• Sonuç bulunamadı

Başlık: YAYINLAR ÜZERİNDEYazar(lar):Cilt: 6 Sayı: 3 Sayfa: 207-217 DOI: 10.1501/Dtcfder_0000000620 Yayın Tarihi: 1948 PDF

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: YAYINLAR ÜZERİNDEYazar(lar):Cilt: 6 Sayı: 3 Sayfa: 207-217 DOI: 10.1501/Dtcfder_0000000620 Yayın Tarihi: 1948 PDF"

Copied!
11
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

YAYINLAR ÜZERİNDE

W. Barthold, T ü r k l e r d e ve

Mo-g o l l a r d a d e f i n m e r a s i m i m e s e l e s i ­

ne dair» Rusçadan çeviren : Abdülkadir

İnan, Belleten, 1947, S. 515-539.

Oldukça eskimiş olmasına rağmen Barthold'un bu makalesinin, sayın Prof. Abdülkadir İnan'ın vukuflu tercüme ve lisanile dilimize çevrilmesile, azmısanmaz bir kazanç elde edilmiştir denebilir. Doğu tarihile uğraşanlar içinde O r t a a s y a tarihi­ ne en vakıf müverrih şüphesiz ki Bart-hold'ur. F a k a t Barthold gibi bir tarihçinin bile Çin kaynaklarına ait mevzuatta ne bü­ yük yanlışlıklara düşebileceğini bir kaç mi­ salle göstermek istiyoruz. Esas itibarile bu makale Cengiz devletine ait donnelere göre tanzim edilmiştir ve müellifin ihtisas sahası içindedir. Çin kaynaklarının en çok tercümesini ihtiva eden Rus neşriyatını elinde bulunduran Barthold gibi bir bilgi­ nin bile hataya düştüğünü gördükten sonra Chavannes, De Groot gibi iki tercümeye dayanarak İslâmdan önceki Türk tarihi hakkında söz söylemek salâhiyetini göste­ recek meslektaşlarımıza şaşmamak elden gelmez.

Mogollardaki güneş kültünü izah et­ mek için Kitan'lardan bir misal (s. 535): Y a n g kelimesini güneş olarak kabul edi­ yor ve buradan da güneş kültü olduğu neticesine varıyor. Halbuki bu Yang, gü­ neşten ziyade Çin dualismusunun bir uz­ vudur. Sıcaklık, aydınlık manalarına da gelir. Bu dua için bk. Sui - shu, 8 4 : s. 2538; Pei-shih, 9 6 : s. 3034 c. Esasen bu duanın ikinci kısmı da yaza ait ve Yang ile ilgilidir ( T'ung-chih, 200 ; Rolf Stein, Leao Tche, 41). Yani söylemek istediğimiz, Barthold'un bu duayı tezini ispat için kul-lanamıyacağıdır. Bu k a d a r basit bir şeyi bile etüdüne ithal eden Barthold'un gözün­ den aynı kavme ait ölü gömme âdetleri kaçmıştır. Chiu T'ang-shu bu hususta şöyle demektedir : «Onların adetlerince ölenlere mezar yapmazlar, At koşulmuş arabalarla

ölüyü büyük bir dağa götürürler. Ve bir ağaç üzerine bırakırlar. Matem elbisesi giyinmezler. Baba ve anneleri, çocuklar, ölünce akşam sabah yas t u t a r l a r . Çocuklar baba ve anneleri ölünce yas tutmazlar. Bundan başka diğer örf ve âdetlerine ait hususlar, T'u-chüeh'lerinkile aynıdır» (Chiu T'ang-shu, 199B : s. 3618b). Bu yazısında (s. 547) ölülerin ağaç üzerine konması hak­ kında etnografik bilginin bulunmasına rağ­ men, Çin kaynaklarında hiç bir kaydın rast-lıyamadığı kat'iyetle söylemektedir. Hal­ buki yukardaki vesika bunun aksini is­ pat eder. Esasen bu âdet Çin kaynakla­ rında çok zikredilmiştir. Meselâ Shih-wei'-lerde bunun güzel nümuneleri vardır (Pei-sih, 94 :3034 c-d). Prof. Eberhard bu hususu bir tasnife bile tabi t u t m u ş t u r ( Bk. Çinin Şimal komşuları, s. 64 ). Böyle bir ağaç mezarı için bk. Shirokogoroff, The Social organization of the Northern Tunguz, 14-15. Müellif, eskiden çadırların yüzünün güneye çevrili olduğundan şüpheye düş­ mektedir (s. 535). Bu mesele de De Groot da şaşırmıştı. Shih-chi, 110 daki metni « Shan-yü yüzünü kuzeye çeviriyordu» diye tercüme etmektedir. Prof. Eberhard gra­ mer bakımından bu tercümenin yanlış ol­ duğu kanaatindadır. Zira kuzeye yüzünü çevirenler maiyyetindekilerdir. Cümleler ve noktalama bunu açık olarak göstermektedir. Bu suretle çadırın kuzey kenarında oturan Shan-yü'nün maiyyet karşısında, sağ ve solunda sıralanıyorlar ve yüzlerini de ku­ zeye yani Şhan-yü'ye çeviriyorlardı. Bu su­ retle Shan-yü'nün sağı batı, solu ise doğu oluyor. Teşkilât da buna göre tanzim edili­ yordu. Yani bu tasnif Shan-yü'nün duru­ muna göre yapılmıştır. Maiyyete göre ol­ saydı, sırtlarını güneye çevirdiklerine göte doğunun sağ olması lâzımdı.

