Arkitekt'in yeni bir yazı serisi :
«Yeni Türk Cumhuriyet alfabesi» kul- lanılmağa başlanalı yarım yüzyıla yakın bir zaman geçmiştir. Genç kuşakların
«eski yazı» ile yayınlanmış kaynaklardan
—meslekleri gereği özel olarak öğrenme- miş iseler— doğrudan yararlanmaları im- kânı yoktur.
Özellikle teknik ve mimarlık alanın- da çalışmakta olan meslekdaşlar «mi- marlık ve san'at tarihi» alanlarında bi- limsel araştırma yapmak istediklerinde, çoğu kez evvelce yapılmış çalışmaları ta- nımak, eski kaynaklardan yararlanmak zo- rundadırlar.
Eski kaynaklara inebilmekte kısmen olsun yardım sağlayabilmek âmacı ile
«Arkitekt» de yeni bir «yazı serisi» açarak önemli gördüğümüz eski yayınların me- tindeki eski terkipleri sadeleştirerek ve cümle kuruluşlarına sadık kalarak yayın- layacağız.
Bu eski kaynakları seçmek ve tara- makta bize öncülük eden Sayın Prof. Hâ- mit Kemalî Söylemezoğlu'na teşekkürü bir borç sayarız.
Hayat Dergisi — Sayı : 45 1927
Fâtih Câmiinin ilk şekli ve Türk mi- marlık sanatındaki yeri (1) Onuncu Y. yı- lın İlk yarısından .itibaren yakın doğu- nun mühim bir kısmında yerleşen Türk ulusu acaba mimarî eser yaratma yetene- ğine mâlikmidir? Öteden beri güzel sa- natlar mütehassıslarını işgal eden bu so- ruya genellikle olumsuz cevap verilmek- tedir. Türkler ve Türk güzel sanatları hakkında beslenilen bu fikir, bir kaç müstesna olmak üzere, bugün bile, Fran- sız müdekkiklerinden A. Gossot'nin bun- dan otuz sekiz yıl önce yazmış olduğu:
«Ces ottomans, peuple de pasteus et guerriers, n'ayant ni art ni artis- ies.» (2) gibi dayanaksız fikrin aynıdır.
İslâm — Türk güzel sanatlar tarihi incelemelerinin son yıllarda his edilecek derecede ilerlemesine rağmen bugün bile Türklerde güzel eserler yaratma yeteneği- nin vücudu inkâr edilmekte ve bunu is- pat için hele Türk mimarisinin Arap, İran ve Bizans mimarî unsurlarından oluşan şahsiyetsiz bir taklid olduğu ileriye sü- rülmektedir.
Filvâki Türklerin, İslâm ülkelerine hic- ret ederken kendileri ile beraber şehir medeniyetine mahsus bir mimarî getir- diklerini şimdiye kadar bilmiyoruz. Fa- kat bu olay hiç bir zaman oniarın sanat- sız bir ulus olduğuna bir delil teşkil ede- mediği gibi, sanat yeteneklerini, dahi mevcut olup olmadığını kanıtlayacak bir mahiyette değildir. Herhangi bir ulus, cemiyet halinde, göçebelikten şehir ha- yatına geçerken kendisinden önce vücu- da getirilen şâir içtimaî mahsullerle be- raber, temas halinde bulunduğu güzel sanatlar mahsulatını dahi kabul ve ikti- bas etmiştir. Bu hal tekamül tarihinde ve bugünkü bütün medenî ulusların haya- tında vâki olduğu gibi pek tabii olarak Türklerde de vâki olmuştu. Diğer cihet- ten, eski Türk vatanı Orta Asya'dan baş- layarak bir taraftan Çin, Hindistan, diğer taraftan ise, İran, Elcezire, Hiristiyan A- nadolu, Suriye, Filistin, Mısır en son ola- rak Balkanlara kadar genişleyen bir ulu- sun vücuda getirdiği mimarî eserlerinin uluslararası bir karakter göstermesi pek mantiki ve tabii olsa gerektir.
Şu halde tarafsız bir müdakkik Türk.
lerde güzel sanatlar yaratma kabiliyeti-;
nin mevcut olup olmadığını değil, Tüık mimarisinin yaratıcılık ve kendisine mah- sus bir tekâmül safahatına mâlik bulüj nup bulunmadığını aramalıdır. Böylece OK taya konacak soru, acaba, Türk mimari eserleri birer taklid eserimi, yoksa Mil- lî Türk ruhunu içeren ve mantıkî bir te kâmule birer ün müzec midirler, şeklinde olmalıdır. Bu önemli soruya cevap ver- mek için bütün Türk güzel sanatlarınııj tümü islamiyetten evvelki devrelerden zamanımıza kadar bir «kül» olarak, biri makalede değil, kitap şeklinde mütalaa ve incelenmesi icap eder. Mamâfi bizim burada bahsetmek istediğimiz konu bile şu mühim soruya olumlu ve kanâetbahs cevap vermeğe kâfidir.
