• Sonuç bulunamadı

EROZYON VE ÇÖLLEŞME

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "EROZYON VE ÇÖLLEŞME"

Copied!
10
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

EROZYON VE ÇÖLLEŞME  

Kaynaklar:

ÜLKEMİZDE 2014 YILINA KADAR YAPILAN ÇÖLLEŞME ÇALIŞMALARI Yüksek lisans tezi Ahmet Küçükdöngül

ÇEM Genel Müd. Web sayfası

(2)

Erozyon, toprağın çeşitli etkenlerle aşınıp, taşınıp, birikmesidir.

Erozyon, tabiatın normal süreci içinde meydana geliyorsa buna normal erozyon denir ve jeolojik oluşumlar içinde cereyan eder. Şayet insanın tabiattaki toprak-su-bitki arasındaki dengeyi bozucu nitelikteki

müdahaleleri sonucu meydana geliyorsa buna da hızlandırıcı erozyon denir.

Günümüzde dünya ülkelerinin pek çoğu erozyon tehlikesiyle karşı karşıyadır. Uzmanlarca yapılan araştırmalara göre; dünyada her yıl yaklaşık olarak ortalama 24 milyar ton toprak erozyonla

kaybedilmektedir.

Dünyada erozyon sebebiyle 110 ülke çölleşme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Birleşmiş Milletler Çevre Programı tarafından yapılan hesaplamalarla, dünyada çölleşme ve erozyonun önüne geçebilmek için yılda

42 milyar dolar harcanması gerektiği ortaya çıkmaktadır.

Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir. Su erozyonundan sonra, diğer erozyon çeşitlerini; rüzgar erozyonu, çığ erozyonu, heyelanlar,

dalga erozyonu ve buzul erozyonu şeklinde sıralayabiliriz.

Türkiye topraklarının arazi kullanım durumuna göre %31,1’ni tarım alanı, %18,6’sı mera ve otlak alanı,

%27,6’sı orman alanı ve %1,6’sı ise iskân alanı ve %21,1’i diğer alanlar oluşturmaktadır.

(3)

•YÜZEY EROZYONU İLE MÜCADELE 1-Teraslama

Teraslar, arazi üzerinde, meyil ve bölge hidroliği gereklerine göre aralıkları belli edilen, toprak ve suyu satıh üzerinde tutmaya yarayan değişik şekilli, tesviye eğrilerine paralel (su tutucu) veya havzadan suyu erozyona sebep olmayacak şekilde dışarı boşaltan kanallardır. Teras ebatları ve aralıklarının tayininde ana prensip; yağış yoğunluğu, toprağın erozyona karşı hassasiyeti ve meyil derecesine göre; yüzeysel akışa dönüşüp, toprağı taşıma gücü kazanmadan, düşen yağmurun teraslarla önünün kesilmesi ve böylece toprak altına sızmasını temin etmekten ibarettir.

OYUNTU EROZYONU İLE MÜCADELE

Yüzey erozyonu devam etmesi halinde oyuntu erozyonuna dönüşür. Yüzeyden akan sular kanalize olunca oyulmalar meydana getirir ve böylece oyuntu erozyonu başlamış olur. Genel olarak, oyuntu erozyonunun başlamasını önlemek için yapılan

masraflar ıslahı için yapılandan daha az ve ekonomiktir. Bir sel deresinde oyuntu erozyonuna maruz bulunan araziler, havza içinde pek fazla bir miktar teşkil etmiyorsa veya oyuntu erozyonu ile oluşan sediment miktarı havzanın tümünden gelen sediment miktarına oranla pek fazla değilse, bu arazilerde oyuntu erozyonunu önlemek için yoğun önlemler alınmasına gerek yoktur. Oyuntu erozyonuna maruz bulunan bu sahalarda havzada uygulanmakta olan diğer uygulamalar çerçevesinde çalışılır.

•RÜZGÂR EROZYONU ÖNLEME ÇALIŞMALARI

•1- İdari Önlemler

•Eğitim

•Tarım alanlarının kabiliyet sınıfına uygun kullanılması

•Meralarda otlatmanın bitki örtüsünü bozmayacak şekilde yapılması

•Tarla kenarlarındaki vejetasyonun korunması

•Tarım alanlarında anızların yakılmaması

• ÇEM GENEl MÜDÜRLÜĞÜ WEB Sayfası

(4)

• Ekosistemdeki bozulmalar insanoğlunu kuraklık, açlık, susuzluk, erozyon, sel taşkın hava kirliliği gibi birçok problemle karşı karşıya getirmektedir. Türkiye’nin

içerisinde bulunduğu coğrafi konum, iklim, topografya ve toprak şartları, Türkiye’nin arazi/toprak bozulumuna ve kuraklığa karşı hassasiyetini arttırmaktadır. Türkiye

açısından erozyonun sebeplerini incelediğimizde insan

faktörü ön plana çıkmaktadır. Türkiye’nin coğrafi konumu,

topografik yapısı, iklim şartları ise erozyonu arttırıcı etki

yapmakta, erozyonla mücadeleyi zorlaştırmaktadır.