İnsanların kanını akıtmadan öldürme âdetini ölülerin diriler üzerinde hâkimiyet­ leri bulunduğunun delili olarak göstermek istiyor. Sonradan bunu Prof. F u a t Köprülü

(2)

208 BAHAEDDİN Ö G E L Tabu pirensibine dayanarak gayet geniş ve

gayet ileri bir metotla incelemiştir. Bütün noksanlara rağmen tarih litera-turumuzda önemli bir yeri olacak bu tercü­ mesinden dolayı sayın Prof. Abdülkadir İnan'a teşekkürü bir vecibe biliriz.

Dr. Bahaeddin Ö G E L

Egeran (Dr. Enver Necdet) : T e c t o n i q u e d e l a T u r q u i e e t r e l a t i -o n s e n t r e l e s u n i t e s t e c t -o n i q u e s e t l e s g î t e s m e t a l l i f e r e s d e l a

T u r q u i e . Nancy, 1947.

Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü­ nün Jeolojik Etüdier Gurup Müdürü Jeo­ log Dr. Necdet Egeran, «Türkiye Tektoni­ ği ve Tektonik birliklerle maden yatakları arasındaki münasebetler» adlı fransızca bir tez hazırlıyarak Nancy Üniversitesinde sınavını vermiş ve «Çok şerefli» derece ile fen doktoru ünvanını almıştı. Türkiye'yi 6 ana ve müteaddit tali tektonik birliklere ayıran bu eserin kazandığı muvaffakiyet, h a t t a Dünya ölçüsünde gördüğü takdir, dikkatlerimizin üzerinde toplanmasına ve­ sile oldu.

Yanılmıyorsam, memleketimizi tekto­ nik birliklere ayırmış bahsinde ilk ciddi teşebbüs Prof. Arni ile başlar. Prof. Arni, 1939 yılında « Güneydoğu Anadolu'da tektonik ana hatları» adlı eserini ya­ yınladı. Bu çalışmasında Arni, A r a b Bloku ile Karadeniz arasını, biraz önceki izahata da tebarüz ettirildiği gibi, 5 kuşağa a y ı r ı y o r . Hipotez mahiyetinde olan bu deneme, Jeologlar, bilhassa tektonikçiler arasında derin yankılar uyandırıyor. Doğu Anadolu'da mahalli travaylar yapılırken, etüd edilen böl­ genin mevzubahis kuşaklardan hangisine gireceği münakaşa bile ediliyordu, ö y l e ki, Arni'nin etüdü, en ziyade reaksiyon uyan­ dırması lâzım gelen Türk Jeologlarınca esaslı bir kritikten geçirilmeden, münaka­ şası yapılmadan kabul edilmiş görünüyor. Ve daima artan bir mikyasta rağbet buluyor. Bir yandan neşriyat âlemine sunulan dene­ menin son derece cazib o l u ş u ; diğer ta­ raftan tektonik ünitelerin genel batlarını en evvel tesis etmenin arzettiği ehemmi­ yet, yanılmıyorsam benzer vahdetleri Tür­

kiye'de ve komşu Doğu bölgelerde yarat­ ma bahsindeki gayretlere hız verdi. SE Anadolu'da ayrılan ünitelerin İran'daki seyrini araştıran Schroeder'in «Essai sur la structure de l'Iran» adlı eseri ile sayın Dr. Necdet Egeran'nın şimdi üzerinde dur­ duğumuz etüdü, bana, işte böyle bir sebe­ bin mahsulü görünüyor.

Batıdaki komşu topraklarının tekto­ nik kuşaklara taksim problemi, ora Jeo­ loglarınca epeyce zamandanberi halledil­ mişti. O halde geriye, Doğu ve Batının vahdetlerini, Avrupa ve Asya'nın Alp kıv­ rımları arasında irtibat kuran Anadolu üzerinde devam ettirme ve komşu bölge-dekilerle olan münasebet ve bağlarını hal­ letme işi kalmıştı.

Teslim edersiniz ki, herhangi bir mın-takayı farklı tektonik ünitelere ayırmak, öyle göründüğü gibi basit bir iş değildir. Hele stratigrafisi, tektoniği, paleoeoğraf-yası emniyetle bilinen kısımları önemli bir yekûn tutmıyan memleketimizde, bu mesele tabiatiyle daha da zordur. Bu kadrodan bakılınca, "Türkiye tektoniği ve tektonik birliklerle maden yatakları arasındaki mü­ nasebetler» de sarfedilen gayretlerin, tak­ dire değer olduğu tebarüz edecektir.

Sistemli bir Jeolojik lövenin bulun­ mayışı yüzünden, Anadolu tektoniği hak­ kında neşriyat sahasına çıkmış olan eser­ lerin kesin sonuçlara varamamaları hususu münakaşa edilmiyecek kadar doğrudur. Vakıa, M. T. A. Enstitüsünce yapılıp, son zamanlarda neşredilen jeolojik harta, mem­ leketimizdeki tektonik ünitelerin ayrılışına şimdilik, bir esas teşkil etmektedir ; fakat bu iş için lüzumlu teferruatın hepsini aca­ ba ihtiva ediyor mu? Bir kere deneyelim ve faraza, Antalya ile Ege denizi arasının, Samsun'un Doğusunda uzanıp giden sahil dağlarının renk yeknesaklığına bakalım. Anadolu'nun, şiddetli zemin hareketlerine maruz kalan, dolayısiyle mozaik görünü­ şünde olması beklenen bu kısımlarında, adeta yeniden az oynatılmış, hafif dalgalı tabaka eserleri mevzubahistir. Haritaya ilk bakışta dikkati çeken bu husus, tabaka mostralarının bazı yerlerde takribi olduğu­ nu zannettirmektedir. Tıpkı bir çok serile­ re atfolunan takribi yaş g i b i : «yaşı belli olmıyan muhtelif Mezozoik», «umumiyetle

(3)