Celâl Eset Bey bundan onsekiz yıl önce Fransızca yayınladığı «Constanti- nople, de Byzance a Stamboul» (Paris 1909) ünvanlı eserinde, 1453 senesi fet- hedilen İstanbul şehri toprağında ilk pa- dişah camii olarak inşa edilen Fâtih Câ- mii'nin bugünkü şeklini onsekizinci yüz.
yılın ikinci yarısında vücuda geldiğini gü- zel sanatlar tarihi tetkikatı âlemine bildi- riyordu. O zamandan beri Türk mimarisi
ne dâir sayısız bir çok incelemeler ya- yınlandığı halde, bunlardan hiç birini ne adı geçen eserin Fâtih Câmiine ait bah.
sinin en mühim kısmını teşkil eden:
«Nous manquons malheureusement de de- : tails sour la forme premiere de cette
Çonstruction, qui a marque le debut d'une nouvelle periode architecturale» (3) cümlesine dikkat, ne de bu bilgiye daya- narak câmiin ilk şeklini tesbit etmek cihe- ı tini tecrübe etmiştir. Bugünkü güzel sa- natlar tarihi edebiyatında Türk mimarisinin [tekâmülüne ait rastladığımız yanlış nazari- yeler işte hep bu ihmalin verdiği sonuç- dan başka bir şey değildir.
Şimdiye kadar olduğu gibi (4) halâ da güzel sanatlar, tarihi müdekkikleri»
İstanbul'un fethi ile Türk mimarisinin eser- lerinde âni bir değişme vücuda geldiğini
3 bu tarihten itibaren Ayasofya Kilisesi- nin Türk câmileri için bir örnek teşkil etti- ğini ve Türk mimarisinin bu şâheserleri Bizans Kiliselerine mahsus plan ile İran } Selçuki tarz ve usulu mimarisine ait [.unsurların telif ve terkibinden başka bir şey olmadığını» (5) İsrarla iddia etmekte- dirler. Türk mimari sanatının tekamülü hakkında ileri sürülen bu gibi nazariyele- rin tarihî gerçekten ne derecede uzak ol- duklarını bize Fâtih camiinin ilk şeklini gösteren aşağıdaki izahat isbat edecek.
f. Bilindiği gibi bugünkü Fâtih câmii 1765 yılındaki deprem sonunda yıkılmış olan
•eski câıni yerinde inşa edilmiş bir bina- u hususta bize müteaddid muasır tarihî kaynaklar (6) meyanında iki eser en açık bilgiyi vermektedirki bunlardan biri- si vaktiyle Celâl Esat Bey tarafından da pstifade edilmiş, 1768 de hâfız Hüseyin bin Hacı ismail Ayvansarayı tarafından İstan-
|l Camilerine dâir telif edilen pek de- ğerli «Hadikatülcevami» dir. Bu eserde ay- nen deniliyorki: «Vaktimizde 1189 senesi
idîethaııın üçüncü günü ki Mayıs'ın onbi- ridir tülü şemsten bir saat mürurunda vâki olan zelzeleyi kübrâda câmii mezbu- run kubbeyi kebiresi bilkülliye harap ol- muştu zeminedek bakiye bina hedim olu- nup müceddeden bina ve ihyasına şûru olundukta iptida emînnibina olmak üzere vakfı şerifin kâtibi ricali devletten Hâşim Ali bey efendiye hilât ilbas ve binası umu- ru ona sipariş olunmuştur.» (7)
Bu önemli bilgiye uyan ikinci bir ma- lûmatı da İstanbul Müzeleri Müdürü Dok- tor Halil Ethem beyin özel kütüphanesin- de saklı bir yazma eserde buluyoruz. Pek mühim notlan haiz bu eserin ismi: «Hâza Mimar Sinan rahmetüllah Edirne'de Sultan Selim Câmii Şerifi bina olunduğunu be- yan eder» ve müellifi o zamanın Rumeli defterdarlığı kethüdalarından Dâyezâde Mustafa efendidir (8). Şimdiki Fâtih Câ- mii Mimarînin oğlu tarafından eserin 7.
inci varakına ilâve edilmiş bir kayıtda aynen şu cümleye tesadüf etmekteyiz:
«Zelzeleyi kebir vâki oldukta Fâtih Sultan Mehmet Gazi Han hazretleri merhumun Câmii şerifleri münhedim oldukta müced-
deden tekmil oldukta...» başka kaynaklar- dan sarfinazar yalnız bu iki muasır ve inanılır bilgi bize Fâtih Câmii'nin dep- rem sonunda harap olduğunu ve bilhassa kalan aksamının da yeniden inşa maksa- dıyla yere kadar yıktırıldığını isbat etme- ğe kâfidir (9).
