ENDONEZYA VE SOSYAL MEDYA

155  Download (0)

Tam metin

(1)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

GAZETECİLİK ANABİLİM DALI

ENDONEZYA VE SOSYAL MEDYA

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Deden Maulİ DARAJAT

ANKARA 2013

(2)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

GAZETECİLİK ANABİLİM DALI

ENDONEZYA VE SOSYAL MEDYA

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Deden Maulİ DARAJAT

Tez Danışmanı

Doç. Dr. Funda Başaran ÖZDEMİR

ANKARA 2013

(3)

T.C.

ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

GAZETECİLİK ANABİLİM DALI

ENDONEZYA VE SOSYAL MEDYA

YÜKSEK LİSANS TEZİ

Tez Danışmanı

Doç. Dr. Funda Başaran ÖZDEMİR

Tez Jürisi Üyeleri

Adı ve Soyadı İmzası

Doç. Dr. Funda Başaran ÖZDEMİR (Danışman) ...

Prof. Dr. Nurcan TÖRENLİ ...

Doç. Dr. Sema BECERİKLİ ...

Tez Sınavı Tarihi 14 Kasım 2013

(4)

TÜRKİYE CUMHURİYETİ ANKARA ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ MÜDÜRLÜĞÜNE

Bu belge ile, bu tezdeki bütün bilgilerin akademik kurallara ve etik davranış ilkelerine uygun olarak toplanıp sunulduğunu beyan ederim. Bu kural ve ilkelerin gereği olarak, çalışmada bana ait olmayan tüm veri, düşünce ve sonuçları andığımı ve kaynağını gösterdiğimi ayrıca beyan ederim. (15/10/2013)

Tezi Hazırlayan Öğrencinin

Deden Mauli DARAJAT

(5)

i

İÇİNDEKİLER

İÇİNDEKİLER i

TABLO LİSTESİ iii

GİRİŞ 1

I. BÖLÜM 31

I. A. ENDONEZYA‟NIN TARİHİ 31

I. B. ENDONEZYA KÜLTÜRÜNÜN TARİHİ 34

I.B.1. Hint Kültürü 34

I.B.2. İslam Kültürü 35

I.B.3. Avrupa Kültürü 37

I.C. ENDONEZYA SİYASETİNİN TARİHİ 40

I.C.1. Liberal Demokrasi 40

I.C.2. Güdümlü Demokrasi 41

I.C.3. Pancasila Demokrasisi 43

I.C.4. Demokrasi 45

I.D. ENDONEZYA BASIN TARİHİ 50

I.D.1. Mücadele Basını 50

I.D.2. Bağımsızlık Basını 54

I.D.3. Liberal Basın 56

I.D.4. Otoriter Basın 60

I.D.5. Pancasila Basını 66

I.D.6. Devrim-sonrası Sorumlu Özgür Basın, Basın Meclisi 72

(6)

ii

II. BÖLÜM 75

II.A. ENDONEZYA‟DAKİ KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARININ SOSYAL

MEDYA İLE İLİŞKİLERİ 75

II.A.1. Yazılı Basın 75

II.A.2. Radyo ve Televizyon Elektronik Medya 87

II.A.3. İnternet Medyası 91

II.A.4. Gazeteci 98

II.B. ENDONEZYA'DAKİ SOSYAL MEDYA KULLANIMI 101 II.B.1. Devletin Siyaseti ve Politikaları 104

II.B.2. Sosyalleşme ve Uzatma 109

II.B.3. İletişim İhtiyaçları 112

II.B.4. Trafik Tıkanıklığı ve Boş Zamanları Değerlendirmek 116

II.B.5. Filmler 118

II.C ENDONEZYA‟DA SOSYAL MEDYANIN GELİŞİMİ 123

III. BÖLÜM SONUÇ 133

ABSTRACT 143

ÖZET 144

KAYNAKÇA 145

(7)

iii

TABLO LİSTESİ

I. Endonezya Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2011 yılında

Endonezya Nüfusu 87

II. Basın Konseyi'ne verilerine göre 2011 Endonezya‟nın Şirket Basını 88

III. Endonezya Cumhuriyeti Milli Kütüphane verilerine göre 2011 yılında

Endonezya'nın online media toplam sayısı 88

IV. Internet World Stats verilerine göre Temmuz 2012 tarihinde alınan bu veriye göre, Endonezya'daki internet kullananların sayısı 101

V. Checkfacebook.com verilerine göre Eylül 2012 tarihinde Facebook kullananların

sayısı, 10 Ülke en çok Facebook kullanıcıları 102

VI. Socialbakers.com verilerine göre Temmuz 2012 tarihinde Facebook

kullananların sayısı, 10 Ülke en çok Facebook kullanıcıları 103

VII. A World of Tweets verilerine göre 21 Temmuz 2012 tarihinde Dünya‟da Twitter

kullanıcıları 103

VIII. A World of Tweets verilerine göre 21 Temmuz 2012 tarihinde Asya‟da Twitter

kullanıcıları 104

IX. Endonezya‟daki cep telefonu operatörü 109

(8)

1 GİRİŞ

Facebook ve Twitter gibi sosyal medya araçları Endonezya‟da çok yaygın kullanılmaktadır. Checkfacebook.com sitesinin istatiklerine göre Endonezya‟da sosyal medya pazarı (Facebook‟ta) ABD ve Hindistan‟dan sonra en büyük 3. Sosyal medya pazarını oluşturmaktadır. 2010 yılı itibariyle 240 milyon nüfüsa sahip Endonezya‟da 43 milyon Facebook kullanıcısı vardır ve toplam tweet sayısının

%15‟ini Endonezyalı kullanıcıların tweetleri oluşturmaktadır. Bu tezin temel sorunsalı Endonezya‟da sosyal medya kullanımının diğer ülkelerden farklı olan yoğunluğun nedenlerini ve bunun genel olarak kitle iletişim medyası kullanımı ile ilişkisini açığa çıkartabilmektedir.

Tezin konusu Endonezya‟nın kitle iletişim medyası kullanımı ve bunun altında yatan toplumsal, kültürel ve politik özelliklerinden yola çıkarak sosyal medya kullanımındaki yoğunluğun nedenleridir.

Sosyal medya kullanımı ve bu kullanım dolayısıyla oluşan pazar açısından dünyada üçüncü sırayı işgal eden Endonezya‟da kitle iletişim medyası kullanımı ile sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkiyi açıklamak, aynı zamanda da sosyal medya kullanımı ile toplumsal yapı arasındaki ilişkiselliği açığa çıkartacaktır. Bu ilişkiselliğin ortaya konulmasıyla, Endonezya özelinde sosyal medyayı medya tarihinin içine yerleştirmek bu tezin temel amacıdır.

Tez her ne kadar Endonezya ile sınırlandırılmış olsa da kitle iletişim medyası kullanımı ile sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin ve bu ilişki bağlamında Endonezya‟da sosyal medyanın yoğun kullanımın nedenlerinin toplumsal yapı ile

(9)

2

ilişkisinin ortaya koyulması genel olarak sosyal medya kullanımını anlamak açısından bir çerçeve oluşturacaktır. Ayrıca kitle iletişim medyası kullanımı ile sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin Endonezya özelinde ortaya konulması literatüre de katkı sağlayacaktır.

Araştırma sorunları/hipotezler:

1. Endonezyalılar neden toplumsal etkileşimin bir aracı olarak sosyal medyayı tercih etmektedir?

2. Sosyal medyanın yaygın biçimde kullanmasının toplumsal yapıyla ilişkisi nedir?

3. Endonezyalılar sosyal medyayı hangi nedenlerle kullanmaktadırlar?

4. Endonezya‟da kitle iletişim medyasının kullanımı ile sosyal medya kullanımı arasındaki benzerlik ve farklılıklar nelerdir?

Bu çalışmada öncelikle Endonezya‟da kitle iletişim medyasının tarihini anlamak için yoğun bir literatür taraması yapılacaktır. Daha sonra Endonezyalı kitle iletişim medyası ve sosyal medya kullanıcıları ile derinlemesine görüşmeler ve Endonezya medya endüstrisi ve sosyal medya pazarının ekonomik politik çözümlemesi gibi niteliksel yöntemlerle temel sorunsala değilinecektir. Kullanılan yöntem, bir vaka çalışması yöntemi olarak adlandırılabilir. Vaka çalışmasında, Endonezya‟da kitle iletişim medyası ve sosyal medya kullanımını incelemek, tanımlamak ve açıklamak için birden fazla veri kaynağı ele alınacaktır. Bu nedenle araştırmacı, derinlemesine görüşme, politik belgeler, araştırmalar, kayıtlar gibi pek çok veri kaynağını kullanmayı amaçlamaktadır.

(10)

3 Yeniliklerin Yayılması

Bu tezde yazar Diffusion of Innovation Theory veya yeniliklerin yayılması modeli adı verilen bir kitle iletişim modelinden bahsedecektir. Bu kuram, Everett M.

Roger (2003) tarafından tanıtılmıştır. Rogers‟a göre yayılma, bir yeniliğin belirli bir süre içinde ve bir sosyal sistemin elemanları arasında çeşitli kanallar aracılığıyla iletilme sürecidir. Bu modelde mesaj, yeni bir fikre yönelik bir odak sağladığından Rogers, yeniliklerin yayılmasının bu teoriye iletişimin özel bir çeşidi olduğunu söylemiştir. İletişim, yine Rogers‟a göre, bireylerin bir anlaşma noktasına varmak için bilgi üretip diğerleriyle paylaşma sürecidir. Rogers‟a göre yayılma ise, mesajın yeni fikirler hakkında olduğu özel bir iletişim türüdür. Yeniliklerin yayılması aynı zamanda sosyal sistemin yapı ve görevindeki değişme süreci olarak tanımlanan sosyal değişikliğinin bir çeşididir. Yeni fikirler üretip yayınlarken, kabullenir veya reddedilirken, eğer belli bir sonuç üretiliyorsa, işte o zaman sosyal değişim meydana gelir.

