• Sonuç bulunamadı

Bizde gençleri asarlar:Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in öyküsü...

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Bizde gençleri asarlar:Deniz, Yusuf ve Hüseyin'in öyküsü..."

Copied!
3
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

SAYFA

6

'jû ü N y ________(J CUMHURİYET

d izi

Genç ölüler m ezarlığı

SUNUŞ

Türkiye’nin sol belleğinde 6 Mayıs 1972 önemli bir tarih. Çünkü bu tarih, bir anayasa ile topyekûn bir hukukun çiğnenişine tanıklık ediyor. Ceza, suçu ezip geçmekle kalmıyor, bütün bir toplumun vicdanında kolay kolay silinmeyecek bir iz bırakıyor. Çünkü, Türkiye, genç ölüler mezarlığı haline getiriliyor. Deniz Gezmiş,

Yusuf Aslan ve Hüseyin tnan’ın idamlarıyla

Türkiye’nin genç ölüler

mezarlığına

dönüştürülmesinin adımı atılıyor. Bu yazıda amaçlanan, Deniz Gezmiş ile arkadaşlarını birer efsane haline getirmek, başlarının üzerine romantik bir hâle oturtmak değil. Çünkü taleplerinin

gerçekliği ile onlara biçilen son ortadan kalkmış değil... 6 Mayıs 1972’den bu yana pek çok kız ve erkek çocuğuna Deniz, Hüseyin ve Yusuf adı konuldu... O çocuklar büyüdü, anne- baba oldu. Deniz ismi hep

uzun ömürlü kaldı; çünkü siyasi otorite, yani gücü elinde bulunduranlar hep aynı suçu işledi: Genç ölüler mezarlığında yeni mezarlar açıldı...

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın tanık olduğu süreç “devletin

bekaası” ile “bağımsızlık”

arasındaki savaştı.

Bugün“devletin

bekaası”ndan kastedilenin

ne olduğu her zamankinden daha açık. Bağımsızlık çığlığı ise sadece Türkiye’de değil, bütün

dünyada atılıyor, Seattle’da, Hong-Kong’da ve her yerde...

Bu derlemede, aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır: 1) Darağacında Üç Fidan /Nihat Behram/Gendaş

2) Deniz/ Bir İsyancının İzleri/ Turan Feyizoğlu/ Belge Yayınlan

3) Türkiye’de Devrimci Gençlik Hareketleri Tarihi/Turan Feyizoğlu/ Belge Yayınları 4) İdam Gecesi Anılan/ Halit Çelenk/Tekin Yayınevi

5) Deniz, Yusuf, Hüseyin/Ahmet Kahraman/ Çivi Yazıları 6) Yanlma (1954-1972)/ Gün Zileli/Ozan Yayıncılık

7) Deniz Gezmiş Olayı/ Haşan Cem

8) Deniz, Yusuf, Hüseyin- Meclis/Seııato 1972 İdam Kararlan Tiıtanaklan/68’liler Birliği Vakfı Yayınları 9) İşçi Sınıfı Sendikalar 15/16 Haziran/Turgan A nnır-Sırn Öztürk/ Sorun Yayınlan

10) Bizim 68/Aydın

Çubukçu/Evrensel Basım Yayın 11) insanlar Tanıdım- Mihri Belli A nılan 11/ Mihri ■ Belli/Dogan Kitap

12) Deniz Gezmiş’ten Yaşar Kemal’e Portreler/Oral Çalışlar/Çağdaş Yayınlan

13) 12 M art’tan 12 Eylül’e Mamak/Oral Çalışlar/Sıfır Noktası Yayınlan

24 Nisan 1972 de

D eniz Gezm iş, Yusuf A slan

ve

H üseyin İnan

’ın ölüm kararı oylanıyordu

Asalım mı, asmayalım mı?

n i u s u f v e H ü s e y i n ' i n ö y k ü s ü . . .

BİZDE

GENÇLERİ

ASARLAR

A

dalet Partili İlhan Egemen

/ I Darendelioğlu, Meclis’teki

/ i . tartışmalar sırasında şöyle

konuşur: “Bugün burada karara

bağlayacağımız konu, üç

komünist anarşist hakkındaki

idam cezasının uygulanması,

daha doğrusu bir formalitenin

yerine getirilmesidir.” Ve yapılan

oylamayla bu formalitenin yerine

getirilmesine karar verir.

r

arih, 24 Nisan 1972. Pazartesi. Türkiye Büyük Millet Mecli- si’nin kuruluşunun 52. yıldönü­ münün hemen ertesi günü. Bugün, Tür­ kiye Halk Kurtuluş Ordusu üyesi üç gen­ cin, Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hü­

seyin İnan’ın asılması oylanacak.

İçler rahat. Düşünceler, üzerinde bir saniye bile düşünülemeyecek kadar net, sözler keskin... Önerge üstüne önerge veriliyor; istenilen, konunun ivedilikle görüşülüp sonuca bağlanması...

On-on beş yıl sonra bu aceleciliğin nasıl bir hataya yol açtığı görülebilir ya da siyasal dengeler adına böyle bir cüm­ le kurulabilir... Olsun, nasıl olsa “Dün

dündür, bugün bugündür”.

Bugünün başbakanı Bülent Ecevit söz isteyip bu aceleciliğe itiraz ediyor: _. He­

men hemen ay nı mahiyette suçlar için, za­ man geçtikçe, y eni değerlendirmeler ya­ pıldıkça değişik yargılara varılmasının mümkün olduğu, son zamanlardaki ba­ zı askeri mahkeme kararlarından da açıkça ortay a çıkmaktadır...

Söz, Bağımsız Milletvekili Celal Kar­

gılıda: İdam cezalarının öncelikle görül­ mesinde Türkiye’nin sosyal geleceği ba­ kımından hiçbir yarar görmemekteyim. „ kanun tasarısının öncelikle görüşülme­ si karşısında oy kullanmanızı...”

Sonuçsuz itirazlar

İtirazlar sonuçsuz kalıyor; TBMM, idamların acilen yerine getirilmesinden yana. Bu öyle bir acelecilik ki, bütün ko­ nuşmalar oyçokluğu ile sınırlanıyor. Grup sözcüleri teker teker konuşuyor:

Mustafa Kubilay İmer (Demokratik

Parti):... Vatan ve milletin bölünmezli­ ği, devletin bütünlüğü yolunda uğrunda bütün milli siyasi kuruluşları, komüniz­ me karşı mücadelede tek cephe halinde harekete davetimizi de hatırlatarak bu açıdan infazlann lehine rey vereceğimi­ zi beyan eyler...

İsmet İnönü (Cumhuriyet Halk Parti­

si): ... Biz bu fikirlerle idamın yapılma­ masını isteriz. Bunun için, yapılsın ve­ ya yapılmasın diye idam gibi bir mese­ lede arkadaşlarımız arasında bağlayıcı karar almadık. Tamamıyla vicdani me­ seledir, farklı fikirler ve reyler görürse­ niz bunu bizim zaafımıza vermeyiniz...

Vefa Tarar: (Milli Güven Partisi):

...Avrupa insan Haklan Sözleşmesi, mahkemelerce verilen ölüm cezasının yerine getirilmesini yaşama hakkının ih­ lali olarak kabul etmemektedir...

Mehmet Ali Aybar (Bağımsız İstanbul

Milletvekili): ...Bu müdahaleniz ve Meclis ’ten gelen müdahalelerle pek açık olarak görülmektedir. Bunun kestirme yolu “İdam cezalan aleyhinde bu kürsü­

de söz söyletmeyeceğiz” demektir. İlhan Egemen Darendelioğlu (Adalet

Partisi): ...Bugün burada karara bağlaya­ cağımız konu, elini kana bulamış, hıya­ neti ve mutasavver cinayeti tespit edil­ miş üç komünist anarşist hakkındaki i- dam cezasının uygulanması, bir forma­

Deniz Gezmiş, 16 Mart 1971’de Gem erek’te yakalandı. Aynı gün Yusuf Aslan Şarkışla’da vuruldu.

litenin yerine getirilmesidir...

TBMM’de çoğunluğun tahammülü yok, oylamaya, Darendelioğlu’nun dü­ şüncesine göre “formalite”ye geliyor. 450 üyeden 323’ü oy veriyor, 275’i idamları kabul ediyor, 48’i reddediyor. Görüşmenin yapıldığı saatlerde, Mamak Cezaevi’nde tutuklu ve hükümlüler ölüm orucunun altıncı günündeler.

ölüm orucu eyleminin gerekçesi

Eylemin gerekçesini şöyle açıklıyor­ lar: “Son zamlar ve hayat pahalılığı,

1%1’de taranan hakların tamamen orta­ dan kaldırılması amacıyla anayasa deği­ şikliğine gidilmesi, ‘anarşist’ tanımıyla devrimcilerin katledilmesi, Mamak’ta bulunan tutuklulann ‘Mahkemeye gidi­

yoruz’ denilerek MİT’te işkenceye alın­

ması, basma sansür konulması...”

Avukat Halit Çelenk, ölüm orucunun on ikinci gününde görüşüyor müvekkil­ leriyle. Yüzlerini “san-yeşU” renkte ta­ nımlıyor; anılarında Gezmiş’in yürü­ mekte zorluk çektiğim, diz çökerek ken­ disiyle konuştuğunu, Inan’ın bitkinliği­ ni, Aslan’ın daha dayanıklı göründüğü­ nü yazıyor. Müvekkillerine infazların engellenmesi için dışanda mücadelenin sürdüğünü anımsatıyor, başanlı olamaz da infazlar gerçekleştirilirse... Koğuşla sehpa arasındaki bitkinliklerinin kamu­ oyuna nasıl “korku” olarak sunulacağı­ nı anlatıyor, böyle bir propaganda için nasıl beklenildiğini. Üçü de hak veriyor Çelenk’e ve eylem sona erdiriliyor.

Beş gün sonra sehpaya giderken baş­ lan dik duruyor; sesleri gür, tıpkı veda mektuplarını yazarken olduğu gibi:

“...Annemi teselli etmek sana düşüyor; kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyo­ rum... Onun bilim adamı olmasını istiyo­ rum... Unutmasın ki bilimle uğraşmak da

bir yerde insanlığa hizmettir; son anda yaptıklarımdan en ufak pişmanlık duy­ madığımı belirtir seni, annemi, abimi ve kardeşimi devrimciliğimin olanca ateşi ile kucaklarım.

Oğlun Deniz Gezmiş”

Deniz in doğduğu yer Ankara Ayaş; yıl 1947. Babası öğretmen, annesi de. Bahası Cemil Gezmiş’in anlatımıyla

“toraman, okul birincisi, üstün zekâlı, yaşlılara yardım eden, çocuktan seven bir çocuk”, ilk ve ortaokulu Sivas’la il­

çelerinde tamamlıyor; 1962’de de İstan­ bul’da Haydarpaşa Lisesi’ne yazılıyor, ikinci okul Özel Bilir Koleji. Aynı yıl­ larda olmalı, anneannesinin emekli ma­ aşını, mahallenin yoksullarına dağıtıyor, üstelik ayağında anneannesinin ayakka­ bılarıyla... Gezmiş’in siyasi yolculuğu­ nu başlatan, Türkiye işçi Partisi Üskü­ dar İlçe Teşkilatı. Henüz lise ikide. Üs­ küdar örgütünün 35 N o’lu üyesi olarak geçiyor kayıtlara. 1966’da girdiği üni­ versite sınavlannda 41 bin öğrenci ara­ sında, tercihini İstanbul Üniversitesi Hu­ kuk Fakültesi’nden yana kullanıyor.

Deniz Gezmiş gözaltında

Kişiliği ve siyasal kimliği ile kısa sü­ rede ismini duyuruyor. Türkiye Milli Ta­ lebe Federasyonu (TMTF) imzalı ey­ lemlere katılıyor. Ege Bölgesi’nde, zey­ tinyağı skandalim köylülere anlatırken, Kıbrıs Mitingi’nde, kalabalıklar arasın­ da görülüyor. Mitingin Karaköy dura­ ğında, bir motora asılı Amerikan bayra­ ğını alıyor, bayrak Taksim Meydanı ’nda yakılıyor. Gezmiş gözaltına alınıyor. 30 Ocak 1968’te “Devrimci Hukukçular

Örgütü” kurucuları arasında görülüyor.

Örgütün kuruluş gerekçesi gazetelere şöyle yansıyor: Türkiye’nin, empery aliz­

min ve kapitalizmin tahakkümünden

kurtulması için verilen savaşa yardımcı olmak.. Çağrı metninde ise şöyle de­

niliyor: Bir yanda emperyalizm kompra-

dor-ağa- mütegallibe üçlüsü, diğer yan­ da antiemperyalist, antifeodal nıillici güç­ ler. Bu şartlarda tarih mademki seni 20. yüzyihn ikinci yansında geri kalmış bir ülkenin insanı olarak yaşamak zorunda bıraktı, sen bu mücadeleye istesen de is­ temesen de girmek zorundasın...

Mihri Belli ile tanışma

Gezmiş bu tarihlerde Mihri Belli ile tanışıyor. Belli, anılarında Gezmiş’in

“fraksiyon adamı olmaması”na dikkat

çekiyor; bir eylem söz konusu olduğun­ da hemen hemen herkesin “Bu işte De­

niz varsa, ben de varım” dediğini. Belli,

Gezmiş’in Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB) üyesi arkadaşlarıyla konuşması­ na tanık oluyor, bir gün. “Onlarla laf ya­

rışmasına girerseniz kaybedersiniz” di­

yor Gezmiş, “Tartışmayın; ağızlarım aç­

tılar mı, yapıştırın tokadı”. Ağzına tokat

yapıştırılması gerekenlerden kastedilen TİP’liler... ihtimal, bu konuşmanın oldu­ ğu günlerde Gezmiş’in TlP’le bağı sü­ rüyor, Üsküdar Örgütü’ne gidip geliyor. Yaşanılan toplumsal hareketliliği sade­ ce TlP ya da öğrenci olayları yaratmıyor.

1963’ten başlayarak grevler, işçi hare­ ketleri birbirini izliyor. Yasal grevlerde bile sendika yöneticileri tutuklanıyor, 1965’te Zonguldak’ ta, Kömür İşletme­ leri’ndeki hak arama mücadelesi iki iş­ çinin ölümüyle sonuçlanıyor.

Türk-Iş, bir çözüm olmaktan uzaklaş­ tıkça, yeni bir sendikalaşma hareketinin yolu açılıyor ve 13 Şubat 1967’de DİSK kuruluyor. 1968’de pek çok sektörde grevler, işgaller, yürüyüşler gözleniyor.

SÜRECEK

6 MAYIS 2001 PAZAR

BİR YOL HİKÂYESİ

TAYFUN T A L İPO Ğ L U

Kendimizden söz etmeyi “e rte lediklerinin... ”

Pek sevmeyiz aslında Bu yüzden belki de, Ama “kalıcı o lm a k ” adına Sağlıklı çıktığımız yolda, bir albüm çıkardık. Sağlıksız sonuçlar aldık. Adı, “S e yyah ". Çoğu kez...

“B a m Teli"nden bir farkı yok. İşte;

Çizgimiz, hep aynı... bu düşünceler içinde, Medya, “ö z e le ş tiri" diye

ne kadar kirletilirse kirletilsin, manzum bir hikâye yazmıştım, ne kadar bundan üç sene önce... ratinge Yaşadıklarımızı ve yaptıklarımızı ve paraya “k a ra la m a d a n ”

dökülürse dökülsün, yanlışı görmek gerekti ama, gördüğümüz destekle hep “yü re ğ im iz i hep koruyarak... ”

direndik. Belki şimdi zamanı geldi Çünkü, "sağlam d u rm a k " gerek­ Onun için, bu hikâyeyi ti... hem “S e yyah ” isimli

Bizim hayal kırıklıklarımızı albüme aldık,

“g e n ç le r yaşam am alı "ydı. hem de bugün size sunalım 68 ve 78 kuşağı, istedik...

sevdalarını ertelemişti hep. Bu, bir reklam değil, Bedelini ödememişti yaşam, yaşadıklarımızın aynası...

Özeleştiri

Özeleştiri “ Yaşamın farkına varın” dediler,

Gül derlemeyi bilmez bizim çocuklu­ Bizden önce düşünenler... ğumuz... Öyle uygun gördüler.

Türkülerde dinlediği kadarıyla tanıdı Acemi olduğumuzdan bu kirli dünya­

pembeyi. da,

Adam gibi sevmeyi, Kimimiz yitip gittik Sevdiği için ölmeyi Çarpık sevdalarda.

Duyduysa, "Para kazanmanın erdem inden” söz

Birkaç masaldan, eder olduk. Hepsi o... Kaybettiğimize

Bastığımız kaldırım taşı İnandığımız zamanı yakalamak için Dipsiz bir karanlıktı. Olsa gerek,

Slogan gibi çıkardı postallarımızın gı­ Emekle terleyeceğini düşlediğimiz el­ cırtısı... lerimize

Sevdalanmak ayıptı, Tutuşturulan yeşil ya da kırmızı kâğıt­ Vakit yoktu anasını satayım.. larla yetindik.

öyle bellemiştik. Ve anladık ki sevgilim,

Yüreğimizden inanmasak da Biz birbirimizi hiç sevmemişiz... Bütün kızlar, Ortasını çoktan geçtik şimdi ömrün... Bizim “bacım izdi...” Bir parça şiir, bir parça türkü, Hesap soracaktık vurguncudan, te­ Nasırlaşmış yüreklerimizi açabilecek

feciden, mi ki?

İntikam alacaktık işbirlikçiden, Belki, Kim ne derse desin, Belki yanlıştı,

“D eğişecekti” bu düzen. Belki göremiyorduk "olam azı...”

Bu uğurda girmediysen kavgaya, Ama doğru olan bir şey vardı... Adam sayılmazdın, Sonuna kadar insandı yüreğimiz, Ne mahallende, ne okulda... Zulme direnecek kadar delikanlı, Aç kalmak, en kalitesizini içmek ciga- Bastığımız yeri titretecek kadar karar­

ranın, lı...

“R acondandı..." Ve kendimiz dışında herkese insaflı... Arta kalanı yaşamın, Hangimiz özlemiyoruz şimdi o yoksul

“Burjuva özentisi..." kaldırımları?

Yumruklaşmış ellerimizde Olmadı, olmadı biliyorum da Tırnaklarımız avucumuzu parçalar­ Bu intikam bizi çoktan aşmadı mı? ken, İşte, yeniden başladık.

“Güneşi zaptedeceğiz, Üstelik, savaştıklarımızı tanıdık,

Güneşin zaptı yakın" derken, Şimdi, ayrı gibi dursak da Kollanmız göğü delecek kadar gergin, Ayrı ayn yollarda, Yüreğimiz ne kadar büyüktü... Biliyorum dostlar!

Sonra biz büyüdük, Gönlümüz hâlâ aynı kulvarda... Büyüdükçe

Yüreğimizi küçülttük... [email protected]

1 6 8 L İ L E R B İ R L İ Ğ İ V A K F I K A M P A N Y A B A Ş L A T T I

3 genç insanı idama

götüren yasa kaldırılsın

► 2 Mayıs 1972’de çıkanları 1586 sayılı yasanın kaldırılması için

düzenlenen kampanyaya imzalanyla öncülük edenler arasında

gazetemiz Yayın Kurulu Başkanı, yazarımız İlhan Selçuk, Prof.

Dr. Türkel Minibaş, Prof. Dr. Yakup Kepenek, Sönmez Targan ile

birçok sanatçı ve yazar da bulunuyor.

68’liler Birliği Vakfı’nca düzenlenen toplantıda çok sayıda sanatçı ve aydın bir araya geldi.

