• Sonuç bulunamadı

Aziz Nesin'e 80 yılda 8 suikast

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Aziz Nesin'e 80 yılda 8 suikast"

Copied!
4
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

“işçi Partisi’nin Beyazıt Beyaz Saray’daki

toplantısında Annen de vardı ord a Adım

söylenince, büyük bir gürültü patırtı oldu,

kıyamet koptu. Dışan çıkınca bir sürü insan bana

vurmaya çalışıyorlar..Ben anneni korumaya

çalışıyorum..Taksüer bizi almıyor...”

YARIN: ATEŞ ETTİLER

B

İR gazetecinin Aziz Nesin ile söyleşi yapması zor. O kadar çok söyleşi yapıldı ve televizyona çıktı ki, her şey konuşuldu gibi geliyor insana. Hele söyleşiyi oğlu olarak yapıyorsanız ve konu “Bugüne dek yapılan suikastler ve suikast girişim leıi’yse.

Bu, benim kendisiyle ikinci söyleşim. Her şey aklıma gelirdi de, böyle bir konuyu güle oynaya konuşacağımız aklıma gelmezdi. Bir ara, hepimiz kanıksadık galiba diye ürperdim. Ama, daha sonra, bunun, normal bir insanın korkmasıyla, Aziz Nesin’in dediği gibi, “Korkudan korkmak” arasındaki farktan kaynaklandığını anladım.

Bu dizide üç tür suikast var. Kendisine yapılan suikast ve suikast girişimleri, kendi kendine yaptıkları... B ird e doğal olarak meydana gelenler... Bazıları da var ki. ciddiye bile almıyor... Evin kurşunlanması gibi... —

A.N.

mân

tın?

Şim sayı

OPLAM kaç kez suikaste uğra­ ya da girişimiyle karşılaş­ tın?

Şimdii, bir, iki... Şey suikast mı sayılıyor?

Ne?

-Linç etme...

-Tabii, tabii...

-Bir, iki, üç, dört, beş kez...

-Adana?

- Adana’da bir, Beyazıt Beyaz Saray’da iki, Çatalca’da üç, Çatalca’da bu evde dört, bir de Sivas’ta beş.

-Bir de Feneryolu’nda kurşun deliği vardı büyük evde...

-Ooo, onları saymıyorum, öyle çok var da. Onlar rastlantı olarak mı kurşun atılmış, yoksa beni öldürmek için mi belli değil ki...

(Feneryolu’ndaki üçüncü katın penceresin­ den giren kurşunla ilgili evde kimse kimseye yıllarca bişey sormadı ve söylemedi. Sanırım annem ve babam evde bizim paniklememizi istemediler.)

Adana herhalde ilk karşılaştığın...

Yooo, Beyaz Saray’da. İşçi Partisi’nin bir toplantısında. Annen de vardı orda. Şimdi iş­ çi Partisi, hangi ilişkiyle bilmiyorum bir top­ lantı yapmıştı. Genel Başkan Aybar da ora­ daydı. Bütün partililer ordaydı, Beyazıt’ta, Beyaz Saray’da yapıldı bu toplantı. Oraya - a- aa, hayır altı kere, beş kere değil, altı kere - oraya gericiler dolmuşlar. (Konuştukça ha­

tırlıyor ve sayılar artıyor, sonunda pehli­ van tefrikası gibi suikast tefrikasına dö­ nüşecek bu söyleşi sanırım.) Ben daha ko­

nuşmadan gösteri yapmaya başladılar. Hiçbir konuşma yapmamıştım. Benim adım söyle­ nince, büyük gürültü patırtı oldu, kıyamet koptu. O zaman ben çıkayım dedim toplantı­ dan.. Konuşma yaptım mı, yapmadım mı a- nımsamıyorum ya da daha başlarken, konuş­ maya başlarken şey oldu ve merdivenlerden inerken arkamdan bisürü insan geldi.

Beyazıt Alanı’na çıkınca, o zaman toplandı­ lar orda bisürü insan. Onlar, salonu doldu­ ranlardan 4-5 kat fazla.. Ve üstelik bana vur­ maya falan çalışıyorlar ama, ben de anneni korumaya çalışıyordum. Oraya her zaman gelen arabalar gelmiyordu beni almaya, yani taksiler beni almaya gelmediler... Çünkü kor­ kuyorlardı, taksi parçalanacak diye. Tabii, a- rabaya binsem ordan, o gürültüden patırtı­ dan kurtulurum.Binicem fakat binemiyor- dum arabaya... Eee, annen de beni korumaya çalışıyordu. (İlk suikast gülüşmeleri burda başlıyor.) Ben, annen olduğu için onlara

vu-ve suikast

imleri

* *

B ir de Nazım Hizm et

için b ir toplantı yapmıştık.

İle rici Gençlik Demeği

düzenlemişti o toplantıyı.

Orada da kapıya sağlı sollu

dizildiler, gelene gidene

saldırıyorlar... Ama ölüm

tehlikesi yoktu galiba

. . . »

ramıyordum, yani, vursam zaten daha kötü olacaktı tabii. (Ne yalan söyleyeyim, eli de a- ğırdır.) Onlara vurmaya kalkışsaydım...

A

r k a

k a p id a n

KAÇIRDILAR

-Yalnız çıkmadın tabii, partililer de koru­ ma altında çıkardılar...

-Partililer de vardı, ama azdı partililer, da­ ha çok annen beni korumaya çalışıyordu ve tabii o zaman daha bu kadar yabanileşme- mişlerdi sağcılar ya da bilmem gericiler ney­ se. Annen olduğu için ben bir anlamda koru­ nuyordum. Yalnız o sırada, bu gürültü patırtı sırasında, eşarbım düşmüş, pardesü de vardı, eşarp da vardı, kırmızı bir eşarbım vardı i- pek. (Gülerek) O düşmüş oraya.

Sonra nasılsa bir araba geldi ve şoför de yalvarıyor beni sokmayın belaya diye. Çün­ kü arabayı parçalayabilirlerdi. Arabaya bin­ dik, eve döndük. İşte bir olay.

Ondan önce, Cağaloğlu’nda Halkevi bina­ sında, bişey oldu. Orda bir konferans verdir­ diler bana. Kim verdirdi bilmiyorum.

O zaman Talebe Birliği binasıydt orası...

Talebe Birliği binasıydı. Orda “Türkiye’de ilericilik Gericilik” konusunda bir konferans veriyordum. Konferansın yarısından çoğu ve­ rildikten sonra.. Zaten gösteriler mösteriler de oluyordu o esnada... Ve saldırdılar, bütün salon, aşağı yukarı bütün salon değil tabii.. Ama bizim yandaşlarımızın sayısı çok azdı. Beni sahnenin arkasından bir kapıdan kaçır­ dılar. Eğer önden çıksaydım, bir linç etme o- layı vardı. O Beyaz Saray’da... Haaa, tabii bi- tane daha var. Çök var, böyle konuştukça ak­ lıma geliyor.

Bir de Nazım Hikmet için toplantı yapmış­ tık. Çok önemliydi o toplantı. Salonun admı unuttum... Beyazıt’ta bir salon, Laleli’de bir salon vardı.

