ton yıgınları arasında kalıplaşmış bir dünya, çimento ve taş yıgınları asında yetişen bir nesil, sabahın erken saatlerinden akşama kadar bir
koşuştıırma, bir koşuştıırma... Metal gürültülerinden ibaret bir dünya içerisinde eksozlardançıkanpetrolyanıklanyla burunların sızladıgı,cigerlerimizin pas tuttugu bir ortamdayaşıyoruz veyayaşamaya çalışıyoruz. Peki biz insanoglu olarak bütün bunlardan sadece fizyolojik olarak mı etkileniyoruz? Acaba ruhlarımızm da
karardıgının farkına tam anlamıyla ne zaman varacagız? Duygularm zayıfladıgı,
sevgi iksirinin raflarakaldırıldıgı,menfaatçatışmalarınınsergilendigi;çıkar peşinde koşup yaşadıgınısanan, gönüllü sürgünler toplulugu degil miyiz...
Şöyle bir dünyadüşünsek diyorum; Bahçelerinde Babil'in asma bahçelerini
andıran yediveren agaçları, meyvelerini biz insanlara tüm güzelligiyle sunan bahçeleriyle bir dünya...Sayısız renkli çiçekleriyle ve bu çiçeklerarasındahafif bir rüzgarm senfonisiyle dans eden kelebekler. Başl:IlIZI gökyüzüne kaldırdıgımızda
masmavi bir tabloyla karşılaşalım, kuş cıvıltılanyla silinsin kulaklarımızın pası,
teneffüs ettigimiz temiz havayla dolsun cigerlerimiz. Denizlerden esen meltemlerle dalgalansmsaçlarımız"Çiçek gibi bir dünya", çiçek gibi bir nesil, temiz bir toplum
düşünelim. Zaten bizler de Türk toplumu olarak çiçek gibi bir nesiinevlatlarıdegil miyiz?
Allah, kiiinatı gerçekten mükemmelolarak yarattıgınagöre duyularımızIa kavradıgımız dünyanın ardındaki arrnoniyi görebilmek için çıplak gözden daha
farklı görme vasıtasına ihtiyaç vardır. Nitekim, Allah cemalini biz insanlara göstermekiçirıtoprakta türlü renklerde çiçekleryaratmıştır.
Çiçekler sadecedagları, kırları,bahçeleri süsleyen bir bitkidegiı, hayatımızın
hersafhasındabize refakat eden, süsleyen,güzelleştiren unsurdur.Onları mimaride, çinilerde, kitaplarda hatta mezartaşlarındasüs olarak görüyor, bununla dakalmıyor
köyümüzde, kasabamızda yazmasından mendiline, baş süslemelerinden yatak örtülerine, kiliminden heybesine, çorabına kadar hayatımızın bir parçası olarak görüyoruz.
Ayvazogıu, "Çiçek/eri hep sevdim" diyor ve çiçekleri sevmeyen bir insanı
normalolarak kabul etmiyor. Budüşüncelere katılmamakzaten elde degil ki... Ögrencileri bir gün Buda'nın verecegi birvaazı dirılemek üzere toplanırlar. Ama o tek kelime bile etmez. Yere egilerek birkaç çiçekkoparırve görmeleri için
• Atatürk Üniversitesi Atatürktıkeleriveİnkıh'lpTarihi EnstitüsüOkutmanı
onlara dogruuzatır. Buda'nınne demek istedigini öj1;rencilerinden sadece biri anlar veanladıgını gülümseyişiyle beııieder.
Ayvazoglu da bize bir çiçekuzatıyor"GüllerKitabı" ve diyor ki; "Ndbedit'in
(Ahmet Cemal) şiirlerini okuduktan sonra ilgim, iyiden iyiye meraka dönüştü ve çiçekler hakkında yayımlanmış ne bulursam toplamaya başladım." Ve bu kitabı
bizlere sunuyor.
GünerKitabı'nıokuduktan sonrainsanın çiçegebakış açısı degişiyor, zaten
degişmemesi mümkün degii. Herhalde bundan böyle çiçekle ilgili nerede bir yazı
görsek merakla ve büyük bir zevkleokuyacagız. Ayrıcaçiçeklereyaklaşımunızdaha
farklı olacak. Çünkü biraz olsun onların lisanıyla konuşacagız, en azından onların
bize ne söylediklerini anlayacagız. Kitap, buram buram çiçek kokuyor. Okudugunuzda gülün kırmızılıgını, kokusunu, mükemmel güzelligini
algılıyorsunuz. Sadece gül mü? Hayır. Lale'den Sümbill'e, Çigdem'e, Yasemin'e, Zambak'a...kadar her çiçek bir biranlatılıyor.
Kitap, sadece kendi kültür yapımıza deginmekle kalmayıp çeşitli dünya mitolojilerini içermekte ve bunlardan güzel misaller getinnekte. Dünden bugüne divan şairlerimizin çiçeklerle süslü şiirleriyle, anlatımlarıyla çiçegin karakteri çizilmekte.
Güller Kitabı, Orta Asya Türk Kültürü'nden, Osmanlı Devlet karakterine oradan günümüz toplum anlayışını merhale merhale ilimsel bir metodla sergilemekle geçmişi günümüze taşıyor. Ayvazoglu "Güzellikle faydayı birlikte düşünmek, atalarımıza göçebeliğin kazandırdığıbir meziyettir. "diyor veatalarımızın
çiçek sevgisini akıcı bir üslubla bizlere sunuyor. Bu arada Ayvazogıu, Türk bahçeciliginin genel özelliklerini, karakteristik yapısını, tarihi inkişafıııı bize
anlatırken,Türk bahçeciligihakkında araştırmayapan Celal Esad Arseven, Muzaffer Erdogan, SedatHakkıEldem gibiyazarlarımızıdagözardıetmiyor.
Gül\er Kitabı, çiçegin tarihçesini, çiçegin lisanını öj1;renmek isteyenlere kaynak olabilecek bir yapıda oldugunu hemen hemen her satırda anlatmaktadır.
Bizlere çiçek kültürünü aşılamakta, bilahare sadece Gül'ün kendibaşınabir kültür ananesi oldugunu göstermektedir. Nerimısralarmdabunu çok güzelanlatır:
Gül devriayş eyydmıdırzevk ü safahengdmıdır Aşık/arın bayramıdırbu mevsim-iferhunde-dem
Biz,BeşirAyvazoglu'nu bukitabıylabazen bir felsefeci, bazen biredebiyatçı
ve çogu yerde bir tarihçi olarak görmekteyiz. Anlatımı akıcı ve sade olmakla birlikte, divan şiirlerinin hatta eski Türkçe şiirlerin aynen alınması, bugünkü Türkçe'ye çevrilmemiş olması, herhalde Ayvazoglu'nun onları hiç degiştinneden
tazekoparılmışbir çiçek gibi bize sunmakisteyişindenolsa gerek.
Ancak Ayvazoglu'nunbazıkorkulan var.Bunların başında saltanatlarını ilan etmeye çalışan plastik bazı çiçekler gelmektedir. Ama Ayvazoglu hiç üzülmesin, çünkükitabınınbir yerinde Necati Bey, Menekşe için;"EvetMenekşedeste işidir
amadeğerinifazladüşürmernekiçinyıldabir kere pazara gelir."diyor. Kardelen ise
balıarla gelir. Yani her çiçegin belirli birzamanı ve o zamanki gUzelligi ve kokusu var. Oysa plastikler zamansızolurlar ve naylon kokarlar. Çiçekten anlayanlar ona degerini verecektir.
Ayvazoglu'na teşekkürler diyor ve çalışması "Guller Kitabı"nın devamını
bekliyoruz. Ayvazoglu'nunkitabını okurken çiçeklerle dolu masaldünyasında tatlı
biryoıculuk yaptık. Bu yolculukta bize çiçeklerle doluşiirleriyle ninniler söyleyen divan şairleri, aşıklar eşlik etti. Eveeet, gökten üç elma düştü, birisi çiçege gönül verenlere, birisiBeşirAyvazoglu'na, birisi de "GüllerKitabı"nıokuyanlara olsun.