İstanbul Haber Servisi

- 68 kuşağının devrimci

önderlerinden Deniz

Gezmiş, Yusuf Aslan

ve Hüseyin tnan’ın idam edilmesi için çıkarılan yasanın yürürlükten kaldırılması amacıyla kampanya başlatılarak, TBMM göreve çağrıldı.

Sanatçı desteği

68’liler Birliği

Vakfı’nca Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Lokali’nde düzenlenen toplantıda TURSAK Başkanı Ercan Karakaş, Bedri

Baykam, Bilgesu Erenus, Berhan Şimşek, Müjde Ar, Mustafa Alabora

ve Haşmet Atahan’ın da aralarında bulunduğu pek çok sanatçı ve aydın bir araya geldi.

Vakıf Başkam Gökalp Eren yaptığı konuşmada, 2 Mayıs 1972’de çıkarılan 1586 sayılı yasanın, hukuk kurallarına ve kamu vicdanında oluşan güçlü kanıya aykırı olarak yalnızca yükselen özgürlükçü ve bağımsızlıkçı hareketin ezilmesi amacıyla çıkarıldığını vurgulayarak

“Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’m ölüm cezalarının yerine getirilmesine dair kanun yürürlükten kaldırılmalıdır” dedi. “Kuşkusuz üç genç insanın hayata yeniden döndürülmesi mümkün değildir” diyen Başkan Eren, yakın

geçmişteki bu haksızlığın düzeltilmesinin, ülkede daha adil bir toplum, daha güzel bir gelecek için verilen uğraşlara önemli katkı

olacağım söyledi. Eren, kampanyayı ülke geneline yaygınlaştırmak için “Girişim

Komitesi” kuracaklarını, bazı

parlamenterlerin de desteğini alarak konunun M eclis gündemine taşınmasına çalışacaklarını anlattı. Toplantıda söz alan sanatçı Bedri Baykam da “Bu üç genç bu cezayı

hiçbir zaman hak etmedi. Bu karar, gecikmeyle de olsa alınmalı” diye

konuştu.

İm zalarla öncülük

Kampanyaya imzalarıyla öncülük edenler arasında gazetemiz Yayın Kurulu Başkanı, yazarımız İlhan

Selçuk, Prof. Dr. Türkel Minibaş,

Prof. Dr. Yakup Kepenek, Sönmez

Targan ile birçok sanatçı ve yazar

da bulunuyor. Yazılı açıklama yapan Avukat Mustafa İlker

Gürkan da “Tarih adildir. Türkiye 68’le barışmadan hiçbir yere varamaz. Hiçbir toplum 40 yıla yakın süredir gençliğini ezerek çıkış yolu bulamaz” dedi.

(2)

A m e rik a a le y h ta rı g ö s te rile r ilk k o n trg e rilla e y le m iy le d u rd u ru lm a y a çalışıld ı

lâuıkee go lıonıe

/

stiklal Caddesi’nde yürüyen Amerikan 6.

Filosu askerlerinin üzerlerine 15 Temmuz

1968’de boya atılıyor, ertesi gün de mürekkep

ve çata pat... Polis, İTÜ Öğrenci Yurdu’nu basıyor.

Hukuk Fakültesi 2. Sınıf öğrencisi Vedat

Demircioğlu camdan atılıyor ve ağır yaralanıyor.

/

jçi ve öğrenci hareketinin aynı n o k ta d a buluşmalarının ilk tanı­ ğı Derbv Lastik Fabrikası. Çeşit­ li öğrenci örgütlerinden yaklaşık alt­ mış öğrenci, fabrikayı işgal eden bin yedi yüz işçiyi ziyaret ediyor. Deniz Gezmiş de altmış öğrenci arasında yer alıyor. İşçi hareketi, 15-16 Hazi­ ran 1970'te en yüksek noktasına ula­ şıyor. Türkiye genelinde 168 işyerin­ den on binlerce işçi sokağa çıkıyor, hem güvenlik güçlerinin hem de hü­ kümet yanlılarının saldırıları sonucu, beş işçi yaşamını yitiriyor, onlarcası yaralanıyor. Sıkıyönetim ilan edi- İiyor, DİSK “komünist” olmakla suç­ lanıyor, sendikacılar tutuklanıyor.

Özgürlük isteği

60'lı yıllar sadece Türkiye'de de­ ğil, dünyada “düzen”in perdesinin düştüğü yıllar. Fransa’da da işçi hare­ ketleriyle öğrenci hareketleri paralel bir seyir izliyor... Vietnam’ı işgal ve karşı direnişi bastırma yöntemi tepki­ leri Amerika aleyhine yoğunlaştırı­ yor.

s u f v e H ü s e y i n ' i n ö y k ü s ü . . .

B İZ D E

G E N Ç L E R İ

A S A R L A R

İstanbul’da 15 Temmuz 1968’de, Amerikan 6. Filosu bu gösterilerden payına düşeni alıyor, gece saatleri is­ tiklal Caddesi ’nde yürüyen Amerika­ lı askerlerin üzerlerine boya atılıyor, ertesi gün de mürekkep ve çata pat... Polis, eylemcilerin bir bölümünü gö­ zaltına almakla yetinmiyor, sabaha karşı Gümüşsuyu’nda bulunan İTÜ Öğrenci Yurdu’nu basıyor. Hukuk Fa­ kültesi 2. Sınıf öğrencisi Vedat De­

mircioğlu camdan atılıyor ve ağır ya­

ralanıyor. O sabah öğrenciler bir mi­ ting düzenliyor. Deniz Gezmiş konuş­ ma yapıyor ve Dolmabahçe’ye koşan beş yüz öğrenci Amerikalı larT dövüp denize atıyor. 20 Temmuz günü de Fi­ kir Kulüpleri Federasyonu “Barış İçin

Amerikan Emperyalizmine karşı Sa­ vaş" mitingini düzenliyor. Demirci­

oğlu hastanede ölüme on gün direne- biliyor; haberi alan öğrenciler protes­ to eylemlerini başlatıyor, sayısız öğ- rençi gözaltına almıyor.

Eğitimde devrim

Fakültelerin iç işleyişlerine, sınav yönetmeliğine dair ilk başkaldırılar, 1968’de yerini “Üniversite ve eğitim­

de devrim" talebine bırakıyor. Öğren­

cilerin en can alıcı ve isimlerini kamu­ oyuna duyuran eylemlerinden ilki 7 Mart 1968’de yaşanıyor. İktisat ve Ti­ cari İlim Yapan Öğrenciler Birliği (AIESEC) nin 20. Genel Kurulu açı­ lış törenine Başbakan Süleyman De-

mirel adına katılan Devlet Bakanı Seyfi Öztürk. öğrenciler tarafından

yuhalanıyor ve konuşması “Dağ ba­

şını duman almış” marşıyla engelle­

niyor. Öztürk, “Yankee Go Home”,

“Morrison Süleyman”, “Faşistler”

sloganları arasında zorlukla konuş­ masını tamamlıyor.