O tarihe geçmiş bir olaydır. İlerici Gençlik Demeği düzenlemişti o toplantıyı Orda kapı­ ya dizildiler böyle sağlı sollu olarak. Gelene gidene saldırıyorlar. Ama ölüm tehlikesi yok­ tu galiba, öyle bir tehlike yoktu, saldırı, ama büyük saldırı vardı.

-Kaç yılında oldu bu olay? Nazım Hik­ met yaşıyor muydu?

-Kaç yüı?... 953’ten önce miydi?... Ölmeden önce tabii, ölmeden önce. 950’nin başı. De­ mokrat Parti yeni iktidara geçmişti...

-Cağaloğlu’daki kaç yılında?

-Cağaloğlu’ndaki daha sonra. 60’dan sonra.

-Beyaz Saray’daki onbeş milletvekili se­

çilmeden önceydi, değil mi?

-Evet, onbeş milletvekili seçilmemişti. On­ dan önce.

Bu kaç oldu, üç mü oldu?

ADANA'DAKİ TUZAK

-Üç oldu... Ondan sonra Adana geliyor!.. -Adana’daki çok büyük bişeydi, patırtı ol­ du. Ayrıca Adana’daki çok ilginç. Ben Anka­ ra’ya gitmiştim. Akşam gazetesinde köşe ya­ zarıydım o zaman. Ankara’da Akşam’m bü­ rosunda bir çocukla tanıştım. Bir gençle ta­ nıştım. O genç Akşam gazetesinin Ankara temsilciliğinde çalışan birisiymiş. Bana yal­ varmaya başladı. IÛe “Adana’ya gel abi” di­ ye. “Adana seni çok seviyor, Adana’ya gel” . Adana’da Kemal Bayramoğlu muydu neydi biri vardı?

-Kemal Bayram Çukurkavakh.

-Çukurkavaklı vardı. O, Akşam’m temsilci­ siydi. Bu genç de onun yardımcısıymış.

Ben Adana’ya filan gitmeyi düşünmemiş­ tim ama o kadar çok ısrar etti ki, peki geli­ rim dedim. O zaman dediler ki kamyonla git... O zaman Akşam gazetesi arabayla Ada­ na’ya Ankara baskısmı gönderiyordu. Yani, şeyle, kamyonla... Bana da “Kamyona bin, şo­ förün yanında gidersin” dediler.

Meğer bunlar komploymuş. Ben bilmiyo­ rum tabii...

-Bu işin içinde Çukurkavakh yok her­ halde...

ÂTEŞİM YÜKSELDİ

-O yok da, bana bu iş için yalvaran çocuk varmış. Yardımcısı. Ve hazırlamış, benden önce gitmiş, iki gün önce benim gitme tari­ himden. Çünkü öyle ayarlamış ki, Aziz Ne­ sin, falan kamyonla gelecek, gazeteyi getiren kamyonla gelecek. Ona göre orda düzenini yapmış. Ben oraya gelmeden bağırmaya baş­ lamışlar. Hangi otelde kalacağım da” belli... Şeyin otelinde kaldım. Ömer Ağa’nm... Sakıp Sabancı’nın babasının otelinde kalmıştım.

Fakat ben giderken kıştı. Şubat mıydı, öyle bir aydı, galiba şubattı... Akşam Ankara’da hastalandım, çok fena hastalandım ve ateşi­ min 39.5 olduğunu da otele gidince anladım.

Öyle, yolda, Gülek Boğazı’ndan geçerken, yollarda bisürü kamyon, araç, arabalar kal­ mış. Onların arasından geçiyoruz. Ben kendi­ mi kaybediyorum zaman zaman. Böyle rüya gibi görüyorum, ateşim yükselmiş öyle gider­ ken. Adana’ya yaklaştık, Gülek Boğazı’nı geç­ tik epiyce. Kemal Çukurkavakh bir arabaya, bir taksiye binmiş geldi. “Aman abi” , dedi, “ Sana şey yapacaklar, suikast yapacaklar. Sen otele ön kapıdan filan girme” "dedi. Genç­ ti.

MOSKOVA’YA

i

Ondan sonra, otelin arka kapısından beni aldılar, yukarıya çıkardılar, odaya girdim, hemen yatağa yattım. Fakat bir uğultu geli­ yor, sürekli uğultu geliyor. Ne olduğunu bil­ miyorum ben. Meğer, otelin önüne birikmiş­ ler, binlerce insan, “Aziz Nesin Moskova’ya” diye bağırıyorlarmış.

Eee, ondan sonra, ertesi günü, galiba biraz

iyileşir gibi oldum. Çıktım dışarıya. Dışarıya çıkınca, işte o kalabalık arkamdan geldi. Ga­ zetenin temsilciliğine gittim, Akşam’m. Tem­ silcilik, karakola çok yakın biyerdi orası. Ka­ rakola boyuna telefon ediyorlar, karakoldan gelmedi kimse. Yani, geleceğiz diyorlar, gel­ mediler. Üst katta biyerdi orası, böyle köprü gibi biyerden geçiliyordu, kalabalık kapıya kadar geldi. O zaman, bana kelime - i şaadet getir, diye, bağırıyorlar. Kelime - i şaadet ge­ tirsem ne olacak yani, yine aynı şeyi yapa­ caklar... Ben, öyle, kelime - i şaadet filan ge­ tirmedim....

SOLDAN SAĞA: 1- Üzeri meşin, halı gibi şeylerle kaplanmamış olan eyerin tahta bölümü - Adale. 2- Dengesi bozuk, deli - Hayır. 3- Bir çoğul takısı - As­ ya’da başkent. 4- Gemilerde ya da kalelerde topun makine bölümünü ve topçuları koruyacak biçimde yapılmış zırhlı kule - Eski Mısır tanrısı. 5- Yeryüzü parçası - Genişlik. 6- Bir bağlaç - Kiraya verilerek ge­ lir getiren ev, dükkan gibi mülk. 7- Uçan memeli hay­ van - Duman bulaşığı. 8- Kolayca yutulabilmesi için küçük toparlak durumuna getirilmiş ilaç - İnsanın ya­ radılış özelliği. 9- Çiftlik uşağı - Oynak kemikleri ara­ sındaki açıları daraltan kasların genel adı. 10- Yer yer uzunluğu değişen bir uzaklık ölçüsü - İcar. 11- Yapmacık - Romanya’nın para birimi. 12- Toprak üs­ tündeki yükseklik, doğal set - Fazla bön, avanak.

YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1- Kuskunsuz eyer - İd­ mansız. 2- Anne, valide - Matematik. 3- Ayakkabı kalıbının ç a p ı: Kucaktaki ya da memedeki iri ve tom­ bul çocuk. 4- Ülkemizin plaka işareti - Paylama - Ma­ tematikte sabit bir sayı. 5- Pamuktan düz dokuma, kaputbezi - Kiloamperin kısaltması. 6- Kenarları ve açıları birbirine eşit olan dörtgen - Sinir hastalıkları. 7- Yazın, edebiyat. 8- Hangi şey - Bilgiçlik taslayan. 9- Altın, gümüş gibi kıymetli madenlerden yapılmış şeylerin saflık derecesi - Pamuk iplik - Bir seslenme sözü. 10- Batmış olan nesnelerin yerini ve durumu­ nu akustik dalgalarla belirleyen sistem - Endüstri.

DÜNKÜ BULMACANIN ÇÖZÜMÜ:

SOLDAN SAĞA: 1- Kalp, Akala. 2- Alarm, Ak. 3- Laza. Eseme. 4- Pr, Ticaret. 5- Gri, Ebedi. 6- Saik, El. 7- Vana, Ene. 8- Ama, Esin. 9- Dayanak. 10- E- kenek, Leş. 11- Tutu, Op, Te. 12- Tesir.

YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1- Kalp, Saadet. 2- Alar­ ga, Makus. 3- Laz, Rivayet. 4- Pratika, Anut. 5- Ana­ ne. 6- Ece, Akos. 7- Kasaba, Ek, Pi. 8- Akere, Es. 9- Medeniyet. 1 0 -Asetilen, Şev.

(2)

YARIN:ÖLMEMİ İSTİYORLARDI

mıyorum kapıyı.

Saat 2, 2.30 filandı galiba. Müdür Ruşen Bey’e gittim. Dedim ki, kapıyı kilitlem işiniz ya

da kilitlenmiş. Gidin bakın dedim. Ben orda durdum. Ruşen Bey geldi buraya, çocuklarla geldi galiba, yanmda bir çocuk... Bana geldi e- pey sonra, yarım saatten sonra geldi. Dedi ki, kapı içerden kilitlenmiş.

Biz açtık kapıyı, balkondan çıkarak. Ön bal­

konun penceresini kırmışlar, içeri girmişler. Ve içerden de kapıyı kitlemişler. (İçerden kitle- dikleri kapı, binanın içindeki ahşap kapı. Yani bir evin oda kapısı gibi). Ordan merdivenler­ den birisi gelmesin, yakalanmasınlar diye. Ta­ bii, ordan eğer birisi gelirse, gerekeni yapacak biri. Fakat gece olmuş bu olay, demek ki benim tahminim, ben burda uyuyorum, uyuduğuma göre, orda beni şey edecek... V e bir de, pencere­ y i kırmış, camlar salona düşmüş. Bir de bant, o ağızları kapadıkları banttan, büyük bir bant. Bantı cama yapıştırmış. O camı kırmak için yapışmış bant değil. Çünkü, neden değil. Cam­ lar yerde... Ve hiçbir şey almamışlar burdan.

T

a b a n c a

isted im

- Hırsızlık yok?..

- H ayır yok, alabilecekleri çok şey var oysa...

Ruşen Bey dedi ki, bu akşam yatmayın burda... Yatayım, dedim, neden yatmayacağım. Yatma­ yın, dedi çünkü bu halde kalsın, yarın jandar­ malara bu halde gösterelim. Jandarmalar aklı­ ma yattı.

Sonra ertesi gün jandarmalar geldi, tutanak

yaptılar. A yrıca polise ihbar edildi. Ben olma­ dığım bir günde, ya da olduğumu birgün içer­ de çalışırken öbür binada, sivil polisler gelmiş­ ler bakmışlar, aaa burası mı, şurası m ı diye... B ir şey değil demişler, gitmişler...

- Parm ak izi filan alm am ışlar cam lar­ dan...

- Parmak izi falan hiçbir şey almamışlar. Ee- e, ben ondan sonra, o zamanın İçişleri Baka- n ı’na dilekçe verdim, olayı anlattım. Jandarma ciddi olarak uğraştı. Ertesi gün, bunun ciddi bir suikast girişim i olduğunu anlatan bir rapor verdi. Yazanak tuttu. Ben o yazanağın bir sure­ tini de ekleyerek dilekçe verdim İçişleri Ba- kanlığı’na. Tabanca istiyorum, dedim.

Birbuçuk sene hiç haber yok, çıkmadı. On­ dan sonra bu İran’daki ölüm fetvasından son­ ra, gazete yazdı işte, resmi bir gazetesi var on­ ların, hangi gazete unuttum, k i o gazeteye eski­ den haftada bir yazı da yazıyordum. Bu fetva o- layı çıkınca, bu sefer de onlar düştüler benim üzerime.

R öportaj: A hm et N

Aziz Nesin 80 yılda Sivas dahil tam 8

defa öldürülmek istendi. Bu suikast ve öldürme girişimlerinin öyküsünü iki oğluna; bu yazı dizisini kaleme alan Ahmet ve Ali Nesin’e anlattı. Dünkü bölümde yazarın

1950 yılı başlarında Nazım Hikmet’i anma ve 1960 sonrası İşçi Partisi toplantılarında uğradığı saldırı anlatılmış sıra Adana'daki bir tuzaktan nasıl kurtulduğuna gelmişti. Nesin, davet edildiği Adanada gene bir grubun saldırısına uğramış ve, o günlerde çalıştığı gazetenin bürosuna sığınmak zorunda kalmıştı. Saldırganlar, Nesin’in kelimei şaadet getirmesini istiyorlardı...

“Vakfın inşaatı

sırasında,

akşamlan yürüyüşe

çıkıyordum. Arkadan

gelen bir arabadan

ateş ettiler. Ben

kendimi şarampole

attım. Arkadan bir

tane daha attılar ama

rastlamadı...”

“Büyük b ir gürültü ile

elek trik direğinin

altındaki taştan bir

k ıvılcım çıktı. Ve

kulağım ın dibinden

vnınn diye b ir ses. B en

tabanca, tü fek atışında

bulunmuştum, atılan

yerd e bulunmuştum,

am a h edefte

bulunm am ıştım ..”

• • ı

O

SOLDAN SAĞA: 1- Silah olarak kullanılan, ucu siv­ ri, iki ağzı da keskin uzun bıçak - Sancağı, yelkeni ya da sereni direkten aşağı alma. 2- Kazaklarda seçim­ le gelen başkan - Satrançta bir taş. 3- Anlam, Meal - Bir geminin başka bir gemiden ya da kıyıdan uzak­ laşması. 4- Oymak - Hangi kişi. 5- Engerek yılanı - Japonya’da kent. 6- Belirti, işaret, iz. 7- Argoda çok hoşa giden - Müzikte bir nota. 8- Birine saldırmak i- çin saklanarak beklenen yer - Oylumlu. 9- İyice ya­ narak ateş durumuna gelmiş kömür ya da odun par­ çası - Aralarında evlilik bağı olmayan kişiler arasın­ daki cinsel ilişki. 10- Cüretkar - Eli sıkı, cimri. 11- Mü­ zikte bir nota - Yoksullara ya da öğrencilere yiyecek dağıtmak için kurulmuş hayır kurumu. 12- Kısırlık, verimsizlik - İlgi çekici, değişik kimse.

YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1- Topun gerisini kapayan kapak - Su (Eski dilden) - Renklerin en koyusu. 2- Bir elçiliğe bağlı uzman - Tutu, rehin. 3- Fabrika ya­ pımı her türlü Kumaş ve bez gibi dokumalar. 4- Ner-

' jlllerden güzel çiçekli bir süs bitkisi - Ki anlamın- <ullanılan bir bağlaç. 5- Divan edebiyatı nazım öl­ çüsü birimi - Kuzu sesi. 6- Beden yapısı, gövde yapı­ sı - Direnme, ayak direme. 7- Bir konu He ilgili bilgi vermek ve bu bilgiler üzerinde tartışmak amacıyla birkaç yetkilinin yönetimi altında düzenlenen toplantı. 8- Hastalıktan kalkma, iyileşme - Teniste topa vur­ mak için kullanılan araç. 9- Ust dudağı yarık olan kimse - Kimyada lityumun simgesi - Tarihte bir dev­ let. 10- Balık avlamakta ya da odun taşımakta kulla­ nılan büyük kayık - Akıl.

DÜNKÜ BULMACANIN ÇÖZÜMÜ:

SOLDAN SAĞA: 1- Kaltak, Kas. 2- Anormal, Yo. 3- Lar, Erivan. 4- Taret, Ra. 5- Arazi, En. 6- Ki, Akaret. 7- Yarasa, Is. 8- Hap, Natura. 9- Azap, Büken. 10- Mil, Kira. 11- Yapay, Ley. 12- Seki, Enayi.

YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1- Kaltak, Ham. 2- Ana, Riyaziye. 3- Lorta, Apalak. 4- Tr, Azar, Pi. 5- Ameri­ kan, Ka. 6- Kare, Asabiye. 7- Literatür. 8- Ne, Ukala. 9- Ayar, Tire, Ey. 10- Sonar, Sanayi.

ldüreceklerse, herhalde, kelime - i şaadet getir de öyle öl diyorlar.

Neyse, bilmiyorum yani. Ondan sonra, tam o sırada, film lerde oldu­ ğu gibi, polis geldi... Polis kuvvetle­ r i geldi, bunları püskürttüler.

Ertesi günü, V ali’nin - O Vali sonra İçişleri

Bakanı olmuştu - şimdi admı unuttum, ama notlarımda vardır o beni özel olarak davet etti. Halkevinde, halkevi veya, halkevi o zaman var mıydı, galiba kalkmıştı da, öyle bir resm i bina vardı. Y a rı resm i filan, orda b ir tören yapüa- caktı... Ne olduğunu bile unuttum. Buraya gi­ derken, yine o kalabalık, beşbin kişi toplandı. Ve “Aziz Nesin M oskovaya” filan bağırıyor­ lar... Ben, orda hemen arkada caddenin üzerin­ de bir fotoğrafhane var... B ir basamak, iki ba­ samak aşağıda yerden... O fotoğrafçı dükkanı­ na girdim. Fotoğrafçı yalvarıyor, “Am an abi,

çık burdan n’olursun” diyor. “ Ekmek param

benim bursı” Çünkü dükkanı yıkacaklar. Ben, çıktım tabii o öyle deyince... (Gülüşmeler)

Eeee, işte orda da öyle bir olay

oldu. Ordan.... Ordan dışarı çık­ tıktan sonra bir araba geldi ve bu araba, lüks bir araba... Ve b iri a l­ dı beni, arabadan uzanan bir el, a- rabaya soktu... Ve gittim, böylece kurtuldum o suikastten. O büyük bir suikastti...

Ondan sonra, O’nun kim oldu­

ğunu öğrendim; Arap uşakları de­ nilen meşhur bir kuyumcu beni çekmişti içeriye... Çeken kuyum­ cu değil, kuyumcu değil de, ku­ yumcunun yanmda çalışan bir a- dam... O’nun admı biliyorum, De-

mirtaş da (Ceyhun) biliyor... On­

ların evine gittim işte. Öylece ola­ y ı geçirdik.

Sonra, başka hangisi var, kaç tane saydık?

Y

o l d a

y ü r ü r k e n

- Sivas’tan önce, burda yolda yürürken olan var!...

- Yolda yürürken, akşamüzeri... O zaman vakfı daha yeni kurma­ ya başlamıştım. 1971’e girmemiş­ tik daha. 12 Mart olmamıştı... O şı­ rada çok suikastler oluyordu... iş­ te Kaftancıoğlu... (Ümit Kaftan-

cıoğlu, 12 Eylül’den önce öldürü­

len ilerici yazar).

Akşam yalnız hurdayım, işçiler

filan gidiyordu. Burda işçi oktu, başka kalan yoktu. Yönetmenevi- ni yeni yapmıştık. Akşamları çı­ kıp yürüyordum. Arkadan gelen bir arabadan ateş ettiler. Ben ken­ dimi şarampole attım. Arkadan bitane daha attılar ama, araba geçmişti yani, rastlamak olayı yoktu...

- Polise gittin mi peki? (A li Ne­

sin)

- H ayır gitmedim...

- Niye gitmedin?

- Polisten ne çıkacak, bir şey çıkmaz oğlum, şey yok ki...

- Plakayı filan almadın tabii...

- Alamazdım zaten, nerden ala­ caksın, kurşun atıyorlar, sen pla­ kayı alacaksın, nerde o...

İK İ EL ATEŞ

- Arabanın rengi filan...

Haa, ha, ha ha... Ondan son­

ra... B ir de bir arkadaşımın evinde kalmıştım. Bakırköy’de. Akşam bir gece orda kaldım, gü­ nü orda geçirdim. Taksiye bindim, Topkapı’ya geldim. Topkapı’da Çatalca otobüsüne bin­ dim...

Otobüste gelirken çişim geldi, çiş sıkıştırı­

yor. Şimdi Vakfa kadar, Çatalca’ya kadar geli­ rim diye düşünüyorum. Fakat Büyük Çekme- ce’ye gelince gidemeyeceğimi anladım. Öyle bir zorlama var ki, otobüsten indim, çişim i et­ mek için yer arıyorum böyle... Baktım bir elek­ trik direği var. Daha halim yok, dayanamadım. Elektrik direğine gittim... Daha çiş etmek için elim pantalonuma giderken büyük bir gürültü, elektrik direğinin altındaki taştan bir kıvılcım çıktı. Ve kulağımın yanmda bir ses, vıım nnn diye bir ses... Ben tabanca atışında, tüfek atı­ şında bulunmuşum ama, atılan yerde bulun­ muşum, hedefte bulunmamışım.

Elektrik direğinin dibindeydim, elektrik di­

reğinin dibinden kontak oluyor zannettim. Taştan böyle kıvılcım lar fışkırınca, kontak olu­ yor zannettim. Şaşırdım... Tabii çiş miş edeme­ dim...

Orda baktım, arkada dönemeç bir yol var.

Orda bir dükkanın önünde, dört - beş kişi top­ lanmış bana bakıyorlar. Ben ne olduğunu anla­ madım, onlara doğru yavaş yavaş yürüdüm.

“Ne oldu” dedim. “Haberin yok m u” dediler, “Yahu sana ateş ettiler”. İşte böyle bir kula­

ğımın dibinden vızıltı geçti...

EVİME GİRDİLER

- Aziz Nesin olduğun için mi, yoksa dire­ ğin dibine işediğin için mi ateş ettiler? (A li) - Onu bilemiyorum nasıl olduğunu. Ama,

ben şöyle tahmin ediyorum, galiba, yani benim tahminim... Benimle beraber birisi Topka- pı’dan otobüse bindi, herhalde şu karanlıkta; o zaman akşam kararmıştı, karanlıkta bir şey becerecekti... Fakat ben orda inince, ordan plan değişti. Ordan bir araba, taksi filan... Böy­ le olabilir, benim tahminim tabii...

Bundan sonra, bak bu önemli... Derebo-

yu’ndaki, V akfın dereboyundaki evimde, (söy­ leşiyi yaptığımız yerde) burda, yazın burda ça­ lışıyorum. Buraya, bana Trakya’dan bir ilçe­ den, neresiydi unuttum şimdi.Bir konuşma ö- nerisi geldi. Ben de, peki dedim. Bana araba gönderdiler. Arabaya bindim, o ilçeye gittim. Konuşmamı yaptım. Akşamdı zaten, gece oldu. Saat 1 sularında beni arabayla getirdiler. İn­ dim Vakfın büyük binasında. Müdürümüz o zaman burada. Geldiğim zaman şu aşağıki ka­ pı, ki daima anahtarı dışarda durur, kilitli. Nasıl kilitli yani, ben bunu kilitlemedim. N iye kilitleyeyim, kilitlemenin b ir anlamı yok, aça­

(3)

3

_________R öportaj: A hm et NESİN

A4

I

“Ben gezilere gidiyorum. Yurt dışına, yurt

içine filan...Hiç silah aldığım yok yanıma..

Bir kere aldım, Ankara’ya giderken, ama baktım

kullanamayacağım. O silahı da zaten Ali (oğlu)

oynarken bozdu...”

Ben de silah

is te d im M

B

uraya (Çatalca ) koru­ma polisi şeflerinden beşi geldi. Emniyet mü­ dür yardımcısı filan, böyle adamlar geldiler. Efendim size ille koru­ ma vereceğiz, koruyacağız dediler. Ben, koruma filan istemiyorum, dedim. Ben silah istedim. Onu bi­ le vermediniz 1,5 seneden beri. Ben her zaman söylüyorum, bunu neden vermediniz. Demek benim öldürülmemi istiyordunuz. Siz de­ ğil ama, İçişleri Bakanlığı bunu istiyordu açık açık. Ondan sonra telaşa düştüler, içişleri Bakanlığı ille koruma vereceğiz filan diye.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10

<

O

<

S

SOLDAN SAĞA: 1- Gemilerde oda - Eşi olm a­ yan, biricik. 2- Açıkça, belli ederek, saklamadan - Müzikte bir nota. 3- Bıçak bilemeye yarayan çelik­ ten, çom ak biçiminde araç - Başka, öteki. 4- İki şey arasında az açıklık bırakmak, yarı açmak. 5- Süslü, ayaklı fener - Bağışlama. 6- Argoda gösteriş - Bir bağlaç - Üye. 7- Ev içinde giyilen kolsuz, kalınca bir tür kısa hırka. 6- Yüz metrekare tutarındaki yü­ zey ölçüsü birimi - Çölden esen rüzgar. 9- Onarım - Kimyada baryumun simgesi. 10- Meslek, uğraş - Bir saatin altmışta birine eşit zam an birimi. 11- T e ­ kil ikinci kişi adılı - Çift, eş, ikiz. 12- Bir anda oluve- ren, apansız - O je çıkartan sıvı.

YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1- Ingiltere yasam a meclisi - Avrupa’da başkent. 2- Ondalık - Toplanan süprüntüleri alıp atmak için kullanılan kürek biçi­ minde saplı kap. 3- Konuk - Müzikte bir nota. 4- Bir pam uk türü - Kural. 5- Basit yapraklı, kökü sürgün kesici olarak kulandan ağaççık - iyi, güzel, hoş. 6- Utanma, utanç duym a - Asılmış, asılı. 7- Bir şeyin özünü oluşturan ana öğe, temel - Az, azıcık. 8- Be­ yaz - Dingil - Bir bilgiyi gösteren semboller dizgesi. 9- Engerek yılanı - Yeter miktarda olmayan, etm e­ yen - Alt, alttaki, aşağı. 10- Kınkanatlılardan, tarıma yararlı parlak siyah renkli bir böcek - En kısa za­ man süresi, lahza.

DÜNKÜ BULMACANIN ÇÖZÜMÜ:

SOLDAN SAĞA: 1- Kama, Ariya. 2- Ataman, Fil. 3- Mana, Avara. 4- Aşiret, Kim. 5- Efi, Osaka. 6- A- lamet. 7- Bitirim, La. 8- Pusu, İri. 9- Kor, Zina. 10- Atak, Nekes. 11- Re, İmaret. 12- Akamet, Tip.

YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1- Kama, Ab, Kara. 2- Ataşe, İpotek. 3- Manifatura. 4- Amarilis, Kim. 5- Aruz, Me. 6- Anatomi, İnat. 7- Seminer. 8- Ifakat, Raket. 9- Yirik, Li, Eti. 10- Alamana, Us.

Ben iki kere dilekçe yazdım, koru­ ma istemiyorum, dedim. Koruma­ lara da güvenemiyorum. Koruma m ı beni öldürecek ? Polis kadrosu­ nun içine, İçişleri Bakanlığı’nın, Kültür Bakanlığının birçok ba­ kanlıkların içine sızmışlar...

Zaten öyle olduğu da kesin. Bu

kadar cinayet işleniyor, bir tanesi de bulunur. Hiç bulunmuyor... Sonradan çok ısrar ettiler, bildiği­ niz gibi koruma verdiler. Şoför, i- ki de koruma polisi... Biyere gitti­ ğim zaman, onlarla gidiyorum.

Demek ki başından beri, Halke-

v i’nde bir, Beyazıt’ta iki tane, on­ dan sonra arkadaşımdan döner­ ken dört, Adana beş, Çatalca’da yürürken altı, evime giren ye­ di...

- Ondan sonra Si­ vas var...

- Sivas’ı işte artık herkes biliyor, gaze­ teler de o kadar çok yazdı ki, Sivas olayı yalnız bana yönelik bir olay değildi. Bü­ tün oraya gelen kad­ roya yönelik bir o- laydı.

- Peki, seni Ada- n a ’ya çağıran gaze­ teci, onunla hiç karşılaştın mı?

- Haaa, tabii ya, hiç karşılaşmadım. Onu sonra anladık. O Adalet Partili ga­ zeteciymiş. Onu son­ ra basm ataşesi

yap-Kendisine yapılan

suikastler dışında bir

de kazalar sonucu

ölüm den dönm eleri

va r A ziz N esin’in.

Ö rneğin elinde

bom ba patlam ası

gibi...” O suikast değil

benim aptallığım “

d iyor Nesin...

mışlar, dil filan da bildiği yok... B ir yerlere gitmiş, terfi etmiş. Ba­ na yaptığına mükafat olarak basm ataşesi olmuş. A dm ı da biliyor A- danalılar...

