• Sonuç bulunamadı

K.K.T.C’ deki FUTBOL TARAFTARLARINI ŞİDDETE YÖNELTENUNSURLARIN SOSYO-EKONOMİK AÇIDAN İNCELENMESİ(KÜÇÜK KAYMAKLI ÖRNEĞİ)

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2021

Share "K.K.T.C’ deki FUTBOL TARAFTARLARINI ŞİDDETE YÖNELTENUNSURLARIN SOSYO-EKONOMİK AÇIDAN İNCELENMESİ(KÜÇÜK KAYMAKLI ÖRNEĞİ)"

Copied!
1
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

KKTC

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

K.K.T.C’ deki FUTBOL TARAFTARLARINI ŞİDDETE YÖNELTEN UNSURLARIN SOSYO-EKONOMİK AÇIDAN İNCELENMESİ

(KÜÇÜK KAYMAKLI ÖRNEĞİ)

Aysun BİÇER

BEDEN EĞİTİMİ VE SPOR PROGRAMI YÜKSEK LİSANS TEZİ

LEFKOŞA 2012

KKTC

YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ

K.K.T.C’ deki FUTBOL TARAFTARLARINI ŞİDDETE YÖNELTEN UNSURLARIN SOSYO-EKONOMİK AÇIDAN

İNCELENMESİ (KÜÇÜK KAYMAKLI ÖRNEĞİ)

(2)

Aysun BİÇER

Beden Eğitimi ve Spor Programı YÜKSEK LİSANS TEZİ

TEZ DANIŞMANI Doç. Dr. Hasan SELÇUK

LEFKOŞA 2012

Sağlık Bilimleri Enstitüsü Müdürlüğü’ ne,

Bu çalışma jürimiz tarafından Beden Eğitimi ve Spor Programında Yüksek Lisans Tezi olarak kabul edilmiştir/edilmemiştir.

Jüri Başkanı : Yrd. Doç. Dr. Nazım BURGUL Yakın Doğu Üniversitesi

Danışman : Doç. Dr. Hasan SELÇUK

(3)

Yakın Doğu Üniversitesi

Üye : Doç. Dr. Cevdet TINAZCI Yakın Doğu Üniversitesi ONAY :

Bu tez, Yakın Doğu Üniversitesi Lisansüstü Eğitim – Öğretim ve Sınav Yönetmenliği’ nin ilgili maddeleri uyarınca yukarıdaki jüri üyeleri tarafından uygun görülmüş ve Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla kabul edilmiştir.

Prof. Dr. İhsan ÇALIŞ Enstitü Müdürü.

TEŞEKKÜR

Bu araştırmanın gerçekleştirilmesinde ki katkılarından dolayı aşağıda adı geçen kişi ve kuruluşlara içtenlikle teşekkür ederim.

Sayın Doç. Dr. Hasan Selçuk, tez danışmanım olarak araştırmanın her aşamasında katkıda bulunmuştur.

Araştırmaya katılan KKTC futbol taraftarları, anketlerin uygulanmasında önemli katkıda bulunmuşlardır.

Araştırmada yer alan tüm seyirciler, katılımları ile araştırmanın gerçekleştirilmesini

sağlamışlardır.

(4)

ÖZET

Biçer A. K.K.T.C’ deki Futbol Taraftarlarını Şiddete Yönelten Unsurların Sosyo-Ekonomik Açıdan İncelenmesi (Küçük Kaymaklı Örneği).Yakın Doğu Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beden Eğitimi ve Spor Programı, Yüksek Lisans Tezi, Lefkoşa, 2012.

Bu araştırmada; K.K.T.C’deki futbol taraftarlarının Sosyo-Ekonomik analizlerini

içeren, 75 adet anket uygulanmıştır. Uygulanan anketlerin 15 adeti eksik bilgi

(birden fazla işaretlenen şık ve cevaplanmayan sorular) içerdiği için değerlendirmeye

alınmamış ve geriye kalan 60 adet anket değerlendirmeye alınmıştır.Bu 60 anket

sonuçları, SPSS paket (17.0) programına girilmiş, çıkan sonuçlar frekans dağılımları

ve yüzde ilişkileri yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu araştırmada seçilen örnek grubun

yaşı, cinsiyetleri, eğitim ve meslek durumları, aylık gelir durumları, medeni halleri,

müsabakalara ne sıklıkla gittikleri, müsabaka izlemeye niçin gittikleri, taraftarlar

arasındaki şiddet olaylarının en önemli nedenleri anket yolu ile tespit edilmeye

çalışılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu; 2011-2012 sezonunda 14 kulüplü Süper

(5)

Ligi kategorisinde Göçmenköy stadyumunda oynanan Göçmenköy– Küçük Kaymaklı müsabakasında Küçük Kaymaklı taraftarı oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan taraftarların büyük çoğunluğunun (%85) erkek olduğunu, yaş aralığı olarak büyük çoğunluğunun (%60) 21-25 yaş aralığında olduğunu, büyük çoğunluğunun (%81.7) üniversite öğrencisi olduğunu, büyük bir kısmının (%70) asgari ücret ve üzeri gelire sahip olduğunu, büyük çoğunluğunun (63.3) televizyon karşısında spor programlarını tercih ettiklerini ve önemli bir kısmının (51.7) beklentilerinin karşılanmaması üzerinde şiddete başvurduğunu söylenebilir. Araştırma sonucunda,

% 28.3’ü ekonomik yetersizlikler yüzünden, % 20’si yetersiz eğitim yüzünden, % 51.7’si yöneticilerin tavır ve davranışları yüzünden % 61.7’si kitle iletişim araçlarından dolayı şiddete başvurdukları tespit edilmiştir.

Anahtar kelime: Futbol, taraftar, saldırganlık, şiddet, sosyo-ekonomik yapı

ABSTRACT

Bicer A. TRNC "Football supporters in violence that directs the Socio- Economic Analysis of the Elements. (Example of Küçük Kaymaklı) Near East University of Health Sciences Institute of Physical Education and Sports Program, Master of Science Thesis, Nicosia, 2012.

Football around the world and our country is one of the most watched sports. In contrast to the fore from time to time lo beauty, more often, aggression and violent incidents appeared. Football as a sport that connects millions of people who self-love spirit of sport should not violence. In recent years, socio-economic problems of the spectators from stadiums, sporting environment, the basic logic and rules of the sport has become an environment is deemed disregarded. It states on the various response packages prepared in order to prevent people from damaging each other. This study;

including football audience’s socio-economic analysis of the TRNC, applied to 60

volunteer football audience, The results entered of the SPSS package (17.0) the

program, results studied the frequency distribution and interpretation of the

relationship. This research was selected for the sample group of this age, gender,

education and occupational status, monthly income status, civil status, how often

they go in competitions, why do they go to watch the competition, the most

important causes of violence between fans with the survey tried to determine the

(6)

path. In addition mentioned to historical development and current state of the sport of soccer. Economic structure was investigated severity of the impact of the whether.

The study’s group; Clubbed played 14 Super League season of 2011-2012 in the category Göçmenköy- Küçük Kaymaklı match Göçmenköy stadium is in favor of Küçük Kaymaklı. The vast majority of the fans surveyed (85%) are men, age range as the vast majority (60%) are within the range 21 to 25 years, the vast majority (81.7%) college students, the vast majority (70%) with income above the minimum wage and more that, the vast majority (83.3) if the hasn’t child, They prefer the vast majority (63.3) in the face of television sports programs, a significant portion (51.7) say that expectations are not met on the resort to violence. As a result of research findings; In order to support teams went of the competition to the audience and the most important cause of outbreaks of violence have been found to be inadequate training.

Key words: Football, fans, aggression, violence, socio-economic structure

İÇİNDEKİLER Sayfa

ONAY SAYFASI III TEŞEKKÜR IV ÖZET V ABSTRACT VI İÇİNDEKİLER VII SİMGELER VE KISALTMALAR DİZİNİ VIII TABLOLAR DİZİNİ IX

1. GİRİŞ 1

1.1. Araştırmanın Amacı 3

1.2. Hipotezler 3

1.3. Araştırmanın Önemi 4

(7)

2. GENEL BİLGİLER 5

2.1. Futbol Kavramı 5

2.1.1. Futbolun Tarihi Gelişimi Ve Türkiye’de Futbol 6

2.1.2. Futbolun Toplumsal Boyutu 13

2.1.3. Futbolun Ekonomik Boyutu 15

2.1.4. Futbol Oyununun Karakteristik Özelliği 15

2.1.5. Futbolun Toplum Üzerindeki Etkisinde Neden Sonuç İlişkisi 16

2.2. Grup Kavramı 17

2.3. Kalabalık Kavramı 18

2.4. Taraftarlık Kavramı 19

2.5. Sporda Özdeşleşme Kavramı 22

2.5.1. Kişi-Kişi Özdeşleşmesi 23

2.5.2. Kişi-Küme( Takım) Özdeşleşmesi 23

2.5.3. Küme-Küme Özdeşleşmesi 24

2.5.4. Kişi-Kültürel Sportif İmge Özdeşleşmesi 24

2.6. Futbol Taraftarı 24

2.6.1. Futbol Taraftarlarının Özellikleri 26

2.7. Taraftar Tipleri 27

2.7.1. Fanatikler 27

2.7.2. Doyumsuzlar 29

2.7.3. Sabırsızlar 29

2.7.4. Mekancılar 29

2.7.5. Deplasmancılar 29

2.7.6. Takımla Şahlananlar 30

2.7.7. Uğura İnanlar 30

2.7.8. Bilmişler 30

(8)

2.7.9. Rasyonel (Akılcı) Seyirciler 31

2.8. Saldırganlık Kavramı 31

2.8.1. Saldırganlığı Tetikleyen Faktörler 32

2.9. Şiddet Kavramı 33

2.9.1. Şiddet ve Çeşitleri 35

2.9.1.1. Kozmik Şiddet 36

2.9.1.2. Bilinçsiz Şiddet 36

2.9.1.3. Kaba Kuvvet Kullanma 36

2.9.1.4. Tam Bilinçli Şiddet 37

2.10. Sporda Şiddet ve Boyutları 38

2.10.1. Futbolda Şiddet 43

2.10.2. Taraftarda Şiddet 45

2.10.3. Dünyada ve Türkiye’de Şiddet 47

2.10.4. Şiddete Dayalı Hareketler ve Olaylar 47

2.10.5. Futbol Taraftarlarının Saldırgan Olmasına Etki Eden Nedenler 54

2.10.5.1. Yaş 54

2.10.5.2. Cinsiyet 55

2.10.5.3. Fiziki ve Coğrafi Çevre 56

2.10.5.4. Aile 58

2.10.5.5. Eğitim 60

2.10.5.6. Kültür 61

2.10.5.7. Sosyal Tabakalar 63

2.10.5.8. Ekonomi 64

2.10.5.9. Kitle İletişim Araçlarının Taraftarlar Üzerine Etkisi 65

2.10.5.10. Hakemlerin Taraftarlar Üzerine Etkisi 67

2.10. 5.11. Antrenörlerin Sporcular ve Taraftarlar Üzerine Etkisi 69

(9)

2.10.5.12. Yöneticilerin Taraftarlar Üzerine Etkisi 70

2.10.5.13. Amigoların Taraftarlar Üzerine Etkisi 70

2.10.5.14. Irkçılığın ve Aşırı Milliyetçiliğin Seyirciler Üzerinde Etkisi 71

2.11. Karşılaşma Esnasında Taraftarları Etkileyen Faktörler 72

3. GEREÇ ve YÖNTEM 76

3.1. Araştırma Grubu 76

3.2. Araştırma Modeli 76

3.3. Evren ve Örneklem 76

3.4. Veri Toplama Araçları 76

3.5. Verilerin Çözümlenmesi ve Yorumlanması 77

4. BULGULAR 78

5. TARTIŞMA 96

6. SONUÇ ve ÖNERİLER 100

KAYNAKLAR 102

EKLER

EK 1. Anket Formu 116

(10)

SİMGELER VE KISALTMALAR

FA Futbol Birliği

FİFA Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği KKTC Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

MHK Merkez Hakem Kurulu TC Türkiye Cumhuriyeti

UEFA Avrupa Futbol Federasyonları Birliği

g gram cm Santimetre m metre

n Ankete katılan kişi sayısı

(11)

TABLOLAR Sayfa

Tablo 4.1.Araştırmaya katılan futbol taraftarların cinsiyetleri. 78

Tablo 4.2. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının yaşları. 78

Tablo 4.3. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının eğitim durumları. 79

Tablo 4.4. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının meslek dağılımları. 79

Tablo 4.5. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının aylık gelir dağılımı. 80

Tablo 4.6. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının doğum yerleri. 80

Tablo 4.7. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının medeni halleri. 81

Tablo 4.8. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının kaç çocukları olduğu. 81

Tablo 4.9. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının ikamet ettikleri yer. 82

Tablo 4.10. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının ikamet ettikleri ev tipleri. 82

(12)

Tablo 4.11. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının ikamet ettikleri evin

mülkiyetinin dağılımı. 83

Tablo 4.12. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının arabasının olup olmadığının

dağılımı . 83

Tablo 4.13. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının en sık izledikleri televizyon

programları. 84

Tablo 4.14. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının oyun kuralları ve son yapılan

değişiklikler hakkındaki bilgileri. 84

Tablo 4.15. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının takımının haksızlığa uğrayıp

uğramadıklarına olan görüşleri. 85

Tablo 4.16. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının müsabakalara ne sıklıkla

gittikleri. 85

Tablo 4.17. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının günlük yaşantılarındaki

tepkileri ile müsabaka sırasındaki tepkilerinin aynı olup olmadığı. 86

Tablo 4.18. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının amigolardan nasıl

etkilendikleri. 86

Tablo 4.19. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının amigoların davranışlarını nasıl

değerlendirdikleri. 87

Tablo 4.20. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının taraftarı oldukları takımın

mağlubiyetinden nasıl etkilendikleri. 87

Tablo 4.21. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının hakemlerin taraftarı olduğunuz

takımın aleyhine verdiği kararda tavırlarının ne olacağı. 88

Tablo 4.22.Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının takımlarının mağlubiyetlerinden

sonra hırslarını kimden çıkarttıkları. 88

Tablo 4.23. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının taraftarlar arasındaki şiddet

olaylarının en önemli nedenleri. 89

(13)

Tablo 4.24. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının müsabaka izlemeye niçin gittikleri. 90 Tablo 4.25.Araştırmaya katılan futbol taraftarlarını karşılaşmalardan önce seyircileri saldırganlığa yönelten en önemli faktörler . 90 Tablo 4.26.Araştırmaya katılan futbol taraftarlarını müsabaka esnasında saldırganlığa yönelten en önemli sebepler. 91 Tablo 4.27. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının şiddet olaylarına karşı alınabilecek en önemli tedbirleri. 92 Tablo 4.28. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının kitle iletişim araçları hakkındaki şiddeti körükleyip körüklemediği. 93 Tablo 4.29. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının yöneticilerin tavır ve davranışlarının olayların çıkmasına neden olup olmadığı. 93 Tablo 4.30. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının cezai önlemlerin şiddet olaylarını engelleyip engellemediği hakkındaki görüşleri. 94 Tablo 4.31. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının herhangi bir olaya katılıp katılmadıkları. 94 Tablo 4.32. Araştırmaya katılan futbol taraftarlarının şifreli yayınları onaylayıp onaylamadıkları. 95

(14)

1. GİRİŞ

Hızlı gelişim ve değişim günümüz dünyasının en önemli özelliklerinden birisidir. Her an ve belki de her saat bası karşılaşılan yenilikler dünya yapısını ve yaşam koşullarını aynı hızla değiştirmektedir. Özellikle 20. yüzyılın sonlarında hızla gelişen teknoloji, kitle iletişim araçlarındaki yenileşme ve gelişme, dünyada oluşan yenilikleri ve gelişmeleri en kısa sürede insanlara ulaştırdığı için toplumsal hayatın birçok alanını da aynı hızda etkilemiştir. Dünyadaki bu hızlı gelişim ve değişim rüzgârına en hızlı tepkiyi veren kavramlardan bir tanesi de spor olmuştur (İnan, 2007, s.5).

Spor sözcüğü Latince olup OF: Delport ve ME Disport sözcüklerinin kısaltılmış şeklidir. Oyun, oyalama, işten uzaklaşma anlamlarını taşımaktadır. Ancak bu anlam ile yetinmek istemeyen spor düşünürleri, daha çok sporun amacını ya da bazı özelliklerini ön planda tutan çeşitli tanımlar yapmışlardır (Topuz, 2008, s.1).

Spor, bireyin çevresini sosyal çevre haline dönüştürürken elde ettiği

kabiliyetleri geliştiren belirli kurallar altında araçlı veya araçsız, bireysel veya toplu

(15)

olarak boş zaman faaliyeti kapsamı içinde veya tam zamanını alacak şekilde meslekleştirerek yaptığı, sosyalleştirici, toplum ile bütünleştirici, ruhsal ve fiziksel yapıyı geliştiren, rekabetçi, dayanışmacı ve kültürel bir olgudur (Kurthan, 1998, s.17).

Spor, aynı zamanda kişinin önce kendisine, sonra doğaya, zamana, insana karşı ruhsal ve bedensel faaliyetlerle sürdürdüğü bir mücadele biçimidir. Spor, belli kurallarla isleyen sosyal bir olaydır. Spor yalnızca içinde yapıldığı toplumun değil, içinde yapıldığı dünyanın da çelişkilerini, sürtünmelerini, sorunlarını ister istemez barındıran, yansıtan bir aynadır (Kurthan, 1998, s.17).

Aynı zamanda spor içindeki hareket pozisyonlarının sürekli değişiklikler göstermesi, insanlardaki kazanma dürtüsü, bir sonraki durumun kestirilmeyişi yani çok yönlü belirsizler, spor eylemlerini çekici kılan başlıca ögelerdir (Erkal, 1992, s.34).

Modern Olimpiyatların kurucusu Baron Pierre de Coubertin’e göre;

“isteyerek, arzu ederek, muhtemel bazı riskleri de göze alarak ve daima daha ileri gitmek üzere yapılan bedensel çalışmaların tümü spordur diye tanımlamıştır (Çelik, 2007, s.15).

Spor, kişinin sağlık durumunu geliştiren ve gelişmiş sağlık durumunu devam ettiren hareketler seklinde ifade edilmektedir. Sporda yarışma amacının dışında, sağlığı koruma düşüncesi de yer almakta ve insanlar bu düşünceyle spor yapmaya davet edilmektedir. Bu davet özellikle gelişmiş ülkelerde yerini bulmakta ve geniş insan kitleleri çok değişik sportif etkinliklerde bulunmaktadır (Orhan, Zorba, Hancı, Eşiyok, Taş, Akyüz, 2007, s.2).

Spor görünüşte homojen bir kültür yapısına sahiptir, bir dünya kültürünü

kapsar, bir çoğunluğu temsil eder, ama yine de birçok değişimden geçmiştir,

toplamların kendi özelliklerini korumak isteme engellerini aşmıştır, hatta alt

kültürlerden ve fiziksel mesafelerden de etkilenmiştir. Görünen tüm bu

belirginliklerin altında, spor aslında sadece belli yol kat etmiş ve süreklilik kazanmış

homojen bir bütünlük değil, birçok farklı hayatın birbiri içine girmesiyle oluşan

refah bir bütünlüktür. Buradan yola çıkarak belirtmek gerekir ki, spor ve

tezahüratları, bölünmez ve tek obje değil, çok farklı yönleri yüzeyleri olan, karmaşık

(16)

bir objedir; dünyanın düzeninden ve düzensizliğinden oluşmuş bir evren gibi. Ona düşen tüm bu çeşitlilik içinde ve enginliğinde bir araya gelip bütünleşmesidir (Yarsuvat, Bolle, 2004, s.27).

Bazı sporlar güce önem verir, bazısı yetenek ister kimisi incelik ve zarafet isterken, diğerleri de bilgi ve ustalık ister. Bu durum, değişik sosyal gruplara mensup olan ve spor yapacak olanlar için zorlayıcı bir durumdur, bir başka deyişle, sosyal ve kültürel farklılıklar, spora katılımı ve bir sportif etkinlik seçimini etkileyen faktörlerdir (Yarsuvat, Bolle, 2004, s.28).

Spor kültürünün birbirleriyle ilişkili, birbirini tamamlayan görevleri vardır. Günümüzde spor, içinde yaşadığımız toplumsal hayattan ayrı düşünülmemelidir. Spor sosyolojisi ve psikolojisi hakkında yapılan araştırmalar, sporun toplumsal yapının bir yansıması olduğunu göstermektedir. Profesyonel futbol, pazarlanabilir bir ürün haline gelmiştir. Bu sebeple futbol kulüpleri, pazardan fazla pay almak için kulüp taraftarlığını teşvik etmektedirler. Bir toplumun özünü oluşturan önemli unsurlar, uğraştığı spor dalı ve bu spor dalı üzerindeki övgüleridir. Toplumda egemen olan sporun yapısındaki incelemeler, o toplum ve kültürü hakkında önemli ipuçları sağlamaktadır (Taşğın, 2000, s.36)

İnsanların iyiyi ve güzeli beğenmeleri, yenmeyi ve yenilmeyi olağan karşılayarak sosyal uyumu güçlendirmelerinde spor etkili bir araçtır.İş veriminin yükseltilmesinden, uluslararası özelliğine kadar spor çok yönlü etkinliktir.

Uluslararası ortak kurallarla işleyen spordan başka bir organizasyon yoktur.

Ulusların ortak kullandığı iki dil vardır bunlardan biri müzik, diğeri de spordur (Şahin, 1998, s.67).

Dünyada meydana gelen hızlı değişmelerden (nüfus artışı, teknolojik gelişme,

enformasyon, bölgeselleşme, küreselleşme vb.) ve oluşumlardan dolayı insanlar,

maddi yönden tatmin seviyesine ulaşmalarına rağmen manevi yönden büyük bir

tatminsizlik içindedirler. Bu tatminsizlik sorunuyla tribünleri dolduran kişiler, seyirci

ve taraftar denen kitleyi meydana getirmektedir. Bu kitle, beraberlerinde getirdikleri

sorunları geçiştirmek için çeşitli deşarj yöntemlerini (küfür, kötü tezahürat, saldırgan

davranışlar ve şiddete başvurma gibi) kullanmaktadırlar (Acet, 2006, s.1).

(17)

1.1.Araştırmanın Amacı

Bu araştırmanın amacı, KKTC’deki futbol taraftarlarını şiddete yönelten unsurların sosyo-ekonomik açıdan incelenmesidir (Küçük Kaymaklı Örneği).

1.2.Hipotezler

I.

Futbol taraftarlarının günlük yaşantısındaki tepkileri ile müsabaka sırasındaki tepkileri arasında ilişki olabilir.

II.

Futbol taraftarlarının sosyo-ekonomik yapısının şiddete etkisi olabilir.

III.

Futbol taraftarlarının eğitim seviyesiyle şiddet arasında ilişki olabilir.

IV.

Futbol taraftarlarının aylık geliriyle şiddet arasında ilişkisi olabilir.

V.

Futbol taraftarlarının yaşıyla şiddet eğilimi arasında ilişki olabilir

1.3. Araştırmanın Önemi

Bu çalışmanın amacı, tarihi çok eskilere dayanan, futbol seyircisinin sosyo-

ekonomik profilini ortaya koymaktadır.Şiddete eğilimi olan futbol taraftarlarının

psiko-sosyal ve ekonomik analizlerinin yapılması şiddet olaylarının önlenmesine

yönelik katkıları bulunabilir. Kişilerin sahip oldukları psikolojik yapılarıyla hangi

şartlar altında hangi anlamda ve ne tür bir saldırganlık gösterdiğinin araştırılması ve

en azından şiddetin yayılmasını önleyecek ve istenmeyen üzücü olayların meydana

gelmesini en alt seviyeye indirilebileceğimiz düşünülmektedir.

(18)

2.GENEL BİLGİLER 2.1.Futbol Kavramı

Futbol, günümüzde 120 binden fazla lisanlı oyuncusu ile dünyanın en popüler sporu konumundadır. Bu popülarite önemli maçların televizyondan yayınlanması ve çok sayıda seyircinin bu maçları izlemesi ile daha da çarpıcı hale gelmektedir (Aşçı, 2009, s.27).

Futbol, her insanın yaşamına farklı biçimlerde girmiş ve dünya genelinde ekonomik, siyasî, kültürel ve sosyal değişimlere de yön vermektedir (Yıldız, Ekin, 2005, s.97).

Futbol; İngilizce’ de ‘ayaktopu’ olarak adlandırılan foot ( ayak) ve ball (top) takım oyunudur. Oyunun en belirgin özelliği yaratıcı zeka, beceriklilik veya rastlantının rol oynadığı, yenenlerin ve yenilenlerin bulunduğu, uzlaşmalı kurallara dayanan eğlence amaçlı bir etkinlik olmasıdır (Renklikurt, 1999, s.14).

Yüzyılın oyunu” olarak nitelendirilen futbol oyunu her insanın yaşamına

farklı biçimlerde girmektedir. Bu yönü ile oyun, zaman içerisinde dünya genelinde

(19)

hem pasif hem de aktif katılım açısından en önemli spor branşlarından biri olma özelliği kazanmıştır (Katırcı, 2009, s.41).

Futbol, dünyada en yaygın takım sporudur. Başta Avrupa ve Güney Amerika ülkeleri olmak üzere hemen hemen tüm ülkelerde çok sevilir ve geniş bir izleyici kitlesi tarafından izlenir ( Gültekin, 2008, s.1).

Biri kaleci olmak üzere on birer kişilik iki takım arasında oynanan, küre biçimindeki özel bir topun, eller ve kollar kullanılmadan (kaleciler hariç), ayak, kafa ve vücudun diğer bölümleriyle vurulup rakip kale çizgisinden içeriye geçirilerek sayı (gol) yapılmasına dayalı bir oyun olan futbol, çağımızın en sevilen spor dalı olarak kabul edilmektedir. Bunda futbol oynayabilmek için özel bir vücut yapısına gerek olmamasının, çok kişi ile oynanmasının, ayakla oynanmasının, geniş bir alanda oynanmasının, topla oynarken daha fazla organın bilinçli olarak kullanılmasının, hareket türü zenginliğinin, mücadele zenginliğinin, olasılıkların sonsuzluğu, tesadüf kolektivizmin ve temelde yüzyıldır değişmemiş oyun kurallarının etkisi vardır (Apaydın, 2000, s.1).

Futbol başka ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de en çok oynanan, seyredilen dahası ilgilenilen spor dallarından biridir. Futbol tüm dünyada binlerce çocuk, genç ve yetişkin oynadığı bir spor dalıdır. Diğer spor dallarına göre daha fazla kişiyle oynanması takım oyununu gerektirmesi oyuncular için toplu spor yapma ve eğlenme zevkimi tatmin ederken seyircilere de heyecanlı dakikalar yaşatmaktadır (Acet, 1997, s.12).

Futbol oyununda istenen sonuç “gol” dur. Çünkü gollerin sonucunda oluşan sayısal değerler kullanılarak oluşturulan bir puan sistematiği ya da eleme vardır. Bu gollerin sayısı doğrultusunda takımlar başarı veya başarısız olarak nitelendirilirler.

Bu durum bir anda gol öncesi yapılan tüm çalışmaların perde arkasında kalmasına sebebiyet verir. Çünkü sahne “gol”ündür. Tüm bu izlenimlere bakılarak futbol tamamı ile gol atma ve gol yememe oyunudur da diyebiliriz (Yavuz, 2008, s.21).

Futbol, bir yarışma olduğu kadar, aynı zamanda da bir gösteri ve şölen

niteliğindedir. Stadyumlara milli maç, kupa finali ya da bir derbi maçım izlemeye

(20)

gelen kişiler, maç izleme keyfini hiç bir şeye değişmezler. On binlerce futbolsever, tutkunu oldukları kulübe ya da milli takımımıza destek sağlayabilmek, o atmosferi yaşayabilmek için saatler öncesinden statları doldurur, belki de uzak şehirlerde, deplasmana giderler. Bunların hepsi, futbolda seyir zevki ve futbolun aynı zamanda bir gösteri sanatı olmasının sonucudur (Adiloğlu, 2008, s.13).

2.1.1.Futbolun Tarihi Gelişimi ve Türkiye’de Futbol

Bugün dünyada topla oynanan yirmi kadar spor branşı olmasına rağmen top oyunu denildiği zaman akla ilk gelen futboldur. Doğuş yeri ve zamanı bakımından kesin bir hükme varılamamıştır. Futbol günümüze kadar çeşitli coğrafi bölgelerde çeşitli şekil ve kurallar altında oynanmış ise de sonunda evrensel bir kurala bağlanmış ve uluslararası bir şekil kazanmıştır (Aydın, 2001, s.21).

Futbolun ilk olarak nerede ve kimler tarafından oynanmaya başlandığı kesin olarak tespit edilememiştir.M.Ö. 2500 yılında Çin İmparatoru Huang-Ti’ in askerlerine iki direk arasından geçirilerek bir top ile çeviklik talimi yaptırdığı eski Çin kaynaklarında belirtilmektedir (Koludar, 1988, s.53).

Ünlü Türk düşünürü Kaşgarlı Mahmut’un 25 Ocak 1072 ile 10 Şubat 1074 tarihleri arasında yazdığı ünlü eseri ‘Divan-ı Lügat-it Türk’ün ilk cildinin 323.

sayfasında, eski Türk boylarının Orta Asya’da ‘Tepük’adıyla andıkları bir ayak topu

oyunu oynadıklarından bahsedilmektedir Türklerin‘Tepük’oynarlarken kullandıkları

toplar, ilk dönemlerde oval kalıplara dökülen kurşun kitlesinin üzerine keçi kılı veya

keçe sarılmak suretiyle yapıldığı; zamanla bunların değişime uğradığı ve daha

yumuşak cisimlerden yapılmış topların tercih edildiği, bunun için de içi hava ile

doldurulmuş ve yuvarlanmış kuzu tulumlarının kullanıldığı yine aynı eserden

öğrenilmektedir. Eski Türklerin ‘Tepük’oyununu, belirli aralıklarla karşılıklı dikilmiş

mızrakların arasından topu, ayakla vurmak suretiyle geçirerek sayı kazanmak esasına

göre oynadıkları bilinmektedir. Türklerin Orta Asya’dan göçleriyle birlikte, tepük

oyunu unutulmuş; tepük’ün günümüzdeki görünümü olan batı kökenli futbolla

tanışma da ise 1869 yılında basılan bir kitap önemli dönüm noktası olmuştur. Sultan

(21)

Abdülaziz zamanında Paris’e gönderilen gençler 1869 yılında orjinali Fransızca olan

“Ordu ve Mektepler de Futbol” isimli kitabı basarak yıllar sonra ülkenin en önemli ortak paylaşım zeminlerinden biri olacak futbolla Osmanlı Devleti’ni tanıştırmışlardır (Çakır, 2008, s.179).

Futbolun bir oyun olarak yaygınlaşması ise Abdülhamid döneminde gerçekleşmiştir. II. Abdülhamit döneminde tüm dernek faaliyetleri padişahın baskısı altındaydı. Özellikle gençlerin bir araya gelerek dernek faaliyetlerinde bulunmaları yasaktı. Buna spor etkinlikleri adı altında kurulan dernekler de dahildi. Bu türden dernek faaliyetleri yalnız yabancı uyruklular için serbestti. Dolayısıyla Türkiye tarihinde futbolu ilk oynayanlar İngilizler, Rumlar, Ermenler ve İtalyanlar olmuştur.

İzmir’de ticaretle uğraşan İngiliz Giraud,Whittall ve Charnaud aileleri, boş zamanlarında oynadıkları futbolun, Türkiye’de ilk uygulayıcıları sayılırlar (Çakır, 2008, s.179).

Avrupa’da ayak topu oyunu Eski Yunan devrinde, bilhassa on beşer kişilik takımlar halinde ve Episkiros adı altında Isparta’da oynandığı, Eski Roma’da bu oyuna benzer bir ayak topu oyunu Harpastum adı ile askerlere idman olarak oynatıldığı belirtilmektedir (Urartu, 1983, s.3).

Ayakla olduğu gibi, elle de oynanabilen Harpastum' da amaç; önce topu kapmak, sonra da el ve ayak vuruşları ile rakip savunma alanına götürmektir.

Kuralları oldukça sert olan oyunun, Romalı askerlere savaş taktiklerini daha kolay uygulama ve manevra yeteneklerini geliştirme imkânı sağlamak için düzenlendiği düşünülmektedir. Rönesans İtalya'sında Bologna ve Floransa şehirlerinde topa ayakla müdahale edilen Quico del Calcio adı verilen bir oyun oynandığını bilmekteyiz.

Tıpkı Eski Türklerde tepmek, tekmelemek anlamını taşıyan tepük gibi calcio sözcüğü de İtalyanca’da aynı anlamını taşımaktadır (Güreş, 2006, s.6)

Dünyanın ilk uygarlıklarından biri olarak kabul edilen Mısır'da mezarlardaki duvar resimlerinde ayakla top oynayan insan figürlerine rastlanmıştır. Hatta 2.500 yıl öncesinden kalma, 7,5 cm çapında deri veya ketenden yapılmış toplar günümüzde kimi müzelerde halen sergilenmektedir 2. ve 3. yüzyıllarda da Çin'de 40 m.

genişliğindeki bir alanda deri topla oynanan Tsu-Chu adlı bir oyunun varlığından söz

(22)

edilmektedir. Bu oyundaki amaç ise; topa ayakla vurarak belirli bir hedefi vurmaya çalışmaktır (İnan, 2007, s.16).

Tsu “ayakla vurma” anlamınadır. Chu ise “içerisi (tüy veya hayvan kılıyla) doldurulmuş deri top” demektir. Oyunda amaç ayakla topu 30- 40 cm çapındaki ağla örülü bir deliğe sokmaktır (Bu amaç oyunun oyunda düzenlenmiş amacıdır. Aslında oyun birden çok amaçları gerçekleştirir ve bunların da açıklanması gerekir). Futbol anlamına gelen Tsu Chu oyununu için gereksinimin ne olduğu, nasıl ve neden ortaya çıktığı belli değildir. Anlatılara göre, tipik olarak imparatorun doğum gününü kutlamada oynanmaktaydı. Dolayısıyla, egemen güç için bir kutlama gereksinimini gideren bir oyun karakterini taşımaktaydı (Erdoğan, 2008, s.19).

Bunun yanı sıra top tekmeleme sevdasına Türklerin de kayıtsız kalmadığını görmekteyiz. Birçok Türk tarih uzmanına göre ise, futbolun anavatanı yine "Orta Asya" dır. Orta Asya Türklerinin de kız ve erkeklerden kurulu karma takımlarla, topu, elle dokunmadan, sadece ayak ve kafa ile vurulup rakip kaleden içeri atmaya çalışarak bir oyun oynadıkları söylenmektedir. Avrupa’da futbolun oynanma tarihi ve futbol oyununun menşei de ihtilaflı bulunmaktadır. Fransızlar bu oyunun İngiltere’ye Normanlar tarafından geçirildiğini, İngilizler ise bu oyunun kendi eski milli oyunları olduğunu iddia ettikleri belirtilmektedir (San ve ark. 1963).

Ortaçağ’da köylülerin top diye adlandırılan şişirilmiş bir işkembeye vurdukları belirtilmektedir. Topu bir ileri bir geri atmak; iyi ile şeytanın çarpışması ya da yaşam- ölüm gibi olayları vurgulamaktadır. Böylece futbolun dinsel törenlerin bir parçası olduğu belirtilmektedir. Ortaçağ’ da ‘futbol’ toplumsal doku içinde bir denge öğesi olmuştur (Özmen, 2000, s.18).

Fransızlar bu oyunun Normanlar tarafından İngiltere’ye götürülen ‘la

soule’ den türediği görüşündedirler. İtalyanlar ise İtalya’dan gitmiş olduğunu ileri

sürmektedirler. Kaynağı neresi olursa olsun; İngiltere’de 12 yüzyıldan beri

futbolun oynanmakta olduğu bir gerçektir. Halk da, soylularda bu oyunu pek

sevmişler ve bunun doğal sonucu olarak da futbol Britanya adalarında çok hızlı bir

yayılma göstermişlerdir. (Arıpınar, 1991, s.23).

(23)

Ancak futbol giderek köyler ve kasabalar arasında büyük bir rekabete ve bu rekabet, çatışmalara neden olmaya başlayınca 1314 yılında Kral II. Edward, yayınladığı bir fermanla İngiltere’de futbolu yasaklamıştır (Carnibella ve ark, 1996, s.2).

Bildiğimiz futbolun bugünkü haline en yakın şekli 17. yüzyıl İngiltere' sinde verilmiştir. Futbol 18. yüzyılda atağa kalkmış ve kitleleri daha o günlerden pesinden sürüklemeye başlamıştır (İnan, 2007, s.17).

Altı yüz yıl kadar bazen krallarca yasaklanarak, başıboş ve kalabalık gruplarla oynanan oyun, 1860’ta İngiltere’de Cambridge Üniversitesi’nde toplanan okul temsilcileri arasındaki anlaşma sonucu belirli kurallara bağlandı. Aynı yıl okullar arasındaki lig maçlarında bu kurallar uygulanmaya konuldu. Dünyanın ilk futbol kulübü Nottingham County 1862’de İngiltere’de kurulmuştur (Hürkan, 2000, s.43).

İlk resmi maç 1866'da Sheffield ile Londra arasında oynandıktan sonra imparatorluğun zirvesindekiler kendi adlarına maçlar düzenlemiş ve futbolun önlenemez yükselişi başlamıştır (Akşar, Merih, 2006, s.66).

Evrensel bir spor olan futbolda uluslararası karşılaşmaların artması üzerine 1904 yılında Uluslararası Futbol Federasyonu (Federation Internationale de Football Associations) FIFA kurulmuştur. Futbol sporu, temelinde her ülkenin federasyonları ve en üstte FIFA'nın bulunduğu piramit seklinde örgütlenmiştir. Merkezi Zürih'tedir.

FIFA ve ulusal federasyonlar arasında beş tane konfederasyon yer alır. Bunlar UEFA (Avrupa Futbol Birliği), Güney Amerika, Kuzey Amerika, Afrika ve Asya Konfederasyonu'dur. International Board da FIFA bünyesinde yer alır ve 20 futbol adamından oluşur. Bu kurul değişmeyen futbol kurallarının çağdaş ölçülere göre uygulanmasını sağlamak için çalışmalar yapar. Federasyonlar, ulusal federasyonlar ve kulüpler FIFA'nın mutlak denetimi altındadır (Dede, 2004, s.6).

Bu süreçte Türkiye'ye futbolun, tütün ve pamuk ticaretiyle uğraşan ve 19.yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı imparatorluğu' na gelip, belli başlı ticaret limanlarındaki kentlere yerleşen İngilizler tarafından getirildiği anlaşılmaktadır.

İstanbul, İzmir ve Selanik futbolun oynandığı ilk 3 şehir unvanını kazanmış ancak

(24)

Müslüman gençlerin futbol oynamalarına pek sıcak gözle bakılmadığı için maçlar genellikle İngilizler ve azınlıklar arasında yapılmıştır.Tarihi kayıtlara göre, Türk topraklarında ilk maç 1875 yılında Selanik'te oynanmıştır. Türkiye'de o dönemde futbol genelde İngilizler ve Rumlar arasında oynanmıştır. 1903 yılında kurulan ilk lig, yani İstanbul Futbol Ligi'nde de önce sadece İngiliz ve Rum takımları mücadele etmiştir (İnan, 2007, s.17).

İzmir'de ilk futbol kulübü 1884 yılında Football Club Smyrna adıyla İngilizler tarafından kurulmuştur. İzmir'den İstanbul'a taşınan İngilizler sayesinde özellikle Kadıköy ve Moda semtlerinde futbolun popülaritesi artmıştır.

Türkiye’de ilk resmi futbol kulübü ise 1902 yılında Lafontaine ve Mr. Horace Armitage’in önderliğiyle Kadıköy’deki İngiliz ve Rumlar tarafından kurulan Cadikeuy Football Club (Kadıköy Futbol Kulübü)’dır. Türkiye’de ilk defa İstanbul’da dört takım tarafından James Lafontaine’nin başkanlığında 1904 yılında resmi olarak “İstanbul Futbol Ligi” adı ile bir lig kurulmuştur (Pala, 2002, s.47). Bu ilk lig maçlarının seyircileri daha çok İngilizler, Rumlar ve nadiren de olsa Türk gençleri olmuştur.

Bu arada Türk gençlerinin de ilgisini çeken, ancak yasaklamalar sebebiyle adını bile söylemeye çekindikleri futbol, bir hayal olmaktan ileriye gidememişti.

İstanbul'da futbolu İngilizlerden görerek merak salan Deniz Subayı Fuat Hüsnü (Kayacan), Reşat (Danyal) ve Selim Sırrı (Tarcan) sonunda yabancılarla beraber futbol oynamaya başladılar. Daha sonra Fuat Hüsnü Kayacan ve Reşat Danyal büyük bir gizlilik içinde sürdürdükleri faaliyetlerin sonunda ilk Türk takımı “Black Stacking Kulübü” nü kurdular, fakat ilk futbol kulübü istibdat devrinde gelişemeden kapatıldı. Hatta Fuat Hüsnü Bey daha sonra İngilizlerin kurduğu Kadıköy takımında"

Bobby" takma adıyla futbol oynamaya devam etti (Arısoy, 2008,s.28). 1905 yılında

Galatasaray Sultanisi’nin öğrencilerinden Ali Sami (Yen), ilk resmi anlamda takım

kurma girişiminde bulundu. Türkiye'de ilk futbol ligi 1903 yılında İmojen, Moda,

Kadıköy ve Elpis takımlarının iştirak etmesiyle Fenerbahçe stadının bulunduğu

Papazın Çayırı’nda yapılmıştır. Tamamen Türklerden kurulu ilk futbol takımı olan

Galatasaray 1905, Fenerbahçe 1907, Vefa 1908 yıllarında ve 1903 yılında Beşiktaş

(25)

Jimnastik Kulübü kurulmuş fakat futbol branşının açılması 1911 yılında gerçekleştirilebilmiştir (Çakır, 2008, s.179).

Modern futbolun doğum tarihi ise İngiliz Futbol Birliğinin kurulduğu 26 Ekim 1863 yılıdır. Futbola olan ilginin artması özellikle iki kesimin dikkatinden kaçmamıştır. Sermayedarlar ve kiliseler futbolun gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. Arsenal demir-çelik işçilerinin, Liverpool tersane işçilerinin bulunduğu yörelerde kurulmuştur. İşçi nüfusunu sürekli ve tam olarak kuşattıklarından kuşku duyan patronlar, yanlarında çalıştırdıkları ücretlilerine, hastanelerin ve okulların dışında, stadyumları ve diğer sportif yapıları da kısa sürede sundular. Özel sermaye patronlarının denetiminde ve yardımıyla çok sayıda spor birliği, kulübü kurulmuştur (Bourdieu, 1997, s.85).

Futbol sermayedarlar için yeni ekonomik kazanımlar yaratmanın yollarını açmıştır. Fabrika takımları arasındaki karşılaşmaların büyük ilgi görmesi yeni bir sektörün oluşmasına neden olmuştur. Futbol beraberin de futbol endüstrisini de yaratmıştır. İşçi kökenli seyircilerin takımlarını izleyeceği, destekleyeceği ve sorunlarından uzaklaşabileceği mekânlar inşa edilmiş ve stadyumlar yüzyıllar sonra antik tiyatroların, arena’ ların yerlerini almıştır. 1888 yılında 12 kulübün katılımı ile

‘İngiliz Profesyonel Ligi’ kurulmuştur. Kısa bir süre içerisinde futbol önce Avrupa’da sonra Latin Amerika ve Asya’da oynanmaya başlanmıştır. 21 Mayıs 1904 tarihinde Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FİFA) kurulmuştur. İlk büyük futbol organizasyonu 1930 yılında Uruguay’da gerçekleştirilen dünya kupası olmuştur (Özmen, 2000,s.20). 1954 yılında da Avrupa Futbol Birliği (UEFA) kurulmuştur (Branko, 1993, s.56).

Futbol, Osmanlı toprakları üzerinde ilk defa gayrimüslimler ve ülkede yerleşmiş bulunan yabancı uyruklular tarafından oynanmıştır (Taşğın, 2000, s.18).

Modern futbol 19. yüzyılda Türk toplumuna girmiştir. O dönemde futbol

oyunu bazı dini inançlarında etkisiyle Müslüman Türkler arasında gelişmemiş ve

halk arasında oynanması da yasaklanmıştır (Acet 1997,s.17). Sosyal ve idari

bakımdan başkent İstanbul’a uzak ve rahat olan iki şehir, Selanik ve İzmir

futbol oyununun ilk taraftarlarını bulduğu yerdir. 1908 yılından, Türkiye İdman

(26)

Cemiyetleri İttifakının kuruluşuna kadar geçen zaman içerisinde futbol İzmir ve İstanbul’da oynanmıştır (Taşğın 2000, s.18).

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1920’de faaliyete geçmesiyle Türk sporu ve futbolu için önemli adımlar atılmıştır. 1923’te ilk spor teşkilatı olan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (T.İ.C.İ) ve buna bağlı olarak Türkiye Futbol Federasyonunun F.İ.F.A.’ya kabul edilmesiyle Türkiye bu alanda dünyadaki yerini almıştır. Cumhuriyetin ilanından üç gün önce 26 Ekim 1923’te Türk Milli Futbol Takımı, İstanbul’da ilk milli maçını Romanya ile oynamıştır (Bozdemir, 1998, s.24).

Profesyonelliğin 24 Eylül 1951 tarihinde kabulü ile Türk Futbolunda yeni bir dönem başlamıştır. 1954’te Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (U.E.F.A.)’ nın kurulmasından sonra Türkiye bir Avrupa ülkesi olarak kabul edilme mücadelesi vermiş ve bu isteği F.İ.F.A. tarafından 10 Şubat 1962’de alınan kararla kabul edilmiştir (Babacan, 1993, s.75).

İlk Milli Lig maçları 1959’da başlamıştır. İstanbul’dan sekiz, Ankara ve İzmir’den dörder takımın katılmasıyla iki gruba ayrılarak oluşturulan, takımlar arasında yapılan maçlarda; Fenerbahçe ve Galatasaray finale kalmışlardır. Finalde Fenerbahçe, Galatasaray’ı yenerek ilk Milli Lig kupasını almıştır. Bu dönemlerde Türkiye Ligleriyle bütün yurdu futbol heyecanı sarmıştır. Futbol özellikle Anadolu illerinde kadın, erkek, genç, ihtiyar herkesin heyecanla takip ettiği ve konuştuğu konu olmuştur. Bu büyük ilgi ve rağbet kısa zamanda amansız bir rekabete dönüşürken, Türkiye Ligleri ile Türk Futbolunun yeni bir çehre kazandığı inkâr edilemez bir gerçek olmuştur. Bunun en büyük kanıtı da, futbolun bütün yurt geneline en geniş biçimde yayılmasıdır (Çağlayan, 2003, s.34).

2.1.2. Futbolun Toplumsal Boyutu

Çoğu ülkede Futbolun sade vatandaşlardan öte toplumun diğer kesimlerinde ilgisini çekmesi hatta futbol müsabakalarına devlet başkanlarının bile gelmesi, bu spor dalının giderek tam bir toplumsal olgu haline geldiği izlenimi vermektedir.

Futbol, daha önemli olarak tanımlanan işlerle uğraşmaya başlamadan önce,

(27)

kendisine böyle toplumsal ölçekli büyük işler ve kahramanlık rolleri vermeden çoğu kişinin yaşamında önemli bir alanı işgal etmiştir (Mutlu, 1991,s.196).

Futbol, son zamanlarda gerçekleştirilen çeşitli teknik taktik ve fiziksel gelişmelerden dolayı tümüyle değişmiş bir spor dalıdır. Bugün modern futbol çok daha hızlı teknik işbirliği, çok daha süreklilik kazanmış bir oyundur. Bilimsel tarifi basittir. Gol atmak ve gol yemektir. Futbol günümüzde dünyanın her köşesinde işçileri ve işverenleri olan dev bir endüstri haline gelmiştir. Finansal çerçevesi endüstri haline gelmiştir. Finansal çerçevesi trilyonlarla çizilen bir sektör olmuştur bu sektörün üretimi ve tüketimi dünya üzerinde pek çok insanı yakından ilgilendirmektedir (Taşgın, 2000, s.32).

Futbolun kuralları olmasa bile oyuncu hallerini, söylemi, tarzı ulusal karakteristikle yüklenmiştir. İşte futbolun tüm dünyada kolayca yaygınlaşması büyük ölçüde millileşme yatkınlığına ve diğer spor dallarıyla kıyaslanamayacak kadar kitlesel olmasıyla ilgilidir (Bilgili, 1999, s.33-43).

Futbolun; birçok insan için, ruhlarında dürüst duygular ve insani ilişkilerden oluşan küçük da olsa bir adacık oluşturmak için tek, hatta bazen en son şans olması, önemliliğinin en büyük nedenidir. Sınır tanımaz ilişkileriyle ülkelerin ekonomileri, dostluk ve düşmanlıklarını bir anda oluşturan genci, ihtiyarı, kadını, erkeği, dini, dili, ırkı ayırmayan renk cümbüşünün her çeşidini içinde bulunduran futbol, musikinin, ritmin, modanın, ahengin yaşandığı tribünlerde milyonların hem stresi hem de deşarj noktasıdır (Türkmen, 1998, s.1).

Futbol, insanların sosyo-ekonomik düzeyleri ne olursa olsun, onları kendisine

çeken ve ilgilendiren bir spor branşıdır. İnsanlar, futbol aracılığıyla kendilerini ifade

etmenin yollarını aramakta ve yaşam kalitelerini futbol yoluyla arttırmak

istemektedirler. Futbol’a olan bu ilgi, dünyanın her yerinde ve ülkemizde artarak

devam etmekte ve bu sebeple insanlar daha fazla spor tesis ve imkanlarından

yararlanmayı talep etmektedirler. Ancak; ülkelerin, toplumların ve bireylerin sosyal

ve ekonomik yapıları spora olan ilgilerinin eyleme geçme şansını da ne yazık ki

etkilemektedir (Göktepe, 2008, s.2).

(28)

Bugün futbol, futbol olmanın çok ötesinde bir olay olmuştur. Günlük yaşantımızın, sevinçlerimizin, üzüntülerimizin temel yönlendiricilerinden biri olmuştur. Öyle olmasa, tanıştığımız bir kişiye sorduğumuz ilk beş sorudan biri, hangi takımı tuttuğu olur muydu? Futbol sanki farklı yerlerde duran düşüncelerin ve duyguların tam orta noktasında duran, yeri geldiğinde milletleri bile birbirine bağlayan müşterek bir zemin olmuştur (Kuru, Var, 2009, s.142).

2.1.3.Futbolun Ekonomik Boyutları

Futbol, günümüzün en yaygın tüketim kalıplarını belirleyen, ticari is kollarından birisi haline gelmiştir. Yani futbol, gelişen ve değişen koşulların sonucunda, nitelik ve içerik olarak ciddi bir evrimsel süreç geçirmiş; alınıp satılan bir meta haline gelmiştir. Bunun parasal anlamı ise; tüm dünya genelinde yaklaşık 500 milyar dolara yaklaşan devasa cirosudur (İnan, 2007, s.19).

Bugün futbol yeryüzünden 3 milyarın üzerinde kişiye eş zamanlı ulaşabilecek kadar yaygınlaşmış ve popüler bir hale gelmiş durumdadır (İnan, 2007, s.19).

Futbolun sportiflikten endüstriyelliğe geçiş sürecinde, spor kulüplerinin de giderek değişmeye başladığını, sıradan bir futbol kulübünde bile gözlemleyebilmekteyiz. Bu değişim ve gelişim süreci; futbolun yan ürünlerinin pazarlanmasında, futbol-medya ilişkisinde, taraftar ve yıldız futbolcu profilinde, hatta taktik anlayışlarda bile bir kabuk değiştirme dönemi olarak yaşanmaktadır (Akşar, 2004, s.1).

Yeni futbol ekonomisi, küreselleşmenin de verdiği ivmeyle, sahadaki oyun anlayışına, takımın ruhuna, ve spor ahlakına doğrudan etki etmektedir. Artık ideal seyircinin yerini, şarkılar söyleyip çırpınan alt gelir grubuna mensup avam takımı değil, stadyum localarına kurulan VIP’ler almaktadır (Akşar, 2004,s.1).

Sponsorların, firmaların ya da şahıs ortaklarının yıllık olarak kiraladığı bu

geniş ve konforlu bölmeler, kulüpler açısından önemli bir gelir kaynağı haline

gelmiştir. Futbolun yeni yatırımcılarının da istediği ya da düşledikleri müşteri-seyirci

budur iste. Yani futbol seyircisi birer müşteri haline dönüştürülmüştür.

(29)

2.1.4.Futbol Oyunun Karakteristik Özelliği

Futbol oyunu diğer spor dalları gibi belirli kurallara göre oynanır. Futbol oyununda amaç topu rakip kaleye sokmaktır. Bu kuralların yanında saha ve top ile ilgili ölçülerde vardır. Örneğin nizami futbol sahası 100-110 m. Uzunluğunda ve 64- 75 m. Genişliğinde olmalıdır. Futbol topunun çevresi 68-71cm. ağırlıgı ise 450-500 gr. Civarında olmalıdır. Yalnızca kaleci ceza sahası içerisinde topa elle müdahale edebilir, öteki oyuncular elleri ve kollarıyla topa dokunamaz ve vuramazlar. Oyun 45’er dakikalık 2 devre halinde oynanır. Oyunda bir orta, iki yardımcı ve dördüncü hakem olmak üzere dört hakem bulunur (Fişekcioğlu, 1996, s.80).

90 dakikalık futbol maçında top, yaklaşık 60 dakika oyun alanında, geri kalan zamanda ise oyun dışındadır. Başa baş bir oyunda her takım 60 dakikanın 30 dakikasında topa sahiptir. Topun oyunda olduğu sürede top sık sık havalanmakta ve 22 oyuncunun herhangi birisinin oyun mesafesinden uzakta olmaktadır. Takımdaki tek oyuncu topa yaklaşık 2 dakikadan fazla sahip olamaz. Geriye kalan 58 dakika boyunca, futbolcu oyun akışı içerisinde oyunu yönlendirmek amacı ile yargıda bulunur, karar verir seçim yapar (Fişekçioğlu 1996, s.80).

Futbol bütün oyunlar içerisinde en akıcı, mücadeleye dayalı ve çabuk karar verilmesi gereken bir yapıya sahip olduğundan futbolcuların fiziki yapılarındaki dayanıklılıkları kadar ruhsal ve psikolojik olarak yeterli düzeyde dayanıklı olmaları gerekmektedir (Bahadır, 2006, s.7).

Futbol oyunu, modern haliyle oynanmaya başladığından bugüne bazı değişimler göstermiştir. ilk zamanlarda seyir zevki veren, tekniğe dayalı olarak oynanan futbol, artan rekabet ve kazanma gereksiniminin öne çıkmasıyla seyir zevkinden görece daha uzak, fizik güce dayalı bir oyuna dönüşmüştür. Bu durum, endüstri- futbol ilişkisinde dolaylı bir sonuç olarak değerlendirilebilir. Bu sürecin, direkt olarak hissedilen başka sonuçları da ortaya çıkmıştır. Bu sonuçların toplamından çıkarılabilecek genel yargı, günümüzde futbolun endüstriyel bir ürüne dönüşmüş olduğudur.

2.1.5.Futbolun Toplum Üzerindeki Etkisinde Neden Sonuç İlişkisi

(30)

Ülkemizde, herhangi bir düzeyde futbol oynamamış erkek birey bulmak neredeyse olanaksızdır. Bu tespit dünyanın birçok ülkesi içinde doğrudur. Çoğumuz ömrümüzde basketbol, tenis, boks oynamamış veya kayak, kürek dağcılık yapmamışızdır; ama bir şekilde futbol oynamışızdır. Oynamanın yanı sıra futbol, son derece geniş bir kitle tarafından, büyük bir dikkatle zevkle seyredilir; üzerinde yorumlar ve tartışmalar yapılır, ülke gündemini birçok önemli politik konudan daha fazla meşgul edebilir. Futbol tartışmasız, en fazla oynanan ve seyredilen, oynanmasından ve seyredilmesinden en çok zevk alınan spor dalıdır (Toker ve arkadaşları, 2000, s.62).

Futbolun çekiciliği ve seçkinliği üzerine yapılan çalışmalar bazı neden-sonuç ilişkisini ortaya koymuştur: Futbolun sırrı ayakla oynanmasıdır. Bu özelliği onu her yerde oynanabilir yapmıştır insanı insan yapan en temel niteliklerinden biri, iki ayağı üzerine dikilmesidir. Tüm cisimler yere düşer ve insan bu cisimlere yere en yakın organıyla, ayaklarıyla dokunabilir. Ayakla oynamayı, oyun aracı olan küre biçimindeki top tamamlar. Yerde duracak, yuvarlanacak, havada uçacak, mümkün olan tüm hareketleri yapabilecek olan top, çok sonraları geliştirilen uluslararası, kurallarla, rakiple aynı alanın paylaşılması, oyun alanının geniş ve doğayla içi içe olması, fazla kişiyle oynanması, bunların bütünü futbolu diğer spor dallarına oranla ilginç kılmıştır (Kıvanç, 1965, s.26).

2.2. Grup Kavramı

Grup sosyolojinin temel kavramlarından biridir. Çünkü toplumsal yaşamın temelinde sosyal gruplar yer alır. “İnsanlar doğduğu andan itibaren önce aile olmak üzere giderek eğitim, meslek ve diğer alanlardaki değişik sosyal gruplar içinde yer alırlar. Toplum içindeki grupların bileşimi de bir bütün olarak toplumu meydana getirir (Kurtiç, 2006, s.8).

Grup birbirine kuvvetlice bağlı üyelerin oluşturduğu dinamik bir sistemdir

ve tek tek üyelerin toplamından farklı bir bütünü işaret eder. Gruplar bir

sosyal yapı oluşturmaya başlayıp, kendilerine isimler takmaya, gizli toplanma

yerleri bulmaya ve kendilerine has bir lisan yaratmaya başlarlar (Arkonaç

1998,s.435). Grup kelimesi 18.Yüzyılın başlangıcında sosyal bir anlam elde

(31)

etmiştir ve günümüzde hemen bütün dillerde en çok kullanılan sözcüklerden biri olmuştur. Genel olarak grup, yapı ve büyüklüğü çok değişik olabilen sayısı az ya da pek çok insanlardan oluşmuş birlikleri ifade etmektedir (Dönmezer, 1994, s.241).

Aynı türden birden fazla bireyin bir araya gelmesi ile topluluklar oluşur.

Bu topluluğu meydana getiren bireyler arasında bir iletişim yoksa, bunlara yığın denilir. Bir topluluğun grup haline gelebilmesi için aralarında bir iletişim, yani duygu ve bilgi alışverişi olması gerekir. Grup dinamiği bu etkileşimin yarattığı güçtür. Bu etkileşim ne kadar yoğun ise grubun dinamiği o derece yüksektir. Ancak bu bilgi ve duygu alışverişi olması için yani topluluğun grup haline gelebilmesi için bazı nitelikler gerekir. Bu nitelikler şöyledir;

-Bireyler arasında, bir motifler, normlar, değer ve amaçlar sistemi oluşmalı - Grup içindeki bireylerin değişik rol ve konumlara sahip olması.

Bu koşullara göre bir grup şöyle tanımlanabilir: Belli amaç ve motiflere sahip, aynı türden birden fazla bireyin oluşturduğu topluluğa grup denir (Başer, 1985,s. 45)

2.3. Kalabalık Kavramı

Erkal, kalabalığı; "ortak fikirlerle hareket eden, aynı heyecanı taşıyan, teşkilatsız ve sürekli olmayan bir grup olarak” tanımlarken, Enç, "toplumsal örgüt ya da amaç söz konusu olmadan bir araya gelen topluluk" olarak tanımlamıştır.

Hortatçu ise "rastlantısal olarak bir arada olan, ortak bir amacı paylaşmayan topluluklar "olarak tarif etmişlerdir (Hortatçu, 1998, s.85-86).

Kalabalığı meydana getiren fertlerin birbirlerinden haberdar oluşları,

aynı gelip geçici heyecanı paylaşmalarındandır. Bir örnek verilecek olursa, bir

otobüs durağında tesadüfen bir araya gelmiş bulunan ve birbirinin varlığından

habersiz görünen fertlerin bir kaza olması halinde gelip geçici olan

heyecanları başka bir konuya kayacaktır. Gelip geçici bir sosyal grup olan

kalabalığın içinde bulunduğu maddi ve fiziki alan da sınırlıdır. Lideri bulunmayan

bu grubun iş bölümü ve statü sistemi de yoktur. Bu haliyle tek düze bir sosyal

(32)

birim olmayan kalabalığa mensup fertlerin hepsi de ne yaptıklarını bilmeksizin birbirlerine uyum göstermektedirler. Bu uyumda aslında sürekli ve bilinçli değildir (Erkal, 1986, s.58).

2.4.Taraftarlık Kavramı

Aslında taraftar, tanımı zor bir kavram. Ömründe tuttuğu kulübün hiçbir maçına gitmemiş biri de kendini taraftar olarak görebilir, hiçbir maçını kaçırmayan fanatik te kendini taraftar olarak görebilir (Ünsal, 2005, s.197).

Sporun heyecan ve seyir aracı olmasında kuşkusuz en önemli faktör kulüpler ve kulüplerle birlikte taraftarlık olgusudur. Taraftar; yandaş, sporcunun veya sporcuların, temsil ettikleri renklere, kulübe veya bayrağa bağlı kimse anlamına gelmektedir . Bir spor taraftarı için tuttuğu takımın başarısı, kendisi için bir çeşit güven ve iftihar duygusu uyandırmaktadır (Demirel, Karahan, Ünlü, 2007, s.77).

Taraftarlık bireylerin kendilerini takıma veya oyunculara adama derecesi olarak ifade edilmiştir. Taraftar; spor kulüplerinin faaliyetlerini destekleyen, kulübün hizmetlerini belirli bir ücret ödeyerek satın alan ve kulübün esas pazarını oluşturan halk kitlesi olarak tanımlanmıştır (Aycan, Polat, Uçan, 2009, s.170).

Savaş’ a göre; bir spor kulübüne bağlı olan, onunla ilgilenen, onu destekleyen kimseler için kullanılır (Savaş, 1995, s.294 ).

Sosyologlar, tarafından; "Türk popüler futbol kültürünün, toplumun mikro ekonomik bir temsilini ve yeniden kuruluşunu ifade eden bir cemaat türü" şeklinde ifade etmektedirler (Kurtiç, 2008, s.13).

Taraftar bir (veya birkaç) spor takımıyla yada belli sporcularla özellikle ilgilenen, onlara olumlu duygular besleyen ve onları destekleyen kişidir. Hemen anlaşılacağı üzere, spor izleyicilerinin çoğu, taraftar olsa bile hepsi taraftar değildir.

Başka bir deyişle, belli bir takımın taraftarı olmadan da sportif olayları izleyen

küçümsenmeyecek oranda insan vardır. Ya da kişi bir takımın taraftarıdır, ama

yalnızca kendi takımının maçlarını izlemez; başka karşılaşmaları izlediğinde yalnızca

bir spor izleyicisidir. Bu şekilde özellikle televizyonlar yoluyla sportif olayları

(33)

izleyen kitlelerin çoğunluğu, o olaydaki takım veya sporcuların taraftarı olmayabilir de (Arslanoğlu, 2005, s.309-310).

Taraftarlık, taraf olma, yeni bir takıma karşı eğilim gösterme, onu destekleme, o takımın davranışlarına taraf olma, sempati duyma olarak açıklanabilir.

Bir taraftar için tuttuğu takımın işlevi, bir referans grubu olarak görülmekte ve onun başarısı, kendisi için bir tür güven ve iftihar duygusunun kaynağı olmaktadır (Acet, 2006, s.31).

Spor ile ilgili yapılan incelemeler, taraftarlığın iki işlevi olduğunu ortaya koymuştur. Bunlardan birincisi, kişide bir yere ait olma duygusu uyandırması, diğeri ise fanatik kelimesinin çağrıştırdığı, başka ortamlarda yapıldığında toplum tarafından kabul edilmeyecek davranışların taraftarlık adı altında çıkış yolu bulmasıdır (Arıkan, A.N. 2000, s.89).

Taraftar, yağmurda, çamurda, karda, fırtınada takımını desteklemek için gelen, bilet kuyruklarında bekleyen; maç saatine kadar tribünlerde üşüyen, bağıran, ağlayan, sevinen, kızan, şarkı söyleyen, hoplayan, zıplayan, kısacası maçın bir başka gerçekliğidir. Tek istediği takımının gol atması, maçta yenik düşmemesi. O tuttuğu takımla bütünleşmiştir. Sevinci, üzüntüsü, kaygısı, mutluluğu takımı ve takımının başarısıdır. Takımı başarılı olduğunda o başarılı olmuştur, takımı yenik düştüğünde o yıkılmıştır . Bu olgu pek çok sosyo-kültürel yönü ile ülke insanının karakteristik yapısına son derece uygun bir davranış şeklinin sonucu oluşan bir gerçektir (Pulur, Kaynak, Orhan, 2004, s.243).

Kişi, hatta toplum ünlü bir takımla veya sporcuyla özdeşleşmektedir. Tuttuğu takımın veya sporcunun başarısıyla sevinmekte, yenilince veya kaybedince üzülmektedir. Özdeşleşme, kişinin bir başkasının davranış sistemini derunî bir şekilde içinden benimseyip kendisine mal etmesinin yanı sıra, özümsediği bir örneğe göre, kendi ruh, düşünce ve davranış yapısını yeniden organize etmesidir (Pulur, Kaynak, Orhan, 2004, s.243).

Spor izleyicilerini doğrudan ve dolaylı izleyici olarak ikiye ayırabiliriz.

Bazıları doğrudan izleyicidirler, karşılaşmaları izlemek için salonlara, stadyumlara

giderler. Büyük çoğunluğu bunun için belli bir para öder. Bazıları ise karşılaşmaları

(34)

televizyondan, radyodan, internetten, gazetelerden takip eder. Bunlar bu iş için ya doğrudan para öderler (şifreli kanal izleyicileri gibi) ya da aldıkları gazeteler vs.

yoluyla dolaylı para öderler. Bazıları ise bunun için hiç para ödemez, ancak, izledikleri medya organları reklamlardan sağladığı gelirle onlar üzerinden dolaylı para kazanır. Kazanılan bu dolaylı para iyi değerlendirilmelidir. (Arslanoğlu, 2005, s.310).

Futbol takımı taraftarlığının psikolojik ve sosyal nedenlerle ortaya çıktığı söylenebilir. Her toplumda bireylerin çeşitli gereksinimleri vardır. Bireyler bunları dürtü ve güdüleriyle davranışlara dönüştürürler ve bir ihtiyaçtan doğan doyuma ulaşırlar, işte takım taraftarlığının temelinde de bu yatmaktadır (Yıldız, Fişekçioğlu, Çağlayan, Tekin, Şirin, Akyüz, 2007, s.146).

Taraftarlar çeşit çeşittir. Hemen aklımıza geliyor işte; sözde ya da yalaka taraftar, açık renkli taraftar, koyu taraftar, fanatik ya da cengaver, yani savaşkan taraftar. Bağış erten’e göre stadda, sokakta omuz omuza duranlar arasında bile farklılıklar vardır. Erten, taraftarlık biçimleri’ni karşıtlarıyla birlikte, şöyle sıralıyor.

Lafzi taraftar- harbi taraftar. İlki, laf olsun diye takım tutar, ötekisi ise kendini tuttuğu takımla özdeşleştirir. Konjonktürel taraftar-ezeli taraftar; sahta ya da gerçek taraftarlık söz konusudur bu kez. Teorik taraftar-pratik taraftar ayrımında ise pratik taraftar, futbolu bilen teorik taraftardan farklı olarak aynı zamanda arsa, halı saha olsun farketmez , bizzat futbol da oynayandır (Ünsal, 2005, s.198).

Bir de küresel taraftar-yerel taraftarlık söz konusu. Yerel taraftar, Süper

Lig’inden alt liglere Türkiye’ye bakar. Küresel’i ise, sadece Süper Lig’e değil,

Avrupa ve dünya futboluna da odaklanır, çeşitli ülkelerde sempati duyduğu takımları

önemser. Dijital(sanal) taraftar-gerçek taraftar’a gelince, kimileri ağırlığı internette

gezinmeye verir, hatta yalnızca bilgisayar üzerinden futbola takılır, kimileri ise sanal

teknik direktörlükler ya da bilgi bankacılığına soyunanlardan, izlediği maçlara

odaklanır. Teşhirci taraftar- mahcup taraftar ayrımında ölçüt şu; Her ikisi de futbolu

aynı ölçüde sever ama biri gösterir, diğeri gizler. Erten taraftar çeşitlemesini daha

ileriye götürüyor: Karamsar- iyimser, katlımcı- seyirci, avam- havas (elit), mozaik-

mermer( kayıtsız şartsız tutan- eleştirilere açık olan), ve politik- apolitik taraftarlar

(Ünsal, 2005, s.198).

(35)

2.5. Sporda Özdeşleşme Kavramı

Gelişmekte olan çocuk ve gencin, toplumda yer ve rol alabilmek için benliğine örnek alacağı idendifikasyon (özdeşleşme) objesini, en yakınları (anne, baba, dede, teyze, hala, komşu vb.) arasından seçer. Bu obje bir ya da birkaç kişi olabilir. Onların davranış kalıplarını benimser. Özdeşleştiği kişiye benzemeye özendiği zaman, olayları özdeşleştiği kişinin gözüyle görmek istediğinde, onu

"anlamakta", kendine yararlı bir amaç bulmaktadır ki, buna Özdeşleşme denir. Bu düzen, çocukluk ve gençlik çağındaki toplumsallaşma sürecinde önemli rol oynar (Köknel, 1985, s.48).

Özdeşleşme daha çok 12-18 yaşları arasında kesinlik kazanır”.Çocuk geliştikçe özdeşleşme objesi daha uzaklarda aranmaya başlanır. Kitle iletişim araçlarının da etkisiyle daha çabuklaşan Öğretmen, antrenör, spor yıldızları, futbolcular, şampiyonlar, spor takımları, sanatçılar, oyuncular, şarkıcılar, din, mezhep, tarikat, ideoloji, politika liderleri vb. gibi kişilerle özdeşleşme başlar”

(Erkal, Güven, Ayan, 1998, s.147 ).

Özdeşleşme, sosyal bir hayale ulaşmak için şarttır. Özdeşleşilen objenin yaşamakta olan bir kimse olması şart değildir. Bir roman kahramanı veya çoktan vefat eden tarihî bir şahsiyet, bir şampiyon ve cansız resimle de özdeşleşme olabilir (Doksat, 1980, s.41).

Özdeşleşme, genellikle olumlu bir çağrışım sağlamakla beraber, sporcunun, taraftarın Özdeşleştiği kişi, küme ve değerler olumsuz sonuçlar da doğurabilmektedir.Örneğin; çetelerin oluşması, taraftar kavgaları, sportif karşılaşmalarda meydana gelen olaylar, yenilgi sonrası intiharlar şeklinde olumsuz kültürel bozulmalara neden olabileceği gibi, kişinin Özdeşleştiği sanatçının veya sporcunun davranışlarını aynen kendine örnek alması (küpe takan bir erkek sanatçıyı, saçını uzatan bir futbolcuyu, serbest giyinen bayan sanatçıları vb.) sonucu, kişiler üzerinde kültürel bir deformasyon oluşturabilmektedir (Acet, 2006, s.36).

2.5.1.Kişi-Kişi Özdeşleşmesi:

(36)

Bir kişinin, bir sporcuyla özdeşleşmesi, özellikle gençlik çağında daha kolay olmaktadır. Bu yaştaki çoğu genç beğendiği bir sporcunun posterini odasına, dolabına asar, onun gibi hareket eder, davranışları ve giyimiyle ona benzemeye çalışır. Genç, kendini, beğendiği sporcunun bir parçası olarak görür ve onunla bütünleşir. Derin bir şekilde içinde benimseyip mal etmesinin yanı sıra ruh, düşünce ve davranış yapısını da organize eder. Öyle ki, kişi, örnek aldığı sporcuyu âdeta içinde hissederek özümler. O sporcunun aynısı gibi görünmeye (saç stiliyle, giyimiyle ve konuşmasıyla) çaba gösterir. Özdeşleştiği sporcunun her şeyini kutsallaştırmak ister. Özdeşleştiği sporcu sahada darbe aldığı zaman kendisi darbe almış gibi tepki gösterir, özdeşleştiği sporcu sahada hata yaptığı zaman onu mazur gösterecek bahaneler bulur ya da hatasını görmezlikten gelir. Sporcu hastalandığı zaman üzüntü duyar ve ah çeker (Erkal, Güven, Ayan, 1998, s.150).

2.5.2.Kişi-Küme (Takım) Özdeşleşmesi:

Kişi, hatta toplum, ünlü bir takımla ya da sporcuyla özdeşleşebiliyor, kişi, tuttuğu takımın ya da sporcunun başarısıyla seviniyor, yenilince üzülüyor” . Tuttuğu takımlar, kişi için bir tür güven ve iftihar duygusunun kaynağı oluyor. Sporcunun uyandırdığı heyecan, kişiye, hayal kırıklıklarından, tatminsizliklerinden ve monotonluklarından kaçmak ve kurtulmak imkânı sağlamaktadır. Bir takımla özdeşleşmenin mahiyeti ve şiddeti, halkın hayatında olduğu kadar organize sporlar için de birleştirici bir rol oynar (Erkal, Güven, Ayan, 1998, s.150-151).

Kişinin özdeşleştiği objeler başarısızlığa uğradığı zaman da, tersine kişisel bir kayıp duygusu içerisinde bulunabiliyor. Bu da, kişinin ruh sağlığıyla yakından ilgili bir durumdur(Güven,1992,s.78,Voight, 1998,s.58).Örneğin, futbol maçlarını seyredenlerin çoğunluğu gençlerden oluşmakladır. Gençlerde, bir spor takımının taraftan olmak, bir sporcuya bağlanmak ve tuttuğu takım uğruna kendi kişiliklerini bir kenara bırakmak gibi eğilimler son derece belirgin olarak görülür (Hoffer, 1988, s.22).

2.5.3.Küme-Küme Özdeşleşmesi:

Referanslar

Benzer Belgeler

Sınıfımızda 13 öğrenci matematik, 10 öğrenci fen bilgisi, 8 öğrenci Türkçe, 5 öğrenci müzik, 2 öğrenci beden eğitimi dersini seviyor. Çetele ve sıklık

Ancak Almanya gibi Türkiye’nin di¤er liglerden farkl› olarak 4 hafta daha eksik oynand›¤›n› göz önüne al›nca bu s›ralaman›n çok da önemli olmad›¤›n› söylemek mümkün..

oyunculardan kurulu tak›mlar›n, bu aç›klar›n› telafi etmelerini sa¤layacak bir sistem yaratma çabas› içinde olan Rappan, bu do¤rultuda çözüm olarak kolektif bir

Ligi olan Süper Lig’de ilk kez 1975-76 sezonunda yer alan, bu ligde dördüncülük gibi önemli bir derecesi bulunan ve ülkemizi UEFA Kupas›’nda da bir kez temsil eden

Ancak U17 turnuvalar› daha kariyerinin çok bafl›nda olan ve genel anlamda fazlas› ile tan›nmam›fl oyuncular› içerdi¤i için oyuncu arayan kulüpler ve futbol adamlar›

T›pk› ilk yar›n›n bafl›nda oldu¤u gibi ikinci yar›n›n bafl›nda da Millî Tak›m›m›z daha atak bir futbol ortaya koyuyor, ancak Burak’›.. rakibin

Geçti¤imiz sezonun ilk yar›s›nda yüzde 9 olan bu oran, ikinci yar›da yüzde 18’e yükselmiflti.. Bu sezonun ilk yar›s›nda ise yüzde

turnuvay› kazanmas›nda önemli pay sahibi oldu. Ayn› yaz liseyi bitirirken okulun beden e¤itimi departman› taraf›ndan ödüllendiriliyor ve mezuniyet töreninde Morris onun