• Sonuç bulunamadı

HAFTALIK BİLGİLENDİRME RAPORU MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "HAFTALIK BİLGİLENDİRME RAPORU MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI"

Copied!
60
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)
(2)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

İçindekiler

KONUŞULMAMASI GEREKENLER-DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KONULAR 2

29 MART-04 NİSAN 2021 HAFTASI ÖZEL GÜNLER 2

ACİL GÜVEN ARTIRICI TEDBİRLER ÖNERİSİ 3

YÖNETİLEMEYEN EKONOMİNİN RESMİ VERİLERLE ÇÖKÜŞÜ 4

‘YANDAŞ KURTARMA VE BORCU MİLLETE YIKMA’ PLANI 9

İNANDIRICILIK VE GÜVEN SORUNUNUN SONUCU FAİZ ARTIŞI 10 TÜRKİYE’NİN DIŞ BORCU, 435 MİLYAR DOLARLA MİLLİ GELİRİN YÜZDE 59’UNA ULAŞTI! 11

TARIM ÜFE ŞUBAT AYINDA YÜZDE 21’İ AŞTI. 12

İŞSİZLİKTE EN KÖTÜ GERİDE KALMADI 13

2020 YILINDA İŞ OLSA ÇALIŞIRIM DİYEN İŞSİZLERİN SAYISI RESMİ İŞSİZ SAYISINI GEÇTİ 14 2020 VERİLERİNİ ESKİ KAVRAMLARLA AÇIKLAYAN TÜİK, ‘İŞSİZLİĞİ DÜŞÜRDÜ!’ 14

3,5 MİLYAR LİRA AR-GE FONUNDAN BUHAR OLDU 15

1,3 MİLYON KİŞİYİ KİM DUYACAK? 16

YHT’LERİN MALİYETLERİNE YÜKSEK HIZLI ARTIŞ 17

TÜRKİYE YEŞİL MUTABAKAT TRENİNİ KAÇIRMAMALI 18

TCDD, AKP’NİN ARKA BAHÇESİ OLDU 19

ŞİRKETLERE MİLYAR LİRALAR ÖDENDİ 20

DEPREM KONUTLARI İHALESİ DE SARAY’IN MÜTEAHHİDİNE 21

İŞÇİYE İKİ YILDIR MAAŞ VERMİYORLAR 21

"İVEDİ"DEN DE BİLAL ÇIKTI! 22

MİLYARLIK BÜTÇE DENETİMSİZ KALDI 23

SERMAYE BORCUNU HALKA ÖDETECEK 24

ŞEHİR HASTANELERİNE 8.7 MİLYAR TL KİRA VE HİZMET BEDELİ ÖDENDİ 25

GERÇEK KÜLTÜR VARLIKLARI YIKIMA TERK EDİLİYOR 25

ORMANLAR RANT İÇİN FEDA EDİLİYOR 26

GEZİ PARKI’NIN DEVREDİLDİĞİ VAKIF, ‘ARŞİV VAKFI’ ÇIKTI! 26

VERGİ TOPLARKEN PARTİ AYRIMI YAPMAYAN TRT, YAYIN YAPARKEN İKTİDAR PARTİLERİNİ KAYIRIYOR

27 YENİ MB BAŞKANI'NIN DOKTORA TEZİNDE MB RAPORUNDAN İNTİHAL YAPTIĞI ORTAYA ÇIKTI 27

REKTÖRE 4X4 ARAÇ 28

4 KİLO PATATES, 1 MASKE EDİYOR 29

DERTLERİ HALKA DEĞİL AKP’YE HİZMET! 29

CHP’Lİ 11 BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI 'SU MANİFESTOSU' AÇIKLADI 29

ERDOĞAN, EVREN’İ TAM 70’E KATLADI 31

ÇÖZÜM SÜRECİNDEN KAPATMA DAVASINA! 32

BAŞKANLIĞIN HUKUK KARNESİ YERLERDE 33

STRATEJİDEN YOKSUN DIŞ POLİTİKA! 34

ŞAHSIM HÜKÜMETİ SEBEP, BUHRAN SONUÇTUR 39

YASA İLE KABUL EDİLEN SÖZLEŞME’DEN “KARARNAME” İLE ÇEKİLME ANAYASAYA AYKIRIDIR! 42

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ NEDİR? KADINLAR İÇİN NEDEN HAYATİ ÖNEME SAHİPTİR? 43

(3)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

KONUŞULMAMASI GEREKENLER-DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN KONULAR

*Kutlama mesajlarının dışında dini konulara girilmemeli. Röportaj ve Televizyon programlarında konu ile ilgili gelen ısrarlı sorulara, laik vurgusu ile dini konuların siyasilerin değil konu ile ilgili çalışan İlahiyat kökenli akademisyenler ile din alimlerinin vermesi gerektiğine vurgu yapılmalı. Siyasilerin din konuşmasının dini siyasete alet etmek olduğu vurgusu yapılabilir. Camiye, kışlaya ve okullara siyaset sokulmamalı.

*Ak Parti’nin kendi içerisinde yaşadığı tartışmalara girilmemeli, konu ile ilgili sorular cevaplanmamalıdır. Bu konudaki en önemli yaklaşım “Biz de izlemekteyiz, demokrasimiz açısından gözlemekteyiz.” yanıtıdır.

*Türk Ordusu ve Genel Kurmay Başkanlığı ile ilgili eleştirel söylemlerde bulunulmamalı. AKP’nin millet(Milliyetçilik) ve ümmet(Din) siyaseti üzerinden rant elde etmeye çalıştığı, bu ideal doğrultusunda duyguları sömürerek oyunu arttırma çabasında olduğu doğruda olsa söylenecek tek bir cümle dahi rakibin eline çok önemli bir fırsat verebilir.

*Türkiye’nin etnik ve mezhepsel, cinsiyet ve sınıfsal yapılanmalarına yönelik daima birleştirici bir söylemde bulunulmalı. Söylemlerimiz Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı ortak paydasından hareket etmeli. Kurtuluş savaşındaki birliktelik ruhundan dem vurulmalı hak arayışlarımızı ve adalet söylemlerimizi belirli zümreler ve olaylar için değil kavramlar ve olgular için kullanmaya dikkat edilmeli.

*Parti’nin iç organlarında konuşulması gereken hususlar medya önünde konuşulmamalı. Ülkenin menfaati için ilkemiz daima ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ olmalıdır. Parti için sorunların çözüm noktası medya ve kamuoyu değil parti içi organlardır. Parti sorunlarını kamuoyunda konuşmak ‘Bunlar daha kendi sorunlarını çözemezken ülkeyi nasıl yönetecekler’ algısı oluşturup, CHP’ye ve ülkenin geleceğine zarar vermektedir.

*Söylem oluştururken unutulmaması gereken yegane husus; doğru, güncel ve ilkelerini kapsar olmasıdır.

Söylemleriniz tamamen doğru olabilir fakat onun yeri, zamanı ve kime söylendiği son derece önemlidir. Püf noktası, kimin, ne zaman ve nerede söylediğidir.

*Sosyal medya hesaplarından yapılacak paylaşımlarda bireysel görüşler yerine parti politikasına uygun söylemler tercih edilmeli. Zamanlamanın önemini unutmamalıyız.

*Diğer önemli bir husus, bir şeyi sizin kaç kere söylediğiniz değil karşıdakinin duyup duymadığıdır. Doğruları defalarca söylemekten çekinmeyin. Sizin tekrar dediğiniz karşınızdakinin ilk kez duyduğu olabilir. Tekrarın gücüne inanın.

*Eleştirel söylemlerimizi, projelerimizle desteklemeliyiz. Yanlışı gösterip, doğruyu anlatmalı, bunun adresinin de CHP iktidarı olduğu vurgusunu yapmalıyız.

*Her açıklamaya, herkese ve her soruya cevap verilmemeli. Düşük seviyeli söylemlerle ilgili sorulara muhatap almayarak cevap verilmeli. Muhatap almamak çoğu zaman en güzel cevaptır. Muhatap almadığımız ya da o seviyeye inmeyeceğimiz dile getirilmeli. Zira o tarz söylemlerde bulunan insanların amaçları bizleri o polemiğe sokmaktır, amaçlarına ulaştırmamak için verilecek tek cevap ‘muhatap almıyoruz’ olmalıdır.

29 MART-04 NİSAN 2021 HAFTASI ÖZEL GÜNLER

*30 Mart 1863 tarihinde Türkiye'de eğitim alanında açılan ilk sivil toplum kuruluşu olan Darüşşafaka kuruldu.

*30 Mart 1972’de Kızıldere Olayı yaşandı. Olayda Mahir Çayan ile dokuz arkadaşı, Tokat'ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde saklandıkları evde öldürüldü. Üç İngiliz de aynı evde ölü bulundu. Olaydan sadece Ertuğrul Kürkçü sağ olarak kurtuldu.

*31 Mart Azerbaycanlıların Soykırımı Günü Azerbaycan'da 31 Mart günü Azerbaycanlıların Soykırımı Günü olarak kabul edilmektedir. Azerbaycanlıların Soykırımı, 200 yıl boyunca başta Ermeniler olmak üzere diğer halkların Azerbaycanlılara karşı giriştikleri katliamları ve Azerbaycanlılara karşı yürüttükleri acımasız siyaseti ifade eder. 26 Mart 1998 yılında, Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'in bildirisi ile her yıl 31 Mart 'Azerbaycanlıların Soykırımı Günü' olarak anılmaya başlanmıştır.

*1 Nisan 192’de Metristepe'deki 10. Yunan Tümeni'nin geri çekilmesinin ardından taarruza geçen Kuvâ-yi Milliye, İkinci İnönü Muharebesi'ni kazandı.

*1-7 Nisan Kanserle Savaş Haftası

* 1 Nisan Şaka Günü

(4)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

*2 Nisan 1453’de Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u kuşatma harekâtına başladı.

*2 Nisan 1960’da Kayseri'ye giden CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün bulunduğu tren, Vali'nin emriyle durduruldu. Zorlukla yoluna devam edebilen İnönü, Kayseri'de 50 bin kişi tarafından karşılandı.

*3 Nisan 1930’da Türkiye'de kadınlara, belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı verildi.

