SELÇUK ÜNiVERSiTESi
2. Milli
Mevlana Kongresi
e V
.. ( TEBLIG~ER)
3 - 5 MAYIS 1986
KONYA
SELÇUK ÜNİVERSİTESİ BASIMEVİ 1987- KONYA
MEVLEVİLİKTE SAN'AT VE SAN'ATKAR
Semih SERGEN
Sayın başkan, değerli dinleyenler, gönül dostları,
"Mevlevilikte san'at ve san'atkarlar» konusuna başlarken önce Mevlai Mevlana Celaleddin-i Rümi hazretlerinin san'at ve san'at-
karlığından söz etmek istiyoruz.
Tanrı aşkını büyük coşkular içinde yaşayan velilar çoktur. Ama bu aşkı, san'atkar gönlünün volkanından, şiir dalgaları halinde
asırlar ötesine saçan bir vetiye raslamak mümkün değildir. Yüce
Mevlana'mızın söylediği coşkunlukta, yücelilcte, güzellikte mısrala
ra rastlamak yüzyıllar sonra da mümkün olamamıştır.
«Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur, diyen yüce Mevla- na, Tanrının sonsuz aşkını bütün benliğinde duymuş, o aşkı anlata- bilmek için, şiirin sihirli dünyasından yararlanmıştır. Ancak onun
şiirlerini başka şairlerin şiirleriyle kıyaslamak doğru olmaz. Sultan Veled şöyle buyuruyor : ·
«Erenlerin şiiri, tamamiyle tefsirdir, Kur'an'ın sırlarıdır. Çün- ki onlar, kendi vevrlıklarından yok olmuşlardır. Hak'ladır varlıkları,
onların işleri-güçleri, duruşları Haktandır. Onlar Tanrının kudret elinde alettir anealL Şairlerin niyetleri; üstünlüklerini göstermek, kendilerini belirtmek içindir. Erenlerin şiirleriysa hırsı terketmek- ten, nefsi yok etmekten meydana gelmiştir. (1),
"Akıl, aşkın şerhinde' aciz kalmıştır. Aşk ve aşıklığın hakikati- ni ancak yine aşk söyleyebilir.»
Böyle buyuruyor aşk sultam. Aklın aciz kaldığı aşkı söylerken
iş gönüle düşer. Gönüller sultam da gönlünün bütün ihtişamıyla şiir'in kalıplarım parçalar, ateşten mısralar yakırır. Özellikle Hz.
Şems'in kaybından sonra, hiç sönmeyen aşkını bir ateş topu halin- de büyüten Aşıklar Sultam, Sema, Musiki, şiirle dopdolu yaşar.
(1) ... S.ulta~ Veled. ibtida-name. Sayfa 65. Cev: Abdülbil:ki Gölpmarlı. Konya Turizm Derneği 1976.
172 Semih Sergen
Çevresindeki insanları da sınıf farkı gözetmeden bu aşk'dan haber- dar eder, bu aşk içinde yaşamaya çağırır.
«Aşk elini boyuuma atar bem kucaklarsa ne yapabilirim? Tu- tar onu kucaklar, semaa girerim. Zerrelerin kucakları, güneşin ışı
ğıyla doldu mu hepsi de feryad etmeden raksa kalkar, semaa girer.»
CDivan-ı KebirJ
Şiirin gerçek üstadları sayılan Goethe, Victor Hugo, Ruckert gibi batılılar yanında, Molla Cami, Nef'i, Nabi, İkbal, Şeyh Galip, . Yahya Kemal gibi, doğuının şiir ustaları da Hz. Mevlana'yı söz ve
gönül mülkünün sultam olarak görürler.
Molla Cami şöyle anlamıştır Hz. Mevlana'yı
~'An (feridUn.-ı cihan-ı (2) manevi Bes büved bürhan-ı kadres Mesnevi Men çi g(ı.yem vasf-ı an alicenab Nist Peygamber Veli dared kitab.»
Manevi cihanm hükümdan olan onun yüce mertebesine Mesne- Y:i bir delildir. Ben o aticenap zatm vasfı hakkında ne söyleyebili- rim. O, Peygamber değildir ama, ltitabı vardır.