Dört öğrenci, toplantı sırasında çe­ kilen fotoğraflara dayanılarak gözal­ tına alınıyor, altı öğrenci için de ara­ ma emri çıkarılıyor. Gezmiş de ara­ nanlar arasında yerini alıyor, ilk işgal

Ö

ğrenciler bir miting düzenliyor, Gezmiş

konuşma yapıyor ve Dolmabahçe’ye

koşan beş yüz öğrenci Amerikalıları

dövüp denize atıyor. Demircioğlu hastanede ölüme

on gün direnebiliyor; protesto eylemlerini başlatan

öğrencilerden çoğu gözaltına alınıyor.

ABD Büyükelçisi Robert Commer’m aracım Sinan Cemgil’in atkısıyla tutuşturan öğrenciler gözaltına alındı. 168 avukat öğrencilerin vekâletini üstlendi

olayı ise Ankara’da Dil Tarih Coğraf­ ya Fakültesi’nde yaşanıyor. Kısa sü­ rede İstanbul’a, öncelikle de Hukuk Fakültesi’ne sıçnyor.

Üniversite işgali

Deniz Gezmiş, Enver Nalbant, Boz-

kurt Nuhoğlu ve Binali Erdoğan 12

Haziran 1968’te amfi amfi dolaşıp yaptıklan konuşmalarla işgali başla­ tıyorlar. Sınav sonuçlarının asıldığı tahtada şimdi şu sözler yazıyor: “Üni­ versite hocaları/ severler paralan/Biz size sormaya geldik/ Bir devrim yap­ maya geldik”... Öğrenciler soruyor, İstanbul Üniversitesi rektörü Prof.

Ekrem Şerif Egeli yanıtlıyor: “Genç arkadaşlarım, bir düzensizlikten bah­ sediyorsunuz, fakat düzeltme imkânı vermiyorsunuz.”

Rektörün konuşması havayı yumu­

şatmayı amaçlıyor. Öğrenciler iki yıl­ dır taleplerinin yerine getirilmediği­ ni unutuyor, tam rektöre inanacaklar ki bir sopa masanın üzerine iniyor, camı parçalıyor. Sopanın sahibi De­ niz Gezmiş. Parçalanan cam amaca u- laştınyor, rektöre inanma eğilimi tuz­ la buz oluyor ve öğrenciler rektörün istifasını istiyor.

Devrimci öğrenci Birliği

İşgal on beş gün sürüyor, sorunla­ rın çözümü için öğretim üyeleri ile öğrencilerden oluşan bir komisyon kuruluyor. Kısacası bağımsız üniver­ siteye doğru önemli bir adım atılıyor. ' DÖB yani Devrimci Öğrenci Birliği

işte bu döneme denk düşüyor. Birli­ ğin en önemli eylemi 30 Ekim ile 10 Kasım tarihleri arasında Samsun’dan Ankara’ ya yapılan “Tam Bağımsız

Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyü- şü”. Yürüyüşün amacı şöyle vurgula­

nıyor: “... Biz/Mustafa Kemal gençli­

ği olarak sapünlan dev rimi rayına oturtmaya azimliyiz, kararlıyız...”

Commer taşlanıyor

Öğrenciler, bu yürüyüşten birkaç gün sonra, göreve yeni atanan ABD’nin Ankara Büyükelçisi Robert

Commer’ı havaalanında, çürük yu­

murta ve taş yağmurun ile karşılıyor­ lar. Aralarında Gezmiş’in de bulun­ duğu 18 öğrenci tutuklanıyor. Com- mer’a duyulan tepkinin şiddetini art­ tıran Vietnam’da görev yapmış ol­ ması. Öğrenciler, ODTÜ ziyareti sı­ rasında Commer’ın zırhlı aracını Si­

nan Cemgü’in atkısıyla tutuşturuyor­

lar. Otuz öğrenci gözaltına alınıyor, açılan davada 168 avukat öğrencile­

“Tam Bağımsız Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü”nden birkaç gün sonra göreve yeni atanan ABD Büyükelçisi havaalanında çürük yumurtayla karşdandı. Aralarında Deniz Gezmiş’in de bulunduğu 18 öğrenci tutuklandı.

rin vekâletini üstleniyor. Bir sonraki öğretim döneminde sosyoloji asista­ nı OyaSencer’in (Baydar) doktora te­ zi Edebiyat Fakültesi Profesörler Ku- rulu’nca reddediliyor, Sencer istifa ediyor. Rektör Egeli, öğrencilerin protestosu karşısında, okulu kapatma ve protestonun polis gücüyle engel­ lenmesi kararını alıyor. Gezmiş kaç­ mayı başarıyor ancak rektörlük, üni­ versiteden ihracına karar veriyor...

Öğrenciler yine ayaklanıyor, çün­ kü hepsi Gezmiş’in okuldan ihracı­ nın, devrimci mücadelenin önüne du­ var örmeyi amaçladığını biliyor. Gez­ miş aranmasına rağmen dekan Prof.

Orhan Aldıkaçtı ile görüşmek üzere

üniversiteye geliyor. Aldıkaçtı, Gez- miş’i polise teslim ediyor. Salıveril- diğinde, Danıştay’a başvuruyor ve 12. Daire’den öğrencilik hakkını ge­ ri alıyor...

Kanlı pazar

Boykotların ardı arkası kesilmeyin- ceöğrencilerin karşısına “Tanrı Tür­

kü korusun” sloganı ve silahlarıyla

faşistler çıkarılıyor. 19 Şubat 1969’da Taksim’de bir miting yapılıyor, yak­ laşık on beş bin kişi, kalabalığa muş­ ta, bıçak ve zincirlerle saldırıyor. İki kişi, Duran Erdoğan ve Ali Turgut

Aytaç ölüyor. Olay, tarihe “Kanlı Pa­ zar” olarak geçiyor.

Hükümetle ordu arasında sıkıştırı­ lan ve faşist güçlerle boğuşan genç­ lik, başka bir hareket yaratıyor. Bu hareketlerden biri Gezmiş, İnan ve Arslan’ın da içinde yer aldığı Türki- re Halk Kurtuluş Ordusu (THKO). »grencilerin “ölmemek için” silahlı eyleme yöneldikleri tarih 25 Mayıs 1970. Karar ve durum, bu tarihte İs­ tanbul Üniversitesi’nde düzenlenen forumda duyuruluyor.