YAYINLAR ÜZERİNDE 209 Paleozoik» v. s. Tarihleri iyi bilinen bazı

katların, nasıl bir vasatta depo edildikle­ rini ve hangi fasiyeste olduklarını çıkara-mıyoruz. Bizce bu harta, tektonik ünitele­ ri ayırma bahsinde, her yer için, tam ma-nasiyle kabili istifade değildir. Esasen, son senelerde epeyce fazlalaşmasına rağmen, elde mevcut etüdler de, çok emin ve çok teferruatlı vahdetlerin tefrikine müsait de­ ğildir. Düşününüz ki müşkülpesent tekto-nikçiler, üniteleri ayırırken, o yerin geçir­ diği jeolojik tekâmülü teferruatiyle birlik­ t e , a d e t a coğrafi çerçevesinde yaşamak is­ tiyor. Yani detay Paleontoloji, detay Tek­ tonik ve Stratigrafi istiyor. Bizi şimdiden sevindiren cihet, elde mevcut Jeolojik Hari­ tayı Türk ilim mensublarına vermekle son derece büyük hizmet gören M. T. A. Ens­ titüsü çalışmalarının, yakın gelecekte, Ba­ tı memleketlerinde yapılmakta olan emin tektonik sentezlere, memleketimizde de başlanabileceği ümit ve şevkini vermesidir.

Sayın Dr. Necdet Egeran «Tektonik Üniteler» bahsinde (S. 8-9), Arni'nin tas­ nifine «Ara Kuşak» diye bir ünite ekledik­ ten ve tali bazı kısımlar ayırdıktan sonra, Türkiye Paleocoğrafyasının tekâmülünü ele alıyor ve yanılmıyorsam tektonik üni­ telere ayırma işinin temel taşını koymuş oluyor. Zira, jeolojik olayları mekân ve zaman dahilinde mütalea etmek, tekâmü­ lün bize intikal eden safhası olan bugünkü durumu kolaylıkla tahlile imkân verir. Fa­ kat maatteessüf, Türkiye Raleocoğrafyası-nı açıklamakla bahsinde bilgilerimiz kıt. Jeolojik devirlere ait tablolar, menşeden bize yaklaştıkça tedrici bir vuzuh kazan­ makla beraber, zihinlerde beliren ana hat­ ları öğrenme hırsını tatmin edemiyorlar. Bunu, Anadolu'nun jeolojik devirlerde ma­ ruz kalmış olduğu binlerce hadisenin, 16 sayfaya sığdırılmasından da anlamakta­ yız. Bununla beraber, ilmin kendine has olan karakteri, vakıaların basit tasvir ve ve izahiyle iktifa edemez.

Paleocoğrafya bahsinde, jeolojik kat­ lardan biri kapanırken diğer devrin trans-gresyonu yavaş yavaş ilerliyor. Denizin ba-zan çok sakin, baba-zan dalgalı ve kabaran suları, bir zamanlar çarparak sonu gelmez

iniltiler çıkardığı eski sahillerini hayli geri­ lerde bırakıyor, yani deniz istilâsı başlıyor, onu tarihinin her hangi bir anında çekilmeler takip ediyor ve denizle örtülü yerler k a r a y a înkılâb e d i y o r , fakat biz, bu transgresyon­ ların nereden geldiğini, azamî hudutlarına ne zaman vardıklarını ve hangi sahaları örttüklerini, her zaman, kolay kolay, dü­ şünce alemimizde canlandıramıyoruz. Sözü geçen transgresyonu yapan denizin, sınır­ larını tesise yarayan sahil fasiyeslerinin dağılışıdı ; tektonik kuşakların tefriki için esaslı önemi haiz olan fasiyeslerin taksim tarzını, hakikî veçhesiyle öğrenelim istiyo­ ruz. Gerçek Paleocoğrafık etüd, her devre ait muhtelif fasiyeslerin tevzi tarzını tetkik etmeden ; rüsupları Paleontolojik birliklere ayırmadan ; her devirde yeryüzünün vazıh ve kat'î tasvirini yapmadan, avarızı gözden geçirip iklimini istidlal etmeden nasıl tam ve hakikaten izah edici olur. Bu a r d a şunu da düşünmekteyiz ki, Türkiye'deki Alp Jeo-senklinalinin teşekkül tarihi, her devirde maruz kaldığı değişiklikler, paleocoğrafya bölümünde tetkik edilseydi; realitenin mü­ şahedesini hareket noktası ittihaz eden Jeolog'a vahdetleri, belki jeosenklinal tari­ hinin başlangıç safhasında tefrik ve paleo­ coğrafya kısmına, canlı bir çerçeve hazır­ lama imkân ve fırsatını vermiş oluyordu. Şimdi eserin mihverini teşkil eden kısmını, yani ayrılan tektonik kuşakların stratigrafık ve tektonik karakterlerini ele alalım ve işe Arap Blokunu tetkikle başlı-yalım : Bildiğiniz gibi A r a p Blokunun vasfı : Kretase, Eosen, bazan Oligosen antiklinal-leriyle inkitaa uğrayan geniş bir Mio-Pli-ostn örtü ; flişin yokluğu ; Suriye çöküntü­ sünün mevcudiyetidir.

Mio-Pliosen örtünün, sadece Sariye çıkıntısına has bir vasıf olmadığını zannet­ mek istiyoruz. Çünkü bu devre ait tabaka­ lar, A r a p Blokunda olduğu kadar kenar İltivaların hudutları dahilinde geniş alan­ ları örtmektedir. H a t t a öyle ki, sayın mü-elifin Gaziantep bölgesinde yaptığı etüdler, deniz Miosenin A r a p Blokundakilerle ayni fasiyeste geliştiği hususunu aydınlatıyor.

A r a b Blokunun bir ikinci hususiyeti olarak zikredilen «flişin yokluğu», kenar

(4)

210 TALİP YÜCEL İltivalar için de muteberdir. Mamafih, Je­

olojik haritada tersimi mümkün olmayan veya haritanın neşrinden sonra yapılmış etüdler, kenar İhtivalar Kuşağında flişin mevcudiyetini haber vermiş olabilir. Onun içindir ki, bu neticeyi, jeolojik haritadan çıkardığımızı tasrih etmeğe mecburuz.

Afrika'dan başlayıp Maraş'ta sona erer görünen ve geçtiği bölgelerin morfo­ lojisine inkâr ve ihmal edilmez bir hususi­ yet veren Ghor (Gavr) Çukurunun önemini azımsamak saflık o l u r ; ancak denebilir ki, onun temyiz rolü, Suriye-Arabistan Plat­ formunun sadece batı kenarına inhisar eder. Dolayısiyle Arab Bloku ile kenar İltivala-rm ayrılışında talî değere sahiptir. Ghor çöküntüsünün, Ege-İranid'ler dahilinde hayli sokulduğu ; kenar Iltivalar Kuşağına daha bir Batı hudut tersiminde, bu çukuru temel ittihaz etme fikri baskın gelince, kenar Iltivaları da keseceğini tebarüz ettirmek faydadan hali değildir.

Şimdi saydığımız hususlar kabul edi­ lirse, A r a b Bloku ile kenar İltiva Kuşağı arasındaki sınırın, hangi esaslara göre ve nasıl çevirildiği suali cevapsız kalır. Bu kabilden hususlar, tektonik vahdetlerin ay­ rılışına yarayacaksa, Arab Blokunun daha bazı vasıflarını sayabiliriz. Yeşil kültelerin bulunmayışı ve stratigrafi ile morfoloji ayni olayın iki ayrı görünüşü olduğuna göre, Ghor Çöküntüsü Doğusunda kalan Kuzey Suriyenin NE'e doğru eğimli, geniş ondülasyonlart havi tabüler bünyesi bunlar arasındadır. Fakat şu hatların ilavesi ile dahi, A r a b Bloku, kenar İltivaların deva­ mı görüyoruz.

Mio-pliosen örtü altında çok sakın, çok kararlı görünen Suriye Çıkıntısının paleocoğrafik tekâmülü ele alınarak, ekseri su satıhları üstünde kalabildiğini ; Türki­ ye'deki avarizin mukadderatıyla adeta alay eden çok eski bir masif olduğunu açıkla­ madan, onu ayrı bir tektonik ünite olarak kabul etmeye bilmem imkân varmıdır ?

Anadolu-İran kenar İltivaları, Permo-karbonifer den Mio-Pliosen'e giden bir kupla ifade ediliyor. İkisi arasında, Trias'tan Alt Kretase'ye kadar varan kalker, marn ve şistler; Rudist'li Ü s t Kretase; Midyat Kal­ kerleri sıralanır. Arab Blokuna doğru itil­ miş ekay ve iltiva paketleri ve

Preoligo-sen hareketlerin yokluğuna mukabil Pleis­ tosen hareketler, onun tektonik şahsiyetidir.

Yukardaki kupun, A n a d o l u - Iran ke­ nar iltivalarının neresinden çıkarıldığını bilmiyoruz. Malûm olsa dahi, mevzubahis ünitenin stratigrafik bütün vasıflarını gös­ teren ve yine o ünitenin her yer için mu­ teber bir maktam mevcudiyeti bana çok şüpheli görünüyor. Zira denizler, her za­ man, bizim hudut çizmek istediğimiz tek­ tonik üniteler boyunca uzanmazlar. Fasi-vesler, umumiyetle yakın mesafeler dahi­ linde değişir ve ondan dolayıdır ki, aynı kupu, ünitenin her tarafında elde etmeye imkân yoktur. Mesela Anadolu-İran kenar iltivaları için verilen maktaa tamamen uyan ; fakat yine bu üniteden alınıpta faraza üst kretase'yi ihtiva etmiyen bir başka kup, ayrı bir tektonik kuşaktan mı sayılacak ? Hülâsa, istikrarsız bir durum karşısındayız. Bu neviden kupların, ma­ halli değere sahip olacaklarını bilmek, zannedersem, mesele üstündeki sis perde­ sini kaldırmağa yeter.

Aynı şeylerin Ege-İranid'ler hakkında da söylenebilmesi, bizi tekrarlardan kur­ tarıyor. Sayın müellif, Ege-İranid'ler için, zihinlerde tutulması güç bir hayli vasıf zikrediyor : Okuyucu, ileri sürülen cihet­ lerden hangisini esas telâkki edeceğini veya ortaya konmak istenen bariz hususi­ yetin ne olduğunu seçmekte çok mütered­ dittir. Bu hal, ünitenin çok aşikâr bir şah­ siyete sahip olmadığını ima etmektedir.

Ege-İranid'lerin mütaleasında dikkati çeken hususlardan bir diğeri de, hudutla­ rın geçirilişinde hangi esasları istinat edil­ diğinin anlaşılmasındaki müşkülattır. Hak­ kâri ile Siirt arasında, Ege-İranid'lerin Güney nihayeti, kısmen Midyat serisinin Kuzey kenarına ve Siirt'teki anormal kon-takt hattına dayanıyor. Bu, kabul edile­ bilir bir vakıa olmakla beraber, meselâ, Agrıdağ ve Van ekayları arasında belli olmıyan bir noktadan başlayıp, ünitenin Batı devamına yakın mesafeye k a d a r olan sahada Kuzey hududun geçiriliş sebepleri anlaşılmıyor. Ve nihayet Diyarbakır, Adı­ yaman, Gaziantep Miosen depresyonlarının kuzeyini takibeden hudut bölümünün, geçi­ rilişini zaruri kılan amiller üzerinde durul­ muyor. Bunun üzerine, haklı olarak,

(5)

Ege-YAYINLAR ÜZERİNDE 211 Iranid'lere çizilen çerçevenin takribi olduğu

hususuna inanma temayülünü, içimizde hissediyoruz. Hakikat şu merkezdedir ki tabiat, sırf bu derece muntazam tektonik kuşaklar yaratmak için, enerjisini teksif etmiş değildir, istikbaldeki araştırmalar, tektonik kuşakların pek çok bölgelerde yekdiğerlerine paralel olmadıklarını, bir­ birleri içerisine sokulabileceklerini veya birinin diğerini kesebileceğini ortaya koyabilir.

Biz, hudutların geçirilişi bahsinde ken­ dimizde selâhiyet göremiyoruz ; fakat bir an için Suriyeli olan Çöküntü hendeğini, A r a b Bloku, kenar İltivalar ve Eğe-İranid-lerin müşterek sınırı olarak ele alsak di­ yoruz ; o zaman Ghor Çukurunun, Hatay-Maraş arasında kalan kısmının, Arab Blo­ ku ile Ege-İranid'lerden hangisine girmesi lâzım geleceği yolunda halli epey zor bir meseleden kurtulacağımızı zannediyoruz. Gaziantep'le H a t a y arasında, fasiyes fark­ larına dayandığı söylenen Ege-Iranid'lerin, A r a b Bloku ile olan faslı müşterekini ve kenar İltivaların batısını mantiki ve iyi bir sebebe bağlıyacağımızı düşünüyoruz. Bütün bunlar, Ege-İranid'lerin, A r a b Bloku ile Antalya civarında kuzeye doğru itili­ şinin, ünitenin merkezi kısmına, büyük bir kavis tersim ettirdiğini söyleyen müellifin izahtaki vukuf ve ustalığını takdir etme­ mize mani değildir.

Hülâsa, kendini hissettiren bir hudut problemi karşısındayız. Daha ileri giderek ünitelere ayırma işindeki muvaffakiyet, hudut probleminin halline bağlıdır dene­ bilir.

Mutavassıt İltivalardaki bünye ve is­ tikametin, Ara Kuşağı vasıflandırmaktaki değeri ne olursa olsun, kristalen masifleri, Olıgosen-Miosen örtüsüyle Ara Kuşak, bir ünite olarak tetkik edilmeye lâyıktır. E-teklerinde kıyı fasiyesli nummulitiki havi, renk armonisi bakımından Kırşehir ve Men­ deres masiflerini andıran ıstırancaları, Ara Kuşaktan saymak doğru olur.

Mücavir vahdetlerin W-E doğrultusuna aykırı seyreden kısımların, Ara Kuşaktan sayıldığına dair kayıtlar, her zaman doğru değildir Öyle olsaydı, W-E yönünden ay­ rılıp İç Anadolu'ya doğru ilerleyen Ankara Yelpazesinin, Anatolid'lerden sayılmaması

icabedecekti. Keza Eskişehr'in kuzeyinde, E-W doğrultulu kıvrımların Anatoli'dere ; Sultan Dağlarının Torid'lere sokulması lâzımdı. Hem de bunlar, stratigrafi nok-tayi nazarından, mücavir ünitelere çok ben­ zemektedir.

Bunun gibi, Ara Kuşakta Alp İltiva-larından müteessir olmamış geniş sahaların bulunduğu yolunda (s. 35) müellifin verdiği hüküm de doğru olamaz. Vakıaları ele ala­ lım : Anadolu'da tatlısu ve deniz Neojeni-nin ayni seviyede depo edilmiş oldukları malûmdur. Binaeleyh, Neojen'de deniz se­ viyesinde olan İç Anadolu, o tarihten beri vasati 1000 M. yükselmiş demektir. Yük­ selme bir hareket ifade eder ve kıvrım olayının bir safhasını teşkil eder. Bu ha­ reket, Neojen tabakalarını yükselttiğine göre, ancak alpin hareketlerin eseridir.

İlim, sadece müşahhas realitelerle uğraşmadığına göre, Ara Kuşağın Alp ha-raketleri esnasında yan basınçlara maruz kaldığını zannettirecek önemli bir işaretin mevcudiyetini açıklamak istiyorum. Kırşe­ hir masifinin çok orijinal olan şekli üzerin­ de duracağım. Ay şeklinde olan bu masif; adeta SE'ten gelen bir basınçla, SW'ten gelen diğer bir basıncın eseri gibi gözük­ mektedir. Bütün tektonikçilerin olduğu gibi, Enstitümüz Fiziki Coğrafya Profesörü Dr. W. Mac. Callien'nin A r a b Blokuna vermek istediği N,.NW'e doğru olan hareketle An­ talya Körfezi-civarının'maruz kaldığı NE'e doğru itilişinin akisleri, Kırşehir masifine, bu mukavves şekli vermiş olabilir, masif­ teki mermerler, çok mültevidir. Eski bir mukavemet merkezi olan Kırşehir Masifi­ nin, avarızının azlığına rağmen şiddetli erozyonlar karşısında, ekseri su üstünde tutunabilmesi, devamlı tektonik basınçlara maruz kalması sayesinde mümkün olmuş­ t u r . Halen Alp basınç merkezlerinin itiş istikametlerini aksettirmektedir ve bu se­ bepten alpin hareketlerden müteessir ol­ ması muhtemeldir.

