FSB ÖZALP KIZ ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ 11. SINIF BİYOLOJİ DERSİ ÇALIŞMA KAĞIDI
Öğretmeninden öğrencisine not: Sevgili FSB Özalp kız Anadolu imam hatip lisesi 11/A sınıfı
öğrencilerim elinizdeki bu not öncelikle özet bir nottur. Sizler her birinizden yüksek beklentilerimiz olan sayısal sınıfımızsınız. Konu çalışmalarının yanı sıra mutlaka test çözmenizde gerekmekte.Ders kitabından çalıştıktan sonra bu özet notunuza çalışabilirsiniz Ayrıca kitabınızdaki konu sonundaki değerlendirme sorularını ve internetten çok kolaylıkla bulabileceğiniz MEB 11. Sınıf biyoloji kazanım testlerini de mutlaka çözünüz. Hepinize iyi çalışmalar
Biyoloji öğretmeniniz ve sınıf öğretmeniniz CANAN ÇELİK
SİNİR SİSTEMİ
Canlıların değişen dış koşullara karşı kendi iç dengesini korumalarına ‘’homeostazi’’
*Homeostazi sağlanmasında sinir sistemi, hormonal (endokrin) sistem etkin görev alır
*Sinir sistemi; uyarıyı elektriksel ve kimyasal yolla ileterek doku ve organlar hızlı tepki verir.
*Endokrin sistem; kana hormon vererek kimyasal olarak doku ve organları uyarır. Tepki oluşması uzun zaman alır.
SİNİR SİSTEMİ:
İçeriden dışarıdan gelen uyarıları (ısı,ışık..) algılayan reseptörler hücrelerden alıp, iletmek, yorumlamak ve tepki organları ( efektör) kas ve salgı bezlerine ulaştırmak.
Sinir sistemi nöronlar ve glia (destek) hücrelerden oluşur.
SİNİR SİSTEMİ HÜCRELERİ:
a. SİNİR HÜCRESİ (NÖRON)
İnsan sinir sisteminde 30 milyar nöron
Nöron gövdesi ile gövdeden çıkan akson ve dendrit adı verilen uzantılardan oluşur.
Sitoplazmasına= Nöroplazma Hücre zarına= Nörolemma Nöron Gövdesi:
Bir çekirdek yada bazılarında birden fazla çekirdek vardır.
Mitokondri, golgi aygıtı ve endoplazmik retikulum (E.R) bulunur.
Granüllü E.R bulunduğu bölgeler mikroskopta koyu renkte görünür, Bunlara Nissl cisimciği denir Sentrozom yoktur. Hücre iskeleti elemanlarından ‘nörofibriller’ bulunur.
Dentrit:
Hücre gövdesinden çıkan sayıca çok, genel olarak aksona göre kısa uzantılar.
Başka bir nöron yada reseptör hücreden aldığı uyarıyı aksona doğru iletir.
Akson:
Dendritlerden alınan uyarıyı diğer bir nöron ya da tepki (efektör) hücresine ileten uzantı.
Gövdeden tek çıkar.
Uçları dallanma yapar.
Dendrite göre daha uzun.
Uzunluğu sinir hücresinin çeşidine göre değişir. Bir metreyi bulabilir.
Bazı aksonlar miyelin kılıf denilen örtü ile sarılıdır. (Miyelin kılıf steroit yapılıdır) Miyelin kılıf bir çeşit glia (destek) hücresi olan schwann hücreleri tarafından yapılır.
Schwann hücreleri akson etrafını sararak miyelin kılıf üretir.
Ranvier boğumları: Schwann hücrelerinden diğer bir schwann hücresine geçilirken miyelin kılıfın kesintiye uğradığı yerlere denir.
Ranvier boğumlarında miyelin kılıf yoktur.
Miyelin nöronların elektirksel izalosyonunu sağlar, uyartı iletimi hızlı olur.
NÖRON ÇEŞİTLERİ:
GÖREVLERİNE GÖRE:
Duyu Nöronu (Afferent- Getirici Nöron):
Duyu organlarından veya reseptör hücelerden gelen uyarıyı alır, beyin ve omuriliğin oluşturduğu merkezi sinir sistemine getiri.
Ara Nöron (İnter Nöron):
Beyin ve omurilikteki merkez nöronlar Duyu organlarından gelen uyarıları alır.
Değerlendirir.
Cevabı motor nörona iletir.
Motor Nöron (Effektör- Götürücü) : Merkezi sinir sisteminden aldığı cevabı efektör organlara (kas ve salgı bezi) götürür.
b. NÖROGLİA (DESTEK) HÜCRELERİ:
Nöronlara destek verirler.
Besin ve oksijen almalarına yardımcılar.
Sinir hücreleri için iyon konsantrasyonunu düzenler.
Mikroorganizmaları ve yabancı maddeleri parçalar, bağışıklık sistemine yardımcı olur. Miyelin kılıf üretir.
Çeşitli hücrelerden oluşur.
NÖRONLARDA İMPULS OLUŞUMU:
Vücut dışından ve içinden gelen basınç , ısı ve acı gibi uyarılar sinir hücrelerinde elektiriksel ve kimyasal değişimlere neden olur.
Bu değişimlere uyarı (impuls) denir.
İmpuls hem kimyasal hem elektirksel olaylar zinciridir.
Gerekli enerji sinir hücrelerinde solunum reaksiyonlarından karşılanır.(Bu sırada hücre metaboliması hızlanır, ısı artar ve CO2 açığa çıkar)
Sinir hücreleri veya duyu hücrelerinde impuls iletimi sırasında görülen elektrokimyasal olaylar; Polarizasyon Depolarizasyon
Repolarizasyon
POLARİZASYON:
Uyartı iletmeyen bir nöronda hücre zarının iç tarafında (-) negatif yük, dış kısmında ise (+) pozitif yük fazladır.Bu duruma polarizasyon denir.
Bunun nedeni, hücre içi ve hücre dışındaki iyon yapılı bileşiklerin derişimlerinin farklı olmasıdır.
Polarize durumda;
Dış taraf Na+ derişimi fazla K+ derişimi az. Nöron içinde K+ derişimi fazla Na+ derişimi az
Hücre içinde negatif yüklü olmasına sebep:
İçeride yüksek derişimde organik yapılı anyon(protein ve aminoasitler) varlığı.
Cl negatif yüklü iyon olarak hücre içinde dışarıya oranla azdır fakat hücre içine giremez. Çünkü içerideki eksi yüklü (anyon yapılı) protein ve aminoasitler engeldir.
Dinlenme halinde sodyum pompası (Na-K Pompası) Na+ içeri girmesini K+ dışarı çıkmasını engeller.
ATP harcar Na+ iyonlarını dışarı atar, K+ iyonlarını içeri alır.
Dışarının pozitif (+), içerinin negatif (-) yüklü hali korunur.
Zarın iç ve dışı arasında -70 mV (milivolt)’luk bir zar potansiyeli vardır.
DEPOLARİZASYON:
Uyarıcı etkisi ile sinir hücresi uyarıldığında
Hücre zarında Na+ iyonlarının geçişini sağlayan özel kanallar açılır.
Na+ iyonları hücre içine difüzyonla girer
Dışarıda +yük kaybı dışarının – yük, içerinin + yüklenmesine neden our.
Nöronun dentridritlerinden aksonuna doğru Meksika dalgası gibi olur.
Depolarizasyon sırasında zarın içi ve dışı arasındaki polarize fark -70 mV dan +40 mV’a çıkar. Hücre içinde Na+ girişi belirli bir değere ulaştığında sodyum kanal kapıları kapanır.
REPOLORİZASYON:
Depolarizasyon sırasında sodyum kapıları kapatılmadan hemen önce sinir hücresi, zardaki K+ iyonlarının geçişini sağlayan kanalları açar.
K+ iyonları difüzyonla dışarı çıkar.
İçeriden dışarıya pozitif yük çıkışı yeniden içerinin negatif (-), dışarının pozitif (+) yüklü olmasını sağlar. Bu duruma repolarizasyon denir.
K+ iyonu çıkışı belirli bir değere ulaştığında potasyum kapıları kapatılır.
Potasyum kapılarının kapanmasındaki gecikme zarın içi ve dışı arasındaki potansiyel farkının -70 mv ‘un daha da altına düşmesine sebep olur.
Repolarizasyon sonrası Na+ iyonları içeride, K+ dışarıda fazla. (Başlangıçtaki durumun tam tersi) Yeninden impuls üretilebilmesi için, Na+ ve K+ iyonlarının yer değiştirmesi gerekli.
Bu işlem nöron dinlenme halinde iken Na-K pompası ile sağlanır.
Bu pompa hem Na+ hem de K+ ye geçirgen olan protein kanallarıdır. Aktif taşıma ile içeriden dışarıya Na+ iyonu atarken dışarıdan içeriye K+ iyonları alır.
Nöron yeniden polarize hale gelir. Nöron zarında kısa sürede meydana gelen zar potansiyelindeki bu değişime ‘’ aksiyon potansiyeli (sinir impulsu)’’ denir.
NÖRONLARIN ÇALIŞMA PRENSİBİ:
Sinir hücresinde impuls oluşması için uyarıcının belli bir şiddette olması gerekir. Buna ‘’eşik şiddeti’’ veya ‘’eşik değeri’’ denir.
Eşik değerin altındaki uyarılara cevap oluşmaz
Eşik değerin üzerindeki her şiddetteki uyarıcı aynı tepkinin oluşmasına neden olur. Bu duruma ‘’ya hep ya hiç prensibi’’
denir.
Kas hücreleri ve sinir hücreleri ya hep ya hiç prensibi ile çalışır.
Sinir hücrelerinde uyarıcının şiddeti impuls hızını etkilemez.
Örnek: 20o C sıcaklıkta suya dokunmak ve 90 0C suya dokunmak sonucunda sinir hücresinin verdiği tepki aynıdır. Ancak insanın verdiği tepkinin farklı olmasının sebebi; impuls hızı değil, fazla sayıda ve sık aralıklarla impuls oluşmasıdır.( Fazla sayıda ve sık aralıklarla giden impuls, efektör organlarda uyarılan hücre sayısını artırır. Verilen tepki şiddetide artmış olur.)
Uyarıcının şiddeti ,süresi ve frekansı ; uyarılan sinir hücresi sayısını, impuls sayısını ve tepki şiddetini arttırır. Fakat sinir hücresinin hızı ve aksiyon potansiyeli değişmez
Bilelim:
Koku,tat,acı,ışık gibi duygular sinir hücresinde aynı prensiple iletilir.Fakat farklı algılanma nedeni uyarıyı ileten sinirlerin beynin farklı merkezlerinde değerlendirlmesidir.
Sinestezi: Yunanca bileşik duyu anlamındadır. Bir duyunun uyarılması başka bir duygu algısını tetiklemektedir. Tat duyusuna karşılık bir uayrı, renk ya da ses olarak algılanabilir.
UYARTININ BİR SİNİR HÜCRESİNDEN SİNAPS ARACILIĞIYLA BİR HÜCREYE GEÇİŞİ
Sinaps: Bir sinir hücresinin başka bir sinir hücresi, kas hücresi ya da salgı bezi hücresi ile yaptığı bağlantı bölgelerine denir.
Uyartı nöron boyunca elektirksel olarak iletilir. Nörondan diğer nörona kimyasal yolla iletilir.
İlk nöronun akson ucu ile diğer nöronun dendritleri arasında yaklaşık 500 Angstrom büyüklüğünde boşluk vardır. Bu boşluğa
‘‘ sinaptik boşluk’’ denir. Bu boşlukda uyartı kimyasal yolla diğer nöronun dendritlerine iletilir.
İlk nöronun akson uçlarına ‘‘ sinaptik yumru’’ denir
Yumrularda bulunan sinaptik keselerde kimyasal geçişi sağlayan ‘‘ nörotransmitter ’’ denilen maddeler yer alır.
Nörotransmitter maddeler: (Hormonlar) Dopamin
Histamin Asetil kolin Serotonin Adrenalin
Noradrenalin (Şifre: DoğruHASAN)
UYARTININ SİNAPSTAN GEÇİŞİ SIRASINDA GERÇEKLEŞEN OLAYLAR:
Elektiriksel olarak gelen impuls sinaptik yumrulara ulaşınca yumrunun Ca++ iyonlarına geçirgenliği artar.
Hücre içine Ca++ geçişi başlar.
Ca++ geçişi yumru içindeki sinaptik keselerdeki nörotransmitter maddeleri ekzositozla sinaptik boşluğa salgılatır.
Bu maddeler diğer hücrenin dendritlerindeki reseptörlere bağlanır.
Polarize haldeki ikinci hücre aldığı uyarı ile depolarize olur.
İkinci hücrede aksiyon potansiyeli gerçekleşir.
İkinci hücre kas hücresi gibi efektör bir organsa tepki oluşur.
İletim gerçekleştikten sonra sinaptik boşluktaki nörotransmitter maddeler enzimler tarafından parçalanır ya da sinir hücresi tarafından tekrar hücre içine alınır.
Akson ucuna gelen her impuls, sinpaslardan diğer hücreye geçemez. Sinapsta geçici dirençle karşılaşır. Seçici direnç impulsun diğer hücreye geçişini sağlarsa kolaylaştırıcı , engellerse durdurucu sinaps denir.( Bu şekilde binlerce nöronla
bağlantı kurmuş olan nöronlarda uyarıların tüm vücuda dağılması engellenir.İmpuls sadece istenilen hedef organa taşınmış olur.)
İmpuls Hızını Etkileyenler:
Nöronlarda miyelin kılıf iletim hızını arttırır.
Akson çapı arttıkça direnç azalır, iletim hızlanır Ranvier boğum sayısı arttıkça iletim hızı yavaşlar.
Sinaps sayısı fazla olunca geçiş kimyasal olduğundan hız azalır.( Hedefe ulaşma süresi etkilenir)
SİNİR SİSTEMİ:
Beyin ve omurilikten oluşan bir merkez ve bu merkeze giren duyu ile merkezden çıkan motor sinirlerden oluşan çevresel sisteminden oluşur.
Merkezi sinir sisteminde ara nöronlar ( merkez nöronu) ve motor nöronların gövde kısımları bulunur. Çevresel sinir sisteminde duyu nöronları ve motor nöronlar bulunur.
1. MERKEZİ SİNİR SİSTEMİ: A.BEYİN:
Kafatası kemiğinin altında yer alır.
İnsanda beyin 1300 ile 1400 g kütlesinde
Beyin kütlesi ile zeka arasında bir ilişki yoktur.
Beyin ve omurilik bağ doku kökenli ‘‘ meninges’’ adı verilen üç katlı zarla çevrili.
Bu zarlar dıştan içe doğru
Sert Zar: Kafatası kemiğinin hemen altında. Beyni mekanik etkilerden korur.
Örümceksi Zar: Üstündeki sert zar ile altındaki ince zarı yapısındaki bağ doku lifleri ile bağlar.
İnce Zar: Beyin yüzeyini sarar. Bu zardan geçen kan damarları sayesinde beyin beslenir.
Beyin Omurilik Sıvısı (BOS) :
Örümceksi zar ile ince zar arasında bulunur.
Kan damarlarından çıkan sıvı ile oluşturulur.
Beyin ve omuriliği mekanik darbelerden korur.
Sinir hücreleri ile kan arasında madde alışverişine aracılık eder.
Sinir sisteminin ihtiyaç duyduğu iyonların dengesini ayarlar.
Menenjit: Meningesin iltaplanmasına denir.
Beyin üç kısımdan oluşur:
Ön beyin
Orta Beyin
Arka Beyin
ÖN BEYİN:
Beynin en büyük bölümüdür.
Uç beyin ve ara beyin olarak ikiye ayrılır.
a. Uç Beyin:
Bir tas gibi ara beyni örter
Yüzeyden görünen boyuna bir yarıkla iki yarım küreye ayrılır.
Yarığın altında ‘‘nasırlı cisim’’ ve ‘‘beyin üçgeni’’ ile yarım küreler birbirine bağlanır.
Beyin yarım kürelerini enine ayıran yarığa ‘‘rolando yarığı’’ denir.
Yüzeyindeki girintilere ‘‘ sulkus’’ çıkıntılara ‘‘girus’’ denir.
Enine kesitte uç beyinin dışa bakan taraf miyelinsiz nöronların gövdelerinden oluşur, boz tabaka. İçe bakan kısım miyelinli nöronların aksonlarından oluşan ak tabaka. Bunlara ak madde ve boz madde denir.
Boz maddeden oluşan tabakaya beyin kabuğu denir. (serebral korteks)
Beyin yarım kürelerinin görevleri:
Beş duyu organından gelen duyuları yorumlar.
İstemli olan hareketlerin yönetildiği merkezler bulunur.
Hafıza, zeka, bilinç , yazma ve konuşma gibi merkezler bulundurur.
Beyin yarım küreleri dört loba ayrılır. Her biri ayrı görevler üslenir.
Frontal Lob (Ön Lob) Oksipital Lob ( Arka Lob) Temporal Lob( Şakak Lob) Parietal Lob (Yan Lob)
Beyin yarım kürelerinin görevleri
Sol Yarım Küre Sağ Yarım Küre
Sağ elin kontrolü
Konuşma ve yazma Bilimsel yetenek
Sayısal yetenek
Düşünme ve mantık
Çözümleme
Sol el kontrolü Görme ve hayal Müzik yeteneği Sanat yeteneği Anlama
b. Ara Beyin
Nasırlı cismin altında kalır.
Talamus ve Hipotalamus olarak iki böümden oluşur.
Talamus:
Koku duyusu hariç tüm duyular buradan geçer. Sınıflandırılır.
Uç beyne iletilir.
Uyku –uyanıklık durumunu ayarlar. Uyku durumunda çalışmaz.
Hipotalamus:
Talamusun hemen altındadır.
Homeostaziyi korumada görevli duyusal davranışları kontrol eder.
Vücut ısısını ayarlar
Karbonhidrat ve yağ metabolizmasını düzenler Kan basıncını ayarlar
Su ve mineral dengesini ayarlar.(Susama buradan kontrol edilir.) Açlık-tokluk durumunu belirler.(İştahı ayarlar)
Heyecan, korku ,stres kontrolünü düzenler Eşeysel yönelim ve cinsel davranışları belirler.
Günlük ritmi ayarlar
Hipofiz bezinin çalışmalarını düzenleyen RF (Releasing Factor=Serbes bırakıcı hormon) ve inhibiting (engelleyici ) hormonları salgılar
ORTA BEYİN:
Ara beynin altında ponsun üzerinde yer alır.
Göz bebeğinin ışık şiddetine göre büyüyüp küçülmesinin kontrolü.
Sesin geldiği yöne kulak vermek.(Ses geldiği yöne kulak vermek, bir ses karşısında köpeğin kulaklarını dikleştirmesi reflekslerini yönetir)
Kas tonusu ve vücut duruşunu ayarlayan merkez buradadır.(Tonus= Dinlenme halinde bir kasların hafif kasılı olması)
ARKA BEYİN:
Beyincik, Omurilik Soğanı, Pons (Varoli köprüsü) kısımlarından oluşur.
Pons (Varoli Köprüsü):
Yalnız memeli hayvanlarda bulunur
Orta beyin ve omurilik soğanı arasındadır.
Beyinciğin iki yarım küresini birbirine bağlar. Aralarında impuls iletimini sağlar.
Omurilik soğanındaki solunum merkezleri pons tarafından düzenlenir.
Orta beyin , omurilik soğanı ve pons birlikte beyin sapı olarak isimlendirilir.
Beyincik:
Ön beynin arka lobunun hemen altında, başın arka kısmında bulunur.
Uç beyin gibi iki yarım küreden oluşur.
Dışta boz içte ak madde bulunur.
Ak maddenin boz madde içinde dağılımı bir ağaca andırdığı için ‘‘hayat ağacı’’ denir.
Temel görevi istemli çalışan kasların koordinasyonunu sağlayarak vücudu dengede tutmak.
Dengenin sağlanması sırasında gözden ve iç kulaktaki denge reseptörlerinden gelen uyarıları değerlendirir. (Denge
sağlamada gözden gelen uyarıların önemli bir etkisi vardır. Bu nedenle gözlerini kapatan bir kişi tek ayak üzerinde durmakta zorlanır.)
Beyinciği zarar gören biri düzgün yürüyemez ve iki elinin parmaklarını birbirine değdirmekte zorlanır.
Beyinciği zedelenen bir kuş, yerden sıçrayıp kalkamaz. Havaya atıldığında uçmaya çalışsa bile iki kanat arasındaki koordinasyonu bozukluğu uçmasına engel olur.
Omurilik Soğanı:
Omuriliğin devamı gibidir. Beynin son kısmıdır.
Omurilik soğanı ve omurilikte dışta ak madde içte boz madde bulunur.(Beyin ve beyinciğin tersi) Beyinden çıkan motor sinirler, omurilik soğanında çapraz yaparak vücuda dağılır. Omurilik soğanın zedelenmesi bireyin ölümüne neden olabilir.
Görevleri:
Solunum, dolaşım, boşaltım ve sindirim gibi temel olayları düzenler.
Karaciğerin kan şekerini ayarlamasını denetler.
Kan damarlarının büzülüp gevşemesini sağlar.
Öksürme, yutma, kusma, çiğneme ve hapşırma gibi reflekslerin merkezidir.
B.OMURİLİK:
Omur kemiklerinin oluşturduğu omurganın içindeki omurga kanalı içindedir.
Beyin ile vücut arasında uyarı iletimini sağlayan sinirlerin bir kısmı burdan geçer.
Yaklaşık 1 cm çapında 50 cm boyundadır.
Omurilikten çıkan motor sinirler ve omuriliğe giren duyu sinirleri omurların arasındaki deliklerden geçer. Omurlik de beyin gibi üç katlı zarla (meninges) çevrilidir. Omuriliğin iki temel görevi:
1.Uyarı İletimi: Beyne doğru giden ve beyinden çıkan sinir tellerinin geçiş yolu.
Örneğin: Vücut derisinden gelen duyu sinirleri omuriliğe gelir, çapraz yaparak beyne iletir. Beyinden çıkan motor sinirler ise omurilik soğanında çapraz yaparak omurilikten geçip ilgili organa gider.
2.Refleksleri ve alışkanlık faaliyetlerini kontrol etme:
Refleks: Bir uyarı karşısında istemsiz olarak yapılan ani tepkilerdir.
Omurilik iki çeşit refleksin merkezi.
Doğuştan gelen kalıtsal refleksler:
Yeni doğan bebeğin annesini emmesi, diz kapağı refleksi gibi
Kazanılmış refleksler:
Limon görünce ağzın sulanması
Daha önce elini yakmış çocuğun sobadan sakınması
Reflek oluşurken uyartının izlediği yola ‘‘ refleks yayı’’ denir.
Omurilik enine kesitte, ak madde, boz madde içinde bir kelebek görüntüsündedir.
Boz madde nöronların gövdelerinden, ak madde omurilik boyunca yukarı ve aşağıya doğru inen miyelinli aksonlardan oluşur.
Omuriliğin arka kısmında yer alan iki çıkıntıya ‘‘ dorsal (sırt) kök’’ denir. (Omuriliğe gelen duyu sinirlerinin girdikleri yer)
Omuriliğin ön kısmından çıkan iki kola ‘‘ventral (karın) kök denir.(Doku ve organlara gidecek olan motor sinirler çıkar.)
Refleks yayına göre impulsun izlediği yol,
Duyu reseptöründen alınan uyarı duyu nöronu aracılığı ile omuriliğe getirilir.
Dorsal kökten omuriliğe giren duyu nöronu ara nöronla bağlandıktan sonra motor nörona ileterek ventral kökten tepki organına gider.
Örnek: Sol ayağına iğne batırılan bir insanın sol ayağını çekmesi şeklinde oluşan bir reflekste impulsun izlediği yol:
Reseptör hücre Duyu nöronu Sol dorsal kök Ara nöron Sol ventral kök Motor nöron Efektör organ
NOT:
Diz kapağı refleksi gibi bazı refleks yaylarında duyu nöronu doğrudan motor nörana bağlanır. Bu tip basit refleks yaylarında ara nöron görev almaz. Ara nöronun görev aldığı refleks yaylarına karmaşık refleks denir.
2. ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİ:
Beyin ve omuriliğe giren duyu sinirleri ve çıkan motor sinirlerden oluşur.
Vücudun içerisinden ve vücut yüzeyinden alınan uyarılar duyu nöronları aracılığı ile merkezi sinir sistemine götürülür.
Merkezi sinir sisteminde değerlendirildikten sonra oluşturulan cevap çevresel sinir sisteminin aracılığı ile kaslar ve bezlere iletilir.
Beyinden 12 çift sinir çıkar, omurilikten 31 çift sinir çıkar. Toplam 43 çift sinire ‘‘çevresel sinir sistemi ’’ denir.
Bu sinirler demet halindedir. İçerisinde çok sayıda nöron bulundurur. Bazıları duyu bazıları motor siniridir.
Duyu sinirleri ‘‘ getirici’’, motor sinirler ise uyarıyı efektör organa ‘‘götürücü’’ sinirlerdir.
Çevresel sinir sisteminin duyu bölümünün görevi içeriden ve dışarıdan alınan uyarıları beyin ve omuriliğe iletmektir.
Motor bölümdeki sinirler görev ve işleyişi bakımından ‘‘ somatik sinir sistemi’’ ve ‘‘ otonom sinir sistemi’’ olarak ayrılır.
A.Somatik Sinir Sistemi:
Merkezi sinir sisteminden çıkar, İstemli çalışan kaslara uyarı götürür.
Miyelinli motor nöronlardır.
Nöron gövdeleri, beyin ve omurilikte bulunur.
Miyelinli aksonları iskelet kaslarına gider.
Yazı yazma, el-kol-bacak gibi istemli vücut hareketlerini kontrol eder.
B.Otonom Sinir Sistemi:
Beyin ve omurilikten çıkarak kalp kası ve bezlere uyarı götürür.
Çoğu miyelinsiz motor nöronlardan oluşur.
İstemsiz çalışan organları denetler.
Otonom sinir sisteminin motor nöronları beyin ve omurilikten çıktıktan sonra doğrudan tepki organlarına gitmez.Önce merkezi sinir sisteminin dışında sinir kümelerinin oluşturduğu bir gangliyona bağlanır. Bu gangliyondan başka bir nöronla tepki organına gider.
Otonom sinir sistemi birbirine zıt çalışan ‘‘sempatik’’ ve ‘‘parasempatik’’ sinirlerden oluşur.
Genellikle her iç organa bir sempatik ve bir parasempatik sinir bağlanır.
Bu iki sinirin aynı organda zıt etki göstermelerinin nedeni farklı nörotransmitter madde salgılamalarıdır.
Sempatik sinirlerin nörotransmitter maddesi ‘‘noradrenalin (norefinefrin)’’ , parasempatik sinirlerin ‘‘asetilkolin’’ Bu nedenle sempatik sinirlere adrenerjik parasempatik sinirlere kolinerjik sinirler denir.
ENDOKRİN SİSTEM (HORMONAL SİSTEM):
Latince hormon sözcüğü (hormaein) uyarmak harekete geçirmek anlamındadır.
Hormonları inceleyen tıp dalına ‘‘endokrinoloji’’ adı verilir.
Hormonlar, iç salgı bezleri (endokrin bez) tarafından salgılanan ve kan yolu ile ulaştıkları doku ve organlarda fonksiyon düzenleyici bir etki meydana getiren organik bileşiklerdir.
Etki ettikleri dokulara ‘‘hedef doku’’ denir.
Bazı hormonlar genelin aksine lokal olarak etki yapar.
Asetilkolin lokal olarak da etki yapar, sinir uçlarından salınır.
Sindirim sisteminde onikiparmak bağırsağının duvarından salınan sekretin ve koesistokinin lokal etki gösterir.
Diğer hormonlar özel bir bezden kana salındıktan sonra kan yolu ile hedef dokuya taşınır.
Hedef dokuda bazı fizyolojik olayları düzenler dış ortam koşullarına karşı vücut içinin kararlı olmasını sağlar (Homeostazi)
Hormonların etkileri nöronların yaptığı etkilere göre yavaş ve uzun sürelidir.
HORMONLARI ÖZELLİKLERİ:
İç salgı bezlerinden üretilerek kana geçer ve uyaracağı hücreye kan yoluyla taşınır.
Etkilerini gösterebilmeleri için belli değerde olmaları gerekir. Değerin altında olunca etkileri olmaz. Kanda miktarları az olmasına karşın yüksek derecede fizyolojik etkiye sahiptirler.
Bazıları geniş bir hücre grubuna etkiler, bazıları sınırlı hücre grubunu etkiler.
Örnek: Tiroit bezinden salgılanan tiroksinin hedef organı bütün vücut
Hipofiz bezinden salgılanan TSH (Tiroit uyarıcı hormon) yalnız tiroit bezini etkiler.
Aynı endokrin bezden salgılanan farklı hormonlar aynı organlar üzerinde etkiler gösterebilir. Farklı bezlerden salgılanan farklı hormonlar aynı organ üzerinde benzer etkiler gösterebilir. İnsanda hormonları oluşturan yapılar.
Aminoasit türevi , Protein
Steroit
HORMONLARIN HEDEF DOKUYA ETKİ ETME MEKANİZMALARI Her hormonun etki ettiği bir ya da birden fazla doku vardır.
Her hedef dokunun hücrelerinde hormonu algılayan reseptörler vardır.
Hormonlar kendine uygun reseptörle anahtar kilit uyumu şeklinde yüzey uyumu gösterip bağlanır.
Bu sayede hormonlar kanla tüm vücuda dağılmalarına karşın sadece belirli hücreleri etkiler.
Protein yapılı ve aminoasit türevi hormonlar zardaki fosfolipit tabakada çözünemez.
Bunun için hedef dokunun hücre zarından doğrudan geçemezler.
Zar üzerindeki özel reseptöre bağlanır.
Reseptör hücre sitoplazmasındaki farklı bir aracı molekülü aktifleştirir.
Aracı molekül hücrenin vermesi gereken cevabı tetikler.
Bu cevap bir genin aktifleşmesi ya da bir enzimin aktivasyonu şeklinde olabilir.
Steroit yapılı hormonlar hücre zarındaki fosfolipit tabakadan çözünerek hedef hücre içine girerHücre içindeki reseptörlere bağlanarak hücrede uygun tepkinin verilmesine neden olur.
Steroit yapılı hormonlara örnek:
Testosteron, Kortizol,
Aldesteron, Progesteron vb.
.
İNSANDA ENDOKRİN SİSTEM:
İnsanda endokrin sistem
Epifiz Hipotalamus Hipofiz Paratiroit Timüs Tiroit Pankreas Böbrek Üstü Bezi Eşeysel bezler (Yumurtalık, Testis)
HİPOFİZ BEZİ:
Kafatasında hipotalamustan bir sapla ayrılış, 0,6 gram ağırlığında ve nohut büyüklüğünde bir bezdir.
İki lobdan oluşur. Loblar hep yapısal hem de işlevsel açıdan farklıdır.
Ön lob embriyonik dönemde ağız içinden, arka lobu beynin uzantısından oluşur.
Ön lob kendi ürettiği hormonları doğrudan kana verir.
Hipotalamus tarafından salgılanan salgılatıcı (Releasing Factor-RF) ve durdurucu (İnhibiting) hormonlar, hipofiz bezinin ön lobunu kontrol eder.
A.Hipofiz Bezinin Ön Lob Hormonları:
TSH(Tiroit Uyarıcı Hormon):
Tiroit bezinin hormon salgılamasını düzenler
TSH fazla salgılanırsa tiroit bezi aşırı uyarılır, bölünerek hücre sayısını arttırır.
ACTH(Adrenokortikotropik Hormon):
Böbrek üstü bezinin kabuk kısmını uyarır
Krotizol ve Aldesteron hormonlarını salgılatır.(Steroit yapılıdırlar)
STH (Somtotropin – Büyüme Hormonu)
Kemikler, kaslar ve kıkırdak başta olmak üzere büyüme yeteneğindeki tüm organları uyarır.
Metabolizmayı doğrudan etkiler.
Protein sentez hızını arttırır.(Kas yapımı artmış olur)
Büyüme döneminde az salgılanırsa cücelik, çok salgılanırsa devlik olur.
Büyüme dönemi sonrasında hipofiz tümörleri nedeniyle STH’nin çok salgılanması kemiklerin büyüme plakları (kemik epifizleri) kapandığı için kapandığı için kemikler enine büyür.
El, ayak, alın ve alt çene kemiğinin orantısız büyümesine neden olan akromegali hastalığı olur.
FSH(Folikül Uyarıcı Hormon):
Kadınlada menstrual döngü sırasında foliküllerin büyümesini sağlayarak oogenezle yumurta üretimini etkiler.
Erkeklerin testislerde spermatogenezle sperm üretilmesini sağlar.
LH (Lüteinleştirici Hormon):
Kadınlarda ovulasyona neden olarak folikül içindeki yumurtanın döllenme kanalına gönderilmesini sağlar.
Bu durumda bozulan folilkülün korpus luteuma dönüşümü başlatılmış olur.
Korpus luteumdan östrojen ve progesteron hormonları salgılanır.
LH, erkeklerde testislerden testosteron hormonunun salgılanmasını sağlar.
FSH ve LH hormonları, üreme organlarını (gonadlar) etkilendiği için ‘‘ gonadotropinler’’ olarak adlandırılır.
LTH (Lüteotropik Hormon – PRL (Prolaktin):
Kadınlarda hamilelik sırasında süt bezlerinin gelişmesini, süt üretimini ve salgılanmasını sağlar.
Annelik duygusunun oluşumunda etkilidir.
MSH (Melanosit Uyarıcı Hormon):
Derideki melanosit hücrelerini uyararak melanin pigmentinin üretimini teşvik eder.
Melaninle derinin koyulaşmasını sağlayarak derinden zararlı ışınların geçmesine engel olur.Deri altı dokular korunur.
B.Hipofiz Bezinin Arka Lob Hormonları:
Direk arka lobda sentezlenmezler. Hipotalamusta sinir hücreleri tarafından sentezlenirler.
Sinir aksonları ile hipofizin arka lobuna getirilip buradan kana verilir.
ADH (Anti Diüretik Hormon – Vazopressin):
Protein yapılıdır.
Kanın osmotik basıncının ayarlanmasında görev alır.
Kanda su azaldığında kan osmotik basıncı artar.
Hipotalamus ADH üreterek hipofizin arka lobundan kana verilmesini sağlar.
ADH, kanla böbreklere taşınır.
Böbrek kanallarından idrarla atılan suyun geri emilimini sağlar.
Hipotalamus susama merkezidir.( Bir taraftan suyun böbreklerden geri emilimini sağlar, diğer taraftan su içme isteği oluşturarak su içme davranışına neden olur.) ADH az salgılanırsa böbreklerden su emilimi azalır
OKSİTOSİN: Kadınlarda doğum sırasında salgılanır. Rahimdeki düz kasların kasılmasını sağlayarak doğumu kolaylaştırır.(Doğum sancısı)
.
DUYU ORGANLARI:
• Çevredeki uyarılar, duyu organlarındaki alıcı (reseptör) adıverilen özelleşmiş epitel hücreleri veya sinir uçlarıyla alınır.
Oluşan uyartılar beyindeki belirli merkezlere iletilerek değerlendirilir ve algı oluşur. Dolayısıyla, duyu organımızla değil, beynimizle görür, işitir veya dokunduklarımızı algılarız.
Bir uyarının düzgün algılanabilmesi için alıcılar ile çevresel ve merkezî sinir sisteminin tam ve koordineli olarak görev yapması gerekir. Bu algılama işlemi uyarıların reseptörlerle alınmasıyla başlar. Vücutta, kan basıncı ve vücut
pozisyonu gibi içsel uyarılara duyarlı iç alıcılar ve vücut dışındaki uyarılara duyarlı olan dış alıcılar vardır. Dış alıcılar duyu organlarında bulunur. Mekanoreseptör: Basınç, dokunma, gerilme, hareket ve ses gibi fiziksel değişiklikleri algılayan alıcılara denir. Deride ve kulakta bulunur
Kemoreseptör: Burun ve dilde bulunan koku ve tat gibi kimyasal uyarıları algılayan alıcılara denir.
Fotoreseptörler: Işığa duyarlı reseptörler, gözde bulunur.
Termoreseptörler: Sıcak – soğuk duygusunu alır, deride bulunur.
• Vücut içinde uyarı algılayan özelleşmiş reseptörlere osmoreseptörler denir.
GÖZ:
• Işığa duyarlı fotoreseptörlerin bulunduğu duyu organımızdır. Göz küresi ve yardımcı yapılardan oluşur.
Gözü Koruyan Yapılar:
•
Kaşlar, göz kapağı, kirpikler, göz kasları ve göz yaşı bezleridir.•
Kaşlar alındaki terlerin göze gelmesini engeller, yoğun güneş ışığına karşı gözü korur.Göz kapağı, Kaslarla hareket ettirerek mekanik olarak korur.
• Kirpikler gözü tozlardan korur.
• Göz kasları: göz küresini hareket ettirerek cisimlerin takip edilmesini sağlar.
• Göz yaşı bezleri ise, göz yaşı üreterek gözü temizlerler, nemlendirir.. Ayrıca içinde bulunan lizozim enzimleri,
göze giren mikroorganizmaları öldürür.
Göz Küresi:
• Göz küresi dıştan içe doğru sert(sklera) , damar(koroid) ve ağ tabaka(retina) olmak üzere üç
Sert Tabaka(Sklera)
• Göze bakıldığında beyaz görünen ve göz akı olarak da bilinen kısım sert tabakadır.
• Bağ dokudan oluşan sert tabaka, göz yuvarlağının bütünlüğünü sağlar ve içteki tabakaları dış etkilere karşı korur.
• Bu tabaka gözün ön kısmında incelip saydamlaşarak korneayı (saydam tabaka) oluşturur.
• Kornea göze gelen ışınların ilk olarak kırıldığı ve merceğe düşürüldüğü bölümdür.
Damar Tabaka (Koroid):
• Sert tabakanın altında yer alan ve koyu renkli olan ikinci tabaka damar tabakadır.
• Çok miktarda kan damarı içerdiğinden gözü besler ve içeriyi karanlık tutarak ışınların yansımasını önler.
• Damar tabaka gözün ön kısmında farklılaşarak göze rengini veren irisi oluşturur.
• İrisin orta kısmındaki açıklığa göz bebeği denir.
• İrisin dairesel ve ışınsal olan düz kasları, iris büyüklüğünü değiştirir. Böylece göz bebeğinden göze giren ışık miktarı ayarlanır.
• Göz bebeği karanlıkta büyür, aydınlıkta küçülür. Bu refleks orta beyin tarafından kontrol edilir.
• İrisin arka kısmında bulunan mercek, korneadan kırılarak gelen ışınları tekrar kırarak gözün ağ tabakasına düşürür.
• Göz merceği asıcı lifler (mercek bağları) ile irisin kirpiksi kaslarına tutunmuştur.
tabaka hâlindedir.
• Bakılan cisimlerin uzaklığına göre göz merceğinin kalınlığı kirpiksi cisim tarafından ayarlanır. Bu şekilde görüntünün netleşmesi sağlanır. Buna göz uyumu (akomodasyon) denir.( 1cm çapındaki ince kenarlı mercek şişkinleşip ,yassılaşarak görüntüyü ağ tabakaya düşürür)
Uzaktaki bir cisme bakıldığında;
Kirpiksi kaslar gevşer, Damar tabaka genişler
Mercek bağları gerilir; Mercek yassılaşır, Merceğin kırıcılığı azalır.
Yakındaki bir cisme bakıldığında;
Damar tabakadaki Kirpiksi kaslar kasılır, Göz merceğini tutan mercek bağları gevşer, Küresel bir şekil alır,
Göz merceğinin kırıcılığı artar.
• Saydam tabaka ile göz merceği arasında kalan boşluğa ön oda, mercekle iris arasında kalan boşluğa da arka
oda denir.• Bu odalar özel bir sıvı ile doludur. Bu sıvı göz şeklinin ve canlılığının korunmasını sağlar.
• Mercek ile retina arasında kalan kısım gözün en büyük boşluğunu oluşturur. Bu kısım jelimsi bir sıvıyla doludur. Camsı sıvı olarak adlandırılan bu sıvı göz küresinde iç basınç meydana getirerek gözün şeklinin sabit kalmasını sağlar. Hem de damar tabakadaki damarla gelen besinleri canlı kısımlara iletir.
Ağ Tabaka(Retina)
• Gözde fotoreseptörler ve görme sinirlerinin bulunduğu en iç kısım ağ tabakadır (retina).
• Göz merceğinden geçen ışık, fotoreseptörlerin yoğun olarak bulunduğu sarı benek üzerine düşürülür.
• Görme sinirleri, fotoreseptörlerde meydana gelen uyartıları beyin merkezine iletir.
• Işığı algılayan koni ve çubuk hücreleri adı verilen iki tip reseptör ve bunlardan uyarı alan sinir hücreleri bulunur.
Çubuk Hücreleri renkleri algılamaz. Işığa aşırı duyarlı. Gece görmemizi sağlar. Algılanan görüntü siyah beyazdır.
Koni hücreleri yeterli ışıkta çalışır. Renkli ve ayrıntılı görmemizi sağlar. Kırmızı, yeşil ve mavi olmak üzere üç çeşit koni hücresi var. Renkli görüntü bu üç reseptörün birleşimi ile oluşur.
• İnsan gözünde çubuk hücre sayı, konilerden daha fazladır.
• Görme sinirlerinin gözü terk ettiği yere kör nokta denir. Burada çubuk ve koni hücresi bulunmadığından görüntü oluşmaz ve ışık algılanmaz.
• Görme olayında; cisimden yansıyarak göze gelen ışınlar kornea, mercek ve camsı sıvıda kırılarak ağ tabakada bulunan sarı benek üzerine düşer ve cismin ters görüntüsü oluşur.
• Işınlar bu bölgede bulunan çubuk ve koni hücrelerini uyarır.
• Sarı beneğin ortasında koniler, kenarında çubuklar çoktur. Bu yüzden yandan yaklaşan cismin önce şekli,
daha sonra rengi algılanır.
• Çubuk hücreleri az ışıkta görmeyi sağlayan rodopsin pigmenti üretir. Bu pigment karanlıkta üretilir. Işıkta parçalanır. (Aydınlık ortamdan karanlık ortama girildiğinde bu pigmentin sentezlenmesi için yeterli bir süre
beklemek gereklidir.) Bu pigmentin üretiminde A vitamini gereklidir. Bu pigment yeterince üretilmezse gece körlüğü oluşur..Görme Olayı
• Cisimden yansıyarak göze gelen ışınlar kornea, mercek ve camsı sıvıda kırılarak ağ tabakada bulunan sarı benek üzerine düşer ve cismin ters görüntüsü oluşur.
• Işınlar bu bölgede bulunan çubuk ve koni hücrelerini uyarır.
• Uyarılan hücreler görme sinirlerinde impuls oluşturur.
• İmpulslar duyu sinirleri tarafından beynin görme merkezine iletilir.
• Burada değerlendirildikten sonra net, düz ve renkli görüntü algılanır.
• Her iki gözden çıkan sinirler beyin kabuğunda optik kiyazma adı verilen bölgede birleşir. Burada çapraz yapar.
• Optik kiyazma bölgesinde sinaps yoktur.
• Çaprazlama sayesinde optik kiyazmadaki sinirler her iki gözün sağ görme alanındaki görüntüyü beynin sol
tarafına; her iki gözün sol görme alanındaki görüntüsünü ise beynin sağ tarafına iletir.Işığın izlediği yol: Kornea (Işığın ilk kırıldığı yer)
göz bebeği
göz merceği (ışığın ikinci kez kırıldığı yer)
camsı cisim
sarı benek
kör nokta
talamus
beyin korteksi
GÖZ KUSURLARI:
Miyop
Gözün önden arkaya doğru olan çapının normalden uzun ya da göz merceğinin daha şişkin olması sonucu miyopluk oluşur.
Yakını iyi görür, uzağı normal görememe durumudur.
Gelen ışın, sarı beneğin önüne düştüğü için, görüntü net değildir.
Kalın kenarlı mercek kullanılarak, görüntü sarı benek üzerine düşürülür ve net görüntü sağlanır.
Hipermetrop
Gözün önden arkaya doğru olan çapının normalden kısa ya da göz merceğinin daha ince olması sonucu hipermetropluk oluşur.
Yakını net göremez.
Gelen ışın sarı beneğin arkasına düştüğünden görüntü net değildir.
İnce kenarlı mercek kullanılarak, görüntü sarı benek üzerine düşürülür ve net görüntü sağlanır.
ŞİFRE:
Astigmat
Saydam tabaka ya da göz merceğinin yüzeyindeki kavislenmeden oluşan bozukluktur.
Cisimler bulanık görülür. Silindir mercek kullanılarak düzeltilir.
Presbitlik
Yaşlandıkça göz merceğinin esnekliğinin kaybolması sonucu, gözün uyum yeteneğinin azalmasıdır.
Bu gibi gözlerde ışık az kırılacağı için görüntü retinanın arkasında oluşur.
Bu kişiler yakını net göremezler. İnce kenarlı mercek kullanılarak, hasta insanlarda normal görüş sağlanır.
Katarakt
Yaşlanma, enfeksiyon veya travma gibi durumlarda korneanın saydamlığını kaybetmesiyle oluşan göz kusuruna denir . Katarakt, cisimlerin şekilsiz, bulanık veya zayıf görünmesine neden olur.
Şaşılık
Gözü hareket ettiren kasların uzun veya kısa olmasından kaynaklanır.
Gözler farklı eksenlere bakar.
Ameliyatla düzeltilebilir. Çocuklarda erken dönemde anlaşılan şaşılık, bazı özel gözlükler kullanılarak düzeltilebilir.
Renk Körlüğü
X kromozomunda taşınan çekinik bir genle ortaya çıkan kalıtsal bir hastalıktır.
Renk körü kişiler, yeşil ve kırmızı renkleri ayırt edemezler.
Gözde kırmızı, mavi ve yeşili algılayan reseptörler bulunur. Bu sayede cisimler renkli görülür.
Renkli görmeyi sağlayan koni hücrelerinin bir ya da ikisinin kalıtsal bozukluk sonucu bulunmamasıyla renk körlüğü ortaya çıkar.
KULAK
• Kulak, işitme duyusunun oluşumuna yardımcı olan organımız olup dıştan içe doğru üç kısımdan oluşur.
Bunlar;
Dış kulak, Orta kulak İç kulak
Bilgi:
Dış kulak; ses dalgalarını yakalar ve bunları orta kulağa yönlendirir.
Orta kulak;ortak kulak havadaki ses dalgalarını, iç kulağın sıvılarına aktarılacak olan mekanik basınç dalgalarına aktarır. İç kulak (koklea) ; basınç dalgalarını beynimizin anlayabildiği ses sinyallerine çevirir.
Dış kulak;
• Kulak kepçesi, kulak yolu ve kulak zarından oluşur.
• Kıkırdaklı bir yapı olan kulak kepçesi sesin toplanmasını ve yönlendirilmesini sağlar.
• Toplanan ses dalgaları kulak yolu aracılığıyla kulak zarına iletilir. Kulak zarı gelen ses dalgaları ile titreşir ve bu titreşimleri orta kulağa iletir.
Orta kulak,
• İşitme kemikleri ile östaki borusunun bulunduğu kısımdır.
• Kulak zarı ile dış kulaktan; oval ve yuvarlak pencerelerle iç kulaktan ayrılır.
• Vücudumuzdaki en küçük kemikler olan çekiç, örs ve üzengi’nin zincirleme hareketleri, Kulak zarından gelen titreşimleri artırarak iç kulağa aktarır.
• Orta kulak ile yutağın arasında östaki borusu adı verilen bir yapı bulunur. Bu yapı, orta kulak boşluğundaki hava basıncı ile dış ortam arasındaki basıncı dengeleyerek kulak zarının zarar görmesini engeller.
İç kulak,
• İşitme duyusu ve denge ile ilgili yapıların bulunduğu, kemik ve zarlardan oluşan kanallar sistemidir.
• Bu sistemde dalız, yarım daire kanalları, tulumcuk, kesecik ve salyangoz bulunur.
Dalız ve salyangoz işitmeden;
Yarım daire kanalları, kesecik ve tulumcuk ise dengeden sorumludur.
İşitme Olayı:
• Orta kulaktan sonraki ilk bölüm dalız adını alır.
Dalız:
İç kulağın oval pencereye bakan kısmındaki boşluktur
Oval pencereden gelen ses dalgalarını salyangoza iletilir. Salyangoz (Kohlea):
Helezon görünümde olan içerisinde birbiri ile bağlantılı üç kanal bulunur.
Bu kanallardan Üstte olana vestibular, Ortada olana kohlear, Altta olana ise timpanik kanal denir.
• Vestibular ve timpanik kanallar perilenf sıvısı , Kohlear endolenf sıvısı ile doludur.
Vestibular kanal oval pencere ile Timpanik kanal yuvarlak pencere ile bağlantılı.
• Kohlear kanalının tabanındaki temel zarın yüzeyinde; sesin oluşturduğu titreşimlere duyarlı, tüylü duyu hücrelerini içeren korti organı bulunur.
Kulağımıza gelen ses dalgalarının algılanabilmesi için, kulak yolundan geçerek kulak zarını titreştirmesi gereklidir.
• Kulak zarındaki bu titreşim orta kulakta bulunan çekiç, örs ve üzengi kemikleri aracılığı ile oval pencereye iletilir. (Titreşim bu kemiklerde yaklaşık 20 kat arttırılır.)
Salyangozda sesin oluşumu sırasında;
Oval pencereden içeri alınan ses, dalızdan vestibular kanal içindeki perilenf sıvısında dalga yaratır. Vestibular kanaldan perilenf sıvısı aracılığı ile timpanik kanala iletilen bu dalga yuvarlak pencereye çarpar.
Perilenf sıvısındaki basınç dalgası kohlear kanaldaki temel zarı titreştirir.
Titreşim tüylü hücrelerin çatı zarına değip uzaklaşmasına neden olur.
Temas sonucunda tüylü hücrelerde oluşan impuls, sinaps yaptıkları nöronlara iletilir. Uyarı duyu nöronları ile salyangozdan çıkar beynin işitme merkezine götürülür.
Bilgi:Timpanik kanala gelen dalgalar yuvarlak pencerede yok edilir. Yok olmazsa yankı oluşur.
Denge Olayı:
• Kesecik, tulumcuk ve yarım daire kanalları vücut dengesini sağlar.
• Yarım daire kanalları:
Birbirine dik yerleşmiş üç kanaldan oluşur. Endolenf sıvısı ile dolu.
Uçlarında ‘‘ ampulla’’ denilen şişkinlikler var.
Ampullada denge duyusunu algılayan ‘‘ tüylü hücreler ’’ var.
Tulumcuk yarım daire kanallarının bağlandığı torba şeklinde bir yapı. Altında yer alan kesecik ile bağlantılı.
Tulumcuk ve kesecik içinde de tüylü hücreler var.
Tüylerini jelatimsi bir madde içine doğru uzatırlar. Jelatimsi madde içinde CaCO
3(Kalsiyum karbonat) yapılı
‘‘otolit taşları ’’ (denge taşları) vardır.
•
İç kulakta denge duyusunun oluşmasında iki farklı hareket çeşidi iki farklı yerde algılanır. Yarım dairekanalları, dönme ile ilgili konum değişikliklerini sağlar.
Yer çekimine karşı hareketler ile doğrusal hareketlerdeki dengeyi sağlar.
Bilgi:
Yarım daire kanalları beyinciğe, korti organı uç beyine impuls(Uyarı) gönderir.(Sebep: Denge merkezi beyincik, işitme merkezi uç beyin)
Kendi etrafımızda dönüp aniden durursak, yarım daire kanallarındaki sıvı hareketi devam ettiği için baş dönmesi olur.
BURUN
• Burun, önden iki delikle dışarıya, arkadan da yutağa açılır.
• Nefes alıp vermede de görev yapar,
• Burun boşluğunun üst tarafında yer alan koku alanı, sarımtırak renkli alıcı hücreler ve epitel hücreleri içerir. Bu alana sarı bölge denir.
• Kokular, gaz hâlinde buruna giren moleküller mukus tabakası içinde çözünür, reseptörler tarafından alınarak oluşan uyartılar koku soğancığındaki sinirlere aktarılır ve beyne taşınır.
• Burundaki reseptörlere kemoreseptör denir
• İmpulslar talamusa uğramadan beyin korteksine (uç beyne) iletilir.
• Uzun süre aynı koku alınırsa duyu hücreleri yorulur ve koku hissedilmez. Bu durum koku adaptasyonu olarak bilinir. Farklı bir koku ise hemen algılanır. Tat ve koku reseptörleri birlikte çalışır. Bu yüzden burnumuz tıkalı iken tat duyumuz azalır.
DİL
• Konuşma ve beslenmeye yardımcı bir organ.
• İçerdiği tat alıcıları sayesinde tat alma organı olarak da faaliyet gösterir.