Rogers, yeniliklerin yayılması kuramında 4 ana unsurdan bahsetmiştir:

yenilik, iletişim kanalları, zaman, ve sosyal sistem. Yenilik, bireyler tarafından yeni olarak addedilen teknik, fikir, veya nesnedir. İletişim kanalları, mesajların bir bireyden diğerine ulaşılmasını sağlayan araçlardır. Zaman, yeniliğin sürecidir. Diğer bir deyişle yeniliklere karar verilmesi için gereken sürenin tamamıdır. Kabul görme oranı, bir yeniliğin sosyal sistem elemanları tarafından ortalama kabul görme hızıdır.

Sosyal sistem ise, belli bir ortak hedefi gerçekleştirmek için bir problemi beraberce çözme etkinliğinde rol alan, birbiriyle ilişkili birimlerin oluşturduğu kümedir.

(11)

4

Rogers, yeniliklerin yayılmasında kabullenmeyi etkileyen kararın 2 ana unsuru olduğundan sözeder: ilki, kararın özgürce verilip verilmediği ve karara gönüllü olarak mı yoksa zorunlu olarak mı uyulduğu; ikincisi, kararın kimin tarafından verildiği. Bu iki unsur temel alınarak yeniliklerin yayılmasında 3 çeşit yenilik kararı olduğu söylenebilir: ilki, seçime bağlı yenilik kararı, bir sosyal sistemde bir bireyden diğerine farklılaşan birkaç yöntemle verilen karardır; İkincisi, ortaklaşa yenilik kararı, bir sosyal sistemde bulunan tüm üyeler tarafından beraberce verilen karardır; üçüncüsü de otoriter yenilik kararı. Bu karar, sosyal sistemde bulunan üyeler için iktidarda bulunan bireyler tarafından verilir.

Rogers, 5 kabullenme aşaması belirlemiştir. Bunlar: bilgilenme, ikna olma, karar verme, uygulama, ve onaylama. Bilgi aşamasında birey, yeniliklerle karşılaşır fakat yenilik konusunda yeterli bilgiye sahip değildir. Bu aşamada birey, yenilik hakkında daha fazla bilgi araştırmaya özen göstermemektedir. İkna olma aşamasında ancak bireyler yenilikle ilgilenmeye başlar ve yenilik hakkında ayrıntılı bilgiyi aktif bir şekilde araştırır.

Karar verme aşamasında birey yenilik kullanmanın yararlı ve zararlı yönlerini inceleyerek hangisi daha ağırlıklı karşılaştırır, yeniliği kabullenip kabullenmeyeceğine karar verir. Bu aşama daha çok bireysel olduğu için Rogers bu aşamaya ampirik bir kanıt elde etmek için en zor aşama olarak tanımlar. Uygulama aşamasında ise bireyin duruma göre çeşitli biçimlerde yenilikleri kullanması söz konusudur. Uygulama süreci boyunca birey, yeniliğin faydasını belirleyip bu yenilikle ilgili daha ayrıntılı bilgi araştırır. Onaylama aşamasında da birey, yeniliğin kullanımının devamlılığına karar verir. Bu aşama, içsel bir şekilde oluşur (bilişsel

(12)

5

uyumsuzluğa yol açabilir) ve de kişilerarası yani topluca verilen onaylama ile, kesin bir karar verilmiş olur.

Rogers‟a göre kabullenmenin de aşamaları vardır. Kabullenme derecesi, sosyal sistemin üyelerinin yeniliği kabullenmede gösterdiği hız olarak tanımlanabilir.

Bu derece genellikle yeniliği kabullenmek için sosyal sistemin tüm üyelerinin kabullenme hızında belli bir yüzdelik oranına göre belirlenir (Rogers: 2003). Bu kabullenme aşaması da aynı zamanda bireysel kabullenme farkındalığı ile belirlenir.

Genel olarak, bir yeniliği ilk kabul eden kimsenin yenilikleri kabullenme süreci en son kabul eden kimseye göre daha az zaman alır.

Yayılma kavramı, kabullenme kavramından ayrı anlam taşımaktadır.

Kabullenme, bireyin bir ürünü kabul etmek için bir takım aşamaları izleme sürecidir.

Yayılma ise, yeniliklerin bir sosyal sistem içinde yayılmasıdır. Bir bütünlük olarak bakacak olursak yayılma süreci, zaman zaman bireylerin kabullenme sürecini kapsamaktadır. Rogers, kabullenici kategorisinde, yeniliğe açıklık ölçüsüne göre sosyal sistemdeki bireyleri sınıflandırmaktadır.

Rogers, kabulleniciliği 5 kategoriye ayırmıştır. Bunlar: yenilikçiler, erken kabullenenler, erken çoğunluk, geç çoğunluk, ve tembel ya da ağır kimseler (Rogers 1962, s. 282). Toplumun önderleri ve fikir liderinin yanı sıra, toplumun dışından gelen değişim ajanları da bulunmaktadır.

Rogers‟a göre yenilikçiler, yeniliği ilk kabullenen bireylerdir. Yenilikçi, risk almaya hazır, yaşları genç, yüksek bir sosyal statüye sahip, büyük bir para çevirme işine sahip, oldukça sosyal, bilimsel kaynaklara en yakın olan, ve diğer yenilikçilerle etkileşimde olan kimselerdir. Onların risk toleransı, başarısızlıkla sonuçlanabilse de

(13)

6

teknolojiyi kabullenmektedirler. Finansal kaynaklar, bu başarısızlığın ortadan kalkmasına katkı sağlar (Rogers: 1962).

Erken kabullenici kategorisi, yeniliği kabullenme hızında yenilikçi kategorisinden hemen sonra gelir. Bu kategorideki bireyler, diğer kategorideki bireylere göre fikir liderliğinde en üstte olan kimselerdir. Geç yenilikçilere göre erken kabulleniciler genellikle yaşı daha küçük, sosyal statüsü daha yüksek, finansal harcamalara daha açık, eğitim seviyesi daha üstün, daha sosyal ve daha ilerideler.

Kabullenmeyi akıllıca seçebilmeleri, merkezi iletişim pozisyonlarını korumalarını sağlar (Rogers: 1962).

Erken çoğunluk, belirli bir süre sonra ancak yeniliği kabullenir. Bu sefer kabullenme, diğer yenilikçi ve erken kabullenicilere göre çok daha uzun süre kalır.

Erken çoğunluk, kabullenme sürecinde genellikle daha yavaş, sosyal statüsü ortalamanın üstünde, ve erken kabulleniciyle iletişimde olup oldukça nadiren sistemin fikir liderliğini yaparlar.

Geç çoğunluk, bu kategoride toplumun çoğunluğu bir yeniliği kabul ettikten sonra ancak bu yeniliği kabul eder. Bu kişiler, yüksek derecede şüphecilikle yeniliğe yaklaşır ve toplumun çoğunluğu kabul ettikten sonra yeniliği kabul eder. Geç çoğunluk yeniliğe karşı genellikle şüpheli davranır, sosyal statüsü ortalamanın altındadır, finansal esnekliği düşüktür, geç çoğunluk ve erken çoğunluklu olan kişilerle iletişimi vardır, fikir liderliği düşüktür.

Geride kalanlar kategorisi, bu kategorideki kişiler, yeniliği en son kabul eden kişilerdir. Diğer kategorilerin aksine, bu kategorideki kişilerin fikir liderliği kapasitesi yok denecek kadar düşüktür, değişim ajanslara karşı antipatik davranır ve

(14)

7

yaş olarak ileridirler. Genellikle “gelenek”lerine bağlı, sosyal statüsü düşük, finansal açıdan sıkı ve diğer kabullenenlere göre daha yaşlı bireyler bu kategoriyi oluşturur.

Rogers, yeniliğin kabul olup olmayacağını etkileyen beş faktörün içsel özelliklerini belirlemiştir. İlk faktör, bağıl çıkarım: yeniliği önceki nesilden geliştirme söz konusudur. İkinci faktör, uygunluk derecesi: yenilik, bireyin kendi hayatına sindirebileceği kadar uygun olmalıdır. Üçüncüsü, karmaşıklık veya sadeliktir. Eğer bir yenilik oldukça karmaşık ya da kullanımı zor ise bireyin bu yeniliği kabul etmesi mümkün olamaz. Dördüncü faktör, denenebilirlik. Yeniliğin kolayca denenebilirliği söz konusudur. Eğer bir yenilik kullanıcı tarafından denenebilirse bu yeniliğin kabul olma olasılığı daha yüksektir. Beşinci faktör ise, gözlemlenebilirliktir. Yenilik, başka bireyler tarafından görünebilmelidir.

Ağ Toplumu

Jan van Dijk‟e (2006) göre yeni medyanın en önemli yapısal özelliği veri iletişimi ve süre iletişimini bir araya getirerek bütünleştirmesidir. Bu bir yakınsama sürecidir. Bu nedenle yeni medyaya, çoklu ortam da denilir. Entegrasyon, bu aşamalardan birinde gerçekleşebilir: altyapı, ulaşım, yönetim, hizmet, veya veri sınıflandırma.

Van Dijk, bilişim toplumu kavramında üzerinde en çok yoğunlaşılan şeyin, toplumdaki etkinlik ve süreç değişim değeri olduğunu söylemiştir. Oysa ağ toplumu kavramında, toplumun kurum ve (alt) yapılarındaki değişim daha çok vurgulanır.

Van Dijk de bilişim toplumunda hemen her etkinlikle ilgili bilgiye erişim yoğunluğunun arttığını söylemiştir. Bu durum, bilim, rasyonellik ve yansıtılabilirliğe dayanan toplumsal kurumlarını; tüm değer ve sektörleriyle birlikte ekonomik boyutu,

(15)

8

hatta tarımcılık ve sanayi sektörlerinin gittikçe bilişim ürünlerine bağlı kalmasının;

işgücü piyasasındaki fonksiyonların kısmi veya butunuyle bilgi işlem görevlerine dayandırarak yüksek eğitimi gerektirmesinin; kültürün medya ve bilişim ürünlerinin çeşitli simgeler, semboller, ve verilmiş anlamlarla dolu olmasının ortaya çıkmasına neden olur.

Ağ toplumu kavramı, Van Dijk‟e göre, daha çok bilgi işlem ve değişimlerin kurum ve biçimlerine odaklanmaktadır. Sosyal altyapı ve medya ağları bu kurum ve biçimlerin başında gelir. Bu yüzden, yine Van Dijk‟e göre, ağ toplumu, her seviyeyi (bireysel, grup/kurum ve toplumun kendisi) hedef kitlesine katarak ulaşabilen sosyal ağ ve medya altyapısına sahip olan bir sosyal topluluk biçimidir.

Van Dijk‟e göre ağ, bir birimin elemanlarının birbirleriyle ilişkisi olarak tanımlamıştır. Her eleman, düğüm olarak da adlandırılabilir. Birim ise sistemdir. Üç tane eleman varsa en az iki bağ oluşmalıdır. İki eleman arasındaki bağa bağlantı denir. Ağ, doğa ve toplumdaki karmaşık bir sistemin kurum biçimidir.

Van Dijk‟e göre ağ çeşitleri:

Fiziksel Ağ Yüksek derecede karmaşıklığı olan doğal bir sistemdir.

Örneğin: ekosistem, köprü ağları

Organik Ağ Organizma: sinir sistemi, kan dolaşımı, hücredeki DNA iplikleri

Nöronal Ağ Zihinsel sistem: sinirsel bağlantıları, zihinsel haritası Sosyal Ağ Soyut ilişkide somut bağlantılı olan sosyal sistemdir.

Teknik Ağı Teknik sistemi: caddeler, dağıtım ağları, bilgisayar ve iletişim

(16)

9 ağları, vs.

Medya Ağı Sembol ve bilgilerle dolu olup kaynak ve alıcı arasındaki bağlantıyı kuran medya sistemidir.

Sosyal ağ, toplumun her düzey ve altsistemlerindeki medya ağlarıyla desteklenmektedir. Sosyal ağ dört seviyeye ayrılabilir: ilk seviye ve en temel seviye, bireysel ilişkidir. Bu ilişkide birey; kendi aile, arkadaş, tanıdık, komşu, meslektaş, vb birbirleriyle ilişki kurar. İkinci seviye, topluluk ve kurum ilişkisidir. Bu seviyede birey, her çeşit topluluk kurar. Tüm çağdaş topluluklar, bilgisayar ve iletişim ağlarıyla desteklenir. Üçüncü seviye, toplum ilişkisi olmak üzere birey, topluluk, ve kurumlar sosyal ve medya ağları üzerinde kurulan bir toplum oluşturur. Dördüncü ve son seviye, dünya sisteminin kapsamında uluslararası toplum ve kurumlardan oluşan global ilişkidir.

Kitle toplumu ile ağ toplumunun arasındaki fark nedir sorusuna bakacak olursak Van Dijk şu şekilde açıklamıştır: kitle toplumu, kurumun hedef kitlesi toplumun tüm seviyelerini kapsayacak şekilde oluşturulan toplu, kurumsal ve toplumsal (kitle) altyapılı bir sosyal formasyonudur. Bu formasyonun en önemli bileşeni, nispeten büyük olan bütün topluluk çeşididir. Kitle toplum, temel olarak aile ya da köy veya şehir hayatından oldukça sıkı topluluklardan oluşur. Büyük şirketlerde, diğer kitle dernekleri ortaya çıkar. Örneğin: vardiya ve bölümlerin yakından işbirliği gibi. Kitle toplumunun temel bileşeni homojendir.

Çağdaş bireyselleşme sürecinin içerisinde bulunan ağ toplumun özelliklerinin temel bileşeni ise ağ ile bağlanan bireylerdir. Toplum, büyük aile ve bürokrasi gibi

(17)

10

geleneksel yerel gruplama, bu ağın bölücü faktördür. Bunun sebebi, büyük ölçekli toplulukların artması (kamulaştırma ve uluslararasılaştırma) ve daha küçük ölçekli toplulukların (iş hayatının çevresi, vb gibi) azalmasıdır. Ağ toplumunun sosyal bileşeni parçalanmıştır. Ağ toplumu nispeten aynıdır, ağı yatay biçimindedir, ve genellikle bu topluma heterojen bir sosyal yapı denir. Ağ toplumu, kitle toplumuna göre daha açık ve daha kapsamlıdır. Ağ toplumu diğer topluluk ve iletişim biçimlerine göre, her zaman daha „düz‟ olmamakla birlikte en çok göze çarpan özelliklerinden birkaçı: daha demokratik, açık, özgür, erişebilirliği kolay, ve fiziksel olarak ya da gerçek sosyal hayatıyla daha az ilişkilidir.

Ağ toplumunda birkaç ikilem vardır. En önemli ikilemi, ağ toplumunun kendisiyle ilişki kurmasına oldukça önem verilip bağlanan diğer bileşenleri feda etmek zorunda kalmasıdır. Bu ikileme ilişki denir. İkinci ikilem, ağ toplumundaki tüm sosyal ilişkilerin fiziksel birim ve çevresiyle sımsıkı bağlanmasıdır. Üçüncü ikilem, ağ toplumundaki birbiriyle bağlanan her bireyin, topluluk ve kurumun daha gerçekçi olması ve hatta geniş mesafeye geçmesidir. Ağ toplumunun dördüncü ikilemi ise sosyal ve medya ağlarının birleşiminden doğan daha gerçekçi bir ilişki olmasıdır. Sosyal ve medya ağlarının birleşimi, toplumda daha güçlü, yeni bir altyapıdan oluşturulmuştur.

Diğer ikilem, medya kullanımının toplumda bilgi alış verişinde bulunmak ve birbiriyle iletişim kurmak ve risksiz olmayan bir sosyal ilişki yaratmak için olduğu anlamına gelmesidir. Zira her medyanın iletişim kapasitesi gibi kendi yük ve sıfatı vardır. Ağ toplumundaki sosyal ilişkiler, sosyal ve medya ağlarının çok-yanlı iletişim ile birleşimi sayesinde daha etkileşimli bir hale gelmektedir. Organizasyon prensibi olarak ağların ortaya çıkmasıyla ilgili en önemli açıklamalardan biri merkezileştirme

(18)

11

ve yerelleştrimenin birleşimidir. Bu şekilde ağ toplumu daha organize edilmiş hale gelebilir. Daha sonra, karmaşa, belirsizlik ve duyarlılığın artmasının sonucu olarak sosyal ve medya ağlarına daha da fazla program kontrolü ve erişim kodu verilecektir.

Özellikle bilişim ve iletişim teknolojileri, güvenilir kullanımının sorunlarını önlemek için tüm programlamada erişim engelleyen kodların bulunmasını sağlamalıdır.

Sonuncu ikilem ise ilişkinin sürdürülmesini sağlamada güvenlik sorunlarının artmasıdır. İletişim ağlarının kullanımı sadece hassas bir teknolojiyi kullanmamakla beraber inanç, taahhüt ve paylaşılan bilgi zenginliği gibi sosyal ve zihinsel fenomenleri de söz konusudur (Van Dijk: 2006).

Van Dijk, iletişimi konuşma ve metin biçiminde ses alışverişi yapmak için medya tekniği kullanan tipik bir iletişim olarak tanımlamıştır. Veri iletişimi ise, bilgisayar dili biçiminde veri alışverişi yapmak için medya tekniği kullanan tipik bir iletişim olarak tanımlamıştır.

Yine Van Dijk‟e göre kitle iletişimi, ses, metin ve resimleri halka dağıtmak için medyayı kullanan tipik bir iletişim olarak tanımlamıştır. Şimdiye dek çoğu ağlar, havadan iletişim kanalı olarak yararlanmaktadırlar. Oysa çoklu ortam, çevrimdışı olarak kullanılan bir takım donanım ve yazılım olarak tanımlanırken çevrimiçi olana çoklu ortam ağları veya broadband ağları olarak tanımlanmaktadır.

Günümüzde kitle medya ve diğer medya geneli, ağların genişletilmesi ve penetrasyonu yapmak için interneti kullanmaktadır. İnternet, zaman ve mekandan bağımsız olup bilgi yaymak için ana medya olarak nitelendirilmektedir. Bu şekilde bir bilgiye, her zaman, her yerde ve herkes tarafından ulaşılabilir. Üstelik

(19)

12

günümüzdeki çeşitli programlar yüklenmiş olup satışa sunulan cep telefonları rahatlıkla bulunabilmektedir.

Manuel Castells‟ın (2000) çalışmasında değinildiği gibi internetin yaratma ve geliştirmesi son otuz yıl içinde yani 20.yüzyılda askeri strateji, bilim işbirliği, teknoloji girişimciliği, ve kültür-karşı yeniliklerin öz birleşiminden kaynaklanmaktadır. Castells‟a göre internetin kökeni, dünyanın en yenilikçi araştırma enstitülerinden biri olan Advanced Research Projects Agency (ARPA) veya Amerikan Gelişmiş Savunma Araştırmaları Dairesi adlı ABD Savunma Bakanlığının bir projesidir.

Büyük miktarda maddi desteğiyle ARPANET adlı ilk bilgisayar, 1 Eylül 1969 tarihinde çevrimiçi olarak ilk çalışmaya başlamıştır. Ağın ilk dört düğümü, Kaliforniya Üniversitesi, Los Angeles, Stanford Araştırma Enstitüsü, Santa Barbara ve Utah Üniversitesinde kurulmuştur. Bu çalışma, bir araştırma merkezinin ABD Savunma Bakanlığıyla işbirliği yapıp ortaya çıkardığı üründür. Fakat daha sonra bu bilim adamları, bilim kurgu düşkününün mesajlaşma ağının çalışması gibi iletişim boyutunda kendi amacına kullanmaya başlamıştır.

1990‟lı yılların sonlarında internetin iletişim gücü, bilgisayar ve iletişim teknolojileri alanındaki yeni gelişmelerle beraber gelişmiştir. Ayrıca teknolojinin yerelleşme sistemini genelleştirme çabasının sonucunda mikro-bilgisayarlar ortaya çıkmıştır. Teknolojinin bu sonuca varması, çeşitli formatlarda bilgi bileşenlerin gelişmesinin katkısından başka bir şey değildir. Bilgisayar sisteminin bu yeni teknolojisinin gücü, genel bir internet protokolünü kullanarak web sunucunda kurulu

(20)

13

olan iletişim ağlarının yayılmasıdır. Bu protokol genellikle veritabanı sunucusu ve uygulama sunucusu olarak ikiye ayrılır.

Castells aynı zamanda da sanayi devrimi ilk İngiltere‟de meydana gelmişse bilişim teknolojileri devrimi de ilk olarak ABD‟de, daha doğrusu Kaliforniya‟da meydana gelmiştir. Her iki durumda diğer ülkelerden gelen bilim adamları ve sanayiciler, yeni teknolojilerin gerek buluşu gerekse yayılmasında sıkı çalışmalar yapmış ve oldukça önemli bir rol almıştır. Fransa ve Almanya, sanayi devriminde hem ana kaynak hem de hedef uygulama olmuştur. Oysa bilimsel buluşlar, elektronik ve biyoloji alanlarındaki yeni teknolojilerinin kökeni olan İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya‟da ortaya çıkmıştır.

ABD‟deki bilişim teknolojileri devriminin kökenini anlayabilmek için yine Castells‟a (2000) göre bu efsaneyi bilmenin yanı sıra Silikon Vadisi denilen dünyaca tanınmış yeniliklerin yerinin ortaya çıkma sürecini kısaca bilmekte yarar vardır.

Silikon Vadisinde entegre edilmiş devre, mikroişlemci, mikrobilgisayar, ve diğer çeşitli teknolojilerin olduğu gibi geliştirilmektedir. Burada da kırk yıl boyunca elektronik yeniliklerinin kalbi devamlı olarak araştırılmış ve çeyrek milyon bilişim teknoloji çalışanıyla desteklenmektedir.

Castells‟ın kendi çalışmasında belirttiği gibi internet, global olarak bilgisayar aracılı iletişim‟in (CMC) kökeni olup çok sayıda bilgisayar ağlarını bağlamaktadır.

Castells aynı zamanda da internet kullanıcıların bir amaç ve değer hakkında bilgi paylaşmaya muhtaç olan bireylerin arasında bir araya gelip bir ağ içinde çevrimiçi topluluğu oluşturduklarını söylemiştir. Böylelikle bir bireyin çeşitli ihtiyaçlara muhtaç oldu mu çevrimiçi topluluğun üyelerinden biri olmuş olur.

(21)

14

Fakat asıl sorulması gereken şudur ki: sanal topluluk, gerçek bir topluluk mu?

Bu sorunun cevabı, Castells‟a göre olabilir olmayabilir de. Onlar bir topluluk fakat fiziksel olarak gerçek değiller ve doğrudan iletişime geçen toplulukların iletişim ve etkileşim biçimine benzer bir model benimsememektedirler. Onlar „gerçek değiller‟

çünkü gerçek mekandan bağımsızlardır. Onlar, kişilerarası ağlardır. Onlar gerçek dünya kadar güçlü bir bağa sahip olmayıp gerçek dünyadaki toplumun genel yaşam tarzına benzemeyen yaşam tarzlarını benimseyen çeşitli kişilerdir. Bu özelliklere rağmen sürekli etkileşimde dinamik olarak bulundukları için birbirleriyle karşılıklı bir ilişki kurabilirler.

Onlar için internet dünyası, internet dünyasıdır, gerçek dünyanın taklidi değildir. Onların internet dünyasında kendi dinamikleri vardır. Düşük fiyatla, uzak mesafelere kadar, ve genelde asenkron olarak internet hizmetinden faydalanarak ulaşabilirler. Kitle medyanın yayılma hızı ile bireysel iletişim fonksiyonunu birleştirerek birden fazla küçük toplulukların üyesi olabilirler.

Castells‟ın çalışmasında siyaset de bilgisayar aracılı iletişim‟in (CMC) uygulanması için gelişmekte olan bir alan olarak belirmiştir. Diğer yandan e-posta, siyasi propagandaların kitleye yayılma aracı olarak kullanılmaktadır. E-posta aracılığıyla kampanya mesajını alan kişilerden tepki, görüş, vb gibi dönütler alınabilmektedir. Her ülkenin politikacıları, kampanya sürecine kendi web sitelerini kurarak başlatmaktadırlar. Politikacılar kampanya sözlerini bu sitelere yazıp sunmaktadırlar.

Kültür ise Castells‟a göre iletişim süreçlerinden oluşur. İletişim biçimlerinin hepsi simge veya kodların üretimi ve kullanımına dayanır. Bunun için sembolik

(22)

15

gösteriminin gerçek olandan ayırımı söz konusu olamaz. Castells, sanal kavramının, bilişsel uygulamada veya adlandırılmasında pek fazla ayırımı yoktur fakat gerçek dünyada bu ayırım çok belirgindir. Böylelikle sanal dünyanın, onların kendi oluşturdukları semantik kavramına göre sembollerle temsil edildiği hissedilir.

Peki iletişim sistemi nedir sorusuna bakacak olursak Castells‟a göre iletişim sistemi, sanal dünyadaki gerçekmiş gibi kabul gören toplumun sembolik varlığı olarak alınıp sanal resim yönetimine erişimi sağlayan sistemdir. Böylece insanlar, sanal resimler dünyasının her ne olursa olsun sunduklarına inanırlar. Ekrana sunulan şey, geçmiş yaşantısının sunumu olmayıp izleyici veya takip edenler için yeni bir tecrübe olmuş olur, sanal dünyadaki olaylardan haberdar olurlar.

Medya gittikçe daha kapsamlı bir halde gelişir, oldukça çeşitlenir ve biçimlendirilmesi kolaylaşır. Gerek geçmiş gerekse şimdiki ve geleceğe ait insanoğlunun tüm yaşantıları çoklu ortamda bir metne sığdırılabilir hale gelmesi, medyanın bir evrene benzemesi artık aklımıza yabancı değildir.

Yine Castells‟ın çalışmasında değinilenlerden biri entegre edilmiş çift yönlü bir dijital iletişim ağını benimseyen yeni iletişim sisteminin özelliği, tüm kültürel ifadelere sahip ve yeniliğe açık olduğunu belirtmiştir. Bu yeni tarzı benimseyen medyadaki tüm mesajlar ikili sisteminde oluşur. Yani çoklu ortam iletişimde ya var ya da yok şeklinde ifade edilir. Sistemin entegre edilmiş olması, mesajın yayılma ve sosyalleşmesinin gerçekleşmesi mümkün olabilir. Diğer mesajlar, azalarak kişisel hayal gücüne dönüştürülür veya yüzyüze iletişim modasına geçer. Toplumun bakış açısına göre ise herhangi bir şey bazlı elektronik (tipografi, görsel-işitsel, veya bilgisayar destekli) biçimli iletişim yine de iletişimdir.

(23)

16 Yeni Medya

Terry Flew‟in (2008) çalışmasında yeni medyanın dijital medya olarak tanımlanabildiğini söylemiştir. Dijital medya, metin, ses ve resim gibi çeşitli verilerle birleştirilip entegre edilen; dijital formatında saklanan; optik kablo, uydu, mikrodalga iletim sistemi gibi çeşitli broadband‟ler üzerinde iletilen bir medya biçimidir. Diğer sıradan medyalar olduğu gibi yeni medya dijital enformasyon biçimlerinden biri olarak da belli özelliklere sahiptir. Bunlar: manipüle edilebilir, kolay adapte eder, sağlam, belli bir ölçüye kadar küçük birimlere sıkıştırılabilir, ve bütünlük sağlar.

Flew, yeni medyanın internet ve World Wide‟in tarihiyle yakından ilişkilidir.

Günümüzde yeni medya artık çeşitli ortam ve bileşenlere yayılmaktadır. Bu durum, kitlenin ortaya çıkıp popüler olmasından kaynaklandığı söylenmiştir. Bu kitle tarafından internetin yeni bir medya olarak tanıtılması, bilgisayar ve bilişim teknolojilerini iletişim ağları, ve medya içeriği ile birleştirici olarak kabul gören kanıttır. İnternet kavramında bilgisayar ve diğer dijital bileşenlerinin teknik altyapısının yüksek hızlı iletişim ağları üzerinde, içerik, iletişim kendisi ve çeşitli bilgilerle kalıcı olarak bağlanması söz konusudur.

Yukarıda bahsedildiği gibi internet, ABD Savunma Bakanlığının kurduğu ARPA adlı bir projenin ürünüdür ve ARPANET (Amerikan Gelişmiş Savunma Araştırmaları Dairesi Ağı) olarak adlandırılmıştır. Bu projeyle ARPA, telefon kanalı aracılığıyla UNIX tabanlı bilgisayar yazılım ve donanımını kullanarak uzun mesafeli iletişim yapabildiğimizi göstermiştir. ARPANET projesinde, ağların biçimi, gücü, ne kadar büyük veri trasfer edilebilir gibi standartlar tasarlanmıştır. Bu standartlar, TCP/IP (Transmission Control Protocol/Internet Protocol veya İletim Denetimi

(24)

17

Protokolü/İnternet Protokolü) olarak bilinen yeni protokolün ortaya çıkmasına yol açmıştır.

Projenin kuruluşunun ilk amacının askeri ihtiyaçlar olduğu belirlenmiştir. O zamanda ABD Savunma Bakanlığı (US Department of Defense), nükleer saldırısında ortaya çıkan sorunları çözmek ve haberin sadece merkezde dolaşmasını önlemek üzere önemli alanlardaki bilgisayarları bağlayarak bilgisayar ağ sistemini kurmuştur.

Flew (2008), web 2.0 teknolojisinin bu 21.yüzyılın yeni medyayı anlamak için en önemli etken olduğunu söylemiştir. Bu kavram, ilk 2003 yılında ortaya çıkıp web 2.0 hakkında ilk konferans 2004 yılında O‟Reilly medyası tarafından düzenlenmiştir. Web 2.0 kavramın iki sebepten dolayı ortaya çıktığı söylenmiştir.

Birinci sebep, katılım paylaşma ortamı, etkileşimlik, işbirlikçi eğitim, sosyal ağ ve kolektif zeka kullanımının olumlu etkisi gibi iletişim altyapısı olarak web‟in sahip olması gereken hizmetleri sunmasıdır. İkinci sebep ise, 2000‟li yılların Wikipedia, YouTube, Blogger, ve Facebook gibi en hızlı gelişen sitelerin web 2.0 teknolojisine dayandırılmasıdır.

Flew‟in çalışmasında önemle vurgulanan yazılım ve internet sitelerinin web 2.0 kavramına dayanan temel prensipleri şu ilkeleri kapsamalıdır: birinci ilke, çok bağlantılı olmalı. İkincisi, kontrol konusunda yerelleşmenin olması gerekir.

Üçüncüsü, kullanıcının odaklanması ve yeni kullanıcının kolaylıkla erişebilmesi sağlanmalı. Dördüncüsü, teknoloji standartlarına uygun olmalı ve kullanıcı arayüzü programlaması uygulanmalıdır. Beşincisi, tasarımı mümkün oldukça sade ve

„hafif‟olmalı, gerek yönetimin ön koşulları gerekse geliştirme masrafları açık ve net

(25)

18

bir şekilde belirlenmelidir. Altıncı ve son olarak, zaman ilerledikçe sürekli geliştirilebilmeli ve kullanıcının özelleştirme yapmasına izin verilmelidir.

Flew, yirmi tane farklı yeni medya kavramından bahsetmektedir. İlk kavram, kolektif zekadır. Burada söz konusu olan tüm internet toplumunun bilgiyi birlikte geliştirme, yayma, paylaşma, ve iletmesidir. Üstelik bilgi ekonomisi içinde bulunduğumuz için ve bu ekonominin en önemli etkeni bilgi olduğu için bilgiyi iletişime geçirmek de son derece önemlidir. İkincisi, yakınsamadır. Yakınsama, bilişim teknolojileri, iletişim ağları, ve medya içeriği ile yakından ilişkilidir. Bu yakınsama, internetin gelişim ve popülerliği ve dijital ortamında gerçekleşen etkinlik, hizmet ve diğer yakınsama ürünlerinin sayesinde gerçekleştiği her zaman unutulmamalıdır. Üçüncüsü, creative industry veya yaratıcı endüstriler. Yaratıcı endüstrilerin kalkınması, sadece halkın yaratıcı etkinlikleri desteklediğinin sonucu olmamakla beraber yeni medya, küreselleşme, ve bilgi ekonomisi ile sımsıkı bir bağlantı biçimi olarak nitelendirilmelidir. Dördüncüsü, cyberspace veya sanal dünya.

Ağ çevresi olarak internetle ilgili dört varsayım söz konusudur. Bunlar internetin: a) dijital verilerin sanal olarak birbirine bağlanan bilgisayar ağları arasında akışını sağlayıp gerçek olarak sonuca ulaşması; b) sanal dünya olarak „online‟ ve „offline‟

birbiriyle ilişki gibi kullanıcının psiko-sosyal etkilerini doğuran bilgisayar aracılı iletişim (CMC) sistemi olması; c) kültürün yeni medya teknolojileri aracığılıyla yeniden canlandırması ve iletişim aracı olarak kullanılması; d) toplum ve kültürü yeniden düzeltmek için iyi bir fırsat olmasıdır.

Beşinci ilke, dijital kapitalizmdir. Altıncısı, dijital telif hakları ya da genel yaratıcılık hakkı olarak da anlamlandırılabilir. Yedincisi, dijital bölünme yani dijital dünyada iki topluluğun arasındaki ciddi bir çatışmadır. Sekizincisi, küreselleşme.

(26)

19

Dokuzuncusu, belli bir amaç üzerinde yapılan abartılı hatta aldatıcı reklamlar.

Onuncusu, aşırı bilgi yüklemesi. On birincisi, etkileşimlik. On ikincisi, bilgi ekonomisi. On üçüncüsü, ağlar. Ön dördüncüsü, katılım. On beşincisi, hatalara veya suçlara karşı düzeltmeler. On altıncısı, güvenlik ve gözetim. On yedincisi, hız. On sekizincisi, aynı anda her yerde bulunması. On dokuzuncusu, kullanıcı liderliğindeki yenilik. Yirminci ilke ise, sanallıktır. Yeni medyanın özelliklerinden biri bilgisayar aracılığıyla zaman ve mekandan bağımsız bir iletişimin sağlayabilmesi ve dijital ağlar üzerinde global erişim için potansiyele sahip olmasıdır.

Rob Shield‟in yaptığı bir çalışmada (2011) ise sözlüklerin günlük yaşamındaki sanal kavramını „benzeyen fakat tam olarak aynı olmayan şey‟ olarak tanımladığını söylemiştir. Felsefe açısından bakacak olursak sanal, doğal fakat soyut olan nesne ve etkinlikleri yakalar. Sanal demek gerçek fakat somut olmayan şey demektir. Sanal sözcüğü, Latinceden gelmiştir. Sanal sözcüğünün latince karşılığı virtus‟tur. Virtus‟un anlamı ise güç veya dayanıklılıktır. Ortaçağda virtus, iyilik anlamına gelen virtualis olarak dönüştürülmüştür.

Sosyal Medya

Antony Mayfield‟in (2007) söylediği gibi sosyal medyayı belli bir kitle için veya tüm toplum için paylaşma ilkesine dayanan yeni çevrimiçi medya grubu olarak tanımlamak daha uygundur ve ayrıca bu özellikleri de taşımaktadır:

(1) Katılım. Sosyal medya, ilgilenen herkese katkı sağlaması ve dönüt vermesine imkan vermelidir. Bu şekilde medya ile hedef kitle arasındaki sınır kadırılmış olur.

(27)

20

(2) Açıklık. Sosyal medya hizmeti, destek ve dönüt vermek üzere açık olmalıdır. Sosyal medya, kullanıcılarının sesini duyurma, görüşlerini ifade etme ve bilgileri paylaşmalarına teşvik etmelidir.

(3) Konuşma. Geleneksel medyada bilgi yayma (içerik, kullanıcılara dağıtılır) söz konusu olurken sosyal medyada, çift yönlü konuşma söz konusu olur.

(4) Topluluk. Sosyal medya, hemen topluluk kurabilir ve etkili iletişim sağlayabilir. Bu topluluklar, fotoğraf sevenleri, siyasi sorunlara meraklıları veya televizyon programı sevenleri gibi ilgi çekici ve benzer nitelikte olan şeyleri paylaşırlar.

(5) Bağlantılılık. Sosyal medyanın çoğunluğu, bağlantılılıklarının üzerinde gelişir ve köprü kullanarak bir siteye, referans kaynağına ve kullanıcılara bağlanır.

Deborah H. Lester‟ın (2012) kendi çalışmasında ise sosyal medyanın içerik, tasarım ve söylevlerin paylaşımında genç nesillerin sevebileceği bir mekanizmada ortaya çıkmak için popülerliği hızlandırılmış olan iletişim tabanlı teknoloji biçimi olduğunu belirlemiştir.

Mayfield (2007) de aynı zamanda günümüzdeki sosyal medyanın temel olarak altı çeşit biçimi tanınmaktadır:

(1) Sosyal ağlar. Bu site, bireylerin kendi kişisel web sayfalarını oluşturup çeşitli içerik ve bilgiyi arkadaşlarıyla paylaşabilmelerine imkan sağlar. En büyük sosyal ağlar: MySpace, Facebook, ve Bebo‟dur.

(28)

21

(2) Blog. Sosyal medyalar arasında belki de en çok tanınmış olan blog‟dur.

Blog, girdi kayıtları kronolojik bir biçimde sıralandırılmış çevrimiçi dergi olarak tanınmaktadır.

(3) Viki. Bu site, kullanıcıların yeni bilgi eklemeleri veya varolan bilginin üzerinde değişiklik yapabilmeleri ve ortak bir veritabanı kullanmalarına imkan tanır.

En popüler viki, Wikipedia‟dır. Wikipedia, 2 milyondan fazla ingilizce makaleyi barındıran bir çevrimiçi ansiklopedidir.

(4) Podcast. Podcast, Apple iTunes gibi hizmetler aracılığıyla abone olarak elde edilebilen ses ve video dosyalarıdır.

(5) Forum, çeşitli konu ve amaçlar üzerinde oluşturulan çevrimiçi tartışma ortamıdır. Forum, “sosyal medya”nın çıkmasından önce ortaya çıkıp çevrimiçi toplulukların gücü ve popülerliğini artıran bir sosyal medyadır. İçerik, kullanıcı belirler ve istediği kadar çeşitli konuları ele alabilir. Fakat toplumda kullanımı en çok yaygın olan sosyal medya, Flickr (fotoğraf paylaşma sitesi), del.icio.us (imi bağlantıları paylaşma sitesi) ve YouTube‟dur (video paylaşma sitesi).

Fakat Mayfield‟e (2007) göre sosyal medya hakkında konuşursak aslında sadece insan olmak anlayışından bahsediyoruz. Nasıl da insanoğlu fikirleri paylaşır, bir eser üretmek için işbirliği yapar, görüş alışverişi yapar, tartışmalarda bulunur, belki iyi, kötü veya yakın arkadaşlar edinirse sosyal medya da yüzyıllardır alışagelen insanoğlunun bu fıtratların devam etmesine imkan sağlamaktan öte bir şey değildir.

İşte bunlar, sosyal medyanın hızlıca gelişmesinin en esas nedenidir. Geniş kapsamlı olduğundan veya yeni teknolojileri benimsediğinden dolayı değildir. Bunun için her insan için kendisi olmak her zaman en iyisidir.

