• Sonuç bulunamadı

Edirne'de sivil mimarimiz

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Edirne'de sivil mimarimiz"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

illl=lllllllilllllilllllIlllllilllllillllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllimillllllIlimimNmmiHEIIII

|

T A R İ H Î

B A H t S L E R

‘ *(

IIIIEIIIIIIIIIIIIIIIimilllllMllllllllllllllllllllllllimilllllllllllllMIIIIIIIIIIIIIIIIIMIIIIIIIIIIIIIIIIIIIIlIlIllE1111

Edirnede sivil mimarimiz

Edirne büyük me

deniyet merkezle­

rimizden biridir.

Bursa devrinden

sonra, ikinci payi­ taht olan Edirnede

mimarinin ve bütün güzel sanat

kollarının ne kadar gelişmiş oldu­ ğu kolaylıkla görülür.

X V I ncı asırda bu güzel şehri

görmüş olan Avusturya elçisi Bus- beeg, onu şöyle tarif etmektedir: «Bu şehre, Hadrian adını almadan

evvel, Oresta denilirdi. Maritza

yahut Herbus nehri ile daha küçük Tunca ve Arda nehirlerinin birleş­

tikleri noktada kâindir. Edirne

şehrinin eski sûrlar içinde bulu­

nan parçası çok büyük değildir.

Fakat geniş varoşları vaTdır. Türk ler tarafından ilâve edilen bina­ lar şehrin büyüklüğünü çok artır­ mışlardır.»

Trakya topraklarına feyiz ve be­ reket getiren bu nehirlerin kav­ şağı üstünde kurulan Edirne şehri, asırlarca Türk medeniyetinin bütün inceliğini, güzelliğini temsil etmiş­ tir. Dinî şaheserlerin, büyük ker­ vansarayların, çeşmelerin, hanların süslediği bu müstesna şehirde bil­ hassa sivil mimarimiz çok gelişmiş, burada yapılan ve ismine Edirne- kâri denilen tahta işçiliği bu evle­

rin iç tezyinatında geniş ölçüde

kullanılmış, suyu ötedenberi çok

seven Türkler, Edirnedeki evlerine yaptırdıkları havuzlar, selseldiler- İe su medeniyetini en yüksek se­ viyesine çıkarmışlardır.

tstanbulun fethinden sonra da Osmanlı hükümdarları ve vezirle­ ri Edirneyi tamamen terk etme­ mişler ve zamanlarının bir kısmını bu güzel şehirde geçirmişlerdir.

Fakat Edirnenin en şa’şaalı devri X V II nci asır olmuş, bilhassa Avcı Sultan Mehmet, uzun saltanat yıl­ larının büyük bir kısmını bu şe­ hirde geçirmiş ve buradan sürek avlarına çıkmıştı.

X V II nci asırda Edirne sarayı ye­ ni ve güzel binalarla genişlemiş, şehirde vezirlere mahsus yeni sa­

raylar yaptırılmıştı. Bu devirde

Edirnede Eski Saray mukabilinde Musahip Paşa Sarayı bulunuyor­ du. Bu sarayın divanhanesi olma­ dığından Edirneli A li Ağaya divan­ hane yaptırılmıştı. Edirnede üç se-

refeli camiin arkasında Sokullu

Mehmet Paşanın Sarayı vardı.

X V II nci asırda bu saray Köprü- lüzade Mustafa Paşaya verilmişti. Sultaniye camiinin arkasında Def­ terdar Ahmet Paşanın, aynı cami yanında Veziriazam maktul Kara- mustafa Paşanın, Sarıcapaşa çarşı­ sında Veziriazam merhum Karaib- rahim Paşanın ve Şıkkıevvel Def­ terdarı Yusuf Efendinin konakları vardı. Veziriazam Karaibrahim Pa­ şa konağı sonradan Rikâbı Hüma­ yun Kaymakamı A li Paşanın mül­ kü olmuştu.

Karamustafa Paşanın sarayı E- dirne ayanından Sirke Emini Mus­ tafa Ağa tarafından yaptırılmıştı ve bu bina eskidenberi «Sirke E- mini Mustafa Ağa hanesi» demekle meşhurdu. Bu haneyi Karamusta­ fa Paşa satın aldıktan sonra «timi hendesesi fikir ve feraseti ile tabı mimarına ve tar ve icat ile mii- ceddeden bina ve ihdas eylediği» yeni bir saray vücude getirmişti. Halk arasında bu saray, mimari­ sinin güzelliği ile meşhurdu’ «Mü­ teaddit mülûkâne odaları ve karşı sofaları, benzersiz hamamları var­ dı. Divanhanelerinin kubbe tavan­ ları altın nakışlarla tezyin edilmiş ti. Emsali nadir olan şadırvan, sebil ve büyük bir havuz ile

süslenmis-Y A Z A N

Halûk Y . Şehsuvaroğlu

ti. Padişah, bu sarayın dillere des­ tan olan güzelliğini duymuş ve bir gün burayı gezmek istemişti. Fakat binada Iran Elçisi maiyeti ile otur­ duğundan görememiş, elçi ve mai­ yeti gittikten sonra temizlenen sa­ ray Padişah tarafından gezilip be­

ğenilmişti. Bu sarayın hamamla­

rından birini Karamustafa Paşa veresesi binadan ifraz edip Sulta­ niye sokağına yeni bir kapı açarak şehir hamamı olarak kiraya ver­ mişti.»

