TV DİZİLERİNDE YER ALAN KARAKTERLER İLE KURULAN PARASOSYAL ETKİLEŞİM: BAĞLANMA BİÇİMLERİ VE YALNIZLIK AÇISINDAN BİR İNCELEME

222  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C

ANKARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ PSİKOLOJİ (SOSYAL PSİKOLOJİ)

ANABİLİM DALI

TV DİZİLERİNDE YER ALAN KARAKTERLER İLE KURULAN PAR ASOSYAL ETKİLEŞİM: BAĞLANMA BİÇİMLERİ VE YALNIZLIK AÇISINDAN BİR İNCELEME

Yüksek Lisans Tezi

Özge ARSLAN

Tez Danışmanı

Doç. Dr. Ayda BÜYÜKŞAHİN SUNAL

(2)
(3)
(4)

TEŞEKKÜR

İlk olarak değerli rehberliği ve yol göstericiliği için tez danışmanım Doç.Dr. Ayda BÜYÜKŞAHİN SUNAL’a teşekkür ederim. Yorum ve katkılarının yanı sıra, beni destekleyen, bana her zaman güvendiğini gösteren ve beni onore eden tutumları için ayrıca kendisine minnettarım. Ayrıca jürimde yer alan, yorumlarını benimle paylaşan değerli hocalarım, Prof. Dr. Zehra DÖKMEN ve Yard. Doç.Dr. Andaç DEMİRTAŞ MADRAN’a da teşekkürlerimi iletiyorum. Bugüne kadar bana emeği geçen, kendilerinden çok şey öğrendiğim, tüm hocalarıma da bugünlere gelmemdeki katkılarından dolayı minnettarım.

Küçük yaşlardan beri süregelen psikoloji bilimine olan tutkumu, zengin kültür birikimlerini paylaşarak daha da katlayan Ankara Üniversitesi Psikoloji Bölümü’ndeki tüm hocalarıma da ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum.

Tüm hayatını dürüst, iyi, başarılı ve ahlaklı bir insan olmaya adayan ve beni de bu doğrultuda yetiştiren, çevresindeki tüm insanların derdine çare bulmaya çalışan, hatta bu uğurda kendini bile unutan biricik annem Öğr. Gör. Mücevher ARSLAN’a çok teşekkür ediyorum. Ailesine kendini adamışlığı yüzünden akademik hayatını devam ettiremeyen anneme, O’nun yarıda kalan yolunu tamamlayacağıma dair söz verdiğim günden sonra, akademik kariyerim için attığım bu ilk adım, benim için çok önemliydi. Anneme olan sözümün ilk aşamasını yerine getirebildiğim için de kendimi çok mutlu ve şanslı hissediyorum.

Ayrıca, çoğunlukla ters düşüyor gibi görünmemize rağmen, aslında tüm huylarımı aldığım ve çok sevdiğim canım babam Sabri ARSLAN’a güzel yüreği, merhameti ve desteği için teşekkür ediyorum.

(5)

Bütün kaprisimi, huysuzluklarımı alttan alan, benim için kendinden ödünler veren, herkesin hayatında O’nun gibi bir insana sahip olmasını dilediğim kardeşim Gamze ARSLAN’a bana olan sabrı, anlayışı, sevgisi ve şefkati için de çok teşekkürler.

Son olarak da, içinden çıkılamayacak bir hale getirdiğim çizelgelerimi büyük bir sabır göstererek düzenleyen ruh ikizim, halam Nurhan ARSLAN ELÇİTEPE’ye sonsuz teşekkürler.

Böylesine harika bir aileye doğduğum için de şükrediyorum.

(6)

İÇİNDEKİLER

1.BÖLÜM

GİRİŞ………...1

1.1. Parasosyal Etkileşimin Doğası………..2

1.1.1. Parasosyal Etkileşim ve Parasosyal Ayrılık………...…………..15

1.1.2. Parasosyal Etkileşim ile İlgili Yapılan Çalışmalar………...………...17

1.1.2.1. Romantik İlişkiler ve Parasosyal Etkileşim……….………..24

1.2. Bağlanma Kuramı………28

1.2.1.Yetişkinlikte Bağlanma………..…31

1.3. Bağlanma Biçimleri ve Parasosyal Etkileşim………...………...35

1.4. Yalnızlık………...40

1.4.1.Yalnızlık Türleri……….43

1.5. Yalnızlık ve Parasosyal Etkileşim………...………45

1.6. Araştırmanın Amacı………...………..56

1.7. Araştırmanın Denenceleri………...……….60

(7)

2. BÖLÜM

YÖNTEM………...…..62

2.1. Katılımcılar……….……….62

2.2. Veri Toplama Araçları……….………65

2.2.1. Demografik Bilgi Formu……….………..66

2.2.2. Parasosyal Etkileşim Ölçeği – PEÖ ……….…66

2.2.3. Parasosyal Ayrılık Ölçeği-PAÖ………67

2.2.4. Bilişsel ve Davranışsal İlişki Ölçeği –BDİÖ………....68

2.2.5. Yalnızlık Ölçeği (UCLA)………..………69

2.2.6. Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II (YİYE II)……….70

2.3. İşlem……….………71

(8)

3.BÖLÜM

BULGULAR………..72

3.1. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Ayrılık, Bilişsel ve Davranışsal Katılım, Bağlanma Boyutları ve Yalnızlık Puanları Açısından Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular……….72

3.1.1. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Televizyon İzleme ile İlişkili Değişkenler Açısından Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular………...73

3.1.2. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Etkileşimle İlişkili Olduğu Düşünülen Bazı Değişkenler Açısından Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular………...76

3.1.3. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Ayrılık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular………..…….80

3.1.4. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Bilişsel ve Davranışsal Katılım Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular………82

3.1.5. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Kaygı ve Kaçınma Alt Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular………..…….83

(9)

3.1.6. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Yalnızlık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin

Bulgular………..….85

3.2. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Çeşitli Ölçeklerden Aldıkları Puanlar Yönünden Karşılaştırılmasına İlişkin

Bulgular………...…………86

3.2.1. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Televizyon İzleme ile İlişkili Değişkenlerden Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular………87

3.2.2. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Etkileşimle İlişkili Olduğu Düşünülen Bazı Değişkenler Açısından Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular………...…….89

3.2.3. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Etkileşim Ölçeği ve Parasosyal Etkileşim Ölçeği’nin Alt Boyutlarından Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular…….93

3.2.4. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Ayrılık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular………...…96

3.2.5. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Bilişsel ve Davranışsal İlişki Ölçeği (BDİÖ) ve BDİÖ’nün Bilişsel ve Davranışsal Katılım Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin

Bulgular………..………….98

(10)

3.2.6. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların UCLA Yalnızlık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin

Bulgular ………...………101

3.3. Değişkenler Arasındaki Korelasyonlar………...…..…103 3.4. Regresyon Analizi Sonuçları……….………...…105 3.4.1. Parasosyal Etkileşim Toplam Puanını Yordayan Değişkenlere İlişkin Sonuçlar………..………..106

3.4.2. Parasosyal Etkileşimin Alt Boyutları’ndan Arkadaşlığı Yordayan Değişkenlere İlişkin Sonuçlar……….….……….109

3.4.3. Parasosyal Etkileşimin Alt Boyutları’ndan Empatiyi Yordayan Değişkenlere İlişkin Sonuçlar………...…………112

3.4.4. Parasosyal Etkileşimin Alt Boyutları’ndan İlgiyi Yordayan Değişkenlere İlişkin Sonuçlar………..115

(11)

4. BÖLÜM

TARTIŞMA………...………..118

4.1. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Ayrılık, Bilişsel ve Davranışsal Katılım, Bağlanma Boyutları ve Yalnızlık Puanları Açısından Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması…...118

4.1.1. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Televizyon İzleme ile İlişkili Değişkenler Açısından Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması………..119

4.1.2. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Etkileşimle İlişkili Olduğu Düşünülen Bazı Değişkenler Açısından Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması………...…120

4.1.3. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Ayrılık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması………..123

4.1.4. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Bilişsel ve Davranışsal Katılım Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması………..…124

4.1.5. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Kaygı ve Kaçınma Alt Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması……….125

(12)

4.1.6. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Yalnızlık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması……….………126

4.2. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Çeşitli Ölçeklerden Aldıkları Puanlar Yönünden Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması……….……127

4.2.1. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Televizyon İzleme ile İlişkili Değişkenler Açısından Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması………...……...128

4.2.2. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Etkileşimle İlişkili Olduğu Düşünülen Bazı Değişkenler Açısından Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması…………...129

4.2.3. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Etkileşim Ölçeği ve Parasosyal Etkileşim Ölçeği’nin Alt Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulgular….132

4.2.4. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Ayrılık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması………...…………...134

4.2.5. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Bilişsel ve Davranışsal İlişki Ölçeği’nden (BDİÖ) ve BDİÖ’nün Bilişsel ve Davranışsal Katılım Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması……….136

(13)

4.2.6. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Yalnızlık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Karşılaştırılmasına İlişkin Bulguların Tartışılması………...137