*4 Nisan Paskalya Bayramı

*4 Nisan 1953’de Deniz Kuvvetleri'ne bağlı Dumlupınar denizaltısı, NATO tatbikatından dönerken Çanakkale Boğazı'nda İsveç gemisi Naboland'la çarpışarak battı; 81 Türk denizcisinin öldüğü gün, "Deniz Şehitlerini Anma Günü" ilan edildi.

*4 Nisan 1997 ‘de asker ve siyaset adamı, Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurucu genel başkanı Alparslan Türkeş hayatını kaybetti.

*4 Nisan NATO Günü 4 Nisan 1949'da 12 ülke tarafından imzalanan Kuzey Atlantik Antlaşması'na dayanarak kurulan ve farklı dönemlerde 18 ülkenin daha katıldığı uluslararası askerî ittifaktır.

*4 Nisan Dünya Sokak Hayvanları Günü

ACİL GÜVEN ARTIRICI TEDBİRLER ÖNERİSİ

“Şartlar ağır ve tedirgin olmakta haklısınız, ama unutmayın ki CHP var ve biz bu ülkenin geleceğinin kararmasına izin vermeyeceğiz”

Şu anda içinde bulunduğumuz buhranın temel sebebi, gerek içeride, gerekse dışarıda AKP yönetimine güvenin sıfırlanmasıdır. Dolayısıyla acilen alınması gereken tedbirler, mevcut güven bunalımını ortadan kaldırmaya yönelik olmalıdır.

1. Kamuda Ciddi Bir İsrafa Son Programı Açıklanmalıdır…

Kamu ciddi ve anlamlı bir “israfa son” programı açıklamalıdır. Bu çerçevede aciliyeti bulunmayan (yazlık saray ve benzeri) tüm kamu yatırımları durdurulmalı, Kanal İstanbul gibi irrasyonel projelerden vazgeçildiği açıklanmalıdır. Makam aracı ve uçak saltanatına son verilmeli, sınırlı sayıda makam aracı ve iki uçak dışında tüm makam araçları satılmalı, temsil tören harcamaları zorunlu hallerle sınırlandırılmalıdır.

2. Kamu Mali Yönetimini Ve Bütçe Birliğini Bozan Uygulamalara Son Verileceği Taahhüt Edilmelidir.

Gelir İdaresi Ve Vergi Denetim Sistemi Üzerinden Siyaset Gölgesi Kaldırılmaldır.

Vergi denetimlerinin siyasi amaçla yapılmayacağı, bütçe birliğini bozan uygulamalar son verileceği, bütçe dışı fonların bütçe içine alınacağı ve tümünün Sayıştay denetimine alınacağı açıklanmalıdır.

3. Bağımsız Kurumlara Siyasi Müdahale Olmayacağı Garantisi Verilmelidir.

Merkez Bankası Başkanı ve tüm Para Politikası Kurulu (PPK) üyeleri görevden alınmalıdır.

Başkanlığa (mümkünse MB kökenli) hem iç hem dış kamuoyunda güvenilir bir isim getirilmelidir.

Yeni Başkan, yardımcılarını ve PPK üyelerini uyumlu çalışabileceği isimler arasından (Hükümetin atayacağı bir üye hariç) kendisi seçmelidir.

2019 Mart ayından itibaren satılan TCMB rezervlerinin hangi gerekçeyle, kimlere hangi yöntemle satıldığı açıklanmalıdır.

Mevcut mevzuatta son dönemde yapılan ve TCMB Başkanının görevden alınmasını kolaylaştıran hükümler kaldırılmalıdır.

Başkanın belli bir süre (en az 5 yıl) Cumhurbaşkanı ya da başka bir merci tarafından görevinden alınmaması sağlanmalıdır.

Aynı şekilde BDDK Başkanı ve kurul üyeleri hemen değiştirilmelidir. Yerlerine siyaset dışından güven veren, liyakat sahibi isimler getirilmelidir.

4. Bir Anayasal Kurum Olan “Ekonomik Ve Sosyal Konsey” Gecikmeksizin Toplanmalıdır…

Sorunu yaşayanlar ile sorunu çözecek olanlar aynı masada oturup, çözüm üretmelidirler…

5. Döviz Garantili Tüm Kamu Özel İşbirliği (Köi) Ve Yap İşlet Devret (Yid) Projelerindeki Döviz Garantileri

(5)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

Pandemi nedeniyle ortaya çıkan mücbir sebep koşulları dikkate alınarak anlaşmalar hakkaniyet ölçülerinde revize edilmelidir.

Proje yüklenicilerinin kamuya olan (kira ve benzeri) yükümlülüklerinin yerine getirilmesi sağlanmalı, şayet bu yükümlülükler yerine getirilemez ise proje konusu varlıklar kamulaştırılmalıdır.

6. Bankalardaki Tahsili Gecikmiş Alacak Sorununa Yönelik Gerçekçi Bir Planın Hızla Uygulamaya Konulacağı Tahhüt Edilmelidir.

Kamu Bankalarından bazı iş adamlarına verilen döviz ve TL cinsi kredilerin geri ödemelerinin gerçekleştirilmediği, bunun için sürekli yeniden yapılandırılmalarla zaman kazanıldığı Sayıştay Raporlarıyla da sabittir. Kamu Bankaları, hızla yerine getirilmeyen yükümlülüklerin (faiz ve anapara ödemeleri) tahsili yoluna gitmelidir.

7. Salgının En Çok Etkilediği Kesimler İçin “Toplumsal Dayanışma” Programı Açıklanmalıdır.

Yukarıda zikredilen tasarruflardan elde edilecek kaynak hızla reel sektöre, ağırlıkla esnaf, mikro işletme ve KOBİ’lere çok uygun koşullarda tahsis edilmelidir.

8. Kısa Vadede Belli Bir İstihdam Olanağı Yaratılmalıdır.

Seçici bir yaklaşımla tespit edilen kamu altyapı yatırımları vasıtasıyla kısa sürede geniş istihdam olanakları yaratılmalıdır. Bu yatırımların finansmanı için Hazine’nin bir miktar daha borçlanma alanı mevcuttur. Ayrıca boş olan sağlık, eğitim ve engelli kadrolarına KPSS puanlarıyla mülakatsız (torpilsiz) atamalar ivedilikle yapılmalıdır…

(Erdoğan’ın şahsım hükümetinin izlediği ekonomi politikası bırakın istihdam yaratmayı, işi olduğu halde son iki yılda 1 milyon 926.000 kişinin işini kaybetmesine yol açtı)

9. İzlenen Kavgacı, İhvancı Dış Politika Terkedilip, Dış Politika “Yurtta Barış, Dünyada Barış” Eksenine Oturtulmalıdır.

Yanlış dış politikanın Türkiye’ye getirdiği ek maliyetler süratle giderilmeli tüm komşularımızla yeniden güven tesis edilmelidir.

Söz konusu ACİL tedbir paketinin açıklanmasıyla, AK Parti ve Cumhurbaşkanı’na rağmen, güven tesisi konusunda bir miktar yol alınmış olacaktır. Akabinde daha ayrıntılı bir ekonomik programın açıklanması ve buna uyulacağının taahhüt edilmesi gerekmektedir.

Bunlardan sonra asıl yapılması gereken ise “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme” dönüştür…

YÖNETİLEMEYEN EKONOMİNİN RESMİ VERİLERLE ÇÖKÜŞÜ

-Ücretle Çalışanlar Ocakta 118 Bin Kişi Azaldı

• Sanayi, inşaat, ticaret ve hizmetler sektörlerinde ücretle çalışanların sayısı bu yıl ocak ayında bir önceki aya göre 118 bin 14 kişi azalarak 12 milyon 589 bin 820 kişiye geriledi.

• Sanayi sektöründe ücretle çalışanlar ocakta, bir önceki aya göre 12 bin 238 kişi artarak 4 milyon 482 bin 267 kişiye çıkarken, inşaat sektöründe çalışanların sayısı 81 bin 937 kişi azalarak 1 milyon 79 bin 830 kişiye, ticaret ve hizmetler sektörlerinde ücretle çalışanların sayısı da 48 bin 312 kişi azalarak 6 milyon 788 bin 569 kişiye geriledi.

• Sosyal Güvenlik Kurumu, Gelir İdaresi ve BDDK’nın verileri esas alınarak hesaplanan ücretli çalışan istatistiklerine, tarım, ormancılık, balıkçılık, sigortacılık, kamu yönetimi, eğitim, sağlık, ev hizmetleri, barınma faaliyetleri gibi sektörlerde çalışanlar dahil edilmiyor.

-Türkiye Gelecek 12 Ayda 190 Milyar Dolar Dış Borç Ödeyecek

• Yaşanan parasal ve finansal istikrarsızlık döneminin Merkez Bankası Başkanının bir kez daha görevden alınmasıyla birlikte derinleştiği bir dönemden geçen Türkiye’nin gelecek 12 aylık dönemde geri ödemesini yapmak zorunda bulunduğu (orijinal vadesine bakılmaksızın vadesine bir yıl ve daha az süre kalan) dış borç anapara miktarının 190,3 milyar dolara yükseldiği açıklandı.

• Merkez Bankasının verilerine göre orijinal vadesine bakılmaksızın vadesi bir yıl ve daha az olan 190,3 milyar dolarlık borcun 22,8 milyar dolarlık bölümünü Merkez Bankasının dış borcu oluşturuyor. İstatistiklerde

“mevduat” olarak sınıflandırılan bu borç, bankanın yurt dışına olan swap borçlarından oluşuyor. Net döviz pozisyonu ekside olan, diğer bir ifadeyle kendisine ait dövizi bulunmayan ve bütün rezervi yurt içine ve yurt

(6)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

dışına olan borçlarından oluşan Merkez Bankası’nın büyük bölümü Katar Merkez Bankasına bu borçlarının vadesini yenilemek için çaba göstermesi bekleniyor.

• Gelecek 12 ayda vadesi dolacak olan dış borçların 6 milyar doları Hazineye ait bulunuyor. Yurt dışına ihraç edilen Eurobondların geri ödemesini içeren bu tutara, yurt içi yerleşik kişilerin elinde bulunan Eurobondlar ise dahil bulunmuyor.

• 190,3 milyar doların 88,7 milyar doları bankacılık sektörüne, 72,8 milyar doları da diğer sektörlere ait bulunuyor.