O devri görmüş müverrihlerimiz­ den birisi bu hamamı şöyle anlat­ maktadır: «Bu hamam, müzeyyen, ruşen ve lânazir olan hamamlardan olup camekânmda müteaddit rev- zenler ve münakkaş camlar ve al­ tın ile münakkaş camekânı ve ya­ nında şadırvanı, selsebili olup biri büyük, biri küçük iki halveti var­ dır. Dört kubbe ile areste beş kur­ nalı kısımlar mutedil şirin ve ru- şendir ve makbuli nâs olan bir ha­ mamdır.»

Bu devirde Edirne Bostancıbaşı- sı Receb Ağa Mamaktepe demek­

le meşhur olan mahalde naziri ol- mıyan bir kasır inşa ettirmişti. E- dirne’nin en yüksek yeri olan bu tepede yapılan Mamak köşUü ben­ zersiz bir güzellikte idi ve etrafı bağlarla bostanlarla çevrilmişti.

Yine bu devirde. Tunca kena - rında kasrı imadî denmekle meş - hur bir başka bina daha yapıl - misti.

Sultan İbrahim’in kızlan Gev-

herhan Sultan ile Beyhan Sultan İstanbul’dan Edirne’ye koçu ara - baları ile gelmişler ve Bıçıktepe - de Padişah tarafından karşılanmış lardı. Gevher Sultan, Veziriazam A li Paşanın, Sarıcapaşa çarşısın - daki sarayına inmiş, Muradiye Kii- çükpazarı kurbândaki Veziriazam

Makbul Sarı Süleyman Paşanın

sarayı da Beyhan Sultana tahsis edilmişti.

Veziriazam A li Paşanın sarayı,

kaymakamlara mahsus bir mesken haline sokulmuştu. Bu devirde E- dirne’nin meşhur binalarından bi­ ri de Şeyhülislâm Fevzullah Efen­

di konağı idi. Sarıcapaşa çarşısı

yakininde de Osman Paşazade

Mustafa Efendi konağı vardı, â MM releP rraeb

X V III inci asrın ilk yansında

Edirne’ye gelen, burada Türk me­ deniyeti ile yakından temasa ge­ çen bir seyyah da Ingiliz Sefiresi Ladv Montegü’dür. Ladv Montegü, Türk şehirlerine, muaşeretine, kı­ yafetlere. yemeklere hayran olmuş ve dostlarına yazdığı mektuplarda Türk medeniyetinin her cephesini

tafsilâtı ile anlatmıştır. Kendisi

Tunca kenannda bir evde otur­

muştu. Mektuplannda bu evi şöyle anlatmaktadır: «Nehir odamın pen cerelerinin altında akıyor. Bahçem yüksek servilerle örtülü. Üzerleri sabaktan akşamlara kadar birbir­

lerine bin türlü cilveler yapan

savısız güvercinlerle dolu. Bütün

Edirne toprağı bahçelerle siislii.

Nehir kenarlarına hep mevva ağaç lan dikilmiş. Altlarında her akşam kibar takımları eğleniyor. Böyle, suların zemzemesini dinliyen ufak ufak meclisler her tarafta görülü­ yor. Türkiyede bu zevk o kadar umumi ki bahçıvanlara kadar si­ rayet etmiş.»

t

i

Lady Montegü,

Edirne’de otur­

duğu bir saray­

dan ve bu müna­

sebetle Edirneş

deki sivil mimari­ den de sitayişle bahsetmektedir:

«Şimdi Padişaha mahsus bir sa­

rayda oturuyoruz. Tarzı mimarisi gayet zarif ve memlekete pek mu vafık. Filhakika burada evlerin dışını süslemek âdet değil, hemen hepsi tahta, itiraf ederim, bunun pek çok mazurları var, fakat bun dan dolayı milletin zevkine kaba­ hat bulmak lâzım gelmez.»

«Türkiyedeki evlerin hepsi, bü­ yük küçük, umumen iki kısımdan ibaret. Aralarında gayet dar bir geçitle ittisal peyda ediyor. Birin­

ci kısmın önünde geniş bir avlu,

onun etrafında üstü örtülü galeri­ ler var: bu galerilerin bütün oda­ lara ittisali var. Odalar alelûmum büyükçe, pencerleri iki sıra, cam­ ları renkli, iki kattan fazla ev ya­

pıldığı nadir. Her evin galerisi

var. Merdivenler geniş ve otuz ba­ samaktan fazla değil.»