4.3. Değişkenler Arasındaki Korelasyonlara İlişkin Bulguların Tartışılması……..139 4.4. Regresyon Analizlerine İlişkin Sonuçların Tartışılması…...………145 4.4.1. Parasosyal Etkileşim Toplam Puanı ve Tüm Alt Boyutlar İçin Yapılan Regresyon Analizi Sonuçlarının Tartışılması………..……145

(14)

GENEL TARTIŞMA……….151

ÖNERİLER VE ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI………...156

ÖZET………...…………158

ABSTRACT………...……….160

KAYNAKLAR………162

EKLER……….………...184

(15)

TABLOLAR

Tablo 2.1. Katılımcıların Demografik Özellikleri……….…64

Tablo 2.2. Katılımcıların Televizyon, Yerli ve Yabancı Dizi İzleme Süreleri……..65

(16)

ÇİZELGELER

Çizelge 1. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Tv İzleme İle İlişkili Değişkenler Açısından Aldıkları Puanların Ortalamaları ve Özet ANOVA Tablosu………74

Çizelge 2. Parasosyal Etkileşim Düzeyine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Etkileşimle İlişkili Olduğu Düşünülen Bazı Değişkenler Açısından Aldıkları Puanların Ortalamaları ve Özet ANOVA Tablosu………..77

Çizelge 3. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Ayrılık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Ortalamaları ve Özet ANOVA Tablosu………...81

Çizelge 4. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların BDİÖ’nün Bilişsel ve Davranışsal Katılım Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Ortalamaları ve Özet ANOVA Tablosu………..82 Çizelge 5. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Kaygı ve

Kaçınma Alt Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Ortalamaları ve Özet

ANOVA Tablosu………84

Çizelge 6. Parasosyal Etkileşim Düzeylerine Göre Oluşturulan Grupların Yalnızlık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Ortalamaları ve Özet ANOVA Tablosu….85 Çizelge 7. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların

Televizyon İzleme ile İlişkili Değişkenlerden Aldıkları Puanların Ortalamaları………88

(17)

Çizelge 8. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Etkileşimle İlişkili Olduğu Düşünülen Bazı Değişkenlerden Aldıkları Puanların Ortalamaları………..………..90 Çizelge 9. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal

Etkileşim Ölçeği ve Parasosyal Etkileşim Ölçeği’nin Alt Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Ortalamaları………...…..94

Çizelge 10. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların Parasosyal Ayrılık Ölçeği’nden Aldıkları Puanlarının Ortalamaları………..97 Çizelge 11. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine göre Oluşturulan Grupların Bilişsel ve

Davranışsal İlişki Ölçeği (BDİÖ) ve BDİÖ’nün Bilişsel ve Davranışsal Katılım Boyutları’ndan Aldıkları Puanların Ortalamaları………99

Çizelge 12. Cinsiyet ve Bağlanma Biçimlerine Göre Oluşturulan Grupların UCLA Yalnızlık Ölçeği’nden Aldıkları Puanların Ortalamaları………...…...102 Çizelge 13. Parasosyal Etkileşim Toplam Puanını Yordayan Değişkenler (Aşamalı

Hiyerarşik Regresyon Analizi Sonuçları)………....107

Çizelge 14. Parasosyal Etkileşim’in Arkadaşlık Alt Boyutu'nu Yordayan Değişkenler (Aşamalı Hiyerarşik Regresyon Analizi Sonuçları)…….………....110

Çizelge 15. Parasosyal Etkileşim’in Empati Alt Boyutu’nu Yordayan Değişkenler (Aşamalı Hiyerarşik Regresyon Analizi Sonuçları)………..……...113 Çizelge 16. Parasosyal Etkileşim’in İlgi Alt Boyutu’nu Yordayan Değişkenler (Aşamalı Hiyerarşik Regresyon Analizi Sonuçları)………...……..116

(18)

1.BÖLÜM

GİRİŞ

Televizyon, 1950’li yıllardan beri günlük yaşantımızın vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Televizyonun bu denli ilgi görmesi, yayınlanan televizyon programları ve bu programlardaki televizyon karakterleri ile ilişkilidir.

Günümüzde bu ilişkiyi en iyi kuran program türlerinden bir tanesi ise, televizyon dizileridir. Televizyon dizileri, izleyicileri adeta ekran karşısına kilitlemekte;

seyirciler dizinin yayınlanacağı saati iple çekmekte, bir sonraki bölümde neler olacağını izlemek için sabırsızlanmaktadırlar. Dizilerde birbirine bağlı olaylar zincirine her hafta yeni bir halka eklenmesi de izleyicinin merakını ayakta tutan, diziyi tutkuyla seyretmesini ve sevmesini sağlayan bir etmendir. Seyirciyi dizilere bağlayan diğer bir etmen ise izleyicilerin kendilerini, sevdikleri karakterleri sanki evlerinde ağırlıyormuş gibi hissetmeleridir. Seyirciler beğendikleri oyuncuları ekranda görmekten keyif almakta; onların sesini duymak, yaşantılarını izlemek, karakterlere daha da yakınlaşmalarına yol açmaktadır. Beğenilen bir karakteri tekrar ekranda görme isteği, seyirciyi diziyi yeniden izlemeye iter. Böylelikle seyirci ile dizi karakterleri arasında yakın bir bağ kurulmuş olur. Hedef kitle ile medya karakteri arasında kurulan bu bağ, alanyazında ‘‘parasosyal etkileşim’’ kavramı (Horton ve Wohl, 1956) yardımıyla açıklanmaktadır. Bu çalışmanın amacı da dizi karakterleri ve seyirciler arasında kurulan bu etkileşimin çeşitli değişkenlerle (bağlanma biçimleri ve yalnızlık) ilişkisini incelemektir.

(19)

Bu çalışmada, parasosyal etkileşim kavramının daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle kavramın tanımı ve özelliklerine yer verilmiş, ardından parasosyal etkileşimle ilgili alanyazındaki çalışmalara değinilmiştir. Daha sonra parasosyal etkileşim ile ilişkisi araştırılan değişkenlerden bağlanma biçimleri ele alınmıştır.

Bunun için de öncelikle bağlanma kuramı ve yetişkinlikte bağlanma biçimlerine ilişkin alanyazın özetlenmiş, ardından da parasosyal etkileşim ve bağlanma biçimleri ile ilişkili araştırmalar kısaca açıklanmıştır. Son olarak da parasosyal etkileşimle ilişkisi incelenilen diğer bir değişken olan yalnızlık duygusu irdelenmiştir. Bu amaçla da ilk olarak yalnızlık ve yalnızlık türlerine ilişkin alanyazın özetlenmiş, ardından da parasosyal etkileşimle yalnızlık arasındaki ilişkiyi açıklayan araştırmalara yer verilmiştir.

1.1.Parasosyal Etkileşimin Doğası

Seyirci ile medya karakterleri arasında kurulan ilişki birçok araştırmacının da dikkatini çekmiş ve bu alanda özellikle yurt dışında pek çok çalışma (ör: Perse ve Rubin, 1990; Rubin ve McHugh, 1987; Rubin, Perse ve Powell, 1985; Rubin ve Step, 2000; Turner, 1993) yapılmıştır. Medya karakteri ile hedef kitle üyesi arasındaki etkileşimi ilk kez Horton ve Wohl (1956) ‘‘parasosyal etkileşim’’ kavramı ile açıklamışlardır. Bu yazarlara göre parasosyal etkileşim, izleyicilerin medya karakteri ile geliştirdikleri tek yönlü ve sembolik ilişkiyi ifade eden bir terimdir. Parasosyal etkileşim kavramı, Horton ve Wohl’un (1956) elektronik medyanın sosyal etkisi ve özelliklerini gözlemleyerek türettikleri bir kavramdır. Ancak böyle bir hayali etkileşim, diğer medya formlarında da (radyo, yazılı medya vb.) görülmektedir.

(20)

radyo programlarında ve bilgisayar oyunlarındaki ana karakterlerle böyle bir katılımı deneyimler.

Parasosyal etkileşimin kurulduğu medya karakterine ‘persona’ adı verilmektedir. Bu medya karakterinin çoğul hali içinse ‘personae’ ifadesi kullanılmaktadır (Horton ve Wohl, 1956). Parasosyal etkileşim alanyazında çoğunlukla olumlu bir deneyim olarak açıklanmakta ve bu etkileşim, genellikle seyirci ile onun en sevdiği karakter arasında kurulmaktadır. Alanyazındaki pek çok çalışmada bu karakter, izleyicinin kendisini yakın hissettiği, en çok sevdiği ‘favori’

karakteri olarak belirtilmektedir (Cohen, 1999, 2006; Rubin vd., 1985). Ancak bazı araştırmacılar (Arda, 2006; Dibble, 2011; Giles, 2002; Hartmann, 2008; Klimm, Hartmann ve Schramm, 2006; Schramm ve Hartmann, 2008; Tian ve Hoffner, 2010) parasosyal etkileşimin sevilmeyen ya da nötr olunan medya karakterleri ile de kurulabileceğini öne sürmektedirler. Hess’e (2000) göre kişilerarası ilişkilerde insanlar genellikle benzer ortamlar paylaşma zorunluluğundan kaynaklanan, gönüllü olmadıkları ilişkiler içinde bulunabilirler (iş arkadaşları, aile üyeleri ya da komşularla kurulan zorunlu ilişkiler gibi). Bireyler bu sevmedikleri kişilerden psikolojik olarak kendilerini uzaklaştırma eğilimindedirler. Tıpkı sosyal ilişkilerde olduğu gibi, seyirciler de kendi görüşlerine, geçmişlerine, tutumlarına uymayan karakterleri sevmeyebilir ve sevmedikleri karakterlerden kopma ya da programa katılımlarını azaltma gibi tepkiler verebilirler. Böylece seyircilerin, sevmedikleri medya karakterleri ile parasosyal bağlar geliştirme eğilimleri daha az olasıdır. Tian ve Hoffner (2010) çalışmalarında katılımcıların sevdikleri karakterlerle, sevmedikleri ya da duygusal açıdan nötr oldukları karakterlerle olduğundan daha güçlü parasosyal bağlar geliştirdiklerini ortaya koymuşlardır. Dibble (2011) da, seyircilerin