SÜRECEK

S

İdam edilişinin 29. yıldönümü

Deniz Gezmiş ve

arkadaşları anıldı

ANKARA/İSTAN- BUL (Cumhuriyet) - 68 kuşağının devrimci ön­ derlerinden ve Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) yöneticileri

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, i-

dam edilişlerinin 29. yı­ lında mezarları başında ve İstanbul Sultanah­ met’teki Atmeyda- nı’nda anıldılar.

Deniz Gezmiş ve ar­ kadaşları için Karşıya­ ka Mezarlığı’nda dü­ zenlenen anma törenine 68’liler Birliği Vakfı, E- MEP, HADEP, İP, ÖDP, SİP, Ankara Sanat Ti­ yatrosu, Çağdaş Gaze­ teciler Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği, DİSK, Hacıbektaş Veli Anadolu Kültür Der­ nekleri, Hacıbektaş Ve­ li Anadolu Kültür Vak­ fı, Halkevleri, İmece Kültür ve Sanat Evi, Pir Sultan Abdal Kültür Demeği ve TÜMÖD temsilcileri katıldı.

Törende konuşan De­ niz Gezmiş’in avukatı

Halit Çelenk, Deniz

Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın sınıf­ sız, sömürüşüz, hakça bir düzen istediklerini ve Türkiye’nin bağım­ sızlığı için mücadele et­ tiklerini söyledi. Çe­ lenk, gençlerin boşuna ölmediğini vurgulaya­ rak şunlan belirtti:

“Eğer bugün işçiler, emekçiler, memurlar, eğitim emekçileri, çiftçi­ ler ve esnaflar ‘Kahrol­

sun IMF’, ‘Kahrolsun Emperyalizm’, ‘Yaşa­ sın Türkiye’nin Bağım­ sızlığı’ sloganlarıyla alanları çınlatıyorsa, bunda büyük pay, pran­

ga seslerinin türküsün­ de ve kıvücımlaşan yem­ yeşil alanlarda aranma- hdır. Evet, suçlan ger­ çekten büyüktü. Onlar, ikili anlaşmalan imzala- sayddar, tncirlik’i em­ peryalizmin uçaklarına terk etseydiler, Ameri­ kan Altıncı Filosu’na hoşgeldin diye pankart açsaydılar, havalinıanla- nna ve büyük bulvarla­ ra adlan verilir, onlara anıtmezarlar yapılırdı.”

Anmaya katılan tüm örgütler tarafından ha­ zırlanan ortak açıkla­ mayı okuyan 68’liler Birliği Vakfı Ankara Şubesi Başkanı Bülent

Vargel, Gezmiş ve arka-

daşlannın hukuka aykı­ rı bir şekilde “yargıla­

narak” haksız yere i-

dam edildiklerini söy­ ledi. Konuşması sık sık

“Kahrolsun Amerikan emperyalizmi”, “İda­ ma hay ır, banş hemen şimdi”, “Faşizme karşı tek yumruk tek bari­ kat” sloganlarıyla kesi­

len Vargel, Er veya geç

Türkiye halkı, emeğin örgütlü gücü ile ülkey i emperyalizmin güdü­ münden kurtaracak”

dedi.

Anmaya katılan yak­ laşık 500 kişilik grup daha sonra Mahir Ça-

yan ve Sivas’ta yakıla­

rak katledilenlerin me­ zarlarını ziyaret ettiler.

Sultanahmet’teki Ayasofya'Camii önün­ de yer alan ve Osmanlı döneminde birçok ida­ mın gerçekleştiği tarihi “Atmeydanı”nda topla­ nan IHD İstanbul^ ube- si üyeleri ise Gezmiş­ ler’in, idamını “cina­

(3)

D eniz Gezm iş, Yusuf A slan

ve

H üseyin İnan

ölüme giderken

*

*

*

*

*

6Tam B ağım sızlık’

diye bağırıyordu

Avluda yankılanan

üç genç ses

7 İrm i dokuz yıl önce Ankara Merkez

Y

Cezaevi’nde idam sehpası kuruluyor...

JL

Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan

ayaklarında prangayla götürülüyor sehpaya.

Öylesine gençler ki, ikisi 25 ’inde, biri 23’ünde...

Sesleri avluda yankılanıyor: Yaşasın bağımsız

Türkiye, kahrolsun emperyalizm...

D e n i z , Y u s u f v e H ü s e y i n ' i n ö y k ü s ü . . .

b î z

:

d e

^ E N I Ç L E R İ

A S A R L A R

Yargıçlar Ali Elverdi, Ahm et Tetik ve M ehmet Turan idam

kararım verip kalemlerini kırıyorlar. I 5 e r a t G i i n ç ı k a n ' ı n y a / ı d i z i s i

Cumhuriyet

İDAM EDİLDİLER

malar. i S : " * -* “ T Dağa s S S v .fi” •: aoBia'y» ----n o h iI nxk I0n j o»w»«MMnra»*l*. in istedi j ___ ____ _ . -g jL âh lı trx ı^ ^ iLİlU .U ^ İ£ i\ZX .11

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’m asılarak öldürülmesi gazetemizde böyle yeralmışü.

anlı Pazar olayları ve iki ay sonra Tercüman gazetesinde yayımlanan bir başyazı, 23 Eylül 1969’da Taylan Özgür’ün öl­ dürülmesi, gençler açısından, “öl­

memek için” mücadeleye silahla de­

vam etmeyi zorunlu kılıyordu. Ter- cüman’ın başyazısında ise şöyle de­ niliyordu: “Savaş günlerinde, taviz­

siz, çıkarsız ve tam imanla silah başı­ na koşar gibi bütün vatandaşların, partilerin, üniversiteler ve diğer ku­ ruluşların mesuliyet başına koşacak­ tan günler gelmiştir. Ciddi olunuz, sağlam durunuz devletliler, liderler, rektörler, profesörler ve gençler! İç savaş başlamıştır...”

Filistin günleri ve eylemler

Sağın sözcüsü gazetede çıkan bu silahlanma çağnsı, bir anlamda THKO’nun kuruluşunu çabuklaştırı­ yor. Ordunun kuruluş ve yol alışında en büyük çabayı gösterenler Hüseyin

İnan, Yiısuf Aslan ile Sinan CemgiL.

Sıra silah kullanmayı öğrenmeye ge­ liyor; Hüseyin inan, Filistin’i öneri­ yor, gidiliyor. THKO, ilk eylemini 29 Aralık 1970’te yapıyor.