Şairler yücesi koca Yunus da:
«Mevlana Hüdavendigar bize nazar kılalı
Onun görl<..lü nazarı gönlümüz aynasıdır.»
diyerek seslerur., Gönül Sultanma.
Hz. Mevlana, «Ben şiirden de kafiyeden de uzağırn, der, ama gene de gerçek şiirin tutsak eden siJ:ı .. rine kapılır, ve bu kaynaktan sebiÜer sunar yüzYıllar ötesine. İşte Divan-ı Kebir'den bir kaç örnek:
«Ben senin yaratışının sesiyim, susan şeylerin sesiyim ben. Yıl
dızlar, elmaslar ve susan herşey seru lllulamak için bellİm sesimi
kullanır. Ben her sevenin sesiyim. Dertlllerin sızlamşı, inleyişiyim."
«Güneş olmak ve altın ışıklar halinde ummanlara ve çöllere
saçılmak isterdim. Gece esen ve suçsuzlarm alıma karışan yaz rüz-
garı olmak isterdim."
«Berum hayalleıim, akşamları, kimsenin bilmediği, güneşin ih- -
tişamlı akislerilli si:ıldığı mavi göllere, su içmeğe gider.»
(2) Feridıin-i Cihan .. .İran ve Osmanlı edebiyatında adaletiyle meşhur hü- kümdar.
Mevlevilik'te San'at ve San'atkar . 173
«İlk dünya, kan içinde dalgaların enginlerinden doğdugu ·vakit, ben güneştirtı. Dünyanın gözyaşlarını sildinı ve onu öpüşlerimle
s ardım.»
1
<<Ölü idim, dirildinı. Gözyaşı idinı, gülümseme oldum. Aşk dev- leti geldi, sonsuz devleti buldum.» Bütün varlığıının sebebi olarak
gördüğüm ilahi aşkı ifade edebilmek için Neylerin, Rebab ve Ku- dümlerin coştuğu bir toplulukta semaa kalkıyor, irticalen söylediği
Rubai ve gazellerle aşk makamına taze can sunuyordu. İlahi aşkın, Musiki, Raks ve Şiir olarak ifade edildiği bu toplantılar sınıf farkı
gözetmeksizin devren sultanlarından dervişlerine kadar herkesi
coşturuyor, kendinden geçirip aşk saltanatma esir ediyordu. Hz. Pir;
Musikiyi, Raksı, Şiiri yüce yaratıcımıza duyduğumuz ilahi aşkta
güzel bir aracı olarak kullanmamızı öğütlemiş, adeta teşvik etmiş
tir. Oğlu Sultan Veled için yazdığı şu rubailer bunun en güzel ör- nelderidir :
«Muhammed'in (Sultan Veledl gözleri yumuluyor, uyuyor ade- ta, rebap da zayıfladı, fakat uyuma, bu söz altın değilse, altın defi- nesidir.» bir başka şiirinde;
«Muhammed gözlerini yummuş, yay elinde kemençeyi yavaş yavaş çal:mada, feryad onun uykusundan.,
«Muhammed'in ne hoş bir adeti, ne güzel bir huyu var. Bizi ka-
ranlık gecede sessiz-sada'sız bırakmıyor. O rebabı sehere dek ok-
şuyor, uykusu gelse bile uykunun boğazını sıkıyor. (Divan-ı Kebir).
Hz. Mevlana'nın bütün mücadelesi, İslam'ın özünde alınayan
taassubu, kısır ve dar düşünceyi İslam'a yakıştıranlarla olınuştur.
Bu onurlu mücadele meyvalarını vermiş, alemi cemale teşrillerin
den sonra «Onun adıyla ve ona yapılan türbe çevresinden ona bes- lenen saygı özelliğinden, yurda ve dünyaya yayılmış, tarihte yerini
yapmış, düşüncede silinmez izler belirtmiş, zamanında, halka nefes
aldırmış ve köylere kadar yayılmış, devrinde, şehre kapanmış ve
aydın zümreye malolmuştur. Zamana göre değişen adetleıiyle, çev- resinden alıp kendisine malettiği gelenekleriyle adabıyle, erkaniy- le, semaıyla, safasiyle, vefasiyle, vecdiyle, aşkıyle kendi içinde kal-
mış, sırrolınuş, bilinmemiş, bildirilınemiştir. (3)
Hz. Mevlana'nın gerçekler alemine geçişinden sonra, sevgili ve
aydın oğlu Sultan Veled tarafından kurulan Mevlevilik, özgür dü-
şünceye,' san'ata ve san'atkara, sonsuz bir hoşgörü ortamı hazırla-
(3) ... Abdülbakl GÖlpınar lı. Mevlana'dan sonra Mevıevilik:.