(21)

sevmedikleri karakterlerle de parasosyal etkileşim geliştirdiklerini; ancak bu ilişkilerin gücünün sevilen karakterlerle geliştirilen parasosyal etkileşimin gücünden daha az olduğunu belirtmektedir. Arda (2006) ise çalışmasında, dizilerdeki sevilmeyen karakterlerin izleyenler tarafından nasıl algılandığını belirli özellikler temelinde ortaya koymuş ve sevilmeyen karakterlerle de olumsuz parasosyal etkileşimin gelişeceğini ifade etmiştir. O’na göre, sevilmeyen karakterlere karşı seyirciler, bıkkınlık, kızgınlık ve rahatsızlık duygularını hissetmektedirler.

Görüldüğü gibi, hem kişilerarası ilişkilerde hem de aracılı ilişkilerde bu olumsuz duygular, olumlu duygular kadar önemli bir role sahiptir ve seyircilerin medya karakterleri ile geliştirdikleri parasosyal etkileşimi etkilemektedir.

Horton ve Wohl’un (1956) ilk kez kullandığı parasosyal etkileşim kavramı, diğer pek çok araştırmacı tarafından da tanımlanmıştır. Bu tanımlamalardan birine göre, parasosyal etkileşim, hedef kitle üyesinin medya karakteri ile geliştirdiği algılanan kişilerarası ilişkinin derecesini ifade eder (Sood ve Rogers, 2000, s.386).

Cohen’e (1999) göre ise parasosyal etkileşim, seyirci ve televizyon karakteri arasındaki rol ilişkisidir. Parasosyal etkileşimle ilgili alanyazında farklı birçok tanımlama olmasına karşın, araştırmacılar bu iletişimin sadece hedef kitle üyelerinin fikirlerinde oluşan, karakteristik olarak tek yönlü, oyuncu tarafından kontrol edilen, karşılıklı gelişim için elverişli olmayan bir etkileşim biçimi olduğu konusunda hemfikirdirler.

Parasosyal etkileşimin doğasında bu etkileşimin tek yönlü olması, karşılıklı bir ilişki gelişimine izin vermemesi yatar (Horton ve Wohl, 1956). Tek taraflı

(22)

ilgilidir. Medya karakterinin hareketi hedef kitleye ulaştığında, hedef kitlenin tepkisi medya karakterine ulaşmayabilir (Schramm ve Wirth, 2010). Ayrıca hedef kitle üyesi medya karakteri hakkında pek çok bilgiye sahip olsa da, medya karakterinin medya kullanıcısı hakkında bilgisi yoktur (Stever, 2013). Böylelikle parasosyal ilişki sadece hedef kitlenin fikrinde oluşan, karşılıklı olmayan bir ilişki türüdür (Horton ve Wohl, 1956; Schramm ve Hartmann, 2008).

Alanyazın incelendiğinde, parasosyal etkileşim için sözde etkileşim (pseudo interaction) kavramının kullanıldığı da görülmektedir (Cohen, 1999; Perse, 1990).

Bu da parasosyal etkileşimin doğasından kaynaklanmaktadır (McDonald ve Hu, 2005). Parasosyal ilişkiler her ne kadar sahte/sözde bir etkileşime dayansalar bile, bu ilişkiler seyircilerin karakterlerle yakın arkadaşlarmış gibi tanışmak istedikleri izleme süreci boyunca devam eder (Cohen, 2003). Ancak bu ilişkiler, izleyicilerin gerçek hayatlarındaki yakın arkadaşları ile kurdukları ilişkinin yerini alamazlar (Cohen, 2003; Derrick, Gabriel ve Tippin, 2008; Perse ve Rubin, 1990). Bazı araştırmacılara göre (Derrick vd., 2008; Perse ve Rubin, 1990; Tsao, 1996) bu ilişki, izleyicinin yakın arkadaşları ile kurduğu ilişkinin bir tamamlayıcısı olabilir. Bu bağlamda da yakın arkadaş ya da aile üyeleri ile karşılaştırıldığında sosyal ve duygusal işlevleri sınırlı görünmesine karşın, medya karakterleri izleyicilerin sosyal ağının önemli bir parçasıdır (Eyal ve Cohen, 2006).

Tüm bunlara ek olarak, medya karakteri, radyo ve televizyon tarafından sunulan sosyal sahnenin tipik ve doğal karakteridir. Medya karakteri bu sahnede kendini ya da hayali bir karakteri oynuyor olsa bile hedef kitle ile ilişki içinde görünür (Horton ve Wohl, 1956). Hedef kitle medya karakteri ile kurduğu bu

(23)

etkileşim içinde, medya karakterini bir yakını, bir arkadaşıymış gibi görür (Horton ve Wohl, 1956; Rubin ve McHugh, 1987; Rubin vd., 1985). Ayrıca, medya karakterini arkadaş gibi görmek, parasosyal ilişkilerin en temel özelliğidir (Levy, 1979).

Medya karakteri arkadaş olmanın yanı sıra, bazen de hedef kitle için bir danışman, bir model olabilir. İzleyiciler, medya karakterlerini bilginin önemli bir kaynağı olarak görür ve karakterin sosyal durumlardaki tutum ve davranışlarından etkilenirler (Perse ve Rubin, 1989). Rubin ve Step’in (2000) radyo dinleyicileri ile yaptıkları bir çalışma, dinleyenlerin radyo sunucularını toplumsal ve sosyal konularda bilgi edinmek için önemli bir kaynak olarak gördüklerini göstermiştir.

Benzer şekilde, başka bir çalışmada da (Levy, 1979) izleyicilerin büyük bir çoğunluğu, haber spikerlerini dünyayı açıklayan bilişsel rehberler olarak gördüklerini belirtmişlerdir. Ayrıca seyirciler, haber spikerlerinin ortaya koydukları fikirlerle kendi fikirlerini karşılaştırdıklarını da ifade etmişlerdir.

Medya karakterlerinin bilginin önemli bir kaynağı olarak görülmesinde medya karakterinin, izleyicinin gözlem nesnesi olan hareketleri (mimikleri, görüntüsü, gülüşü, ses tonundaki değişmeleri gibi) önemli bir rol oynamaktadır.

Medya karakteri program sırasında kullandığı sözel olmayan bu ipuçlarıyla seyircilerin programı anlamasında parasosyal bir bağlam oluşturmaktadır (Levy, 1979). Bu gözlem öğelerinden yola çıkarak, izleyiciler karakterle o anı yaşar ve onun özel yaşamının küçük bir parçasını paylaşırlar (Horton ve Wohl, 1956).

(24)

Horton ve Wohl’un (1956) belirttiği üzere medya karakterini belli bir süre seyretme, medya karakteri ile seyirci arasında deneyimlerin paylaşılmasına neden olur ve izleyici ile karakter arasında bir yakınlık bağı oluşturur. Bu yakınlık bağı da zaman geçtikçe, karakter hakkındaki tahmin edilebilirliği artırır. Ayrıca, izleyicilere göre karakter güvenilirdir, sevenlerine hoş olmayan sürprizler yapmaz; izleyici ise sadıktır, karakterin izleyicinin farz edilen tepkisine göre ayarladığı performansına beklenen tepkiyi verme eğilimindedir (Horton ve Wohl, 1956). Aynı zamanda medya karakterini daha fazla seyretme, sadece seyirci ile karakter arasındaki deneyimlerin paylaşılmasına neden olmakla kalmaz; ayrıca medya karakterini sosyal etkileşim ağı içerisinde gözlemleme olanağı sağlayarak, seyirciye medya karakteri hakkında daha çok bilgi edinme fırsatını da verir (Perse ve Rubin, 1989).

Medya karakteri ile seyirciler arasında deneyimlerin paylaşılmasına neden olan parasosyal etkileşim, McCourt ve Fitzpatrick’in (2001) belirttiği gibi izleyicilerin tepkilerine de yansır. Televizyon izlerken, izleyiciler karakterlere önerilerde bulunur, yaşantıları ile ilgili yorumlar yapar, cevap alamayacaklarını bilseler bile sorular sorarlar. Levy (1979) bir odak grup çalışmasında seyircilerin, haber spikerlerinin açılış konuşmalarına bazen onları selamlayarak cevap verdiklerini ortaya koymuştur (örn: New York NBC Haberler’den iyi akşamlar) (örn: İyi akşamlar John).