(29)

22

Kaplan ve Haenlein‟in (2010) çalışmasına bakacak olursak medyanın sosyal medya bağlamındaki bileşenleri ile ilgili olarak sosyal varlık teorisine ihtiyaç duyduğu belirlenmiştir. Onların çalışmasında Short, Williams, ve Christie‟nin sosyal varlık teorisinden alıntı yaparak sanal dünyada her gün yeni sitenin ortaya çıktığını belirlemiştir. Bundan yola çıkarak medya araştırma alanındaki büyük teoriye ya da sosyal süreç teorisine dayanarak sosyal medyanın sınıflandırılmasının temel taşını atmış olabilir.

Sosyal varlık teorisine göre medyanın sosyal varlık derecesi (ister işitsel olsun, görsel olsun, isterse fiziksel temas olsun) farklıdır. Sosyal varlığı en çok etkileyen faktör, yakınlıktır ve samimiyet faktörüdür. Yakınlık, göz teması ve beden dili ile ilgili bir iletişim ölçüsü olarak tanımlanırken samimiyet, dolaysızlık konuşmada sözel ve sözsüz iletişim yoluyla iletilir iki taraf arasındaki psikolojik mesafe olarak tanımlanır. Sosyal varlık teorisine ilişkin olarak medya zenginliği kavramından bahsetmekte yarar vardır.

Kaplan ve Haenlein‟in (2010) çalışmasında da Daft ve Lengel‟ın medya zenginliği teorisinden alıntı yapılmıştır. Bu teoriye göre her iletişimin amacı belirsizliği azaltarak ortadan kaldırmak için çözüm bulmaktır. Aynı zamanda bu teori de medyaların zenginliğinin birbirinden farklı olduğunun kanaatini getirmektedir. Bu farklılıktan kastedilen şey, medyanın belli bir süre içinde yayabileceği bilgi sayısıdır.

Bunun için belirsizliği çözmede bazı medyalar, diğer medyalara göre daha üstün olabilir. Bu bağlamda medya zenginliği ve sosyal varlık açısından bakarak ona göre en iyi sosyal medyanın hangisi olduğunu sıralamamız mümkündür.

Günümüzde en çok bilinen sosyal medyalardan birkaçı aşağıdaki gibidir:

(30)

23 Facebook

Wikipedia (wikipedia.org) sitesinin bir tarih yazarına göre Facebook, 4 Şubat 2004 tarihinde Harvard Üniversitesi öğrencisi olan Mark Zuckerberg ve oda arkaşaları, Eduardo Saverin, Andrew McCollum, Dustin Moskovitz ve Chris Hughes tarafından kurulup ilk defa kullanılmıştır. Bu web sitesinin üyeliği ilk başta sadece Harvard öğrencileriyle sınırlı idi fakat daha sonra Boston, Ivy League, ve Stanford Üniversitesine kadar genişletilmiştir. Bu site yavaş yavaş diğer üniversitelerdeki öğrencilere, sonra lise öğrencilerine ve en sonunda dünyadaki 13 yaşından büyük kimselere açılmıştır.

Twitter

Wikipedia (wikipedia.org) sitesinin yazılarından birinde değinildiği gibi Twitter, 15 Temmuz 2006 tarihinde Kaliforniya, ABD‟de Jack Dorsey, Noah Glass, Evan Williams, ve Biz Stone tarafından kurulmuş ve ilk defa kullanılmıştır. Twitter, kullanıcılarının tweet ya da cıvıltı denilen mesajı gönderip okumalarını sağlayan mikroblog biçiminde sunan bir sosyal ağ sitesidir. Cıvıltı, kullanıcı profil sayfasında sunulan 140 karakterlik metindir. Cıvıltı, herkes tarafından erişilip okunabilir fakat cıvıltı gönderenin isteğine bağlı olarak mesajı sadece rehberdeki arkadaşlarına göndererek de sınırlandırabilir. Kullanıcı, diğer kullanıcının cıvıltılarını takip edebilir. Buna followwer veya takipçi denir. Metin yazıp yayınlamanın yanı sıra ayrıca twitter kullanıcıları da video, müzik, ya da haber linkleri cıvıltılarına ekleyip yayınlayabilirler.

(31)

24 Blog

Wikipedia (wikipedia.org) sitesinin blogun tarihi şöyle açıklanmıştır: weblog kavramı ilk olarak 1997 yılında John Barger tarafından tanıtılmıştır ya da daha doğrusu kullanılmıştır. Daha sonra bu kavram, 1999 yılında weblog yerine blog olarak tanıtılarak Peter Merholz tarafından geliştirilmiştir. Blog, Pyra Labs‟tan Evan Williams ve Meg Hourihan‟ın yaptığı çalışmanın sonucu olarak daha sonra Google tarafından satın alınan Blogger.com adlı blog kullanıcılara özel bir siteyi halka tanıtılınca blog daha da popüler hale gelmiştir. Başka bir deyişle blog, kronolojik olarak sıralanmış yazı ve yorumların yayınlandığı web tabanlı bir yayındır. Böyle bir site genellikle blog kullanıcıların kendi amaç ve ilgi alanına göre internet kullanan herkes tarafından erişilebilir. Günlük notundan tutun siyasi kampanyasının yayınlama medyasına hatta şirketlerin medya programlarına kadar, blog çeşitli amaçlara kullanılmaktadır. Blog, kimi tek kişi tarafından kimi ise birden fazla yazar tarafından yönetilebilir. Blogun da çeşitli türü tanınmıştır: siyasi, kişisel, sağlık, eğitim, hukuk, vs.

Instagram

Wikipedia (wikipedia.org) sitesindeki yazılmış bir tarihe göre instagram 6 Ekim 2010 tarihinde ilk kez piyasaya sunulmuştur. İnstagram, kullanıcıların fotoğraf çekip dijital filtrelemeyi uygulamaları ve istediği sosyal ağlara veya kendi instagram profiline koyup paylaşmalarına imkan sağlar. İnstagramın değişik özelliklerinden biri de sıradan fotoğraf makinesiyle çekilen hareket eden objelerin standart boyutu 4:3 oranına sahip olmayıp fotoğrafı keserek kare şekline dönüştürebilmesidir. İnstagram, iOS 3.1.2 işletim sistemli herhangi iPhone, iPad, ve iPod Touch versiyonlarında veya

(32)

25

yeni yeni yagın olmaya başlayan en az 2.2. (Froyo) versiyonlu işletim sistemine sahip Android cihazlarında kurulabilir. Bu yazılım, Apple App Store ve GooglePlay aracılığıyla yayılmaktadır.

YouTube

Wikipedia (wikipedia.org) sitesinde yazıldığı gibi YouTube, 15 Şubat 2005 tarihinde Kaliforniya, ABD‟de ilk olarak Steve Chen, Chad Hurley ve Jawed Karim tarafından kurulmuştur. Bu kişiler, eskiden PayPal‟ın çalışanları idi. Hurley, kendisi Pensilvanya‟da bulunan İndiana Üniversitesinde, tasarım eğitimi tamamlamıştır.

Chen ve Karim ise Urbana-Champaign‟deki İlinois Üniversitesinde bilgisayar bilimi eğitimini tamamlamışlardır. YouTube, video paylaşma sitesidir. YouTube, kullanıcılarının videoları yüklemeleri, izlemeleri ve paylaşmalarına ücreti tabii tutmayarak imkan verir. YouTube‟da genellikle müzik klibi, film, televizyon programı ve kullanıcının kendi çektiği videoları paylaşılabilir. 9 Ekim 2006 tarihinde YouTube‟un US$ 1.65 milyar bedel karşılığında Google tarafından satın alınmıştır.

YouTube‟u geçmiş zamanlarda bloke etmiş veya hala bloke etmekte olan ülkeler bunlardır: Suudi Arabiya, Ermenistan, Brazil, Endonezya, İran, Fas, Pakistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Süriye, Tayland, Türkiye, ve Birleşik Arap Emirlikleri.

Yukarıda bahsedildiği gibi sosyal medya, bilgisayarın yanı sıra smartphone veya akıllı telefondan da erişilebilir. Cep telefonu üreten firmalar, entegre edilmiş sosyal medya bileşenleri aracılığıyla ürünlerini tanıtıp satın almaktadırlar. İnternet ağlarının cep telefonu aracılığıyla gelişmesinde iletişimin de önemli bir yeri vardır.

Birbirine bağlı olan internet, iletişim, ve sosyal medya söz konusu olunca bu kavramların birbirinden ayırt edilmesi söz konusu değildir. Son olarak sosyal

(33)

26

medyada aynı zamanda günümüzdeki kitle medyalar tarafından yayılan bilgiyi filtrelemek üzere bir bağlantı olabilir.

Sosyal medya, 21.yüzyılda ortaya çıkan bir yeniliktir. Bir yenilik olarak sosyal medya, dünyada pek çok kişinin ilgisini çekmiştir. Rogers‟ın çalışmasına (2003) göre yayılma, bir yeniliğin sosyal sistem içinde çeşitli kanallar aracılığıyla belli bir zaman diliminde iletişime geçme süreci olarak tanımlanmıştır. Sosyal medya da bu bağlamda internet aracılığıyla iletişime geçmektedir. Başka bir deyişle internet, sosyal medya yaygınlaşmasının ana kanalıdır.

Günümüzde hemen her yerden erişilebilen internet ağını kullanarak sosyal medya, yenilik sıfatını taşıyarak Endonezya dahil olmak üzere dünyanın her yerinde ve dünyadaki tüm insanların hayatını yaygın bir şekilde geliştirmektedir. Sosyal medya yeniliğinin yayılması için de uzun bir süre geçmesini gerektirmez. Örnek alacak olursak Facebook, 2004 yılında ilk yapılışından bu yana 7 milyarlık dünya nufusünda 1 milyarı aşkın kullanıcıya sahiptir. Bu fenomen, sosyal medyanın dünyadaki herkes tarafından oldukça iyi karşılanmış anlamına gelmektedir.

