RENK DEDİKLERİ. Yağmur aralıklarla devam etti, sonunda dindi. Ve ben o anda bu muhteşem manzarayla karşı karşıya kaldım:

Tam metin

(1)

RENK DEDİKLERİ

Birkaç ay önce annem tutturdu “Kaş’a gidelim Kaş’a gidelim” diye, babam başta

“tamam gideriz bir ara” diye annemi geçiştirdi ama sonra anladı ki bu iş böyle devam edemeyecek. Sonuçta bayram tatilini Kaş’ta geçirme kararını aldık ve merkeze yakın Akçagerme Plajı yakınlarında, Gökseki ayrımından yukarı çıktığınızda karşınıza çıkan turuncu bir apartmandaki küçük ama güzel döşenmiş daireyi üç günlüğüne kiraladık. Eve öğlen vaktinde acayip bir yağmur eşliğinde çıktık. O an içimden “Bu tatil rezil olacak” diye geçirdim. Çok yanlış düşünmüşüm.

Yağmur aralıklarla devam etti, sonunda dindi. Ve ben o anda bu muhteşem manzarayla karşı karşıya kaldım:

(Bu fotoğrafı 23.09.2015 tarihinde balkonumuzdan çektim)

Biraz balkon sefası yapıp evimizde yemeğimizi yedikten sonra “Merkez’e gidelim”

dedik. Kısaca ortamı anlatmak gerekirse tıklım tıklım turist kaynıyor. Ve Antalya’nın genelinden farklı olarak buradaki turistler ağırlıklı olarak Almanya ve İngiltere’den gelmişlerdi. Her kenarda, her köşede barlar, restoranlar var ama belli ki yetmemiş, insanlar mekânlardan dışarı taşmış resmen. Hatta o da yetmemiş kaldırımlar ellerinde içkileriyle oturan insanlarla dolu, mükemmel ve sıcacık bir görüntü. Loş ışıklarla aydınlatılmış, küçük hediyelik eşya dükkânları, her yerde takılar, çantalar, buzdolabı süsleri… Bazı dükkânlardan zeytinyağı sabunu kokuları yükseliyor ama hâkim koku rakı ve bira, yani genel olarak alkol hiç kuşkusuz. Turistler alkolden kızarmış ve pembe yüzleriyle her yerde gülümsüyor, şakalaşıp gülüşüyor.

Anlayacağınız ağır olacak belki ama doğruya doğru ülkemizin tadını bizden iyi

çıkartıyorlar… Daracık sokaklarda ilerlerken camdan bibloların süslediği bir dükkâna rastladım, sahibi dükkanın önünde oturmuş şaheserler yaratıyor canlı canlı,

(2)

“izleyebilir miyiz?” diyoruz, “işim uzun sürüyor, sonuna kadar bekleyen pek olmadı, tabii ki izleyebilirsiniz” deyip gülüyor. İzlenmez mi hiç? Bekliyorum sonuna kadar elindeki işi bitirmesini, gözündeki deniz gözlüğüne, şnorkeline kadar ince ince her detayıyla bir dalgıç yapıyor “Camcı Amca”. Tek kelimeyle muhteşem… Onu

alamıyorum, malum öğrenciyiz  ama hemen iki tane küpe alıyorum yine onun incik cincik işlediği… Onlar da tartışmasız çok güzel. Dükkândan ayrılıyoruz, peşimize bir köpek takılıyor, kısa bacakları, kocaman gözleriyle bana bakıyor “Sev beni” diye haykırıyor resmen. Görmezden gelemem ben, çömeldim yere sevdim de sevdim, o kuyruğunu salladıkça ben mutlu oldum, ben mutlu oldukça o daha da sokuldu yanıma… Bir yerde durmasını da bilmek lazım tabi maalesef, saat geç oldu

“Tombiş”i orda bırakıp eve gittik annemlerle. Çok fazla kedi ve köpek var Kaş’ta, hepsi de çok bakımlı, tertemiz, insan gönül rahatlığıyla doya doya seviyor. İtiraf etmeliyim bağımlılık yapıyor, o yüzdendir ki her akşam ailecek Merkez’e gittik hem gezdik hem hayvanları sevdik.

(Merkez’deki kral mezarı, 23.09.2015)

Kaş’a gelmeden önce planladığımız, olmazsa olmazımız tekne turuydu. İlk turumuzu Kekova- Üçağız’da yaptık. İnsanın kafasını çevirdiği her yer mi manzara olur? Yeşil, mavi, sarı, turkuaz, kırmızı, turuncu… Hangi rengi isterseniz kafanızı çevirmeniz yeterli. Önce kaya mezarlarının yanından geçtik, o dönemde (MÖ 4.yy civarları)

“mezarım denize nazır olsun” düşüncesi vardı herhalde, tüm kıyı şeridi mezarlarla doldurulmuş. Oymacılık nefes kesici… Sonra akvaryum diye bir yere vardık tekneyle.