Televizyon programı izlemek, seyircinin parasosyal rolü kabulünü de ortaya çıkarmaktadır. Parasosyal ilişkiler izleyici tarafından hiçbir zorunluluk, çaba ya da sorumluluk gerektirmeden yürütülebilir. Seyirci istediği zaman geri çekilmekte özgürdür (Horton ve Wohl, 1956). Program bittikten sonra, izleyici medya karakteri

(25)

ile kurulan parasosyal etkileşim önerisini yorumlamak, kabul ya da reddetmek için rolü analiz eder. Eğer seyirci ilişkiyi kabul ederse, televizyon programını yeniden izleyecektir ve izleme süreci devam ederse de parasosyal ilişki sürecektir. İnsanların iletişim kurdukları diğer bir insan o anda orada bulunmadığında ilişkilerine devam ettikleri gibi sahne kapandığında bile izleyiciler parasosyal etkileşimle ilgilenmeye devam edeceklerdir (Caughey, 1984).

Buraya kadar anlatılanlardan yola çıkarak, parasosyal etkileşimin doğasından kaynaklanan kendine özgü birtakım nitelikleri olduğu görülmektedir. Ancak parasosyal etkileşimin, gerçek hayatta kurduğumuz sosyal ilişkilere benzer özelliklerinin bulunduğundan söz etmek de mümkündür. Pek çok araştırma (Cohen, 2004; Perse ve Rubin, 1989; Rubin ve McHugh, 1987; Turner, 1993) parasosyal ilişkilerin sosyal ilişkilere benzediğini ve onlar gibi geliştiğini ortaya koymaktadır.

Turner (1993) tıpkı sosyal ilişkilerde olduğu gibi izleyici ve medya karakterinin parasosyal ilişkiyi geliştirdiği ve koruduğunu ifade etmektedir. Cohen (2004) ise medya karakterinden ayrılma olarak nitelendirdiği parasosyal ayrılığın, gerçek hayattaki bir arkadaş kaybının yaşanması ile benzer sonuçlara neden olduğunu ortaya koymuştur.

Tüm bunlara ek olarak, Perse ve Rubin (1989) parasosyal ilişkilerle, arkadaşlık ilişkileri arasında çeşitli bağlantıların olduğuna değinmişlerdir: Arkadaşlık ilişkisi gönüllü bir etkileşime dayanır. Benzer şekilde parasosyal ilişkiler de gönüllülük esasına dayalıdır. Arkadaşlar fayda, kendini açma, sevgi gibi işlevleri yerine getirmede birbirlerine yardımcıdırlar. Benzer biçimde arkadaşlık, pek çok

(26)

izleyicinin de belirgin bir izleme güdüsüdür. Aynı zamanda arkadaşlık ilişkileri gibi parasosyal ilişkiler de belli bir zaman içinde gelişirler.

Parasosyal ilişkiler her ne kadar sosyal ilişkilerle benzerlikler gösterse de Perse ve Rubin (1989) bu iki etkileşim açısından bazı farklılıklar da ortaya koymuşlardır. Kişilerarası iletişim, televizyon izlemenin seyirciye kazandırmış olduğu bilgilerden daha geçerli bilgiler sağlayabilir. Bunun nedeni televizyonun kişiye hemen bir geri dönüş sağlamamasıdır. Ayrıca, medyaya dayalı ilişkiler sosyal ilişkilerden daha az güven sağlayıcı olabilir.

Rubin ve McHugh (1987) da parasosyal ilişkilerin gelişim sürecini açıklarken sosyal ve parasosyal ilişkilerin benzer yollar izleyerek geliştiklerini belirtmişlerdir.

Kişilerarası ilişkilerin gelişimini açıklayan görüşler iletişim sürecine odaklanmaktadır. Ne kadar çok etkileşim ortaya çıkarsa, ilişki o derece gelişir.

Berger ve Calabrese (1975) iletişim sıklığı arttıkça, etkileşimde bulunan kişilerin birbirlerine olan çekimleri/ hoşlanmalarının artacağını öne sürmektedirler. Daha sık iletişimde bulunma ve birlikte daha fazla vakit geçirme kişiler arasında yakın duyguların oluşmasına neden olmakta ve bu durum da ilişkinin önemini artırmaktadır. Rubin ve McHugh (1987) bu görüşler doğrultusunda parasosyal etkileşimin bazı boyutları üzerine odaklanmışlardır. Araştırmacılar, televizyon izleme süresi arttıkça, medya karakterinin çekiciliğinin de artacağını (izleyici medya karakterini ne kadar çok izlerse, ondan o kadar çok hoşlanır) ve izleyicinin medya karakterinden daha çok hoşlanacağını belirtmektedirler. Bu da tıpkı sosyal ilişkilerde olduğu gibi yakınlığın artmasına, sonuç olarak da yüksek düzeyde parasosyal etkileşimin gelişmesine neden olacaktır.

(27)

Parasosyal ilişkilerin gelişim süreçlerinde etkili olan, sosyal etkileşim sürecinde etkili olanlara benzeyen bazı etmenler bulunmaktadır. Bu etmenler parasosyal ilişkinin başlangıcını, gelişimini, gücünü v.b etkilemektedir. İlk olarak, parasosyal etkileşim açısından medya karakterinin çekiciliği önemli bir etkendir.

Çalışmalar da bu görüşü destekler niteliktedir (Arda, 2006; Hartmann and Goldhoorn, 2011; Hoffner, 1996; McCroskey ve McCain, 1974; Rubin ve McHugh, 1987; Rumpf, 2012). Kişilerarası ilişkiler için de çekicilik önemli bir etkendir. Bir birey ne kadar çekiciyse, diğer kişilerin o kişiyle iletişim kurmaları o kadar olasıdır (McCroskey ve McCain, 1974). Çekicilik genellikle fiziksel çekicilik olarak algılansa da, çekiciliğin sosyal çekicilik, görevsel çekicilik gibi farklı boyutları da vardır. McCroskey ve McCain (1974) karakterin fiziksel görünümü için fiziksel çekicilikten söz ederken, karakterin kişiliği ve hoşluğunu ifade etmek içinse sosyal çekicilik kavramını kullanmaktadır. Görevsel çekicilik ise karakterin gösterdiği başarı ve yeteneklerini içermektedir.

Rubin ve McHugh (1987) da çalışmalarında parasosyal ilişkilerin gelişiminde sosyal, görevsel ve fiziksel çekiciliğin önemli olabileceğini vurgulamışlardır.

Araştırmacılar, benzer tutumlara sahip kişilerin sosyal olarak çekici göründüğünden söz etmişlerdir. Görevsel çekiciliğin ise haber spikerlerinin program boyunca kamerayı kullanım açıları ile ilişkili olduğunu belirtmişlerdir. Yazarlara göre, görevsel çekicilik aynı zamanda medya karakterinin güvenilirliği ve sosyal çekiciliğiyle de ilgilidir. Rubin ve McHugh (1987), sosyal çekiciliğin parasosyal ilişkilerin gelişiminde fiziksel çekicilikten daha güçlü güdüleyici bir etken olduğunu ortaya koymuşlardır. Çalışmalarında, seyircilerin, fiziksel çekicilikten daha çok

(28)

saptamışlardır. Ülkemizde yapılan bir çalışmada (Arda, 2006) da seyircilerin mizahi bir anlayışa sahip olan, güçlü ve başkalarına hoş gelen karakterlere kendilerini daha yakın hissettikleri belirlenmiştir. Schmid ve Klimmt (2011) de Alman ve Meksikalı öğrencilerin Harry Potter karakteri ile geliştirdikleri parasosyal etkileşimi inceledikleri araştırmalarında her iki grup öğrenci için de, Potter ile parasosyal etkileşim kurmada sosyal çekiciliğin en önemli belirleyici olduğunu ortaya koymuşlardır. Ayrıca bu çalışmada, Harry Potter’ın toplulukçu kültürlerde (Meksika), bireyci kültürlerden (Almanya) sosyal açıdan daha çekici olarak algılandığı da belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, görevsel çekicilik söz konusu olduğunda ise bireyci kültürlerin katılımcılarının Harry Potter’ı daha çekici olarak algıladıkları da saptanmıştır. Tüm bunlara ek olarak, farklı medya karakterlerinin parasosyal ilişki geliştirdikleri izleyenlerine, farklı çekicilik biçimleri sundukları da söylenebilir. Örneğin, erkek ergenlerin kadın mankenlerle geliştirdikleri parasosyal ilişkiler fiziksel çekicilik ve cinsel arzularla ilişkili görülmektedir (Schmid ve Klimmt, 2011). Bu görüşle paralel olarak Cohen’in (1999) çalışmasındaki İsrailli ergenler, favori karakterlerini seçerken ilk önce fiziksel görünümlerinin çekici olmasına dikkat ettiklerini belirtmişlerdir. Karakterin kişiliği, davranışları, sosyal ilişkileri ise bu ergen seyircilerin, fiziksel görünümden sonra dikkat ettikleri etkenlerdir. Arda’nın (2006) çalışmasında da karakterin fiziksel çekiciliği sevilen karakterle kurulan parasosyal etkileşimi yordayan bir değişken olarak belirlenmiştir.

