Karadeniz kıyılarında: 1
rı<
9-Boğazdan çıkarken...
İSMAİL HABİP BEYİN NOTLARI
Güzel Boğaziçinden üç gü • rünüş: Rum elihisarı, Arna
-vutköy, Ortaköy
Kıymetli muharrir ve edebiyat ho - çalarımızdan İsmail Habip B. bir Kara deniz seyahatine çıktı. Arkadaşımız bu uzun dolaşmadan toplıyacağı intiba - lan muntazaman «Cumhuriyet» e yol- lıyacak. Teceddüt Edebiyatı Tarihi mü ellifi, dışın teşrih ve için tahlilinde gö rüşlerinin ve hükümlerinin sade isabet- lerile değil bir tablo gibi asıl renklerile tebarüz ettirmek hassasında da kud •
retile tanınmıştır. Beşiktaş önlerinden başlıyan üstadın intibaları; alelade bİT
seyahatin notlarından ziyade hareketli hayattan canlandırdığı tablolar olacak tır.
ilk yazıyı bugün neşrediyoruz: Dünyanın her yerinde deniz de var, nehir de; fakat denizin nehir veya neh» rin deniz olduğu yalnız buradadır.
K aradeniz kıyılarında:
Boğazdan
(B irinci sahifeden m ab at)
Tabiatın eli burada denizle nehri bir leştirdi, Türkün eli de gene burada ka rayı deniz yapmıştı. Yetmiş geminin, yelken açarak, Dolmabahçe kıyıların dan Nişantaşı sırtlarına tırmanışı: Biz Ortazamanı böyle kapadık.
ölüm ayrılığın bütünü, ayrılık ölüm den parça. Avrupaya, Karadeniz bo ğazından çıkıp Akdeniz boğazından girmek üzere, çemberleme bir seyaha te çıkarken akşamın pembe yaldız’ arı içinde ilerleyen beyaz Rumen vapuru nun güvertesinden sağa sola bakıyo rum.
Beşiktaş diyince, daima gözümün önüne iki isim gelir:
Beşiktaşa yakın bir haneî viranımız vardır, diyen Nedim, ve Beşiktaş kı yılarındaki türbesinden hâlâ sulara ba kan Barbaros Hayrettin. Biri billûr, öteki tunç; biri kâğıtta terennüm, öte ki dalgada nara.
Kuzguncuğa baktım: Dökülmüş sı- valarile boynu bükük soluyan Hüseyin Avni Paşanın yalısı içinde, üç kafanın bir gece esrarlı görüşmesinden sonra, tam karşısına düşen, azametli sarayın koynundaki mağrur ceberutu tahtın - dan atan yalı. Ahşap bir yalının mer - mer bir sarayı yenmesi ne güzel şey di!
Boğazın en dar yerine kıvrak bir taç gibi kurulan Rumelihisarının epçet hesabile «Mehmet» 92 olduğundan o kadar bürcü, «Han» 6S1 olduğundan o kadar da mazgal dışı olduğunu «Ev liya» temin ediyor, tnanmıyanlar say sın; bizzat gördüğü şeyler hakkında çok dürüst olan sevimli Evliyaya ben inanırım. Zaten işte sıra sıra bürçler tunç kafalarını kaldırarak, sayısız maz gallar dudaklarını gerip gülerek «doğ ru, doğru» diyorI
Yeniköy önünden geçerken Evliya nın secilerini hatırlamamak kabil de ğil: «Ekmeği beyaz, ahalisi Lâz, Ya- hudisi ehli saz, İslâmî sız!»
Sağda Çubuklu: Veli Beyazıt Trab- zondan gelen oğlu âsi Selime burada sekiz çubuk vurmuş, onun için salta - natı sekiz sene sürmüş. İyi ki on sekiz defa vurmamış. Sekiz çubukta İranla Mısırı haklıyan o şehsüvar on sekiz çubukta elbet Hintle Çini de alırdı!
«Tarabya» isminin ilk vaftiz baba lığını yapan Yavuzun torunu, Sarı Se limdir. Anasından İslâv kan; alan bu zevk düşkünü hükümdar, o zaman tek dalyanından başka birseyi olmıyan,
çıkarken •••
buraya balık avı için gelirmiş. Tuttur - duğu balıklan kıyının gür yeşilli ağaç lan altında pişirtip Kıbns şarabına me ze yaparken Sokulluya emretmiş: Tiz buraya bir köşk yapın ve buranın ismi «Tarrabiye» olsun, Sarhoşun da kera meti oluyor demek, burası hâlâ boğa zın en taraplı yeri! *
Sular köyü Sarıyer: Çırçır, bütün dünya yüzünde «nvkyasülma» sı sıfır olan tek sudur. Serçe parmak kalınlı - ğında akan o ince su bütün cihan röko-
runu elinde tutuyor. Su üzerinde bir rökor ama pek öyle sudan değil!
Elli altmış yıl önce Ziya Paşa, bütün Boğazı, iki kıyısı da baştanbaşa köşk - ler, kâşanelerle; bağlar, bahçelerle do lu olarak tasvir ediyor:
İki canipte zengin gâhlar kâşaneler yer
yer
İki sahil serapa bağ ve büstan ve gülis tandır!
Namık Kemal onun bu tasvirile alay ederek birçok yerleri yıkık dökük o • lan Boğaz sahillerini böyle düşünmek için Paşanın «Sen» ve «Taymis» kıyı larında gördüğü mamurelerin hayalini rüyasında sayıklayıp burasile karıştır dığını söyler!
O zamanlar ki Boğaz çok güzelmiş, öyle iken onlar gene öyle derse bugün biz nediyelim? Adesesi alınmış göz çukurlan gibi camsız pencereli eski konaklar bu en güzel sulara görmeden bakıyorlar. Altı bükümlü Boğaza altı büyük hıçkırık kenetlendi!
Yuşa tepesi, Boğaz mürtesemlerinin bu başbuğu bizi, yüksekten bir bakışla uğurluyor. «Cihannüma» oradan Bo - ğazm «üklüm büklüm bir yılan gibi» görüldüğünü yazar. Boğaziçi plâtin sırtlı bir yılan gibi kıvrılıyor da desen, kıyılan yeşil kabartmadan mavi bir şerit gibi dolanıyor da desen, bütün dünya zümrütlerini eritip kaypak bir peltelikle akıtıyorlar da desen, nafile, Boğaz için en güzel teşbih teşbihsiz - Iiktir!
Karadenızdeyiz: «İsimle müsemma arasında mutabakat aranmaz» derler, eğer aransaydı iğneye diken, dikene batan demek lâzım gelirdi! Bunu bil meme rağmen yirmi yıl önce Karadenî- ze ilk defa çıkıp ta masmavi bir su gö rünce «bunun neresi kara?» demiştim. Sonra kitaplardan öğrendim ki buna Karadeniz denmesinin sebebi bulutla - nmn çokluğundanmış. Adını kendin - den değil yukardan alan bir deniz!
Alttarafı var
___________ İSM AİL H A BİP