Adının hakkını vermiş, tekneyle ilerlerken kim bilir kaç metre derinlikte olan denizin dibini görebiliyorsunuz, inanılır gibi değil.

(3)

(Akvaryum, 24.09.2015 tarihinde, ilk tekne turumuzda çektim)

Akvaryumdan sonra “Batık Şehir” ya da “Kayıp Şehir” olarak adlandırılan bir bölgeye geliyoruz. Şehrin bir kısmı denizin dibinde kalmış adından da anlaşıldığı gibi, şehrin bu hali beni geçmiş ve gelecek arasında bir yolculuğa çıkarttı. Kim bilir belki yüz yıllar sonra bizim yaşadığımız yerler için de aynı benim şu an yazdıklarımı yazacak birileri. “Buralarda “Kayıp bir ülke”, “Kayıp bir kıta” olduğu düşünülüyor” diyecekler belki de… Kim bilir…

(Fotoğraf makinemden “Kayıp Şehir”, deniz inanılmaz derecede berrak, 24.09.2015)

(4)

Turun devamında kıyıya yakın ama kıyıdan bağımsız bir yerde denizden yükselen büyükçe bir mezarla karşılaştık, üstünde yine inanılmaz işlemeler vardı. Simena’ymış buranın adı. Akla kazınır cinsten manzaralar yani…

Turdan sonra eve döndük ve tüm gün denize o kadar yakın durup da değmemiş olmanın acısı kaplayıverdi içimizi birden. Durur muyuz hiç, hazırlandık, gittik Akçagerme Plajı’na… Plaj çok taşlıktı, itiraf edeyim denize girme aşamasında ayaklarım baya acıdı, ama denizin hafif serinliği, suyun berraklığı, kenarlarda

yükselen dağlar, mavinin, yeşilin tonları o acıyı saniyesinde unutturmaya yetti de arttı bile. Uzunca bir süre yüzdüm, tüm yorgunluklarımı, sıkıntıları alıp uzaklara uçurdu esen meltemle serin deniz… Özlemişim bu duyguyu, huzurla doldu içim. Sırt üstü bıraktım kendimi denize, her şeyi unuttum…

Deniz sefamızdan sonra eve döndük yine klasik balkon sefamızı yapıp akşam yemeğimizi yedik ve ikinci günden “gelenekselleşen” Merkez turumuza inmek için hazırlanıp evden çıktık. Gezdik, tozduk, hediyeler aldık Ankaralılar için, köpekleri sevdik, camcıyı izledik...

Ertesi sabah yine tekne turu aşkıyla erkenden uyandık bu sefer Kaş yakınlarında açılıp Meis Adası’na gitmekti amacımız. Meis Adası Türkiye’ye en yakın Yunan adasıymış... Oldukça dalgalı bir yolculuğun ardında Meis’e yaklaştık ama sınırı geçemedik tabii ki. İşte Meis-Kaş sınırı:

(25.09.2015 tarihinde yaptığımız ikinci tekne turunda çektim)

Meis’e ancak bu kadar yaklaşabildikten sonra hiç değilse adam akıllı yanına kadar gidebileceğimiz bir yerlere gidelim deyip Kaş’ın çeşitli yerlerindeki plajları ziyaret ettik, suyun renginden ve berraklığından çok bahsettim ama her plajda bunu tekrar gördüğüm için yazmadan geçemedim, su mükemmeldi 

(5)

(Plajları gezerken rastladığımız “hayaller ülkesi”nin bir parçası olduğuna emin olduğum muhteşem ev, 25.09.2015)

Karaya dönerken Kaş bize son bir sürpriz yapmak istemiş olacak, dünyalar tatlısı kocaman bir su kaplumbağası denizin içinden kafasını çıkartıp resmen bize el salladı. Doğanın mucizelerine akıl sır ermiyor.

Uzun ve yorucu turun ardından Kaş Marinası’nı da şöyle bir gezip, yatların güzelliğine ağzımız açık bakıp, eve gittik. Akşam yemeğimizi son gün uğruna Merkez’deki şu kalabalık restoranlardan birinde yedik. Lezizdi…

(İşte tatil grubu  Soldan itibaren babam, kardeşim, annem, dayım, ben ve anneannem, 25.09.2015 Kaş Merkez)

(6)

26 Eylül günü Ankara’ya döndük. Kaş benim için kesinlikle unutamayacağım, aklıma kazılı kalacak, rengârenk, kısacık ama dopdolu bir macera oldu. Kaş’a gitmeyenlerin kesinlikle gitmesi, gidenlerin ise tekrar gitmesi gerekiyor. Herkese bol eğlenceli Kaş maceraları diliyorum…

Zeynep Ezgi Bal IE

21502882

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :