• Sonuç bulunamadı

Başlık: ‘Otorite-Birey İlişkisi: Hristiyanlık ve İslamiyet’teki Teolojik Temelleri’ (Bilimsel Toplantı)Yazar(lar):GÖZELER, Esra;ZENGİN, Halise KaderCilt: 49 Sayı: 1 Sayfa: 289-297 DOI: 10.1501/Ilhfak_0000000965 Yayın Tarihi: 2008 PDF

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Başlık: ‘Otorite-Birey İlişkisi: Hristiyanlık ve İslamiyet’teki Teolojik Temelleri’ (Bilimsel Toplantı)Yazar(lar):GÖZELER, Esra;ZENGİN, Halise KaderCilt: 49 Sayı: 1 Sayfa: 289-297 DOI: 10.1501/Ilhfak_0000000965 Yayın Tarihi: 2008 PDF"

Copied!
9
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

ESRA GÖZELER

ARÞ. GÖR.DR., ANKARA Ü. ÝLÂHÝYAT FAKÜLTESÝ e-posta: [email protected]

HALÝSE KADER ZENGÝN

DR., ANKARA Ü. ÝLÂHÝYAT FAKÜLTESÝ e-posta: [email protected]

‘Otorite-Birey Ýliþkisi: Hýristiyanlýk ve Ýslamiyet’teki Teolojik Temelleri’ (Bilimsel Toplantý)

16-17 Mayýs 2007 tarihlerinde Ankara Üniversitesi ve Eugen Biser Vakfý akademik iþbirliði ile ‘Otorite-Birey Ýliþkisi: Hýristiyanlýk ve Ýslamiyet’teki Teolojik Temelleri’ konulu bir bilimsel toplantý düzenlenmiþtir.1 Toplantý-nýn açýlýþ konuþmalarý Ankara Üniversitesi Ýlâhiyat Fakültesi Dekaný Prof. Dr. Mualla Selçuk ve Eugen Biser Vakfý adýna Münih Ludwig-Maximillian Üniversitesi Öðretim Üyesi Doç. Dr. Martin Thurner tarafýndan yapýlmýþtýr. Prof. Dr. Mualla Selçuk konuþmasýna toplantýlar dizisinin 2005 yýlýnýn sonbaharýnda Ankara’da baþladýðýný ve birlikte yapýlan bu bilimsel toplan-týlarýn üçüncüsünün gerçekleþtirildiðini ifade ederek, 2005 yýlýndaki top-lantýyý bir ‘tanýþma’ toplantýsý olarak nitelemiþtir. Prof. Dr. Mualla Selçuk, çaðýn meydan okumalarý karþýsýnda birbirimizle, kendimizle ve sorumlu-luklarýmýzla tanýþmanýn; ortak alanlarýmýzýn farkýna vararak ve farklýlýklarý-mýzla da birbirimizi daha iyi anlamak için böyle toplantýlarýn gerekliliðine ve önemine iþaret etmiþtir. Prof. Dr. Mualla Selçuk “Biz biliyoruz ki Tanrý isteseydi bizi bir tek topluluk yaratýrdý. Ýnsanlarýn farklý yaratýlmasý nýn bize ilâhî bir armaðanýdýr. Ýlâhî irade ile inþa edilen farklýlýklar Yarata-nýn varlýðýYarata-nýn iþaretleridir.” diyerek farklýlýklarýn varlýðýnda Ýlahi iradenin

1 Çalýþtay; Ankara Üniversitesi, Eugen Biser Vakfý, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý ve Almanya Federal Cumhuriyeti Büyükelçiliðinin iþbirliði ile düzenlenmiþtir. Çalýþtay’da Türkçe-Almanca ve Al-manca-Türkçe çeviri yapýlmýþ; çeviri hizmetlerini bütünüyle Almanya Federal Cumhuriyeti Büyükelçiliði üstlenmiþtir.

(2)

rolüne dikkat çekmiþtir. Dinin ötekini/diðerini tanýmada, hayatý ve varolu-þu anlamlandýrmada çok önemli bir kaynak olduðunu ve bunun da sadece teorik bilgilerden ve soyut ilkelerden çýkarýlamayacaðýný, yaþayan örnekle-re ihtiyaç duyulduðunu ifade etmiþtir. Prof. Dr. Mualla Selçuk’a göörnekle-re dinle-rin nasýl resmedileceði veya nasýl anlatýlacaðý sorusunda da otorite-birey iliþkisinin analizi büyük önem taþýr. Dolayýsýyla bu toplantýnýn, inanan in-sanýn önüne bir dizi paket program koyup dinin neye izin verip neye izin vermediðinin dökümünü mü yapmalý yoksa bireysel özgürlük ve bireysel sorumluluk alanlarýnýn sýnýrlarýný mý çizmeli; bir otonom alan yaratmaya ça-lýþýrken, otorite formlarýyla nasýl iliþki içinde olmalý? gibi sorularýn cevaplarý-na esin kaycevaplarý-naðý ve her iki dinsel geleneðin kültür mirasýnýn tarihi, kültürel, toplumsal, politik, hukukî ve ahlâkî þartlar çerçevesinde yorumlanmasý için yeni bir bilimsel adým olmasýný dilemiþtir. Prof. Dr. Mualla Selçuk, konuþma-sýna Ankara Üniversitesi, Eugen Biser Vakfý, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý, Alman Büyükelçiliði ve çevirmenlere teþekkür ederek son vermiþtir.

Toplantýnýn ikinci açýlýþ konuþmasýný yapan Doç. Dr. Martin Thurner daha önceki toplantýlarýn verimli ve sevindirici birer tecrübe olduklarýný ve bu tecrübelerin gelecekte Ýslam ile Hýristiyanlýk arasýndaki diðer konularda da uzlaþmalara bir ümitlenme nedeni olduðunu belirtmiþtir. Geçen yýl Mayýs ayýnda “Din ile Devlet Ýliþkileri – Hýristiyanlýk ve Ýslam’daki Teolojik Temel-ler” konusunda Münih’te düzenlenen iki günlük sempozyumda fakültemiz profesörlerini aðýrlamaktan duyduklarý mutluluða ve edindikleri büyük tec-rübeye iþaret eden Doç. Dr. Thurner, Bavyera Eyalet Meclisi baþkaný Alois Glück’ün selamlarýný, Eugen Biser Vakfý yönetim kurulu baþkaný Marianne Köster ve denetim kurulu baþkan yardýmcýsý Dr. Heiner Köster ve vakfýn mütevelli heyeti baþkan yardýmcýsý ve Ýslam-Hýristiyanlýk arasýndaki diya-log projesinin bilimsel yöneticisi Prof. Dr. Richard Heinzmann’ýn da bu konferansta bulunamadýklarýndan dolayý oldukça müteessir olduklarýný ilet-miþtir.

Baþkanlýðýný Prof. Dr. Halis Albayrak’ýn yaptýðý birinci oturumun ilk teb-liðini Hannover Üniversitesi Dinler Tarihi Profesörü Peter Antes sunmuþ-tur. “Birey ve Topluluk-Hýristiyan Geleneðinde Özgürlük ve Ýtaat” isimli tebliðinde Prof. Dr. Dr. Peter Antes, Hýristiyan bireyin, Hýristiyan olmayan toplumda; Hýristiyan devlet ve kilise toplumunda özgürlük ve itaatini ince-lemiþtir. Hiç bir devlet veya din kurumunun Tanrý’ya saygýdan daha büyük bir saygý bekleyemeyeceðini, bireyin özgürlüðünün devlet ve dinî otoriter kurallarýn üstünde olduðunu Kutsal Kitaptan atýflarla belirtmiþtir. Hýristi-yanlýk anlayýþýna göre her insan yaptýklarýndan bireysel olarak sorumlu-dur. Birey, bu kiþisel sorumluluðundan devlete ve topluma yönelik itaat

(3)

zorunluluðuna dayanarak kurtulamaz. Bundan dolayý devletin verdiði lerin ahlakî geçerliliðini araþtýrmak herkesin kendi görevidir. Eðer bu emir-ler vicdan sýnamasýný geçemezemir-lerse, birey onlarý reddedebilir. Bireysel öz-gürlük, toplumsal baskýdan, devlet ve hukuka karþý olan sadakatten önce gelir. Ancak bunun sonucunda birey, emri reddettiðinde kiþisel özgürlüðü-ne dayandýðý için cezasýz kalacaðý da söyleözgürlüðü-nemez. Prof. Dr. Dr. Antes, ben-zer durumun kilise için de geçerli olduðunun altýný çizmiþtir.

Birinci oturumun ikinci tebliði Prof. Dr. Ahmet Akbulut tarafýndan su-nulmuþtur. “Kur’an’da Tanrý-Birey Ýliþkisi” isimli tebliðinde Prof. Dr. Akbu-lut, Allah-birey iliþkisinin anlaþýlmasý için bu iliþkinin her iki yanýndaki var-lýklarý ayrý ayrý tanýmak gerektiðini ifade ederek Tanrý-Birey iliþkisini Allah-’ýn varlýðý, AllahAllah-’ýn Birliði, Ýnsanýn Yaratýlmasý, AllahAllah-’ýn Vekilliði, Allah-Ýn-san Ýletiþimi, Allah’ýn Dostluðu ve Allah Sevgisi gibi birçok açýdan ele al-mýþtýr. Prof. Dr. Akbulut’a göre Allah-Ýnsan iliþkisinin birinci aþamasýný in-sanýn yaratýlmasý, ikinci aþamasýný ise Tanrý’nýn insanlardan seçtiði elçileri aracýlýðý ile insanlarla diyaloga girmesi ve onlara yardým etmesi oluþtur-maktadýr. Prof. Dr. Akbulut tebliðinde Kur’an’ýn asýl amacýnýn, bireyin Al-lah ile doðrudan iliþkiye girmesini öðütlemek olduðunu ifade etmiþtir. Buna göre bireyin Allah ile iliþkisinin þekli, bireyin diðer insanlarla ve varlýklarda iliþkisinin biçimini de belirler. Allah ile kurulan doðru iliþki topluma barýþ olarak yansýyacaktýr. Dolayýsýyla Allah-Ýnsan iliþkisinin temeli barýþtýr. Tanrý-Ýnsan iliþkisinde Kur’an’ýn önerdiði yöntem, Allah ile bireyin aracý olmaksý-zýn karþýlaþmasýdýr.

Baþkanlýðýný Osnabrück Üniversitesi Eðitim Profesörü Peter Graf’ýn yap-týðý ikinci oturumun ilk tebliðini Bamberg Üniversitesi Ýslam Bilimi ve Arap Dili Profesörü Rotraud Wielandt sunmuþtur. “Avrupa Birliði Devletlerinde Din Özgürlüðü ve Müslümanlarýn Sosyal Katýlýmý” isimli tebliðinde Prof. Dr. Wielandt, Avrupa Birliði ülkelerindeki Müslümanlarýn ne ölçüde din özgürlüðüne sahip olduklarýný ve herhangi bir sýnýrlama/kýsýtlama var ise bunlarýn neler olduðu sorusuna cevap aramýþtýr. Prof. Dr. Wielandt, Müslü-manlarýn Avrupa Birliði içinde sahip olduklarý din özgürlüðünün, öncelikle ilgili ülkenin anayasasý ve hukuku tarafýndan konulmuþ olan temel þartlara baðlý olduðunu, söz konusu ülkelerin ayný zamanda Avrupa Konseyi üyesi ve 1950 yýlýndaki Avrupa Ýnsan Haklarýný ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleþmesi’ni onayladýklarýný belirtmiþtir. Almanya Federal Cumhuriyeti Anayasasý 4. maddenin 1. fýkrasýnýn 2. bendinde bireysel ve ayný zamanda müþterek din özgürlüðü de garanti edilmiþtir. Müslümanlarýn, dinî cemaat olma ve cemaat olduklarýnda sahip olduklarý haklara da deðinen Prof. Dr. Wielandt, kamu tüzel kiþilik hakkýný elde etmiþ derneklerin okullarda

(4)

Ýs-lam Din Dersi isteme ve okutturma haklarýnýn da olduðuna açýklýk getir-miþtir. Bu statüye sahip dinî cemaatler, istedikleri takdirde kendi mensupla-rýndan vergi alabilirler. Avusturya, Fransa, Belçika, Hollanda ve Almanya’-daki mevcut uygulamalara örnek vererek konuyu açýklayan Prof. Dr. Wie-landt, “Anayasal ve yasal duruma göre bütün ülkelerde Müslümanlar, Ýs-lam dini ve diðer bütün dinlerin mensuplarý için din özgürlüðü mevcuttur; Avusturya’da tüzel din özgürlüðünün olmasý, elbette ki sadece Ýslam’ýn önceden ‘dinî cemaat’ olarak tanýnmýþ olmasýndan dolayýdýr” diyerek duru-mun farklýlýðýna dikkat çekmiþtir. Bunun haricinde Almanya’da Müslüman-larýn medeni toplumlarda genel kabul görmüþ ahlakî normlara uyan davra-nýþ þekilleri ve yaþam tarzlarýnýn koruma altýnda olduklarýný, Ýslamî usulle-re göusulle-re kurban kesme, çok eþlilik, türbanlý bayanlarýn devlet memuru ola-rak çalýþamamasý, Fransa’da bunlarýn derslere alýnmamasýnýn tartýþmalý ko-nular olduðunu vurgulamýþtýr. 1948 tarihli Ýnsan Haklarý Evrensel Beyan-namesi’nin 2. maddesine deðinen Prof. Dr. Wielandt, buna göre kiþilerin dininden dolayý ayrým yapýlmasýnýn kesinlikle yasak olduðunu belirtmiþtir. Bu durum din özgürlüðüne aykýrýdýr. Prof. Dr. Wielandt, Müslümanlarýn dinlerinden dolayý farklý muamele görmelerinin yasal olmadýðýný fakat pra-tikte nadiren de olsa bu tür muamelelerin görüldüðüne dikkat çekmiþtir.

Ýkinci oturumun ikinci tebliði Prof. Dr. Mehmet Paçacý tarafýndan sunul-muþtur. “Ýslamiyet’in Farklý Dinî Topluluklara Bakýþý” isimli tebliðinde Prof. Dr. Paçacý, Ýslam topluluklarýnýn egemen olduklarý durumlarda kendilerin-den olmayan topluluklara karþý geliþtirdikleri iliþki biçimleri üzerinde dur-muþtur. Ýslam egemenliðinde yaþamak durumunda olan farklý dine men-sup insanlar tarih boyunca nadiren bir sürgün veya zorla din deðiþtirme baskýsý ile karþýlaþmýþlardýr. Müslümanlarýn yönettiði topraklarda yaþamýþ Müslüman olmayan toplumlar yaþamak istedikleri yerleri ve mesleklerini seçmekte serbesttiler ve genel olarak Müslümanlarýn bu insanlara karþý tu-tumlarýnda nefret, korku veya haset duygusu olmamýþtýr. Prof. Dr. Paçacý tebliði boyunca Ýslam topluluklarýnýn, öteki dinî ve etnik unsurlarla böyle bir yapýyý nasýl oluþturduklarý sorusuna cevap aramýþtýr.

Baþkanlýðýný Gunther Wenz’in yaptýðý üçüncü oturumun ilk tebliðini Münih Üniversitesi Katolik Ýlâhiyat Fakültesi öðretim üyesi Doç. Dr. Mar-tin Thurner sunmuþtur. “Hýristiyan Anlayýþýna Göre Tanrý’nýn ve DevleMar-tin Hukuku (Thomas Aquinas)” isimli tebliðinde Thomas’a göre adaletten do-ðan barýþýn her meþru siyasi iktidarýn amacý olduðunu, iktidarlarýn belli bireylerin çýkarlarýna hizmet etmemesi, toplumun refahýný gözetmesi ge-rektiðini ifade etmiþtir. Yine Thomas’a göre iktidar, yalnýzca somut eylem-lerinde toplum refahý için çalýþtýðý sürece geçerliliðini koruyabilir. Ýktidar

(5)

olan kiþi de halkýn toplum refahýna ulaþtýrmak için çalýþan olmalýdýr. Doç. Dr. Thurner, Thomas da Aristoteles gibi insaný siyasi bir ortak yaþam için yaratýlmýþ bir varlýk olarak tanýmladýðýný ve devlet kuramýnýn altýnda insan anlayýþýnýn olduðunu belirtmiþtir. Doç. Dr. Thurner, Thomas’ýn dört yasa türünü açýklamýþtýr. Thomas’ýn yasalarýnýn hepsinde ortak olan yapý, hiye-rarþik bir örgü içerisinde birbirleriyle baðlantýlý olmalarýdýr. Devlet, kayna-ðýný insan doðasýnda bulduðu için insan, bu nedenle ancak devlet içinde yaþadýðýnda baþarýlý olur. Bu baþarýysa Thomas için mutlu olmak anlamýna gelir. Her insan yasasý, Tanrý’nýn sonsuz aklý ile temellendirilen doða yasasý ile uyum halinde olduðu sürece geçerliliðini korur. Adil olmayan, diðer bir deyiþle insan yaratýlýþýnýn tamamlanmasýna hizmet etmeyen bir yasa, daha en baþtan hukuksal karakterini kaybeder. Doðal hukuk anlayýþýna göre ya-salar her zaman insanýn mutluluðunu amaçlamalýdýr. Devlet, yasa ve hu-kuk, Thomas için asla amaç deðildir. Aksine somut koþullarý çerçevesinde insanca olana yaklaþýmlarýnýn arttýrýlmasýna hizmet ederler. Bunu amaçla-yan insan davranýþý olarak siyaset bu baðlamda kendini mümkün olanýn sanatý olarak tanýmlar. Yaratýlýþ ve kurtuluþ düzenlerine tekabül eden top-luluklar olarak, biri dünyevi mutluluk diðeri ise ilahi mutluluk olmak üzere iki farklý amaca sahip devlet ve kilise belli bir derecelendirmeye göre birbi-riyle baðlantýlýdýr. Devlet sadece dünya üzerindeki mutluluktan sorumlu-dur, diðer taraftan kilise ise sonsuz kurtuluþ ile ilgili alaný yönetir.

