• Sonuç bulunamadı

Cemal Süreyya'nın günleri

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "Cemal Süreyya'nın günleri"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

29 NİSAN 1997 SALI

YAZI ODASI

SF.I.tM tl.F.Rt______________

Cemal Süreya'nın Günleri

Cumartesi Yalnızlığı’m 1968’de yayımlandığın­

da hayranlık duyduğum şair ve yazarlara kitabı göndermiştim. Elbette Cemal Süreya’ya da gön­ dermiştim.

Kitap gönderdiğim sanatçılardan pek azı yanıt­ ladı. Cemal Süreya yanıtlamayanlar arasındaydı. Sonra tuhaf bir şey oldu, Kadıköyü’nün şimdi unut­ tuğum bir semtinden, hiç tanımadığım, adını artık hatırlamadığım bir genç telefon etti ve Cemal Sü­ reya’ya imzalanmış kitabımı, mektubumu, galiba vapurda bulmuş olduğunu söyledi.

Öyküleri okumuş, galiba sevmiş... Ama ben onu dinlemiyordum, kitabımın vapurda bırakıvermesi­ ne, telefon numaramı kaydettiğim mektubun yine orada unutulmasına derin öfke duyuyordum.

Cemal Süreya’ya ikinci kez yine Papirüs dergisi­ ne yazdım. Papirüs, o yılların en güzel edebiyat dergilerinden biriydi. Mektubumda bir daha Papi- rüs’ü almayacağımı da belirtiyordum.

Gençliğin coşku ve düşüncesizlikleri.

Çünkü bu kez, koskoca usta Cemal Süreya be­ ni yanıtlamış, yalnız kitabımın, mektubumun değil, çantasının da unutulduğunu yazmıştı. Papirüs’e çağırıyordu.

Hikâyenin yanı sıra düzyazı önerisi Cemal Süre- ya’dan geldi. Cemal Süreya; şairin, hikâyecinin il­ le düzyazı yazarak, deneme, inceleme, kitap tanıt­ ma yazıları yazarak kalemini bilemesi gerektiğine inanıyordu.

Papirüs’te "Kırık İncelikler Şairi Behçet Necati-

g il” başlıklı uzunca incelemem dergi okurunun il­

gisine sunulduğunda ise sevinçten uçuyordum, böylece Papirüs’ün Cağaloğlu Atasaray’daki yazı odasına sık sık gider oldum.

Orada Muzaffer Buyrukçu’yu Füruzan’ı, Atillâ

Özkınmlı’yı, Nihat Ziyalan’ı tanıdım. Cemal Sü-

reya’nın Türk edebiyatına ilişkin eşsiz söyleşilerini dinledim. Bunlar harikulâde hasretli anılardır.

Cemal Süreya, edebiyatımızın en dar arka sokak­ larını, çıkmaz sokaklarını bile evinin yoluymuşça­ sına bilirdi. Hepi topu iki şiir... Ama ikisi de ‘güzel’ şiir yayımlamış ve silinmiş bir şairi birden bire gün­ deme getirirdi.

Unutulmuş hikâyeciler, popüler romancılar, elli altmış yıl önce yazılmış ‘tek' bir roman belleğindey- di. Yeni bir ‘edebiyat tarihi’ yazılması gerektiğine inanıyordu.

Görüşlerinin etkisi altında kaldım. Hele ‘popüler

edebiyatın savunulması cesaretini bütünüyle ona

borçluyum.

Daha lisedeyken Göçebe’ye vurulmuştum: “Bir

de yine sevgili çocuk / Biliyorsun kişi tutkulanyla / Yalnızlığını adlandırıyor o kadar...”

Şimdi Günler’i (Yapı Kredi Yayınları) okuyorum Cemal Süreya’dan. Daha önce, dergilerde, bölük pörçük okuduğum bu yazılar, şair Cemal Süre- ya’nın nasıl özbeöz bir ‘edebiyat adamı’ olduğunu yeniden kanıtlıyor. Diyebilirim ki edebiyatımızın en güçlü ‘edebiyat avcısı’, boyuna edebiyat avlamış...

Şairler, yazarlar bir geçit töreninde karşımıza çı­ kıyorlar. Ama hayat da çıkıyor. Edebiyatsız bir ha­ yat düşünemeyen Cemal Süreya, günlerini edebi­ yata bölüyor, sonra hayatın kendisini edebiyat kı­ lıyor.

416. Gün’de beni çok utandıran, kıvançlara bo­ ğan şu satırlar:

“Milliyet Yayınevi’nde Selim lleri’y/e konuşuyo­ ruz.

“Küçük bir çocuk olarak düşünürüm hep Se- lim ’i.

“Onu ilk gördüğüm gün... Yazar olacağı belliy­ di. Yüzünden belliydi. Yüzünden belli olur mu? Ba­ zen olur.

"Baştan beri saygım vardır Selim’e. ”

Bir şairin ‘saygı 'sini kazanmak! İster istemez ür- periyorsunuz.

Tam 992 günü -arada yayımlamayı gereksinme­ diği günler var- "Kan Var Bütün Kelimelerin Altın­

da" şairiyle birlikte yaşıyorsunuz. Cemal Süreya’nın

dikkatini, özenini, hoşgörüsünü, o kadar kucakla­ yıcı geniş edebî bakış açısını saptama fırsatı doğu­ yor. Cimri değil, yüce gönüllü. Köstekleyici değil, yol açıcı.

Milliyet Yayınları’nda kimbilir ne zamanmış? O rastlaşmayı anımsayamıyorum. Ama Yenikapı’da küçük bir meyhanede bir akşam çilingir sofrasına oturduğumuz hep aklımdadır. Sanattan konuşul­ muştu. En çok da resimden. Cemal Süreya’nın bü­ tün sanat dallarına nasıl yelken açtığını ilk kez ayırt etmiştim.

Günler, son sıralar, dayanılmaz tutkuyla okudu­ ğum kitap.

Takvimde İz Bırakan:

“Polis romanı niteliğindeki ilk kitabımın adı Ya­

kut Yüzük. İlkokul dörtte okumuştum. Yerli b ir ki­

taptı. Yazarı kimdi, bugün de bilmem. Zaten ö ğün­ lerde yazar adlarına da bakan yoktu. Aşk, hırsızlık, cinayet, her şey vardı bu kitapta. Bayağı güzel bir kitaptı. Her şey vardı. ” Cemal Süreya, Folklor Şi­ ire Düşman, Can Yayınları, 1992.

Kişisel Arşivlerde İstanbul Belleği Taha Toros Arşivi

Referanslar

Benzer Belgeler

Altlık üzerine iki farklı kaplama yapılmış olup, birinci grup numuneler (A-grubu) ilk önce TiO2 ile daha sonra HAP ile kaplanırken, ikinci bir grup numuneler (B-grubu)

bölgede yer alan piramit elemanlar diğerlerine nazaran daha keskin köşeler barındırdığından daha yüksek gerilmeler oluşmuştur. Bunun sonucu olarak ta bu

Cemal Hoca, medrese kültürü çevresinde şekillenen ve giderek divan edebiyatının dil, söyleyiş ve tema özelliklerini yansılamanın yanısıra, hayata karşı tavırlarını

EKİM 2020 TÜRK DİLİ Cemal Süreya’nın denemeleri ve günlükleri arasında, kendisini eğiten Türkçe ve edebiyat öğretmenleri ile onların kendisinde bıraktığı etkileri

Kapalı anlamlar, yeni anlam sapmaları yaparken fonetik ve sosyal morfolojik enkazlar bırakan Süreya’yı kutlayacak mıyız.. Ritimsiz şiir

Karım olan karnını ve önlerini Orospum olan yanlarını ve arkalarını İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını Nasıl unuturum hiç unutmadım Kibrit çak masmavi

Şiirimizin son döneminin en büyük ustalarından bi ri olan Cemal Süreya’nın, on üç gün boyunca aralıksız yaz- dığı bu mektuplara, aslında tek ve uzun bir mektup gö-

Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların Bunlar o kadar güzel ki artık o kadar olur Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü Bak bu sensin çocuğum enine boyuna Bu da