• Dili örten epitel dokuda tadı alan ve papilla adı verilen küçük çıkıntılar bulunur.
• Papillaların epiteli içinde tat tomurcukları bulunur.
• Tomurcuklardaki alıcı hücreler tükürük içinde çözünen maddeler tarafından uyarılır.
• Oluşan uyartılar duyu sinirleriyle önce talamusa oradan beyin korteksindeki tat merkezine iletilerek yiyeceğin tadı algılanır. Tatlı, tuzlu ve acı
DERİ
• Deri, vücudumuzun dış yüzeyini örten koruyucu bir tabakadır.
• Basınç, sıcaklık, sertlik, yumuşaklık, yüzeylerin pürüzlü veya düzgün oluşu gibi özellikleri algılayan dokunma duyusu organıdır.
• Vücudumuzu, bakteri ve ultraviyole ışınları gibi dışarıdan gelebilecek etkilerden korur.
• Terleme ile vücudumuzun sıcaklığını düzenleyerek boşaltıma da yardımcı olur.
• Derinin yapısında epitel doku ve temel bağ dokusu bulunur.
•
İki tabakadan meydana gelir:1.Epidermis (Üst Deri) 2.Dermis (Alt Deri)
1. Epidermis(Üst Deri):
• Örtü epitelinden yapılıdır.
• İki kısımdan oluşur. Korun ve malpighi tabakası. Korun;
Keratin proteini biriktirmiş ölü hücrelerden oluşur. Mekanik etkilerden ve mikrobik istiladan korur.
Keratin miktarını arttırıp sertleşerek tırnakları oluşturur. Malpighi;Korun tabakası altında kalır. Canlı.
Epitel hücreleri ve deriye renk veren melanin pigmenti sentezleyen hücrelerden oluşur. Melanin pigmenti zararlı ışınların alttaki hücrelere zarar vermesini engeller.
2. Dermis (Alt Deri)
• Bağ dokudan yapılı. Tamamı canlı hücre. Yapısında, Kan damarları Sinirler Duyu reseptörleri Ter bezleri Yağ bezleri Bağ dokunun bütün diğer hücresel yapıları ve liflerini bulundurur.
•
Reseptörleri,Meisner cisimciği ve Merkel diskleri: Dokunma duyusu.
Paccini cisimciği: Basınç duyusu. Ruffini cisimciği: Sıcaklık duyusu Krause cisimciği: Soğuk duyusu
Ağrı duyusunu algılayan reseptörler.
Bağ dokunun elastik lifleri deriye elastikiyet. Kollajen ve ağsı lifler direnç kazandırır.
• Ter bezleri dudak hariç tüm vücut derisinde bulunur.(Alt deride yumak halindeki bu bezlerin kanalları üst deriye geçerek dış yüzeye açılır. Vücut sıcaklığının düzenlenmesi ve boşaltıma yardım eder.)
• Yağ bezleri salgılarını kılların çıktığı kanalcıklara verir, derinin yumuşak kalmasını sağlar. Salgısına sebum denir. Ayak içi ve avuç içinde bu bezler yok. Derinin geçirgenliğini ayarlar, bakteri ve mantar enfeksiyonlarından korur.
Kıllar, epidermis hücrelerinin farklılaşmasıyla oluşur. Üst derinin çökmesi ile oluşan kıl keselerinin kök kısımları dermişte yer alır. Kıl gövdeleri epidermisten dışarı çıkar. Kıl kökleri düz kaslar ve sinirlerle donatılmıştır. Sempatik sinirler düz kasları kasarak kılların dikleşmesini sağlar.
SİNDİRİM SİSTEMİ:
• Heterotrof canlılar ihtiyaç duydukları organik besinleri sentezleyemez, dışarıdan hazır olarak alır.
• Besinler genellikle büyük molekül olduğu için hücrelerde doğrudan kullanılamaz.
• Karbonhidrat, yağ ve protein gibi kompleks organik moleküllerin enzim ve su aracılığı ile monomerlerine ayrışarak hücre zarından geçebilecek hale gelmesine ‘‘ sindrim ‘‘ denir
• Sindirim besinleri parçalama şekillerine göre iki şekilde gerçekleşir. Mekanik (Fiziksel) Sindirim Kimyasal Sindirim
Mekanik (Fiziksel) Sindirim:
Besinlerin fiziksel olarak küçük parçalara ayrılmasıdır. örnek: Dişlerle parçalama, kas hareketleri, safra…
Mekanik sindirimde enzimler görev yapmaz. Kimyasal Sindirim:
Besinlerin su ve enzimler yardımıyla monomerlerine kadar ayrışmasıdır.
Sindirimin gerçekleştiği yere göre Hücre İçi Sindirim:
Endositoz (Fagositoz ve Pinositoz) ile hücreye alınan besinlerin sitoplazmada besin kofulu içerisinde lizozom tarafından sindirilmesidir.
Sindirim sonucu oluşan besin yapıtaşları (monomerler) sitoplazmaya geçer.
Sindirilemeyen artıklar kofulla ekzositoz olayı ile hücre dışına atılır.
Görülen canlı örnekleri:
Amip, öglena, paramesyum gibi tek hücreli bazı canlılarda Sünger, sölenterler gibi omurgasız hayvanlarda.
İnsanda akyuvar hücreleri ve bağ dokunun makrofaj hücrelerinde.
Hücre Dışı Sindirim:
Hücre dışına gönderilen enzimlerle besinin hücre dışında sindirilmesidir
Sindirilen besinler yapı taşları hücreler tarafından difüzyon ve aktif taşıma gibi yöntemlerle hücre içine alınır. Sindirilemeyen artıklar hücre dışında kalır.
Görülen canlı örnekleri:
Omurgalı hayvanların tamamı.
Omurgasız hayvanların çoğu. Böcekçil bitkiler Saprofit (çürükçül) bakteriler
Mantarlar
İNSANDA SİNDİRİM SİSTEMİ
Sindirim Kanalı Organları:
• Ağız,
• Yutak
• Yemek Borusu Mide,
• Bağırsaklar
• Anüs
Sindirime Yardımcı Organlar:
• Karaciğer
• Pankreas,
• Safra kesesi
• Tükürük bezi
Şifre: KaPaSiTe www.bilkem.com
SİNDİRİM SİSTEMİ ORGANLARI
1) AĞIZ
• Dil, diş ve tükürük bezlerinin yardımı ile sindirimin başladığı organdır.
• Nötr pH’a sahip.(pH= 6 – 8)
• Çiğneme ile fiziksel ve kimyasal sindirim gerçekleştirilir.
• Dişler fiziksel sindirimi, tükürük bezleri karbonhidratın kimyasal sindirimi gerçekleştirir.
• Çiğneme, uç beyinin kontrolünde başlayan daha sonra omurilik soğanı kontrolünde devam eden bir reflekstir.
• Kulak altı, dil altı ve çene altı olmak üzere üç çift tükürük bezi bulunur. Bu bez içinde mineral, mukus ve amilaz enzimi içeren tükürük sıvısı salgılar.
Dişlerin Yapısı Ve Görevleri Dışta kalan kısmı: Taç
Diş eti ile sarılı kısmı: Boyun Çene kemiğine gömülü kısmı: Kök
Dişin en dış tabakası: Mine Mine altındaki kemik doku: Dentin Sinirlerin bulunduğu kısmına: Pulpa
Sement. Kökün etrafını kaplayan kemiksi bir tabakadır, çok incedir.
İnsan Dişlerinin Gruplandırılması
2) YUTAK (FARİNKS)
• Ağız ile yemek borusu arasında kalan kısımdır.
• Dilin arka tarafında kaslı yapıda organdır.
• Hem soluk borusuna hem de yemek borusuna açılır.
• Besinlerin yemek borusuna iletilmesini ve lokmanın yutulması sırasında soluk borusuna geçmesini önler.
• Yutağın hemen altında kıkırdak yapılı gırtlak kapağı (epiglottis) bulunur.
3. YEMEK BORUSU (ÖZEFAGUS)
• Yutak ile mide arasında bulunur.
• Yaklaşık 25 cm uzunluğunda ve 2 cm çapındadır.
• Diyaframı delerek mideye bağlanır.
• Yemek borusunda mekanik ve kimyasal sindirim olmaz.
Sindirim Sisteminin Yapısı
Sindirim sistemi yemek borusundan anüse kadar benzer bir yapıya sahiptir. İçten dışa doğru üç ana tabakadan meydana gelmiştir.
İç Tabaka: Besinlerin kanal boyunca hareketini kolaylaştıran mukus salgılayan epitel dokudur. Ayrıca, sindirim sistemini kendi salgılarından korur. (Mukoza tabakası da denir.)
Orta Tabaka: Düz kaslar bulunur.(Yutağa bakan kısmında çizgili kaslar bulunur)
Dış Tabaka: Bağ dokusu vardır. Bağ dokusunun üstünde periton zarı vardır. Ancak periton yemek borusunda yoktur
4) MİDE
• Diyaframın hemen altında sol tarafta bulunan J şeklinde, 1,5 – 2 litre hacminde kese şeklinde organ. Hem endokrin hem de ekzokrin bez özelliğinde.
• Midenin yemek borusu ile bağlandığı yere kardia (mide ağzı), İnce bağırsak ile bağlandığı bölgeye pilor (mide kapısı) denir. Fiziksel ve kimyasal sindirim yapılır.
Fiziksel sindirim orta tabakadaki kaslar sayesinde gerçekleşir
Kimyasal sindirim iç tabakadaki hücreler tarafından üretilen mide öz suyu sayesinde gerçekleşir.
• Sadece proteinlerin kimyasal sindirimi yapılır.
• Midedeki tüm olayları vagus siniri ve mide tarafından salgılanan gastrin hormonu düzenler.
• Peristaltik hareketlerin mideye ulaşması durumunda kardia açılır. Daha sonra tekrar kapatılır böylece mide İçeriğinin yemek borusuna kaçması önlenir.
• Besinler mide hareketleri ve mide özsuyu sayesinde bulamaç haline dönüştürülür. Buna kimus denir. Besinler midede 2 ila 6 saat arasında kalır.
• Kimus, pilor kaslarının gevşemesiyle ince bağırsağa geçer.
• B12 vitaminin emilimi için gerekli olan kimyasalı üretir.
• Mide ve karın boşluğundaki organları kaplayan zara karın zarı (periton) denir.
Mide öz suyu içerisinde; Mukus:
HCl’yi bağlayıp aside karşı tampon görevi yaparak mide duvarının sindirilmesini önler. Pepsinojen:
(İnaktif) Aktifleştikten sonra proteinlerin kimyasal sindirimini başlatır. Proteinlerin küçük polipeptit parçalarına (pepton) dönüşmesini sağlar
HCl (Hidroklorik asit)
İnaktif durumdaki pepsinojeni aktif pepsine dönüştürür.
Pepsin enziminin çalışması için uygun pH ortamı oluşturur.
Besinlerle birlikte vücuda giren mikroorganizmaların öldürülmesini sağlar.
Pankreas ve bağırsak bezlerinin salgı yapmasını uyarır.
Besinlerin yapısındaki proteinlerin yapılarının bozulmasına neden olur ve böylece kimyasal sindirimi kolaylaştırır. Midenin kendi kendisini sindirmesini önleyen faktörler;
Renin (Lap): Sütteki kazein proteini çöktürmeye (peynirleştirmeye) dolayısıyla midede uzun zaman kalmasına ve sindiriminin kolaylaşmasına yardımcı olur.
Aksi halde kısa sürede bağırsağa geçen süt tam sindirilemediğinden ishale neden olur. Bebeklerde ve sütle beslenen çocuklarda bulunur. Yaş ilerledikçe azalarak salgısı durur.
Bilgi:
Mideden hidroklorik asit (HCI) salgılanmaz. Bazı bez hücreleri (parietal hücreler), hidrojen (H+) ve klor (Cl-) iyonlarını mide boşluğuna ayrı ayrı salgılar. Bu iyonların mide boşluğunda birleşmesiyle HCl oluşur. Dolaylı da olsa mide HCl oluşumuna neden olduğu için mideden HCl salgılanır şeklinde değerlendirilir.
Midenin kendi kendisini sindirmesini önleyen faktörler:
1.Mukoza tabakası hücrelerindeki yüksek rejenerasyon kapasitesi.(Hücreleri 3 günde bir yenilenir) 2. Üretilen yoğun mukus salgısı ile kaplı olması.
3. Pepsin enziminin inaktif olarak (pepsinojen) salgılanması.
4. Gastrin ve enterogastin hormonlarının düzenleyici etkisi. (Midenin boşuna salgı üretmesini engeller.) 4.HCl ve pepsinojeni farklı kanallarla mide boşluğuna ulaştırmak.
Midenin enzim salgılamasını uyaran faktörler:
1. Hormonal etki: Midenin yapısında bulunan bazı hücrelerden (G hücreleri) (gastrik bezlerden) salgılanan gastrin hormonu, kan ile taşınarak midenin salgı yapan hücrelerine etki ederek enzim üretimini uyarır.
2. Sinirsel etki: Besinlerin tadı ve kokusu beyinde ilgili merkezleri uyarır. Bu sayede besin mideye gelmeden salgı üretmeye başlar.
3. Mekanik (fiziksel) etki: Besinlerin mide duvarına teması, midenin salgı üretimini uyarır.
5) İNCE BAĞIRSAK
• Mide ile kalın bağırsak arasında yer alan uzun kıvrımlı (yaklaşık 6-7 m uzunluğunda) bir yapıdır. Hem endokrin hem ekzokrin bez özelliğindeki organdır.
• Tüm besin maddelerinin sindiriminin tamamlandığı ve sindirilen besinlerle diğer küçük moleküllerin emilerek kana geçtiği yerdir.
Üç kısımdan oluşur.
1)Duedonum (Onikiparmak bağırsağı) 2)Jejenum (Boş bağırsak)
3)İleum (Kıvrımlı bağırsak)
• İnce bağırsağın mideden sonra gelen ilk 25 cm’lik kısmına onikiparmak bağırsağı (duodenum) adı verilir.
Burası sindirimin ve emilimin en yoğun gerçekleştiği yerdir. Pankreas özsuyu ve safranın sindirim kanalına girişi burada gerçekleşir.
• Onikiparmak bağırsağından sonra gelen orta kısma boş bağırsak (jejenum),
• Boş bağırsaktan kalınbağırsağa kadar olan kısmına ise kıvrımlı bağırsak (ileum) adı verilir.
• İnce bağırsak, midede olduğu gibi içten dışa doğru mukoza tabakası, düz kaslar ve bağ dokudan oluşur. Bağ dokusunun üzerini periton örter.
• İnce bağırsağın iç yüzeyindeki mukoza tabakası, besinlerin emilimini artırmak için katlanarak bağırsak boşluğuna doğru villus (tümür) adı verilen kıvrımlar oluşturur. Villusları oluşturan epitel hücrelerinin yaptığı sitoplazmik uzantılara mikrovillus denir.
• Villus ve mikrovillüsler sayesinde bağırsak iç yüzeyi 550 m2 ‘lik bir alan oluşturur.
• Mide ve kalın bağırsakta mikrovillüs bulunur villus bulunmaz.
• Villus ve mikrovillusların sindirim ile ilişkisi yoktur. Bu yapıların görevi ince bağırsaktaki emilim yüzeyini artırmaktır.
Midedeki Besinlerin İnce Bağırsağa Geçişi:
İnce bağırsak içerisinde kasların hareketi sonucu oluşan bazik özellikteki besin karışımına kilus denir.
Kilusun bağırsak iç zarına temas etmesi duedonumdan kana enterogastrin, sekretin ve kolesistokinin hormonu salgılanmasını sağlar. (Şifre: K.E.S) Bu salgılar, mide, karaciğer, safra kesesi ve pankreası uyarır. Enterogastrin:
Kanla mideye taşınarak mide özsuyu salgısını ve mide faaliyetlerini yavaşlatır. Sekretin:
Karaciğer ve pankreası uyarır.
Pankreasın bazik özellikteki bikarbonat (HCO3-) iyonlarını bağırsağa boşaltmasını sağlar.
Karaciğeri safra üretmesi ve salgılaması için uyarır. Kolesistokinin (KSK):
Pankreas ve safra kesesini uyarır.
Pankreası uyarır sindirim enzimlerinin onikiparmak bağırsağına boşaltılmasını sağlar.
Safra kesesini uyarır safra salgısının safra kanalı aracılığı ile onikiparmak bağırsağına salgılanmasını sağlar. Safra salgısı ve pankreasın bikarbonat iyonları sayesinde mideden gelen asidik kimus nötrazlize edilir. İnce bağırsak pH’si 7-8 arasında bir değer olur.
Safra karaciğerden ve safra kesesinden koledok kanalına,
Pankreas enzimleri wirsung kanalı ile onikiparmak bağırsağına taşınır.
Bu iki kanalda bağırsağa girmeden önce vater kabarcığı ile birleşip onikiparmak bağırsağına açılır.
.
Enterokinaz, peptidaz (erepsin) Protein
Sükraz, maltaz, laktaz ve dekstrinaz Karbonhidrat Nükleaz DNA ve RNA Sindirimi yapan enzimler bulunur
6. KALIN BAĞIRSAK
Sindirim kanalının ince bağırsaktan sonra başlayıp anüs ile biten yaklaşık 1,5-2 m uzunluğundaki kısmıdır.
Üç önemli görevi vardır:
1. Su (H2O, sodyum (Na+), klor (Cl-) ve potasyum(K+) gibi elektrolitlerin kana emilimini tamamlamak, mukus salgılamak.
2. K ve B vitamini üreten faydalı bakteriler için yaşam ortamı oluşturmak ve bu vitaminlerin emilimini gerçekleştirmek, 3. Dışkının vücuttan atılıncaya kadar geçici olarak depolanmasını sağlamaktır.