Üçüncü oturumun ikinci tebliði Prof. Dr. Ýbrahim Çalýþkan tarafýndan sunulmuþtur. “Ýslam Fýkhýnda Toplum-Birey Ýliþkisi” isimli tebliðinin giriþ kýsmýnda Ýslam Fýkhýndan önceki hukuk sistemlerindeki birey toplum iliþ-kileri hakkýnda bilgi vererek tarihi süreci gözler önüne sermiþtir. Prof. Dr. Çalýþkan’a göre Ýslam, birey ve toplum iliþkilerini düzenlerken, bireye gere-ken önemi verir; bireyin toplum içerisinde ezilmesine izin vermez. Ýslam, bireyi sýnýrsýz hür ve baðýmsýz saymadýðý gibi, bireye her þeyin sahibi gibi de bakmaz. Tüm insanlar, tek bir Allah tarafýndan yaratýldýklarý için birbir-lerine eþittirler ve eþit haklara sahiptirler. Ýslam, Mekke devrinde daha çok bireyin Allah ile olan iliþkilerini düzenlemiþ ve bu iliþkilerin nasýl olmasý gerektiði üzerinde durmuþtur. Ýslam toplumu/devleti ise Medine’de ger-çekleþtirilebilmiþtir. Bu toplum dinî bir yapýsý olan ancak adalet, hürriyet, hoþgörü, eþitlik, kardeþlik ve doðruluk üzerine oturtulmuþ bir toplum/dev-let niteliðindedir. Ýslam toplumunda bireyler tam bir þahsiyete sahiptirler. Bu toplumun bireyleri önce insan sonra da inanmýþ olmalarý nedeniyle eþit-tirler. Prof. Dr. Çalýþkan, Ýslam’ýn evrensel özelliðinin, daha baþlangýcýndan itibaren onun asýl amacý olan Adalet’i gerçekleþtirmek olduðunu vurgula-mýþtýr. Çünkü adalet gerçekleþtiði zaman insan haklarýna kavuþabilecektir.

(6)

Bu anlamýyla adalet, Ýslam toplumunda Müslüman-zýmmi, erkek-kadýn, si-yah-beyaz, zengin-fakir, büyük-küçük ayýrýmý yapýlmaksýzýn uygulanmasý zorunlu olan önemli bir kavramdýr. Adalet bu baðlamda eþitlik ve hürriyet esaslarýna dayanmaktadýr. Prof. Dr. Çalýþkan’a göre Ýslam toplumda bireyin yaþama hakký, dinî inancýna, rengine, cinsine ve toplumdaki konumuna bakmaksýzýn tüm insanlara tanýnmýþtýr. Ayný þekilde insan þahsiyetine ve onuruna hiçbir þekilde saldýrýda bulunulmamasý esastýr. Ayrýca kiþinin özel hayatýnýn gizliliði önemlidir; evine, ailesine, özel hayatýna müdahale edil-memesi kiþinin hakkýdýr. Ýslam, bütün Müslümanlarý eþit hak ve görevlere sahip olarak görmüþtür. Ýslam ülkelerindeki zýmmiler de Müslümanlarýn sahip olduðu haklara ve görevlere sahiptir.

Baþkanlýðýný Prof. Dr. Mehmet Paçacý’nýn yaptýðý dördüncü oturumun ilk tebliði Münih Üniversitesi Katolik Ýlâhiyat Fakültesi Hýristiyan Felsefesi Bölümü emekli Profesörü Richard Heinzmann’ýn saðlýk sorunlarý sebebiyle toplantýya katýlamadýðý için Doç. Dr. Martin Thurner tarafýndan sunulmuþ-tur. “Hýristiyanlýkta Din Özgürlüðü-Tarihsel Geliþimi ve Sistematik Yansý-malarý” isimli tebliðinde Prof. Dr. Richard Heinzmann, bireyin Tanrý tara-fýndan çaðýrýldýðýný ve ona özgürce cevap verdiðini, dinin merkezinde insa-noðlunun özgür kararýnýn olduðunu belirtmiþtir. Ona göre, kör itaat totali-ter sistemlerin özelliðidir; Hýristiyanlýðý betimleyen bir unsur deðildir. Bu-nunla birlikte Prof. Dr. Heinzmann, Hýristiyan geleneðinde dinde zorlama-yý savunanlarýn da olduðunu ifade ederek örnekler vermiþtir. Bu örnekler-den birisi Katolik kilisesine girmeyenlerin kurtuluþa ermeyeceðidir. Ýkinci Vatikan Konsilinin ‘Din Özgürlüðü’ adý altýnda yayýnladýðý açýklamaya deði-nen Prof. Dr. Heinzmann, Deklarasyon’un birinci bölümünde din özgürlü-ðü hakkýnda sadece insan mantýðýna dayanan genel temellendirme sunul-duðunu; ikinci bölümde ise mantýk aracýlýðýyla ortaya çýkarýlan bireysel onur ve bu onurun neticesi olan din özgürlüðünün Vahiy’in ýþýðý altýnda izlendi-ðini ifade etmiþtir. Prof. Dr. Heinzmann tebliizlendi-ðini þu cümlelerle tamamla-mýþtýr: “Din özgürlüðü insan haklarýndan biridir. Din özgürlüðü biri tara-fýndan ne armaðan edilir, ne de ondan ödün verilir. Belirli bir dinin mensu-bu ya da bir devletin vatandaþý olduðumuzdan dolayý deðil, sadece insan olduðumuzdan dolayý bu özgürlüðe hâkimiz. Bu sebepten dolayý din öz-gürlüðü hiçbir dünyevî ya da dinî kurum tarafýndan unvan gibi geri alýna-maz. Bu özgürlük sadece diðer insanýn hakký ve onuru, kamu düzeninin gerekli beklentileri incitildiði an sýnýrlanýr.”

Dördüncü oturumun ikinci tebliði Prof. Dr. Hasan Onat tarafýndan su-nulmuþtur. “Ýslam Açýsýndan Dinsel Özgürlük” baþlýklý tebliðinin, insanýn özgürlüðü açýsýndan bir deneme olduðunu, þiddet ve terörle Ýslam’ý

(7)

eþleþti-renlere bir cevap niteliðini taþýdýðýný ifade etmiþtir. Prof. Dr. Onat, tebliðin-de dinin insanlýk tarihintebliðin-den beri var olduðunu ve insan için araç vazifesi gördüðünü vurgulamýþtýr. Ona göre dinin, ayný zamanda, insaný özgürleþti-ren bir fonksiyonu vardýr. Ýnsanýn özgürleþmesi, kendi varlýðýnýn farkýna varmasýyla iliþkilidir ve insanýn özgürleþmesi bir süreçte gerçekleþmekte-dir. Dinî özgürlük denilince insanýn bir dine mensubiyeti ve o dinden ayrýl-masý, dinî yaptýrýmlar konusunda ne kadar özgür olduðu anlaþýlmalýdýr. Prof. Dr. Onat, imaný bireysel olmasý açýsýndan bir seçim kabul etmiþtir. Dine mensubiyet, kiþinin kendi karar vereceði bir süreçtir ve bu konuda zorlama asla mümkün deðildir. Prof. Dr. Onat, insanýn varlýk yapýsý dolayý-sýyla dinî özgürlüklerden daha çok, bu özgürlüðün niteliðinden söz etme-nin daha saðlýklý olacaðýný vurgulamýþ ve “Tevhit”i insanýn inanç ve davra-nýþ planýnda özgürleþtirmeye yönelik kabul etmiþtir. Prof. Dr. Onat’a göre din, insaný korkularýndan kurtararak; varoluþsal düzeyde insana evrendeki yerini hatýrlatarak; insanýn yaratýcý özelliklerini etkinleþmesini saðlayarak; insan hayatýna anlam katarak insaný özgürleþtirir.

Baþkanlýðýný Prof. Dr. Dr. Peter Antes’in yaptýðý beþinci oturumun ilk teb-liði Prof. Dr. Sönmez Kutlu tarafýndan sunulmuþtur. “Ýslam-Fýtrat Ýliþkisi: Seçim mi, Zorunluluk mu?” isimli tebliðinde Ýslam ile Fýtrat iliþkisini analiz ederek þöyle açýklamýþtýr: “Kur’an’da Ýslam’ýn fýtrat dini olarak takdim edil-mesi, insanlarýn doðuþtan Müslüman ve mü’min olduðu anlamýna gelme-mektedir. Fýtrat, dinin kaynaðý ve dayanaðýdýr. Fýtrata yönelmek, ona kulak vermek gerçeðe yöneliþi, yani Hakk’a doðru manevi ve zihinsel bir yolculuðu ifade eder. Fýtrata aykýrý hareket etmek, onu bozmak, isyan ve þirke sürükle-yebilir. Din, fýtratý deðiþtirmek ve onu bozmak için deðil, fýtrattaki iman duy-gusunu geliþtirmek ve yönlendirmek içindir. Bundan dolayý fýtrata uygun din, doðru ve saðlam din olarak isimlendirilmiþtir. Ýnsanlardaki fýtrat duygusu, temiz ve saf olmasýna raðmen korumaya ve geliþtirilmeye ihtiyaç duyar. Fýt-ratýn iyi ve kötüye kullanýmý mümkündür. Ýnsanýn yetiþtiði ortam, kültür çevresi, eðitimi, aileden aldýðý deðerler, bu fýtratýn asli yapýsýndan farklý bir þekilde geliþmesine sebep olabilir. Fýtratýn Ýslamiliði deðil Ýslam’ýn fýtriliðin-den bahsedebiliriz. Þöyle ki Allah inanýp inanmamayý insan iradesine býrak-mýþtýr. Bu açýdan her hangi bir dine girmek isteyen þahsa, öncesinde, dine girdiði anda ve dinden çýktýðý anda, zorlama yoktur. Dileyen, dilediði dine ve inanca inanýr, dileyen inanmaz. Ancak bu konudaki sorumluluk kendinindir. Kur’an’ýn temel felsefesi, insanlarý akýllarýný kullanmaya, varlýklar ve olaylar üzerinde düþünmeye sevk edip doðruya ulaþtýrmaktýr.”