Sosyal medyanın yayılımı, internet aracılığı yanı sıra insandan insana, kulaktan kulağa, meslektaşlar arasında, arkadaşlar arasında ilişkileri gibi muhabbet, konuşmalar sonucunda yayılmaktadır. Bu muhabbetler de yine bireyin kendi sosyal medya hesabı açtırıp açtırmayacağına karar vermelerini etkiler. Birey, sosyal medya hesabını açtıracak olursa kullanılacak sosyal medyadan yararlanabilecek imkanların olmasından kaynaklanır. Söz gelimi, hem yeni tanıştıkları hem de uzun zamandır görüşemedikleri eski arkadaşlarla iletişime geçebilme imkanı gibi.

(34)

27

Bunun yanı sıra sosyal medyanın yaygınlaşması da bireylerin arasında ulaşmak istedikleri her enformasyon edinebilir diye bir anlayış oluşturmuştur.

İstedikleri her kişiyle iletişim gereksinimleri sosyal medya sayesinde karşılanabilir.

Bugünlerde Endonezya halkının en çok dikkatini çeken haberlerden biri, Endonezya Cumhurbaşkanı, Susilo Bambang Yudhoyono‟nun Twitter hesabı açtırmasıdır. 27 Mart 2013 tarihinde @SBYudhoyono hesabı oluştuktan sonra 17 Nisan 2013 tarihine kadar veya sadece 21 gün içinde bir milyondan fazla takipçi bulunmaktadır.

Bu duruma bakarsak Twitter hesabı olan Endonezyalıların kendi cumhurbaşkanı ile doğrudan iletişim kurabilmeyi istemelerini görebiliriz. Halkın cumhurbaşkanına doğrudan irtibat kurabilmesi daha önce olmayan yeni bir yeniliktir.

Kişiler @SBYudhoyono hesabına mesaj yazarak seslemi duyurabilirler. Hesabın öz sahibi yani cumhurbaşkanı doğrudan ilgilenemese de bu mesajlar aracılığıyla halkın sesinden doğrudan haberdar olacaktır. Gelen mesaj aşırı derecede fazlalık göstermesine rağmen Cumhurbaşkanı Yudhoyono bu mesajlara tek tek bakamaz.

Fakat en azından tüm istek, öneri ve eleştiriler cumhurbaşkanına ulaşmış olur.

@SBYudhoyono hesabı, hem cumhurbaşkanının hesaba ilgilenmek için görevlendirdiği özel personeller hem de cumhurbaşkanı kendisi tarafından yürütülmektedir. Cumhurbaşkanı kendisi tarafından yazılan twit ile özel personelleri tarafından yazılan twitlerin farkı, *SBY* kodudur. *SBY* kodu, Cumhurbaşkanı Yudhoyono kendisi tarafından yazılan twitlerde kullanılır.

Bu olay, Twitter ve diğer sosyal medya dünyasında zaman, mekan veya mevki farkları artık söz konusu olmamakla birlikte sosyal medyanın günümüzdeki insanların hayatını ne kadar çok etkilediğini göstermektedir. Sosyal medyada herkes aynı derecededir. Eşittir. Sosyal medyada kurulan iletişim, aynı sosyal tabakayı

(35)

28

oluşturur. Buna rağmen sosyal medyada iletişim kurarken iletişim etiği de göz önünde bulundurulması gereken bir gerekliliktir. Çünkü sosyal medyadaki iletişimde nezaket, sosyal medya ortamında bulunan her kullanıcı için vazgeçilmez bir unsurdur. İletişim ne kadar iyi bir şekilde kurulursa tepki de o ölçüde gelişir.

İnternet tabanlı sosyal medya, bu son on yıl içinde yeni bir medya sayılır. Jan van Dijk‟e (2006) göre yeni medyanın yapı özelliklerinin en önemli bileşeni, telekomünikasyon, veri iletişimi ve kitle iletişimin bir ortam içerisine entegre edilmesidir. Bu bir yakınsama sürecidir. Bu bağlamda sosyal medyaya aynı zamanda çokluortam olarak da denilmektedir. Benim düşüncem, internet bu konuda tüm iletişim bileşenleri ve araçlarını bir araya getirir. Günümüzdeki kullandığımız internet sayesinde resimler, sesler, videolar ve metinleri görebiliriz. Bu şekilde, gönderici ile alıcı arasındaki mesafeyi en aza indirerek hatta tamamen kaldırarak iletişim kurmak artık mümkündür.

Terry Flew‟in çalışmasındaki (2008) açıklandığı gibi yeni medya, dijital medya olarak da varsayılır. Dijital medya, metin, ses, resim, vb. her çeşit verileri bir araya getirip entegre edilen; dijital biçimde saklanan; ve broadband, fiber optik kablolar, uydu ve mikrodalga transmisyonu gibi ağ üzerinden yaygınlaşan bir medya içeriğidir. Diğer medyalar olduğu gibi dijital enformasyon biçimi olarak yeni medyanın özellikleri bunlardır: ilki manipüle edilebilmesi; ikincisi çabuk adapte edebilmesi; üçüncüsü katıdır; dördüncüsü küçük birimlere sıkıştırılabilmesi; ve sonuncusu tarafsız olmasıdır.

Sosyal medya kullananlar, diğer kullananlarla haberleşmek için internet ağından yararlanmaktadır. Sosya medyadaki iletişim biçimi ile kurulan bu ilişkiler,

(36)

29

gerçek vücudü olmayan sosyal ağlardan başka bir şey değildir. Bu ilişkilere sanal dünya denir. Bu da Van Dijk‟in (2006) ağ toplumu kavramını tanımlarken vurguladığı bilgi işlem ve paylaşımının organize etme biçimi örneği olarak ele alınabilir. Van Dijk bu ilişkileri sosyal altyapı ve ağ medyaların ilgilenmesi gerektiğini söylemiştir. Bundan yola çıkarak Van Dijk, ağ toplumunun her seviyedeki herkese (bireysel, grup/topluluk ve toplum) hitap edebilecek şekilde sosyal ve medya ağları altyapılarına sahip olan bir sosyal oluşumdur.

Böylelikle ağ toplumu, sosyal, kültürel, siyasi, ticari gibi herhangi bir amaçla internet medyayı kullanmayı daha çok tercih etmektedir. Sosyal ağ, toplumun her seviyesi ve altsisteminde bulunan medya ağlarıyla desteklenmektedir. Bu toplumun ağlarının dört seviyesi vardır. Bunlar: birinci seviye, bireysel ilişkiler; ikincisi topluluk ve organizasyon ilişkileri; üçüncüsü sosyal ağ ve medyalar üzerinden kurulup haberleşen, toplum oluşturan topluluk ve organizasyonlar; dördüncü seviyesi ise toplum ve uluslararası organizasyonlar hakkında dünya sistemi içinde barındıran küresel ilişkilerdir.

Sosyal medya kanaatimce, metin, ses, resim, video vb. gibi çeşitli bilgileri kısa bir süre içinde doğrudan ve büyük kitleye ulaşan internet ağları üzerinden yayma aracı olarak kullanılabilen iletişim ağı olarak tanımlanabilir. İnsanoğlunun iletişimi genişletip hayatını kolaylaştıran oldukça önemli bir yeniliktir. Sosyal medya hakkında Antony Mayfield ve Deborah H. Lester‟ın yaptığı görüş gibi birçok görüşler bulunmaktadır. Antony Mayfield (2007) sosyal medya, toplumun bir kısmı veya tümüyle bilgi paylaşımı öne çıkaran çevrimiçi medyaların yeni çeşidi olarak ifade etmiştir. Deborah H. Lester‟ın çalışmasına (2012) göre ise sosyal medya, genç nufusünün sevdiği içerik, tasarım ve bilgi gönderme mekanizma olarak ortaya

(37)

30

çıkmak için popülerlik içinde gelişen iletişim tabanlı teknoloji biçimi olarak tanımlanmaktadır.

(38)

31 I. BÖLÜM

A. ENDONEZYA’NIN TARİHİ

II. Dünya Savaşına kadar Hollanda Doğu Hint Adaları olarak bilinen Endonezya, 17 Ağustos 1945 tarihinde bağımsızlığını elde etmiştir. 4 yıl bağımsızlıklarını tanımayan Hollanda ile mücadele eden Endonezya, Ağustos 1950 tarihinden itibaren Endonezya Cumhuriyeti olarak tanınmış ve bugüne dek gelmiştir.

R.E. Elson (2008), 1850'de bir İngiliz gezgini tarafından ilk kez telaffuz edilen “Indonesia” (Endonezyaca= Endonezya) kelimesinin, 1920'lerin başında genç ve entelektüel gruplar açısından güçlü bir anlamı olan bir kelime haline geldiğini ve politik bir anlam kazanmaya başladığını belirtmektedir. Bu politik anlam 1918 yılının ortasında Soeryo Poetro, “Endonezya toprağı, kurulacak olan Endonezya devletinin temsil edeceği Endonezya halkına iade edilmelidir ...

Endonezya milliyetçiliği, Hindia Poetra (Doğu Hint Adaları halkı) olarak tanınanların amacıdır ve Endonezya Cumhuriyeti Doğu Hint Adaları halkının devletinin biçimidir.” ifadesinden güç almaktadır.

Endonezya Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı sayımına göre Endonezya‟nın nüfusu 2011 yılının Ocak ayında 259.940.857 kişidir. Endonezya Cumhuriyetini oluşturan 33 eyalet, Açe Eyaletinden Batı Papua Eyaletine kadar yaymaktadır.

Güneydoğu Asya'da yer alan 13.487 tane adadan oluşan bu ülkenin iç denizlerle birlikte toplam yüzölçümü yaklaşık 5.000.000 km2, kara parçalarının toplam yüzölçümü ise 1.919.443 km2dir. Birçok yanardağın bulunduğu adalar ülkesi

(39)

32

olarak Endonezya‟nın topraklarının bir bölümü, orman ve geniş bataklıklardan oluşmaktadır. Plato ve dağlar dışında iklimi sıcak ve nemlidir. Papua adasında bulunan Kar Dağları yıl boyunca karlıdır. Bu dağlarda yer alan en yüksek tepe deniz yüzeyinden yüksekliği yaklaşık 5.000 metre olan Jayawijaya Tepesidir.