- Öğrenirim adım ben...

- Öğrensen ne olacak, öğrenme­ sen ne olacak. Benim için hiç ö- nemli değil, Türkiye için önemli değil. Böyle bir olay işte...

- Peki, karşılaşsan nasıl bir tavır gösterirdin acaba?

- Onun gibi çok olaylar var. Kar- şılaşsam hiç adam yerine koy­ mam. Zaten o zaman da fazla ö- nem vermemiştim. Çok fazla ısrar etti de gittim. O “ Aziz Nesin Mos­ kova’ya ” diye bağırdıkları zaman, gece ve gündüz bağırıyorlardı. “Moskova’ya, Moskova’ya” beş bin kişi... Haber gönderdim ya­ nımdaki adamla. Bu kadar, böyle bağırırlarsa, gitmem Adana’dan, burda ev alır kalırım, dedim (gü­ lüşmeler). Ondan sonra, biraz da­ ğıldılar.

SİLAHIN OLSA.

- Şimdi silahın da var. Diye­ lim ki, Çatalca’da şimdi yürür­

Aziz Nesin'in ölümle yüzyüze geldiği son olay Sivas katliamıydı...

ken karşılaşsan, silahım çekebi­ lir misin, adamı vurabilir mi­ sin?

- Vuramam... Vuramam, zaten silahı kullanmıyorum ki, laf...

- Antrenman yapmıyorsun...

- Yok canım, ne antrenmanı. Ben o gezilere gidiyorum, yurtdı- şma, yurtiçine filan... Hiç silah al­ dığım yok yanıma... Bikere aldım Ankara’ya giderken, onu da bak­ tım ki gereği yok, kullanamayaca­ ğım. O silahı da A li bozdu, eve gö­ türdük, oynarken silahı bozdu...

(Y ılla r önce, benim kurusıkı bir silahım vardı. Babam onu odamda bulmuş.Beni çağırdı. Sert sert, bu ne, diye sordu. Ben de, kurusıkı olduğunu söyledim. Yere bir el a- teş etti, hakiki gibi bir ses. Bu mu kuru sıkı, dedi. Tabii, yerde kur­ şun izi yok, dedim. O silah hala babamda anı olarak durur.)

Ö

l ü m d e n

d ö n m e l e r

Kendisine yapılan suikastlerden sonra bir de tesadüfi ölümden dönmeleri var Aziz Nesin’in. Bun­ lardan biri subayken başından geçmiş. Sanırım, en eskisi de bu...

- Senin ölümden döndüğün başka olaylarm da var. Suikast değil ama kendi kendine gelişmiş olaylar... Me­ sela elinde bomba patlaması gibi...

- O suikast değil, o benim aptallı­ ğım... Eee, Erzurumdayken...

- Baba, sen hala yaşamım neye yoruyorsun? (Ali)

- Allah koruyor seni herhalde!.. - Bilmem... (Gülüşmeler) Daha baş­ ka ölüm tehlikesi geçirdim. Harb o- kulundayken, ben o zaman çavuş­ tum, otobüste şoförün yanında oturu­ yordum... Sınıf arkadaşlarım içinde oturuyorlardı. Kapıdan içeri giriyo­ ruz. Nöbetçi, “dur” diye bağırdı. O zannediyor ki, araba insan gibi du­ rur. Tabii araba durmaya kalktı a- ma, arabanın durması için on metre, yirmi metre yürümesi lazım... Vınnn diye bir kurşun, benim yine yanım­ dan geçti ama, suikast değil tabii...

Komutan ne demiş “Üç kere dur dersin, sonra vurursun herifi...” Dur, dur, dur, sonra tak diye ateş ediyor...

E

l

BOMBASI

- O el bombası nasıl oldu?

- El bombası... Erzurum’da, istih­ kam taburunda bölük komutanıy­ dım. Bölük komutanlarından biriy­ dim. iki bölük vardı İstihkam tabu­ runda, müstahkem mevkii...

Bir kurul yaptılar. O kurulun içe­ risinde Şube Müdürü var, bir Albay var, bir Binbaşı var, bir tüfekçi suba­ yı var, en küçük rütbeli de benim... O zaman teğmendim, üsteğmen de­ ğil...

Bizi, Uzun Haşan diye bir yer var, yanlış söyleyebilirim ama yakınKap- lıcası olan bir yer var... Heyet ola­ rak, Albay, Binbaşı, Yüzbaşı, bir de en küçük subay olarak ben. Ordu bi­ zi, adımızla o kurula seçmiş...

Ruslardan kalan, bir cephanelik var. O cephanelikte, bir sürü bomba, silah falan, o zamandan beri kalmış. Hiç açılmamış... 1914’de filan konu­ lan cephaneliği hiç açmamışlar.

Bize gidip, o silahların durumunu öğrenmek için görev verdiler.

RUS CEPHANELİĞİ

- M üfettişler gelmemiş miydi? - işte, müfettişler dediğim Albay, Binbaşı filan. Arabalarla kalktık git­ tik. Oraya kaplıcaya. Ondan sonra kaplıcaya girdik., tabii bana söz düş­ müyor akşama kadar. Akşam da rakı içtik... Döndük geldik... Ertesi gün yi­ ne öyle... E, dedim ki, ne zaman cep­ haneliği göreceğiz... Albay, oğlum de­ di, onlar, sen doğmadan önce koy­ muşlar onları durur mu bu zamana kadar.

Başmda nöbetçi var tabii. Böyle bir dağ, bir tepe, tepenin içerisine cephaneliği koymuşlar, toprakların i- çerisinde, belki dört - beş metre top­ rak, orda nöbetçi bekliyor. Ne bekli­ yor? 1914’den beri bekliyor, ya da bil­ mem kaçtan beri bekliyor... Ruslar, ordan çıktıkları tarihten beri bekli­ yor.

O zaman son günü, işte rapor ha­ zırlayacağız. Bunların hepsinin im­ hası gerekir, bozuk diye... Ben dedim bu raporu imzalamam... (Gülüşme­ ler) Niye imzalamazsın dediler. Cep­ haneleri görmedim, cephaneleri gör­ meden imzalamam... Albay, oğlum sen deli misin, cephane görülür mü dedi. Ben imzalamam, dedim... Allah belanı versin, dedi. Madem ki çok is­ tiyorsun, git kendin bak, muayene et...

Gittim, o cehaneliğe girdim... Cep­ hanelik müthiş bir şey. Ruslar yap­ mışlar. Mağaranın duvarları bir ka­ rıştan fazla mantar, rutubet almasın diye. Yerde tahta ızgaralar. Ondan sonra şey var, hidrograf, ne derler, rutubet ölçen alet, nedir o ?...

(4)

▼Tartı hırsızlar çıkarken babam eve gelmiş.

Onlar da bahçe duvarına pusuya yatmışlar.

Farkederlerse öldüreceklerm iş...

Yakalandıkları zaman, evin A ziz N esin’in

evi olduğunu bilm ediklerini yoksa

girm eyeceklerini söyledüer

A

ziz Nesin, silahlı kuvvetlerde hizmet verdiği yıllarda ve genç bir subayken, Erzurum yakınlarında Ruslardan kalma bir cephanelikte araştırma yapmakla görevlendirilir.