• Diğer bir ayrıma göre de gelecek 12 aylık dönemde kamu bankaları da dahil kamu sektörü toplam 44,2 milyar dolarlık, Merkez Bankası 22,8 milyar dolarlık, özel sektör de 123,3 milyar dolarlık dış borcu çevirmek zorunda bulunuyor.

-Kısa Vadeli Dış Borç Stoku 140.8 Milyar Dolar

• Orijinal vadesi bir yıl ve daha kısa olan dış borç stoku ise ocakta 1,8 milyar dolar artarak 140,3 milyar dolara kadar yükselerek rekor kırdı.

• Ocakta merkez Bankasının kısa vadeli dış borcu 1,3 milyar dolar artarak 22,8 milyar dolara yükselirken, tümü de kamu bankalarına ait olan kamu sektörünün kısa vadeli dış borçların ise 2,7 milyar dolarlık artışla 28,4 milyar dolara çıktı.

• Özel bankalar da dahil özel sektörün kısa vadeli dış borçları ise 2,3 milyar dolar azalarak 89,2 milyar dolara geriledi.

• Uygulanan siyasal sistemin yol açtığı finansal istikrarsızlık nedeniyle uzun vadeli dış kredi bulamayan Türkiye’nin hem mevcut borçlarını döndürmek hem de cari işlemler açığını finanse edebilmesinin tüm yükünün Merkez Bankası ve diğer kamu bankalarının üzerine kaldığı gözleniyor.

-Özel Sektörün Uzun Vadeli Dış Borcu

• Merkez Bankasının verilerine göre özel sektörün uzun vadeli dış kredi borcu ise ocakta bir önceki aya göre değişmedi ve 164,1 milyar dolar düzeyinde kaldı.

• Özel sektörün uzun vadeli borçlarının 71 milyar dolarlık kısmı bankalar ve diğer finans kuruluşlarına, 93,1 milyar doları ise reel sektöre ait bulunuyor.

-Merkez Bankasının Rezervi “Toparlanmıyor!”

• Brüt Rezerv (Varlık): Merkez Bankasının, brüt rezervi (altın + döviz); geçen hafta (5 -12 Mart haftası) 52 milyon dolar daha azalarak 12 Mart itibariyle 91 milyar 611 milyon dolara geriledi. 2020 yılı sonunda 93 milyar 206 milyon dolar olan brüt rezervde yılın geride kalan bölümünde Hazinenin yaptığı yüksek miktardaki dış borçlanmalara rağmen 1,6 milyar dolarlık azalma yaşandı.

• Recep Tayyip Erdoğan, “döviz rezervinin toparlandığını” iddia etmişti.

• 5-12 Mart haftasında, brüt döviz rezervi 583 milyon dolar azalarak 52 milyar 664 milyon dolara inerken, altın varlıkları da 531 milyon dolar artarak 38 milyar 947 milyon dolara çıktı.

• NET REZERV: Merkez Bankasının, geçen hafta dış varlıkları 27 milyon dolar azalarak 93.6 milyar dolara gerilerken, 57,6 milyar dolar olan swap borçlarıyla birlikle toplam döviz borçları ise 646 milyon dolar azalarak 155,9 milyar dolara indi. Böylece Merkez Bankasının swap borçları dahil net rezervi (eksi) -61,9 milyar dolardan eksi -61,3 milyar dolara indi.

• IMF ile 2002 yılında imzalanan Stand-by anlaşması ile kararlaştırılan analitik bilançoya göre ise (kamunun döviz mevduatı Merkez Bankası borcu sayılmadığında) net rezerv eksi - 46,7 milyar dolar olarak hesaplanıyor.

-Yabancı Yatırımcının İştahı Kaçtı

• Yabancı yatırımcıların Borsa İstanbul’da işlem gören hisse senetlerinde, Devlet ve özel sektör iç borçlanma kağıtlarında ve bankalarda TL ve döviz mevduatı olarak tuttukları portföyleri (sıcak para) 5 - 12 Mart haftasında, döviz kurunda yaşanan düşüşün etkisiyle 384 milyon dolar azalarak 70,7 milyar dolar oldu.

• Ancak yüzde 19 gibi dünyanın en yüksek politika faizlerinden birini uygulamasına, iki yıl vadeli devlet tahvili faizlerinin yüzde 16’yı, mevduat faizlerinin yüzde 17’yi geçmiş olmasına rağmen yabancı yatırımcılar Türkiye’ye yatırım yapmakta çok da istekli görünmüyorlar. R. Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı “Reform paketi” de yabancı

(7)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

• Yabancı yatırımcılar 5 -12 Mart haftasında Borsa İstanbul’da 117,6 milyon dolarlık net hisse senedi sattılar.

Aynı hafta 126,4 milyon dolarlık da Devlet iç borçlanma kâğıdı satan yabancı yatırımcılar şirket borçlanma senetlerini ise 18,9 milyon dolar artırdılar. Dolayısıyla geçen hafta net olarak 56 milyon dolarlık bir portföy yatırımı çıkışı yaşandı.

• Yabancılar hisse senedinde yıl başından bu yana net 906 milyon dolar satış yaptılar. Devlet iç borçlanma senetlerinde ise 1 milyar 395 milyon dolarlık, şirket borçlanma senetlerinde de 57,5 milyon dolarlık net alım yaptılar.

• Yabancı yatırımcıların 12 Mart itibariyle 70,7 milyar dolar olan Türkiye’deki portföylerinin 29,2 milyar dolarlık kısmı hisse senetlerinden, 9,9 milyar dolarlık kısmı kamu ve özel sektör iç borçlanma kağıtlarından ve 31,6 milyar dolarlık kısmı da bankalardaki döviz ve TL mevduatlarından oluşuyor.

• SWAP: Bu arada, yabancı bankaların Türkiye’deki bankalarla yaptıkları swapların ise söz konusu haftada 22,7 milyar dolara gerilediği tahmin ediliyor. Swaplarla birlikte Türkiye’deki sıcak paranın 12 Mart döviz kurlarıyla değeri 93,3 milyar doları buluyor.

-Bütçe Şubatta Fazla Verdi

• Merkezi yönetim bütçesi, tahakkuku şubatta yapılmış ancak tahsilatı mart ayında yapılan 23 milyar liralık vergi gelirinin, şubat ayına gelir yazılmasıyla 23,1 milyar lira fazla verdi.

• Böylece yılın ilk iki aylık döneminde bütçe 1 milyar lira açıkla sonuçlandı. Bütçe geçen yıl ocak-şubat döneminde ise 14,1 milyar lira fazla vermişti.

• Ocak-şubat döneminde bütçe harcamaları yüzde 8,2 oranında artarken, bütçe gelirlerindeki artış ise yüzde 0,4’te kaldı. Gelirlerin geçen yıla göre neredeyse aynı düzeyde kalması, Merkez Bankasının karı ve yedek akçesinin geçen yıl ocak ayında bütçeye gelir olarak aktarılmış olmasından kaynaklandı. Bu yıl ise söz konusu aktarımın nisan ayında yapılması bekleniyor. (Merkez Bankası Genel Kurulu 30 Mart’ta toplanarak, 34,5 milyar liralık karın dağıtım kararını alacak. Bu karnın tamamına yakını vergi ve kar payı olarak Hazine’ye aktarılıyor.) Bütçeden Yapılan Faiz Ödemeleri

• Merkezi yönetim bütçe harcamaları içerisinde ocak-şubat döneminde en yüksek artış yine faiz ödemelerinde gerçekleşti. Yatırım harcamalarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 67 oranında azaldığı ocak-şubat döneminde faiz ödemeleri ise yüzde 29 oranında artarak 34,7 milyar liraya kadar yükseldi.

• Bu ödemenin 26,1 milyar liralık kısmı iç borçlar için, 5,6 milyar liralık kısmı dış borçlar için, 3 milyar lirası ise hem iç hem de dış borçlanmalar için kullanılan kira sertifikası ve benzeri borçlanmalar için yapıldı.

• AKP Döneminde Ödenen: Devlet bütçesinden AKP döneminde toplam 1 trilyon 100 milyar liralık faiz ödemesi yapıldı. Bunun 861,1 milyar liralık iç borçlar, 196 milyar lirası dış borçlar, 43,4 milyar lirası da kira sertifikası ve benzeri hem iç hem de dış borçlanma için kullanılan borçlanma araçları için yapıldı.

-Kredi ve Mevduat Gelişmeleri Mevduat

5 – 12 Mart 2021 haftasında Bankalardaki (bankalararası mevduat dahil) toplam mevduat, 35,5 milyar lira artarak 3 trilyon 572 milyar liraya yükseldi.

• Dolarizasyon: TL cinsinden mevduatların 37,5 milyar lira artarak 1 trilyon 641 milyar liraya yükseldiği haftada yabancı para mevduatların TL karşılığı ise 2 milyar lira azalarak 1 trilyon 931 milyar lira oldu. Yabancı para mevduatlar, dolar cinsinden bakıldığında 259,4 milyar dolarda kaldı.

• Yurtiçi yerleşiklerin döviz mevduatı söz konusu hafta 93 milyon dolar azalarak 230,3 milyar dolara indi. Yurtiçi gerçek kişilerin döviz mevduatı 322 milyon dolar azalarak 146,6 milyar dolara indi, tüzel kişilerin mevduatı da 228 milyon dolar artarak 83,7 milyar dolara çıktı.

• Parite Etkisi: Yurtiçi yerleşik gerçek kişilerin (tasarruf mevduatı) döviz mevduatları parite etkisinden arındırıldığında 455 milyon dolar azaldı, tüzel kişilerin döviz mevduatı ise 260 milyon dolar arttı. Parite etkisinden arındırıldığında geçen hafta yurtiçi yerleşiklerin döviz ve altın mevduatlarında aslında 195 milyon dolarlık azalış yaşandı.

• Toplam mevduattaki dolarizasyon oranı ise geçen hafta yüzde 54,1 oldu. Bankalardaki yurt içi ve yurt dışı kaynaklı toplam mevduatın yarasından çoğunu yine yabancı para cinsinden açılmış mevduatlar oluşturmaya

(8)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

• Dolarizasyon; gerçek kişilere ait (vatandaşın tasarruf mevduatı) mevduatlarda ise yüzde 57,4 olarak gerçekleşirken, yurt içi yerleşiklerin (gerçek ve tüzel kişilerin toplamı) mevduatlarındaki dolarizasyon oranı ise yüzde 52,8 olarak hesaplandı.