Endonezya'da hava sıcaklığı yıl boyunca değişiklik göstermez. Değişiklikler mevsimlerden değil deniz yüzeyine göre bir yerin yüksekliğinden kaynaklanmaktadır.

Adalar birbirilerinden topoğrafya olarak çok büyük farklılıklar gösterirler.

Ovalar sadece Java ve Sumatera adasının belli yerlerinde bulunmaktadır. Arazi olarak açılan platolar hariç diğer adaların çoğu bölgeleri ise yoğun ormanlarla kaplı tepeler, dağlar ve bataklıklardan oluşmaktadır. Endonezya‟da yüz taneden fazla aktif yanardağ bulunmaktadır. Yanardağ patlaması yaşayan bölgelerin nüfusu diğer bölgelere göre yüksektir, çünkü yanardağdan çıkan kül toprağı zenginleştirir.

Endonezya halkı da tıpkı toprakları gibi, 13.487 tane adada yaşayan, 400 kusur farklı ırk olarak bölünmüştür. Yaklaşık 200 çeşit dil ve lehçe konuşan Endonezya halkı, oldukça karmaşık bir çeşitliliğe sahiptir. 100 kişiden oluşan ırklar mevcut iken 30.000.000 nüfusu ırklar da mevcuttur. Olağanüstü bir çeşitliliğe sahip olmasına ve bölgesel eşitsizliklerin son derece bariz olmasına rağmen, Endonezya kültürel kimliği bütüncül ve karakteristiktir.

Bhinneka Tunggal Ika

Bu slogan, 'çokluk tektir' anlamına gelmektedir, yani farklı ırklardan oluşsa da tek bir Endonezya milleti içinde birleşmekteyiz olarak

(40)

33

tanımlanmaktadır. Sloganın açıklaması bellidir. Fiziksel karakteristiğe göre Endonezya‟lıların çoğu Mongoloid ırkından olan Melayu insanlarıdır. Genel olarak ten rengi kahverengi, saçlar düz veya dalgalı siyah, burnu boksör veya küçük, elmacık kemikleri belirgin, gözleri tıpkı Mongoloid ırkı gibi biraz çekik, yüz ve vücutta tüy pek bulunmaz, erkeklerin boy ortalaması 1.60 m.'den biraz daha uzun ve genelde zayıftır. Flores ve Timor‟dan doğuya doğru ilerleyen bölgelerinde birkaç Australoid ve Negroid Oseanik tiplerinden bulunmakta, daha da doğuya ilerleyince Papua‟da siyah tenli, iri yapılı, ve kıvırcık saçlı insanlar bulunmaktadır.

Başkent Jakarta, ülkenin dört bir yanından gelmiş, her çeşit ırkltan Endonezyalının buluştuğu yerdir. Burada her ırka has karakterler görünmektedir.

Konuşulan tek bir dil vardır. Fakat her yöresel dili kullananların milli dil (Bahasa Indonesia) kullandıkları zaman hangi ırktan oldukları aksanından tanınabilir.

Dini işaretler, ırkları tanımak için başka bir yöntemdir. Ve isimleri de islami ya da soyluluk isimleri gibi farklılık gösterir. Günlük kıyafet de çeşitlidir. Mesela, kahverengi, siyah, koyu yeşil gibi renkler Java‟lılar tarafından giyilirken daha açık renkleri ise Java batısında yaşayan Sunda‟lılar giyer. Bu denli farklılıklar gösteren bir halkın kültürü de çeşitlilik gösterir.

(41)

34 B. ENDONEZYA KÜLTÜRÜ

1. Hint Kültürü

Endonezya‟daki Hint kültürünün etkileri, diğer yerlerde de olduğu gibi Batı Java‟da Jakarta‟ya yakın yerlerde ve Doğu Kalimantan sahillerinde Muara Kaman ve Kutai bölgesinde yazılı taşların bulunmasından görülebilir. Taşlardaki yazıların şekil ve tarzları, Palawa harfi olduklarını göstermektedir. Yazıların 4.

yüzyılda yazıldığı tahmin edilmektedir. Endonezya eski çağ tarihleri uzmanlarına göre yazılı taşlarda anlatılan krallıklar, Güney Hint ülkeleri ile kurdukları ticari ilişkiler sayesinde refah içinde yaşayan Endonezya asıllı krallıklardır.

Endonezya‟daki krallar, Hint tarzlarını özümseyip uygulamak adına Güney Hindistan‟dan Visnu veya Brahmana dininden olan Brahmana (papaz) sınıfından zeki insanları ve uzmanları getirmişlerdir. Bu uzmanlardan, dinin yapısını, kutsal törenleri ve benzerlerini anlatmaları istenmiştir. Ayrıca Güney Hindistan‟da uygulanan sistemlere uygun devlet biçiminin, organizasyonların ve milli törenlerin Endonezya'ya uyarlanması da bu Burahmana'lar tarafından gerçekleştirilmiştir. Böylelikle Hint kültür ve edebiyatı Endonezya kültürü içine yerleşmiştir. Fakat sadece saray ve hanedan yani üst sınıflar arasında etkin olmuştur.

O zamanlar, Hint kültürü tıpkı günümüzde batı kültürünün olduğu gibi dünyada yaygındır. Hint entellektüel kültürü Güneydoğu Asya‟daki hemen hemen tüm ülkelere yayılmış ve gündelik hayatın her alanında oldukça büyük bir etki yaratmıştır. Hint kültürünün etkilerinden en önemlisi, oldukça hiyerarşik olan devlet biçiminin uygulanmasıdır. Devlet, dört veya sekiz eşit bölüme

(42)

35

ayrılmış ve simetrik bir şekilde sınıflandırılmıştır. Bütün bölümler yukarıya yönlendirilmiş, yani tanrıların soyundan gelen, kutsal, ülke içinde herşeyden üstün kılınan ve evrenin merkezi olarak kabullenilen bir krala bağlanmıştır.

6. yüzyılda Endonezya‟da ortaya çıkan en önemli ticari güç, Palembang (Sumatera adasında) civarında yer alan Sriwijaya krallığıdır. Sriwijaya, birkaç yüzyıl boyunca Endonezya denizlerinin batı tarafında hüküm sürmüştür. Hint kültürünün etkilediği saray ve hanedanın yaşam tarzı, krallığın bölgelerinden biri olan fakat daha çok Budist kültürü etkisinde olan Batı Java‟daki yaşam tarzından farklıdır. Krallığın hemen hemen bütün ekonomik gücü ticaretten kaynaklandığı için siyasi sistemi de buna bağlı olarak şehir krallığıdır. Yani, iç bölgelerdeki halkların genel mesleği olan tarım gibi diğer sektörler bu krallıkta önemsenmemiştir.

9. yüzyıldan 12.yüzyıla kadar Orta Java‟da, 12.yüzyıldan 15.yüzyıla kadar ise Doğu Java‟da Sriwijaya krallığından bambaşka bir yaşam tarzına sahip olan büyük krallıklar da hüküm sürmüştür. Bunlar: Eski Mataram, Kediri, Singhasari, ve Majapahit krallığıdır. Bu krallıkların geliri kaynağı tarımdır.

Nehrin veya yanardağların ovalarında yer almışlar ve halkları „sawah‟ denilen pirinç tarlalarında tarım ile uğraşmışlardır. 14.yüzyılın ortasında bu krallıklardan en tepe noktasına çıkabilen Majapahit krallığıdır.

2. İslam Kültürü

Yukarıdaki anlatılan deniz kıyılarındaki krallıklar eskiden de liman kentleri olarak tanınmıştır. Nusantara‟da (Endonezya‟nın adalar takımına verilen bir isim) baharat ticareti geliştikçe zengin bir tüccar tabakası ve güçlü bir liman

(43)

36

aristokrasisi ortaya çıkmıştır. 13.yüzyıl civarında Sriwijaya gücünü kaybedince ve aynı zamanda Doğu Java‟daki krallıklar güçlendikçe batı Nusantara‟daki ticaret, Fars ve Gucarat‟tan gelen müslüman tüccarlar ve Muangthai‟daki Chenla, şimdiki Laos, şimdiki orta Vietnam‟daki Champa gibi diğer Güneydoğu Asya‟daki ticari krallıkların eline geçmiştir.

Majapahit krallığı, Nusantara‟nın stratejik sahillerini kendi yönetimine almıştır. Ticaretin Majapahit krallığının kendi halkı tarafından mı, yoksa yabancılar tarafından mı yürütüldüğünü bilmiyor olmamıza rağmen, Endonezya‟daki deniz gücünün denetimi bu krallığın elindedir. 14.yüzyılın sonunda ve 15.yüzyıl boyunca Majapahit gücünü kaybetmesiyle deniz gücü denetim dışına çıkmış ve Nusantara‟da güç boşluğu oluşmuştur. 15.yüzyıldan itibaren Majapahit krallığının iç bölgelerdeki gücünü zayıflatan sahil krallıkları yayılmaya başlamıştır. Bunlardan birkaçı: Melayu yarımadasındaki Malaka krallığı, Sumatera adasının kuzey ucundaki Açe krallığı, Batı Java‟daki Banten krallığı, Orta Java‟nın güney sahillerindeki Demak krallığı, ve Kuzey Sulavesi‟ndeki Gova krallığıdır.

Bu krallıklarda zengin tüccarlar ve liman şehirlerinin soyluları islam dininden etkilenmiştir. İlk İslam etkileri Fars ve Güney Hindistan‟daki Gucarat‟tan gelmiştir. Ancak oralardaki İslamiyetin içerdiği mistik unsurlar, Endonezya‟daki sahil krallıklarının gündelik yaşamı ile farklı bir etkileşime girmiş ve Endonezya'ya özgü bir islamiyet oluşmuştur.

Ayrıca, Sumatera‟daki Nurudin Araniri ve Java‟daki Şeh Siti Jenar gibi İslam alimlerinin öğretileri yaygınlaşmaya başlamış ve Java‟lıların hikayelerine

Şekil

Updating...

Referanslar

Benzer konular :