Cephanelikten içeri girer...) - Hidrometre, hidrometreler var... Efendim, içeri uzun süre insan adımını atmamış. Girdim, teker teker, üç gün, çeşit çeşit bombaları inceledim... Şemsiyeli bomba, efendim 1,5 kiloluk bomba, dört köşe bir bomba, el bombası, savunma bombası, siperden düşmana atılacak bombalar, çeşit çeşit... Ben bunları teker teker muayene ettim.

- Tabii teğmen halinden albayları bekletiyorsun orda...

- Onlar bekliyor, onlar kaplıcada. Ben rapor yazdım. İşte şu cins bombalar yüzde on çürüktür, şu cins yüzde beş çürüktür, şunların

im ha edilmesi gerekir... Haa, bir

de dinamit lokumları, ne kadar çok... Efendim, yazdım verdim raporu. Onlar da benim verdiğim raporu imzaladüar.

Şimdi bu orduda tabii, çok

büyük bir başarı oldu. Ama, benim yaptığım belli değil. Heyet

hazırlamış oluyor raporu...

Ordudan bir em ir daha geldi.

Ben Nusret Nesin, ordunun bütün subaylarına falan gün, falan saatte, galiba bir pazar günü olacak ki, çünkü talim terbiye yok, Uzun Hasan’da açıklama yapacağım. Ordunun bütün subayları geldi. Halka oldular, ben de ordan aldığım cephane modellerinden, bomba çeşitlerinden ikişer, üçer tane aldım, dinamitlerden, minamitlerden...

BİR SANİYEDE BİR SANTİM

Anlatıyorum, etrafımda çevre oldular. Bunlardan bitanesi o iki kiloluk bomba. Savunma bombası. Siperdeyken düşmana atacaksın. Uzağa atamazsın onu, ağır bomba olduğu için, yakma atacaksın. Çanakkale’de düşman bize

atıyormuş bombayı biz acele alıyor ve hemen ona geri atıyormuşuz... Mutlaka ya havada patlıyor ya

orda patlıyor. Yani onun

kurtuluşu yok. F itili var, o fitil, 1 saniyede 1 santim yanar. Öyle

yapıyorlar ki fitili, tekrar geri atamasın diye... Ben anlatıyorum işte, bu bombalar patlamaz, çünkü bunun patlaması için şu kapsülün içeri girmesi lazım. Fulimunant diyorduk biz ona. Onun girmesi lazım. Bu girmediği için bunlar tehlikeli değildir dedim. Ve öyle yapmışlar ki, çok önemli bişey, iki tane güvence koymuşlar, bitanesini çekiyorsun, bir de ya y var, çektiğin zaman patlamıyor, ikinci defa yayı çekmek gerekiyor. Fakat o yaylar paslanmış... Yıllarca rutubette orda dura dura paslanmış bunlar.

Şimdi ben, bikaç tanesini gösterdim, o iki kiloluk bombayı aldım. Etrafımda insanlar var. İşte, dedim, bu çok güvenli bir bombadır, bunun çünkü bir tanesini açarsanız patlamaz ve açtım. Tısss diye fitil yanmaya başladı. Yalnız, o tıssı yalnız ben duyuyorum. Patlayacak biraz sonra, işte kaç saniyeyse, beş santimlik falan, unuttum neyse, kaç santimlikse. Patlayacak, başka yapacak bişey yok. “ Yaattt” d iy e . bağırdım.... (Öyle bir bağırdı ki, az daha A li’yle ben yere yatıyorduk...)

SOLDAN SAĞA: 1 - Bir ucuna ip, deri vb. bağlı vur­ ma aracı - Dik, çıkılması ve geçilmesi güç. 2- Ataerkil temeline dayanan, pederşahi. 3- Resim ya da harfle yapılan işaret - Faiz, ürem. 4- Evren, acun. 5- Kalori - Kayınbirader. 6- Kolaylıkla kandırılabilen ya da alda- tılabilen kimse - Küçük mağara. 7- ilgi - Mert, baba­ can, kalender erkek. 8- Anne, valide - Evin bir bölümü. 9- ilaç, çare - Söylenti. 10- Giysi, giyecek - Ayın ve ki­ mi yıldızların dolayındaki ışık çevresi, ayla. 11 - Yunan mitolojisinde güzel sanatların dokuz perisinden biri - Kimyada iridyumun simgesi. 12- Söz, laf, lakırdı - Top­ rak altına gömülerek saklanmış para ya da değerli şey­ ler, gömü.

YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1- Spermatozoitlerde ve bazı tek hücreli hayvanlarda hareketi sağlayan ipliksi organ - Maksat, gaye. 2- Büyükler, cet - Peynir, turşu, asma yaprağı, zeytin, balık gibi yiyeceklerin bozulma- maları için içinde tutuldukları tuzlu su. 3- Sınır beyi - Tatlı bir besin maddesi. 4- Çekoslovak - Bir şarkıda ner kıtadan sonra yinelenen ve bestesi değişmeyen bö­ lüm. 5- Asya'da ülke - Olumsuzluk veren önek - Ateş. 6- Mesafe, uzaklık - Düz ve geniş arazi, yazı. 7- Bakır ya da pirinçten büyük tepsi - Undan yapılan,,tatlı yap­ maya yarar türlü biçimlerde yiyecek. 8- Açıktan açığa, gizlemeden - Amaç, hedef. 9- Engel - Bir şeyin içinde­ ki öz, lüp. 10- Pt simgesiyle gösterilen çok değerli ele­ ment - Eski Arapların recep ayında kestikleri kurban.

DÜ N K Ü BULMACANIN Ç Ö ZÜ M Ü :

SOLDAN SAĞA: 1 - Kamara, Tek. 2- Aşikare, Fa. 3- Masat, Sair. 4- Aralamak. 5- Fanus, Af. 6- Afi, Ya, Aza. 7- Arkalık. 8- Ar, Sam. 9- Tamirat, Ba. 10- İş, Dakika. 11 - Sen, Koşa. 12- Ani, Aseton.

YUKARIDAN AŞAĞIYA: 1- Kamara, Atina. 2 - Aşar, Faraş. 3- Misafir, Si. 4- Akala, Kaide. 5- Ratanya, Rana. 6- Ar, Muallak. 7- Esas, Tike. 8- Ak, Aks, Kot. 9- Efi, Az, Abaşo. 10- Karafatma, An.

- Atsaydm ya baba, ileri doğru...

- Nereye atacağım, üzerlerine doğru düşecek...

- Bu kez sen suikast düzenlemiş olacaksın.

CY

a

A T DİYE BAĞIRDIM

- Nereye atsam, üzerlerine düşecek. Çok uzağa atsan, arkalarına düşer, yakma atsan, önlerine'düşer ya da ortalarına düşer... Kurtuluş yok.

“ Yaaat” diye bağırdım.

Yatmaktan başka çare yok. Çünkü bomba böyle patlar. (Eliyle ters şemsiye şeklini gösteriyor). Böyle patladığı için de, onlar yatınca merkezden, piramit gibi olur, yaralanmazlar...