• TL’ye güvenmeyen vatandaşlar Merkez Bankasının faiz artırımlarına ve döviz kurlarında yaşanan düşüşe rağmen ağırlıklı olarak döviz ve altın mevduatını tercih etmeye devam ediyor. Vatandaşlar ekonomi politikalarına ve iktidara güvenmediği için faiz artırımıyla döviz kurunda yaşanan düşüşü döviz alım fırsatı olarak değerlendiriyor.

Krediler

• Bankaların mali kesim dışındaki kesimlere verdiği krediler (bankaların bankalara verdiği krediler hariç) 5 -12 Mart günleri arasında 20,6 milyar liralık genişlemeyle 3 trilyon 418 milyar liraya yükseldi. Faiz oranlarındaki yükselmeye rağmen kredilerde genişleme devam ediyor.

• Bu dönemde TL krediler 12,9 milyar lira artarken, döviz kredilerinde kurda yaşanan düşüşe rağmen 7,6 milyar liralık büyüme yaşandı. Mali kesim dışındakilere verilen döviz kredileri dolar cinsinden ise 1,2 milyar dolar arttı.

TL cinsinden krediler 2 trilyon 339 milyar liraya yükseldi. Döviz cinsinden krediler ise 152,1 milyar dolara (1 trilyon 78 milyar lira) çıktı.

Batık Krediler

• TMSF’nin takibinde olanlar da dahil takibe alınan krediler 5 -12 Mart günleri arasında 1 milyar lira azalarak 155,8 milyar lira oldu. (Bu tutara söz konusu krediler için işletilmiş olan faizler dahil bulunmuyor). Batık kredilerdeki azalış, bankaların bu alacaklarını VYŞ’ye satmalarından kaynaklanıyor.

-KOBİ’lerin Banka Borcu 854 Milyar Lira

• Küçük ve orta boy işletmelerin bankalara olan kredi borçları ise 12 Mart itibariyle 859 milyar liraya çıktı.

• BDDK’nın verilerine göre KOBİ’lerin bankalara olan kredi borçları 5 -12 Mart 2021 tarihleri arasında 1 milyar lira daha arttı.

• KOBİ kredilerinin 16,3 milyar dolarlık (122,5 milyar liralık) kısmı döviz kredilerinden oluşuyor.

• KOBİ’lerin zamanında ödeyemediği kredi borçları 57,2 milyar liraya geriledi.

-Vatandaşın Banka Borcu

• Vatandaşın bankalara ve finansman şirketlerine olan borcu 5 - 12 Mart günleri arasında 5 milyar lira daha artarak 849,7 milyar liraya kadar çıktı ve yeni bir rekor kırdı. Faiz artışına rağmen vatandaşların borcunda yıl başından bu yana ise 15 milyar liralık artış oldu.

• Bu borcun 701,1 milyar lirası tüketici kredilerinden, 148,6 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklanıyor.

Son hafta tüketici kredilerinde 4 milyar liralık, kredi kartlarında 1 milyar liralık artış yaşandı.

• İktidarın, salgına karşı alınan önlemler nedeniyle işini kaybeden, işini kaybetmediği halde geliri azalan, zorunlu izne çıkarılan vatandaşlara temel ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri için bankalardan borçlanmayı adres göstermesi vatandaşların bankalara olan borcunu geçen yıl yüzde 41 oranında büyümesine yol açmıştı.

-Borçlu Vatandaş Sayısı 34 Milyonu Geçti

• Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin verilerine göre bankalara tüketici krdesi ve kredi kartı borcu bulunan vatandaş sayısı bu yıl ocakta 323 bin kişi daha artarak 34 milyon 327 bin kişiye yükseldi. Borçlu vatandaşların sayısında son bir yıllık dönemde ise 2 milyon 344 bin kişilik artış yaşandı.

• Ocak ayında 68 bin vatandaş ilk kez ihtiyaç kredisi, 351 bin vatandaş ilk kez kredi kartı, 9 bin vatandaş konut kredisi kullandı. 380 bin vatandaş ilk defa kredili mevduat hesabından borçlandı.

-Faiz Oranları – Türkiye’nin Riski Yeniden Artıyor Kredi Ve Mevduat Faiz Oranları

• 12 Mart itibariyle bankaların bir yıl vadeli TL cinsinden mevduata uyguladığı yıllık faiz oranı bir önceki haftaya göre 0,19 puan artarak yüzde 17,46’ya çıkarken ticari kredi faizleri ise 0,08 puan azalarak yüzde 19,28 oldu.

• Merkez Bankasının faiz artırmasının etkilerinin önümüzdeki haftadan itibaren mevduat ve kredi faizlerine yansıması bekleniyor.

(9)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

Merkez Bankası Faiz Artırdı

• Recep Tayyip Erdoğan yönetiminin açıkladığı “reform paketinin” parasal ve finansal istikrarı sağlamak için yeterli olmadığını, bu nedenle de enflasyonun ve dış açıkların yükselmeye devam edeceğini gören Merkez Bankası geçen hafta politika faizini 2 puan daha artırarak yüzde 19’a kadar yükseltti.

• Murat Çetinkaya’yı “faizi indirmiyor”, Murat Uysal’ı “faizi yükseltmiyor” diye görevden alan Recep Tayyip Erdoğan, 2 puanlık faiz artışından sonra da “faizi artırıyor” diye Naci Ağbal’ı görevden aldı.

• Merkez Bankasının bankalara çeşitli yollardan verdiği paranın ortalama faizi de 20 Mart itibariyle de yüzde 17,64’e yükseldi.

• Türkiye yüzde 19’a çıkarılan Merkez Bankası politika faiziyle dünyada en yüksek faiz uygulayan ilk 10 ülke arasında yer alıyor. Sadece Venezuella, ZiMerkez Bankasıabve, Arjantin, Yemen, Liberya, Surinam gibi ülkeler Türkiye’den daha yüksek faiz uyguluyor. Üç ülkede faiz negatif, yani sıfırın altında; 22 ülkede politika faizi sıfır; 29 ülkede yüzde 0,1 ile yüzde 1 arasında; 44 ülkede yüzde 1,25 ile yüzde 3,95 arasında; 46 ülkede yüzde 4 ile yüzde 9,5 arasında; 15 ülkede ise yüz de 10-18,5 arasında politika faizi uygulanıyor.

• Diğer bir ifadeyle Türkiye 160 ülkeden yüksek faiz uyguluyor.

• Merkez Bankasının politika faizi (1 hafta vadeli repo) Eylül ayından bu yana 10,75 puan arttı. Mayıs 2020’de 8,25’e kadar düşürülen politika faizi Eylül’de yüzde 10,25’e, Kasımda yüzde 15’e, Aralıkta yüzde 17’ye çıkarılmıştı.

İç Borçlanma Kağıtlarının Faizi

• İki yıl vadeli devlet tahvili 20 Mart günü yüzde 16,37 faiz oranıyla (gösterge faiz) işlem gördü. Beş yıl vadelinin faizi yüzde 15,24’eyükseldi, 10 yıl vadeli tahvilin faizi ise yüzde 14,06 oldu.

• Bazı Ülkelerin Faizi: Aynı gün (12 Mart) Almanya’nın iki yıl vadeli tahvilleri -0,695, Japonya tahvilleri yüzde - 0,136, İngiltere tahvilleri yüzde 0,093, ABD tahvilleri ise yüzde 0,149 faiz oranıyla işlem gördü.

Risk Primi (CDS)

• Türkiye’nin dış borçlarını geri ödeme (temerrüt) riskini gösteren CDS (Kredi temerrüt sigortası) ise geçen hafta Merkez Bankasının faiz artırımıyla önce düşerken Merkez bankası Başkanının görevden alınmasıyla bir günde yüzde 14,71 artarak 311,51’den 326,22’ye yükseldi.

• Türkiye hala en yüksek riske sahip ülke konumunu sürdürüyor.

• Türkiye’ye en yakın ülke olan Brezilya’nın risk primi 190 düzeyinde bulunuyor. Risk primi en düşük ülke ise7,31’le Danimarka. Risk priminin yüksek seyretmesi Türkiye’nin dış borçlanma maliyetlerinin yüksekliğini gösteriyor.

• Türkiye’nin risk primi, son bir haftada yüzde 6,1, son bir ayda yüzde 13,7 oranında artarken, son altı ayda yüzde 35,6, son bir yılda ise yüzde 44,3 oranında azaldı.

• Risk primi son 5 yılda en düşük noktaya 152,28’le 5 Ocak 2018 tarihinde inmiş, en yüksek noktaya da 643,15 değeriyle 10 Mayıs 2020 tarihinde çıkmıştı.

-İcra Dairelerindeki Dosya Sayısı 22,3 Milyona Yaklaştı

• Ulusal Yargı Ağı (UYAP) üzerinden alınan verilere göre bu yıl 1 Ocak-19 Mart günleri arasında icra ve iflas dairelerine toplam 1 milyon 775 bin 65 yeni dosya gelirken, 1 milyon 718 bin 611 bin dosya ise sonuçlandırıldı.

• İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı ise bir yıl öncesine göre (19 Mart 2020 tarihine göre) 1 milyon 551 bin 22 adet artarak 22 milyon 259 bin 833’e çıktı.

-Tarım Alanları

• Türkiye’deki tarım alanları (çayır ve meralar da dahil) 2021 yılı itibariyle 37 milyon 753 bin hektar olarak açıklandı. Bu alanın 15 milyon 615 bin hektarına tahıl ve diğer ekilirken, 3 milyon 173 bin hektarı nadasa bırakılan, 779 bin hektarı sebze bahçesi, 3 milyon 564 bin hektarı ise meyve, içecek ve baharat bitkileri alanı olarak sınıflandırılıyor. Çayır ve meralar ise 14 milyon 617 bin hektar olarak hesaplanıyor.

• AKP döneminde, tarım alanlarında toplam 3 milyon 443 bin hektar daraldı. Çayır ve meralar değişmezken, tarım alanlarındaki bu daralmanın tümü de ekilen ve dikilen alanlarda yaşandı.