(5)

• Su erozyonu; en yaygın görülen erozyon tarzıdır. Bilhassa eğimli

arazilerde bitki örtüsünün zayıfladığı noktalarda su etkisi ile ortaya çıkan bu erozyon çeşidi, akış halindeki sulara bağlıdır. Su erozyonu hem maddi hem de manevi olarak en ağır kayıplar verilen erozyon türüdür.

• Rüzgar erozyonu; su erozyonundan sonra en sık karşılaşılan erozyondur.

Rüzgarın hareketlerine bağlı olarak toprak hareketlerinin görülmesine rüzgar erozyonu adı verilir. Daha çok kurak iklimin hakim olduğu

bölgelerde görülen rüzgar erozyonu verimsiz bir toprak düzeni sağlamaktadır.

• Çığ erozyonu; buz ve buzul etkisi ile kendini gösteren erozyondur.

Tehlikeli olduğu kadar olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

• Yer çekimi erozyonu; bu tip erozyon ise kitle hareketlerine bağlı olarak

ortaya çıkan erozyon çeşididir.

(6)

• Dünyada her yıl, toprağın üst tabakasının 24 milyar tonu, başta erozyon olmak üzere çeşitli sebeplerle kaybedilirken, 6 milyar hektar alan çölleşmektedir.

• Bu süreç dünyaya, 42 milyar dolardan fazla mali yük getirmekte, 110 ülkede yaşayan 1,2 milyar nüfusu doğrudan tehdit etmektedir. 135 milyon insan risk altındadır ve 10 milyon insan ekolojik göçmen olarak çölleşmiş bölgelerden göç etmiş durumdadır.

• Geçimlerini toprağa bağımlı olarak sürdüren 2,6 milyarı aşkın insan da aynı kaderi paylaşmaktadır (UNCCD 1994). Bu verilerden çölleşmenin giderek artan bir

problem haline dönüştüğü ve acil tedbir alınması gereken konulardan biri olduğu görülmektedir.

• Çölleşme, iklim değişikliği ve küresel ısınma; önemi giderek anlaşılmaya başlanan

sorunlardır. Son yıllarda ulusal ve uluslararası anlamda sorun analizleri yapılmakta

ve çözüm yöntemleri geliştirilmektedir. En azından hangi aşamada olduğumuz ve

mücadele konusunda nereden başlamamız gerektiği konularında ciddi adımlar

atılmıştır.

(7)

• Türkiye’nin arazi kullanım varlığına bakıldığında tarım arazisinin %31,1’lik değerle en fazla alanı

kapladığı, bunu sırasıyla ormanlık alanlar (%27,6) ile mera alanlarının (%16,6) takip ettiği görülmektedir.

Su alanları % 1,4’lük alanı kaplamakta, kalan %21,3’lük arazi ise diğer alanlardan oluşmaktadır (Anonim 2013a).

• Arazi kullanımının en büyük bölümünü oluşturan tarım alanlarının %59’u, meraların %64’ü, orman arazilerinin %54’ü çeşitli şiddette erozyona maruz kalmaktadır. İç Anadolu Bölgesi başta olmak üzere bazı bölgelerdeki düşük yağış oranları, tarım alanlarındaki çoraklaşma, tuzlanma gibi nedenlerle

verimliliğin azalması, ormanlar ve meralardaki tür çeşitliliğinin ve doğal yapının bozulması, yanlış arazi kullanımı uygulamalarından kaynaklanan betonlaşma, toprak kirliliği gibi arazi bozulumu sorunları topluca değerlendirildiğinde, çölleşmeye hafif derecede uğramış sorunlu alanlarla birlikte çeşitli etkilenme derecelerindeki alanlarımızın, Türkiye’nin toplam yüzölçümüne oranının yüzde 90’ların üzerinde olduğu görülmektedir (Haliloğlu M., 2010).

 Çölleşme: “kurak, yarı-kurak ve az yağışlı alanlarda, iklim değişiklikleri ve insan faaliyetleri de dâhil olmak üzere çeşitli faktörlerden kaynaklanan toprak bozulmasını ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır (UNCCD 1994).