Benzerlik de medya karakterleri ile geliştirilen parasosyal etkileşimin gelişimi için önemli bir etkendir. Kişilerarası ilişkilerde insanlar kendilerine benzeyen insanlarla etkileşim kurmak isterler (McCroskey, Richmond ve Daly, 1975). Medya karakterleri ile kurulan etkileşimlerde de, izleyiciler kendilerine benzer karakterleri

(29)

daha çok beğenme/sevme eğilimindedirler. Alanyazında özdeşlik (homophily) olarak tanımlanan kavram, Rogers ve Bhowmik’e göre kişilerin inanç, değer, eğitim, statü v.b bakımından kendine benzer kişilerle etkileşim kurması anlamına gelmektedir (Rogers ve Bhowmik’ten aktaran Turner, 1993). Kim ve Rubin (1997) de izleyicilerin inançlarına paralel olan medya karakterlerinin hikayelerine odaklanarak, bu karakterlere daha fazla yakınlık, empati ve çekim hissettiklerini belirtmişlerdir.

Aynı zamanda bu seyirciler, kendi duygu ve düşünceleriyle paralel olan mesajları kabul etmektedirler. Tian ve Hoffner (2010) da Lost dizisi seyircileri üzerinde yaptıkları çalışmalarında algılanan benzerliğin (seyircinin benliği ile dizi oyuncusu arasında) hem karakterle özdeşleşmede hem de parasosyal bağların gelişmesinde önemli bir role sahip olduğunu ortaya koymuşlardır. Son zamanlarda gerçekleştirilen bir diğer çalışmada (Rumpf, 2012) da özdeşliğin parasosyal etkileşimle ilişkili olduğu ortaya konmuştur.

Turner’e (1993) göre özdeşlikte, benzerliğin tutum, geçmiş ve görünüm olmak üzere üç boyutu vardır. İzleyiciler, tutumları, geçmişleri, fiziksel görünümleri yönünden kendilerine benzer algıladıkları medya karakterleri ile daha güçlü parasosyal bağlar geliştirme eğilimindedirler. Ek olarak, bu çalışmada tutum benzerliği ile parasosyal etkileşim arasında yüksek düzeyde olumlu yönde bir ilişki de bulunmuştur. Medya karakterinin görünüm ve geçmiş benzerliği ile parasosyal etkileşim arasında da bir ilişki vardır. Medya karakterinin görüntüsünden çok izleyicilerin davranışları ile olan benzerliği parasosyal etkileşimin gelişimi açısından daha önemlidir (Turner, 1993). Schmid ve Klimmt’in (2011) daha önce söz edilen çalışmasında da sonuçlar, Harry Potter ile kurmuş oldukları parasosyal etkileşimde,

(30)

toplulukçu kültürlerdeki (Meksika) katılımcıların, bireyci kültürlerdeki (Almanya) katılımcılardan daha yüksek özdeşlik puanlarına sahip olduğunu göstermiştir.

Parasosyal etkileşimin gelişimini etkileyen bir diğer etmen de güvenilirliktir.

Sosyal ilişkilerin gelişiminde güven en temel belirleyicilerdendir. Tıpkı sosyal ilişkilerde olduğu gibi, parasosyal ilişkiler için de medya karakterine duyulan güven, parasosyal ilişkinin geleceği açısından önemlidir. Giles’e (2000) göre medya karakteri ve seyirci ilişkisinin anahtar elementi, medya karakteri hakkında ne derece yargıda bulunulabildiğidir. Bu medya karakterinin inanılır bir karakter olarak temsili için gereklidir. Alanyazında, algılanan gerçekliğin (perceived realism) parasosyal etkileşimin anlamlı bir yordayıcısı olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır (Alperstein, 1991; Rubin vd., 1985; Rubin ve Perse, 1987b).

Parasosyal etkileşim ve sosyal etkileşimlerin benzer yönlerinden bahsettikten sonra, alanyazında parasosyal etkileşim kavramına benzetilen ancak parasosyal etkileşimden farklı olan kavramlara yer vermek de yararlı olacaktır.

Alanyazında, parasosyal etkileşim kavramı çoğunlukla özdeşleşme kavramı ile karıştırılmaktadır. Parasosyal etkileşimle karşılaştırıldığında, özdeşleşme önemli bir etkileşimsel öğeye sahip değildir; çünkü özdeşleşmede birey, “öz”e yönelik farkındalıktan yoksundur ve bu nedenle etkileşim için gerekli olan “öz” ve “öteki”

arasındaki ayrım yoktur. Bir televizyon karakteri ile özdeşleşme, izleyicinin medya karakterine yönelik sergilediği psikolojik bağlanmaya (Cohen, 1997; Cole ve Leets, 1999) dayanmaktadır; ancak bu durum karakterle etkileşim kurmaktan daha çok karakterin kendisi gibi olmayı hayal etmeye sebep olmaktadır. Özdeşleşmede izleyici

(31)

metni sanki kendisi içindeymişçesine deneyimlemektedir. Buna karşılık parasosyal etkileşimde izleyicinin kendi benliğini koruması ve bu doğrultuda karakterle etkileşime geçmesi gerekmektedir. Bu da az da olsa belirli bir sosyal uzaklığa yol açmaktadır. Ayrıca, özdeşleşme metne uç derecede kapılmayı ve duygusal açıdan güçlü bir deneyimi gerektirmektedir. Parasosyal etkileşim ise bir bakıma arkadaşlığa benzemektedir ve karakterin doğrudan izleyiciye hitap etmesiyle artmaktadır (Cohen, 2001, s.253).

Özdeşleşmede, seyircilerin karakterlerin yerinde olma yönündeki istekleri ön plandadır ve onlarla karışma ve birleşme arzuları baskındır. Özdeşleşme, izleyicilerin karakterin bakış açısını paylaşmalarına ve hikayeyi karakterin gözlerinden görmelerine neden olur. Parasosyal etkileşim ise seyircilerin medya karakterleri ile kurdukları, aralarında bir yakınlık bağının oluştuğu, geliştirmek ve güçlendirmek istedikleri ilişkiyi ifade eder (Cohen, 1999). Özdeşleşmede kullanıcı, medya karakterinde her iki tarafın da paylaştığı belirgin özellikleri görmeye ihtiyaç duyar.

Parasosyal etkileşimde ise, medya kullanıcısı herhangi bir perspektifi paylaşmadan da parasosyal etkileşim ile ilgilenir. Özdeşleşmede ayrıca özdeşleşilen figüre benzemek, onun gibi olmak için istek duyma söz konusuyken, parasosyal etkileşimde böyle bir durum yoktur (Giles, 2002).

Bunun yanı sıra, parasosyal etkileşim (parasocial interaction) ve parasosyal ilişki (parasocial relationship) kavramlarının ayrımının da alanyazında çoğu kez yapılmadığı görülmektedir.

(32)

Parasosyal etkileşim, program sırasında medya kullanıcılarının medya karakterlerine anında verdikleri psikolojik tepkileri ifade etmektedir. Parasosyal ilişkiler ise daha az ya da daha çok durağan, medya kullanıcılarının uzun süreli yorumlamalarını kapsayan ve bir medya karakterini içeren mesajlara hem maruz kalma boyunca hem de maruz kaldıktan sonraki erişimi ifade eden bir terimdir.

Parasosyal etkileşimin belli bir süre devam etmesi, parasosyal ilişkilerin oluşmasına neden olur. Birbiri ardına ortaya çıkacak olan her parasosyal etkileşim de potansiyel parasosyal ilişkinin yoğunluğunu ve değerini etkiler (Schmid ve Klimmt, 2011, s.

254). Ayrıca parasosyal etkileşim çoğunlukla gözlemlenebilir değildir ve parasosyal etkileşimde daha çok ilişkinin davranışsal boyutu vurgulanır gibi görünmektedir.

Parasosyal ilişki kavramı ise medya karakteri ve hedef kitle üyesi arasındaki psikolojik ve duygusal ilişkiye odaklanmaktadır (McDonald ve Hu, 2005).

Parasosyal etkileşim yalnızca izleme süreci boyunca ortaya çıkarken, parasosyal ilişki izleme sürecinin dışında da görülebilir (Klimmt vd., 2006; McDonald ve Hu, 2005).

1.1.1. Parasosyal Etkileşim ve Parasosyal Ayrılık

Parasosyal ilişkilerin de sosyal ilişkilerde olduğu gibi bir sonu vardır. Normal bir televizyon programında, gösteri başlar, belli bir süre devam eder, bazı karakterler değişir, yerine bir başkası gelir ve süreç program sonlanana kadar dinamik bir şekilde işler (Cohen, 2003). Seyircinin medya karakteri ile geliştirdiği parasosyal ilişkinin programın sonlanması, sevilen karakterin programdan ayrılması gibi nedenlerle bozulması ya da sona ermesi ‘‘parasosyal ayrılık (parasocial breakup)’’ olarak tanımlanmaktadır (Cohen, 2003). Parasosyal ilişkinin sona ermesi, yakın bir

(33)

arkadaşla olan ilişkinin sona ermesi kadar acı verici değilse de, yine de izleyici için üzüntü verici bir deneyimdir (Cohen, 2003, 2004; Eyal ve Cohen, 2006). Koenig ve Lessan’ın (1985) belirttiği gibi televizyon karakterleri seyirciye samimi bir arkadaşı kadar yakın olmasa da, kimi zaman seyircinin bildiği, tanıdığı herhangi birinden daha yakındır.