(10)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

-Tarımda Kendine Yeterlilik Oranları

• Türkiye’nin 2019-2020 piyasa yılında yetiştirdiği bir çok tarım ürünü kendi ihtiyacını karşılayacak düzeye ulaşmadı.

• TÜİK’in verilerine göre Türkiye’nin 2019-2020 piyasa yılında yetiştirdiği buğday kendi ihtiyacının yüzde 89,5’ini, arpa yüzde 94,8’ini, mısır yüzde 75,5’ini, pirinç yüzde 84,9’unu, kuru fasulye yüzde 76’sını, kırmızı mercimek ihtiyacın yüzde 71,7’sini, pamuk yüzde 60’ını, soya yüzde 4,7’sini karşılayabildi.

Tarımsal Girdi Fiyatları

• Tarımsal girdi fiyatları ocakta bir önceki aya göre yüzde 1,96 oranında artı. Tarımsal girdi fiyatlarında ocak sonu itibariyle son bir yıllık dönemde ise yüzde 18,52 oranında artış yaşandı

-Konut Satışları

• Konut Satışları Azalıyor: Konut satışları şubatta geçen yılın aynı ayına göre yüzde 31,6 oranında azalarak 118 bin 753’ten 81 bin 222’ye geriledi.

• Ocak-Şubat döneminde 151 bin 809 konut satıldı. İki aylık dönemde satılan konut sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 34,7 oranında azaldı.

• Konut satışlarındaki düşüş, ağırlıklı olarak kredi faizlerinin yükselmesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle söz konusu dönemde ipotekli (kredili) konut satışları yüzde 70,5 oranında azalırken, diğer satışlardaki azalma ise yüzde 13,7 oldu.

• Konut Fiyatları Artıyor: Bu arada konut fiyatlarındaki artış da devam ediyor. Konuta olan talepte yaşanan yüksek oranlı düşüşe rağmen, konut fiyatları ocakta bir önceki aya göre yüzde 1,8 oranında arttı.

• Merkez Bankasının verilerine göre ocak sonu itibariyle son bir yıllık dönemde ise konut fiyatlarında yüzde 30,2 oranında artış yaşandı.

• Türkiye genelinde ortalama konut metrekare fiyatı 4 bin liraya yükseldi.

-Otomobilde Üretim Azalıyor Yurt İçi Satışlar Artıyor

• Otomobilde iç talepte yaşanan artışa rağmen, dış talebin daralması (ihracatın azalması) yüzünden üretim azalırken, ithalat artıyor.

• Ocak-şubat döneminde toplam otomobil üretimi yüzde 16,1 oranında azalarak 136 bin 882’ye gerilerken, yurt içindeki otomobil satışları yüzde 34,1 oranında artarak 80 bin 107’ye çıktı. Satılan otomobillerin 30 bin 819’unu yerli üretim, 49 bin 290’ını ise ithal otomobiller oluşturdu. Yurt içinde satılan yerli otomobil sayısı geçen yıla göre yüzde 31,2, ithal otomobil sayısı ise yüzde 35,9 oranında arttı.

• Türkiye’nin otomobil ihracatı ise yüzde 26,7 oranında azalarak 98 bin 434’e geriledi. Geçen yıl aynı aylarda toplam 134 bin 282 otomobil satılmıştı.

‘YANDAŞ KURTARMA VE BORCU MİLLETE YIKMA’ PLANI

İktidar, reform adı altında yeni bir ‘yandaş kurtarma ve borcu millete yıkma’ planı hazırlıyor!

İktidar, reform adı altında yeni bir ‘yandaş kurtarma ve borcu millete yıkma’ planının hazırlığına başladı.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, 2021 yılında Türkiye’de bankaların sorunlu kredi rasyosunun artacağı uyarısında bulunuyor. Haziran’dan itibaren sorunlu kredilerin takibe intikalindeki esneklik uygulamasının yürürlükten kalkmasıyla batık kredi krizi ile karşılaşacağız!

Hatırlanacağı gibi; bu konudaki öngörümü daha önce de paylaşmıştım. Artık batık kredi sorunu uluslararası danışmanlık ve yatırım bankalarının da yakından takip ettikleri kriz başlıklarından birisi haline geldi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) geçtiğimiz yıl korona salgını nedeniyle bankaları tahsil edilemeyen, sorunlu kredileriyle ilgili yasal takibe intikal ettirme süresini 90 günden 180 güne çıkartmıştı. Geçtiğimiz yıl 31 Aralık’ta dolan bu süre yeniden 6 ay daha uzatıldı ve bu yılın 30 Haziran’ına kadar sorunlu krediler için yasal takip işlemi yapılmaması bankalara bildirildi.

- O yüzden de BDDK haftalık ve aylık verilerinde uzun süredir takipteki kredi alacakları tutarı 152 milyar TL’de dondu!

(11)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

Buna Merkez Bankası verilerinde yer alan yakın izlemedeki kredileri, yani her an batığa dönüşebilecek kredileri yansıtan 382 milyar TL’lik tutarı da ilave ettiğimizde şu an itibarıyla batık, takibe intikal etmiş ve batmaya aday olup yakından izlenen krediler toplamı 534 milyar TL. Bu tabii ki buzdağının görünen kısmı ve Haziran sonuna kadar bu rakamda 180 güne uzatılan takip süresi nedeniyle önemli bir değişiklik söz konusu değil.

Moody’s yayınladığı raporda, 2021 yılında bankacılık sektörünün sorunlu kredi rasyosunun hızla artacağı uyarısında bulunuyor. Haziran ayından itibaren sorunlu kredi rasyosunu artıracak faktörlerin resmi rakamlara yansımaya başlayacağına dikkat çekiyor ve şimdiden bununla ilgili önlem alınması gerektiğini dile getiriyor.

Moody’s sorunlu kredi rasyosunda artışa yol açabilecek diğer etkenleri ise BDDK’nın salgın döneminde bankaları kredi vermeye zorlamak için uygulamaya koyduğu Aktif Rasyosu kriterini tutturmak için bankalara zorla verdirilen kredilerle, Merkez Bankası’nın munzam karşılık oranlarını değiştirerek, bankaların elindeki kaynakların bir bölümüne el koyması ve bunun da krediye ayrılabilecek kaynakları azaltması olarak sıralıyor.

İktidar, bu gidişin ciddiyetinin farkında ki; 12 Mart’ta açıklanan Ekonomi Reformları arasında ‘yakın izlemedeki kredilere yönelik olarak bankacılık sektöründe operasyonel yeniden yapılandırma ve firma rehabilitasyon fonksiyonlarının oluşturulacağını’ dile getirdi. Ayrıca bankacılık sektörünün batık kredileri için şu önlemler sıralandı:

- Sorunlu krediler içinde katma değer üretme ve istihdam oluşturma potansiyeli bulunanların rehabilitasyonu için Girişim Sermayesi Fonlarının kurulmasına yönelik çalışmalar yapılacaktır

- Yaşama imkânı olmayan donuk alacakların Varlık Yönetim Şirketlerine satışı, aktiften silinmesi gibi yöntemlerle bilanço dışına çıkarılması için, gerekli teşvik ve tedbir mekanizmaları oluşturulacaktır

- Yakın izleme ve donuk alacak grubunda yer alan kredilerin menkul kıymetleştirilebilmesine yönelik mevzuat değişikliği yapılarak bilanço dışına aktarılmaları sağlanacaktır.

Yani iktidar bankalara olan kredi borçlarını ödeyemeyen, kredisini batıran ama ‘Katma değer üretme ve istihdam oluşturma potansiyeli olan’ şirketlerin kurtarılacağını söylüyor. O zaman kurtarılacak bu şirketleri kim ve neye göre belirleyecek? Kurtarma kriteri ne olacak? Kurtarılacak bu şirketlerin batık kredilerini kim üstlenecek?

Yakın izlemedeki ya da donuk kredileri menkul kıymetleştirme yoluna gidileceği yine reform diye sıralanıyor.

Batmış bir şirketin batık kredisini, donuk kredisini menkul kıymete, tahvile ya da hisse senedine çevirip satacaklar. Bu tahvil ya da hisse senetlerini kim alacak? Bu da birilerine yıkılacak!

Yine batmış, bitmiş, borcunu ödeyememiş şirketleri kurtarmak için Girişim Sermayesi Fonu’nun kurulacağı dile getiriliyor. O zaman da şu soruyu sormak gerekiyor batık şirketleri kurtaracak bu fona parayı kim koyacak, kaynak nereden gelecek? Alacağını tahsil edemeyen banka niye bu fona para koysun? Zaten batmış olan şirket bu fona para koyacaksa nereden bulacak. Fona koyacak parası olsa zaten kredi borcunu öder.

Bu planın altında yatan, gizli kapaklı kurtarma senaryosuyla kanımca bu fona parayı hazine ya da merkez bankası koyacak. Batık şirketlerin menkulleştirilen kredi borçları karşılığında çıkartılacak tahvil ya da hisse senetleri de ya yüksek faiz geliri vaadiyle vatandaşa satılacak ya da bu menkul kıymetleri de hazine satın alacak.

Her koşulda şu andaki tutarı 534 milyar TL olan, ancak haziran sonunda gerçek takibe intikal verileri ortaya çıktığında ikiye, üçe katlanması büyük ihtimal olan batık kredilerin yükü hazineye ve dolayısıyla vatandaşın sırtına yıkılarak, iktidar yakın zor durumdaki şirketler kurtarılacak! Fatura halka ödettirilecektir!

Bu adaletsiz bir kurtarma planıdır! Bu plan, birkaç yandaş şirketi, holdingi, müteahhiti batırdığı kredi borçlarından kurtarmak için milletin daha da yoksullaştırılması, hazinenin daha ağır borç yükü altına sokulması ve tüm bunların reform ambalajıyla süslenip, pazarlanmasıdır.

İNANDIRICILIK VE GÜVEN SORUNUNUN SONUCU FAİZ ARTIŞI

12 Mart’ta açıklanan ekonomi reformlarının inandırıcılık ve güveni sağlayamaması, yüklü faiz artışını (%19) mecburiyete dönüştürdü!