Zooloji ve Botanikte sistematik; Ta-rihde kronoloji neyse , Jeoloji'de stra­ tigrafi odur. Bu itibarladır ki, jeolo­ jinin bu iki ayrı kolunu birlikte tetkik etmede fayda vardır. Zaten sayın müellif de böyle hareket etmiştir; ancak biz, stra-tigrafik ve tektonik vakıalardan bir

(6)

kısmı-212 TALİP YÜCEL

nı komşu veya yekdiğerinden ayrı ünite­ lerde müşahade ediyoruz. Meselâ Anato-lid'lerin bir vasfı olan Paleozoik'in geniş yerleri örtmesi, Ara Kuşak için de varittir. Fliş, radyolarit, serpantin v. s. kompleksi. Ara Kuşakta geniş intişar gösterir. Alt Kretase'ye mukabil, Üst Kretase'nin mün­ teşir oluşu, Pontid'ler için de söylenebilir. Halbuki biz, öyle tektonik vahdetler bek­ liyoruz ki, her ünitenin kendine h a s (yal­ nızca kendine has) stratigrafik ve tektonik vasıfları bulunsun. Komşu kuşakta taba­ kalar dalgalıysa, bunda şaryajlı; şaryaj is­ tikameti onda Güneye ise, Bunda Kuzeye; onda şöyleyse bunda böyle olsun. Hakikat o merkezdedir di, bu cins tefrikler, detay etüdleri yapılmış bazı bölgelere inhisar ediyor. Geniş alanlar, koyu bir sis örtüsü altında vuzuhtan uzaklaşıyor.

Üzerinde durduğumuz etütde iki şey tebarüz e d e r : Biri, Arni taraf ından yapılıp müellifin kısmen değiştirdiği tektonik tas­ nifi tekemmül ettirme fikir ve azmi. Di­ ğeri sahip olduğumuz bilgilerin, Türkiye'yi

mükemmel tektonik üniteleri ayırma bah­ sindeki yetersizliği. Denebilir ki, eserde bu iki ana fikir daima mücadele halindedir. Tektonik üniteleri tesis uğrunda Dr. Necdet Egeran, malik olduğumuz bilgi az­ lığı, ilim adamına yaraşır sade ve açık ifade, ilmi metod ve büyük Jeologlara has ustaca izahlariyle sabırlı bir çalışmanın en güzel örneklerinden birini vermiş olu­ yor. Argand, Staub v. s. nasıl ünlü sen­ tezlerini, yüzlerce arazi Jeologunun çalış­ masına istinat ettirmiş, müşahade edilen vakıaları ve bu vakıalar ardında gizli ka­ lan rabıtaları tesis e t m i ş s e ; Dr. Necdet Egeran'da aynı şeyi, Türkiye de yapabile­ cek mevki ve kudrettedir.

«Türkiye tektoniği ve tektonik birlik­ lerle maden yatakları arasındaki bağlar», güzel memleketimizin tektoniği - stratigra­ fisi ve maden yataklariyle uğraşacaklara önemli bilgiler sağlıyan son derece kıy­ metli bir etüddür.

(7)

HABERLER

Prof. E. Ziya Karal

Ankara Üniversitesi

Rektörlüğüne seçildi

Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz

Kansu'nun istifası üzerine açılan

Ankara Üniversitesi Rektörlüğüne,

30 Nisan 1948 günü yapılan seçim­

de, D. T. C. Fakültesi eski Dekanı

Prof. E. Ziya Karal seçilmiştir.

Üniversitemizin yeni rektörünü

kutlar, başarılar dileriz.

Yeni Profesörlerimiz

Fransız Dili ve Edebiyatı do­

çenti Bedrettin Tuncel, İngiliz Dili

ve Edebiyatı doçenti İrfan

Şa-hinbaş ve Felsefe doçenti Ne­

cati Akder profesörlüğü seçil­

mişler ve bu seçim, 9 Mayıs

1948 de yüksek tasdike iktiran

etmiştir.

Yeni doktorlarımız

Adı ve soy adı Doktora konusu Doktor olduğu ta.

Jüri

Ayşe Önsay

"Pierre Loti ve

Türkiye,,

12/IV/1948

Vecihe Kılıçoğlu "Türkçede Futurum,, 28/V/1948

Doğu Anadolu Araştırma

İstasyonu Güneydoğu illeri

fotoğraf sergisi

Fakültemize bağlı "Doğu Ana­

dolu Araştırma İstasyonu,, ilk fo­

toğraf sergisini 30 Nisan 1948

Cuma günü açmıştır. Binamızın

holünde tertip edilmiş olan bu ser­

ginin açılış töreninde Ankara

Va-Ord. Prof. G. Roh

de

Prof. G.

Bon-neau

Prof. N. H. Onan

Doç. İ. Şahinbaş

Uzman İda

Ma-ier

Prof. N. H. Onan

Prof. Halasi Kun

Ord.Prof. Rohde

Prof. N. Lugal

Doç. S. Çağatay

lisi Avni Doğan'la milletvekilleri,

profesörler, öğrenciler ve seçkin

bir davetli topluluğu hazır bulun­

muştur. Ayni gün Üniversitemiz

rektörlüğüne seçilmiş bulunan Prof.

Enver Ziya Karal'ın serginin ma­

hiyetini belirten sözlerinden sonra

Araştırma İstasyonunun Müdürü

Prof. Cemal Arif Alagöz suretini

(8)

214 HABERLER

aşağıda verdiğimiz konuşmayı yap­

mıştır. Bu konuşmayı müteakip

Vali Avni Doğan çok yakından

tanıdığı Doğu'nun türlü yönden

önemini ve yurt ölçüsündeki de­

ğerini anlatmış ve sergi Rektör ta­

rafından açılmıştır. Sergi 30 Nisan­

dan 9 Mayısa kadar ziyaretçilere

açık bulundurulmuştur.

Prof. Cemal Arif Alagöz'ün

konuşması

Şu anda varlığını Atatürk'e

borçlu olduğumuz bir müessesenin

içinde bulunuyoruz. Türk milletine

eşsiz hizmetler ifa etmiş olan bu

dâhi insan, gelişmesi için milletimize

en doğru yolu gösterirken bu ge­

lişmenin ilme dayanması gerektiği­

ni Fakültemizin yüksek cephesine

kazılmış olan kat'î ifadesiyle de

bildirmiş idi. Millî davalarda çelik­

ten bir iradeye sahip olan Atatürk'­

ün kanaati Fakültemizin, daha

sonra Üniversitemizin varlığında

güzel bir eser halinde

müşahhas-laştı. Başka memleketlerde kullanı­

lan " Felsefe Fakültesi „, yahut

"Edebiyat Fakültesi,," gibi isimler

yerine bu müesseseye alışılmamış

bir ad "Dil ve Tarih-Coğrafya Fa­

kültesi,, adını vermişti. O, böyle

yapmakla âdeta eserinin progra­

mına da işaret etmiş oluyordu.

