KADINSIZ
ERKEKLER
ERNEST HEMINGWA
Y
KADINSIZ ERKEKLER
(HİKAYELER)
Türkçesi'.
'ÜLKÜ TAMER
V A R LIK YAYI N EVİ
Ankara Caddesi, İstanbul
BÜYÜK ESERLER KİTAPLIGI
: 201Varlık Yayınlan, Sayı:
1611
İstanbul'da Asya Matbaasında dizilip,Dilek Matbaasında basılmıştır:
Ekim 1971
Manuel Garda, Don Miguel Retana'nın ya
zıhanesine çıkan merdivenleri tırmandı. Ba
vulunu yere koyup kapıyı vurdu. Cevap gelme
di. Koıidorda duran Manuel, odada birinin ol
duğunu sezinledi. Kapının ardından sezinledi bunu.
Kulak kabartarak, «Retana,» dedi.
Cevap gelmedi.
Tamam, orada, diye düşündü Manuel.
«Retana,» dedi, kapıyı yumrukladı.
Biri, «Kim o?» dedi yazıhaneden.
«Ben, Manolo,» dedi Manuel.
Ses, «Ne istiyorsun?» diye sordu.
«İş istiyorum,» dedi Manuel.
Anahtar birkaç kere döndü, kapı açıldı.
Manuel, elinde bavulu, içeri girdi.
Odanın öteki ucunda, masa başında ufak tefek bir adam oturuyordu. Başının üstünde, Madridli birinin doldurduğu bir boğa başı du
ruyordu; duvarlarda çerçeveli fotoğraflarla boğa güreşi afişleri vardı.
Ufak tefek adam, oturduğu yerden Ma
nuel'e baktı.
6 KADINSIZ ERKEKLER
«Seni öldürdüler sanıyordum,» dedi.
_
Manuel parmaklanyla masaya vurdu . Ufak tefek bir adam oturuyordu. Başının üstünde, ona baktı.
«Kaç coD"ida'ya (1) katıldın bu yıl?» diye sordu Retana.
«Bir,» diy.a cevap verdi Manuel.
« Sadece o corrida'ya mı?» diye sordu ufak tef.ek adam.
«0 kadar.»
«Gazetelerde okudum,» dedi Retana. İs
kemlesine yaslanıp Manuel'e baktı.
Manuel, doldurulmuş boğaya baktı. Daha önce birçok kere görmüştü onu. Bir çeşit ailevi ilgi duyuyordu bu boğaya. Dokuz yıl önce kar
deşini, usta bir güreşçi olacağa benzeyen kar
deşini ölclürmüştü. O günü hatırlıyordu .Ma
nuel. Boğa başının asıldığı meşe kalkanın üs
tünde pirinç bir levha vardı. Manuel okuya
mıyordu levhayı, ama kardeşinin anısına bir
şeyler yazılı olduğunu sanıyordu. İyi bir ço
cuktu kardeşi .
Şunlar yazılıydı levhada: « Veragua Dü
kü'nün, 7 caballo'ya (2) karşı 9 vara (3) alan, 27 Nisan 1909'da Novillero'da Antonio Garcia'
nın ölümüne sebep olan boğası 'Mariposa'.»
Retana, onun boğa başına bakmakta oldu-
(1) Corrida - Boğa güreşi.
(2) Caballo - At.
(3) Vara - Yara.
ğunu gördü.
«Pazar günü için Dük'ün yolladıkları bü
yük bir
fiyaskoya sebep olacak,» dedi. <<Hepsi
nin bacakları berbat. Kahvede ne konuşuyor
lar?»
«Bilmem,» dedi Manuel. «Şimdi geldim.»
«Evet,» dedi Retana. «Bavulun elinde.»
Koca masanın arkasında, iskemlesine yas- lanarak Manuel
'ebaktı.
«Otur,» dedi. <<Çıkar kasketini.»
Manuel oturdu; kasketini çıkarınca
yuzudeğişiverdi. Soluktu yüzü, kasketinin altından görünmesin diye tokayla tutturduğu
ooletası
( 4) garip bir görünüş veriyordu ona.
<<İyi görünmüyorsun,» dedi Retana.
«Hastaneden yeni çıktım,» dedi Manuel.
«Ayağını kestiler diye duymuştum,» dedi Re tana.
«Kesmediler,» dedi Manuel. «İyileşti.»
Retana masanın üstünden eğilip Manuel'-
inönüne tahta bir sigara kutusu itti.
«Bir sigara iç,» dedi.
«Teşekkürler.»
Manuel sigarayı yaktı.
Kibriti Retana'ya uzatarak, «Sen?» dedi.
Retana elini salladı. «Hayır. Ben sigara
iç-mem.»
Retana sigara içişine baktı Manuel'in.
( 4) Coleta
-
Başın arkasında domuzkuyru#u
gibi bağlanmış saç.
8 KADINSIZ ERKEKLER
«Niye bir işe girip çalışmıyorsun?» dedi.
«Çalışmak istemiyorum,» dedi Manuel.
«Ben boğa güreşçisiyim.»
«Artık boğa güreşçisi kalmadı,» dedi Re-
t
a n a
.«Boğa güreşçisiyim ben,» dedi Manuel.
«Arypada olc;!.uğun zamanlar,» dedi Retana.
Manuel güldü.
R'etana bir şey söylemeden, Manuel'e ba
karak oturuyordu.
«İstersen gece güreşine sokayım seni,» ele-
di Retana.
·«Ne zaman?» diye sordu Manuel.
«Yarın
gece.»
<cKimscnin yedeği olmam,» dedi Manuel.
Hep yedekler ölürdü arenada. Salvador bu yüz
den ölmüştü. Parmağıyla masaya vurdu.
«Başka iş yok elimde,» dedi Retana.
«Gelecek haf tanın giireşlerine soksana,»
dedi Manuel.
«Tutmazlar seni,» dedi Retana. «Litri'yi, Rubito'yu, La Torre'yi istiyorlar sadece. Esas
lı çocuklar.»
Manuel, umutla, « Görmeye gelirler beni,»
dedi.
«Gelmezler. Kim olduğunu bilmiyorlar
arttk.»
«Daha geçmedi benden,» dedi Man u el.
«Yarın geceki güreşlere gir işte,» dedi Re
tana. «Genç Hernandez'le birlikte çalışır, Char-
KADINSIZ ERKEKLER
lot'lardan (5) sonra iki novillo (6) öldürürsün.»
«Kimin novillo'ları ?» diye sordu Manuel.
«Bilmiyoıum. Tavlalarda ne varsa. Bay
tarların gündüz güreşlerine bırakmadıkları novillo'lardan.»
«Kimsenin yedeği olmak istemem,» dedi Manuel.
«İster kabul e t , ister etme,» dedi Retana.
Kağıtların üstüne eğildi. İlgilenmiyordu artık.
Manuel'in meydan okuması bir an eski gün
leri düşündürtmüştü ona, ama şimdi o düşün
c.:eleri dağılıp gidivermişti. Larita'nın yedeği olarak çıkarmak istiyordu Manuel'i, çünkü ucuzdu. Başkalarını da bulabilirdi ucuza. Yi
ne de, Manuel'e yardım etmek istiyordu. Ama bir fırsat veımişti işte. Gerisi Manuel'in bile
ceği şeydi.
« Kaç para alacağım?» diye sordu Manuel.
Kabul etmeyecekmiş gibi davranıyordu
hala.Ama biliyordu kabul edeceğini.
Retana, «İki yüz elli peçcta,» dedi. Beş yüz düşünmüştü, ama ağzından iki yüz elli çık
mıştı.
« Villalta'ya yedi bin veriyorsun,» dedi Ma
mıel.
«Sen Villalta değilsin,» dedi Retana.
«Biliyorum,» dedi Manuel .
(5)
Charlot - Güreşlerden önce alana çıkıp se·yircileri güldüren komedyen.
(6) Novillo - Tosun.
10 KADINSIZ ERKEKLER
Retana açıkladı. «Onun seyircisi var, Ma
nolo.»
«Tabii,» dedi Manuel. Ayağa kalktı. «Üç yüz ver, Retana.»
«Peki,» dedi Retana. Çekmecesine, bir ka
ğıda uzandı.
«Ellisini şimdi alabHir miyim?» diye sor
du Manuel.
«Tabii,» dedi
Retana.Cüzdanından bir el- lilik çıkardı, açarak masaya koydu.
Parayı alıp cebine attı Manuel.
«Cuadrilla (7) ne olacak?» diye sordu.
«Geceleri benim için çalışan çocuklar var,»
dedi Retana. «Hepsi iyidir.»
«Ya pikadorlar (8) ?» diye sordu ManueL Retana kabullenmek zorunda kaldı. <<Eh işte.»
«İyi bir pikador gerek bana,» dedi Ma
nuel.
«Bul öyleyse,» dedi Retana. «Git de bul bakalım.»
«Bu parayla mı?» dedi Manuel. «Altmış duro'dan bir de cuadrilla'ya mı vereceğim?»
Retana bir şey söylemedi, koca masanın başından Manuel'e baktı.
«Biliyorsun, iyi bir pikadora ihtiyacım var,» dedi Manuel.
Retana bir şey söylemedi, taa uzaklardan
(7) Cuadrilla - Boğa güreşçisinin yardımcılan.
(8) Pikador - Boğayı sırıkla kışkırtan atlı.
Manuel'e baktı.
«Doğru değil,» dedi Manuel .
Retana hala onu süzüyordu, taa uzaklar
dan onu süzüyordu.
«Her zamanki pikadorlar var,» dedi.
«Biliyorum,» dedi Manuel . « Senin o her zamanki pikadorlarını bilirim ben. »
Retana gülümsemedi. Manuel, meselenin kapandığını anladı.
Manuel, Retana'yı inandırmak istercesine,
«Tek istediğim, iyi bir başlangıç yapmak,» de
di. «Arenaya çıktığım zaman adamakıllı tepe
lemek isterim boğayı. Bunu da bir tek iyi pi
kador pekala sağlar.ı>
Ar:tık dinlemeyen bir adama söylüyordu bunları.
«Fazladan bir ist
ediğin varsa,» dedi Reta
na, «gider, kendin bulursun. Her zamanki cu
adrilla olacak alanda. İstediğin kadar pikador getirebilirsin. Charlotada (9), 10:30'da bite
cek.»
«Peki,» dedi Manuel. «Öyle düşünüyor- san.»
«Öyle düşünüyorum,» dedi Retana.
«Yarın gece görüşürüz,» dedi Manuel.
«Orada o
lacağ
ım,» dedi Retana.
ManueI bavulunu alıp çıktı.
«Kapıyı kapa,» diye seslendi Retana.
Manuel arkasına baktı. Retana öne doğru
(9) Charlotada - Charlot'lann oyunları.12 KADINSIZ ERKEKLER
eğilmiş, bazı kağıtlara bakıyordu. Manuel, iyi
ce kapanıncaya kadar çekti kapıyı.
Merdivenlerden inip kapıdan çıktı, soka
ğın sıcak parlaklığında buldu kendini. Sokak çok sıcaktı, beyaz binalara vuran ışık gözle
ri kamaştırıyordu . Dik sokağın gölgeli yanın
dan yürüyüp Puerta del Sol'a yollandı. Gölge, akar su gibi katı ve serindi. Yol kavşağını ge
çerken sıcakla karşılaştı ansızın. Yanından geç
tiği insanlardan kimseyi tanımıyordu Manuel.
Puerto del Sol'a gelmeden hemen önce bir kahveye daldı.
Kahve sessizdi. Duvarlara dayalı masalar
da birkaç kişi oturuyordu. Masaların birinde dört adam iskambil oynuyordu. Adamların
çoğu, önlerinde boş kahve fincanları, içki bar
dakları, duvara dayanarak oturmuşlar, sigara içiyorlardı. Manuel uzun salondan geçerek ar
kadaki küçük bir odaya girdi. Adamın biıi, kö
şedeki bir masaya oturmuş uyukluyordu. Ma
nuel, masalardan birine oturdu.
Bir garson girdi içeri, Manuel'in masası
nın başına dikildi.
«Zuıito'yu gördün mü?» diye sordu Ma
nuel.
«Yemekten önce buradaydı,» diye cevap verdi garson. «Beşten önce gelmez.»
«Kahveyle süt getir bana, bir de her
zamanki içkimden getir,» dedi Manuel.
Garson, bir tepsiyle döndü; koca bir kah
ve fincanıyla bir içki bardağı vardı tepside.
ERKEKLER
Sol elinde bir şişe konyak vardı garsonun. Elin
dekileri masaya bıraktı, arkasından gelen
çocuk pırıl pırıl parlayan, uzun saplı iki çaydan
lıktan kahveyle süt koydu fincana.
Manuel kasketini çıkardı; garson, onun öne doğnı yatırılıp tokayla tutturulmuş coleta'sını gördti. Manuel'in kahvesinin yanında durun bardağa konyak koyarken çocuğa göz kırptı.
Kahveci çocuk, Manuel'in soluk yüzüne baktı merakla.
Şişenin mantarını kapayarak, «Burada
mıgüreşiyorsun?» diye sordu garson.
du.
du.
«Evet,» dedi Manuel. «Yarın güreşeceğim.»
Garson, şişeyi kalçasına dayamış, duruyor-
«Charlie Chaplin'lerden misin?» diye sor- Kahveci çocuk utanarak başka yere çevir
di başkışlannı.
«Hayır. Güreşçilerdenim.»
«Chaves'le Hernandez güreşecek sanıyor- dum,» dedi garson.
«Hayır. Ben varım, bir de bir başkası var.»
«Kim? Chaves mi, Hernandez mi?»
«Hernandez galiba.»
«Chaves'e ne olmuş?»
«Yaralanmış.»
«Kim söyledi?»
«Retana.»
Garson, «Hey, Looie,» diye seslendi yan
:>daya, «Chaves boynuzu yemiş.»
14 KADINSIZ ERKEKLER
Manuel şekerlerin sarılı olduğu kağıtları çıkarmıştı; şekerleri kahveye attı. Karıştırıp içti, tatlıydı kahve, sıcaktı, boş midesini ısıttı.
Konyağı dikti.
«Bir konyak daha ver,» dedi garsona . Garson şişenin mantarını çıkarıp bardağı ağzına kadar doldurdu, tabağa da döktü.
Birbaşka g�rson daaa gelmişti masanın yanına.
Kahveci çocuk gitmişti.
Manuel'e, «Chaves'in yarası ağır mı?» diye sordu· ikinci garson.
«Bilmiyorum ,» dedi Manuel, <<Retana söy
lemedi.»
«Taktığı var sanki,» dedi uzun boylu gar
son. Manuel daha önce görmemişti
onu.Yeni gelmişti herhalde.
«Bu şehirde Retana'yla takışırsan yandın demektir,» dedi uzun boylu garson. «Onunla geçinemezsen git kendini
vur,daha iyi. »
Sonradan gelen garson, «Doğru söyledin, » dedi. «Doğru laf ettin.»
« Doğru söyledim tabii,» dedi uzun boylu garson. «0 herif hakkında ne söylediğimi bili
rim ben.»
«Baksana, ne yaptı Villalta'ya,» dedi ilk garson .
«
O kadar olsa iyi,» dedi uzun boylu gar
son. «Marcial Lalanda'ya ne yaptı, baksana.
Baksana, Nacional'a neler yaptı.»
«Doğru söyledin,» dedi kısa boylu garson.
Manuel, onların masa başında dikileıek
konuşmalarına baktı. İkinci konyağını da iç
mişti. Manuel'i unutmuştu bile garsonlar.
Onunla ilgilenmiyorlardı.
«Deve süıiisü sanki,» diye devam etti uzun boylu garson. «Nacional II'yi gördün mü hiç?»
İlk garson, «Geçen Pazar görmedim mi?»
dedi.
«Zürafanın biri,» dedi kısa boylu garson.
«Demedim mi sana?» dedi uzun boylu garson. «Retana'nın adamları işte.»
«Baksana, bir konyak daha ver,» dedi Ma
nuel. On1ar konuşurken garsonun tabağa dök
tüğü konyağı da bardağına boşaltıp içmişti.
ilk
garson ağzına kadar doldurdu bardağı, konuşarak çıkıp gittiler.Odanın öteki köşesindeki adam, başını du
vara dayamış, soluk alırken horlayarak uyuyor
du hala.
Manuel konyağını içti. Onun da uykusu gelmişti. Sokağa çıkılmayacak kadar sıcaktı hava. Üstelik yapacak bir şey de yoktu. Zuri
to'yu görmek istiyordu. Beklerken kestirecekti biraz. Ayağıyla masanın altına itti bavulu. İs
kemlenin altına koyup duvara dayasa daha iyi olacaktı belki. Eğilip çekti bavulu. Sonra ba
şını masaya koyup uykuya daldı.
Uyandığında, karşısında biri oturuyordu masada. İri yarı
bir
adamdı bu, yüzü yerliler gibi kahverengiydi. Bir süredir oturuyordu orada. Elini sallayarak garsonu göndermiş, gaze
tesini okuyarak, arada bir uyuklayan Manuel'e
16 KADINSIZ ERKEKLER
göz atarak beklemeye başlamıştı. Dudaklarını oynatarak güçlükle okuyordu gazeteyi. Yorul·
dukça durup Manuel'e bakıyordu. Kurtuba şap·
kasını önüne eğmiş, hiç kımıldamadan oturu·
yordu.
Manuel doğrulup ona baktı.
«Merhaba, Zurito,» dedi.
«Merhaba,
evlat,»dedi iri yan adam.
«-Uyumuşum.» Manuel yumruğuyla alnını uğuşturdu.
«Uyumuşsun.»
«İşler nasıl?»
«İyi. Sende?»
«Pek değil.
ı>İkisi de sustu. Pikador Zurito, Manuel'in beyaz yüzüne baktı. Manuel, pikadorun, cebine koymak için gazeteyi katlayan iri ellerine bak
tı.
«Senden bir ricam var, Manos,» dedi Ma
nuel.
Zurito'nun takma adı Manosduros'du (10).
Bu adı ne zaman duysa iri ellerini düşünürdü Zurito. Farkına varmadan masanın üstüne koy
du ellerini.
«Birer içki içelim,» dedi.
«Tabii,» dedi Mamıel.
Garson geldi, gitti, sonra yine geldi. Ma
sada oturan iki adama bakarak yine gitti.
Zurito bardağını masaya koyarak; «Nen
( 10) Manosduros - Sert el.KADINSIZ ERKEKLER
var,
Manolo?» diye sordu.
Manuel, karşısındaki Zurito'ya bakarak, .«Yarın gece bana pikadorluk yapar mısın?» di·
ye sordu.
«Hayır,» dedi Zurito, «artık pikadorluk yapmıyorum.»
Manuel bardağına baktı. Bu cevabı bekli
yordu zaten, beklediği cevabı almıştı şimdi.
Evet, almıştı.
Zurito
ellerine baktı. «Affedersin, Manolo, ama artık pikadorluk yapmıyorum.»
«Zararı yok,» dedi Manuel.
«Çok yaşlıyım,» dedi Zurito.
«Öyle sordum,» dedi Manuel.
«Gece güreşi mi var yann?»
«Evet. İyi bir pikadorum olsa kendimi gös.- terirdim.»
«Kaç para alıyorsun?»
«Üç yüz peçeta.»
«Ben pikadorluk için bile daha fazla alı) o-
_nım bundan.»
«Biliyorum,» dedi Manuel . «Bunu istemeye hakkım yoktu senden.»
«Niye devam ediyorsun bu işe?ı> diye sor
du Zurito. «Kessene coleta'nı, Manolo.»
«Bilmiyorum,» dedi Manuel.
«Neredeyse sen de benim kadar yaşlan
dın,» dedi Zurito.
«Bilmiyorum,» dedi Manuel. «Devam
etmem gerekiyor. Ayarlayabilirsem, kendimi
gös-F: 2
18 KADINSIZ ERKEKLER
terebilirim yine, bütün istediğim bu.
Devametmem gerekiyor, Marıos.»
«Şart değil.»
«Şart. Kaç kere sıyrılmak istedim bu iş
ten.»
«Neler düşündüğünü biliyorum. Ama doğ
ru
değil.,Sıynl b\l işten, bir daha da girme.»
«Yapamıyorum. Üstelik son zamanlarda yıldızım da parlıyordu.»
Zt.ırito, onun yüzüne baktı.
«
Hastanedeydin. »
«Ama yaralanmadan önce yıldızım parlı�
yordu.»
Zurito bir şey söylemedi. Tabağındaki kon
yağı bardağına boşalttı.
«Gazeteler daha
iyibir faena ( 11) görme
diklerini yazmışlardı,» dedi Manuel.
Zurito ona baktı.
«Bir ayarlayabilsem parlarım,» dedi Ma
nucl.
«Yaşlandın,» dedi pikador.
«Hayır,» dedi Manuel. «Sen on yaş daha yaşlısın benden.»
«Sen bana bakma.»
«Yaşlı değilim,» dedi Manuel.
Sessizce oturdular; Manuel, pikadorun yü
züne bakıyordu.
«Yaralanıncaya kadar çok iyiydi
durumum,» dedi Manuel.
(11) Faena
-
Numara.Azarlarcasına,
«Gelip görmeliydin br·ni,
Manos,» dedi Manuel.«Görmek istemiyorum seni,» dedi Zurito.
«Sinirleniyorum.»
«Son
zamanlarda hiç göımedin beni.»
«Çok gördüm.»
Zurito,
ka
çama k
bir bakış attı Ma
nuel
'e.
«Bırakmalısın bu
işi
, Manolo.»«Bırakamam,» dedi Manuel. «Bak, sö
y
lü-yonım
sana,
yine parlayacağım.»Zurito, elleri ma
s
anı
n üstünde,öne eğildi.
«Bak. Yarın gece p
i
ka
dorluk yapacağım sana; iyi güreşemezsen
buişi bırakacaksın, An
ladın
mı? Bırakacak mısın?»
«Ta
bi
i. »Zurito
arkasınay
asla
ndı
,rahatlamıştı.
«Bırakmalısın,» dedi. «Söz
ve
riyo
rsun
. Co-leta'nı keseceksin.»
«Gerek kalmayacak
buna.» de
di Manuel.
«Seyret göreceksin. Hala iş var bende.»
Zuıito ayağa kalktı. Tartışmaktan bıkmış-
tı.«Bırakacaksın,»
dedi. «Coleta'nıkendi el
lerimle keseceğim.»
«Kesemeyeceksin,» dedi Manuel.
«Bu fır-satı vermeyeceğim sana.»
Zurito garsonu çağırdı.
<cHadi,» dedi Zurito. <cEve gidelim.»
Manuel iskemlenin
al
tı
nda
ki bavulunauzandı.
Mu
tlu
ydu. Zurito'nun ona pikado
rl
ukyapacağını
biliyordu. Hayattaki pikadorların20 KADINSIZ ERKEKLER
en iyisiydi. Her şey basitleşivermişti birdenbi·
re.
«Hadi, eve gidip yemek yiyelim,» dedi Zu·
rito.
*
Manuel, patio de caballos'da (12) durmuş, Charlie Chaplin'lerin sonunu bekliyordu. Zuri
to, yanında duruyordu onun. Durdukları yer karanlıktı. Alana açılan yüksek kapı kapalıydJ.
Tepelerinde bir bağırma, sonra da bir kahkaha duydular. Sonra sessizlik çöktü ortalığa. Ma
nuel, patio de caballos'daki ahır kokusunu se·
viyordu. Karanlıkta güzel kokuyordu. Bir gü
riiltü daha koptu arenadan, sonra uzun uıun alkışlar duyuldu.
Karanlıkta Manuel'iİı yanında kocaman duran Zurito, «Bu herifleri gördün mü hiç?»
diye sordu.
4<Görmedim,» dedi Manuel.
Alanın yüksek, çift kanatlı, sımsıkı kapısı ardına kadar açıldı; Manuel, ışıkların aydınlat
tığı alanı, çepeçevre yükselen karanlık plaza'.
yı ( 13) gördü; serseri kılığına girmiş iki adam, koşuyor, selam veriyorlardı, bir üçüncüsü de otel komisi kılığındaydı, kuma atılan şapkala·
rı, bastonları toplayıp yeniden karanlığa fırla-
( 12) Patio de caballos - Atlann bulunduğu avlu.
(13) Plaza - Tribünler.
tıyordu.
Patio'nun ışıklan yandı.
«Sen çocukları toplarken ben şu midilli
Jerden birine bineyim,» dedi Zurito.
Arkalarından katırların çıngırakları duyul
du, arenaya çıkmak için geliyordu katırlar, ölü boğayı onlara bağlayıp götüreceklerdi.
Barrera'yla
(ı4)
tribünler arasındaki geçitten eğlenceli numaralan seyretmiş olan cuadrilla üyeleri yii.ri.iyerek geldiler, patio'daki elektrik ışığının altında toplanıp çene çalmaya koyuldular. Sırmalı, turuncu bir elbise giymiş yakışıklı bir delikanlı yanına yaklaştı Manu
el 'in, gülümsedi.