Yakın sosyal ilişkilerdeki sona erme depresyon, yalnızlık, kaygı gibi psikolojik sıkıntılara yol açmaktadır (McCarthy, Lambert ve Brack, 1997).

Ayrılıktan sonra bireyler, ayrıldıkları kişiye karşı öfke, pişmanlık, kıskançlık, alınganlık gibi duygular da hissedebilirler (Barbara ve Dion, 2000). Yakın ilişkilerdeki kadar yoğun olmasa da parasosyal ilişkiler için de sona erme seyirci için sıkıntı veren bir durumdur. Parasosyal ilişkinin bitmesi sonucunda izleyicinin hissettiği üzüntü bazı etmenlere göre değişiklik gösterebilir. Çalışmalar (Cohen, 2003, 2004; Eyal ve Cohen, 2006) ilişki gücü ne kadar fazlaysa medya karakteri ile yaşanan parasosyal ayrılığın üzüntüsünün de o kadar fazla olduğunu ortaya koymuştur. Bazı çalışmalarda da (Cohen, 1997, 2003, 2004; Tsao, 1996) kadınların erkeklere oranla daha güçlü parasosyal ilişki geliştirdikleri belirtilmesine rağmen, Cohen (2003) kadınların medya karakterleri ile yaşadıkları parasosyal ayrılık için hissettikleri üzüntünün çok yoğun olmayacağını öne sürmektedir.Bunun nedenini de kadınların güçlü kişilerarası ilişkilere sahip olması ve ayrılıklarla başa çıkma konusunda başarılı olmaları olarak açıklamaktadır.

Eyal ve Cohen’in (2006) çalışmasında yalnızlık, bağlılık, karakterin algılanan popülerliği, karakterle kurulan parasosyal ilişki ve programa karşı tutumların da

(34)

(1985) ise çalışmalarında yalnızlığın, parasosyal etkileşimi yordamadığını gözlemlemişlerdir. Yalnızlığın parasosyal etkileşimi yordamazken, parasosyal ayrlığı yordaması tartışılmıştır. Araştırmacılar bunu, bazı psikolojik tutumların parasosyal ayrılıkla, parasosyal etkileşim ile olduğundan daha ilişkili olabileceğini belirterek açıklamışlardır. Bu nedenle parasosyal ayrılığın gücünü, parasosyal ilişkinin ötesinde bir durum olarak ifade etmişlerdir. Cohen (2003) de önceki çalışmasında parasosyal ilişki ve parasosyal ayrılık arasında güçlü bir ilişki olduğunu belirtmiştir. Ancak, bu ilişkinin şiddetinin her zaman bu tip ilişkilerin sona erme etkisi için doğrudan bir kanıt oluşturamayacağını da açıklamıştır. Bu nedenlerden de yazarların düşüncelerinin aynı çizgide olduğunu söylemek mümkündür.

Parasosyal etkileşim kavramının doğası ve özelliklerine değindikten sonra, bu bölümde kavramın ortaya çıkış süreci ve devam eden gelişim sürecinde alanyazında gerçekleştirilen ilgili çalışmalara değinmek, parasosyal etkileşimin daha iyi anlaşılabilmesi açısından yararlı olacaktır.

1.1.2. Parasosyal Etkileşim ile İlgili Yapılan Çalışmalar

Parasosyal etkileşim çalışmalarının geçmişi Horton ve Wohl’un (1956) kavramı ilk kez ortaya koyduğu zamana kadar gitse de, 1970’lerin başında kullanımlar ve doyumlar kuramının (uses and gratifications theory) gelişimiyle birlikte, parasosyal etkileşim çalışmalarına olan ilgi artmıştır. McQuail, Blumler ve Brown (1972) yaptıkları çalışmada, Horton ve Wohl’un (1956) parasosyal etkileşim kavramıyla uyum gösteren pek çok bilgi edinmişlerdir. Araştırmacılar, pembe dizi karakterlerinin çoğunlukla izleyicilere tanıdıkları kişileri hatırlattığı ve seyircilerin

(35)

karakterlerin olaylar karşısındaki tutumlarını kendi yaşamlarını anlamak için kullandıklarını ifade etmişlerdir.

Ardından Rosengren ve Windahl (1972) parasosyal etkileşim ile özdeşim kurma arasındaki bağıntıyı açıklamışlardır. Onlara göre, parasosyal etkileşim izleyici, medya karakteri ile özdeşim kurduğunda değil, medya karakteri ile etkileşimde bulunduğunda tanımlanabilir. Bu önemli bir ayrımdır; çünkü özdeşim kurmanın geçmişi parasosyal etkileşimden daha öncelere dayanır. Rosengren ve Windahl (1972) için parasosyal etkileşimin en önemli işlevi sosyal hayattaki eksiklikleri gidermek için bireylere kaynak oluşturmasıdır.

Parasosyal etkileşim çalışmalarının gelişiminde Levy’nin (1979) yaşlıların yerel haberleri izleme davranışlarını açıklayan odak grup çalışması önemli bir yer tutmaktadır. Levy, bu çalışmasında yerel haber sunucuları ile kurulan parasosyal etkileşimin gücünü ölçmek amacıyla odak gruplara bazı ölçekler uygulamıştır.

Çalışmanın sonuçları, seyircilerin haber sunucularını her gün gördükleri arkadaşları gibi değerlendirdiklerini, onları tekrar görmek için sabırsızlandıklarını ortaya koymuştur.

Sonraki dönemde Rubin ve diğerleri (1985), Levy’nin bazı ölçek maddelerinden ve önceki çalışmaların maddelerinden yararlanarak en sevilen haber spikerleri ve izleyiciler arasındaki parasosyal etkileşim düzeyini belirlemek için yirmi maddelik parasosyal etkileşim ölçeğini geliştirmişlerdir. Ardından Rubin ve McHugh (1987) izleyicilerin en sevdikleri medya karakterleri ile olan parasosyal

(36)

ise özgün ölçeği on maddelik bir ölçeğe dönüştürmüş ve en sevilen pembe dizi karakterleri ile oluşan parasosyal etkileşimi ölçmek amacıyla uyarlamışlardır.

Parasosyal etkileşim ölçeğini kullanan araştırmalarda, parasosyal etkileşim ile algılanan gerçeklik ve medya figürüne çekim arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur (Rubin vd., 1985; Rubin ve McHugh, 1987; Rubin ve Perse, 1987a). Televizyon bağımlılığı ve televizyon izlemeye harcanan sürenin de parasosyal etkileşimle ilişkili olduğu çalışmalar tarafından ortaya konmuştur (Gleich, 1997; Levy, 1979; Rubin vd., 1985). Ancak demografik değişkenler açısından, gerçekleştirilen çalışmalar arasında bazı tutarsızlıklar söz konusudur. Örneğin bazı araştırmalar, kadınların erkeklerden daha güçlü parasosyal bağlar geliştirdiğini ortaya koymuşlardır (Chory- Assad ve Yanen, 2005; Cohen, 1997, 2003, 2004; Eyal ve Rubin, 2003; Perse, 1990;

Tsao, 1996). Bazıları ise cinsiyetler arasında anlamlı bir farka rastlamamıştır (Cole ve Leets, 1999; Gleich, 1997). Davila-Rosado (2006) ise erkeklerin parasosyal etkileşim puanlarının kadınlardan yüksek olduğu saptanmıştır. Benzer şekilde bir yanda parasosyal bağlanmanın gücü ile yaş arasında olumlu ilişkiler bulan çalışmalar varken (Gleich, 1997; Levy,1979; Perse, 1990) diğer yanda iki değişken arasında olumsuz ilişkiler bulan (Arda, 2006) ya da herhangi bir ilişki olmadığını ortaya koyan çalışmalar da (Cohen, 2003) vardır. Rubin ve diğerlerinin (1985) geliştirdiği Parasosyal Etkileşim Ölçeği daha sonra birçok araştırmacı tarafından yeniden uyarlanmıştır. Örnek olarak; Auter ve Palmgreen’in (2000) Seyirci Medya Karakteri Etkileşim Ölçeği (Audience Persona Interaction Scale), Gleich’in (1997) yedi boyutlu Parasosyal İlişki Ölçeği ve Schramm ve Hartmann’ın (2008) parasosyal etkileşimin üç boyutunu ölçmek için oluşturduğu Parasosyal Etkileşim Süreç Ölçeği (PSI- Process Scales) gösterilebilir.

(37)

Daha önce de belirtildiği gibi, parasosyal etkileşim alanında ilk olarak haber spikerleri ve pembe dizi karakterleri ile kurulan etkileşimi belirlemeye yönelik araştırmalar yapıldığı görülmektedir. Birçok parasosyal etkileşim araştırması, televizyonda yayınlanan haber programları (Levy, 1979; Levy ve Windahl, 1984;

Rubin vd., 1985, Rubin ve Perse, 1987a) ve pembe diziler (Rubin ve Perse, 1987b, Perse ve Rubin, 1989; Kim ve Rubin, 1997) üzerine odaklanmıştır. Ancak, parasosyal etkileşim, farklı program türlerinde de ortaya çıkan bir kavramdır.