ABD Büyükelçiliği önünde nöbet bekleyen iki polis, vuruluyor. İkinci eylemleri ise bir banka soygunu. 11

Ocak 1971 ’de İş Bankası’nın Emek Şubesi soyuluyor, kasadaki 124 bin lira almıyor...Özellikle ikinci eylem kamuoyunda geniş yankı uyandırı­ yor... Soygunla birlikte kamuoyu De­ niz Gezmiş kadar Yusuf Aslan ve Hü­ seyin İnan’ı da tanıyor. Yusuf As­ lan’ın babası Milli Savunma Bakan- lığı’ndan emekli Beşir Aslan, “Ço­

cukluğu oldukça parlak geçti” diye

başlıyor söze; anlatılan yer ise Yoz­ gat’ın Kuşsaray Köyü. Yaşından ön­ ce, babasının sırtında gidiyor ilkoku­ la. Ortaokulu birincilikle bitiriyor, li­ seyi de. ODTÜ’yü kazanıyor...

ilk eylemini 1968’de Kızılay’daki mitinge katılarak gerçekleştiriyor. Ya­ kalanıyor, sonraki bütün eylemlerde de aynı sonla karşılaşıyor, ulaşıyor, gözaltına alınıyor, işkence görüyor...

ABP'li çavuşun kaçırılması

Bir aya kalmadan bir banka daha soyuluyor, Ziraat Bankası’nm Küçü- kesat Şubesi. Alınan miktar 48 bin 660 lira. Eylemler birbirini izliyor. 13 Şubat 1971 ’de Ankara-Balgat’taki Amerikan üssünde görevli çavuş Jim-

my Ray Finley kaçırılıyor, on yedi sa­

at sonra, cebine taksi parası konula­ rak salıveriliyor. Finley, poliste verdi­ ği ifadede “Beni kaçıran çocuklar hiç

de fena insanlar değilmiş, gözlerimi bağladıkları halde, bana rahat hare­ ket etme imkânı sağladılar” diyor.

4 M art’ta bu kez Gölbaşı’ndaki

Amerikan üssünden dört Amerikalı asker kaçırılıyor ve 400 bin dolar fid­ ye isteniyor. Eylemcilerden Ameri­ kalıları öldürmemelerini isteyen Türk Hukuk Kurumu Başkanı Prof.

Muammer Aksoy, eylemcilerin ken­

disinden ABD elçisi nezdinde ara­ buluculuk yapmasını istediklerini açıklıyor. Aynı gece dört Amerikalı salıveriliyor.

12 Mart darbesi

Bu arada ordu, son hamleyi yapı­ yor, 12 Mart 1971 Cuma günü muh­ tıra veriyor; bunun üzerine Demirel hükümeti istifa ediyor. Darbeden üç gün sonra yani 15 M art’ta, THKO, gelişmelerden memnun olduğunu, güvenlik önlemlerinin kaldırılması

halinde teslim olacaklarını açıklayan bir bildiri yayımlıyor. Aynı günün ak­ şamı Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan, 06 EY 943 plakalı çalıntı bir motosik­ letle, güvenlik çemberini yarıp Yoz­ gat yoluna çıkıyor. 16 Mart’ta da Yu­ suf Aslan, Şarkışla’da kasığından vu­ rularak Deniz Gezmiş ise Gemerek’te çatışma sonucu yaralanmadan yaka­ lanıyor.

Hüseyin inan, Gezmiş ve As­ lan’dan birkaç gün sonra aynlıyor An­ kara’dan. Hüseyin İnan, Kayseri Sa- nzlılı. Babası Hıdır İnan’ın anlattığı­ na göre uyumlu, çalışkan, kuş besle­ me meraklısı bir çocuk. En çok aile­ sinin yoksulluğuna üzülüyor, “Ben

ölmez yaşarsam ileride bir bilim ada­ mı olacağım” diyor “Sizi en büyük şehre götürüp bu sıkıntıdan kurtara­ cağım.” Liseyi Pınarbaşı’nda dedesi­

nin yanında okuyor, sonra da üniver­ site sınavlarında ODTÜ’ye girmek istiyor, babasına “Eğer beni

okutabi-leceksen”le başlayan cümleler kurup

onay istiyor. İnan arkadaşları arasın­ da “Dede” olarak tanınıyor, bu laka­ bın sim , Hüseyin’in bilgeliği, karar­ lılığı ve otoritesi, özellikle de Deniz Gezmiş’i zaptedebilme özelliği.. Her eyleme katılıyor, ama kimse bilmi­ yor. Çünkü konuşmuyor...

Hüseyin inan, Pınarbaşı’nda alıyor soluğu, dayısının evine yerleşiyor. O gece ev basılıyor, Hüseyin yakalanı­ yor. Üç yol arkadaşı Mamak Ceza­ evi’ne konuluyor. Geride kalan THKO’lular ise arkadaşlarını kurtar­ manın peşine düşüyorlar.

Eylem belli; Kürecik’teki Ameri­ kan üssü basılacak, ancak Nurhak’ta etrafları çevriliyor, Sinan Cemgil, Al­

paslan Özdoğan ve Kadir Manga ça­

tışmada ölüyor. Mahir Çayan ve ar­

kadaşları 16 Mayıs 1971 ’de İsrail’in İstanbul Başkonsolosu Ephraim El-

rom’u kaçırıyor. Elrom’un cesedi al­

tı gün sonra şakağında üç kurşunla bulunuyor. Darbeciler solcu avının sı­ nırlarım genişletiyor; sonunda İstan­ bul Maltepe’de bir evde Mahir Çayan ile Hüseyin Cevahir’in etrafı sarılıyor, sonuç Cevahir ölüyor, Çayan yarala­ nıyor... Tarih 31 Mayıs 1971.

Yargılama başlıyor

Gezmiş, inan ve Aslan’ın yargılan­ malarına başlanıyor, suçlar ortada; polise yaralamayla sonuçlanan silah­ lı saldın, iki banka soygunu, Ameri- kalılann kaçınlması ve Marksist-Le- ninist ideolojiyi savunma...Askeri hâ­ kimler, bu suçlann ceza yasasının hangi maddelerine dahil edileceği ko­ nusunda ikiye ayrılıyor. Ancak hü­ küm Genelkurmay Başkanlığı ile Milli Savunma Bakanlığı’ndan geli­

yor: 146/1 uygulanacak. Hâkim daha sonra Süleyman Demirel’in izinde aynı partide politikaya -soyunacak olan Ali Elverdi. Genelkurmayın emrini hukukun yolu izlemişçesine pervasız açıklıyor: idam.

‘Düzen bizi yasatmayacak'

Daha yakalandığı günün ertesinde

“Öyle anlaşdıyor ki, bu düzen yaşat­ mayacak bizi. Yaşama iznimiz yok, bu düzende” diyen Gezmiş 17 Temmuz

1971 günlü duruşmada, bu düşünce­ sini “Bu iddianame kelle istemek için

hazırlanmış” cümlesiyle pekiştiriyor.