«Ben Hernandez,» dedi, elini uzattı.
Manuel'le tokalaştılar.
Delikanlı, neşeyle, «Bu gecekiler düpedüz fil,» dedi.
Manuel kabul etti bunu. «Boynuzlu koca koca hayvanlar.»
«En berbat güreşe çattın,» dedi delikanlı.
«Zararı yok,» dedi Manuel. «Ne kadar bü
yük olurlarsa, yoksullara o kadar çok et çı
kar.»
Hernandez sınttı. <<Nereden öğrendin bu lafı?D
«Eskidi bile,» dedi Manuel. «Cuadrilla'nı sırala da bana kimler kalmış, bir göreyim.»
«Esaslı çocuklar var sende,» dedi Hernan-
(14)
Barrera - Tahtaperde, en�el,22 KADINSIZ ERKEKLER
dez. Çok neşeliydi. Daha önce iki kere katılmış·
tı gece güreşlerine, artık Madrid'de tanınmaya başlıyordu. Güreş birkaç dakika sonra başla
yacağı için keyifliydi.
«Pikadorlar nerde?» diye sordu Manuel.
Hernandez sırıttı. «En güzel atlan kimler alacak diJe kavga "ediyorlar arkada.»
Katırlar hızla girdiler kapıdan, kamçılar şaklıyor, çıngıraklar çıngırdıyordu, genç boğa kwnlan savurarak alana fırladı.
Boğa fırlar fırlamaz paseo (15) için sıra·
landılar.
Manuel 'le Hernandez öndeydi. Genç cuad
rilla üyeleri, ağır pelerinleri kollannd:ı., ·arka
daydılar. En arkada da dört pikador vardı at sırtında, çelik uçlu sırıklarını yan karanlıkta dimdik tutuyerlardı.
Pikadorlardan biri, «Anlamıyoıum,» dedi,
«atlan görebilmemiz için ortalığı niye iyice ay
dınlatmıyor Retana?»
«Derilerini görmesek daha iyi olur diye düşünmüştür,» dedi bir başka pikador.
İlk pikaclor, «Üstüne bindiğim şu şey var ya,» dedi, «ayaklarımı yerden kesiyor, o ka
dar, başka bir işe yaradığı yok.»
«At ya, sen ona bak.»
«At tabii.»
Sıska atların üstüne oturmuş, karanlıkta konuşuyorlardı.
(15)
Pasco - Geçit töreni,Zurito bir şey söylemedi. Atlann tek doğ
ru düıiistünü o kapmıştı. Denemişti atı; hay
van, geme de mahmuzlara da karşılık vermiş, binicisinin istediklerini yapmıştı. Zuıito, atın sağ gözünü kapayan bağı çıkaımış, kulaklan
m dibinden bağlayan ipleri kesmişti. İyi bir attı bu, sağlam bir attı, sımsıkı basıyordu ye
re. Zurito'nun bütün istediği de buydu zaten.
Corrida boyunca bu ata binmeyi tasarlıyordu.
Kocaman, si.isli.i eyeıin üstünde, yarı karanlık
ta oturup paseo'yu beklerken, o geceki güreş
te pikadorluk yapışını düşünmüştü hep. Öteki pikadorlar, iki yanında durmadan konuşuyor
lardı. Zurito onlan duymuyordu.
İki matador, pelerinlerini sol kollarına at
mış, üçer peone'nin (16) önünde duruyorlardı.
Arkasındaki üç çocuğu düşünüyordu Manuel.
Üçü de, Hernandez gibi, Madrileno'ydu,
(17),
on dokuz yaşlarındaydılar. İçlerinden biıini, ciddi, gururlu, esmer bir çingeneyi, gözü tutmuştu Mamıel'in. Döndü.
«Adın ne senin?» diye sordu çingeneye.
«Fuentes,» dedi çingene.
«Güzel bir ad,» dedi Manuel.
Çingene, dişlerini göstererek gülümsedi
«Çıkınca sen alırsın boğayı, biraz koştu- rursun,» dedi Manuel.
«Peki,» dedi çingene. Yüzü ciddtydi. Ne (16) Peone - Yaya.
07) Madıileno - Madridli.
24 KADINSIZ ERKEKLER
yapacağını düşünmeye koyuldu hemen.
Manuel, «Çıkıyor işte,» dedi Hernandez'c.
«Peki. Çıkalım.»
Başlan dik, müzikle sallanarak, sağ kolla
rını
serbestçe sallayarak, ışıkların altındaki kumlu arenaya çıktılar; cuadrilla'lar arkada yelpaze gibi açıldılar, arkalarından pikadorlar, en arkadan da hademelerle çıngıraklı katırlar geliyorau. Arenayı boydan boya geçerlerken se
yirciler Hernandez'i alkışladılar. Başları dik, sallanarak yürürken önlerine bakıyorlardı dim
dik.
Eğilerek başkanı selamladıktan sonra da
ğıldılar. Boğa güreşçileri, barrera'nın ardına geçip ağır pelerinlerini bıraktılar, güreşirken kullanacakları hafif pelerinleri ald1lar. Katır
lar
çıktı. Pikadorlar, tırısa kaldırdıkları atla
rıyla alanda bir tur attılar, ikisi, geldikleri ka
pıdan çıkıp gitti. Hademeler kumu düzelttiler.
Manuel, Retana'nın adamlarından birinin uzattığı bir bardak suyu içti; hem menajerli
ğini yapıyordu bu adam, hem de kılıcını taşı
yordu. Hernandez, kendi menajeriyle konuşup döndü.
Manuel, «İyi alkış aldın, oğlum,» diye poh
pohladı onu.
Keyifle, «Severler beni,» dedi Hernandez.
ManueJ, «Paseo nasıldı?» diye sordu Reta-
na'nın adamına.
·«Düğün gibiydi,» dedi adam. «Nefis. Jose-
lito'yla Belmonte gibi çıktınız.»
-Zurito, yüce bir heykel gibi geçti yanlann
clan. Atını dizginledi, alanın öteki yanına, boğa
nın çıkacağı toril 'e ( 18) doğru çevirdi. Işıkların altında garipti doğrusu. Kızgın ikindi güneşin
de, büyük paralar karşılığında pikadorluk yap
mıştı hep. Şu ışık meselesinden hoşlanmıyordu.
Bir an önce başlasa diye düşünüyordu.
Manuel yanına gitti onun.
«Göster kendini, Manos,» dedi. «Canını çı
kar şunun, rahatça güreşebileyim.»
Zurito kuma tükürdü. «Merak etme, evlat.
Arenadan bile dışarı fırlayacak.»
«Aban üstüne, Manos,» dedi Manuel .
«Abanırmı,» dedi Zurito. «Niye çıkmıyor hala?»
«Geliyor işte,» dedi Manuel.
Zurito, ayakları üzengilerde, kocaman ba
cakları, atı saran meşin kaplı zırhın içinde, diz
ginler sol elinde, uzun sınk sağ elinde, geniş ke
narlı şapkası gölge etmek için gözlerinin üstü
ne kadar inmiş, toril'in uzak kapısına bakarak, oturuyordu. Atının kulakları titredi. Zurito, sol eliyle okşadı atı.
Toril'in kırmızı kapısı ardına kadar açıl
dı; bir an arenanın öteki ucundaki boş geçide baktı Zurito. Derken fırlayarak boğa çıktı ka
pıdan, ışıkların altına gelince dört ayağının üstünde zıpladı, sonra tınsa kalktı, dört nala koşmaya başladı, sessizdi, koca burun delikle-
ps) Toril - Bo�anın kapatıldı� kuli.ib�,
26 KADINSIZ ERKEKLER
rinden soluyordu sadece, karanlık ahırdan kur
tulduğuna seviniyordu.
İlk sırada, El Heraldo'nun yedek boğa
gü
reşleri eleştirmeni, hafifçe sıkılmış, dizlerini dayadığı beton duvann üstünde şunları kara
ladı:
c<Campagnero,
Negro,42
saatte90
mil hızla tamgaz
çıkageldi -»Marrtıcl,
barrera'ya yaslanmış, boğayı seyrederek
elini salladı, çingene depelerinini
süıiiyerÇl
koştu. Boğa, dört nala, başını eğip kuyıuğunu kaldırarak pelerine saldırdı. Zikzaklar yaparak koşuyordu çingene, koşarken boğa farketti onu, pelerini bırakıp ona saldırdı.
Çin
gene hızlandı,
kırmızı barrera'nın üstünden atladı, boğa gidip barrera'ya tosladı. Tahtaya iki kere tos vurdu boynuzlarıyla.
El Heraldo'nun eleştirmeni bir sigara yak
tı, kibriti boğaya doğru fırlattıktan sonra not defterine şunlaı�ı
yazdı:
«Biletli seyircilerin hoşuna gidecek kadar büyük boynuzlu, iri bir hayvan olan Campagnero, güreşçilerin bölgesine girme eğilimini gösterdi.»
Boğa tahtaperdeye toslayınca, sert kumla
ra
fırladı Manuel. Gözucuyla Zurito'ya baktı, beyaz atın üstünde oturmaktaydı Zurito, barrera'nm yakınlarında, biraz ötede soldaydı.
Manuel pelerini iki eliyle kavradı, önünde tu
tarak boğaya bağırdı. «Huh! Huh!» Boğa dön·
dü, ileri fırlarken tahtaperdeye toslayacak gi
bi oldu yine, peleıine saldırdı; boğanın sal·
�ırısıyla birlikte topuk
l
annın üstünde dönere�27
yana sekildi Manuel, p
ele ri ni boğanın b o y n u z
.lan üstünden geçirdi. Dönüşünü tamamladığl a n da yine karşı karşıyaydı boğayla
,pelerini yi·
ne
önüne tuttu, boğa saldınnca bir daha dön·
dü. Her dönüşünde seyirciler bağınyordu.
Dört ker
edöndü boğayla birlikte, peleri·
ni dalgalandınyo r
,her dönüşünün s on w
1da boğayla karşı k a r ş ıya kalıyordu. Beşinci dönü·
şünün sonunda kalçasına dayadı pelerini, bir dansözün eteği gibi da l g
al a n d ı pelerin, boğa Zur i to
'nun karşısında buldu kendini, beyaz
a
tı n üstündeydi Zurito, at yaklaşmıştı, sımsıkı basıyordu yere, kulaklarını dik m işti, sinirli si
nirli" titriyordu dudakları, şapkası gözlerinin ü s tlind
eydi Zurito'nun, öne eğilmişti, sağ kolu
nun altındaki sınk keskin bir açı çizerek uza
nıyordu, demirli ucu boğaya dönüktii.
El
Heraldo'nun ikinci eleştirmeni, sigara
sından bir nefes çekti, gözleri boğada, şunla
rı
yazdı: «Eski güreşçi Manolo güzel birkaç veronica'yı (19), Belmonte'ye yaraşır bir recor
te'la (20) bitirerek sey ir c i lerin alkışını aldı, sonra at üstündeki tercio'ya (21) girdik.ı>
Zurito, boğayla sırığın ucu arasındaki uzaklı ğ ı ölçerek atının yelini de ği ş t ir d i
.O ba
karken, boğa k end i n i toparladı, gözleri atın göğsünde, saldırıya geçti. Süsmek için başını
(19) Veronica - Çalını.
(20) Recorte - Kesme.
(21) Tercio - Üı_;:üncü böHilrı.
28 KADINSIZ ERKEKLER
onune eğince, Zurito sınğın ucunu boğanın omuzları üstündeki şişkin kaslara sapladı, bü
tün ağırlığını sırığa vererek, sol eliyle şaha kaldırdı beyaz atı, sağa doğru çekti, çekerken de boğayı olanca gücüyle itti, atın karnına do
kunmadı bile boğanın boynuzlan, at ön ayak
ları üstüne bastı yine, titriyordu, boğa Her
nandez'iiı uzattığı pelerine saldırırken kuyru
ğu at.ın göğsünü yaladı.
Hernandez yana koştu, peleıini göstererek öteki pikadora çekti boğayı. Bir dönüşle atla karşı karşıya bıraktı onu, sonra geri çekildi.
Boğa, atı görünce saldırıya geçti. Pikadonin sırığı sırtını sıyırdı sadece; at, havalanır gibi oldu, pikador zaten fırlamıştı eyerden, sırığı boğanın sırtına saplayamayınca, sağ ayağını üzengiden çıkarmış, sol yana düşerek atı bo
ğayla kendisi arasında bırakmıştı. At, boynuzu yiyince yere yığıldı; pikador, çizmeleıiyle atı teperek kurtuldu, kaldırılıp götürülmek için yere uzandı.
Manuel, boğanın atı süsmesine karışmadı;
acelesi yoktu, pikador kurtulmuştu; üstelik bu gibi olaylar biraz aklını başına getirirdi pika
dorun. Gelecek sefer, daha çok dayanırdı at üstünde. Sersem pikadorlar! Kumların ötesin
den .Zurito'ya baktı, barrera'nın kenarında, ayaklan sımsıkı yere basan atıyla bekliyordu.
«Huh!» diye seslendi boğaya, «Tomar!» Gö
ziinü alsın diye iki eliyle tuttu peleıini. Boğa,
f\tı bırakıp peleıine saldırdı, Manuel peler;ni
açarak yana koştu, durdu, topuklarının üstün
de dönerek boğayı Zurito'yla karşı karşıya bı
raktı.
«Hernandez'le Manolo quite'lerdeydi (22), Campagnero bir rosinante'yi (23) öldürdü ama iki vara aldı,» diye yazdı
El
Heraldo'nun eleştirmeni. «Hiç kaçmadı, atları pek sevmediğini de gösterdi. Eski pikadorlardan Zurito, sırığıy
la eski numaralarından bazılarını yeniden can
landırdı, özellikle suerte'vi (24) -»
Yanında oturan adam, «Ole! Ole!» diye ba
ğırdı. Adamın
sesi,
kalabalığın gürültüsünde kaybolup gitti, adam da eleştirmenin sırtma vurdu. Eleştirmen, Zurito'yu görmek için başını kaldırdı, tam altındaydı Zurito, atının üs
tünde iyice öne eğilmişti, dik bir açıyla uza
nan sırığı koltuğunun altına sıkıştırmıştı, bü
ti.in ağırlığıyla sarkıyordu sırık, neredeyse tam ucundan tutuyordu Zurito, boğayı yaklaştır
mamaya çalışıyordu, boğa saldırmak istiyordu, at vardı karşısında, atın üstünde Zurito vardı, yaklaştırmıyordu boğayı, atı kurtarmaya çalı
şıyordu, sonunda kurtardı. Zuıito atın tehli
kede olmadığını anlar anlamaz bıraktı boğayı, boğa yanından geçerken sırığın üçgen biçimin
deki çelik ucunu boğanın omuz kasına sapladı, sırtı parçalandı boğanın, hayvanın gözii dön-
(22) Quite - Engel.
(23) Rosinante - Uyuz at.
(24) Suerte - Sonuç.
30 KADINSIZ ERKEKLER
müştü, Hernandez'in pelerinine saldırdı. Körü körüne saldırmıştı pelerine, Hernandez arena
nın ortasına çıkardı boğayı.
Zurito, atını okşayarak boğaya baktı; bo
ğa, parlak ışığın altında, seyircileıin haykırış
ları arasında Hernandez'in salladığı .Pelerine saldırıyordu. ..-
«Gördün mü?» dedi Manuel'e.
··«Harikaydı,» dedi Manuel.
«Hesabını gördüm,» dedi Zurito. «Bak,
şimdi nasıl?»
·Yakın bir dönüşten sonra boğa dizüstü.ye
re kapaklandı. Hemen kalktı, ama kumların ötesinden Manuel'le Zurito boğanın ·simsiyah omuzundan oluk oluk akan kanın parlayışını gördüler.
«Hesabı tamamdır,» dedi Zurito.
«İyi bir boğa,» dedi Manuel.
((Bir daha şişleyecek olursam ölür,» dedi Zurito.
(<Bizim üçleri değiştirecekler,» dedi Ma
nuel.
«Bak şimdi,» dedi Zurito.
«Oraya gitmem gerek,» dedi Manuel, kar
şıya koşmaya başladı, mono'lar bir atın yula
rına yapışmışlar, bacaklarını kamçılayarak, bir çeşit tören havası içinde boğaya yaklaştırmaya çalışıyorlardı onu, boğa da başını önüne eğ
miş, eşiniyordu, saldırıp saldırmama)•a karar verememişti daha.
Zurito, atının üstüne oturmuş, hiçbir ay-
rıntıyı kaçırmamaya çalışarak kalabalığa doğ
ru
ilerlerken kaşlarını çattı.
Sonunda saldırdı boğa, atı tutanlar barre
ra 'ya koştular, pikador çok gerilere sapladı sı
rığı, boğa atın altına girdi, kaldırdı onu, kendi sırtına alıverdi.
Zurito seyrediyordu. Kırmızı gömlekli mo
no'lar, (25) pikadoru kurtarmak için koştular.
Ayağa kalkmıştı pikador, küfrediyor, kollarını çırpıyordu. ManueJ'le Hernandez pelerinleriyle hazır bekliyorlardı. Boğa, büyük, kara boğa;
sırtında bir at vardı boğanın şimdi, debelenen, yuları boynuzlarına dolanmış bir at. Sırtında bir
atvardı kara boğanın, boğa sendeleyerek yürüdü, başını eğdi, atı kaldırıp fırlatmak için, silkindi, kayıp yere düştü at. Sonra, Manuel'in açtığı pelerine öfkeyle saldırdı boğa.
Manuel anladı, boğa daha da ağırlaşmıştı şimdi. Çok kan kaybediyordu. İki böğrü de pı
rıl pınl olmuştu kandan.
Manuel pelerinini tuttu yine. Boğa, gözleri açık, aptalca bakarak, sadece pelerine bakarak, geldi. Yana çekildi Manuel, kollarını kaldırdı, veronica için boğanın önündeki pelerini gerdi.
Boğayla karşı karşıyaydı şimdi. Evet, ba
şı biraz daha önüne düşmüştü boğanın. Kal
dıramıyordu. Zurito böyleydi işte.
Manuel pelerini salladı; boğa geldi; yana çekildi Manuel; döndü, bir veronica daha.
(25) Mono - Seyis.
32 KADINSIZ ERKEKLER
Müthiş dikkatli şimdi, diye düşündü. Yeteri ka
dar döğüştü, artık dikkat ediyor. Av peşinde.
Gözüne beni kestirdi. Ama pelerinle her zaman savuşturabilirim.
Boğaya doğru salladı pelerini; boğa geldi;
yana çekildi Manuel. Çok yakından geçti bu kereş.inde. Bq., kadar yakından geçsin istem<::m.
Boğa geçerken onun sırtına değen peleri
nin ucu .kandan ıslanmıştı.
Peki, bu sonuncusu.
Manuel, her saldırışında boğayla birlikte dönmüştü; onunla karşı karşıyaydı yine, .pele
rini iki eliyle tutuyordu. Boğa ona baktı. Dik
katli gözlerle, ileriye uzanan boynuzlarla, dik
katle baktı boğa.
«Huh!» dedi Manuel, «Toro!» Geriye doğ
ru eğilerek pelerini sailadı. Geliyor işte. Yana çekildi, sallayarak arkasına aldı pelerini, to
puklarının üstünde döndü, boğa pelerinin sal
lanışını görmüş, sonra onu gözden kaybedince donakalmıştı. Manuel, boğanın donakaldığını göstermek için, burnunun önünde salladı pele
rini, sonra uzaklaştı.
Alkış kopmadı.
Manuel kumların üstünde yürüyüp barre
ra'ya doğru gitti. Zurito da çekildi. Manuel bo
ğayla gi.ireşirken borazanlar çalmıştı, sıranın banderillo'lann (26) saplanmasına geldiğini belirtmek için. Manuel farketmemfşti bunu.
(26) Banderillo - Ucu bayraklı şiş.
Mono'lar ölü iki atın üstüne çadır bezi örtü
yorlar, çevrelerine de talaş döküyorlardı.
Manuel biraz su içm�k için barrera'ya gel- di. Retana'nın adamı ağır testiyi uzattı.
Fuentes, uzun boylu çingene, bir çift ban
dcrillo tutuyordu elinde, olta ucuna benzer uç
ları olan, incecik, kırmızı şişleri. Manuel'e bak
tı.
«Hadi, fırla,» dedi Manuel.
Çingene seğirtti. Manuel testiyi bırakıp seyretmeye koyuldu
onu.Mendiliyle yüzünü sildi.
. El Heraldo'nun eleştirmeni, ayaklarının arasında duran ılık şampanya şişesine uzandı, bir yudum
aldıktansonra paragrafını bitirdi
«- Yaşlı Manolo pelerinle yaptığı beylik oyunlarla alkış alamadı, üçüncü bölüme gir-
dik.• .
Alanın ortasında boğa, hala donakalmış, tek başına duruyordu. Fuentes, uzun boyu, dümdüz sırtıyla yürüyordu ona doğru, kibirle, kollarını açmış, iki elinde incecik, kırmızı bi
rer şişle, şişi parmaklarıyla tutarak. Yiirüyor
du Fuentes. Arkasında, bir yanda pelerin1i bir peon vardı. Boğa ona baktı, kendine geldi.
Fu�ntes'c dikilmişti gözleri, Fuentes kımıl
damıyordu. Geriye doğru eğilerek boğaya ses
lendi. Ellerindeki banderillo'lan oynattı,
çelikuçlara vuran ışık, boğanın gözünü aldı.
Kuyruğunu dikip saldırdı boğa.
F: 3
34 KADINSIZ ERKEKLER
Dümdüz, g ö z
le
ri Fuentes'in üstünde, yak
laştı. Fuentes, geriye doğru eğilmiş, banderillo'
ları hazır, kımıldamadan duruyordu. Süsmek için başını eğince boğa, Fuentes gerildi, kolla
rını bitiştiıip kaldırdı, elleri birbirine değ
di, kırmızı birer çizgi gibi indi banderillo'lar, boğarnh boymrzlarının ötelerine uzandı Fuen
tes, bacaklarını hiç bükmeden banderillo'ları sap1adı, sonra da boğanın geçmesi için yay gi
bi kıvrıldı.
«Ole!» diye bağırdı seyirciler.
Boğa, dört ayağını da yerden kesmiş, ·ala
balık gibi sıçrayarak, çılgınca koşuyordu. Sıç
radıkça, bandeıillo'lann kırriıızı sapları sallanı
yordu.
Barrera'da duran Maııuel, boğanın hep sa
ğa doğru sıçradığını farketti.
Fuentes'e yeni banderillo'lar götürmek içi n koşmaya hazırlanan çocuğa, «Söyle ona, bu ç if
tide sağa saplasın,» dedi.
Ağır bir el dokundu omuzuna. Zurito'ydu.
«Nasılsın, evlat?» diye sordu.
Boğayı seyrediyordu Manuel.
Zurito barrera'ya yaslandı, gövdesinin ağır
lığını kollarına verdi. Manuel ona döndü.
<<İyisin,» dedi Zurito.
Manuel başını salladı. Gelecek üçüncüye kadar koştu, yapacak bir şeyi yoktu. Çingene çok iyi kullanıyordu banderillo'ları. Boğa, ge
lecek üçüncüde azmış bir biçimde saldıracak
tı.
İyi bir boğaydı. Şimdiye kadar kolay geç-
35
mişti her şey. Kılıcı saplayacağı final korkutu
yordu onu. Pek korkmuyordu aslında. Düşün
müyordu bile finali. Ama orada dikilmiş durur
ken birşeyler seziyordu. Faena'yı tasarlayarak boğaya baktı, kırmızı kumaşla küçültüverecek
ti
boğayı,yenir yutulur bir duruma getirecek
ti.
Çingene, topuklarıyla parmaklarının üstü
ne basarak, tıpkı bir dansör gibi, karşısında
kini aşağılayarak, boğaya doğıu yürüyordu; yü
rürken, her adım atışında, kırmızı banderillo'
lar da sallanıyordu. Boğa da onu seyrediyor
du, boş gözlerle bakmıyordu artık, av peşin
deydi,
süsmek için iyice yaklaşmasını bekliyor
du.
Fuentes ilerlerken
boğas
ald
ırıyageçti. Ko
şarak çeyrek bir
çemberçizdi Fuentes, d
urdu,
ile
ri
yeeğildi,
parmaklarının üsti.inde kalktı, banderillo'ları boğanınkoca omuz kaslarına sapladı,
boynuzlarıye
rin
ibulmamıştı boğanın.
Seyirci çılgıııa döndü.
Retana'nın adamı,
«Bu çocuğuuzun süre
bı
rak
mazl
ar
gece güreşlerinde,» dedi Zurlto'- ya.«İş var,» dedi Zurito.
«Seyret.»
Seyrettiler.
Fuentes,
sırtını barrera'yadayamış, duru
yordu. Cuadrilla'dan iki kişi arkasındaydı
onun, boğanındikkatini çekmek için pelerinle
rini
sallıyorlardı.
36 KADINSIZ ERKEKLER
Boğa, dili dışarda, soluk soluğa, çingeneye bakıyordu. Şimdi ele geçirmişti onu. Kırmızı tahtaperdenin önünde. Biraz ötesinde. Boğa, çingeneyi seyrediyordu.
Çingene geriye doğru eğildi, kollarını kal
dırdı, banderillo'ları boğaya çevirdi . Seslene
rek bir. ayağını,.. yere vurdu. Kuşkulandı boğa.
Adamı istiyordu. Artık şiş saplanmasını istemi
yordu omuzuna.
·
Fuentes biraz yaklaştı boğaya. Gerildi.
Yine seslendi. Seyircilerden biri korkuyla bağır
clı.
«Çok yakın ında,» dedi Zuritc.
«Seyret,» dedi Retana'nın adamı.
Fuentes, boğayı banderillo'larla kışkırta"
rak gerildi, iki ayağını da yerden keserek sıçra
dı. Sıçradığı anda, boğa, kuyruğunu dikerek saldırıya geçti. Ayak parmaklarının ucuna düş
tü Fuentes, kol lan dimdikti, gerilmiş bir yay gibiydi gövdesi, kendini sağ boynuzdan kurta
rarak şişleri sapladı.
Boğa, gözünü alan pelerinlerin bulunduğu yere, barrera'ya tosladı, adamını kaybetti.
Çingene, barrera boyunca koşarak, alkışlar arasında Manuel'e geldi. Yeleği, boynuzun ta
kıldığı yerden yırtılmıştı. Bu da mutlu kılmış
tı onu, seyircilere gösteriyordu. Bir tur attı.
Zurito, onun gülümseyerek yırtığı seyircilere gösterdiğini gördü. O da gülümsedi.
· ·Son çift banderillo'yu bir başkası sapladı.
Kimsenin aldırdığı yoktu.
Retana'nın adamı, bir muleta'nın (27) ara
sına bir sopa soktu, kumaşı katlayıp barrera'
nm üstünden Mamıel'e verdi. Meşinden yapıl
ma kılıç kutusuna uzandı, bir kılıç aldı eline, meşin kınından t utarak tahtaperdenin üstün
den Manuel'e tuttu. Manucl, kırmızı kabzasın
dan çekti kılıcı, kın yere düştü.
Zurito'ya baktı. İri yan adam, onun ter içinde kaldığını gördü.
«Şimdi hesabını görürsün, evlat,» dedi.
Manuel başını salladı.
«Perişan oldu,» dedi Zurito.
Retana'nın adamı, «Tam istediğin gibi,»
diyerek güven vermeye çalıştı Manuel'e.
Manuel başını salladı.
Tepedeki borazancı, finalin başladığını be
lirtmek için borazanını çaldı, Manuel arenayı geçerek karşıya, karanlık localara doğru yürü
dü, herhalde orada oturuyordu başkan.
İlk sırada,
ElHeraldo'nun yedek boğa gü
reşleri eleştirmeni, ılık şampanyadan uzun bir yudum aldı. Her şeyi not etmeye değmezdi, ga
zetey_� gidince yazardı güreşi. Ne önemi vardı zaten ? Sadece bir gece güreşiydi bu. Kaçırdı
ğı bir şey olursa sabah gazetelerinden öğrenir
di. Bir yudum daha aldı şampanyadan. Saat on ikide Maxim'de randevusu vardı. Zaten kimler
di bu boğa güreşçileri ? Ya çocuklar ya da bir
( 27) Muleta - Boğayı kışkırtmak için kullaıu·lan kınnızı kumaş.
38 KADINSIZ ERKEKLER
boka yaramaz insanlar. Bir boka yaramayan birsürü herif. Not defteıini cebine koyup Ma
nuel'e baktı, alanda yapayalnız duruyordu Ma
nuel, tepeleri, karanlık plaza'nın göremediği localarından biıini selamlıyordu şapkasıyla.
Boğa da, sessizce, hiçbir şeye bakmadan du
ruyordu· ·alanda.
Manuel, « Sayın başkan , bu boğayı size ve dün�nın en zeki, en cömert insanları olan Madıid halkına adıyorum,» diyordu. Basmaka
lıp bir söylevdi bu. Manuel baştan sona söy
ledi. Gece güreşleri için biraz uzundu.
Eğilerek karanlığı selamladı, doğruldu, şapkasını omuzunun üstünden fırlatıp attı, sol elinde muleta, sağ elinde kılıç, boğaya doğru ilerledi.
Boğaya doğru ilerledi Manuel. Boğa ona baktı; fırıl fırıldı gözleıi . Manuel, boğanın sol omuzundan sarkan banderillo'lara, Zurito'nun açtığı yaralardan akan parlak kana baktı. Bo
ğanın ayaklarına ilişti gözü. Sol elinde mule
ta, sağ elinde kılıç, ilerlerken boğanın ayakla
rına baktı hep. Ayaklarını toplamadan saldıra
mazdı boğa. Şimdi dört bacağını da açmış, ser
sem sersem duruyordu.
Ayaklarına bakarak ona doğru ilerledi Ma
nuel . Tamamdı. Becerebilecekti. Boğanın başı
nı önüne eğmesini sağlamalıydı, boynu.zlarınm gerisine uzanıp onu öldürebilmek için. Kılıcı düşünmüyordu, boğayı öldürmeyi de· düşünmü
yordu. Teker teker düşünüyordu her şeyi. Ama
üstüste yığılan düşünceler onu bunalttı yine de.
ilerlerken, boğanın ayaklarına baktı önce, son
ra gözlerine, ıslak burnuna, ile
riye uzanmış geniş, sivri boynuzlarına. Gözlerinin çevr
esi
nd
ebelli belirsiz halkalar vardı boğanın. Manuel'e bakıyo
rdu gözleriyle. Beyaz yüzlü bu ufak te
fek adamı haklarım diye düşünüyordu
.Manuel durdu, kılıcın ucunu kumaşa batı
rarak k
ırmızı muleta'yı açtı, sol eline aldığı kılıçla yelken gibi açtı kırmızı kumaşı , bu ara
da boğanın boynuz uçlarına baktı.
Biri,ba
rre ra'ya toslamaktan kırılmıştı. Öteki, kirpi di
keni gibi sivriydi. Muleta'yı açarken, boynu1un beyaz dibinin kızıla boyanmış olduğunu gö
rdü.
Bunlara dikkat ederken boğanın ayaklarını bir an bile gözden kaçırmadı. Hep Manuel'i seyre
diyordu boğa.
Savunmaya geçmiş, diye düşündü Manuel . Güç topluyor. Onu kışkırtmalı, başını öne eğ
mesini
s
ağ
la
mal
ı.Başını öne eğdirtmeli
hep.Zurito sağlamıştı bunu, ama şimdi başı yukar
da yine. Hareket ederse ya
ral
ankanar, hu yüz
den de başını öne eğer.
Muleta
'yı tutup sol el indeki kılıçla kumaşı gererek, boğaya seslendi.
Boğa ona bakt
ı.Hayvanı aşağılarcasına yay gibi geriye kıv
nldJ, iyice açılmış kumaşı salladı.
Boğa muleta'yı gördü. Işıkların altında kıpkızıldı kumaş. Boğanın ayaklan toplandı.
Geliyor işte. Huşşş! Boğa yaklaşır yaklaş-
40 KADINSIZ ERKEKLER
maz Manuel döndü, muleta'yı kaldırdı; kumaş, boğanın boynuzlan üstünden geçti, başından kuynığuna kadar bütün sırtını yaladı. Saldırı
şı
boşa gitmişti boğanın. Manucl kımıldama
mıştı bile.
Köşeyi dönen bir kedi gibi döndü boğa, Manuel'le karşı karşıya kaldı .
Yine· saldın:9'a geçmişti. O ağırlığından eser yoktu artı k. Manuel, onun simsiyah sır
tından akıp bacaklarından sızan taze kanı gör
di.i. Kılıcı muleta'dan çekip sağ eline aldı. Sol elinde aşağı doğru indirdi muleta'yı, sola eği
lerek boğaya seslendi. Bacaklarını gerdi boğa,
gözlerini
mulcta'ya dikti. İşte geliyor, diye dü
şündü Manuel. İuvv!
Boğanın saldınşıyla birlikte döndü, mule
ta'yı salladı, sağlam basıyordu yere, kılıç ışık
ların altında parlayarak bir çember çizdi hava
da. Pase natura! bilip
deManuel muleta'sını pase de pecho için kaldırınca yeniden saldırdı boğa. Muleta'nın arkasındaki göğsüne doğru geldi Manuel'in. Manuel, banderillo şişlerinden sakınmak için geriye eğdi başım. Boğanın sı
cak, kara gövdesi , Manuel'in göğsüne değdi ge
çerken.
Çok yakın geçti, diye düşündü Manuel . Zu
rito, elinde pelerinle Manuel'e doğru seğirten
çingeneye hızlı hızlı birşeyler söyledi barre'ya
yaslanarak. Şapkasını gözlerine kadar indirdi
Zurito, arenanın ötesinden Manuel'e baktı.
Manuel boğayla
karşı karşıyaydı yine,mu
leta sol elindeydi, indirmişti biraz. Boğa, mu
leta'ya bakarken başını öne eğmişti.
«Bu numarayı Belmonte yapsaydı, alkıştan yıkılırdı ortalık,» dedi Retana'mn adamı.
Zurito bir şey demedi. Arenanın ortasında
ki Manuel'i seyrediyordu.
«Patron nerden bulmuş bu herifi?» diye sordu Retana'nın adamı.
« Hastahaneden,» dedi Zurito.
«Yakında döneceği yer de orası,» dedi Re- tana'nm adamı.
Zurito ona döndü.
Barrera'yı göstererek, "Vur şuna,» dedi.
«Şaka e
di
yo
rd u
m, dost um,»dedi Retana'- nın adamı.
«Tah
t
aya
vur.)>Retana'nın
adamı eğildi, barrera'yaüç ke
re vurdu.
«Faena'yı seyret,»
dedi Zu rito.Alanın
ortasında, ışıklarına l
tın
da
,Manuel
d izçökmüş, karşı
karşıya kalmıştıboğayla, mu
leta'yı iki eliyle tutup kaldırırken boğa, kuy
ruğu yukarda, saldırdı.
Manuel, gövdesiyle dönüp saldırıyı atlattı, boğa yeniden saldırınca da yarım çember çiz
dirdi muleta'ya, boğayı dizüstü çökertti.
«Vay canına, büyük bir güreşçi bu herif,»
dedi Retana'nın adamı.
«Hayır, değil,» dedi Zurito.
Manuel ayağa kalktı, sol elinde muleta, sağ
42 KADINSIZ ERKEKLER
elinde kılıç, karanlık plaza'dan gelen alkışlara eğilerek teşekkür etti.
Boğa ayağa kalkmıştı yine, başını önüne eğmiş, bekliyordu.
Zurito, cuadrilla'dan iki çocukla konuştu, ikisi de pelerinlerini elleıine alıp Manuel'in ar
kasında ,,durmak,,..üzere seğirttiler. Şimdi dört kişi vardı Manuel'in arkasında. Muleta'yla çı
kar çıkmaz Hemandcz de peşinden gitmişti onun. Fuentes, pelerini gövdesine dayamış, uzun boyuyla, hiç kımıldamadan, tembel tembel ba
kıyordu. İki çocuk daha geldi şimdi. Hernan
dez, Manucl 'in yanında durmaları için işaret etti onlara. Manuel , boğayla karşı karşıya, tek başına duruyordu.
Manucl, pelerinli çocukları, elini sallaya
rak geri yolladı. Dikkatle geri çekilen çocuklar, Manuel'in yüzünün bembeyaz, ter içinde oldu
ğunu gördüler.
Geri çekilmeyi bilmiyorlar mıydı sanki?
Donakalmıştı boğa, pelerinlerle onun dikkati
ni mi çekeceklerdi? Bir bu eksikti.
Boğa, ayaklarını açmış, mule�a'ya baka
rak duruyordu. Manuel, sol elindeki mulet::ı 'yı salladı. Boğanın gözleri muleta'daydı hep. Göv
desi bacaklarına ağır geliyordu artık. Başını önüne eğmişti, ama yeteri kadar eğmemişti da
ha.
Manuel muleta'yı ona doğru uzattı. Boğa kımıldamadı. Gözleri kımıldıyordu sadece.
Kurşun gibi, diye düşündü Manuel. Kesil-
di.
Hesabı tam
amdı
r.Ö
kse
dc.Boğa
güreşi t
eri
mler i yl
edüşünüyordu. Bir şey düşünüyordu
bazen,ama o düşünceyle il
g
il
iterim
aklınagelmiyordu, bu yüzden düşün
cesi
bcrraklaşmıyordu.Duygularıyla b i l
gis
i kendiliğinden i
şl
iy
or
du
, amabeyni
ağır ağır, kel imelerle ç
al
ışı
yord u
. Boğalarh
ak
kı
nd
aher şe
yi bilirdi. Bu konuda
düşünmesine
hiçg e
re
k yoktu. Doğnı olanş e
yi ya
par
dı. Gözleri , gereken şeyleri
görür
,g
övde s i ge r e
ke
nşeyleri
yapardı h iç dü ş ünm
ed
en.Düşünmeye kalksa yandı de
mekti.
Şi m
di
, bo
ğayl
aka
rş
ı karşıy
ay
ken
,aynı an
da
birçok şeyin b i linc
in
de
yd i
.Boynuzlar
vardı, biri kırık öteki sipsivri, kendini sol boynuza doğıu çevirmeliydi, kısa ve kesin saplamalıydı
kılıcı,
boğa görebilsin diye mule
ta'yı
indirmeliydi,
boynuzlarının üstünden geç.irirkende
kılıcı tam ensesindeki, omuzlarının arasında
ki beş peçeta büyüklüğünde o küçük noktaya saplamalıydı. Bütün bunları yapmalı, bu arada boynuzları kollamalıydı. Farkındaydı bunla
rın, ama düşünceleri sadece iki kelimeyle b
e
l
iriyor du
kafasında: «Corto yderecho. (28)
Muleta'yı sallayarak, «Corto y derecho,» diye di.işündü. Kısa ve kesin. Corto y derecho, kı
lıcı çekti muleta'dan, kınk sol boynuza doğru döndü, muleta'yı indirdi, sağ eliyle gözünün hizasında tuttu kılıcı, bir haç meydana getire-
(28) Corto y derecho - Kısa ve kesin.
44 KADINSIZ ERKEKLER
rek, parmak uçlarına basarak kalktı, kılıçla boğanın ensesine nişan aldı.
Boğanın üstüne atıldı, corto y derecho.
Bir sarsıntı oldu, havaya fırladığını anla
dı Manuel. Havalanırken kılıca abandı, ama kı
lıç fırladı elinden. Yere düştü, boğa üstüne sal
dırdı onun. Mamıel, yerde yatarak, boğanın bur
nunu tekmeledr. Tekmeliyor, tekmeliyordu, sal
dırıyordu boğa, heyecandan süsemiyordu Manu
el 'i ,·başıyla tosluyor, boynuzlarını kumlara sür
tüyordu. Manuel , oynadığı topu yere düşürmek istemeyen bir adam gibi, durmadan tekmeliyor
du boğayı, süsemesin diye.
Manuel, boğaya sallanan pelerinlerin rüz
garını duydu sırtında, boğa gitti, geçip gitti Ma
nuel'in üstünden. Siyah karnıyla. Çiğneyemedi bile Manuel '
i
.Ayağa kalktı Manuel , muleta'yı aldı. Fuen
tes kılıcı verdi. Kürek kemiğine saplandığı yer
de eğri lmişti kılıç. Mamıd dizinin üstünde dü
zeltti onu, ölü atlardan birinin yanında durmak
ta olan boğaya doğru koştu. Koşarken, yel�ği yırtıldığı yerden, tam koltuğunun altında salla
nıp duruyordu .
Manuel , ((Uzaklaştır şunu oradan,» diye ba
ğırdı çingeneye. Boğa , ölü a ttan yayılan kan ko
kusunu almış, boynuzlai'ıyla çadır bezini par
çalamıştı. Kırık boynuzundan sallanan çad?r bezi parçasıyla Fuentes'in pelerinine saldırdı, seyirciler güldü. Ortaya çıkınca, çadır bezinden kurtulmak için başını salladı. Hernandez, ar-