Merkez Bankası’nın Mart ayı Para Politikası Kurulu toplantısında politika faizini 2 puan artırarak yüzde 19’a çıkartmasıyla, Kasım ayından bu yana yapılan faiz artışı toplamı 8,75 puan oldu. Türkiye ekonomisinin bu faiz oranlarıyla yeni yatırım yapması, yeni istihdam yaratması olanaksız hale geldiği gibi, enflasyon ve kur artışlarıyla mücadele zora girdi. İç talebin gerilediği, büyümenin söz konusu olmadığı bir süreç başladı!

(12)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

Merkez Bankası (Merkez Bankası) Para Politikası Kurulu (PPK) 18 Mart’taki aylık olağan toplantısında tüm beklentileri aşan bir faiz artışı kararıyla piyasaları şaşırtırken, 12 Mart’ta açıklanan ekonomi reformlarının yeterli etki, inandırıcılık ve güveni sağlayamaması, bir anlamda bu yüklü faiz artışını mecburiyete dönüştürdü.

Merkez Bankası-PPK aldığı kararla faizi 2 puan birden artırarak yüzde 19’a yükseltti. Bu karar, aynı zamanda kredi faizlerinin yüzde 25-26 düzeyine yükselmesi, kredi kullanmanın, yatırım yapmanın olanaksız hale gelmesi demektir. Merkez Bankası’nin faiz kararında ABD Merkez Bankası FED’in faizi sabit tutmasına karşılık, ABD tahvillerinin faizinin yüzde 1,25 ve üstüne doğru tırmanışa geçmesi de etkili oldu. Daha yüksek faiz vererek dış kaynak çekmeyi, içeride ise 230 milyar dolar düzeyindeki döviz hesaplarının çözülmesini sağlamayı amaçlayan Merkez Bankası’nin bu planı tutmazsa, Türkiye yüksek faiz artışları yanında yüksek enflasyon ve yüksek kur kıskacında kalmaya mahkûm olabilir.

Merkez Bankası’nin aldığı bu artış kararının reel sektörü daha çok zorlayacağı, yatırımları, yeni istihdamı, kapasite artışlarını zorlayacağı, büyümeyi frenleyeceği, iç talebi hızla aşağı çekeceği açık. Ancak böylesine riskli bir adımı atmak mecburiyetinde kalmanın gerisinde iktidarın ilan ettiği reformların göstermelik bulunmasının yarattığı düş kırıklığı ve umulan dış kaynak girişinin zorlaştığı öngörüsüyle, daha yüksek faiz vererek kaynak çekme çabası yatıyor. Merkez Bankası mayıs itibariyle enflasyonun düşüşe geçeceğini, bunun da faiz üzerindeki baskıyı azaltarak, faiz düşüşüne zemin hazırlayacağını hesap ediyor.

Şubat ayı enflasyon verisinde TÜFE-ÜFE farkının 11 puana yükselmesi, üretici enflasyonunun (Yİ-ÜFE) yüzde 27 düzeyine çıkması ve önümüzdeki aylarda bu farkın TÜFE’ye enflasyon artışı olarak yansıyacağı düşünüldüğünde, Merkez Bankası’nin enflasyonda düşüş beklentisinin gerçekleşmesi olasılığı zayıflıyor. Buna, girdi maliyetlerinin yükselmesi, petrol fiyatlarının artması gibi etkenleri de ilave ettiğimizde Merkez Bankası’nın hesabın tutması daha da güçleşiyor.

Merkez Bankası’nın böylesi yüksek bir faiz artışıyla döviz hesaplarında çözülmeyi hızlandırma, üçlü baskının bir ayağını, yani kur baskısını aşağı çekerek kurları kontrol etmeyi hedeflediği anlaşılıyor. Ancak burada dikkat edilmesi gereken nokta, döviz mevduatları sadece bireylere, yurt içi tasarruf sahiplerine ait değil. Döviz mevduatlarının önemli bölümü dış yükümlülükleri bulunan bankalara, özel şirketlere de ait.

Şayet döviz hesaplarında beklenen çözülme olmaz, enflasyon da istenilen düzeyde düşmezse bankaların ve şirketlerin kısa vadede ödemeleri gereken dış döviz yükümlülükleri nedeniyle dövize talep tekrar yükselecektir.

Kurdaki yükseliş, girdi ve maliyet boyutuyla enflasyonu yükseltir ve enflasyondaki yükseliş de Merkez Bankası’nı yeni bir yüklü faiz artışına mecbur konuma getirir. Mevcut kısır döngü daha da derinleşerek yinelenmeye devam eder.

2020 Kasım ve Aralık aylarında peş peşe yapılan 6,75’lik faiz artışına rağmen, döviz mevduatlarında umulan çözülme olmadığı gibi, yabancı sıcak para girişi de çok kısa vadeli ve azami 15 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Döviz mevduatları neredeyse beş aydır hâlâ 230 milyar doların üzerinde kalmaya devam ediyor.

İktidarın her alandaki reform vaatlerinin içi ve altı büyük ölçüde boş çıkınca, yurt dışından yabancı kaynak girişi beklentisi doğal olarak riske girdi. İktidarın söylemlerinin hemen ertesinde tersi yönde adımlar atması, yargıyı baskı aracı ve silah olarak kullanma tutumunu sürdürmesi, hukuk ve demokrasi güvencesi bekleyen yabancı yatırımcıyı tereddüde düşürdü.

Merkez Bankası, iktidarın inandırıcılık ve güven açığını yüklü faiz artışıyla kapatma yoluna gitti. Dış sermayeye, sıcak para sahiplerine ‘reformları boş verin, siz kısa dönemde hiçbir yerde bulamayacağınız, yüksek faize, yüksek kazanca gelin’ mesajı verdi. Bu mesajın ne ölçüde kabul göreceğini önümüzdeki günler gösterecek! Öngörüm, maalesef dövize yöneliş ve TL’den kaçış devam edecek. TÜİK gibi Merkez Bankası’ye olan güven de sıfırlandı!

TÜRKİYE’NİN DIŞ BORCU, 435 MİLYAR DOLARLA MİLLİ GELİRİN YÜZDE 59’UNA ULAŞTI!

Merkez Bankası’nın açıkladığı son verilerle Türkiye’nin kamu-özel toplam dış borcu 435 milyar dolara yükselirken, 2020 sonu itibarıyla 188,8 milyar dolar olan bir yıl içinde ödenmesi ve döndürülmesi gereken kısa vadeli dış borç tutarı ise bu yılın ocak ayı sonu itibarıyla 190,3 milyar dolara yükseldi. Toplam dış borç tutarı, 2020 yılı büyüme hızı verileriyle 717 milyar dolara gerileyen GSYH (Milli Gelir) tutarının yüzde 59’una ulaştı!

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı Ekonomi Reformları içinde yer alan ve yıllardır yinelenen toplam borç stokunda döviz cinsi borçların payının düşürülmesi vaadi dış borç toplamının ulaştığı boyutlar çerçevesinde anlamını yitirdi.

(13)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

Bu dış borç tablosunda asıl vahim olan, bir yıl ve daha kısa vadede ödenmesi, çevrilmesi gereken dış borç tutarının geldiği nokta. 2020 yılsonunda 188,8 milyar dolar olan bir yıl içinde döndürülmesi zorunlu kısa vadeli dış borç tutarı Ocak ayı sonu itibarıyla 190,3 milyar dolara yükseldi.

Merkez Bankası rezervlerinin ekside olduğunu, ihracat ve turizmden gelen döviz gelirlerinin salgın nedeniyle azaldığını, cari açığın ise geçen yıl 36,7 milyar dolara ulaştığını dikkate aldığımızda, cari açığın finansmanı için gerekli tutar ile birlikte bir yıl içinde döndürülmesi gereken kısa vadeli dış borç yükümlülüğü 220 milyar doları aşıyor. Bu tutar, bugüne kadarki dış borç tablosu içinde vadesine bir yıldan az süre kalan kısa vadeli dış borçlarda tüm zamanların en yüksek tutarı.

Diğer yandan bir başka kritik nokta; özel sektörü ve bankacılık sektörünün kısa vadeli borç yükümlülüğünün içinde bulunduğu vahim tablo. Vadesine bir yıldan az süre kalan 190,3 milyar dolarlık dış borcun yüzde 65’i tek başına özel sektöre ait. Özel sektör içinde de bankacılık kesiminin kısa vadeli yükümlülükleri ağırlıkta. Bunun yanı sıra kısa vadeli toplam dış borç stoku içinde kamunun payı yüzde 23,2 olurken, Merkez Bankası’nin de kısa vadeli swaplardan kaynaklanan payı yüzde 12 oranında. Özellikle COVID 19 salgınıyla kısa vadeli borçlanmaya hız verildiği görülürken, ilk vakanın görüldüğü 2020 Mart ayında 168,9 milyar dolar olan bir yıl ve daha kısa vadeli borç stoku tutarı, 2021 Ocak sonunda ulaştığı 190,3 milyar dolarla 10 ayda 21,4 milyar artış gösterdi.

Bir yandan döviz kurlarında son bir yılda yaşanan artışlar diğer yanda Merkez Bankası’nin yeniden politika faizini yükseltme adımlarını peş peşe atması ve buna ilave olarak tüketilen 128 milyar dolarlık Merkez Bankası döviz rezerviyle birlikte ülke rezervlerinin eksiye düşmesi kısa vadeli borçların çevrilmesinde ağırlaşan bir tabloyu işaret ediyor.

İktidarın açıkladığı ekonomi reformları arasında bu konuda herhangi bir ivedi önlem, bir plan ya da program görünmüyor. Dolayısıyla rezervler acilen takviye edilemediği, en azından bir kısmı yerine konulamadığı takdirde, vadeler yaklaştıkça döviz borcu yükümlülüklerini yerine getirmeye yönelecek bankaların ve özel sektörün artacak döviz talebinin karşılanması zorlaşacak, oluşacak yoğun döviz talebi kurları hızla yukarı yönlü tetikleyecektir. Kur artışı maliyet artışını ve enflasyonu, enflasyonun yükselişi de yeniden faiz artışlarını zorunlu hale getirecektir.

Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınması, art arda siyasi gerilimlerle beslenen istikrarsızlık döviz kurlarında tırmanışı hızlandıracak, kısa vadeli borçların çevrilmesi rezerv yokluğunda daha da güçleşecektir. Bu tablo, Türkiye’yi kırılgan ekonomiler arasında ilk sıraya taşıyacak ve risk puanını yükseltecektir!