Beþinci oturumun ikinci tebliði Prof. Dr. Ahmet Nedim Serinsu tarafýn-dan sunulmuþtur. “Fýtrata Biçim Veren Öðelerden Biri Olarak Kur’an” isimli

(8)

tebliðinde Kur’an-ý Kerim ve insan iliþkisi, fýtrat/öz çerçevesinde deðerlen-dirmiþtir. Bu iliþkiyi birçok bilim alanýnýn kesiþtiði bir noktada, felsefe ve psikolojinin insan üzerine söylediklerinden yararlanarak Kur’an’ýn fýtrata biçim veren bir olgu olup olmadýðý sorusuna cevap bulmaya çalýþmýþtýr. Kur’an-ý Kerim’in vahiy sürecinin bir halkasý olarak kendinden önceki ki-taplarýn devamý olduðundan hareketle fýtrata/öze yön vermedeki katkýsýný da deðerlendiren Prof. Dr. Serinsu, fýtrata biçim veren öðeler olarak “ben merkezli” ve “vahiy merkezli” hayatý anlamlandýrma arasýndaki farklara iþa-ret etmiþtir. Prof. Dr. Serinsu’ya göre insan sadece vahyin insan modelini esas aldýðýnda fýtratý ile buluþabilir. Çünkü tevhid temelinde yükselen de-ðerler, hayatla bütünleþmekte ve hayatý anlamlý kýlmaktadýr.

Baþkanlýðýný Prof. Dr. Rotraud Wielandt’ýn yaptýðý altýncý oturumun ilk tebliðini Münih Üniversitesi Protestan Ýlâhiyat Fakültesi Dekaný ve Hýristi-yan Kelamý Uzmaný Prof. Dr. Gunther Wenz sunmuþtur. “Protestanlýkta Ýman Emniyeti ve Vicdan Özgürlüðü” isimli tebliðinde Prof. Dr. Wenz, Di-nin özü, Tanrý ve put, Tanrý’ya iman þeklindeki inanç, Ýmanýn gücü ve vic-dan, Devlet hukuku açýsýndan vicdan özgürlüðü konularý hakkýnda bilgi vermiþtir. Ona göre din, “koþullu olana deðil, koþulsuz olana eðilir, sonlu olanla deðil sonsuz olanla, görece olanla deðil, mutlak olanla ilintilidir; kendimizin ve dünyamýzýn öz varlýðý ve yokluðu üzerinedir.” Prof. Dr. Wenz, dinin sadece dinle telafi edilebileceðini vurgulamýþ ve en temel özelliðinin baðlayýcý olmasýna dikkat çekmiþtir. Prof. Dr. Wenz, Tanrý hakkýnda Martin Luther’in Büyük Kateþizm’deki ilk emir için getirdiði yorumdan söz etmiþ-tir. Luther’e göre “Tanrý” sözcüðü, insanýn kalbini, yani kiþi olarak en içsel özelliðini adadýðý gücü ifade eder. Prof. Dr. Wenz, putu, insana put olarak niyetinde tanrýlýk edebilecek þeyler olarak tanýmlar ve ona göre para, mal, güç ya da toplumsal itibar gibi dýþsal varlýklar put olabilmektedir. Ýman ise, kendini büsbütün ve sadece Tanrý’ya býrakan bir Tanrý’ya güvendir. Kesinliðini ve gücünü de iman sadece Tanrý’dan alýr. Ýman, ilk aþamada bilmektir, iman fark eder ve biliþsel içeriklerden uzak deðildir. Ýkinci sýrada iman bilgi olarak edindiðini kendi iradesiyle evetlediði ve onaylayarak vur-guladýðý sürece teyittir. Üçüncü anlamýyla da iman güvendir, kendini ve dünyayý anlamaya adamaktýr. Daha önceki özellikleri de içinde barýndýran bu üçüncü belirleyici durumla ancak iman kavramý tam anlamýyla geliþtiril-miþ olmaktadýr. Ýman ile vicdanýn iliþkisini Luther’den hareketle açýklýk getiren Prof. Dr. Wenz, Luther’in iman gücünü vicdan gücü olarak adlandýr-dýðýný belirtmiþtir. Luther’de ve Lutherci gelenekte de doðal yasaya dayan-dýrýlan bir vicdan anlayýþý vardýr. Devletin vicdaný denetlemesi gibi bir þey söz konusu olamaz. Bununla beraber, vicdani kararlarýn uygulamasýný ele

(9)

alýrken genelleþtirilebilme ilkesine göre iþleyen yasayý, özellikle de ceza yasasýný temel almak da devletin hakký; bunun da ötesinde görevidir.