Bizi burada her şeyden önce, Fâtih Câmi'nin deprem sonunda harap olmadan önceki mimari şekli ve bilhassa planı il- gilendirmektedir. Bu hususta bizi en iyi aydınlatabilecek Türk kaynakları maalesef bugüne kadar yapılan incelemeler sı- rasında nazarı itibare alınmamıştır. 15 ve 16. inci yüzyıllar olaylarına ait bilgi ve- ren Türk tarihçilerinden bu câmi hakkın- da bahseden yalnız Türüsinâ beydir (10).
Fakat bu bilgi o kadar umumi ve sathıdir- ki camiin ilk şekline dâir muayyen bir fi.
kir edinmek hemen hemen mümkün değil- dir. Buna mukabil câmi hakkında mufassal tavsifâtı meşhur Türk seyyahı Evliya Çe- lebi'nin seyahatnamesinde buluyoruz. Câ miin zelzeleden harap olmasından çok ev.
veller vefat eden Evliya Çelebi'nin, bura- da tetkik etmek istediğimiz meselenin ay-
M A M »
dmlanması için pek mühim olan bu tavsi- fâtının bizi ilgilendiren kısmını aynen nak.
lediyoruz: «Bu câmiin yemin ve yesarın- da kademeli taş nerdiban ile suud olu- nur ve zeminden tâ sütfıhu dam ve bâmı- na kadar zira bina ile seksen yedi zirâ- dır vechiarzdan utbei süflâsina varınca dört zırâ kadarı mürtefidir ve çârpaye âli üzere 15 vechi münkalip olmuş bir kubbe âlidir ve mihrap tarafında dahi nim kub- bedir ve yemin ve yesârında iki somâki amutlar varki anil'iberdir.» (11) Evliya Çe_
lebi'nin bu tavsifâtını «Hadikatül cevâmi- kitabı şu suretle tamamlamaktadır. «Ve mukaddemki iki fil ayağı ve iki dahi soma- ki direkler yerine bâdelhedim dört ayak üzerine kubbe bina olunup iki somaki di.
rekler câmiin haricinde zirlzemine defn olunmuştur. Vaz'ı kadiminden harimine vüsati azime geldiği ayandır ve bu mez- kurâta sini evelhaü âhirha... Mustaaf Han îbni Ahmet Han İbni Mehmet Han hazret- leri muvaffak olmuştur. Kırk altı ay on gün tamamında bin yüz seksen beş mu- harreminin Aşûre günü ve nisanın onbe.
şinci Cuma günü Selâti Cuma ile namaza iptidar olunmuştur.» (12)
Adları geçen yazılı eserler değil ay.
nı zamanda bir tesadüf eseri olarak zama- nımıza kadar muhafaza edilen diğer bel- geler dahi göstermektedir. Bunlar öteden- beri herkesçe bilinen garp sanatkarları tarafından yapılmış İstanbul manzaraları, na ait resimlerdir. (Melchior Lorichs) ve (Wilhelm Dilich) in çizdikleri bu resimler yıllardanberi neşredilmişlerdir (13). 1557 yıllarile 1561 arasında İstanbul'da bulunan Sanatkâr Melhiyor Lorichs, şehrin umu.
mi manzarasına ait resminde (14) Fâtih Câmiini aşağıdaki şerhlerle birlikte çiz- miştir. «Esky Moschea Suldan Mohanıot derdie Stat Constantinopel Eingenommen von den christen» (istanbul'u hiristiynn-
laıdan zapteden Sultan Mehmet'in eski câmii.) 1557 tarihini hâvi bulunan ve şüp.