174 Semih
mıştır. Kurulduğu günden. beri, Türk san'atkarının yetişmesi için
sıcak ve samimi bir dost çevresi geliştirmiş, Allah'a, onun yüce
Peygambeıine, aşk ve sevgi Piri Hz. Mevlana'ya sıkı sıkıya bağlı bir san'at yuvası olmuştur.
Mevleviliğe intisap eden kişi, sikkesi şeyh tarafından tekbir- lendikten sonra, dergah dedelerinden birine sema meşk ettirmek üzere emanet edilir. Sema'ı öğrenen Mevlevi, kabiliyetine göre ney, musiki nazariyatı ve usulünü öğrenmeye, na'at ve ayin meşketme
ye, mesnevi dersi almaya, el sanatlarıyla uğraşmaya başlar. Bu ara- da Mevlevi adab ve erkanını öğrenir. Böylece bir taraftan inanç sis- temini geliştirirken bir taraftan nlhen zenginleşir, san'atın en az bir dalında uzmanlaşır. Abdilibaki Gölpınarlı, Mevlevi adab ve er-
kanında bu konuyu şöyle açıklıyor.
«Dedenin hücresi, nev-niyaz için bir terbiye ve yol mektebidir.
Sema çıkaran nev-niyaz, kabiliyetine göre naad, ayin meşkeder,
mukabelede bulunur, hizmet adabını beller. Ona mesnevi okutulur, tasavvuf kurallarını, sohbetlerde bulunarak, mesnevi okuyup, açık
lamalarını araştırarak, dinleyerek benimser. Şiire kabiliyeti · varsa,
yazdığı, okuduğu şiirler, talilil ve tenkit edilir. Yahut ney üfler, usul belleyip kudüm ça.lmayı talim eder. Ustalaşırsa mitrıpa alınır, liya- kat elde ederse mesnevi-han'lık verilir. Gün geçtikçe nasıl yürüye-
ceği, nasıl yatılacağı, nasıl kalkılacağı, nasıl hitab edileceği, nasıl
cevap verileceği, en küçük noktasına kadar dedesi tarafmdan işa
retle, sözle, hareketle ve dilı:katle belletilir. Bu üniversitede, zaman- fa o da mevlevi adab ve erkanının bir mümessili olur, mevlevi ada-
l;nnı, mavlevi zarafetini o da temsile başlar, o da bir öğretıci olur."
«Mevlevilik, ·güzel sanatları kucaklamış bir yoldur, bu itibar la bilhassa şürle müzikte, tariht een ileri ustaları bu yol yetiştirmiş
tir. (4)"
Ordinaryus Profesör Sayın Sadi Irmak da bir makalelerinde
şöyle diyor :
«Hz. Mevlana, güzellik dini olan İslamlığı yine asli safiyetine irca ederken, mus!F.inin rulV-ara vecd veren il11amına ve il8.hi coş
kunluğun esiri ve sembolü olan raksa karşı düşmanlık duyaııları
yola getirmek için bütün ömrü boyunca uğraşmıştır. Bu emekler-
(4) ... Abdülbaki Gölpınarlı. Mevlana Güldestesi 1975 sayfa 32, Konya Turizm
Derneği yayını.
