• Sonuç bulunamadı

DÜNYA DİNLERİ. Şinasi GÜNDÜZ (ed.) ÖRNEKTİR

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "DÜNYA DİNLERİ. Şinasi GÜNDÜZ (ed.) ÖRNEKTİR"

Copied!
20
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)

DÜNYA DİNLERİ

Şinasi GÜNDÜZ (ed.)

ÖRNEKTİR

(2)

MilelNihal Yayınları 4

© Bu kitabın tüm yayın hakları saklıdır.

YAYINLARI

www.milelnihal.com

Birinci baskı MilelNihal 2019

Genişletilmiş üçüncü baskı MilelNihal 2020

Genel Yayın Yönetmeni Hakan Olgun

Sayfa ve kapak tasarımı Bilal Patacı

ISBN

978-605-06488-0-5 Eylül 2020 Baskı ve Cilt

Step Ajans Reklamcılık, Matbaacılık Tan. ve Org. Ltd.

Şti. Göztepe Mah. Bosna Cad.

No: 11 Bağcılar/İstanbul 0212 446 88 46 /

Matbaa Sertifika No: 45522 MilelNihal Yayınları Akşemseddin Mahallesi M.

Sarper Alus Sokak No: 4/6 Fatih İstanbul

0212 533 97 31

MilelNihal Yayınları HİKAV Yayın Kültür Araştırma ve Eğitim Hizmetleri A.Ş.’ne aittir. Yayınevi Sertifika No: 40767 Dünya Dinleri

Şinasi Gündüz (ed.)

© MilelNihal Yayınları, İstanbul 2020

ÖRNEKTİR

(3)

ÖNSÖZ ...9

GİRİŞ / Şinasi Gündüz ...15-26 A. Dinin Anlamı ve Neliği ... 16

B. Dinin Önemi ve Fonksiyonu ... 18

C. Dinler Tarihi’nin Bir Bilim Dalı Olarak Gelişimi ...20

D. Mezhepler ve Kültler ...22

MİTOLOJİ VE KADİM DİNLER / Cengiz Batuk ...27-48 A. Mitoloji ve Bazı Temel Kavramlar ...28

B. Kadim Dinler ...34

Kadim Mısır Dini ... 34-38 A. Din ...35

B. Kâinat Tasavvuru ...35

C. Firavun Akhenaton ve Din Tartışması ...37

D. Dinî Literatür ...38

E. Tapınaklar ...38

F. Kur’an’da Mısır Dini ve Firavun ...38

Mezopotamya Dinleri... 39-43 A. Tanrılar ...39

B. Kâinat Tasavvuru ...40

C. Kutsal Krallar ... 41

D. Tapınaklar ...42

E. Ahiret: Ölüler Diyarı ...43

F. Mezopotamya Mitleri ...43

Eski Arap Dini ... 43-48 A. Arap Paganizminin Başlangıcı ...44

B. Eski Arap Politezimi ve Paganizmi ...45

C. Kült ve İnançlar ...46

D. İbadetler ... 47

YEREL DİNÎ GELENEKLER / Hakan Olgun ... 49-60 Afrika İgbo Dini ... 50-54 A. İnsan-Doğa İlişkisi ...50

B. Tanrı ... 51

C. İlahi Varlıklar ... 51

D. Yaratılış ...52

E. İbadet ...52

F. Kurban ve Takdime ...52

G. Kutsal Mekanlar ...53

H. Atalar Kültü ...53

I. Dinî Aracılar ...53

J. Ölüm ve Sonrası ...54

Aborjin Dini ... 54-57 A. Rüya Zamanı ...55

B. İlahi Varlıklar ...56

C. Totem ve Enkarnasyon ...56

D. Dinî Aracılar ...56

E. Geçiş Ritüeli ... 57

F. Tabu ... 57

Maya Dini ...57-60 A. Yaratılış ... 57

B. Tanrılar ...58

C. Ritüeller ...58

D. Kutsal Metin ...59

E. Mabed-Piramit ...59

F. Rahiplik ...59

G. Takvim ...59

H. Ölüm Sonrası ...60

I. Kıyamet ...60

YAHUDİLİK / Yasin Meral ... 61-114 A. İsimlendirme ...62

B. Tarihsel Gelişim ...63

C. Dinî Metinler ...79

D. Temel İnanç Esasları ...84

E. Temel İbadetler ...90

F. Yahudi Yaşamı ve Ötekine Bakış ...100

G. Mezhepler ...106

İçindekiler

ÖRNEKTİR

(4)

HIRİSTİYANLIK /

Şinasi Gündüz ...115-168

A. Tarihsel Gelişim ... 116

B. Dinî Metinler ...128

C. Temel İnanç Esasları ... 131

D. Temel İbadetler ...144

E. Ahlak ... 151

F. Mezhepler ...152

G. Kilise Kurumu ... 165

İSLÂM / Hakan Olgun ...169-190 A. İslam Öncesi Arap İnancı ... 170

B. Tarihsel Gelişim ... 171

C. Peygamber: Hz. Muhammed ... 174

D. Kutsal Kitap: Kur'an ... 176

E. Temel İnanç Esasları ... 178

F. Temel İbadetler ...186

G. Ahlak ...188

HİNT DİNLERİ / Cemil Kutlutürk ...191-240 SANATANA DHARMA /HİNDUİZM ... 192-210 A. İsimlendirme ...192

B. Tarihsel Gelişim ...192

C. Dinî Metinler ...194

D. Temel İnanç Esasları ...197

E. Temel İbadetler ...202

F. Ahlak ...206

G. Mezhepler ...207

H. Hinduizm’in Diğer Dinlere Bakışı ... 209

BUDDA DHARMA /BUDİZM ...211-223 A. İsimlendirme ... 211

B. Tarihsel Gelişim ... 211

C. Dinî Metinler ... 214

D. Temel İnanç Esasları ... 214

E. Temel İbadetler ... 217

F. Mezhepler ... 219

G. Ahlak ...221

H. Budizm’in Diğer Dinlere Bakışı ...222

CİNA DHARMA/CAYNİZM ....224-230 A. İsimlendirme ...224

B. Tarihsel Gelişim ...224

C. Dinî Metinler ...225

D. Temel İnanç Esasları ...226

E. Temel İbadetler ...228

F. Mezhepler ...230

GURMAT/SİHİZM ...231-240 A. İsimlendirme ... 231

B. Tarihsel Gelişim ... 231

C. Dinî Metinler ...233

D. Temel İnanç Esasları ...235

E. Temel İbadetler ...236

G. Sihizm’in Diğer Dinlere Bakışı ....239

ÇİN DİNLERİ / Cuma Özkan ... 241-266 RUİZM ...242-252 A. İsimlendirme ...242

B. Tarihsel Gelişim ...242

C. Dinî Metinler ...244

D. Temel İnanç Esasları ...246

E. Temel İbadetler ...248

F. Temel Şahsiyetler ...249

DAOİZM ...252-253 A. İsimlendirme ...253

B. Tarihsel Gelişim ...253

C. Dinî Metinler ...253

D. Temel İnanç Esasları ...255

E. Temel İbadetler ... 257

F. Mezhepler ...258

G. Din Adamı ve Mabedler ...260

Çin'de Budizm ...260

Çin'de Hıristiyanlık ... 261

Çin'de İslâm ...263

Modern Çin'de Din ...264

JAPON DİNLERİ / Halil İbrahim Şenavcu ...267-286 ŞİNTOİZM ...268-277 A. İsimlendirme ...268

ÖRNEKTİR

(5)

B. Tarihsel Gelişim ...268

C. Dinî Metinler ...268

D. Temel İnanç Esasları ...269

E. Temel İbadetler ... 271

F. Mezhepler ...277

JAPONYA’DA BUDİZM ...277-283 A. Budizm’in Japonya’da Serüveni ....277

B. Mezhepler ...282

Japonya'da Ruizm ...283

Japonya'da Hıristiyanlık ...284

Japonya'da İslâm ...285

MECÛSÎLİK / Mehmet Alıcı ...287-304 A. İsimlendirme ...288

B. Tarihsel Gelişim ...289

C. Dinî Metinler ...293

D. Temel İnanç Esasları ...296

E. Ahlak ve Temel İbadetler ...300

F. Zerdüşt’ün Modern Takipçileri ...303

SÂBİÎLİK / Şinasi Gündüz ... 305-322 A. İslâmi Kaynaklarda Sâbiîler ...306

B. Tarihsel Gelişim ... 311

C. Dinî Metinler ... 312

D. Temel İnanç Esasları ... 313

E. Temel İbadetler ... 319

F. Din Adamları ve Bazı Toplumsal Kurallar ...321

MANİHEİZM / Mehmet Alıcı ... 323-338 A. İsimlendirme ...324

B. Tarihsel Gelişim ...324

C. Dinî Metinler ...328

D. Temel İnanç Esasları ...331

E. Temel İbadetler ...336

F. Ahlak ...337

YENİ DİNÎ HAREKETLER / Mustafa Bıyık ... 339-362 A. Yeni Dinî Hareketlerde Belirgin Özellikler ...340

B. İnsanları Yeni Dinî Hareketlere İten Temel Faktörler ...341

C. İnsanları Yeni Dinî Hareketlere Çeken Temel Faktörler ...342

D. Yeni Dinî Hareketlerde Üye Kazanma Aşamaları ...342

E. Yeni Dinî Hareketlerde Lider ...343

F. Yeni Dinî Hareketlerde Yaşam Tarzı ...343

G. Yeni Dinî Hareketlerde Aile İlişkileri ve Kadın ...344

H. Yeni Dinî Hareketlerde İş ve Para ...344

I. Yeni Dinî Hareketlerden Ayrılma ...345

J. Yeni Dinî Hareketlerden Ayrılmak Niçin Zordur? ...345

K. Yeni Dinî Hareketler Nerelerde Üye Kazanmaya Çalışırlar? ... 346

L. Yeni Dinî Hareketler Ne Sunarlar? ...346

M. Kimler Yeni Dinî Hareketlere Katılırlar? ...346

N. Yeni Dinî Hareketlerden Örnekler ...347

Mormonlar ...347

Yehova Şahitleri ...349

Mooncular ... 351

Tanrı’nın Çocukları ...354

Halkın Tapınağı ...355

Hümanist Yahudiler ...357

Hare Krişna ...358

Ömoto ...360

Yazarlar ...363

Dizin ...367

ÖRNEKTİR

(6)

Din; yapısı, mahiyeti ve insan yaşamında- ki vazgeçilmez yeri ile her daim güncel- liğini koruyan bir fenomendir. Dinin tarih boyu insanla birlikte varlığını sürdürdü- ğü, bir başka ifadeyle insanın olduğu her zaman diliminde ve her yerde var olduğu bir gerçektir. Öyle ki inanılan varlık ve de- ğerlere yönelik zaman zaman birbirinden çok farklı yapılar gösterse de insanlar mutlaka bir inanç içerisinde olmuşlar ve bu inanca dayalı tutum sergilemişlerdir.

Bununla birlikte, özellikle XIX. yüzyıldan itibaren çeşitli alanlarda yaygın kabul gören pozitivist teoriler doğrultusunda metafizik değerlere ve dine yönelik sor- gulamalar insanlık tarihinde dinin yerine ve dinin kökenine dair pozitivist değer- lendirmeleri de beraberinde getirmiştir.

Bu pozitivist teorilere göre din, tarihte insanlığın geçirdiği tekâmüle paralel tarzda bir tekâmül geçirmiş; ruhçuluk ve tabiata tapınma ile iç içe olan mito- lojik dönemi metafiziğe dayalı kavram ve değerler izlemiştir. Dolayısıyla ruhçuluk, atalar kültü ve büyü, geleneksel din ve tanrı düşüncesinin temelinde bulunmak- tadır; tanrı inancında ise çoktanrıcılık- tan tektanrıcılığa doğru bir gelişim söz konusudur. Bu bağlamda Hegel, insanlık tarihinde “din çağı” öncesi bir “sihir ve büyü dönemi” olması gerektiği üzerinde durmuş; Frazer ise büyü ve sihir gücüyle insanlığın doğayı kontrol altına alabile- ceğinin düşünüldüğü bir zaman diliminin varlığından söz etmiştir.

GİRİŞ *

Bu kısım, Şinasi Gündüz (ed.), Yaşayan Dünya Dinleri (Ankara: Diyanet İşleri Başkanlığı, 4. Baskı 2016) s. 17- 33 arasındaki bölümün gözden geçirilmiş halidir.

*

Şinasi GÜNDÜZ

Resim:

Vekil Camiî sütunları, Şiraz, İran.

ÖRNEKTİR

(7)

Cengiz BATUK

XIX. yüzyılda gelişen pozitivist söylemin aksine mitolojik anlatılar insanın kutsal- la ilişki serüvenini ifade etmektedir. Bu anlatıların her biri insanoğlunun tanrı, tanrılar ya da kutsalla olan iletişim süre- cini tanımlamaktadır. Mitolojik anlatılar kadim çağlarda belirli bir dinsel inancın etrafında şekillenmiş veya bu inancın te- melini oluşturmuşlardır. Bu tespitten ha- reketle mitoloji tanımı ile kadim dinlerin birlikte ele alınması hem bu dinlerin mi- tik söylemlerinin anlamını ifade edecek hem de mitolojinin pozitivist ideolojinin savunduğunun aksine insanlığın inan- ma sürecinin önemli bir parçası olduğu gerçeğini ortaya çıkaracaktır. İnsanın kutsalla ilişkisini keşfetmek bakımından büyük önem arz eden mitolojik anlatılara ait kavram ve tanımları bilmek, bir dine mensup insanı anlamak bakımından son derece büyük bir öneme sahiptir. Dolayı- sıyla bu bölümde, başta kutsalın anlatı- sı olan mit/mitos kavramı olmak üzere dinleri ve dindar insanı anlamak, kav- ramsal terminolojiyi oluşturmak açısın- dan büyük önem arz eden mana, totem, tabu, fetiş-fetişizm, şaman, animizm gibi kavramlar üzerinde durulacaktır. Ardın- dan aynı perspektif ile kadim dinlerden Mısır, Mezopotamya ve Arabistan inanç- larına değinilecektir.

Resim:

Userhat’ın (muh- temelen bir rahip ya da yazıcı) adak stelası, MÖ XIV.

yüzyıl, Teb, Mısır.

MİTOLOJİ ve KADİM DİNLER

ÖRNEKTİR

(8)

Hakan OLGUN

Yeryüzünde geniş bir coğrafyaya yayıl- mış ve her yönüyle kurumsallaşmış din- lerin yanında daha küçük bölgelerde belli kabilelere ait din ve inanç geleneklerinin varlığı da bilinmektedir. Bunlar küçük yerleşim birimleri etrafında varlık gös- termiş yerel kabile dinleri ya da bir şehir çevresinde gelişmiş şehir-devlet dinleri olarak tanımlanmaktadır. Güncel dünya nüfusunun 370-500 milyon kadarının 5.000 farklı dilin konuşulduğu yerel kabi- le ve bölgesel inançlara mensup olduğu tahmin edilmektedir. Bu kabileler günü- müzde kutup bölgelerinden Güney Pasi- fik coğrafyasına kadar yayılmış doksan ülkede yaşamaktadır. Bu dini gelenekler kabile, ilkel, indigenous, folk, yerli, abor- jinal, şamanik ve arkaik gibi kavramlarla tanımlanmaya çalışılmıştır. Yerel kabile dinlerinin her biri kendine has niteliklere sahiptir. Nitekim bu dinsel gelenekler- de her bir toplum, kabile ya da millet, kendine has bir evren anlayışı, yaratılış, insan-tanrı ilişkisi, insanın dünyevi yaşa- mı, evrenin sonu ve ölüm sonrası yaşam tasavvuruna sahiptir. Bu nedenle bütün kabile ya da şehir-devlet dinlerini bir ta- nım altında birleştirmek doğru değildir.

Resim:

Piedra del Sol olarak da adlandırılan Aztek takvim kayası, Museo Nacional de Antropología, Mexico City.

YEREL DİNÎ GELENEKLER

ÖRNEKTİR

(9)

DÜNYA DİNLERİ 54

birisi adına dua ederek o kişinin beklen- tilerini de tanrıya taşımaktadır. Bu aracı kişiler bir rahip, yağmur yağdırıcı ya da topluluğun üyeleri adına ritüelleri sergi- leyen yaşlı bir kişi olabilir. Aracılar, tanrı- sal unsurlar ya da ata ruhları gibi manevi varlıklardan da olabilir.

İgbo geleneğinde insan âlemi ile ruhlar âlemi arasındaki aracılar Dibia olarak isimlendirilir. Bu aracılar şifacı, öğretici, kâhin ve toplumun danışmanı olarak iş görürler. Dibia’nın manevi işler için gö- revlendirildiğine inanılır. Dibia, manevi dünyayı herhangi bir zamanda görebilir, gelen mesajları yorumlayabilir ve yaşa- yan insanların manevi sorunlarından ha- berdar olabilir. Dibia’ya ruh dünyası tara- fından, herhangi bir şekilde tanrıları ya- tıştırma ve onlarla müzakerede bulunma gücü verildiğine inanılır. Dibia’nın su, ateş ve bitki gibi üç unsur üzerinde manevi bir güce sahip olduğu düşünülür. Dibia bu özellikleriyle suda boğulmaz, çeşitli ayinlerde yakılan ateşten etkilenmez ve bitkiler hakkındaki bilgisi ile herbalist bir tedavi uygulayabilir. Dibia yüzünü tebeşir tozuyla boyayarak esrime gücü yüksek ritüeller ile ruhlar dünyasıyla iletişime geçebilir.

Afrika coğrafyasının yağmur almayan geniş bölgelerinde sıklıkla kuraklıklar meydana gelir. Yağmur yağdırıcılar, ku- raklığın nedenini tespit etme ve bunun çaresini bulma konusunda mahir olan ritüel uzmanlarıdır. Elbette onların işi fiili olarak yağmuru yağdırmak değil, yağ- mur duasında topluma öncülük etmektir.

Kuraklık sırasında yağmur yağdırıcı ken- disini ruhsal olarak ata ruhlarına teslim eder ve kuraklığın nedenini kendisine söylemelerini bekler. Kuraklık genellikle topluluğun bir üyesinin uygun olmayan davranışı nedeniyle ya da gücendirilmiş bir ruhun öfkesi nedeniyle gerçekleşir.

Yağmur yağdırıcı davranışın düzeltilme- sini ya da gücendirilmiş ruha özel tak- dimeler yapılmasını önererek sorunu çözmeye çalışır.

Bu gelenekte hastalıkları tedavi eden şifacıların da etkisi önemlidir. Bu iş için genellikle bitkileri kullanan şifacılar bit- kinin tane, kök ve yapraklarının özünden hastalıkların tedavisi için ilaç hazırlar.

Eğer bir şifacı bilinmeyen bir hastalık ile karşılaşırsa, kendisini ata ruhlarına bırakmak için transa geçerek tedavi için uygun bitkiyi öğrenmeye çalışır. Diğer tedaviciler ise kâhinlerdir. Onlar hastalı- ğın teşhis ve tedavisinde sadece manevi araçlara, genellikle de özel ata ruhlarına güvenirler. Şifacılık çoğu Afrika dininde yaygın bir geleneği ifade eder. Gele- neksel Afrika dini mensupları hastalığı ve talihsizliği çoğunlukla efsunlanma ve büyüye bağladığı için bu güçlere nasıl karşı koyacağını bilen büyücü uzmanlara danışır. Bazen hastalıklar ruhsal anlam- da musallat olunmaya, yani bir ruhsal varlığın kişiye sahip olduğu düşüncesiyle açıklanır. Bu durumlarda aracıların gö- revi saldırgan ruhu uzaklaştırarak kişiyi özgürlüğüne kavuşturmak ve böylece hastayı tedavi etmektir.

J. ÖLÜM VE SONRASI

Bu dünyada hâlen yaşayanlar, ölmüş olanlar ve henüz doğmamış olanlar bir sürekliliğin parçalarıdır. Dolayısıyla ölüm çok tabi bir durum olarak görülür. An- cak yaşamlarını iyi ve ahlaki yaşayarak ölenler ata ruhu olma yetkisine sahip olduklarından dünyevi etkilerini sürdü- rürler. Bu nedenle ölülerin bedenleri atı kuralları olan cenaze ayinlerine göre gö- mülür. Bu ataların ölüler âleminde yaşa- maya devam ettiğine inanılır. Yaşayanlar, kurbanlar sunarak onları onurlandırmak suretiyle atalara hürmet göstermelidir.

Avustralya kıtasının yerli halkı olarak bi- linen Aborjinler, kıta nüfusunun %3’ünü oluşturmaktadır. Kıtanın daha çok ku- zey bölgelerinde yerleşik Aborjin halkı oldukça karmaşık kültürel ve dini ge- leneklere sahip olup kendi dil, kültür ve

ABORJİN DİNİ

Eğer bir şifacı bilinmeyen bir hastalık ile karşılaşırsa, kendisini ata ruhlarına bırakmak için transa geçerek tedavi için uygun bitkiyi öğrenmeye çalışır.

ÖRNEKTİR

(10)

Yahudilik, eski ve köklü tarihsel geçmi- şiyle yaşayan dünya dinlerinin en önem- lilerinden birisidir. Çok güçlü bir yazılı ve sözlü geleneğe sahip olan Yahudiler, binlerce yıllık birikimin getirdiği avantaj- la bugün hayatın birçok alanında önemli başarılar elde etmişlerdir. Orta Çağ bo- yunca İslâm devletlerinin egemenliğinde huzur içerisinde yaşayan Yahudilerin, son yüzyılda Müslümanlarla çatışma ve gerginlik merkezli bir ilişkilerinin olduğu görülmektedir. Bütün bu gelişmeler ışı- ğında, binlerce yıllık bir birikimi ve pek çok farklı ögeyi barındıran Yahudiliğin öğrenilmesinin günümüz Müslüman- ları için bir ihtiyaç olduğu açıktır. Müs- lümanların Yahudi tarihi ve inançlarını öğrenmesi üç temel açıdan önem arz etmektedir: (i) Kur’an-ı Kerim’de Yahu- dilerle ilgili pek çok ayet bulunmaktadır.

Bu ayetlerde hem Yahudi tarihine dair bilgiler hem de Yahudilerin karakterleri- ne yönelik sert eleştiriler mevcuttur. Bu noktada gerek Yahudi tarihi gerekse Ya- hudi inanç ve uygulamalarına dair ayet- lerin sağlıklı bir şekilde anlaşılması Yahu- dilik bilgisine bağlıdır. (ii) Diğer ilgi alanı ise İsrailiyat rivayetleridir. Başta tefsir kitapları olmak üzere İslâm kaynakların- da pek çok İsrailiyat rivayeti yer almak- tadır. Bu rivayetlerin doğru bir şekilde değerlendirilebilmesi için iyi derecede Yahudilik bilgisine ihtiyaç vardır. (iii) Ku- düs ve Mescid-i Aksa merkezli cereyan eden sorunların sağlıklı bir zeminde an- laşılabilmesi için Filistin topraklarının ve Mescid-i Aksa’nın Yahudiler için ne ifade ettiğini, Yahudilerin inanç esaslarını, ta- rihlerini ve düşünce yapılarını bilmek ha- yati önem arz etmektedir.

Resim:

Musa İsrailoğullarına sesleniyor (XIII. yüzyıla ait Rothschild Pentatökü olarak bilinen el yazması Tora’ya Yahudi sanatçı Joel ben Simon’un XV. yüz- yılda ilave ettiği tasvir).

The Getty Museum, California, ABD.

YAHUDİLİK

Yasin MERAL

ÖRNEKTİR

(11)

DÜNYA DİNLERİ 62

A. İSİMLENDİRME I. İbrani

İbrani kelimesinin kökeniyle ilgili farklı yorumlar mevcuttur. Bunlardan ilki, Hz.

İbrahim’in atası Eber’e dayandığı iddiası- dır (Tekvin 10:21,24). İkincisi ise, kelimenin kökenindeki “geçmek”, “nakletmek” an- lamına gelen a-b-r fiilinden geldiği şek- lindedir. Bu kökü tercih edenler Hz. İb- rahim’in, Fırat Nehri’nin doğu tarafından batı tarafına geçmesi ve nihayetinde kutsal topraklara göç etmesi sebebiyle bu adı aldığını iddia etmişlerdir. Tevrat’ta

“İbrani” olarak nitelendirilen ilk kişi Hz. İb- rahim’dir (Tekvin 14:13). Sonrasında onun soyundan gelenler de bu adı almışlardır.

II. İsrail

İsrail, Hz. Yakup’un lakabıdır. Hem Tev- rat’ta hem de Kur’an’da Hz. Yakup’tan “İs- rail” lakabıyla bahsedilmektedir. Tevrat, bu lakabı “Tanrı’yla güreşen” anlamında kullanmaktadır (Tekvin 32:28). Kur’an’da Meryem 58 ve Âl-i İmran 93. ayette iki defa Hz. Yakup’tan “İsrail” lakabıyla bah- sedilmekte fakat bunun hangi anlamda kullanıldığı ifade edilmemektedir. İslâm kaynaklarında ise bu lakabın “Allah’ın seçkin kulu” anlamına geldiği zikredil- mektedir.

III. Yahudi

Kelimenin kökeni Hz. Yakup’un oğulların- dan Yehuda’ya dayanmaktadır. Hz. Süley- man’ın ölümünden sonra İsrailoğullarının krallığı, kuzeyde İsrail güneyde ise Ye- huda olarak ikiye bölünmüştür. “Yahudi”

isimlendirmesi de “Yehuda’da yaşayan- lar” anlamında kullanılmıştır. Yahudi kut- sal kitabı Tanah’ta bu isimlendirmeye en çok Ester Kitabı’nda rastlanmaktadır.

Batı dillerinde Yahudileri ifade etmek üzere Jew, Jude, Judeu, Juif, Judío, Jood gibi kelimelerin kullanıldığı görülmekte- dir. Bu isimler, Latince Iudaeus (Yahudi) kelimesinin farklı telaffuzlarla (bazen d harfini düşürerek) ifade edilmiş halidir.

İstisnai bir şekilde İtalyancada Ebreo

(İbrani) kullanımı tercih edilmiştir ve günümüzde de bu isimlendirme devam etmektedir.

Geleneksel Yahudi inancına göre Yahudi bir anneden doğan ya da sonradan Yahu- diliği kabul eden kişilere Yahudi denir. Bir kişinin babası Yahudi olup annesi Yahudi değilse o kimse Yahudi kabul edilmez.

Bu nedenle sadece babası Yahudi olan birisi, Ortodoks bir Yahudi’yle evlenmek istediği takdirde, önce hahamların göze- timinde Yahudiliğe geçiş seremonilerini yerine getirmesi gerekmektedir. Ancak geleneksel anlayışın aksine günümüzde, Reform ve Yeniden Yapılanmacı olarak adlandırılan Yahudi cemaatleri sadece babası Yahudi olan kişileri de Yahudi ola- rak kabul etmektedir.

IV. Musevi

Musa’nın yasasına tabi olan ve onu takip eden anlamındadır. Osmanlılar tarafın- dan kullanılan ve dünyanın diğer millet- lerinde kullanımı olmayan bir isimlendir- medir. Günümüzde Türkiye’deki Yahudiler

“Musevi” isimlendirmesini kullanmakta- dırlar.

V. Çıfıt/Çufut

Yahudileri ifade etmek için kullanılan kelimelerden birisi de Çıfıt’tır. Kelime- nin kökeni, Yahudileri ifade etmek için kullanılan Arapça Yehud kelimesine da- yanmaktadır. Yehud kelimesi Farsçaya cuhud olarak, Farsçadan Osmanlıca ve diğer Türk lehçelerine de Çıfıt’a dönüşe- rek geçmiştir. Osmanlı zamanında Çıfıt çarşısı, Çıfıt kalesi ve Çıfıt kapısı şek- linde isimlendirilen birçok yere rastlan- maktadır. Bu isimlendirme günümüzde genellikle Kırım Karayları arasında ve Türk lehçelerinde kullanılmaktadır. Kı- rım Karaylarının en önemli merkezleri Kırım’daki Çufutkale’dir. “Çıfıt” tabiri, halk arasında düzenbaz, hilekâr, fesat anlam- larına gelecek şekilde olumsuz çağrı- şımlar içermektedir.

İşte bunlar, Allah’ın kendilerine lütuflarda bulunduğu, Âdem’in soyundan gelen peygamberler; Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımız, İbrahim ve İsrail’in (Yakup) soyundan gelenler ve doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerden olup, kendilerine Rahman’ın ayetleri okunduğunda ağlayarak ve secde ederek yere kapanırlar (Meryem 19/58).

Tevrat indirilmeden önce, İsrail’in (Yakup’un) kendisine haram kıldıkları dışında, yiyeceklerin her türlüsü İsrailoğullarına helal idi. De ki: “Doğru söylüyorsanız Tevrat’ı getirip okuyun!” (Âl-i İmran

3/93).

ÖRNEKTİR

(12)

Günümüzde yaklaşık 2 milyara yakın nü- fusuyla dünyanın en fazla bağlısı olan Hıristiyanlık, dinler tarihi araştırmalarına en çok konu olan dinsel geleneği ifade etmektedir. Kur’an’da “Nasrani” ve çoğul olarak “Nasara” şeklinde kullanılan kav- ram Hıristiyanları işaret etmektedir. Bu dinin mensupları inançlarının kökenini Kur’an’da da sıkça zikredilen Hz. İsa’ya atfetmektedirler. Hz. Peygamber’in özellikle Medine döneminde Hıristiyan- lar ile temas halinde olduğu ve onlarla dinleri hakkında tartıştığı bilinmektedir.

Kur’an’ın “Ehl-i Kitab” tanımı da Yahudi- lerin yanı sıra Hıristiyanları da içermek- tedir. Hıristiyanlar uzun süre İslâm top- lumu içinde ehl-i zimmet hukuku altında yaşamışlardır. İslâm tarihinin çok erken döneminden itibaren Müslümanlar Hıris- tiyanlar ile yakın temas halinde olmuş- lardır. Böylece doğu coğrafyasındaki Hıristiyanlar ile Müslümanların bir arada yaşama tecrübesinin en güzel örnekleri verilmiştir. İslâm coğrafyasının geniş- lemesi üzerine ise Bizans ve daha çok Roma merkezli Batı Hıristiyanları ile yo- ğun askerî ve siyasi temaslar kurulmuş- tur. Bununla birlikte Hıristiyanlar, daha çok Roma Katolik Kilisesi merkezli olarak Müslümanlar üzerine pek çok haçlı se- ferleri düzenlemiştir. Ancak Hıristiyanlık tarihi dünya tarihinin düşünce gelişimi seyrinde önemli bir etkiye sahiptir. Gü- nümüz batı toplumunun modernleşme ve sekülerleşme serüveni, Hıristiyan toplumların Hıristiyanlık dininin kurum ve doktrinleri ile yüzleşmelerinin bir so- nucu olarak doğmuştur. Bu nedenle mo- dern batı toplumunun kültürel ve zihin- sel görünümünün doğru anlaşılması bu toplumun tarihsel kodlarında derin etkisi bulunan Hıristiyanlık inancı ve tarihinin doğru bilinmesini gerektirmektedir.

Resim:

Bilinen en eski İsa Mesih ikonası, VI. yüzyıl, St.

Catherine Manastırı, Mısır.

HIRİSTİYANLIK *

Bu kısım, yazarın Hıristiyanlık (İstanbul: İsam yayınları, 2006) isimli çalışmasının gözden geçirilmesi ve özetlenmesi suretiyle hazırlanmıştır.

*

Şinasi GÜNDÜZ

ÖRNEKTİR

(13)

DÜNYA DİNLERİ 116

A. TARİHSEL GELİŞİM

Yaklaşık iki bin yıllık tarihi ve iki milyarı aşkın müntesibiyle Hıristiyanlık dünya- nın önemli inanç sistemlerinden birisidir.

“Mesihçi” anlamına gelen “Hıristiyan” te- riminin bu dinin bağlıları için kullanılışının Hz. İsa sonrası olduğu kesindir. Zira “Hı- ristiyan” isminin ilk kez kullanılışına yöne- lik olarak Resullerin İşleri kitabında Luka yaklaşık MS 50 yılına işaret etmektedir.

Bu terimin ilk defa Antakya’da o yıllarda kullanılmış olduğunu söylemektedir.

I. Hz. İsa Dönemi Yahudi Toplumu Hz. İsa’nın Filistin bölgesinde Yahudi bir toplum içerisinde doğup yaşadığı bi- linmektedir. Onun yaşadığı dönemde Yahudi geleneğinde birbirinden farklı özellikleriyle dikkati çeken çeşitli akım- lar bulunmaktadır. Bunları kendi arala- rında ortodoksi içerisinde yer alanlar ve heterodoksal mezhepler şeklinde iki ana gruba ayırmak mümkündür. Yahudi ortodoksisi ya da Yahudi ana cemaati içerisinde yer alan gruplardan en büyü- ğü Ferîsîlerdir. Yaygın halk inancını tem- sil eden Ferîsîler, hem “Yazılı Tora” adını verdikleri Tanah’ı hem de “Sözlü Tora”

dedikleri din bilginlerine ait yorumlar, fetvalar ve benzeri materyalden oluşan sözlü geleneği dinde referans olarak ka- bul ederlerdi. Bir çeşit Yahudi elitizmini ifade eden Sadûkîlik ise özellikle tapınak çevresinde etkin bir akımdı. Sadûkîler, dinde referans olarak yalnızca Tanah’ı kabul ederlerdi ve tapınak yönetiminde oldukça etkin konumdaydılar. Gerek Sa- dûkîler gerekse Ferîsîler, özellikle tapı- nakta sıklıkla yapılan kanlı kurban tören- leriyle ve helal-haram kurallarına yönelik sıkı yaklaşımlarıyla da dikkati çekerlerdi.

Bunlar dönemin yüksek mahkemesi ve yüksek din ve fetva kurulu mahiyetinde- ki Sanhedrin’de etkiliydiler. Eldeki mev- cut kaynaklarda Hz. İsa’nın hem Ferîsîler hem de Sadûkîlerle ciddi mücadele içe- risinde olduğu, özellikle Sadûkîlerin onun mesajına karşı ciddi bir muhalefet ser- giledikleri anlaşılmaktadır. Bu dönemde

yine Yahudi ortodoksisi içerisinde yer alan bir başka akım ise Zelotlar’dır. Daha ziyade siyasi görüş ve tavırlarıyla dikkati çeken Zelotlar, Roma egemenliğine karşı İsrailoğulları milliyetçiliği ve siyasal ba- ğımsızlık üzerine yoğunlaşmış bir dinsel grup olarak tanınmaktadır.

Bunların dışında o dönem Yahudi gelene- ğinde çeşitli heterodoksal hareketlerin varlığı da bilinmektedir. Şüphesiz bunlar arasında en dikkat çekenler Sâmirîler (Samaritanlar) ile Essenîlerdir. İsrailo- ğulları tarihinde ilk mezhep hareketle- rinden birisi olarak bilinen Samaritanlar, Kudüs’ün yerine Samarya’yı (Sâmirîye) ve Sina Dağı’nın yerine Gerizim’i ön plana çıkaran yaklaşımlarıyla, diğer Yahudilere karşı Musa’nın gerçek dinini ve Tora’yı kendilerinin temsil ettikleri iddialarıyla ve farklı yapılarıyla dikkat çekmektedir- ler. Essenîler ise, 1940’lı yıllarda Kumran bölgesinde ele geçirilen yazmalar saye- sinde daha iyi tanınma imkânı bulmuş- tur. Kumran literatürü ya da Ölü Deniz Yazmaları’nın Essenîlerle ilişkili olduğu yönünde genel bir kabul vardır. Bir çeşit alternatif Tanah olan bu literatür bizlere onların inanç esasları ve toplumsal ya- pılarıyla ilgili bilgi vermektedir. Essenîler, özellikle tövbeye ve günahtan arınıp te- mizlenmeye önemli bir yer veren, kanlı kurban törenlerine karşı çıkan, farklı Mesih beklentileriyle ve komünal toplum yapılarıyla dikkat çeken bir gruptu. Onlar gelecekte iki Mesih’in ortaya çıkmasını beklemekteydiler.

Hz. İsa döneminde mevcut olan bir diğer dini grup ise Nasuralardı. Ortodoksiyi temsil eden Yahudileri Musa’nın dinini bozmakla, onun Tevratını tahrif etmek- le suçlayan Nasuralar, gerçek Tevrat’ın kendi yanlarında olduğunu savunurlardı.

Bunlar da tövbeye ve temizlenme ayinle- rine önem verirler ve kanlı kurban tören- lerine karşı çıkarlardı. Bunların dışında heterodoksal gruplar arasında yer alan vaftizciler/gusülcüler gibi daha birçok akım mevcuttu.

Eldeki mevcut

kaynaklarda Hz. İsa’nın hem Ferîsîler hem de Sadûkîlerle ciddi mücadele içerisinde olduğu, özellikle Sadûkîlerin onun mesajına karşı ciddi bir muhalefet sergiledikleri anlaşılmaktadır.

ÖRNEKTİR

(14)

Günümüzde yaklaşık iki milyara ulaşan bağlısıyla İslâm, müntesipleri açısından dünyada en yaygın ikinci din konumun- dadır. İslâm dini, kendisini ilk peygam- berden son peygambere kadar gön- derilmiş bütün ilahi mesajın temsilcisi olarak görür. Esasen böylece İslâm, Hz.

Âdem’den itibaren var olan ilahi hakikati temsil etmektedir. “Selam, barış ve hu- zur” anlamına gelen “İslâm” kelimesinin etimolojisinde “teslim olmak” anlamı da vardır. Kelimenin bu anlamı bağlamın- da, kulun güçlü bir iman ve samimiyet- le Allah’a bağlanıp kendisini ona teslim etmesine işaret edilmektedir. Böylece

“İslâm” adıyla toplumsal düzlemde barış ve huzur, Müslüman bilinç düzeyinde ise imanlı bir bağlanış ve teslimiyete dikkat çekilmiştir. İslâm’ın özellikle kutsal metni Kur’an’ın içeriği ve Peygamber Hz. Mu- hammed’in örnekliği temelinde, bu dinin ortaya çıktığı dönemden modern çağla- ra kadar güçlü bir küresel etkiye sahip olduğu yaygın bir kanaattir. Dolayısıyla bu bölümde tarihsel sürecinin yanı sıra daha çok İslâm’ın inanç konuları ve dokt- rinal mesajları ana hatlarıyla ve diğer dinlerle karşılaştırılmaya imkân verecek şekilde ele alınacaktır.

Resim:

Eski bir yazma kitapta Kâbe planı tasviri.

İSLÂM

Hakan OLGUN

ÖRNEKTİR

(15)

Hint alt kıtası dinî ve kültürel çeşitlilik bakımından dünyanın en zengin bölge- lerinin başında gelmektedir. Hint dinleri olarak adlandırılan Hinduizm, Budizm, Caynizm ve Sihizm bu topraklarda doğ- muştur. Kur’an-ı Kerîm’de Hint dinlerine yönelik doğrudan atıflar yer almamakla birlikte Hint coğrafyasında yetişmiş ve bölgenin diline ve kültürlerine vakıf olan kimi Müslüman düşünürler, Kur’an’da ge- çen bazı ifadeler ile Hint dinleri arasın- da bağ kurmaya çalışmışlardır. Örneğin Babürlü Devleti hükümdarlarından Dara Şükûh, Vâkıa sûresinde geçen “saklı/ko- runmuş kitap” manasındaki kitab-ı mek- nûn ifadesinin, Hinduların kutsal metni olan ve “sırlı bilgi” anlamına gelen Upa- nişadlara işaret ettiğini ileri sürmüştür.

Benzer şekilde Kur’an’daki “Şüphesiz bu öncekilerin kitaplarında da vardı” (Şuara, 196) ayetinde geçen zübürü’l-evvelin ter- kibinin, Hinduların kutsal metni olan ve

“eski/önceki” anlamına gelen Puranalara bir telmih olduğu ifade edilmiştir. Yine bazı kaynaklarda Zülkifl ile Buda ara- sında ilişki kurulmuştur. Kifl ile Buda’nın doğduğu yer olan Kapilavastu (Kafil) ara- sında benzerlik kurularak Zülkifl ifadesi- nin başındaki aidiyet ekinden dolayı “Ka- pilavastu’lu” anlamına geldiği ve Buda’ya işaret ettiği yorumunda bulunulmuştur.

Benzer şekilde Tin sûresinde kendisine yemin edilen “Tin”in (incir ağacı), Buda’nın altında oturup derin düşüncelere dala- rak aydınlanmaya kavuştuğuna inanılan yabani incir ağacına (Bodhi) işaret ettiği ileri sürülmüştür.

Resim:

Bhagavata Purana isimli metinden bir illüstrasyon.

HİNT DİNLERİ

Cemil KUTLUTÜRK

ÖRNEKTİR

(16)

HİNT DİNLERİ 211

A. İSİMLENDİRME

Budizm, MÖ VI. yüzyılda Hindis- tan’ın kuzeydoğu bölgesinde yaşamış olan Siddharta Gauta- ma’nın düşünceleri çerçevesin- de gelişmiş bir dinî sistemdir.

İnanca göre Gautama otuz yaş- larına geldiğinde saray hayatını terk etmiş ve aşırı dünyevileşme ve katı riyazetten uzak durarak orta bir yol takip etmiştir. Böy- lece doğum-ölüm döngüsünden nasıl kurtulacağını keşfedip mutlak bilgiye ulaşmıştır. Bu yüzden kendisine “ermiş/aydın- lanmış” manasında Buda unvanı verilmiştir. Buradan hareketle Gautama’nın öğretisine “Budizm”, bu öğretiyi benimseyenlere de de “Budist” denilmiştir. Budistler ise kendi dinî geleneklerini daha çok “Buda’nın buyruğu/öğretisi”

anlamında Buda şaşana/dhar- ma olarak adlandırmışlardır.

B. TARİHSEL GELİŞİM I. Buda ve Dönemi

Buda, Nepal yakınlarında hüküm sürmüş olan Sakya Krallığı’nda bir prens olarak dünyaya gel- miştir. Bu yüzden kendisi, “Sakya kabilesinin bilge kişisi” mana- sında Sakyamuni olarak da anıl- mıştır. Buda, yaptığı bir yolculuk esnasında yaşlılık, hastalık ve ölüm gibi kaçınılmaz gerçeklerle karşılaşmıştır. Bunların üstesin- den gelmek amacıyla bir arayış içine giren Buda, önce katı bir riyazet hayatı benimsemiştir.

Fakat bu yöntemin dünyadaki acı ve sıkıntıları gidermediğini fark etmiştir. Daha sonra o, ifrat ve tefritten kaçınarak orta bir yol benimsemiştir. Uzun bir ça-

BUDDA DHARMA/BUDİZM

Resim:

Bilinen en erken Buda heykellerin- den biri, Gandhara, MS I-II. yüzyıl, Tokyo National Museum, Japonya.

ÖRNEKTİR

(17)

HİNT DİNLERİ 213

sıra Orta Asya, Sri Lanka ve Burma gibi bölgelere çeşitli Budist önderler gönder- miştir. Onun bu tür icraatları, Budizm’in evrensel bir nitelik kazanmasında önemli rol oynamıştır.

IV. Budizm’in Doğduğu Toprakları Terk Etmesi

Aşoka’nın ölümünden kısa süre sonra Maurya İmparatorluğu dağılmış ve yerine kurulan yeni yönetimler Hindu şeriatına bağlı kalmışlardır. Onların Budist gelene- ğe karşı yürüttükleri olumsuz politikalar Budistlerin Hindistan’daki gücünü azalt- mıştır. Budistler, toplum düzeninin bozul- masının ve Hindu adetlerinin zayıflama- sının müsebbibi olarak görülmüşlerdir.

Budistlerle temas kurulması veya tapı- naklarına girilmesi hoş karşılanmamıştır.

Bu dışlayıcı tutum, Budistler için diaspo- ra dönemini beraberinde getirmiştir.

Miladi ilk yıllardan Orta Çağ’ın sonuna kadar geçen sürede Budistlerden önemli bir kesim Keşmir, Afganistan, Orta Asya, Nepal, Tibet, Çin, Burma ve Japonya gibi bölgelere geçiş yapmıştır. Bir kısmı ise Hindistan’ın belli bölgelerine sıkışmıştır.

Kuzeydeki Budistler IX. yüzyılda hüküm sürmüş olan Pala Devleti döneminde biraz güçlenme imkânı bulmuşlarsa da onların iktidardan düşmesiyle iyice za- yıflamışlardır. Güney Hindistan’da dağınık halde kalan az sayıdaki Budistler ise XII.

yüzyılda Çavlukya Devleti döneminde yürütülen politikaların bir sonucu ola- rak etkilerini tamamen kaybetmişlerdir.

Neticede Budizm, doğduğu topraklardan çıkmak durumunda kalmıştır.

Resim:

Budizm’in yayılma coğrafyası.

JAPONYA KORE

H İ N D İ S T A N

Nagappat nam Kanc puram Amaravat

Bagan Sr Ksetra

Budizm’in doğduğu topraklar ve hac merkezleri Budizm’in ilk yayıldığı bölgeler

Theravada Budizmi’nin etkin olduğu yerler Tibet Budizmi’nin etkin olduğu yerler Mahayana Budizmi’nin etkin olduğu yerler Theravada Budizmi’nin yayılma rotası Tibet Budizmi’nin yayılma rotası

Mahayana Budizmi’nin yayılma rotası Batujaya

Sumberawan Palembang

Patal putra

M h ntale Mathura

Bam yan

SRİ LANKA

Ç İ N İ R A N

Hue

Guangzhou

Nara Kyoto Bulguksa Pek n

Chengedu Loulan

Lhasa

N kko

Luang P rabang

Cha a Angkor Panduranga Budizm’in Yayılması

Lumb n

MOĞOLİSTAN

TİBET

Bodh Gaya Sarnath

Elora

Ayuthaya Chang’an

Maura Jamb MÖ 5. y

y.

MS 4-5. yy.

MS 5-7. yy.

MÖ 2. yy.

MÖ 3. yy.

MS 7-10. yy.

MS 10-12. yy.

MS 7-12. yy.

MS 7-9. yy.

İndus nehr

Maura Taku Bahal

G an j n eh r

Magoa

Gandhara

Yungang

Longmen

Sanç

KuŒ nagar

MALEZYA

ÖRNEKTİR

(18)

Çin dört bin yıllık yazılı tarihiyle ve dün- yaya kazandırmış olduğu kâğıt, barut, matbaa ve pusula gibi icatlarıyla en eski uygarlıklardandır. Japonya, Kore ve Viet- nam gibi etrafındaki ülkeleri tarih bo- yunca pek çok alanda etkilemiştir. Klasik Çince, modern dönem öncesi Uzak Doğu Asya’nın din, bilim ve edebiyat diliydi.

Konfüçyüs’ün öğretileri Çin’in sınırlarını aşarak, Uzak Doğu Asya ülkelerinin ortak değeri olmuştur. Budizm, Çin’den Kore’ye ve Japonya’ya ulaşmıştır. Bu anlamda, Çin dinlerini bilmek Uzak Doğu’nun kapısını aralamamızı sağlayacaktır.

Aynı zamanda, Çin dinlerini bilmek Çin’de İslâm’ın nasıl yorumlandığını anlamamı- za katkı sağlayacaktır. İslâm’ın çok geniş kültürel bir coğrafyaya yayılmasında, karşılaştığı kültürel farklılıkları ken- di içinde yoğurabilme kabiliyeti büyük önem taşıyor. Çin, bunun en güzel örnek- lerinden biridir. Çin dinlerini bilmeden, Çin’de İslâm’ı anlamak mümkün değildir.

Hu Dengzhou (1522-1597) ile başlayan ve eğitim dili Çince olan medreseler (jing- tang yu), Ming (1368-1644) ve Qing (1644- 1912) Hanedanlığında Müslümanların dinî kimliklerini korumalarını sağlamıştır.

Bununla birlikte, bu eğitim sisteminin devamı olarak, Wang Daiyu (1570-1660), Ma Zhu (d.1640) ve Liu Zhi (1660-1739) İslâm’ın inanç esaslarını ve ibadetlerini Çin’de mevcut dinî ve felsefî kavram- larını kullanarak açıklamışlardır. Sonuç olarak, Çin din terminolojisine vakıf ol- madan, Çinli Müslüman alimlerin eser- lerini incelikleriyle anlamak mümkün olmayacaktır.

Resim:

“Çin yeni yılında Tanrılar meclisi” isimli görsel, Qing hanedanığı.

Cuma ÖZKAN

ÇİN DİNLERİ

ÖRNEKTİR

(19)

“Japon dinleri”, Japonya’da ortaya çıkmış olan Şintoizm ile diğer ülkelerde doğup Japonya’da yayılmış olan Budizm, Ruizm, Hıristiyanlık ve İslâm gibi dinleri ifade etmektedir. Japonya’da “din” kavramıyla, daha çok, ülkeye dışarıdan gelen inanç- lar anlaşıldığı için Japonlardan bazen

“dinim yok” ifadesi duyulabilir. Bunun en temel sebebi ise Şintoizm’in, ülkenin milli kültürü olarak değerlendirilmesidir.

Bir Japon’un, bayram kutlaması ve iba- det ettikten sonra Şinto mabedinden çıkıp da dininin olmadığını söylemesi bu yüzden normaldir. Hatta bundan dolayı bazı araştırmacılar, Japonları dinsiz ola- rak nitelendirebilmektedir. Ancak dinler tarihçileri, kendine özgü inanç, ibadet, mabed, din adamları gibi unsurlara sa- hip olduğundan Şintoizm’i bir din olarak kabul etmektedir.

Japonya’daki din anlayışı diğer ülkeler- den, özellikle de Batı ülkelerinden biraz farklıdır. Çünkü ülkedeki mevcut yerel din Şintoizm, mensuplarının aynı zaman- da diğer dinlere de inanmasını ve onla- rın uygulamalarını gerçekleştirmesini kötü karşılamaz. Japonya’nın nüfusu 127 milyon civarında olmasına rağmen bazı araştırmalarda, nüfusun neredeyse iki katı sayıda din mensubu ortaya çıkma- sı, anketlere katılanların aynı zamanda birden çok dine inandıklarını ifade et- melerinden kaynaklanmaktadır. İslâm ve Hıristiyanlık gibi aynı anda kendisinden başka dine inanmayı yasaklayan dinlere inananlar için bu durumu algılamak ol- dukça zordur.

Resim:

Şintoizm ve Budizm’in senkretizmini (Şinbutsu-Şugo) yansıtan bir görsel.

JAPON DİNLERİ

Halil İbrahim ŞENAVCU

ÖRNEKTİR

(20)

Maniheizm, Kur’an-ı Kerim’de zikri geç- meyen, bununla birlikte İslâm’ın ilk dö- nemlerinden itibaren Müslümanların muhatap olduğu bir dini gelenektir. Müs- lümanlar, farklı dini geleneklerin ilahiya- ta ilişkin iddia ve itirazlarına reddiyeler kaleme almışlardır. Özellikle İslâm kay- naklarında Düalizm’in (seneviyye) birçok farklı türü çürütülmeye çalışılmakta ve buna karşılık tevhid anlayışı savunul- maktadır. Bu bakımdan tanrı düşünce- sinden ahlaka düalist bir bakış açısına sahip Maniheizm’in bilinmesi, söz konusu tartışmaların anlaşılmasına katkı sağlar.

Bunun yanı sıra Maniheizm’in özellikle ruhban sınıfı için uygun gördüğü münze- vi yaşamın izlerine İslâm sonrası gelişen kimi hareketlerde rastlanması dikkat çekicidir.

Resim:

Mani, Bezeklik, IX.-X. yüzyıl, Bin Budda Mağaraları, Turfan Bölgesi.

MANİHEİZM

Mehmet ALICI

ÖRNEKTİR

Referanslar

Benzer Belgeler

And I have concluded that the seven zones in Surat have different values of consumption and different values of emission of CO 2 which I have calculated with

 Yahudi olmanın temel ön şartı, Yahudi bir anne babadan veya en azından Yahudi bir anneden doğmaktır.. Milliyeti bakımından Yahudi olmayıp sonradan Yahudiliğe giren kimse

Yazılı kutsal metinler, Türkçe’de Eski Ahit (Eski Antlaşma) olarak bilinen Tanah adıyla anılmaktadır.. Tanah; Tevrat (Tora), Peygamberler (Neviim) ve Kitaplar (Ketuvim)

• Samiriler, kendilerini Yahudi kabul etmezler, fakat İsrail ırkından..

Modern dönemde, Reformist, Muhafazakar, Ortodoks ve Yenidenyapılanmacı Yahudilik Yahudi mezhepleri arasında sayılır.. Ortodoks Yahudilik, ilk dönemde

Sabiha Hanımın annesi, ünlü bir kalem sahibi olan ve uzun yıl­ lar DAHİLİYE NAZIRLIĞI (İçişleri Bakanlığı) yapan MEMDUH PAŞA’nm kızı HANDAN

According to the Kruskal Wallis H test, which is conducted to examine whether the trust, communication, participation, and resourcing scores of the

Nitekim Caynizm’e göre karma sadece insanın iradi eylemlerine bağlı olarak ortaya çıkan ahlaki yasayı değil; aynı zamanda eylemde bulunmadan çok önce âlemde var olan