Hüküm; Askeri Yargıtay 2. Daire- si’nin 10 Ocak 1972’de karan onay­ lamasıyla kesinleşiyor. Karann uygu­ lanmaması için hummalı bir çalışma

başlatılıyor. Yakup Kadri Karaosma-

noğlu’ndan başlayıp Fazd Hüsnü Dağlarca’ya uzanan bir halkada sa­

natçılar, gazeteciler, öğretim üyeleri, çeşitli meslek kuruluşu temsilcileri, idamlara karşı kampanyaya imza ve­ riyor. Öğrenciler derslere girmiyor, cezaevlerindekiler açlık grevleri baş­ latıyor... Uluslararası Demokrat Hu­ kukçular Birliği, Uluslararası A f Ör­ gütü, Ingiliz Komünist Partisi ya af ya da ölüm cezalannın kaldmlması tale­ binde bulunuyor.

Dosya TBM M ’ye geliyor... 10 Mart 1972’de yapılan ilk görüşmede tartışmalar sona erip de oylamaya ge­ çildiğinde, 450 milletvekilinden 245’i idamı onaylıyor, 63 ‘ü reddedi­ yor. 124 milletvekili ise oylamaya ka­ tılmıyor. Cumhuriyet Senatosu’nda ise 183 senatörden 141 ’i oy kullanı­ yor, 105 ’ i onaylıyor, 3 6 ’sı reddediyor. Dışarıda soluklarını tutmuş TB- MM’nin karannı bekleyenler arasın­

da Mahir Çayan, Cihan Alptekin,

Ömer Ayna da var... Çayan’ın, Mal­

tepe Askeri Cezaevi’nden Ulaş Bar­ dakçı, Ziya Yılmaz, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna ile birlikte tünel kaza­ rak kaçmasının üzerinden dört ay geçmiş. 19 Şubat’ta Ziya Yılmaz ya­ kalanmış, Ulaş Bardakçı öldürülmüş. TBMM’nin karan üzerine Çayan ve arkadaştan Ünye’deki Amerikan Üs- sü’nde görevli bir Kanadalı ile iki In- gilizi kaçınyor ve Kızıldere’ye götü­ rüyorlar. Amaç, üç görevliye karşılık Gezmiş, İnan ve Aslan’ın hayatı....

Hükümet yanaşmıyor; 30 Mart gü­ nü sabaha karşı Kızıldere’deki ev sa- nlıyor, Kanadalı ve iki Ingilizle bir­ likte, Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Sinan Kazım Özüdoğru,

Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Hüdai Ankan, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy

ve Ertan Saruhan öldürülüyor. Ça­ tışmadan bir kişi kurtulabiliyor; Er- tuğrul Kürkçü. CHP, Anayasa Mah- kemesi’ne başvurarak TBMM ile Se- nato’nun kararlannın iptalini istiyor. Mahkeme 6 Nisan’da karan usul yö­ nünden bozuyor... Bütün gözler yeni­ den CHP’ye çevriliyor, içerik yönün­ den itiraz yapılacak mı, yapılmayacak mı? Yapılmıyor; CHP susuyor.

İdamları engelleme çabası

İdamlan engellemek gençlere dü­ şüyor yine, eylemler birbirini izliyor. 3 Mayıs 1972’de, Türk Hava Yolla- n ’nmuçağı “Boğaziçi” Bulgaristan’a kaçınlıyor. Bir gün sonra Jandarma Genel Komutanı Kemalettin Eken, kaçınlmak isteniyor, gerçekleştirile- miyor; çıkan çatışmada, Asım Yıldız-

han öldürülüyor.

Gezmiş, inan ve Aslan 5 Mayıs’ta bütün koğuşlan dolaşıp arkadaşlany- la sohbet ediyorlar. Hem ziyaretçiler hem de ziyaret edilenler, biliyorlar ki bu bir veda... O gece cezaevindeki hareketlilik zamanın geldiğini göste­ riyor, kapılar açılıp kapanıyor, tek bir cümle “Hoşçakalm”™ Sonrası sessiz­ lik. Gün Zileli, “Sanki sesimizi kaybet­

miştik” diyor, kitabında... Merkez Ce-

zaevi’nde kurulan darağacına üçü de kendi sesleriyle gidiyorlar, ses, tarihe hiç silinmeyecek bir tarih düşürüyor:

Yusuf Aslan:

Bizi idama götüren­ ler, şerefsizce Amerika’ya hizmet ediyorlar, yaşasın işçiler, köylüler... Kahrolsun faşizm...

Hüseyin İnan:

Ben, şahsi hiçbir çıkar gözetmeden, halkımın bağım­ sızlığı ve mutluluğu için mücadele ettim...

Deniz Cezml$:

Yaşasın tam ba­ ğımsız Türkiye... Yaşasın Marksizm ve Leninizmin yüce ideolojisi, kah­ rolsun emperya...

BİTTİ

Soldan sağa: Recep Salkım, Yusuf Aslan, Mustafa Yalçmer, Deniz Gezmiş, Atilla Keskin, Metin Güngörmüş.

Referanslar

Benzer Belgeler

The present study discusses the effects of an alternative reading program, namely a combination of intensive reading with guided extensive reading, on the attitudes of

Lisans öğretimine Uludağ üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölüm’ünde başayıp, Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Sanat

“Soruşturma” olarak dört grupta toplanmıştır Cumhuriyet Döneminde Denetim.. TÜRK EĞİTİM SİSTEMİNDE DENETİMİN TARİHSEL GELİŞİMİ. 1967 yılında yayımlanan

Bizim çalışmamızda primer URS yapılan hastalar ile daha önce başarısız ESWL öyküsü olan hastalarda URS başarısı sırası ile %71,80 ve..

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idamını engellemek için Mahir Çayan ve diğer 8 Yoldaşı ile birlikte Kızıldere’de şehit düştüğünde henüz 20

TÜRKİYE’DE OKUL YÖNETİCİSİ YETİŞTİRMENİN TARİHİ SÜRECİ İlk defa istenen koşullara sahip tüm öğretmenlerin eşit olarak katılabildikleri sınav sistemi, MEB’e Bağlı

Müslüman Türk toplumunda, erkeğin kadından üstün tutuluşundan ve kadının erkeğe eşit olmadığı fikri hâkim olduğundan Türkiye’de kadın hareketleri zor

Toplumdan uzak durmaya çalışması, evdeki, kasabadaki sıkıntılı havadan bunalması, yer yer doğaya kaçmasıyla Yustıfa benzer Selahattin Bey. Bu kaçışta