Önceleri ilgi her ne kadar haberler ve pembe diziler üstüne yönelmiş olsa da radyo (Armstrong ve Rubin, 1989; Rubin ve Step, 2000), alışveriş (Grant, Gutherie ve Ball- Rokach, 1991), komedi (Auter, 1992) gibi farklı program türlerini içeren çalışmalar da gün geçtikçe artış göstermektedir. Ülkemizde de doğrudan parasosyal etkileşimle ilişkili araştırmalar olmasa da televizyon dizileri (Erol, 2011; Gültekin, 2006; Pişkin, 2007), reklamlar (Karaca, Pekyaman ve Güney, 2007; Tokgöz, 1979) ve evlilik programlarına (Renkmen, 2012) yönelik araştırmaların yapıldığı da görülmektedir.

Parasosyal etkileşim alanına ilginin artmasıyla beraber, medya karakterleri ve medya kullanıcıları arasındaki ilişkiyi açıklayan pek çok araştırma yapılmıştır (Chory ve Yanen, 2005; Cohen, 2003; Derrick vd., 2008; Dhanda, 2011; Greenwood ve Long, 2009; Perse ve Rubin, 1990; Rubin ve McHugh, 1987; Rubin ve Step, 2000;

Rumpf, 2012; Schmid ve Klimmt, 2011; Schramm ve Wirth, 2010; Sood ve Rogers, 2000; Tian ve Hoffner, 2010).

Parasosyal etkileşim alanında yapılan çalışmalarda, parasosyal etkileşimin yalnızlık (Chory ve Yanen, 2005; Davila- Rosado, 2006; Dhanda, 2011; McDonald

(38)

2003, 2004; Cole ve Leets, 1999; Greenwood vd., 2008), algılanan gerçeklik (Gardner ve Knowles, 2008; Tian ve Hoffner, 2010), özdeşim kurma (Reinhard, 2005; Tian ve Hoffner, 2007), benlik saygısı (Derrick vd., 2008; Turner, 1993), karakterin çekiciliği (Rubin ve McHugh, 1987), nörotisizm (Tsay ve Bodine, 2012;

Weaver, 2003), saldırganlık (Eyal ve Rubin, 2003), ilişki durumu (Cohen, 1997;

Dhanda, 2011; Engle ve Kasser; 2005; Greenwood ve Long, 2011; Wang, Fink ve Cai, 2008) gibi pek çok değişkenle ilişkisi incelenmiştir.

Rubin ve Step (2000) radyo programları dinleme ile parasosyal etkileşim arasındaki ilgiyi incelemişlerdir. Araştırmacılar, katılımcıların radyo programlarını dinlemelerinin en önemli nedeninin eğlenceli bir etkinlik olması sonucuna varmışlardır. Ayrıca vakit geçirme ve bilgi edinme güdüsü de radyo programlarını çekici hale getiren diğer etkenlerdir.

Weaver (2003), Eysenck’in beş faktörlü kişilik modelini kullanarak televizyon izleme güdüsünün psikolojik kökenlerini araştırmıştır. Bulgular, kişiliğin üç boyutu (psikoz, dışadönüklük, nörotisizm) ile televizyon izlemenin beş nedeni (vakit geçirme, arkadaşlık, rahatlama, bilgi edinme ve uyarım) arasında bağlantılar olduğunu ortaya koymuştur. Araştırma sonucunda, psikotik ve dışadönük grupla karşılaştırıldığında; nevrotik bireylerin vakit geçirme, arkadaşlık, rahatlama, bilgi edinme ve uyarım gibi nedenlerin etkisiyle daha fazla televizyon izlediği belirlenmiştir. Çalışmada nevrozlu katılımcılar (duygusal, utangaç ve sosyal olarak izole davranışlarla ilişkilendirilen kişilik boyutu) televizyona karşı güçlü bir ilgi göstermişlerdir. Tsay ve Bodine (2012) de üniversite öğrencileri üzerinde parasosyal etkileşimin yapısının boyutlarını inceleyen bir araştırma yapmışlardır. Parasosyal

(39)

etkileşimin duyuşsal, bilişsel ve davranışsal boyutları olan çok boyutlu bir kavram olduğunu belirlemişlerdir. Ayrıca araştırmacılar, nevrozun bütün parasosyal etkileşim boyutlarıyla olumlu yönde bir ilişki içerisinde olduğunu da ortaya koymuşlardır.

Alanyazında, parasosyal etkileşimin benlik saygısı ile ilişkisini inceleyen araştırmalara da rastlanmaktadır. Turner’in (1993) çalışmasında düşük benlik saygısına sahip olmanın, medya karakterleri ile daha fazla parasosyal etkileşim kurma ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Derrick ve diğerlerinin (2008) yaptıkları araştırmada da, düşük benlik saygısına sahip bireylerin en sevdikleri ünlülerle ideal benlikleri arasında benzerlikler olduğu ortaya konmuştur. Ünlü kişi ve ideal benlik arasındaki algılanan benzerlik arttıkça, düşük benlik saygısına sahip bireyler bu ünlü kişiyle daha çok empati kurmakta ve onu daha çok sevmektedirler.

Parasosyal etkileşim alanında yapılan araştırma örneklerini artırmak mümkündür. Ancak burada çalışmanın amacı doğrultusunda pembe dizi karakterleri ile kurulan parasosyal etkileşim çalışmalarından da örnekler vermek yararlı olacaktır.

Daha önce de belirtildiği gibi Rubin ve Perse (1987a), pembe dizi karakterleri ile kurulan parasosyal etkileşimi incelemek amacıyla Rubin ve diğerlerinin (1985) geliştirmiş olduğu ölçeği yeniden düzenlemiştir. Rubin ve Perse (1987a) gündüz kuşağı dizi izleyicileri ve izleyicilerin tutumlarını incelemişlerdir. Çalışma sonuçları, seyircilerin en çok heyecan verici eğlence, kaçış ve zaman geçirme amacıyla dizi izlediklerini ortaya koymuştur. Röntgencilik ya da sosyal fayda için dizi izlemek ise

(40)

Kim ve Rubin (1997), üniversite öğrencileri ile yaptıkları çalışmalarında, seyirci etkinliğinin medyanın etkisini nasıl artırıp azalttığını araştırmışlardır.

Araştırma sonuçları, dikkatin dağılması, medya şüpheciliği ve kaçınmanın medyanın etkisini azaltan izleyici etkinlikleri olduğunu ortaya koymuştur. Seçicilik, dikkat ve katılım ise medya etkisini artırıcı etkinlik türleridir. Kaçınma ve şüphecilik, parasosyal etkileşimi ve doyumu azaltan etmenlerdir. Buna karşın, medya etkisini artıran dikkat öğesi aynı zamanda parasosyal etkileşimi ve doyumu da artırmaktadır.

Başka bir deyişle, karaktere ve program içeriğine daha fazla dikkat gösteren seyirciler, karakterlere karşı daha yüksek düzeyde çekim ve empati hissederler ve programdan da daha fazla doyum sağlarlar.

Sood ve Rogers (2000) Hindistan’da elli milyonun üzerinde kişinin izlediği Hum Log adlı dizi için seyirciler tarafından yapılan yorumları içeren mektupları içerik analizi yaparak parasosyal etkileşimin boyutları açısından incelemişlerdir.

Yazarlar, seyircilerin katılımının bilişsel, duyuşsal, davranışsal, çıkarımsal ve eleştirel boyutlardan oluştuğunu ortaya koymuşlardır. Aynı zamanda çalışmada her bölümün sonunda seyirciye doğrudan yönelen karakterin daha fazla mektup aldığı da belirlenmiştir.

Son zamanlarda yapılan bir diğer çalışmada da Kerutt (2012), Dexter (yalnızca kötülük yapanları öldüren sevimli bir karakter) dizisinin başarısının nedenlerini araştırmıştır. Bunun için de programın içeriği, ahlaki hüküm, özdeşleşme, parasosyal etkileşim ve kendini kaptırma etkenlerinin dizi üzerindeki etkisini incelemiştir. Çalışma sonucunda, katılımcıların programın içeriğini sevmeleri, Dexter karakteriyle yüksek düzeyde özdeşim kurmaları ve diziye kendilerini

(41)

kaptırmalarının; diziyi daha çok sevmelerine ve izlemelerine neden olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda çalışmada, seyircilerin Dexter karakterine ilişkin ahlaki hükümleri ile Dexter’la kurdukları özdeşleşme arasında da olumlu bir ilişki saptanmıştır. Kerutt’a göre, seyirciler adaletli bir dünyada yaşamak istemektedirler ve Dexter’in adaleti sağlamaya çalışan tavırlarını da uygun bulmaktadırlar. Dexter dizisi bağlamında, bu cezalandırıcı adalet duygusu, eğlendirici bir etken gibi görülmektedir. Bu da seyircilerin karakterle daha fazla özdeşim kurmalarına yol açabilir. Ayrıca, çalışmada parasosyal etkileşim ile Dexter dizisini beğenme arasında da olumlu bir ilişki bulunmuştur; ancak diğer etkenlerle karşılaştırıldığında parasosyal etkileşimin Dexter dizisinin başarısını açıklamada çok büyük bir role sahip olmadığı da belirlenmiştir.