Altýncý oturumun ikinci ve toplantýnýn son tebliði Prof. Dr. Halis Albay-rak tarafýndan sunulmuþtur. “Kur’an Söyleminde Din, Ahlak, Hukuk Ýliþki-si” isimli tebliðinde öncelikle Kur’an’ýn, önceki kutsal kitaplarla kaynak bir-liði içinde olduðunu, onlarý doðrulayýp içeriklerine atýflar yaptýðýný vurgula-mýþtýr. Prof. Dr. Albayrak, Ahlak-Din iliþkisi baðlamýnda Kur’an’da ahlakla iman, ahlaksýzlýkla imansýzlýk arasýnda sýký bir iliþkinin kurulduðunu ifade ederek ahlak ile din bir tasnif zorunluluðuna dayalý olarak ayrý alanlar ola-rak incelense de Kuran söyleminde ahlaký, dinin önemli bir parçasý olaola-rak görmenin doðru olacaðýný ve zaten bütün dinlerin temel amacýnýn da in-sanlarýn ahlakî bireyler olmalarýna katký saðlamak olduðunu belirtmiþtir. Prof. Dr. Albayrak, Ahlak-Hukuk iliþkisi konusunda Kur’an’da ahlakî kural-lar formunda inen bazý ifadelerin Medine dönemine gelindiðinde hukukî formlara da büründüðünü ayetlerden örneklerle açýklamýþtýr. Böylece Kur-’an söyleminde hukukî ifadelerin de ayný zamanda dinî bir söylem örgüsü-ne sahip olduðunu ifade etmiþtir. Din, hukuk ve ahlak alanlarýnýn birbiriyle iç içe olduðunu ve özellikle Ýslam’ýn, ahlaký ve hukuku içerdiði belirterek Prof. Dr. Albayrak tebliðinde Kur’an söyleminde ahlakî ve hukukî unsurla-rýn da dinî unsurlara dahil olduðu sonucuna varmýþtýr.

Çalýþtayýn sonunda bir kapanýþ konuþmasý yapan Ankara Üniversitesi Ýlâhiyat Fakültesi Dekaný Prof. Dr. Mualla Selçuk, toplantýnýn çok verimli geçtiðini, bu buluþmanýn bir bilgi/fikir alýþveriþi olduðunu ve sadece bu zeminde kalmamasý gerektiðini, bireyin din ve toplum talepleri arasýnda denge kurmada böyle toplantýlarýn kaynak olmasý gerektiðini ifade etmiþ-tir. Prof. Dr. Mualla Selçuk Toplantýnýn her iki dinde de ortak kavram olan “Hikmet” için kapý aralamasýna vesile olmasý dileðiyle bütün katýlýmcýlara katkýlarýndan dolayý teþekkür ederek toplantýyý sona erdirmiþtir.

Referanslar

Benzer Belgeler

Bununla birlikte cezaların en çok bilinen tasnifi, sari (kanun koyan, şeriat koyan) tarafından belirlenip belirlenmediğine göre yapılan ve suçun çeşidini de dikkate

Anayasa Mahkemesi, sınırsız bir tartışmanın yasama işlevini etkisiz kılacağını belirtmekte, ancak maddeler üzerinde soru sorulmasının yasaklanması yanında (aşağıda

Noda'\ Africanus'ün metninde, belli bir kölenin satın alınması konusunda yetki veren müvekkilin custodia sorumluluğu nedeniyle sözleşmeden doğan dava ile vekilin

Kaplan ve Bratman ötanazinin fiziksel ağrısı olan hastalarda olmayanlara göre daha kabul edilebilir, etik değerlere uygun ve yasal olarak değerlendirildiğini

seçim döneminde bir defa yapılır" cümlesi yerine Danışma Meclisi Anayasa Komisyonunca hazırlanan tasarıda "Ara seçim her seçim döneminde kural olarak bir

Ölüm ve ölüm sonrası bulgularla adli tıp uygulamalarında ölüm zamanı tayininde çok çeşitli kriterler ve yöntemler kullanılmakla birlikte bu yöntemlerin hiç biri

a) Adalet kamu hizmetine ilişkin dâvaları yargılamaya adalet mahkemeleri yetkilidir. b) Adalet mahkemeleri özel mülkiyetin, ferdî hürriyetin ve medenî halin tabiî

gibi konuların yeniden ele alınarak tartışılması, Dinler Tarihindeki metot prob- leminin günümüzde hâlâ tamamen halledilemeyen meseleler arasında bulunduğunun açık bir