“Mesleki bakış ve yaklaşıMa” vergi sisteMi üzerinden analiz yahya arıkan

Tam metin

(1)

Mart-Nisan 2011

“Mesleki bakış ve yaklaşıMa”

vergi sisteMi üzerinden analiz

yahya arıkan *

“Vergi için muhasebe değil, bilgi için muhasebe” yolunda meslek ca- miamız ve meslektaşımıza “bakış ve analiz”de yeni roller düşüyor. “De- netim ve danışmanlık” eşiğinde bilgiyi yorumlayıp, doğru yönlendirenler, mükellefler ve kendileri için “kazan kazan” dönemini ilk başlatanlar ola- cak.

Vergi, tüm ekonomilerde olduğu gibi Türkiye için de vazgeçilmez ya- şamsal bir uygulama. Hep dile getirdiğimiz “Vergi için muhasebe değil, bilgi için muhasebe” dönemi derken kastettiğimiz şey aslında asla vergi- den vazgeçmek değildir.

Burada; angaryanın ortadan kaldırılıp muhasebe meslek camiasının hakkettiği saygıyla birlikte, denetim ve danışmanlığın eklemlendirilip ku- rumsal yapıların oluşturulduğu bir konjonktürden bahsedilmektedir.

Bu konjonktürün de omurgası kuşkusuz vergi tahsilatı olacaktır.

“Dengeli, adil, şeffaf, siyasi etkiden arındırılmış” bir işleyiş Türkiye’nin önünü açacağı gibi mesleğimizin de geleceğine katkı sağlayacak, milyon- larca mükellefi temsilen yapılan bir işin mali idare ile sağlıklı senkronizas- yonu sayesinde de herkes için “kazan kazan” tablosu ortaya çıkabilecek- tir.

Aslında yeni dönemde mesleğimiz için “win win” bir tek vergide değil bilgi ve analiz yeteneğiyle bir çok alanda da karşımıza çıkacaktır.

Örneğin yeni Türk Ticaret Kanunu (TTK) bunlardan biridir.

Kuşkusuz daha başka alanlar da vardır.

Ancak bu yazıda temel örneklendirmeyi “vergi, mükellef ve analiz”

bağlamında yaparak “bütün” üzerinden bir şeyleri aktarmak daha anlaşıla- bilir bir tablo ortaya çıkarabilir.

* İSMMMO Başkanı

(2)

Mart-Nisan 2011

vergi/yOrUM/Mesleki dUrUş

Türkiye’nin vergi profili, tahsilat zorlukları, çarpıklıklar bir masaya yatırıldığında sorunların iyi analiz edilmesi gerektiği görülmektedir.

Siyasetin etkisi, özel vergi uygulamaları, bürokratik sorunlar gibi bir- kaç örneğe geçmeden önce, büyük çoğunluğuna mesleki olarak elimizin değdiği vergi gelirlerinin dağılımını ve Türkiye tablosunu ortaya koymakta yarar var.

Bunun için yakında zamanda açıklanan resmi bir veriyi; Gelir İdaresi Başkanlığı’nın (GİB) Faaliyet Raporu’ndaki rakamları analiz etmek fikir verici olacaktır.

Faaliyet Raporu’nda açıklanan her bir rakam aslında üzerinde ayrıntılı analizler yapılması gereken bilgileri bünyesinde barındırıyor.

“Veri-yorum” mantığına göre genel tabloyu satır başlarıyla şöyle ak- tarabiliriz.

2010 yılında faal mükellef sayısı 8.671.470. Geçmiş yıllara oranla -

mükellef sayılarında çok fazla bir değişiklik olmadığı görülüyor.

Mükellef sayısındaki en büyük artış yüzde 16 ile kira geliri elde -

eden mükelleflerde olmuş. Kira ödemelerinin bankalar ve finans kurum- ları aracılığıyla ödenmesinin zorunlu hale getirilmesi bu artışta etkin rol oynamış.

Faal mükelleflerin yüzde 80.72’sini gerçek kişiler ve şahıs ortak- -

lıkları oluşturuyor. Bu da kurumsallaşmayı bir türlü başaramadığımızı gösteriyor.

Faal mükelleflerin % 40,92’si 3 büyük ilimizde bulunuyor. İstanbul -

tek başına ülkemizdeki faal mükelleflerin dörtte birini barındırıyor.

Vergi gelirleri açısından İstanbul’un yükü daha da fazla. Vergi ge- -

lirlerinin yüzde 43,76’sı İstanbul’dan toplanıyor. İkinci sırada Ankara var, oranı yüzde 12,66. Petrol ürünleri üzerinden alınan özel tüketim ver- gisinin büyük bir kısmının ödeyen bir rafineriye sahip Kocaeli ilimiz 3.

sırada yer alır.

İzmir dahil 4 ilimizin ödediği vergi, toplam vergi gelirlerinin % -

78,53’ünü oluşturuyor. Bu durum, bölgesel gelişmişlik farklarının azaltıl- ması açısından bölgesel teşviklere daha fazla ağırlık verilmesi gerektiği gerçeğini bir kez daha gözler önüne seriyor.

(3)

Mart-Nisan 2011 Ülkemizde kesinti yoluyla alınan vergilerin yaklaşık üçte ikisini üc- -

retliler ödüyor. Ücret gelirleri üzerinden alınan vergilerin kesinti yoluyla alınan vergilere oranı yüzde 66,13. Bu oran sadece asgari ücretliler açı- sından yüzde 12,03. Yani asgari ücretliler kesinti yoluyla alınan vergilerin yüzde 12,03’ünü ödemişler.

Mevduat faizi üzerinden alınan verginin toplam kesinti yoluyla alı- -

nan vergiye oranı yüzde 8,69. Kira gelirlerinde bu oran, yüzde 7,37. Repo kazançlarında yüzde 0,61. Görüleceği üzere, paradan para kazananlar ile varlıktan para kazananlar, emekten para kazananlara oranla çok daha az vergi ödemişler.

Kazanç üzerinden alınan gelir ve kurumlar vergisinin toplam vergi -

gelirlerine oranı yüzde 30,7 oranında kalmaktadır. Bunun dışında kalan kısım ise dolaylı vergi dediğimiz harcama ve işlem üzerinden alınan ver- gilerden oluşur. Dolaysız vergilerin bu kadar yüksek oranlara ulaşması gelir dağılımındaki adaletsizliği körüklemektedir.

Vergi gelirleri toplamının yaklaşık dörtte biri özel tüketim vergi- -

sinden oluşuyor. Bu verginin yüzde 54,65’ini petrol ve doğalgaz ürünle- rinden alınan özel tüketin vergisi, yüzde 31,63’ünü de alkollü içkiler ve tütün mamullerine ilişkin özel tüketim vergisi oluşturmaktadır. Petrol ve doğalgaz ürünleri üzerinden alınan özel tüketim vergisinin toplam vergi gelirleri içindeki payı yüzde 13,46. Bu vergi, kurumlar vergisinden daha yüksek bir paya sahip.

analiz ve yOrUM zOrUnlUlUĞU

Yukarıdaki verilerden ve bazı maddelerinin yorumundan anlaşılacağı üzere uygulanan vergi politikaları, gelir dağılımını doğrudan etkilediği gibi diğer pek çok ekonomik göstergeyi yakından etkilemektedir.

İşte vergi profilindeki bu çarpıklıkları tüm meslek camiamızın iyi analiz etmesi gerekmektedir.

Bunun bir yolu da gerek verileri gerekse de kimi uygulamaları yorum- lamaktan geçer. Bu yorum önemlidir çünkü geleceğinde “denetim ve danış- manlık” yatan bir mesleğin temsilcilerinin bakış açısını yansıtmaktadır.

Pekiştirmek için örnekle açıklamakta yarar var.

Örneğin gelir vergisi beyan dönemi bittikten sonra gelir vergisi re-

(4)

Mart-Nisan 2011

kortmenleri, kurumlar vergisi beyan dönemi bittikten sonra da kurumlar vergisi rekortmenleri açıklandığını bir çoğumuz bilir.

Oysa bir meslektaşımızın esas bilmesi gereken şey “vergi sis- temimizin, kazanç tespit edildikten sonra üzerinden hemen vergiyi hesaplamadığı”dır.

Eğer bazı iktisadi, sosyal, kültürel, sportif faaliyetlere ilişkin harca- ma yaparsanız ve devletin yükünü bu anlamda azaltırsanız Gelir Vergisi Kanunu Madde 89, Kurumlar Vergisi Kanunu Madde 10’a göre bunları kazancınızdan düşebilirsiniz.

Oysa örneğimizdeki söz konusu rekortmenler listelerinde ise tahakkuk eden vergi tutarları esas alınmaktadır. 100 milyon TL geliri olan bir mü- kellef bu tutar üzerinden yaklaşık 35 milyon TL gelir vergisi ödeyecektir.

Bu rakam kendisini rekortmenler listesinin ilk sırasına taşır. Ancak, aynı mükellefin ülkenin çeşitli yerlerinde 10 adet okul yaptırarak 100 milyon TL harcaması halinde vergiye tabi kazancı çıkmayacak ve dolayısıyla re- kortmenler listesine girmesi mümkün olamayacaktır.

Anlaşılabileceği gibi “rekortmenler listesinin tek başına bir anlamı bu- lunmamaktadır”. Bu listelerin bir anlam ifade edebilmesi için hesaplanan vergiyi esas almak yerine indirimler öncesindeki kazancı esas almak ge- rekmektedir.

Bu basit örnekten meslektaşlarımız için çıkarılacak ders ise bundan daha önemlidir.

vergi HUkUkU ÖrneĞi ve sOnUÇ

Konuyu bir de vergi hukukuna ait bir örnekle açıklamakta yarar olabilir.

Vergi hukukunun temel ilkelerinden biri kıyas yasağıdır. Çok basit bir tanımlama ile kıyas yasağı, bir vergi kanununda yer alan hükmün başka bir vergi uygulamasında dikkate alınamamasıdır. Aslında bu ilke verginin yasallığı ilkesinin bir uzantısıdır.

Herkes tarafından çok net bilinen kıyas yasağı ilkesine rağmen vergi idaresinin bazı durumlarda “kıyas” uygulaması yaptığı görülmektedir.

Bir tebliği ile; petrol rafinerilerince imal veya ithal edilen ÖTV’ye tabi malların yine ÖTV’ye tabi bu malların imalatında yakıt olarak kullanılma- sı sırasında ÖTV uygulanmayacağı belirtilmiştir.

(5)

Mart-Nisan 2011 Mükellef temsilcisi meslektaşımız eğer bu ve benzeri mevzuata ha-

kimse “vergi gündeme” geldiğinde bu şirkete yol gösterip katacağı çok şey vardır.

Modern vergi sistemi, vergi idaresi ve mesleki hayallerimiz birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.

Sonuca gelirsek…

Bilgiyle donatılmış bir meslektaşımız, analiz yeteneğiyle meslekte bir çok zorluğu aşarken bir tek literatüre bağlı kalarak kendini ve mesleği ge- liştiremez.

Mesleki sorunlar ancak toplam bir yaklaşım ve sezgiyle aşılıp ileri ta- şınabilir.

Bu da bizi geleceğe taşır.

(6)
(7)

HAKEMLİ Y AZILAR REFEREED PAPERS

(8)

Şekil

Updating...

Referanslar

Updating...

Benzer konular :