TARIM ÜFE ŞUBAT AYINDA YÜZDE 21’İ AŞTI.

Gıda enflasyonu daha da yükselecek ve tüketici enflasyonunu yukarı çekecek!

Tarım ÜFE Şubat ayında yüzde 21’i aştı, gıda enflasyonunun daha da yükseleceği ve tüketici enflasyonunu yukarı çekeceği belirginleşti. Tarım ÜFE’de bazı ürünlerde yıllık endeks artışının yüzde 30’un üzerine çıkması, gıda fiyatlarında hızlı artışların habercisi. İktidarın reform diye sunduğu fiyat kontrol mekanizmaları, erken uyarı sistemleri gıda karaborsasını ve enflasyonun zincirlerinden boşalmasını beraberinde getirecektir!

Tarımsal ve hayvansal üretim sektörleri itibarıyla aylık endeks artışları, balık ve diğer balıkçılık ürünlerinde yüzde 2,47, ormancılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 2,55, tarım ve avcılık ürünleri ve ilgili hizmetlerde yüzde 2,62 olarak gerçekleşti.

- Canlı hayvanlar ve hayvansal ürünlerde yüzde 2,75 ve çok yıllık bitkisel ürünlerde yüzde 7,37 aylık artış oranları ortaya çıktı.

Tarım ÜFE’de aylık en fazla artış yüzde 8,08 ile turunçgiller-narenciye grubunda gerçekleşirken aynı grupta yıllık olarak da yüzde 37,64 ile en yüksek endeks artışı yaşandı. Geçen yılın aynı ayına göre yıllık düzeyde en fazla artış gösteren diğer gruplar ise yüzde 29,86 ile tahıllar, baklagiller ve yağlı tohumlar ile yüzde 29,80 artış oranıyla da lifli bitkiler oldu.

Şubat 2021'de, Tarım ÜFE’de kapsanan 86 maddeden sadece 22’sinin ortalama fiyatında düşüş olurken, 3 maddenin ortalama fiyatı değişmedi. Buna karşılı 61 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.

Tarım ÜFE’deki yüzde 21’i aşan yıllık enflasyon endeks artışı tarımsal üretim maliyetlerinin hızla yükseldiğini, bu üretici maliyetindeki yükselişin perakende gıda ve ürün fiyatlarına yansımasının kaçınılmaz olduğunu ortaya koyuyor.

- Tüketici Fiyat Endeksi’ni (TÜFE) çift hanede tutan ve yukarı çeken en kritik kalem olan gıda enflasyonu artmaya devam edecek.

(14)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

- Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) artışının yüzde 27’yi aştığı dikkate alındığında yakın dönemde enflasyonda bir gerileme beklentisi gerçekçi görünmüyor.

Merkez Bankası yönetim değişikliği sonrasında piyasaların daha da hareketlenmesi, kur ve TL’deki dalgalanmaların şiddetlenmesi girdi maliyetlerinde artışı daha da tetikleyecektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ekonomik reformlar arasında tarımsal üretime, gıdaya yönelik herhangi bir destek, önlem tedbir ortaya koymadığı gibi fiyat istikrarı ilkesinin de bir kenara atıldığını ilan etti.

- Bunun anlamı enflasyonun dizginlerinden boşalması demektir.

Aynı anda çelişkili bir şekilde Fiyat İstikrar Komitesi, Fiyat Denetim Komitesi’nden, Gıda Zinciri Takip Sistemi’nden söz edilmesi, bürokratik kararlarla fiyat kontrollerinin devreye sokulması, kanımca geçmiş yıllarda örnekleri görüldüğü gibi, tersine sonuçlara neden olacak, ürün karaborsalarını tetikleyecektir. Şubat 2021 Tarım ÜFE verileri yakın geleceğe dönük gıda enflasyonu yükselişinin, daha hızlı fiyat artışlarının sinyallerini vermektedir.

İŞSİZLİKTE EN KÖTÜ GERİDE KALMADI

Ümitsiz işsizlerin önceki yıla göre yüzde 118 arttığı 2020’de işsizlik, ekonominin en önemli gündemi oldu. Ancak tablo karamsar. İktidar faizleri düşürebileceği kaynakları önceki aylarda tüketti, yerli paranın istikrarını sağlayamıyor. 2021 yılı işsizlikte daha önce deneyimlenmemiş gelişmelere gebe.

Başkanlık Sistemi’nin kurumsallaştığı 24 Haziran 2018 seçimlerinin ardından başlayan ekonomik bunalım 3’üncü yılına merdiven dayadı. 2018’in sonunda yaşanan kur şokunun sancıları 2019’a yüksek faiz ve işsizliği miras bırakmış, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) dar tanımlı işsizlik verileri o yıl rekor kırmıştı. 2020’de ise pandemi ile birlikte iş arayan kişi sayısındaki gerileme nedeniyle dar tanımlı işsizlik verileri düştü ama geniş işsizlik zirve yaptı.

TÜİK dün, 2020 yılına ilişkin işsizlik verilerini yayımladı. Buna göre işsiz sayısı, rekor kıran 2019’a göre 408 bin kişi azalarak 4 milyon 61 bin kişi oldu. Ancak bu veri pandeminin yarattığı özel durum nedeniyle gerçeği yansıtmıyor. Bu nedenle verilerin arka planında kalan iş arayamayan işsizlere odaklanmak gerekiyor.

Ümitsizler 2’ye Katlandı

TÜİK, işsizliği anketler aracılığıyla tahmin ediyor. Buna göre TÜİK’in anketine “iş olsa çalışırım ancak iş aramıyorum, çünkü iş bulma ümidim yok” diyen kişi sayısı 2019’da 627 bin olarak tahmin edilmişti. Bu sayı 2020’de yüzde 118’lik rekor artışla 1 milyon 369 bine yükselmiş durumda. İş aramama gerekçesi yalnızca ümitsizlik değil. Ev kadını olma, öğrencilik, emeklilik gibi nedenler yüzünden de insanlar iş arayamayabiliyor.

Ancak bu kişiler iş teklif edilse çalışırlar mıydı? TÜİK anketinde bu soruya da yanıt aranıyor. Buna göre TÜİK anketine “İş aramıyorum çünkü ev işleriyle meşgulüm, öğrenciyim, emekliyim ancak iş olsa çalışırım” diyen insanların sayısı 2019’da 1 milyon 659 bindi. Bu sayı 2020’de yüzde 72 oranında artarak 2 milyon 850 bine yükseldi.

Ülke halkı ne iş olsa yapmaya başladı. 2020 parça başı işlere yoğunluk verilen yıl oldu. Haftada 40 saatten az çalışan ve daha fazla süre çalışmak istediğini beyan edenleri TÜİK, “zamana bağlı eksik istihdam” olarak tanımlıyor. Bu kişilerin sayısı 2019’da 364 bindi. Bu sayı 2020’de yüzde 243’lük artışla 1 milyon 251 bine yükseldi. Hem ümitsiz işsizler, hem de zamana bağlı eksik istihdam ölçüm tarihinin açık ara farkla rekorunu kırmış durumda.

İşgücünde böylesi bir yıkım dar tanımlı işsizlik verilerine yansımadığı için iktidar medyası tarafından ustaca gizleniyor. Ancak işsiz sayısındaki düşmeye karşılık istihdamdaki düşüş tüm gerçeği gözler önüne seriyor.

2019’da istihdam edilenlerin sayısı 28 milyon 80 binken bu sayı 2020’de nüfusun artmasına, ekonominin ‘sözde’

büyümesine rağmen 26 milyon 812 bine geriledi. Bu haliyle 2020 yılı boyunca en az 1 milyon 268 bin kişi işinden oldu.

2021 Daha Kötü Olacak

Böylesi bir yıkıma karşılık 2021’in ilk çeyreği geride kalırken bunalımın derinleşeceği ortada. 2019, döviz kurlarının yüksek faizle dizginlendiği ancak işsizliğin rekor seviyelere çıktığı yıl olarak kayıtlara geçmişti. Aradan geçen 2 yılın ardından durum daha vahim noktaya geldi. 2019’un temmuz ayında görevden alınan TCMB Başkanı Murat Çetinkaya’nın ardından 3’üncü başkan koltuğuna oturdu. Artık para politikası ne yapılırsa yapılsın dikiş tutmuyor. Faizleri düşürerek piyasayı hareketlendirmek isteyen iktidar, bu politikasını finanse edecek kaynakları da önceki aylarda tüketti. Bu haliyle faizleri düşürmenin büyük bir döviz krizine dönüşeceğinin

(15)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

sinyalleri hafta başı itibariyle görüldü. Yerli parasını istikrara kavuşturması artık hayal olan Türkiye, 2021 yılında hem yüksek faiz hem yüksek enflasyonla birlikte eşi benzeri görülmemiş bir işsizlik dalgasını tecrübe edecek.

DİSK-AR: Her Üç Kişiden Biri İşsiz

TÜİK 2020 yıllık Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarını dün açıkladı. TÜİK 2020 yıllık verilerinde 10 Mart 2021’de yeni yayımlamaya başladığı geniş tanımlı işsizlik yöntemini kullanmadı. 2020 yıllık verileri eski hesaplama yöntemine göre açıklandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) ise her ay olduğu gibi bu ay da TÜİK verilerinden yola çıkarak İşsizlik ve İstihdamın Görünümü Raporu’nu yayımladı.

Sonuç; Covid-19 nedeniyle her 3 kişiden 1’i İşsiz!

♦ Covid-19 etkisiyle yaşanan toplam iş kaybı ve işsizlik 12 milyon 115 bin.

♦ Covid-19 etkisiyle iş ve istihdam kaybı oranı yüzde 34,4

♦ Geniş tanımlı işsiz sayısı 9 milyon 638 bine yükseldi.

♦ Geniş tanımlı işsizlik oranı 27,4’e yükseldi.

♦ İstihdam 2020 yılında 1 milyon 268 bin kişi azaldı.

♦ Kadınlarda geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 34,8

♦ Gençlerde geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 41,1 olarak gerçekleşti.