• Popüler algının aksine, çölleşme, çöl ya da kum hareketleriyle oluşan arazi kaybı değildir. Çölleşme,

kurak, yarı kurak ve kuru yarı nemli alanlardaki arazi bozulumunu ifade eder. Bu, kurak alanlarda arazi

bozulması olarak anılacaktır, bu sıklıkla çöl şartları oluşturabilir (Anonim 2015b).

(8)

• Arazi Bozulumu: Doğal olaylar ve/veya insan aktiviteleri nedeniyle orijinal doğal ekolojik görevinin ve/veya uygun şekildeki ekonomik işlevinin sürdürülebilirliğinin çok uzun olamayacak kadar zarar

görmesidir (UNCCD 1994).

• Arazi bozulumu ve çölleşme kavramları birbiriyle iç içe girmiş

kavramlardır. Her iki kavramında teknik detaylarına inildiğinde aynı anlamları ifade ettiği görülmektedir. Arazi bozulumu tanımında teknik olarak daha detaylı anlatılmıştır. Çölleşme; insan faaliyetleri ve iklim değişikliklerini ön planda tutarken, arazi bozulumun biraz daha

detaylandırılarak rüzgâr ve/veya suyun etkisiyle oluşan toprak erozyonunu, toprağın fiziksel, kimyasal, biyolojik ve ekonomik

özelliklerinin bozulmasını ve uzun süreli vejetasyon kaybını dikkate

almıştır.

(9)

• Türkiye’ de çölleşme konusunda yapılan çalışmalara baktığımız zaman; 2005 yılında yapılan “Çölleşme ile Mücadele ulusal eylem Programı” kapsamında yapılan

çalışmalar, günümüze kadar düzenli bir şekilde kayıt altına

alınmıştır. 2005 yılından 2012 yılına kadar kurumların yapmış

olduğu çalışmalar, 2005 ulusal eylem programı kapsamında

değerlendirilmiştir. Yeni strateji ve eylem planının yapılması

nedeniyle 2012 yılından sonra kayıtlar; kurumlar bazında

yıllık olarak ilgili tüm kurumlardan toplanmaktadır. Ülkemiz

Ulusal Eylem Planı kapsamında kapmış olduğu düzenli olarak

izlemektedir ve rapor hazırlanmaktadır.

(10)

• Çölleşme riskinin en fazla olduğu bölgeler Kuzey Afrika, Ortadoğu ülkeleri, Avustralya, Güney

Batı Çin ve Güney Amerika’nın batı kesimleridir.

Bu bölgeler hâlihazırda önemli ölçekte çölleşme sorunlarıyla mücadele etmektedir. Akdeniz

Bölgesi ile tropik ve subtropik bozkır

ekosistemleri, kıyı ve mera alanları daha düşük

olmakla beraber dünyada önemli ölçüde risk

altındadır (Núñez M. ve diğ.).

Referanslar

Benzer Belgeler

Karap ınar halkı için ekmek teknesi olan, büyük sürüleri besleyip, verimli tarım alanlarını barındıran topraklar nas ıl oldu da böylesine büyük bir çölleşme tehdidi

Bitki türlerinin sadece % 1’i, tam bilimsel taramadan geçirilebilmiş… Geri kalan % 99’da neler var. İlaçların

Kara karbon denilen kurum: gaz değildir, küçük karbon parçacıklarından oluşur, doğrudan güneş ışığını tutar (tarım alanı kazanmak için orman ve

Doğal bitki örtüsünün tahrip edilerek özellikle eğimli arazilerde tarım alanlarının açılması toprağın oluşmakta olduğu yerde birikmesini engellemiş ve gerek

Dünya nüfusundaki hızlı artış ve buna bağlı olarak besin maddelerine daha fazla gereksinim duyulması, yeryüzünde mevcut olan tarım arazilerine ek olarak, orman ve

Aşağıda verilen ifadelerden hangilerinin doğanın insan üzerindeki etkisine, hangilerinin insanın doğa üzerindeki etkisine örnek olduğunu tabloda örnekteki gibi

YanlıĢ arazi kullanımı: Tarım, orman, çayır ve mera arazileri gibi farklı nitelikteki arazi kullanım türlerini kendi yetenekleri dıĢında yanlıĢ değerlendirmeyi

 Dünya Güneş’e yaklaştıkça yörünge üzerindeki dönüş hızı artar (3 Ocak), uzaklaştıkça azalır (4 Temmuz).  Şubat ayı iki gün kısa sürer. Eylül ekinoksu iki gün