«Odalar hep alçak, tavan ahşap, üzerine oyma veya boyama çiçek yapılmış, duvarlarda bir çok do­ laplar var. Bunlar bana bizimki­ lerden daha kullanışlı geliyor. Her iki pencere arasına ufak raflar ya­

pılmış, üzerine kokular veya çiçek sepetleri konuyor. Fakat harem tez yinatmdan en ziyade hoşuma gi­ den, oda ortasındaki mermer fıs­ kiyeler, bunlarda bir çok borular­ dan sular fışkırıyor, lâtif bir se­ rinlik hasıl ediyor.

Bir havuzdan öbürüne dökülür­ ken şırıltılar peyda ediyor. Bu fıs­ kiyelerden bazıları gayet zarif, Her evde bir hamam, alelade üzeri kur­ şunla örtülü, mermer döşeli, kur­ nalı ve çeşmeli, iki veya üç oda­

dan mürekkep, hulâsa bunlarda

soğuk ve sıcak hamamlara mahsus her türlü kolaylık var.»

Leydi Montegü, Edirnede misa­ fir olduğu bir evi de şöyle anlat­ maktadır:

«Biraz sonra da bir odaya, da - ha doğrusu, hepsi de kalkık, y a l­ dızlı kafeslerle muhat bir pavyo - na girdim. Yanındaki ağaçların lâ­ tif gölgeleri, burayı güneşin ışığın­ dan muhafaza ediyordu. Ağaçların gövdelerine sarılıp çıkan vâsemin- ler ve hanımelleri, tatlı bir koku saçıyordu. Bu letafetlere beyaz

mermerden bir fıskiye görmek

zevki de inzimam ediyor, suları

tatlı bir şırıltı ile üç dört havuza dökülüyordu. Tavana. yal^Tİı se­ petlerden tasmış, hemen düşecek gibi zannolunan her nevi çiçek re­ simleri yapılmıştı.»

F M . 1 , 1 v p - i v , < , r l n ışığında Edir­

ne’deki sivil mimarinin bazı ö r ­

nekleri bu şekilde görülebilmek- dir.

Gerileme devirlerimizde, Doksan üc ve Balkan Harblerinde Edirne- miz talihsizliklere uğramış ve bü­ yük bir medeniyet dağılıp bitmiş­ tir. Edirne medeniyetinin son ka­ lan eserlerini titizlikle muhafaza etmek ve bu şehrin kendine hâs bazı sanatlarının yeniden canlan - masına çalışmak, m illî vazifeleri - mizden biri olmalıdır.

CUMHURİYET

Nüshası 25 Kurus

Senelik 6 aylık 3 o i r il ip T ü r k iy e Lira Kr. 75.00 40.00 22.60

Taha Toros Arşivi

Haricî Lira Ki 150.00 80.00 44.00 0 0 1 6 4 0 6

Referanslar

Benzer Belgeler

Postoperative pain we re measured by 0 - 10 numeric rating scale and Pulmonary function were measured by spirometer and Shou lder function were measured by the American Shoulder

Namık Kemal merhum için her sene mezarım ağuşunda tu­ tan Bolayırda yapılan ihtifal bu sene de tekrar edildi, ve Meh­ met Emin Bey doğalı da alt­ mış

Büyük T gen bölgesinin araştırıldığı real-time PCR yönteminde pozitif JCV örneği ekran görüntüsü (530 kanalında).. Koyu yeşil çizgi negatif kontrolü, açık mavi

Merhume Azize Eldem ve murhum Ismil Hakkı Eldem'in oğlu, merhume Naciye Sultan ve merhum Kâmil Killigil'in damadı, merhume Galibe Okyar, mer­.. hum Vedat Eldem ve

Önümüzdeki yıllarda beyin dalgalarıyla iletişim dış dünyayla bağlantı kurmak için yeni bir yöntem olarak günlük hayatımızda yer alabilir.. Stanford

Ahmet SARI’ya ise (Gaziosmanpaşa Üniversitesi) “Kimya alanında, faz değişimi yoluyla enerji depolayabilen yeni ve üstün özelliklere sahip maddelerin üretimi ve

sol tarafta bir vadi içerisinde, Mağlo­ va Kemeri'nin hemen hemen bir eşi olan ve yandaki fotoğrafta gö­ rülen Güzelce Kemer ile karşılaşılır. Mağlo­ va

When patients started to be treated in first 14 days after the onset of symptoms are regarded, in patients receiving thrombolytic treatment (n=12), on the 10th day of treatment,