- Arkaya atsan, öbür bom balan da patlatır mı?

- Tabii patlatır. Bombayı sandıkların içine attım o telaş içersinde. Hem onlara yat diyorum, hem de onlara doğru atamıyorum, yakma attım, bombaların içine düştü...

- İyi, şehir havaya uçmamış...

- Tabii ya, bu şans... Bombaların içine düştü, yalnız o patladı. Ben onlara yat diye bağırıyorum ama, yatmayan olur, birisi ölür diye korkuyoruımSorumluluk duygusu müthiş bişey tabii...

B

o m b a

PATiADi

Yattılar fakat ben erken yatamadım tabii, onlara yat demekten... Ben arkamı döndüm, yatmak üzereyken bomba patladı... Sırtımdan, bacağımdan, bu parmağım hala ordan kaldı...

(12 M art darbesinden bir - ik i ay önce, şeker krizine girdi Aziz Nesin. Ertesi sabah doğru Siyami Ersek’e götürdü annem. Çekilen röntgen sonucunda, vücudunda kanser belirtileri çıktı... Daha sonra babamın akima geldi ki, o parçalar, bombadan arta kalan

şarapnel parçalarıymış... Anımsamasa, gereksiz yere ameliyat olacaktı...)

- İşte bir olay var. Am a ondan sonra çok mahçup oldum, nasıl mahçup oldum. Binbaşı da eline tabancayı almış, çok namuslu bir binbaşıydı, intihar etmek üzere tepeye çıkmış. Adamm hiç ilgisi yok, suçu yok ama, ben onun subayıyım.... Orda 15 - 20 kişi ölebilirdi, en azından. Hiç kimse ölmedi, yaralandım. Beni arabaya, nasıl bindirdiler bilmiyorum. Kan geliyor bacağımdan, sırtımdan... Hemen doğru hastaneye...

Erzincan’da deprem olmuştu,

biz depremden sonra gitmiştik. Erzincan depreminde bir kilise, büyük bir kilise, cephanelik yapmışlar, uçak bombaları var içinde. Her şey var, ama bisürü de uçak bombası var. Cephaneliği boşaltacak adam arıyorlar. Şimdi, ben öyle mahçup olmuşum ki, “Ben gidicem” dedim. Ve gittim tabii, o cephaneyi boşalttım, mükemmel boşalttım. Büyük bir işti o. (Kahkahalar).

- Sonra ne oldu cephaneler? İmha mı edildi

- Hayır, ben onu çıkardım, sağlam raporu vermedim hiç. Yüzde onu, yüzde beşi, yüzde yirmisi... Çünkü sayıyla, bakıyorum, yüzde yapıyorum, hesabını çıkarıyorum. Sağlam raporu hiç vermemiştim. Dinamitler sağlamdı, ama

kullanılmazdı, onları galiba dereye m i attılar ne oldu, bilmiyorum. Öyle bişey yaptılar...

- Ruslar ne zaman gelmişler oraya?

- Canım, şey zamanında... Enver Paşa zamanında, savaşmışız ya orda... Ermeniler gelmiş...

İ

nşaat

dem

İ

r

İ

düştü

- B ir olaym daha var senin. Onu çok iyi hatırlıyorum, eve bembeyaz bir suratla gelmiştin.

Önüne inşaat demiri düşmüştü...

- Çok ilginç o, tabii bembeyaz suratla gelmiştim, perişandım.

- Seni ilk kez hayatımda korkmuş olarak o zaman görmüştüm. İlk ve son kez...

- O müthiş bişeydi... Kadıköy’de, orda elektrik idaresi m i vardı ne, onun önünden geçerken... Binanın önünden yürürken binadan böyle sipsivri bir demir... Sivri bir demir, inşaat yapüıyor... İnşaattan çat diye burnumun önüne düştü. Kesin gittin yani...

- Deler geçer...

- Deler geçer ne demek, kesin gittin. Yaşayamazsın, mümkün değil.

HlRSIZUK OLAYI

Son olarak da bir hırsızlık olayı var. Ben yatılı okuyordum, o zaman çarşambalaları okullar öğleye kadar. Eve gelirken kapının önünde bir ekip arabası gördüm ve babamın yine içeri alınacağını sandım. Kapıyı çaldım, babam açtı.

İçerde resmi ve siviller var. Meğer, siviller iki ay önce eve giren hırsızlarmış. Babam hırsızlara birer kitap imzaladı ve m eyve suyu verdi... Polisler şaşkın şaşkm bakıyorlar.

Tam hırsızlar çıkarken, babam eve gelmiş. Onlar da bahçe duvarına pusuya yatmışlar. Farkederse öldüreceklermiş... Daha sonra evin A ziz Nesin’in evi olduğunu bilmediklerini, yoksa girmeyeceklerini söylediler. Yakalandıktan iki ya da üç ay sonra firar etmişlerdi...

- Sekiz tane suikast saydık, alışmışındır artık... Aradan iki yıl filan geçince arıyor musun? Suikastkolik gibi bişey

olmuşsundur artık...

- Öyle şey aranır mı? Hiç aradığım filan yok...

B İ T T İ

Ve bomba

Bu kadar sık ölü m m e le ğ i ile

yan yan a d olaşm ak nasıl b ir duygu

b ilm iyoru m am a gü zel b ir şey

olm adığın dan em inim . G id en lere

üzülürken, yaşayan lara seviniyorsu n,

am a bu ru k b ir sevinç...

» / o

Referanslar

Benzer Belgeler

Ulusal Kurtuluş Savaşımızın temel ilkelerine yan çi­ zen zamanın devletlilerini kırk sekiz yıl önce bu sa­ tırlarla uyaran Aybar’a verilen ödül, Zincirli Hürriyet’i

değer bulunan Süheyl Ünver'e 1 mil­ yon liralık parasal ödülü ön ü -,. müzdeki günlerde d ü zen len ip cek bir törenle v erilecek

nazesi Çarşam ba günü Şişli ca-“ miinde öğle namazı kılındıktan sonra gazetemize getirilecek ve burada kendisine son saygı du­ ruşu yapıldıktan sonra

Hat­ tâ, (Resimli Kitabın) bir fotoğrafçısının elinden makinesini bile aldılar. Fakat ben işi bir çalımına getirdim. Bir ağaca tırmandım istediğim gibi

bfl- * “ ■ hassa roman, hikâye dışında •debiyat üzerine İleri sürülmüş ö - klrlerin, terüddleria kitap halinde pek az müşteri buluşa bir çok

Bu çalışmada; orta tabakada okume yerine kızılağaç yada kayın kaplama kullanılması durumunda okume kontrplakların bazı özelliklerindeki değişmeler ile

Bu çalışmada, Artvin yöresi ormanlarında üretilen ladin tomruklarının bölmeden çıkarılmasında kullanılan Koller K300 hava hattının çalıştırıldığı

doğmuş, Bahriye mek­ tebinden mülâzım ola­ rak çıkmış, sonra İs­ tanbul Sanayii Nefise Mektebini de