2020 YILINDA İŞ OLSA ÇALIŞIRIM DİYEN İŞSİZLERİN SAYISI RESMİ İŞSİZ SAYISINI GEÇTİ

Türkiye’de 2020 yılının genel işsizlik verilerine göre istihdam bir önceki yıla göre 1 milyon 268 bin kişi azaldı.

Yani bir başka deyişle işten çıkarma yasağı olmasına rağmen geçen yıl Türkiye’de hergün 3 bin 400 kişi işsiz kaldı. Ayrıca iş aramayıp bugün iş olsa çalışırım diyenlerin sayısı ilk kez resmi işsiz sayısını aştı.

15-29 yaş arası en az 5,7 milyon genç ise evinde kalarak ne eğitimden ne de istihdamdan yararlanabildi.

İş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısı ilk defa resmi işsiz sayısını geçti.

2020 yılı genel işsizlik görünümüne göre aktif bir şekilde iş aramayıp lakin bugün bir iş olsa çalışırım diyenlerin toplam sayısı 2019 yılına göre 1 milyon 933 bin kişi artarak, 4 milyon 219 bin kişiye yükseldi.

2020 yılı için TÜİK resmi işsiz sayısını 4 milyon 61 bin kişi olarak açıklarken iş olsa çalışırım diyenlerin sayısı 4 milyon 219 bin kişi ile ilk defa resmi işsiz sayısını geçmiş oldu.

İşten Çıkarma Yasağına Rağmen Her Gün En Az 3 Bin 400 Kişi İşsiz Kaldı.

Pandemi nedeniyle geçtiğimiz yıl işten çıkarma yasağı gelmesine rağmen istihdamda toplamda 1 milyon 268 bin kişilik azalış meydana geldi.

Bu da demek oluyor ki iktidarın işten çıkarma yasağı sadece kağıt üstünde kaldı. İşten çıkarma yasağına rağmen 2020 yılında her gün en az 3 bin 400 kişi işsiz kaldı.

2020 yılında 5,7 milyon ev gencimiz oldu.

2020 yılı genelinde 15-29 yaş arası ne eğitimden ne de istihdamdan yararlanan gençlerimizin sayısı 5 milyon 702 bine yükseldi.

2019 yılına göre evde kalan gençlerimizin sayısında yaşanan artış 472 bin oldu.

Bu duruma göre 2020 yılında 5,7 milyon gencimiz evde kalarak annesinin babasının eline bakar hale geldi.”

2020 VERİLERİNİ ESKİ KAVRAMLARLA AÇIKLAYAN TÜİK, ‘İŞSİZLİĞİ DÜŞÜRDÜ!’

TÜİK'in eski kavramlarla açıkladığı verilere göre, Türkiye'de işsizlik oranı, 2020'de bir önceki yıla göre 0,5 puan azalarak yüzde 13,2 olarak gerçekleşti. Öte yandan genç nüfusta istihdam oranı ise 3,9 puan azalarak yüzde 29,2 oldu. İstihdam edilenlerin sayısı ise 2020 yılında bir önceki yıla göre 2,9 puan azaldı.

Türkiye İstatistik Kurumu(TÜİK), 2020 yılına dair işgücü istatistiklerini yayınladı. İlk kez Ocak ayında kullanmaya başladığı ve gerçek işsizliği gözler önüne seren yöntemi 2020 yılı verileri için kullanmayan TÜİK, işsizliği 2019 yılına göre 2020’de yüzde 0,5 düşürdü.

(16)

MEDYA VE KURUMSAL İLETİŞİMDEN SORUMLU GENEL BAŞKAN BAŞDANIŞMANLIĞI

TÜİK, ilk kez Ocak ayında açıkladığı istatistiklerde Avrupa Birliği (AB) ülkeleriyle eş zamanlı olarak; Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 19. Çalışma İstatistikçileri Konferansı (ICLS) kararlarına ve ilgili AB tüzüğüne uyum sağlamak amacıyla yeni düzenlemelere geçmişti. Bu kapsamda Ocak 2021'de ilk kez "atıl iş gücü" adı altındaki geniş tanımlı işsizlik oranını açıklamıştı. Bu açıklama ile geniş tanımlı işsizliğin yüzde 29,1’e ulaştığı görülmüştü.

TÜİK, 2020 yılına ait istatistiklerde ise bu yöntemi kullanmadı. Yayınlanan istatistiklerde bu durum, “Hanehalkı İşgücü Araştırması'nda 2021 Ocak ayından itibaren, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ile eş zamanlı olarak; Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 19. Çalışma İstatistikçileri Konferansı (ICLS) kararlarına ve ilgili AB tüzüğüne uyum sağlamak amacıyla yeni düzenlemelere geçilmiştir. Belirtilen düzenlemelere ilişkin sonuçlar ilk defa 2021 Ocak ayı haber bülteni ile birlikte kamuoyu ile paylaşılmış olup bu bültende yer alan 2020 yıllık sonuçları eski tanım ve kavramlar dikkate alınarak hesaplanmıştır” ifadeleriyle açıklandı.

TÜİK’in eski yöntemle açıkladığı verilere göre 2020 yılında hem istihdam düştü, hem de işsizlik.

İşgücüne Katılma Oranı Yüzde 49,3

İşgücü 2020 yılında bir önceki yıla göre 1 milyon 676 bin kişi azalarak 30 milyon 873 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 3,7 puanlık azalış ile yüzde 49,3 olarak gerçekleşti.

15-64 Yaş Grubunda İşsizlik Oranı Yüzde 13,4

15-64 yaş grubunda işsizlik oranı bir önceki yıla göre 0,6 puan azalışla yüzde 13,4, tarım dışı işsizlik oranı ise 0,7 puanlık azalışla yüzde 15,4 oldu. Bu yaş grubunda istihdam oranı 2,8 puanlık azalışla yüzde 47,5, işgücüne katılma oranı ise 3,6 puanlık azalışla yüzde 54,9 oldu.

Genç Nüfusta İstihdam Oranı Yüzde 29,2 Olarak Gerçekleşti

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki yıla göre 0,1 puan azalarak yüzde 25,3, istihdam oranı ise 3,9 puan azalarak yüzde 29,2 oldu. Aynı dönemde işgücüne katılma oranı 5,3 puanlık azalışla yüzde 39,1 seviyesinde gerçekleşti. Ne eğitimde ne de istihdamda olanların oranı ise bir önceki yıla göre 2,3 puanlık artışla yüzde 28,3 seviyesinde gerçekleşti.

İstihdam Edilenlerin Yüzde 56,2'si Hizmet Sektöründe

2020 yılında, istihdam edilenlerin yüzde 17,6'sı tarım, yüzde 20,5'i sanayi, yüzde 5,7'si inşaat, yüzde 56,2'si ise hizmet sektöründe yer aldı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında sanayi sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,7 puan, inşaat sektörünün payı 0,2 puan artarken, tarım sektörünün payı 0,6 puan, hizmet sektörünün payı 0,3 puan azaldı.

2020 yılında 4 milyon 716 bin kişi tarım sektöründe, 5 milyon 497 bin kişi sanayi sektöründe, 1 milyon 538 bin kişi inşaat sektöründe, 15 milyon 60 bin kişi hizmet sektöründe istihdam edildi. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı tarım sektöründe 381 bin, sanayi sektöründe 64 bin, inşaat sektöründe 12 bin, hizmet sektöründe 812 bin kişi azaldı.

İşsizlik Oranının En Yüksek ve En Düşük Olduğu Bölgeler

İşsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 33,5 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) iken, işsizlik oranı en düşük bölge yüzde 6,6 ile TR82 (Kastamonu, Çankırı, Sinop) oldu.

En yüksek istihdam oranı yüzde 50,9 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi'nde gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 26,0 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi'nde oldu.

İşgücüne katılma oranı en yüksek bölge TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) oldu

En yüksek işgücüne katılma oranı yüzde 55,9 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi'nde gerçekleşti. En düşük işgücüne katılma oranı ise yüzde 38,4 ile TRC2 (Urfa, Diyarbakır) Bölgesi'nde oldu.

3,5 MİLYAR LİRA AR-GE FONUNDAN BUHAR OLDU

Ulaştırma Bakanlığı’nın 2,8 milyar TL’sinin kullanıldığı yer tespit edilemeyen AR-GE fonundan 796 milyon liranın daha kaybolduğu iddia edildi. Bakanlık, gelecek yıla 3.5 milyar TL aktarıldığını açıklarken paranın Hazine’ye aktarıldığı söylendi.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı bütçesindeki kayıp fonları Meclis’e taşıyan CHP Murat Emir AR-GE fonundaki kayıp paranın katlanarak büyüdüğünü bildirdi. Emir, iddiaları Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’na yönelttiği bir soru önergesiyle TBMM’ye de taşıdı.

Referanslar

Benzer Belgeler

Müşteri / Abonenin kendisine SMS gönderilmemesi yönündeki talebini KURUM’a yöneltmesi halinde KURUM, bu hususu derhal AVEA’ya bildirecek olup, işbu bildirimin

• Özel tasarımı ile yanması için gerekli havayı dış ortamdan alır ve atık gazı sızdırmaz gövdesi sayesinde tekrar dış ortama geri verir.. • Yatak odaları,

EMO’nun yaptığı basın açıklamasında, Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) mezun sayıları istatistiklerine de yer verilerek şöyle dendi: “EMO üyelerinin

1) Yoğun bakımlar olarak uçurumun kenarındayız! Pandemi döneminde sağlık sistemine binen yük artmış, özellikle yoğun bakım ünitelerinin doluluk oranlarının

• Mevsim etkilerinden arındırılmış verilere göre geçen yıl aralık ayında işsizlik oranı bir önceki aya göre 0,1 puan, salgının istihdamı önemli ölçüde daralttığı

• Bankalardan rekor kar: Bankalar bu yıl ocak ayında karlarını geçen yılın aynı ayına göre yüzde 370 oranında artırarak 20,1 milyar liraya kadar çıkardılar.. Geçen

Göçmen kaçakçılığında daha çok transit ülke olarak görülen Türkiye, insan kaçakçılığı ve ticaretinde hedef ülke.. İçişleri Bakanlığı tarafından belirlenen ve

Yaşlı nüfus oranı il düzeyinde yıllara göre incelendiğinde, toplam nüfus içinde yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il sayısı 2015 yılında 6 iken,