Atatürk Türk Dilinin, Türk Tari­

hinin, Türk Yurdunun bizim gözü­

müzle ve modern metodlarla ince­

lenmesi lüzumunu duymuştu. Fakül­

tesinin kadrosuna bu bilimler esas

olmak üzere yardımcı ve ilgili di­

ğer bilim dalları da aldı. Böylece

müessesemiz belli hedeflere doğru

yöneltilmiş orijinal bir bilim mer­

kezi hüviyetini kazanmış oluyordu.

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakül­

tesi, adının da belirttiği çalışma

programını geliştirmektedir. Arke­

oloji bakımından yurdumuzun en

zengin köşelerinden biri olan Batı

Anadolunun incelenmesi için İzmir'­

de bir merkez (istasyon) kurmuş,

Doğuda da bir "Doğu Anadolu

Araştırma İstasyonu,, vücuda ge­

tirmiştir.

Doğu Anadolu'nun millî haya­

tımızdaki yerini onu yakından ta­

nımak fırsatını bulanlar pek iyi

bildikleri gibi, bütün Türk milleti

de sağ duyusuyle mükemmel tak­

dir etmektedir. Ulaşım ve taşıt

güçlükleri yüzünden şimdiye kadar

yurdun diğer parçalariyle münase­

betleri çok eksik kalmış olan Do­

ğunun bir ilim konusu olarak ele

alınmasının Fakültemizin varlık se­

bebine de pek uygun düştüğü açık

bir hakikattir. Doğu Anadolu Araş­

tırma Merkezi'miz bu güzel ve kıy­

metli yurt köşesinin "coğrafyasını,

tarihini, antropoloji ve etnolojisini,

folklorunu ve türlü özelliklerini ele

almak, Üniversitemizin türlü bilim

alanlarını ilgilendiren konulan ile

meşgul olmak, kitaplık, arşiv kur­

mak, sergiler açmak, çalışmalarının

sonuçlarını türlü şekillerde milleti­

mizin ve geniş ilim âleminin fayda­

sına sunmak,, amacıyle harekete

geçmiştir. Neticede bu bilim yuvası

memleket ölçüsünde bir çalışma

olan Doğunun kalkınması işine Fa­

kültemizin mütevazi emeğini

kata-bilirse bahtiyar olacaktır.

Araştırma İstasyonu faaliyete

başlarken ilk olarak Birinci

Genel-Müfettiş, Ankara'mızın bugünkü

sayın ve değerli valisi Avni

Do-ğan'ın lûtufkâr bir yardımını

(9)

kay-HABERLER

215

detti. Sayın Avni Doğan gönder­

diği bir yazıda kültür

müşavirliğin-ce hazırlanmış dil inmüşavirliğin-celemeleri mal­

zemesiyle bir fotoğraf arşivinin bi­

ze devredileceğini bildiriyor ve

bu münasebetle şu heyecan verici

ifadeyi kullanıyordu: "Birinci Ge­

nel Müfettişliğin Doğu illerimizdeki

tarihî vazifesi nihayet bulmak üze­

redir; bu vazifenin yurdumuz için

çok önemli olan konuları ise Üni­

versite gibi büyük ilim müessese­

lerimize incelemeye değer geniş

imkânlar arzetmektedir,,. Gerçekten

Doğunun zengin tabiatı, soylu hal­

kının asırlar boyunca muhafaza et­

tiği ve türlü savaş ve istilâların

yıpratamadığı medenî varlığı, des­

tanları, raksları, toprak altında

gizli kalmış tabiî hazineleri memle­

ket ilim ve ekonomisi için baha

biçilmez varlıklardır. Doğunun mem­

leket mukadderatındaki hayatî öne­

mini ayrıca söylemeye bile lüzum

yoktur.

Birinci Genel Müfettişliğin he­

diyesi olan ve eski Kültür Müşaviri,

bugün Beden Terbiyesi Genel Mü­

dür Muavini - Muvaffak Uyanık'ın

himmetiyle meydana getirilmiş bu­

lunan fotoğraf arşivinden faydalan­

mak suretiyle bir sergi hazırlandı.

Serginin amacı Doğu illerimizi

tanımak için ilk adımı atmaktır.

Çalışkan ve sanatkâr arkadaşları­

mız Muvaffak Uyanık ve Şinasi

Ba-rutçu'nun eserlerinden seçilmiş 234

tabloda biraz sonra Van, Hakkâri,

Siirt, Bitlis, Muş, Diyarbakır, Mar­

din ve Urfa'nın muhteşem dağları­

nı, coşkun ırmaklarını, tarihî kale­

lerini, anıtlarının zarif sütunlarını,

şirin camilerini, şehirlerinin gölgeli

sokaklarını, temiz yürekli, vefakâr,

sağlam yapılı insanlarını duyarak

düşünerek gözden geçireceğiz. Bu,

Doğuya gitmemiş olanlarımız için

ilk tanışmadır ve -müsaadenizle- bir

davettir.

Doğu Anadolu'muzun bir par­

çasını göz önünde canlandıran bu

güzel sergi hakkındaki sözlerimizi

bitirmeden önce bir "Doğu Anado­

lu Araştırma İstasyonu,, fikrini ilk

ortaya atan, bu fikri müdafaa ede­

rek bir gerçek haline sokan eski

dekanımız - biraz önce seçilen rek­

törümüz - Prof. Enver, Ziya Karal'ı

saygı ile anmak istiyoruz. Araştır­

ma Merkezi'nin bu ilk sergisi için

ise sayın dekanımız Hâmit Dereli,

dekan sekreterimiz Osman Baysal,

hiç bir yardımı esirgememişlerdir.

