütlenmeleri, Kadın Hakları Açısından Bir İnceleme,(1923-1993),Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, İstanbul 1994, s.308
56 Kurucuları Mediha Gezgin, Melike Bayburt, Münire Ekşioğlu, Mübeccel Göktuna, Neda Orer, Şükriye Erker, Fahriye Ünen.
seçimlere katılamamış, 1980 askeri darbesinden sonra diğer siyasal partilerle birlikte faaliyeti durdurulmuş, daha sonra da kapatılmıştır.
Bu dönemde Türk Kadınları Kültür Derneği (1970) gibi milliyetçi yaklaşıma sahip, kadınları yok olan Türk Kültürü korumak konusunda bilinçlendirmeye çalışan kuruluşlara da rastlanmaktadır.
1976 da birçok kadın kuruluşu bir araya gelerek, Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu’nu kurmuştur. Bunda Birleşmiş Milletler’in 1975 yılını Uluslararası Kadın Yılı olarak ilan etmesinin de büyük payı vardır.
1980 yılına gelindiğinde, Türkiye’deki bunalımın nedenini örgütlenme özgürlüğünde gören Parlamento, Dernekler Yasası’na yeni sınırlamalar getirmiştir. Mecliste yasanın 35. maddesi üzerinde anlaşmaya varılmış,
“derneklerin hiç bir şekilde siyaset yapmayacağı” kabul edilmiştir. Böylece siyasal ve toplumsal bunalımların sona ereceği düşünülmüştür. Ancak bu düzenlemeler de 12 Eylül 1980 askeri darbesine engel olamamış, 12 Eylül darbesini gerçekleştirenler bu düzenlemeleri de yeterli bulmayarak örgütlenme hak ve özgürlüklerinin olabildiğince kısıtlandığı yeni bir anayasa ve dernekler yasası yapma gereği duymuştur.
Askeri darbeyi gerçekleştirenler faaliyette olan kadın derneklerini kapattıkları gibi yeni bir anayasa ve dernekler yasası yürürlüğe girinceye kadar dernek kurmayı da yasaklamıştır. Bu yasaklı dönemde kapatılan
derneklerin arşivlerine el konulup, bazıları için davalar açılmış, kadın örgütlenmelerinin tarihi silinmeye çalışılmıştır.57
Kadınlar bu yasaklı dönemde de örgütlenme hareketinin sürekliliğini sağlamaya çalışmıştır. Bu süreklilik de dernek kurmanın yasak olduğu süreçte şirket veya vakıf olarak örgütlenme şeklinde gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Önce şirket kurulmuş, ardından vakıf kurulmuş, yeniden dernek kurma hakkı verildiğinde de dernekler kurularak bu süreklilik gerçekleştirilmiştir. Böylece kadın örgütlenmesi tarihindeki tek kesinti 1935- 1948 yılları arasındaki kesinti süreci olmuştur.
Cumhuriyetin ilanından 1980’li yıllara gelinen dönemde dernek ve vakıf olarak örgütlenmelerinin hemen hemen hepsinin etkinliklerinde birleştikleri noktalar, yasalardaki (Medeni Kanun, Türk Ceza Kanunu) kadın- erkek eşitsizliğine yol açan maddelerin değiştirilmesi çabaları, bu bağlamda alternatif yasa önerileri,58 özellikle üniversitede okuyan kız öğrencilere burs verme, çalışan kadınların kreş sorununa çözüm bulmaya yönelik çalışmalar, kadınlara yönelik okuma-yazma kursları ile ekonomik bağımsızlık elde etmelerini sağlayacak el becerisi kazandırma kursları açmak amacıdır.
Kırsal kesim kadınları için Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri kadın örgütlerinin karşı çıktıkları ve değiştirilmesini ifade ettikleri ortak talep ise
“Başlık Parası”dır.
57Zerrin EDİZ, age, s.305.
58 Bu konudaki ilk görüşler kadın örgütleri tarafından 1950’li yıllarda ifade edilmeye başlanmış, 1970’li yıllarda ise ilk alternatif yasa önerisi hazırlanarak Meclis’e iletilmişti, bu çabalar 1980’li ve 1990’lı yılar da sürdürülmüştür.
En çok kapatılma sorunuyla karşılaşan dernekler ise sol kadın dernekleri olmuştur. Sol hareket içinde yer alan ‘devrimci kadın dernekleri’
özellikle köyden kente göçün sonucunda büyük kentlerde oluşan gecekondu kesiminin kadınlarına yönelik çalışmalar yapmışlardır.
Cumhuriyet dönemi kadınlar için yasal düzlemde ve kamusal alana ilişkin getirdiği bütün “özgürleştirici” dönüşümlere karşın, geleneksel kültürün temel taşları olan ataerkil aile ve erkek egemen toplumsal ilişkileri özellikle özel alan düzleminde pek fazla sorgulanmamıştır. Toplumun cinsiyet ve yaş hiyerarşisine dayalı yapısına özel alanda karşı çıkılmazken kamu alanında eşitlikçi ve çağdaş bir siyasal düzen yaratılmıştır. Cumhuriyet döneminde bir çok kadın için eğitim, meslek, iktisadi bağımsızlık, toplumsal hareketlilik, siyasal etkinlik yolları ilk defa açılırken, kadınların büyük çoğunluğunun gündelik yaşam koşulları ve deneyimlerini değiştirici olarak erkek egemen yapı ve değerlerin kırılması çok da vurgulanmamıştır. O dönemde ülkenin içinde bulunduğu özgün siyasal-sosyal koşulları ve dünyada kadın hakları söyleminin genel gelişme düzeyi düşünüldüğünde çok da doğal karşılanılacak bu durumun gündeme getirilmesi ve değiştirilmesi için hem yeni bir söylem yaratılması hem de somut adımlar atılması talepleri, Türkiye’de ancak 1980 sonrası dönemde söz konusu olmuştur.
Sonuç olarak şunu da söyleyebiliriz ki; Cumhuriyet Döneminde çok çeşitli amaç ve nitelikte kadın örgütlenmeleri gerçekleşmiş olsa da ağırlıklı örgütlenmeyi “Kemalist Kadın Örgütlenmeleri” oluşturmaktadır. Atatürk Devrimi ile elde edilen kadın haklarını ve konumunu yitirmek istemeyen hatta daha da geliştirmek isteyen kadınlar giderek artan sayıda örgütlenmektedirler
(dernek, vakıf gibi). Hele kadın haklarını tehdit eden özellikle 1980 sonrası yoğunlaşan anti-laik hareketlere karşı çok daha güçlü, duyarlı bir şekilde ve örgütlü olarak mücadele etmektedirler.