Mevlevilik'te San'at ·ve San'atkil.r 175
den büyük bir musiki doğmuştur. Yunus'u, Aşık Paşayı, Şeyh Ga- libi, Itriyi, Dede'yi yetiştiren o okuldur. (5),
«Mevlevilik bir irfan ve terbiye ocağıdır. Asırlarca feyiz dağıt
mıştır. (6) "·
Mevlana hümanizmasının karakteristiği, güzel san'atlar kültü- rünü bir ekol haline getirmiş olmasıdır. İnsanları birbirine bağla
yacak ve hoşgörü fikrini güçlendirecek faktörler arasında güzel
san'atların, özellikle edebiyat, musiki ve raksın rolü herkesçe bilin- mektedir. Mevlana'nın kurduğu güzel san'atlar ekolü dünyanın en feyizli eğitim müesseselerinden birisi haline gelmiştir. Nef'i ve Şeyh
Galip başta olmak üzere sayısız şairler, Itri ve Dede başta olmak üzere başlıca büyük besteciler bu ekolden yetişmişlerdir. Mevlana
hümanizması Mevlevi dediğimiz özel bir insan tipi yaratmıştır. Son-
raları· bozulmuş olsa bile, bu insan tipi ruhta derinliği olan, güzel san' atlara aşık, insanları seven ve affeden bir insan tipidir. (7),
Şimdi de Değerli Hocamız, cennetmekan Ord. Prof. Süheyl Ün- ver bey' e kulak verelim :
«Mevlevi tekkelerinin en yoğun bulunduğu yer İstanbul'da Ade- ta burası Mevlevilik merkezi idi. Münevverler ve her sınıf halk,
aradıklarını hll!'ada buluyorlardı. Bu yerler adeta birer san'at aka- demisi idiler. Daima ilerleme gösteren Türk Mılsikisi'ni burada din- elyip anlıyor, edebiyat meraklıları aradıklarını burada buluyorlardı.
El san'atları ile uğraşan bazı dervişler, eğer dede iseler, ken'Clilerine tahsisi edilen odalarda güzel yazı CHüsn-ü hat) kalem makta'ları, bazı fildişi oyma işlerini merakı olanlara belirli günlerde öğretiyor
lardı. Mevleviler feyz'in, yani rılhi gelişmenin bir keramet olduğu
na inanırlar. Dergaha giren en cahil insan bile her hususu anlama- ya çalışır, edeb'le konuşmasını öğrenirdi. Mesnevi açıklamalarını
dinler, İslami terbiye ve ruh ;alemimizden irfan payını alır, cemi- yette dürüst ve seçkin bir insan haline gelirdi. (8)
Sayin Şahabettin Uzluk da «Mevlevilikte Resim- Resimde Mev- leviler» adlı eserinde bir konuyu şöyle ifade ediyor.
«Edebiyat ve san'atın bütün şubeleri bu feyizle ocaklarda gös-
(5) ... Ord. Prof. Sadi Irmak. Mevlana Güldestest 1966. Konya Turizm Derne-
ği yayınları.
(6) ... Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak-Aynı eser.
(7) ... Ord. Prof. Sadi Irmak -Mevlana Güldestesi 1975 -Konya Turizm Der-
neği yayını.
(8) ... Ord. Prof. Sülıeyl ünver. Sevaklb-ı Menakıb. Organon, İstanbul 1973.
176 Seınilı Sergen
terilmekte idi. XVIII. asra kadar, bu kibar ve asil tarikat evlerinde yüzlerce Alim, Şair, Hattat, Müzehhip, Ressam, Musikişinas, Mücel- lit, Oyrnacı, Tabib dervişler, manevi feyizlerini maddi hünerlerle
tamamladılar. Türk Resim hayatında, başlarında altıini sikkeleri,
arkalarında yırtmaçlı hırkalanyla bir mevleviler yeri var.»
Mevlevilik, yedi yüzyıldan fazla bir süredir geniş Anadolu top-
rakları üzerinde islamiyetın öz cevherindeki güzellik ve hoşgörüyü
yaymak içiı.-ı, taassuba savaş açmış. Bilirnin .ve san'atın hizmetinde ve her biri kendi yollarında üstad olan ünlü ve gönül sahibi, şairler, Musikişinaslar, Ressamlar, Düşünce ve Fikir adamları yetiştirmiş
tir.
Mevlevilik, Yüce yaratıcımızın ilimle ve gönülle bilinmesi için, Hz. Pir efendimizin yaşadığı gibi güzel san'atlar kültürüyle ve en- gin bir hoşgörüyle gidilen bir yoldur. San'atın paha biçilmez pota-
sında, Sant'atkarla varilan gönül kaynağıdır.
Arz-ı niyaz ederim efendim ...