1.1.2.1. Romantik İlişkiler ve Parasosyal Etkileşim

Alanyazında, televizyon dizileri ve programlarını izlemenin romantik ilişkilere etkisini incelemek amacıyla yapılan çalışmalara da rastlanmaktadır.

Greenwood ve Long (2011) gerçek hayatın ilişkisel yönelimlerinin; bireylerin medya karakterleri ile kurdukları parasosyal bağlar ile ilgisi varsa, bireylerin ilişki durumlarıyla da ilişkili olması gerektiğini düşünmenin akla yatkın olduğundan söz etmişlerdir. Bu görüşle paralel olarak, alanda pek çok araştırma yapılmıştır.

Stevens ve diğerlerinin (2007) yaptıkları araştırmada pembe dizi izleyiciliğinin, ilişki kontrolünün önemli ve güçlü bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir. Araştırmacılara göre, yetişkinler günlük yaşamda şiddet uygulamanın

(42)

ilişki yaşadıkları bireyler üzerinde hakimiyet kurmak istediklerinde kontrol edici davranışlarda bulunmaları daha kabul edilebilir gözükebilir. Böylelikle, televizyonda duygusal sorunlar ve kontrol edici davranışlar gördüklerinde bunları şemalarına kodlamaları ve gerektiğinde kullanmaları olasıdır. Araştırmanın bulguları, televizyonun duygusal ilişkilerde kontrol edici bir yaklaşım geliştirme derecesinin izleyicilerin sahip olduğu algılanan gerçeklik kavramına bağlı olduğunu göstermiştir.

Rehkoff’un (2009) çalışmasında da televizyondaki romantik içeriğin ve duygusal beklentilerin, parasosyal etkileşimin gücü ve doyumunun önemli yordayıcıları olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bu çalışmada, romantik inançlara sahip; fakat ilişkilerinde doyum sağlayamayan bireyler daha az romantik olan ve daha az ilişkisel doyuma sahip olan bireylere göre daha güçlü parasosyal etkileşim geliştirmektedirler. İlişki doyumları yüksek, romantik bireylerin ise medya karakterleriyle geliştirdikleri parasosyal etkileşimleri zayıftır.

Osborn’un (2007) çalışmasında hem cinsiyetin hem de romantik temalı programlar izlemenin, ilişki beklentilerinin önemli yordayıcıları olduğu da belirlenmiştir. Bu bulguya göre, kadınlar erkeklerden daha çok romantik temalı programlar izleme eğilimindedirler ve erkeklerden daha yüksek ilişki beklentilerine sahiptirler. Aynı zamanda çalışma sonuçları, izleyicilerde televizyonun gerçek yaşamdaki romantik ilişkileri yansıttığı inancı arttıkça, bireyin kendi gerçek ilişkisine yönelik olumsuz tutumlarının da arttığını göstermektedir (daha az doyum, daha az bağlılık, daha az ödül). Daha fazla romantik temalı programları izlemek, gerçek hayattaki romantik ilişkilere ilişkin daha yüksek beklentilere yol açmaktadır.

Osborn’un (2007) çalışmasından dikkat çekici bir başka bulgu da, romantik temalı programları izlemenin gerçek ilişkileri değerlendirmeyle ilişkisiz oluşudur. Mevcut

(43)

bulgular incelendiğinde; bireylerin beklentilerinin, arzu ettikleri romantik ideallerle ilişkili olması olasıdır; fakat bireyler, gerçek ilişkilerine ve partnerlerine ilişkin değerlendirmelerini daha mantıklı temellere oturtmuşlardır. Bu nedenle bireyler, ilişkilerini değerlendirirken televizyondaki dünyayla gerçek dünya ve bu dünyadaki ilişkiler arasında gerçek-gerçeküstü ayrımını yapabilmektedirler.

Derrick ve diğerlerine (2008) göre de parasosyal ilişkiler gerçek hayattaki ilişkilerde beklentiyi artırabilir. Örneğin; bir televizyon programında eşini sürekli şımartan bir kocayı gören kadın, kendi eşinden de aynı şeyleri bekleyebilir. Eşi bu beklentileri karşılamadığı takdirde, kadın kendisini ihmal edilen ve yeterince sevgi görmeyen bir birey olarak kabul edebilir.

Segrin ve Nabi (2002) de hiç evlenmemiş üniversite öğrencileri üzerinde yaptıkları çalışmalarında, evlilik ve yakın ilişkilere odaklanan programları izlemenin evliliğe yönelik ideal beklentiler içinde olma ve evlenme niyetinin yordayıcısı olduğunu ortaya koymuşlardır. Ayrıca yazarlar, genel televizyon izleyiciliğinin, evliliğe dönük ideal beklentilerle olumsuz bir ilişki içindeyken, romantik temalı programları izlemenin evliliğe yönelik ideal beklentilere girişim ile ilişkili olduğunu da tespit etmişlerdir. Bu çalışmada, televizyondan duygusal doyum sağlamak isteyen izleyicilerin aynı zamanda duygusal ilişkiler üzerine en fazla düşünen bireyler olduğu da saptanmıştır. Ayrıca, daha fazla romantik inançları olan bireyler, televizyondaki karakterlerle daha güçlü parasosyal ilişki geliştirmektedirler.

Arslan ve Büyükşahin Sunal’ın (2012) ülkemizde duygusal birlikteliği olan

(44)

hem romantik hem de parasosyal etkileşim düzeylerini etkilediğini göstermektedir.

Araştırma sonucunda, kadınların, erkeklerle karşılaştırıldığında dizileri izledikten sonra partnerlerinden beklenti düzeylerinin arttığı ve yine kadınların erkeklerden daha çok dizilerdeki gibi eş/ sevgili istedikleri saptanmıştır. Ayrıca bu çalışmada, dizilerde yaşanan olumlu olayları kendi yaşamında da deneyimlemeyi isteme, izlenilen dizilerde beğenilen karakterler gibi sevgili/ eş bulma isteği ve ilişki süresinin de parasosyal etkileşimi anlamlı olarak yordadığı belirlenmiştir.

Buraya kadar anlatılanlardan da anlaşılacağı gibi, televizyon dizileri ve programlarının (özellikle romantik temalı) kişilerin romantik ilişkilerine ilişkin algı, beklenti, inanç ve tutumlarını etkilediği görülmektedir.

Alanyazında, parasosyal etkileşimin ilişki durumu ile ilgisini ortaya koyan çalışmalara da rastlanmaktadır. Cohen (1997) çalışmasında bekar kadınların ilişkide olan erkeklere göre daha yüksek düzeyde parasosyal etkileşim kurduklarını ortaya koymuştur. Ancak, ilişkide olan kadınlar, bekar olan kadınlardan daha yüksek parasosyal etkileşim puanlarına sahiptirler. Engle ve Kasser (2005) de daha fazla flört deneyimi olan ve aynı zamanda güvenli bağlanan ergen kızların, daha az flört deneyimi olan ergen kızlara göre, erkek medya karakterleriyle daha yüksek düzeyde romantik etkileşim gösterdiklerini ortaya koymuştur. Wang ve diğerleri (2008) de romantik olarak yalnız olan erkeklerin, düşük parasosyal etkileşim yoğunluğu gösterirken, romantik açıdan yalnız kadınların orta derecede parasosyal etkileşim yoğunluğu gösterdiklerini tespit etmiştir. Ayrıca araştırmacılar çalışmalarında, bekar kadınların, ilişkisi olan kadınlardan daha yüksek düzeyde parasosyal etkileşim kurduklarını da belirlemişlerdir. Greenwood ve Long (2011) ise bekar katılımcıların,

(45)

karşı cins medya figürüyle daha yüksek düzeyde parasosyal etkileşim gösterdiklerini tespit etmiştir.

Görüldüğü gibi alanyazın incelendiğinde, parasosyal etkileşimle ilgili yurt dışında çok sayıda çalışma gerçekleştirilmesine karşın, ülkemizde bu alanda yapılan çalışma sayısı oldukça azdır (Arda, 2006; Arslan ve Büyükşahin Sunal, 2012). Bu nedenle parasosyal etkileşim alanında ülkemizde yapılacak yeni bir çalışma, hem yurt içindeki çalışmaların zenginleşmesine neden olacak, hem de belirlenen araştırma değişkenleri çerçevesinde alanyazında yapılan çalışmaların, farklı bir örneklemde test edilmesini sağlayacaktır.

Buraya kadar parasosyal etkileşim alanyazınından çeşitli araştırma bulgularına değinildikten sonra, bundan sonraki bölümde parasosyal etkileşimle ilişkili olduğu düşünülen bağlanma kuramı temelinde bağlanma biçimlerine yer verilecektir.

1.2.Bağlanma Kuramı

Bowlby (1969, 1973) tarafından ortaya koyulan bağlanma kuramı, bebeklerin birincil derecedeki bakıcıları ile duygusal olarak geliştirdikleri bağları ve bakıcılarından ayrıldıklarında duygusal olarak neden stres yaşadıklarını açıklamayı amaçlamaktadır. Bağlanma, bebeğin dünyaya gelmesi ile birlikte bakıcısı ile arasında gelişen güçlü, duygusal bağdır. Bowlby (1973), bağlanmanın beşikten mezara kadar süren bir süreç olduğunu vurgular.

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :