1 KASIM 1998 PAZAR CUMHURİYET
T-KÜLTÜR
KUŞBAKIŞI
MEMET BAYDUR
Eylembilim:
“İnsan genel bir isimdir, çeşitli şartlar altında, çeşit li bireyleri ifade etmek için kullanılabilir. Ona ‘insan' yerine, mesela ‘X ’ de diyebilirsiniz. Ona X ’ denilebi
lirse, özellikle ben, bu varsayımdan dolayı çok mutlu his sederim kendimi. Çünkü ben bir matematikçiyim ve için de bulunduğum durumda bütün umudum, başıma gelen leri, bir X ’ bilinmeyeninin çözülebilir fonksiyonların dan ibaret olarak görebilmektir. Böylece birçok korku lu rüya hiç yaşanmamış olacaktır."
Oğuz Atay yeni yayımlanan Eylembilim’in başların
da söyler bunları, tamamlanmamış roman kahramanı Profesör Doktor ServerGözbudak’ın ağzından. İnsan ya da X... onları bilemem ama ben okurken ürperiyorum ha fifçe. Özlediğim ve bildiğimi zannettiğim bir
okuma dünyasına kesin dönüş yapar gibi olu yorum. İşte sevgili yazarımız yıllar sonra yi ne karşımızda. İşte yine kimi bilginlerimizce müstehcen addedilen, o kelimeyi,“rüya” ke limesini kullanıyor “düş” sözcüğü yerine! İşte o özlediğimiz müstehzi anlatım! İşte ken disiyle ve herkesle dalga geçer gibi yaparken, herkesi ve her şeyi ciddiye almanın acısına da gerçek bir aydın gibi katlanan İnebolu doğumlu yazarımız, bir kez daha aramızda sevgili okur! İthal malı sıkıntıları, yerli ma lı kâbuslarla sarmallayıp memleketlilerimi ze “sanat” olarak kakalayan üstatların kor
kulu RÜYASI, inşaat mühendisi büyük yazarımız, beyaz mantosuyla, tükenmez kalemiyle, olanca dürüstlüğü, kül- yutmazlığı, pabuç bırakmazlığı ve harikalar yaratan can sıkıntısıyla bir kez daha aramızda. Bu fırsatı kaçırmayın.
Yukarıdaki alıntıdan bir sayfa sonra şunları yazmış Oğuz Atay: “Peki ne istiyorsun? Bilmiyorum: Belki de her şe
yi yaşayarak göstermek istiyorum." Yine yürek yakan bir
cümle. Atay kimbilir ne zaman yazdı bunu, ama biz bir canalıcı gerçek kırıntısını bilerek okuyoruz bu satın. Her şeyi yaşayarak gösterdi Oğuz Atay, yazdıklarının yam sı ra. Bu ülkede “öyle” bir insan olmanın bedelini de bili yoruz, imkânsızlığını da. Eylembilim’i Atay’ın bütün yapıdan gibi yazınımızda çok üstlerde bir yere, bir "düş ’’ konumuna yerleştiren olgu da Atay ’ m kişiliğinden, kim liğinden, edasından kaynaklanıyor. Şöyle de söylenebi lir anlatmak istediğim şey: Herkes Öğuz Atay gibi dal ga geçebilir, ama önemli olan Oğuz Atay kadar ciddi olabilmektedir.
"Çünkü bir süreden beri biliyorum ki, bir şeyi ileri sür
meden, ‘ifade edilmesi kaçınılmaz duruma gelen duyar lıklardan ’ söz etmenin anlamı yok. Öyleyse hemen an latmaya başlamalıyım, gerçek yaşantı oyalamaya daya namaz."
Oğuz Atay ‘hemen’ anlatmaya başladı, hiç oyalanma dı, hiç oyalamadı, geride bıraktığı bütün eserlerine böy le bir gözden bakılırsa “acelesi olan” bir yazar olduğu gö rülür. Kırk üç yaşında ölmüş yüz elli yaşında bir yazar olmasının nedeni budur belki.
Eylembilim’ i de Atay’ ın diğer kitaplarını okur gibi oku mamız gerekiyor. Hem Türkçe nasıl roman yazılır me selesini eşelemek için, hem de buralardan böyle bir in san nasıl geçti sorusunu gülümseyerek yanıtlayabilmek
için. Yoksa milyonlarca insan bekliyor sıra da; yok öyle, burası Türkiye demek için...
★
Bütün eserleri ya da toplu yapıtlarında ölüm temasına yaklaşımına bakılırsa, “genç
yaşta yok olup gitmenin” Atay’ ı gereğinden
de fazla ilgilendirdiği görülecektir. Başına gelecekleri sezen ve aceleyle, kendisiyle il gilenecek insanlara uzun mu uzun telgraf lar çeken bir bilim adamı gibidir yazdıkla rıyla. Okuru ile yakından ilgilidir, yazdığı yıllarda “olmayan” okuruyla. Bütün sızlan ması, söylenmesi, “Ben buradayım, sen ne
redesin?” diye seslenmesi işin yüreğinde bir
tek noktada düğümlenir: Atay, okurunun olacağmı bil mektedir. Türkiye’de toplumsal çürümenin tarihi yazılır sa bir gün, onun yazdıklarından yararlanmak gerekecek tir. İyimser bir yurtseverliğin incelemesi yapılacaksa yi ne onun yazdıklarına bakmak gerekecektir. Sayın Memet
Fuat'ın dediği gibi, dünya romanının büyük bir okuru
dur Oğuz Atay. Yalnızca bu yönüyle, okur bir yazar ola rak da eşine benzerine az rastlanır bizim yazın dünyamız da.
Eylembilim bu ve benzeri nedenlerden ötürü heyecan veriyor insana. Bu incecik kitabın ardındaki yazılama- mış beş yüz sayfayı duyumsuyorsunuz okurken. Büyük çürümenin, büyük çözülmenin, büyük bayağılığın, bü yük taponluğun, büyük ucuzluğun kaynaklan üstüne de düşündürüyor inşam. Öte yandan olanca kara mizaha, ağır ironiye ve dev dalga geçişlerine rağmen özde, her zaman ki gibi insancıl bir metin, yarım kalmış bir eser gibi ge liyor bana. Eylembilim’i okuyun.
Taha Toros Arşivi