hesiz sanatkârın İstanbul'da bulunduğu müddetçe diğer menazırla birlikte edil- miş bu resim bize Fâtih Camiinin eski şeklini irâe etmektedir. (Şekil 1) Bir çok binalar ve küçük kubbeler ile (bunlar şüp- hesiz câmi etrafındaki sekiz medrese'ye ait kubbelerdir) çevrili bulunan Câmi, bâriz bir surette semâya yükselmekte- dir. Burada birer şerefeli iki minare ile câminin dört zâviyeli vücudunu ve sağ tarafta iç avlusunun etrafındaki revâk kub- belerini pek vâzih bir halde gördüğümüz gibi câmi vücudunun yüksek divarları üzerinde caminin harimini örten, Evliya Çelebinin neden ise kaydetmediği, üç a- det küçük yan kubbelerini ve öndeki mi- narenin sağında hemen bütün camilerde bulunan son cemaat mahalli revâkinin kubbelerinden birisini müşahede etmek- teyiz. Ortadaki büyük tam kubbe, dâiren mâdâr pencereleri hâvi çok zaviyeli kub- be mesnedi üzerinde kaim bulunmakta, dır. Buna resimde pek küçük çizilen kıble tarafındaki yarım kubbe bitiş, mektedir. Şurasını unutmamalıdırki bizim burada gösterdiğimiz resim (E. Oberhum.
mer) tarafından neşredilen eserin 13 ün- cü levhasından büyütülerek maktuen ik- tibas edildiği gibi resmin heyeti umumi- yetini dahi sanatkâr Galata cihetinden, yâni kuzeyden görerek çizmiştir. Bundan dolayıdırki. câminin güneyinde kıble ci- hetindeki yarım kubbesi kâfi derecede gösterilmemiştir. Evliya Çelebinin yuka- rıya naklettiğimiz tavsifatını tamamla- yan bu resmin inanılır bir belge olduğu- nu bize keza ayni İstanbul manzarasında gösterilen ve zamanımıza kadar muhafaza edilen diğer câmilerin şekilleri göster, mekteidr. Binaen alaylı sanatkârın irâe et- tiği câmi resminin, binanın ilk şekline uy-
gun olduğunda şüphe edilemez. Bu nok- tanın bizce önemi vardır. Zira ayni zâ tarafından yapılan Fâtih Câmiinin diğer özel bir resmine daha mâlik bulunuyoruz -i bunda câmiin bir çok mimarî kısımla, rı noksan bulunuyor. (Şekil 2) Bu resimde' câmiin tam büyük kubbesinden maade bütün yan küçük kubbeleri ile kıble tara frndaki yarım kubbe kaldırılmıştır. Diğer bir taraftan resmin avrupaîleştirilmiş bi muhiti gösteren heyeti umumiyesi de ounun, sanatkârın İstanbul'da bulunduğu bir zamanda, mahallinde yapılmadığını;
bilakis resmin havi bulunduğu 1570 tari- ninden de anlaşıldığı gibi sonradan avru- pada çizildiği ispat ediliyor. Buna mukabil diğer bir sanatkâr vilhelm dilih tarafın- dan yapılan ve «Mahometis M.» (Muhara.
met Camii) yazısını ihtiva eden üçüncü bir resim dikkate değer (şekil 3). Fakat bunun da bir parça dikkat edilirse, Mel chiyorlorich'sin ilk resminin «hayali bir kopyesinden» (15) başka birşey olmadığı?
anlaşılır.
Şimdi bu yazılmış ve çizilmiş belge- ye dayanarak Fâtih Câminin eski planını:
tesbit etmeği deneyelim. Yukarda zikr geçen Türk kaynaklarına ve Melchiyorlo- rich'in birinci resmine nazaran eski Câm binası orta kısmında bir tam ve bir ya rım kubbe, iki yan kısımlarında üçer kü.
çük kubbeler ile kapalı bir mustatil şekil- li bir iç hacma (Harime) mâlik bulunu- yor idi ki, şu kısımların arasındaki ilişkiyi' geniş bir şekilde olan kemerler temin e.
diyorlardı. Câmi hariminin kıble cihetine:
yakın duran iki müddevver pilpâyeler, gü- ney ve kuzey tarafındaki divarlar ile bir- likte vasatı tam ve yarım kubbeler ile ar- kadaki iki küçük yan kubbeleri hâmil bu.
lunuyorlar idi. Ön cihetteki iki somaki sü;j tün ise yan divarlar ile geri kalan dört yan küçük kubbeleri tutmakta idiler. Bütün bü- yük câmilerde olduğu gibi bunun da re- vaklı son cemaat mahalli, her tarafında-!
birer şerefeli iki minaresi ve revaklar ile]
çevrili bir avlusu var idi. (Şekil 4). 3 (Devam edecek)
(1) Makale ilk defa:
«Die gastalt der alten Mohammedlje|
in Konstantinopel und ihr Baumeis- ter» namı tahtında Viyana'da çıkan Sanayii Nefise tarihi mecmuası «Bel.
vedere» nin 1926 senesi 46. Numara- sında neşr edilmiştir. (S. 83 — 94).
Şekil : 5