Nihayet serginin hazırlanmasına bü­

yük emek sarfeden Muvaffak

Uya-nık'a ve değerli yardımcılarımıza

teşekkürü borç biliriz.

Türk Coğrafya Kurumu beşinci

meslek haftası

"Türk Coğrafya Kurumu,, beşinci

meslek haftası bu yıl da Fakülte­

mizde yapılmıştır. 25 Mayıstan 29

Mayısa kadar süren ilmî toplantı­

larda 11 münakaşalı konferans ve­

rilmiştir. İlgi ile takip olunan kon­

feranslardan sonra, 29 Mayıs günü

öğleden evvel Baraj istikametinde

ilmî bir gezi yapılmış, Ankara su

süzgeci görülmüş ve Çubuk vadi­

sinin bazı özellikleri üzerinde durul­

muştur. Gezintide bulunanlar, öğle­

den sonra Coğrafya Enstitüsünce

her öğrenim yılı sonunda tertiple­

nen ve bu yıl Baraj Gazinosunda

geçirilen "Coğrafyacılar Günü,, ne

katılmışlardır. 28.V.1948 günü öğ­

leden sonra Genel Merkez Kurulu

(10)

216

HABERLER

Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemset- nu seçmiştir. Kurul, Reşat Şemsettin

tin Sirer'in başkanlığında toplanmış, Sirer'in başkanlığında yapılan

di-Kurum'un türlü meselelerini gözden ğer bir toptantıda aşağıdaki

işbö-geçirmiş ve yeni Yönetim Kurulu- lümünü kararlaştırmıştır:

Asbaşkan ve Genel Sekreter : Prof. Ali Macit Arda

Murahhas Üye : Prof. Cemal Arif Alagöz

Veznedar : Prof. Hamit Sadi Selen

Üye : Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu

Meslek Haftasının programını okuyucularımıza sunuyoruz :

Türk Coğrafya Kurumu Beşinci Coğrafya Meslek Haftası

Programı

(Ankara Üniversitesi Coğrafya Enstitüsünde)

25/V/1948 Salı:

Saat 9,00 I. H. AKYOL

„ 10,30 Ş. A. KANSU

„ 15,30 A. ARDEL

„ 17,00 R.İZBIRAK

26/V/1948 Çarşamba:

Saat 9,00 C. A. ALAGÖZ

„ 10,30 S. ERİNÇ

„ 15,30 H. N. PAMİR

„ 17,00 İ. YAÇINLAR

27/V/1948 Perşembe:

Saat 9,00 B. DARKOT

„ 10,30 H. S. SELEN

„ 15,30 R. İZBIRAK

28/V/1948 Cuma:

Saat 9,00 A.TANOĞLU

Türkiye'de bazı klimograf tipleri ve

coğrafî neticeleri.

Coğrafî muhitin insan yapısı üzerine

etkileri hakkında.

Armutlu Yarımadasının yapısı ve

morfolojisi üzerinde yeni görüşler.

Akdağ ve güney Çevresinde jeomor­

foloji müşahedeleri ve yerleşme.

Elmadağı'nda yaylacılık.

Uludağ üzerinde glasyal izler.

Ergene havzasının jeoloji ve jeomor­

folojisi.

Çanakkale yöresinin jeomorfolojisi

hakkında.

Türkiye'nin coğrafî yöreleri hak­

kında.

Eski devirlerde ve bugün Adana

Ovası.

Kayseri şehrinin gelişmesinde yeni

safhalar.

(11)

HABERLER 217

Saat 15,30 GENEL MERKEZ KURULU TOPLANTISI.

29/V/1948 Cumartesi:

Saat 9,00 Ulus Meydanında İş Bankası önünde toplanma ve Baraj

istikametinde gezinti [Prof. Cemal A. Alagöz ida­

resinde].

Referanslar

Benzer Belgeler

Örgütsel kültür ve alt kültürün örgütsel bağlılığa olan etkisini araştırmak üzere yapılan bu çalışmada, örgütsel kültürün örgütsel

Anaokulu çocuklarının antropometrik ölçümleri ve beslenme öyküleri arasında ikili korelasyon değerlerine bakıldığında, bu araştırmada güncel

Gastrektomi öncesi 3 kür ve gastrektomi sonrası 3 kür kemoterapi mide kanserli hastalarda sadece operasyona oranla genel sağ kalımı uzatmıştır (MAGIC

Yaşlıların çoğunluğunun ilaçlarını düzenli kullanmadığı ve ilaç kullanımı konusunda yeterli bilgi ve beceriye sahip olmadığı tespit edilmiştir.. Anahtar

Bulgular: Normal term doğumlarda, maternal ve umbilikal kord kan endotelin-1 düzeyleri sezeryan doğumlara göre daha fazlaydı, fakat bu fark istatistiksel olarak

Emrullah GÜNEY, Dicle Üniversitesi Gülen GÜLLÜ, Hacettepe Üniversitesi Nilgül KARADENĐZ, Ankara Üniversitesi Nizamettin KAZANCI, Ankara Üniversitesi Günay KOCASOY,

Yöre halkı ve yerli turistlerin demografik özellikleri (eğitim düzeyi, yaş dağılımı, gelir dağılımı) ile Akçakoca’daki turizm alanları açısından

Aysel ATIMTAY, OrtadoğuTeknik Üniversitesi Ali İsmet DEMİRSOY, Hacettepe Üniversitesi Ayşen ERDİNÇLER, Boğaziçi Üniversitesi Neriman ŞAHİN GÜÇHAN, Ortadoğu Teknik