SAM
ÖRNEK SAYI
şebekeleşme
destek
ekoloji
çevre
enerji
SAM
TÜRKİYE TEKNOLOJİ GELİŞTİRME VAKFI TTGV
Yayın Sahibi
Dr. A.Mete ÇAKMAKÇI
Yayın Yönetmeni
Tülay AKARSOY ALTAY
İdare Merkezi
Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı CYBERPLAZA B-Blok Kat:5-6
Bilkent 06800 ANKARA
İletişim
Yayın Kurulu
Tülay AKARSOY ALTAY Yrd.Doç.Dr. Bahar ÇELİKKOL ERBAŞ Prof.Dr. Nesim ERKİP Özcan KAHRAMANGİL Doç.Dr. M.Teoman PAMUKÇU
Danışma Kurulu
Serdar AK, Doç. Dr. Orhan ALANKUS, Volkan BAYRAKTAR, Prof. Dr. Dilek ÇETİNDAMAR Prof. Dr. Metin DURGUT, Prof. Dr. Aytul ERCİL, Doç.Dr. Erkan ERDİL, Prof. Dr. Haluk GERAY Prof. Dr. Levent KANDİLLER, Prof. Dr. Ferhat KARA, Okan KARA, Prof. Dr. Sinan KAYALIGİL Dr. Baha KUBAN, Altan KÜÇÜKÇINAR, Burak PEKCAN, Prof. Dr. Erol TAYMAZ, Refik ÜREYEN
Düzeltme
Çiğdem YALÇIN
Tasarım
Kırmızı Tasarım Atölyesi www.kirmizitasarim.com
Karikatür
Özgür H. ASLAN
ISSN:
© YENİLEŞİM Yayımlanan yazılar izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz, yeniden yayımlanamaz.
Yayımlanan yazıların sorumluluğu yazarlara aittir.
SAM
Dr. T. Fikret YÜCEL
TTGVYönetim Kurulu Başkanı
BAŞLARKEN
“Ulusal ekonomi politikalarının amacı toplumun yaşam düzeyini sürekli olarak iyileştirmektir. Bu sebeple sürdürülebilir ekonomik gelişme modelleri öne çıkartılırken “teknoloji temelli ekonomik kal- kınma” modelinde yeni ürün ve süreçler elde etmek üzere üretim kaynaklarını geliştiren, bunlardan yararlanan yenileşim sistemindeki neden-sonuç ilişkisi politika koyanlar tarafından iyi anlaşılmalı- dır.” (F. Yücel 2009)
T
ürkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı (TTGV), 1991 yılında Türkiye’nin teknolojik altyapısını geliştir- mek ve sanayinin uluslararası piyasalardaki rekabet gücünü artırmak amacı ile kurulmuştur. Başlan- gıçta bu amaca kendisine önerilen teknoloji geliştirme projelerini doğrudan desteklemekle katkıda bulunan TTGV, zaman içinde bu desteği genişleterek fikrin oluşmasından ticarileşmesine kadar varan çeşitli aşamalarda uygulamalar başlatmıştır. Buna ilaveten ülkemizde girişimciliğin desteklenmesinde kul- lanılacak fonların oluşumuna da katkıda bulunmaktadır. Kuruluşundan kısa bir süre sonra Montreal Pro- tokolu çerçevesinde Ozon Tabakasını İncelten Maddelerin Giderilmesi Projesi ile başladığı çevre ile ilgili etkinlikleri Çevre Teknolojileri, Yenilenebilir Enerji ve Enerji Verimliliği destekleri ile genişletmiştir.Firmaların rekabet gücünü artırmada bilgi ve teknoloji transferinin, üniversite sanayi işbirliğinin, bölgesel ve sektörel tabanda kümeleşmelerin önemi açıktır. Bu bağlamda TTGV iki önemli teknoparkın (Cyber- park Cyberplaza ve Arı Teknokent) kurulmasına katkıda bulunmuş, bir bölgesel (Eskişehir), bir de sek- törel (otomotiv-Bursa) kümenin gelişmesini sağlamıştır. Bunlar içinde işbirliklerinden sinerji yaratılması, ilişkilerin geliştirilmesi ve etkileşim konularında çalışmalar sürdürülmektedir.
Kısaca, TTGV, yenileşim sisteminin her alanına katkıda bulunmak çabası içindedir.
Üniversiteler, endüstri ve kamu araştırma kurumları arasındaki etkileşimin yeterli olmaması bir genel şika- yet konusudur. Bilim ve iş hayatı arasında hep bir aralık bulunmuştur. Bir taraf bilgi seviyesini yükseltmek amacı ile temel araştırmaya odaklanmakta, diğer taraf ise, ticari kazançlar sağlayacak uygulamalı araştırma- lara önem vermektedir. Bu bağlamda, “Endüstriyel teknolojik gelişme bilimsel gelişmenin önüne geçmeli midir?” suali sorulmakta ve böyle olduğu taktirde, gelecekte teknolojik gelişmenin yavaşlayacağı endişesi bulunmaktadır. Kuşkusuz, temel araştırmaların yenilikçi yaklaşımlara dönüştürülmesine ihtiyaç vardır.
Bilim parklarının veya üniversiteler ve araştırma merkezleri etrafında yeni teknoloji tabanlı sanayi şirket- leri kümelerinde, teknoloji ya da bilgi transfer merkezlerinin kurulması bilgi transferinin iyileştirilmesine önemli yardımda bulunur. Diğer yandan bilimsel araştırmaların ticarileştirilmesini kolaylaştırıcı kuruluşla- rın yaratılması da bu amaca hizmet eder. Nihayet bazı büyük firmaların araştırma programlarını genişlete- rek temel araştırmaya yer vermeleri de fayda sağlar. Kullanılan bütün bu yollara karşın bilgi ve teknoloji transferindeki tatminsizlik devam ediyor. Bu nedenle iyileştirme konusunda yeni yaklaşımlar, yeni yol ara- yışları sürdürülüyor. Ülkemizde konu henüz bu genişlikte ele alınmış değil.
Bu fırsattan yararlanarak yayın hayatına yeni giren önünüzdeki derginin faydalı ve başarılı olmasını diliyorum.
SAM
Bu Sayıda...
Bu Sayıda...
Y
enileşim dergisinin ilk sayısı elinizde. Dergimizin özelliklerinden ve içeriğinden kısaca söz ederek tanışalım istedik.Türkiye Teknoloji Geliştirme Vakfı olarak amaçlarımız doğrultusunda, araştırma, tek- noloji geliştirme ve yenileşim konularında, bu alanların yönetimini, bunlarla ilgili politikaları, yeni iş modellerini, destek mekanizmalarını, uygulama araçlarını içeren bir tartışma ve paylaşım platformu oluşturmayı hedefledik. Uçuculuğa karşın kalıcılığı tercih ederek sanayi kuruluşları- nın Ar-Ge birimlerinde çalışanlara, kamu kurumlarının bilim teknoloji politikalarını oluşturan ve uygulama araçlarını yönlendirenlere ve üniversitelerde uygulamalı Ar-Ge çalışmaları yapan akademisyenlere yönelik bir dergi oluşturmaya çalıştık.
Ülkemizde sanayiye Ar-Ge desteklerinin verilmeye başlandığı 1990’lı yıllardan bu yana başarılı ve başarısız pek çok deney yaşadık, söz konusu alanlarda kurumsal ve bireysel olarak paylaşılabi- leceğimiz yoğun deneyim ve bilgi biriktirdik, kadrolar oluşturduk. Bu birikimlerimizi konuyla il- gili diğer aktörlerle çeşitli ortamlarda paylaşmaya çalışsak da, yanlış anlaşılma ihtimalinin verdiği çekingenlikle yetersizliklerimizden, başarısızlıklarımızdan söz etmemeye gayret gösterdik. Oysa ki, öğrenmenin önemli bir kaynağının başarısızlıklardan dersler çıkartmak olduğunu hepimiz biliyorduk. Var olan yayınların genellikle bilgilendirme, bilgi kaynağı gösterme işlevleriyle sınırlı olmaları, buna karşın tartışma, çözüm üretme işlevlerinin olmayışı belki de bu yüzdendir. Yaşamı dönüştürmenin aracı olan bu kavramları öğrendik ama yaşamı hedeflediğimizce dönüştüreme- dik, kısmen dönüştürdüğümüzde de neyi ne kadar başardığımızı ölçmedik. Halbuki, daha iyiyi inşa etmek adına ve açık yüreklilikle tüm yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı tartışabilmeliydik.
Algılarımızı bütün dünyaya açık tutarak, bu soyut araçları Türkiye’deki uygulamalar ile pekişti- rebileceğimiz bir dergi çıkarmak istedik.
Doğal olarak odaklandığımız konular teknolojide öncü ülkelerden gelen kavramlarla dolu. Bi- lim ve teknolojiye hakim olanlar kavramları da kendi dillerinde üretiyorlar. Türkçe bilim ve tek- noloji alanında giderek fakirleşiyor. Bu konuda da elimizden geleni yapmalıyız diye yola çıkarak derginin adını “Yenileşim” koyduk, Prof. Dr. Akalın’ın dediği gibi:
“Sözün Fransızca söylenişiyle inovasyon olarak kullanılması hem halkımız tarafından kavramın anlaşılırlığını güçleştirmekte, hem de dilimizin söz varlığını yabancılaştırmaktadır... İnovasyon ye- rine TDK’nin de benimsediği yenileşim sözünün kullanılması dilimizin söz varlığına yeni bir katkı olacaktır. (Türk Dili Dergisi, 2007)”
Bu sayının teması “yenileşim için işbirlikleri” olarak belirlendi. Kavramsal ağırlıklı ilk yazıyı Türkiye’de yapılmış çalışmaları içeren iki yazı bütünlüyor. Kümeler ve yenileşim ile ilgili 2009 Eylül’ünde hazırlanmış bir raporun çevirisi AB 7. Çerçeve Programı’na üye ülkelerin mekaniz- maları ne kadar önceden tartışmaya başladıklarını görmek açısından da önemli.
Kavramsal içerikli “açık yenileşim” yazısını Avrupa Birliği’nden bir rapor çevirisi ve Türkiye’den üniversite sanayi işbirliğinin özgün bir örneği izliyor. Bu sayıda işbirlikleri açısından patentin ele alındığı bir yazıya da yer veriliyor.
Türkiye’nin de katıldığı uluslararası işbirliği ağlarından birini derinlemesine irdeleyen yazı EUREKA’dan söz ediyor.
Son yazı TTGV ve Türkiye’deki Araştırma Teknoloji Geliştirme alanındaki işbirliklerine veri- len destekleri konu alıyor.
Gelecek sayılarda bilimin uç verdiği noktalarda Türkiye’deki uygulamaları ve Türkiye’nin bu alanlardaki şansını tartışan yazılara ve endüstrinin öğrenmenin başat etmenlerinin izini sürerek sistemli denemeleriyle oluşturduğu yenileşim yöntemlerine de yer vereceğiz.
Saygılarımla .
SAM
İlişkiler ve Şebekeler 4
Metin DURGUT
Bölgesel Kalkınma, Kümeler ve Sanayi Ağları: Ankara Bölgesi’nden
Makine ve Mobilya Sektörleri Araştırması 9
Erkan ERDİL, M.Teoman PAMUKÇU, Mustafa H.ÇOLAKOĞLU, H.Tolga GÖKSİDAN
Otomotiv Kümeleri İçin Kapasite Oluşturma Projesi OKÜMKAP 21 Tülay AKARSOY ALTAY
Yenileşimin Kümeler Yoluyla Teşvik Edilmesi 34
Çeviren Gökhan ASLAN
Açık Yenileşimin Artan Önemi 42
Deniz BAYHAN
Yenileşimin Değişen Doğası 48
Çevirenler
Derya FINDIK, Berna Beyhan BOZKIRLIOĞLU, Elif DAYAR
Üniversite-Sanayi İşbirliği ve Yenilikçilik 56
Ferhat KARA
Yenilik ve İşbirliklerinde Buluşlar, Patent, Rekabet Gücü 60 M.Kaan DERİCİOĞLU
Uluslararası ATGİ İşbirlikleri İçin Modeller Yaratan ve 66
Model Alınan Bir Program: EUREKA Mahmut KİPER
Ar-Ge’de İşbirlikleri ve Özgün Bir Teşvik Kurumu Olarak TTGV’nin Rolü 73 Yücel Telçeken
Tanıtım 76
Avrupa İşletmeler Ağı
İçindekiler
İçindekiler
SAM
S
ınai-ticari ilişkilerde önemli olan, iki kuruluşun birbirlerini nasıl algıladıklarından çok bir- birlerine nasıl davrandıklarıdır. Bu nedenle “kuruluşlar arası ilişki” kavramı, zaman içinde etkileşimin ve davranışların karşılıklı olarak biçimlenmesini temsil eder. Zaman faktörü ilişki için önemlidir; deneyimler ve beklentiler ilişkinin içerdiği etkileşmelere taban oluşturur- ken, geçmiş ve gelecek tarafların şimdiki tutumlarını etkiler. Bu nedenle, tekil işlemlerin kaydı yanında bunların zaman içinde dış çevreleriyle birlikte nasıl evrildikleri ve gerektiğinde nasıl müdahale edileceği ilişki analizinin eğildiği temel sorulardır.İlişkilerin davranış çerçevesinde ele alınmasının ilk sonucu kuruluşların ilişkisiz var olamayacak- larıdır. Her kuruluş; müşterileri, tedarikçileri, hizmet sağlayıcıları, düzenleyici makamları vb. ile birlikte bir ilişki ağının odağında yer alır. Bu ilişki ağı içinde kuruluş, diğer kuruluşlarla kaynak ve yetenek mübadelesi yapar. Mübadele ile değer yaratıldığı için, kuruluş için mesele mevcut ilişki- lerden gereğince yararlanmak ve gerekli yeni ilişkileri kurmak olan “ilişki portföyü” meselesine dönüşür. Bu yönüyle ilişki yönetimi, ilişkilerdeki karmaşıklığı ve bundan doğan şebeke yapılarını (ağyapı) kapsayan kritik bir sınai-ticari ödevdir.
1. İlișki Yapısı
İlişkilerde aşağıdaki yapısal özellikler gözlenmektedir.
Süreklilik: Alıcı-satıcı ilişkisi gibi ana ilişkiler ilginç biçimde süreklilik ve istikrar arzetmektedir. İş- lemlerin uzun gerçekleşme süreleri içinde yürütülebilmesi ve yıllar boyu tekrarlanabilmesi, kuru- luşları birbirine bağlayan güvenin işaretleridir. İlişkinin yaşı onun taraflarca daha kapsamlı yeni amaçlar için kullanılmasına olanak verirken, ilişkinin istikrarı değişim ve gelişim için önkoşul haline gelmektedir.
Karmaşıklık: İlişkiler genelde birey sayısı, tipi ve temas biçimi yönünden çeşitlilik gösterirler. İlişki taraflarının statüleri, organizasyon rolleri ve bireysel geçmişleri karmaşıklığa katkı yapan diğer bir et- kendir (örneğin imalat, ArGe, idare, muhasebe, satış bölümlerinden personel, başka bir kuruluştaki benzer pozisyonlardan personelle etkileşirler). Geniş bir üretim/servis yelpazesinin şirketler arasın- daki mübadelesinde olduğu gibi, mevcut ilişkilerin kapsamı ve kullanımı da karmaşıklığı arttırır.
Metin DURGUT
ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden 1968 yılında mezun oldu. State University of New York at Stonybrook’da fizik yüksek lisans ve doktora derecelerini aldı. 1979 yılında ODTÜ Fizik Bölümü’nde göreve başladı. 2003 yılında Fizik Bölümü’nden emekli oldu. Halen ODTÜ Endüstri Mühendisliği Bölümü ile Bilim ve Teknoloji Politikaları Çalışmaları Yüksek Lisans Programı’nda öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır.
Diğer görevleri arasında, Elektrik Mühendisleri Odası yayın ve yönetim kurulu üyelikleri, TMMOB Sanayi Kongreleri danışmanlığı, DPT 5 Yıllık Kalkınma Planları Komisyon üyelikleri, TTGV danışmanlığı, TÜBİTAK-BİLTEN danışmanlığı, TUBİTAK Başkan danışmanlığı, TÜBA Bilim Politikaları Komitesi üyeliği olup bilim-teknoloji-yenileşim alanlarındaki çalışmalarını sürdürmektedir. İlgi alanları arasında; yenileşim-rekabetçilik ilişkisi, bilim-teknoloji-yenileşim politikaları ve sistemleri, bölgesel sistemler, karmaşık sistemler, ağyapılar ve kümeler yer almaktadır.
İlișkiler ve Șebekeler İlișkiler ve
Șebekeler
SAM
Simetri: İlişki içindeki kuruluşların kaynakları ve yetenekleri genelde farklıdır. Bu dengesizlik (asimetri) doğal olarak güç dengesizliğine yol açar. Taraflar, kaynak ve yetenek üstünlük- lerine dayanarak ilişki sürecini (başlatma, ge- liştirme ve bitirme) kontrol etmeye çalışırlar.
Enformellik: İlişkiler, gelişimleri sırasında belli bir formellik kazanır. Bununla beraber, yay- gın olarak başvurulan sözleşme veya garanti gibi formel araçların rolü, belirsizliğin yüksek olduğu konularda sınırlı kalmaktadır. Sonuç- ların ve davranışların tahminine, ilişkilerin sadeleştirilmesine yardım eden formellik, açık ama kırılgan yapıdadır. Belirsizlik koşulla- rında önemli olan iyi niyetin tahminidir. Bu nedenle, formelliğin kırılganlaştığı koşullarda güven ve inanç gibi geçmiş deneyimi içeren enformel mekanizmalar, dayanıklı ilişkilerin gelişmesinde daha etkin olurlar.
2. İlișki Süreçleri
Adaptasyon: İki kuruluş arasındaki ilişkinin gelişmesi ve süreklilik kazanması, zaman için- de tarafların karşılıklı olarak adaptasyonuna bağlı olmaktadır. Bu olgu, kuruluş faaliyet- lerinin ilişkiye göre koordine edilmesi ihtiya- cından doğmaktadır. İlişki içindeki kuruluşlar mübadele ettikleri ürünleri, firma işleyiş ru- tinlerini veya hareket usullerini birbirlerine göre değiştirip uyarlarlar. Ürün ve proses- lerdeki teknik adaptasyonlar, idari ve lojistik adaptasyonlar, kuruluşları istikrarlı ve bağla- yıcı işbirliklerine yönlendirir.
İşbirliği ve çatışma: İlişkiler; işbirliği ve çatış- ma unsurlarını birlikte bünyelerinde barın- dırır. Amaçların belirlenmesinden çıktıların paylaşımına kadar pek çok çatışma alanı za- man içinde ortaya çıkabilir. Aslında belli bir çatışma/rekabet, kuruluşların kendi varlıkları açısından önemli de olabilir. Bununla bera- ber, ilişkinin bir tür “sıfır toplam” oyununa dönüşmesini önlemek için işbirliği gerekir (po- zitif toplam-birlikte kazançlı çıkmak). İşbirli- ği sonucu yaratılan değer ilişki maliyetlerini karşılarken, çelişkilere rağmen tarafları yapıcı çözümlere yönlendiren ana etmenler adan- mışlık ve güven olmaktadır.
Sosyal etkileşim: Temelde ticari nitelikte dav- ranışlar ve değerlendirmeler bağlamında kur- gulanmalarına karşı, bireysel bağlar ve kana- atler ilişki formasyonunda önemli rol oynar.
İlişkiler mekanik ve otomatik değildir; sosyal mübadele sürecinin taraflara kazandırdı- ğı adanmışlık, görev tanımlarını aşan içeriği veya iş ilişkisine paralel bir katman olarak gelişen bireysel ilişkiler ağı (sosyal şebeke), kuruluşlar arası uzun vadeli işbirliği koşu- lu olarak anlaşılmalıdır. Güven, bu sosyal mübadeleye bağlı olarak var olan bir işbirliği kolaylayıcısıdır.
Rutinleştirme: Genelde karmaşık ve enformel olabilen işbirlikleri zaman içinde kurumlaşa- rak yeni kuruluş rutinlerinin ortaya çıkması- na neden olurlar. Alışılmış işler ve davranışlar anlamına gelen rutinler, bir bakıma öğrenme sonucu kazanılan kuruluş yetenekleridir. Ku- ruluşlar arası ilişkilerin önemine bağlı olarak ve bu ilişkileri desteklemeye yönelik olarak çı- kan yeni rutinler; işlem maliyetlerinin düşü- rülmesi, kaynak ve yeteneklerin paylaşımı, çatışmaların çözümlenmesi gibi konularda kolaylayıcı rolü oynarlar. İlişki bağlamında faaliyetlerin koordinasyonundaki karmaşık- lıkla başedilmesine yardım ederler.
3. İlișki Katmanları
İlişkiler, Şekil 1’de gösterildiği gibi aktörler ya- nında kaynakları ve faaliyetleri de etkileşime sokarlar (aktör bağları, faaliyet eklenmeleri, kaynak bağlantıları).
Șekil 1 - Temel ilișki katmanları
Aktör bağları: Etkileşime giren aktörler, kar- şılıklı konumları, öğrenecekleri ve öğretecekle- ri, ilişkiye katacakları ve ilişkiden beklentileri İLİȘKİLER VE ȘEBEKELER
SAM
hakkında farkındalık geliştirir. Bu öğrenme süreci sayesinde ilişkiye değin belirsizlikler azalır ve aktörler birbirlerini birlikte iş göre- cek düzeyde tanırlar. Aktörler arasında tesis edilen güvene bağlı olarak uzun vadeli kar- şılıklı yararlar ve adanmışlık işbirliği günde- mine girer. Aktörlerin birbirlerini algılamaları aralarındaki bağlardan etkilenir.
Faaliyet eklemlenmeleri: Bireyler arasında başlayan etkileşimin kuruluşlar arasında iş ortaklığı yaratabilmesi, kuruluş davranışları arasında örtüşmeleri gerektirir. Zaman için- de ve tekrarlanan işlemler nedeniyle örtüşme, faaliyetler arasında eklenmelere yol açar, ku- ruluşların teknik, idari, ticari ve diğer faaliyet- leri (örneğin tasarım, üretim, lojistik, teknoloji edinme) değişik biçimlerde ilişkilendirilir.
Kaynak bağlantıları: İlişki başlı başına bir ya- tırımdır. İlişkilerine önem veren kuruluşun, ortağıyla temas, ekipman veya çalışma pratiği geliştirme/sağlama, bilgi kaynaklarını açma, öğrenme gibi bir takım yatırımı yapması ge- rekecektir. Bu yatırımlar ilişkiye özel olarak geliştiği ölçüde kuruluşlar arasında adaptas- yona ve dolayısıyla karşılıklı bağımlılığa yol açar. Kaynakların karşılıklı adaptasyonu, ilişki içinde kaynaklar arası bağlantıyı ortaya çıkarır ve bu kaynaklar katmanı, kuruluş için bizzat kaynak haline gelir.
4. Șebekeler
Şebeke, aralarında ilişkilendirilmiş olan sınai- ticari ilişkiler kümesidir. İlişkilendirme, bir iliş- kideki mübadelenin kümedeki diğer ilişkilerin etkisi altında gerçekleştiği anlamına gelir.
Aktörlerin tanımlı ortak hedefleri olabilir veya olmayabilir, ama paylaşılmış beklentiler ve kaynaklar mevcuttur.
Aktörler arasındaki işlemler mütekabil, ter- cihli ve destekleyici faaliyetler aracılığıyla gerçekleşir.
Bir şebekenin açık sınırları veya belli bir mer- kezi bulunmaz; faaliyetleri, kaynakları ve ak- törleri bir düzen içinde yerleştiren bir organi- zasyon olarak görülmelidir. Bu organizayonda
kuruluşlar karşılıklı ilişkiler çerçevesinde ko- numlanır. Yeterince aktör şebeke mantığını benimsediği sürece, şebeke varlığını sürdürür.
Şebeke yapısı, giderek pazar tabanlı işlemlerin ve hiyerarşik organizasyonların yerini almak- tadır.
Șekil 2 - İkili yapıdan șebekeye geçiș
Şebeke, elemanlarının hareketlerini kısıtla- yan bir yapıdır. Kuruluşlar kendi amaçları veya oluşan koşullar açısından istedikleri gibi serbest davranamazlar. Şebeke üzerindeki kı- sıtlı kontrole sahip olan kuruluş, planlarını şe- bekenin tümünden gelen kararları, faaliyeti ve baskıyı hissederek yapar ve uygular. Bu ne- denle, şebeke içinde işbirliği fırsatlarını bulan kuruluş, bunun karşılığında mevcut işleyişini ve konumunu değiştirmekte şebeke bağları yüzünden eskisi kadar özgür değildir. Benzer biçimde, kuruluş için şebeke hem etkilene- ceği hem de etkileyeceği bir yapı olduğundan ayrıca bir dizi şebeke yetkinliğini geliştirmesi gerekir.
4.1. Aktör-Kaynak-Faaliyet Şebeke Modeli İlişkilere geniş bir görüş açısından baktığımız- da;
bire bir ilişkinin resmin bütününü yansıtma- dığı
ikili ilişkinin bağımsız olarak gelişmediği, iki uçtaki ortakların aynı zamanda başka kuru- luşlarla ilişki içinde olduğu
bu nedenle ikili ilişkilerin daha büyük bir ilişki sisteminin, bir şebekenin içine gömülü olduğu görülecektir. Örneğin tedarik zincirindeki ku- ruluşun performansını açıklarken, zincirin de- ğişik konumlarında yer alan diğer kuruluşlara bakılacak, daha doğrusu bu kuruluşlarla iliş- kilerini yürütme yeteneği dikkate alınacaktır.
Şekil 3’te bir şebeke modeli sunulmuştur.
METİN DURGUT
SAM
İLİȘKİLER VE ȘEBEKELER
Șekil 3 - Șebeke modeli
i. Aktörler
Aktörler faaliyetleri ve/veya kaynakları kont- rol ederler. Bireyler, kuruluş bölumleri, kuru- luşlar ve kuruluş grupları değişik düzeylerdeki şebeke aktörleridir. Aktörler;
faaliyetleri yapar veya kontrol ederler mübadele süreçleri çerçevesinde aralarında ilişki kurarlar
faaliyetlerini kaynak kontrolüne dayandırır- lar
hedefe yönelik çalışırlar
faaliyetler, kaynaklar ve diğer aktörler hak- kında değişik düzeylerde bilgi sahibidirler.
ii. Faaliyetler
Faaliyet, aktörlerin kaynakları bir araya getir- diği, geliştirdiği, mübadele ettiği veya yarattığı bir süreçtir. Dönüşüm (transformasyon) faa- liyeti ve aktarım (transfer) faaliyeti olarak iki ana faaliyet tipi tanımlanabilir. Dönüşüm fa- aliyeti sırasında kaynaklar bir şekilde değişik- liğe uğrar, aktarımda ise kaynak kontrolü bir aktörden diğerine geçer.
Tekil faaliyetler, tekrar eden faaliyet çevrim- leri için birbirleriyle ilintili olarak gerçekleşir.
Bir işlem zinciri, aralarında güçlü bağlar nede- niyle bütünlük arz eden kaynaklardan oluşur.
Şebeke içindeki faaliyetler, değişik dereceler- de ve biçimlerde eşleşir. Bu nedenle, faaliyet- ler arasında doğrudan ve dolaylı çok sayıda ilişki bulunur.
Bir tekil faaliyet dursa bile, ortamdaki diğer faaliyetler bu eksikliği telafi ederek şebekenin işlevini sürdürmesine olanak tanıyabilir.
iii. Kaynaklar
Sınai-ticari faaliyet sırasında kaynaklar kom- binasyonlar halinde dönüştürülür ve aktarılır.
Değişik nitelikteki kaynakların kombinasyo- nu sonucu, bu kaynakları kontrol eden ak- törler için elde edilecek pek çok çıktı ihtimali bulunmaktadır.
Aktarım ve dönüşüm kaynakları, kullanıldığı faaliyet çevrimine ve şebeke içindeki işlevleri- ne göre değer kazanır.
Kaynak kullanımı bilgi ve deneyim gerekti- rir, kaynak kombinasyonundan ise yeni bilgi doğar.
Kaynaklar, onları kontrol eden aktörler tara- fından tanımlanır ve değerlendirilir.
4.2. Yenileşim Şebekesi
Yenileşim faaliyeti etkileşimli bir süreç olarak değişik aktörlerin bulunduğu ortamlarda ger- çekleşir. “Hiç bir sınai-ticari iş tek başına ger- çekleşmez” ilkesi yenileşim için özellikle doğ- rudur; “hiç bir girişimci tek başına yenileşim yapmaz”.
Yenileşim şebekesi, yenileşim yapmak için iş- birliğine giden, değişik bilgi ve beceri kaynak- larını genellikle yeni kombinasyonlar içinde bir araya getiren ve,
olası bir yenileşimi müzakere eden, yenileşim bağlamını ortaya koyan, yenileşimi gerçekleştiren,
bir aktör şebekesi olarak tanımlanabilir. Bu yönüyle;
kuruluşlar arası öğrenmeyi mümkün kılıp des- tekleyen önemli bir koordinasyon aracı olarak çalışır (teknoloji ve nasıl-bilgisi yayınımı).
karmaşık görevler (teknoloji, proje gibi) için kritik olan tamamlayıcı unsurları kullanıma sunan ortamı sağlar.
SAM
yenileşim sürecini besleyen değişik yetkinlikle- ri bir araya getirerek sinerji yaratır.
5. Kümeler
Bir moda olarak yeterince üzerinde duruldu- ğu için küme kavramına kısaca değineceğiz.
Özetlersek küme;
aynı veya ilgili sanayilerden gelen
benzer / tamamlayıcı teknolojilere ve beceri- lere sahip
aralarında iş bağlantıları bulunan
ve bu nedenle performansları karşılıklı bağım- lılıklar arz eden firmalardan ve ilgili kuruluş- lardan meydana gelir. Güçlü bağlara sahip şebekelerin varlığı kümenin sağlığına işaret eder.
Kümelerden beklentilerin iyice yükseldi- ği günümüzde, bu beklentiler üç ana grupta toplanabilir:
i. Verimlilik kazanımları: Uzman girdileri ve servisleri, yerel satıcı olanağı, ortaklaşa iha- le/pazarlama olanağı, etkin proje planlaması (sürdürülebilirlik konuları).
ii. Yenileşim kazanımları: Tedarikçi-müşteri etkileşmesi (kuruluşlar arası değişik boyuttan yakınlıkların varlığı), bilgi merkezlerine fiziki yakınlık, elemanları arasında “örtük” bilginin değişim kolaylığı.
iii. Yeni iş geliştirme: Fırsatlar, “niş”ler vb.
hakkında bilgi edinme kolaylığı, destek sistem- lerinin (risk sermayesi vb.) etkinliği, teknoloji tabanlı yeni firma kurulması.
Küme-tabanlı bir ekonomik kalkınma stra- tejisiyle, firma-tabanlı ufku dar stratejilerden bütüne bakan bir sistem yaklaşımına geçiş amaçlanmaktadır. Yaklaşımın önemli hedef-
leri arasında; rekabetçi tek kuruluş yetkinlik- leri yanında kuruluşlar arasındaki işbirlikle- rinden doğan ortak yetkinlikleri de rekabetçi üstünlük olarak geliştirmek, geçmişte birbi- rinden kopuk olarak ele alınmış siyasa (poli- tika) alanlarını tümleştirmek, ekonomik kal- kınmaya daha bütünsel bakan bir “ekonomik yönetişim” tarzını yerleştirmek yer alır.
Her modada olduğu gibi, küme modası da abartılı beklentiler üretmiştir. Bu abartıyı en güzel, hiç şansları olmadığı halde pek çok böl- genin “silikon vadisi” olma iddiaları yansıt- maktadır. Önemli bir kolaya kaçma yanlışı ise, işbirliğini ve rekabeti birlikte yürütmek ama- cıyla tasarlanan küme siyasalarının, çok de- ğişik ekonomik koşullara sahip sanayiler için ayni araçları önermesidir. Ek olarak, küme- lerin birer kulüp niteliğine bürünerek küme dışında kalan firmalara ayrımcılık yapılması veya aktörler arasındaki iletişim ve işbirliğinin zaman içinde “katı alışkanlıklar” yaratarak aktörlerin küme dışındaki değişimi izlemeleri- ne engel olması gibi sakıncalar, küme siyasası- nı yakından ilgilendirmektedir.
SAM
Bölgesel Kalkınma, Kümeler ve Sanayi Ağları: Ankara
Bölgesi’nden Makine ve Mobilya Sektörleri Araștırması
Bölgesel Kalkınma, Kümeler ve Sanayi
Ağları: Ankara
Bölgesi’nden Makine ve Mobilya Sektörleri
Araștırması
Giriș
G
ünümüzde, küreselleşen üretim süreçleri ekseninde bilgi ve üretim teknolojilerindeki ge- lişmelerin baş döndürücü hızı, toplumların sanayi kavramını kökten değiştirmekte ve toplumları klasik üretim ekonomilerden çıkararak büyük bir hızla bilgi toplumuna dö- nüştürmektedir. Bu önemli geçişe paralel olarak, sanayinin teknoloji ile bütünleşmesi, üretken- lik kavramı ekseninde piyasa sistemini kökten değiştirir. Esasen bu bütünleşme bilgi stoğunu artırıcı ve temelde bu bilgi stoğunu yeni uygulamalara yönlendirici yaratıcı yetkinlikler geliştir- meyi, “teknolojik yenilik” ve “araştırma - geliştirme (Ar-Ge)” faaliyetlerini – süreçlerini ihtiva eder. Bu anlamda yapılan tüm yenilik faaliyetleri ve teknoloji – kalkınmaya yönelik siyasa geliş- tirme projeleri, genel olarak teknolojik yenilik ve “yenileşim” sürecinden geçmekte, karmaşık ve değişken yeni bilgi ve teknoloji yaratımı süreçlerinden oluşmaktadır. Ulusal, bölgesel ve sektörel yapılara özgü farklılıklar olmakla birlikte genellikle Ar-Ge projelerinin, bu yapılara özgü olarak teknolojik bilgi ve üretkenlik anlamında ek katma değer yaratacak rekabet edebilirliğe yönelik yenilikler geliştirmesi beklenmektedir. Bu projelerle teknoloji yenilik gerçekleştirme süreçleri dahilinde, ülkelerin bilim ve teknolojide üstünlük sağlamaları amaçlanmaktadır. Bu bağlam- da hedeflenen teknolojik yetkinlik geliştirme süreçleri, uluslararası rekabetin en önemli unsuru haline gelmiştirÜlkelerin ekonomik gelişme istatistiklerinin yanı sıra siyasi, kültürel ve eğitim değişkenlerinin de irdelenerek oluşturulan rekabet edebilirlik sıralamalarının değerlendirildiği “2009-2010 küresel rekabet edebilirlik endeksi” (the Global Competitiveness Index - GCI 2009/2010) ne göre, Tür- kiye 61. sıradadır ve bu (2008-2009 değerlendirmelerinde 63. sırada idi) ülkemizin göreli zayıf konumunu gözler önüne seren önemli bir göstergedir.
Öte yandan, ülkelerin refahı, ulusal ve bölgesel bazda insan, sermaye ve doğal kaynaklarından yararlanmadaki verimliliği ile belirlenebilmektedir. Rekabet edebilirliği tamamlayan unsurlar olarak, teknoloji tüketicisi değil üreticisi bir ülke olmak ve yüksek – bilgi yoğun teknoloji gerek- tiren malların üretimi – ihraç yeteneğini / koşullarını geliştirmek gereklidir. Özellikle, Türkiye’yi rekabet edebilirlik göstergelerinde daha üst sıralara çıkarmak; yalnız ulusal yapıda değil bölgesel ve sektörel yapılarda da olgunlaştırılması gereken görece zayıf yetkinliklere bağlıdır. Aynı za- manda katma değer yaratacak ve bu durumu uzun vadede sürdürülebilir kılacak, yenileşim ve
Erkan ERDİL
Erkan Erdil lisans derecesini ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden aldı.
Yüksek Lisans eğitimini ODTÜ İktisat Bölümü’nde tamamladı.
Doktora derecelerini ise Maastricht Üniversitesi ve ODTÜ İktisat Bölümü’nden aldı. 2005 yılından bu yana doçent olarak ODTÜ İktisat Bölümü’nde çalışmaktadır. İki kez İktisat Bölümü başkan yardımcılığı görevini yürütmüştür. 2002 yılından beri Bilim ve Teknoloji Politikaları Araştırma Merkezi (ODTÜ-TEKPOL) müdürlüğü görevini sürdürmektedir. İlgi alanları emek iktisadı, teknoloji iktisadı, bilgi ekonomisi ve belirsizlik ve uygulamalı ekonometridir. Ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde çalışmaları yayınlanmıştır.
M. Teoman PAMUKÇU
Hür Brüksel Üniversitesi (ULB) İktisat Bölümü’nden lisans derecesini, daha sonra aynı üniversiteden ekonometri dalında yüksek lisans ve iktisat dalında doktora derecesini aldı. Belçika Planlama Teşkilatı’nda uzman, Hür Brüksel Üniversitesi ve Lüksemburg Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Halen ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politikası Çalışmaları Anabilim Dalı’nda doçent olarak görev yapmaktadır. İlgi alanları teknoloji ve bilgi ekonomisi, GOÜ’lerde teknoloji/yenileşim politikaları ve kalkınma arasındaki ilişki, Ar-Ge desteklerinin etki analizi, yabancı sermaye yatırımları, teknoloji transferi ve uygulamalı ekonometridir. Ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde ve kitaplarda çalışmaları yayınlanmıştır.
SAM
yeni teknoloji geliştirme yeteneğine dayalı re- kabet edebilirlik yönünde projeler geliştirilme- si gerekecektir. Bu bağlamda, üretim bazında ulusal rekabet gücünün ilk göstergesi olarak bölge firmalarının üretim – teknoloji geliştir- me faaliyetleri esas alınmalıdır. Ulusal rekabet edebilirliği belirleyen asıl değişken, bölge fir- malarının rekabet edebilirlik seviyeleridir.
Son dönemlerde özellikle iktisat yazınında;
bölgesel kalkınma alanında, işletmelerin kü- meleşmeleri ile birlikte işletmeler arasında ku- rulan şebekeler (ağ yapılar) ve bu şebekelerin yenileşim, teknolojik gelişme ve ekonomik kalkınma üzerindeki olumlu etkileri giderek daha fazla vurgulanmaktadır. Ekonomik fa- aliyetlerin mekansal kümeleşmesine ve işlet- meler arası şebekelere yönelik araştırmaların artmasına yol açan bir başka unsur da, bu yö- nelimlerin gelişmiş olan ülkelerde yenileşim ve ekonomik büyümeye olumlu katkılarda bulunduğunun gözlemlenmesidir.
Sözkonusu iktisat yazını, gelişmekte olan ül- kelerin (GOÜ) dünya ekonomisine eklemlen- mesinin, bu ülkelerin kalkınma süreçlerinin mekansal boyutu açısından önemli yansıma- ları olduğuna dikkati çekmektedir. Küresel- leşme süreci GOÜ’lerde, iktisadi faaliyetlerin belli mekanlar ya da bölgelerde yoğunlaşması eğilimini de beraberinde getirmiştir. Her ne kadar ilgili yazın ve birçok somut örnek sana- yi kümeleşmelerinin ekonomik büyümeye ve yenileşime olumlu etkisini doğruluyorsa da, bu olumlu katkı, işletmeler arası bölgesel şe- bekelerin harekete geçirdiği dinamiklere ve GOÜ işletmelerinin küresel tedarik zincirle- rindeki konumlarına göre değişmektedir. Sa- nayi kümeleri ve işletmeler arası şebekelerin harekete geçirme özelliğine sahip olduğu eko- nomik potansiyellerin analizi, özellikle Anka- ra bölgesi için yapılmış çalışmaların çıkış nok- tasını oluşturmaktadır.
Ankara Bölgesi Makine ve Mobilya Sektörleri Araștırması: Genel Çerçeve ve Betimsel Bulgular
KOSGEB ve ODTÜ – TEKPOL (Bilim ve Teknoloji Politikaları Araştırma Merkezi) or- taklığı ve TÜBİTAK desteği neticesinde ta- mamlanan ve özellikle Ankara bölgesi için
son derece önemli olan makine imalat ve mo- bilya sektörlerindeki işletmelerin oluşturduk- ları şebeke yapılarının kökenini, özelliklerini ve işleyişini irdelemeyi amaçlayan proje 2008 yılında gerçekleştirilmiştir. Projenin amaçla- rı çerçevesinde, özellikle üreticiler arasında- ki etkileşimlerde yaşanan sorun ve engellerin belirlenmesi hedeflenmiş ve hangi alanlarda iyileştirmelere gidilme si gerektiği ile Ankara ilindeki makine ve mobilya sektörleri arasın- da başarımın önündeki engellerin kaldırılması hususuna ilişkin ne tür önlemler alınabilece- ği konusunda analitik çalışmalar yapılmıştır.
Türkiye’de özellikle son yıllarda ivme kaza- nan makine sektörü, 1999 ve 2001 yılların- daki ekonomik krizlerden oldukça etkilenmiş, küçük ve orta ölçekliler çoğunlukta olmak üzere çok sayıda KOBİ üretimini durdurmak zorunda kalmış ve daha fazla ihracata yönelen işletmeler ayakta kalabilmişlerdir. Öte yan- dan, krizlerden sonra makine sektörü topar- lanma sürecine girmiş ve son beş yıl içerisinde yıllık olarak % 12 civarında bir büyüme ger- çekleşmiştir (DPT, 2007).1 Bugün (2005 yılı- na ait veriler gözetildiğinde) sektörde 11.000 makine ve aksam imalatçısı ve 25 milyar do- larlık bir satış hacmi bulunmaktadır (İGEME, 2007). Öte yandan, Türkiye’de mobilya sek- törü, halen geleneksel üretim modelinin ha- kim olduğu bir sektör olarak kabul edilmek- tedir. El işçiliğinin yoğun olarak kullanıldığı bu sektör, hala el emeği yoğun olarak kulla- nılmakta ve bu nedenle de düşük seviyede teknoloji kullanılan bir sektör olarak ön plana çıkmaktadır. Doğal olarak, son yıllardaki kü- reselleşme ve enformasyon alanında yaşanan teknolojik gelişmeler neticesinde, bu sektör- de de hızlı değişimler yaşanmaya başlamıştır.
Dünya ihracatına açılan işletme sayısı artmış ve teknolojik yatırımlar sayesinde fabrikasyon üretim modeli oldukça gelişmiştir. Her ne ka- dar büyük işletmelerin sayısında artış olsa da, geleneksel yöntemlerle emek yoğun bir şekil- de çalışan atölye tipi- küçük ölçekli üretim yerleri- iş yerlerinin sayısı hala çoğunluktadır.
Mobilya sektörü son yıllardaki atılımlarla be- raber şu anda Türkiye imalat sanayi üretimin- de % 3’lük bir paya sahiptir (DPT, 2007).
En son 2002’de yapılan TÜİK Genel Sanayi ve İş Yerleri Sayımı verilerine göre, Türkiye’de 1 DPT (2007), KOBİ stratejisi ve Eylem Planı
(2007-2009), DPT Yayınları, Ankara.
Mustafa H. ÇOLAKOĞLU
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nden lisans derecesi aldı. Yüksek Lisans derecesini Hacettepe Üniversitesi’nden, doktora derecesini ise Gazi Üniversitesi’nden aldı.
Kuruluşundan bu yana KOSGEB Başkanlığında çalışmakta olup halen Başkan Danışmanıdır.
İlgi alanları KOBİ destekleri, inkübasyon merkezleri, KOBİ yenilik politikalarıdır. KOBİ’ler ve yenilikçilik konusunda muhtelif yayınları bulunmaktadır.
H. Tolga GÖKSİDAN
Gazi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nden lisans derecesini aldı. Yüksek Lisans eğitimini ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politikaları Çalışmaları’nda tamamladı. 2002 yılından bu yana ODTÜ Bilim ve Teknoloji Politikaları Araştırma Merkezi’nde (ODTÜ - TEKPOL) araştırma görevlisi olarak çalışmakta ve halen aynı bölümde doktora çalışmalarına devam etmektedir.
ERKAN ERDİL, M. TEOMAN PAMUKÇU, MUSTAFA H. ÇOLAKOĞLU, H. TOLGA GÖKSİDAN
SAM
30.000 civarında mobilya üretimi yapan iş- yeri vardır. Bu noktada belirtilmelidir ki, Türkiye’de kayıt dışılık çok önemli bir sorun- dur. Şu anda Türkiye ekonomisinin yaklaşık
% 47’lik bir kısmının kayıt dışı olduğu tahmin edilmektedir. Bu durumda, mobilya üreticisi işyeri sayısının daha fazla olduğu aşikardır. Bu işletmelerin % 22’lik bir kısmı İstanbul’da faa- liyet göstermektedir. Mobilya üretiminde öne çıkan diğer iller sırasıyla Ankara (%18.3), İz- mir (%8.1) ve Bursa (%7.3)’dır. Yine dikkat edilmesi gerekilen diğer bir husus, bu işletme- lerin yaklaşık % 98’inin küçük ve orta ölçekli işletmeler olduğudur. (DPT, 2007).
Yukarıda belirtilen ekonomik çerçeve netice- sinde ve uygulama alanı olarak seçilen Ankara Bölgesi’ndeki çalışmamızda, bu bölge içerisin- den araştırma alanı olarak makine ve mobil- ya imalat sanayi seçilmiştir. Ankara bölgesi genelinde, 2008 yılı itibariyle makine imalat sanayinde Ankara Sanayi Odası’na (ASO) üye 325 işletme bulunmaktadır. Özellikle, iş- letmelerin belli teknolojik yetkinlik, yenileşim ve üretim yetenekleri – altyapıları göz önüne alındığında 25 ve daha fazla kişi çalıştıran iş- letmeler örnekleme dahil edildiğinden, çalış- mada toplam 52 üst düzey makine üreticisi iş- letme ile görüşmeler yapılmıştır.
Öte yandan mobilya sektörünün Ankara Böl- gesi için önemi ortadadır. Mobilya üretimin- de Ankara bölgesi, Türkiye’de İstanbul’dan sonra en çok katkı yapan bölgedir. Bu sek- törün, küreselleşmenin hızlanmasından, ya- bancı işletmelerin Türkiye pazarına girmele- rinden ve tüketici talep kalıplarında ortaya çıkan değişmelerden kaynaklanan köklü bir dönüşümle karşı karşıya olduğu gözlemlen- mektedir. Mobilya üreticisi işletmeler genel olarak Ankara’nın dört önemli bölgesinde fa- aliyette bulunmaktadır: Bunlar, Sincan OSB, OSTİM, Siteler ve Akyurt- Esenboğa2 bölge- leridir. Bu bölgelerin dışında da işletmelerin analize dahil edilmesi ile birlikte, yine 25 ve daha fazla kişi çalıştıran işletmeler arasından toplam 44 mobilya üreticisi işletmenin yöne- ticileri ile görüşmeler yapılmıştır.
Bu yazının girişinde de belirtildiği üzere, dışa açılma sürecinde arzulanan istikrarı henüz
yakalayamayan Türkiye ekonomisinin daha rekabet edebilir ve yenilikçi bir yapıya kavuş- ması için gerekli siyasaların oluşturulmasını mümkün kılacak kritik çalışmaların yapılma- sı gerekmektedir. Çalışmamız, yine yukarıda bahsedilen nedenlere dayalı olarak, rekabet edebilirlik seviyeleri özelinde makine imalat ve mobilya sektörleri alanında faaliyet göste- ren önemli üreticiler ile yapılan görüşmeler sonucunda analitik olarak şekillendirilmiştir.
Bahsettiğimiz bu görüşmelerden elde edilen bulgular neticesinde ve hedeflenen amaçlar çerçevesinde:
İlgili sektörlerdeki (makine ve mobilya) sosyal şebekelerin (ağ yapılarının) yanısıra, üretici- ler arasındaki tedarik zinciri şebekelerinin ve müşteri ilişkileri şebekelerinin teknik yapıları;
İlgili sektörlerde yöneticilik faaliyeti gösteren kişiler arasındaki sosyal şebekenin işletmeler arasındaki ticareti ne derece etkilediği;
Sosyal şebeke yapılarının ve eklemlenmenin, ilgili sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin ekonomik performanslarının üstündeki etki- lerinin ne olacağı;
İlgili sektörlerde faaliyet gösteren işletmelerin hem sosyal şebeke yapılarının hem de ticaret ağ ilişkilerinin, işletmelerin performans ölçüt- leriyle doğrudan ilişkisinin ne yönde olduğu;
İşletmelerin sosyal ağ ve ticari ağ yapısı içeri- sindeki yeri açısından bakıldığında gelecekte yapılması muhtemel ortaklıkların ve kurula- cak yeni ilişkilerin nasıl etkileneceği;
Ve bilginin üretimi / birikimi / dağılımı esas- larına bağlı kalmak suretiyle bu sektörler ara- sında en iyi şebeke yapısının hangisi olduğu ve hangi politika araçları ile desteklenebileceği hususları incelenmiştir.
Yukarıda belirtilen bu araştırma amaçları çerçevesince, özetle, bu çalışmada, Ankara Bölgesi’nde çok önemli yeri olan makine ve mobilya üretim sektörlerinde faaliyet göste- ren işletmelerin şebeke yapıları ve yenileşim yetenekleri ortaya çıkarılmış ve bunları geliş-
2 Akyurt- Esenboğa bölgesi diğerleri gibi özel bir üretim merkezi değildir.
Sadece görüşmelerin daha sağlıklı olması açısından tarafımızdan yapılmıştır.
BÖLGESEL KALKINMA, KÜMELER ve SANAYİ AĞLARI
SAM
tirebilmek için politika önerileri yapılmıştır.
Bu iki sanayi kümesinde işletmelerin kurduğu ilişki ağ yapılarının haritasının çıkarılması, bu yapıların niteliğinin kavranması, başarımları- na etkisi ve yarattıkları olası sorunların ince- lenmesi, bu sektörlerin gelişmelerine yönelik ulusal ve bölgesel düzeydeki iktisat politikala- rının tasarımı ve uygulanması açısından örnek bir çalışma olarak dikkate alınmalıdır.
Çalışmamızın alan araştırmaları, 2007 yılının Temmuz ayı ortasından itibaren başlamıştır.
Bu kapsamda 2008 yılı Ocak ayı ortalarına kadar geçen uzun süreçte toplam 96 tane iş- letme yöneticisi ile randevu alınarak bire bir görüşmeler yapılmıştır. 52’si mobilya, 44’ü makine sektöründen olan toplam 96 işletme- nin 93’ü (%97) Ankara merkezli kurulan iş- letmelerdir. İşletmelerin kuruldukları il olarak belirtilen diğer faaliyet merkezleri olarak yo- ğunlukla Kırıkkale, Sivas ve İçel belirtilmiş- tir. Ancak tüm işletmelerin üretim merkezleri Ankara’dadır. Mobilya ve makine sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin ortaklık yapıla- rına bakıldığında ise 96 işletmenin 72’sinin (%75) aile işletmesi olarak kurulduğu gö- rülmüştür. Örneklemimizde, 17 işletmenin (%17,7) aile dışı önemli ortaklarca kurulduğu ve sadece 2 (%2) işletmenin yabancı ortaklı işletme olduğu görülmüştür. Anket çalışması yapılan 96 işletmede, ortalama 12.000 kişi is- tihdam edilmektedir. Çalışanlardan 750 tane- si işletmelerde yönetici pozisyonlarında çalış- maktadır. Bu yöneticilerden büyük çoğunluğu lisans mezunudur (429 kişi, %57’si). Doktora ya da yüksek lisansını tamamlamış yönetici sayısı 80 (%11)’dir. Teknik lise, normal lise ve diğer okullardan mezun olanların sayısı da sı- rasıyla 78 (%10), 75 (%10) ve 88 (%12)’dir.
96 işletmenin oluşturduğu örneklemimizde, üretimde ise yaklaşık 6.700 kişi çalıştığı bil- dirilmiştir. Üretim biriminde çalışan doktora ya da yüksek lisans sahibi kişilerin sayısı 14 (%0,2) civarındadır. Üretim biriminde çalışan lisans mezunu sayısı 233 (%3)’tür. Teknik lise mezunu olanların ise 1.347 (%20)’dir. Lise ve diğer okullardan mezun olanların sayısının ise 5.000’in biraz üzerinde olduğu dikkati çek- mektedir. Bu işgücü verileri dikkate alınarak ek olarak belirtilmelidir ki, mobilya ve makine
sektöründe faaliyet gösteren bu işletmelerin çoğu (%80’i), son dönemde genelde makine ve teçhizat alarak işletmelerine bir şekilde tek- noloji transferi yaptıklarını belirtmişlerdir. Bu durum, her iki sektör için teknolojinin verimli kullanımına yönelik yüksek vasıflı eleman ih- tiyacını doğurmuş ve yine sonuç olarak nite- likli işgücü bulmada sorunlar ortaya çıkmıştır (%80,2’i). Bölgede faaliyet gösteren işletme sahiplerinin çoğu (yaklaşık %70), genellikle nitelikli elemanlarını elde tutmayı amaçladık- larını belirtmişlerdir. Bu durum, göreceli ola- rak elde ettikleri bilginin, piyasada sağlayacağı avantajların bir nebze de olsa farkında olduk- larını yansıtmaktadır. Ancak genelde, her ne kadar nitelikli eleman ihtiyacı artmış gözükse de işletmeler düşük vasıflı işgücüne de ihtiyaç duymaktadır. Bu durum, özellikle yoğun üre- tim yapan işletmelerde görülmüştür.
Öte yandan, bölge içinde faaliyet gösteren iş- letmeler (96 firma) arasından 38 işletme yö- neticisi, herhangi bir Ar-Ge birimi ve/veya görev tanımı mevcut olduğunu bildirmişlerdir (24 işletme (%46) makine sektöründen, 14 işletme (%31) mobilya sektöründen). Top- lamda, 58 işletme yöneticisi Ar-Ge birimi ve/
veya görev tanımı olmadığını belirtmiştir (28 işletme (%54) makine sektöründen, 30 işlet- me (%69) mobilya sektöründen). Yine bölge içinde faaliyet gösteren ve araştırmamıza katı- lan 96 işletme arasından 38 işletme yöneticisi, Ar-Ge bütçesi olduğunu belirtmiş (23 işletme (%44) makine sektöründen, 15 işletme (%34) mobilya sektöründen olmak üzere), 58 işletme yöneticisi ise Ar-Ge bütçesinin olmadığını bil- dirmiştir (29 işletme (%56) makine sektörün- den, 29 işletme (%66) mobilya sektöründen).
Yine 96 işletme arasından, 31 işletme yöneti- cisi firma dışından Ar-Ge hizmeti aldığını be- lirtmiş (21 işletme (% 40) makine sektörün- den, 10 işletme (%23) mobilya sektöründen), 65 firma yöneticisi ise firma dışından herhan- gi bir Ar-Ge hizmeti almadığını (31 işletme (%60) makine sektöründen, 34 işletme (%77) mobilya sektöründen) belirtmişlerdir. Bu so- nuçlardan hareketle, yenilik iktisadı ve yeni- leşimin temelinin önemli unsurlarından olan Ar-Ge faaliyetlerinin, Ankara Bölgesi maki- ne ve mobilya üreticileri ekseninde ortalama ERKAN ERDİL, M. TEOMAN PAMUKÇU, MUSTAFA H. ÇOLAKOĞLU, H. TOLGA GÖKSİDAN
SAM
% 40 oranında kurumsallaşabildiği ve ayrı bir bölüm - görev tanımı olarak işlerliklerinin ol- duğu görülebilmektedir. Maalesef, kurumsal- laşabilen Ar-Ge birimlerinin %21’inin yeter- li (ya da hiç) Ar-Ge bütçesine sahip olmadığı görülmüştür. Firma dışından Ar-Ge hizmet alımı süreçlerinde, herhangi bir Ar-Ge bölü- mü ve görev tanımı olup Ar-Ge şebeke yapı- larını hayata geçiren firmaların oranı sadece
% 24 olarak tespit edilmiştir. Çalışmamızda, araştırmaya katılan 96 işletmeden 43 tanesi- nin (yaklaşık % 44’ü) ne Ar-Ge biriminin, ne bütçesinin ne de dış Ar-Ge hizmet alımının olduğu bildirilmiştir. Bu oran olumsuz anlam- da çok yüksektir. Şu halde, Ar-Ge’nin maddi ve kurumsal olarak desteklenmesi yönünde her iki sektör için ayrı ayrı siyasalar geliştiril- meli; farkındalık yaratacak yönde çeşitli bilgi- lendirme toplantıları düzenlenmeli ve gerekli teşviklerin ivedilikle sağlanması hususları üze- rinde durulmalıdır. Öte yandan, Ar-Ge’nin birim, bütçe ve ulusal/uluslararası üretim şe- beke yapılarına eklemlenme gibi kurumsal ya- pılanmaların teşviği ve sürdürülebilirliği için gerekli koordinasyon sağlanmalıdır. Yine bu bağlamda, çalışmada örnek alınan 96 işletme arasından 63 işletmede, bağımsız bir tasarım bölümü bildirilmişken (37 işletme (%71) ma- kine sektöründen, 26 işletme (%59) mobilya sektöründen), örneklemimizin yaklaşık üçte birini (%33’ü), temsil eden 32 işletmede ise (15 işletme (%29) makine sektöründen, 18 işletme (%41) mobilya sektöründen) herhan- gi bir düzeyde rekabet avantajı sağlayacak, tasarım konusunda bağımsız bir tasarım biri- minin olmadığı bildirilmiştir. Bilindiği üzere, bağımsız işletmelerde bağımsız bir tasarım bi- riminin varlığı, işletmelerin rekabet avantajı yaratmalarında ve yenileşim yeteneği geliş- tirme süreçlerinde önemli rol oynamaktadır.
Ancak, bölge içinde tasarım hizmeti almayan 52 işletmenin (% 55) arasında, kendi tasarım birimleri bulunan işletmeler de mevcuttur.
Toplamda 32 işletme (18 işletme (%34) ma- kine sektöründen, 14 işletme (%32) mobilya sektöründen) tasarım hizmeti almadıklarını ancak bir tasarım birimleri olduğunu belirt- mişlerdir. Böylelikle, bölge içinde dışardan ta- sarım hizmeti almayan ve aynı zamanda tasa- rım birimine sahip olmayan toplam 20 işletme
(%21) belirlenmiştir. Bu bağlamda, bölgedeki önemli mobilya ve makine üreticileri arasında belli bir tasarım birimi olmasına rağmen % 50 oranında ayrıca dışardan tasarım hizmet alımı da gerçekleştiriliyorsa ve öte yandan bölge ve sektörlerde tasarım % 80’ler civarında etkin bir değişkenlik arz ediyorsa herhangi bir ta- sarım birimi olmadan firma dışından tasarım hizmeti alan ve toplamda örneklemimizdeki mobilya ve makine üreticilerinin %38’ini tem- sil eden işletmelerin tümünün gerekli tasarım hizmeti alımında %50 oranının altında kalma- sı olumlu bir gösterge değildir. Bu durum, her iki sektörde de tasarım hizmet alımının şebe- ke yapılaşması adına (Makine % 49, Mobilya
% 61 oranında) olumsuz bir gösterge olarak görülebilir. Özellikle Ankara bölgesinde tasa- rım – üretim eksenli bilgi paylaşım ve yayılı- mında resmi (formal) ilişkilerin yanı sıra gayri resmi (enformal) ilişkilerin de varlığının belirli bir oranda önemli olduğu belirtilmelidir.
Araştırmanın, ürün ve süreç yenilikleri analiz- lerinde ise, her iki sektördeki işletmelerin son beş yıl içerisinde yüksek bir oranda ürün geliş- tirme faaliyetleri olduğu görülmektedir (Bkz.
Şekil 1). Makine sektöründe görüşülen işlet- melerin vermiş oldukları yanıtlar dikkate alın- dığında, 2002-2007 yılları arasında işletme başına ortalama geliştirilen mevcut ürün sa- yısının 17,17 adet olduğu ortaya çıkmaktadır.
Aynı işletme kümelerinde ise, işletme başına 6,07 adet yeni ürün geliştirildiği belirtilmiştir.
Benzer şekilde mobilya sektöründe görüşülen işletmelerin vermiş oldukları yanıtların anali- zi sonucu, işletme başına mevcut 16,73 adet ürünün geliştirildiği görülmektedir. Yine aynı işletme kümelerinin, 2002-2007 yılları arasın-
EVET
91 EVET
84
HAYIR 9 Makine Sektörü
Ürün Geliștirme Faaliyeti (%)
Mobilya Sektörü HAYIR
16
Șekil 1: Ürün geliștirme faaliyetleri istatistiği (%) Toplam 96 ișletme için.
BÖLGESEL KALKINMA, KÜMELER ve SANAYİ AĞLARI
SAM
da işletme başına 11,92 tane yeni ürün geliş- tirdiği rapor edilmiştir. Sonuçlar yorumlandı- ğında, özellikle makine sektörünün mevcut ürünleri geliştirmeyi, mobilya sektöründe fa- aliyet gösteren işletmelerin ise yeni ürünler geliştirmeyi tercih ettiği ilk bakışta ortaya çık- maktadır. Bu farkın ortaya çıkışında, pazardan gelen talebin önemli bir rol oynadığı aşikardır.
Ayrıca, zaman zaman farklı ürün özellikle- rinden dolayı her iki sektördeki işletmelerin yeni ürün geliştirme kavramını farklı anlam- landırdığı da gözlenmiştir. Diğer taraftan, her iki sektör arasındaki farkın yaklaşık iki kat olarak çıkmasında rol oynayan faktörlerden iki tanesi dikkat çekicidir: Birincisi, mobilya sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin her türlü değişikliği yenilik olarak addedebilme- leri; ikincisi ise, makine sektöründe bulunan işletmelerin genellikle kavramsal betimlem- lerini model sayısı üzerinden verdiği, yani bir modelin değişik özelliklerini göz önüne alarak vermediği düşünülmektedir. Özelikle organi- zasyonel yapılardaki değişimler ve gelişmeler de, ürün ve süreç yeniliklerinde önemli birer unsur olarak ön plana çıkmaktadır. Son dö- nemdeki ekonomik ve teknolojik gelişmeler nedeniyle birçok firma kendi içinde, piyasa koşullarının gereği olarak yeni düzenlemeler yapmaya başlamıştır. Özellikle firmaların ürün ve süreç geliştirme aşamalarında ne gibi dü- zenlemelere yöneldiğinin anlaşılması oldukça önemlidir. Zira çalışmamızdan da çıkarılacak en önemli sonuçlardan biri, işletmelerin et- kin bir ürün geliştirme stratejisine sahip olup olmadığı ya da üretimden önce talep araştır- ması, fizibilite analizi gibi üretimi etkileyecek çeşitli unsurların işletmeler tarafından dikka- te alınıp alınmadığıdır. Bu, işletmelerin pazara çıkma konusunda kendilerini ne ölçüde hazır- layabildiklerini ya da ne ölçülerde sorun yaşa- dıklarını görebilmemizi sağlamaktadır.
Çalışmamızda, makine sektörü için ürün ye- niliği (yenileşim ve teknolojik yenilik kabi- liyetleri) açısından 0,96 (geliştirilen toplam mevcut ve yeni ürün / ticari değeri nedeniyle yenilik sayılan toplam mevcut ve yeni ürün) seviyesinde bir oran elde edilmiştir. Bu oran görece yüksek bir değerdir. Bu sonucu iki tür- lü yorumlamak mümkündür: Birincisi, maki-
ne sektöründe geliştirilen her ürün piyasaya verilmekte ve piyasa tarafından kabul edil- mektedir. İkincisi, makine sektörünün önem- li bir “takip” stratejisi izlediği görülmektedir.
Zira, makine sektöründe yaygın olan yenile- şim stratejisinin piyasada kabul gören ürün- ler izlenerek bunların üretilmesi olduğu gö- rülmektedir. Diğer türlü, teknolojik yenilik ve yenileşim süreçlerinin gereği olarak, 0,96 oranında ürünlerin pazara sunumu ve pazar tarafından kabulü mümkün değildir. Bu du- rum, bize makine firmalarının yenilik stratejisi olarak bir taraftan piyasadan gelen sinyalleri yüksek bir dikkatle takip ettiğini, diğer taraf- tan firmaların genellikle yüksek risk/getiri ye- rine, düşük risk/getiriyi tercih ettiğini, diğer bir deyişle “takip edici” bir rol izlediklerini göstermektedir. Bu sonuçlar, bizlere makine sektöründe Ar-Ge faaliyetlerinde tersine mü- hendisliğin ve/veya ürün geliştirmenin (Ge), araştırmaya (Ar) göre daha etkin olduğunu düşündürtmektedir.
Mobilya sektörü için ise, elde ettiğimiz bul- gular değerlendirildiğinde (bkz. şekil 2 ve 3),
Șekil 2: Ürün yeniliğinin bașarı istatistiği: Mobilya sektörü (%) Toplam 44 ișletme arasından.
Șekil 3: Ürün yeniliğinin bașarı istatistiği: Makine sektörü (%) Toplam 52 ișletme arasından.
Mobilya Sektörü (%)
Ankara Türkiye Dünya
EVET 51
EVET 66
EVET 20 HAYIR
49 HAYIR
34
HAYIR 80
Makine Sektörü (%)
EVET 64
EVET 67
EVET 33 HAYIR
36 HAYIR
33
HAYIR 67
Ankara Türkiye Dünya
ERKAN ERDİL, M. TEOMAN PAMUKÇU, MUSTAFA H. ÇOLAKOĞLU, H. TOLGA GÖKSİDAN
SAM
ürün yeniliği (yenileşim ve teknolojik yenilik kabiliyetleri) açısından karşımıza 0,18 (geliş- tirilen toplam mevcut ve yeni ürün/ticari de- ğeri nedeniyle yenilik sayılan toplam mevcut ve yeni ürün) gibi bir değer çıkmaktadır. Bu oran, pazardaki yoğun rekabetin ve firma- ların yapması gereken yatırımların bir gös- tergesi olarak oldukça anlamlıdır. Özellikle KOBİ’lerin pazarlama konusunda işbirliğini artıracak mekanizmalar kurmaları gerekliliği belirtilebilir. Ayrıca bu oranı, firmaların yeni- likçilik kapasitelerini geliştirmek için gerek-
li olan (ürün tasarımı ve Ar-Ge faaliyetlerini başlatmak/geliştirmek) yatırımları yapmama- ları halinde, sektörde yaşanan yoğun reka- bet sebebiyle zaman içerisinde sahip oldukla- rı avantajları kaybedeceklerinin bir göstergesi olarak da okumak mümkündür. Ankara ve Türkiye kıyaslaması, makine sektörüne ben- zer bir şekilde mobilya sektöründe de Anka- ralı üreticilerin oldukça yenilikçi olduklarını göstermektedir. Ayrıca, Ankara içinde mo- bilya sektöründe yenilikçilik bakımından ya- şanan rekabetin, makine sektörüne göre daha fazla olduğunu göstermektedir. Dünya ile kı- yaslama yapıldığı zaman ise oranın % 0.20’ye kadar düştüğü görülmektedir.
Makine sektöründe faaliyet gösteren işletme- ler için yapılan analizler sonucu, ilgili işlet- melerin %76’sının (Bakınız Tablo 1 ve Şe- kil 4) teknoloji transferi yaptığı söylenebilir.
Bu oranın yüksekliği, işletmelerin teknoloji- lerini güncel tutma isteklerinin bir gösterge- si olarak değerlendirilmelidir. Diğer taraftan makine sektörünün bilgi tabanlı değil üretim
EVET 76
EVET 81
HAYIR 24
Makine Sektörü
Teknoloji Transferi (%)
Mobilya Sektörü HAYIR
19
Șekil 4: Teknoloji transferi istatistiği (%) Toplam 96 ișletme için.
Tablo 1: Teknoloji Transferi Yöntemleri: Makine sektörü için
Tablo 2: Teknoloji Transferi Yöntemleri: Mobilya sektörü için
Yöntem/
Önem Derecesi
Lisans alımı
%
Makina ve teçhizat
alımı
%
AR-GE için ișbirliği
%
Üretim için ișbirliği
%
Yeni uzman istihdamı
%
Firma birleșmesi
%
Danıșmanlık hizmeti alımı
%
Açık dıș bilgi kaynakları (fuar, sergi,
yayın vb.)
%
Diğer
%
önemsiz 46,34 7,14 46,15 33,33 33,33 89,19 24,39 11,9 93,75
az önemli 2,44 7,14 10,26 7,69 12,82 2,7 12,2 2,38 -
orta önemli 2,44 2,38 10,26 12,82 12,82 2,7 9,76 9,52 -
çok önemli 9,76 19,05 17,95 20,51 17,95 - 26,83 28,57 -
vazgeçilmez 39,02 64,29 15,38 25,64 23,08 5,41 26,83 47,62 6,25
Yöntem/
Önem Derecesi
Lisans alımı
%
Makina ve teçhizat
alımı
%
AR-GE için ișbirliği
%
Üretim için ișbirliği
%
Yeni uzman istihdamı
%
Firma birleșmesi
%
Danıșmanlık hizmeti alımı
%
Açık dıș bilgi kaynakları (fuar, sergi,
yayın vb.)
%
Diğer
%
önemsiz 53,85 6,67 75 55,56 32,14 88,46 39,29 3,23 -
az önemli - - 3,57 3,7 3,57 3,85 7,14 - -
orta önemli 3,85 6,67 7,14 11,11 7,14 3,85 7,14 3,23 -
çok önemli 19,23 26,67 14,29 22,22 39,29 3,85 25 35,48 -
vazgeçilmez 23,08 60 - 7,41 17,86 - 21,43 58,06 -
BÖLGESEL KALKINMA, KÜMELER ve SANAYİ AĞLARI