• Sonuç bulunamadı

KAMBUR KERİM İSMAİL BİLGİN ADAPAZARI-ESKİŞEHİR. timascocuk.com

N/A
N/A
Protected

Academic year: 2022

Share "KAMBUR KERİM İSMAİL BİLGİN ADAPAZARI-ESKİŞEHİR. timascocuk.com"

Copied!
8
0
0

Yükleniyor.... (view fulltext now)

Tam metin

(1)
(2)

KAMBUR KERİM

ADAPAZARI-ESKİŞEHİR

—ADAPAZARI-ESKİŞEHİR—

İSMAİL BİLGİN

timascocuk.com

(3)

kambur kerim

5

I. Bölüm I. Bölüm

ADAPAZARI’NDAN ADAPAZARI’NDAN ESKİŞEHİR’E GÖÇ ESKİŞEHİR’E GÖÇ

Kerim fidan gibi bir çocuktu. On dört ya- şındaydı. Babasına çok benzerdi... Uzun boy- lu, esmer, kara gözlüydü. Çalışkandı. İş yap- maktan yorulmazdı.

Kerim’i Adapazarı’nda herkes çok severdi.

Ama o şimdi çok sevdiği şehrinden ayrılıyor- du. Kağnı arabasına eşyalarını yüklemiş vakit geç olmadan annesiyle yola çıkmışlardı. Ke- rim tıngır mıngır giderken hüzünlü hüzünlü dışarıyı seyrediyordu. Aklına babası gelmişti.

Gerçi hiç çıkmıyordu ki... O yaşıyor olsaydı her şey çok farklı olurdu. Dışarıyı izlerken eski günlere daldı gitti Kerim.

(4)

6 Babasıyla birlikte atlarla ilgilenirdi. Su ve yem verir, onları tımar ederdi. Bu işleri yapar- ken babası ona nasihatte bulunurdu.

— Bak oğlum. Atlar çok asil hayvanlar- dır, insanların en büyük yardımcılarıdır. Biz Türkler atları çok önemseriz. Atlara iyi dav- ranmalısın. Onlar gösterdiğin sevgiyi anlarlar ve buna karşılık verirler.

Kerim, babası ile yarış yapmayı çok severdi.

Atlara binerlerdi. Adapazarı’nın tozlu yolların- da yarışırlardı. Babasını hep geçerdi. “Babam özellikle mi kaybediyor?” diye düşünürdü.

(5)

kambur kerim

7

Öyle de olsa babasını geçtiği için çok sevinir- di. Yarış sonunda atını sever, okşardı. Ona ce- binden çıkardığı akide şekerlerinden verirdi.

Babası da her seferinde onu tebrik ederdi:

— Aferin oğluma, beni geçti yine. Artık büyük adam oldun Kerim.

Kerim bu sözlerden gururlanırdı. Kendi kendine, “Büyüdüm elbette!..” diye düşünür- dü.

Kerim iç geçirdi. Eski günleri düşünmek onu üzüyordu. Bu güzel günler bir kâğıdın evlere gönderilmesi ile geçip gidivermişti.

Kağıtta Osmanlı Devleti’nin savaşa girdiği, seferberlik ilan edildiği, bu yüzden de baba- sının askere çağrıldığı yazıyordu. Hepsi çok üzülmüştü. Hele annesi o kadar üzülmüştü ki, tarif edilemezdi. Ama elden gelen bir şey yoktu. Vatan göreviydi ve ne pahasına olursa olsun itaat etmek zorundaydılar. Babası aske- re giderken Kerim’i öpmüş onun kokusunu içine çekmiş ve şöyle demişti:

(6)

8

— Bak Kerim, eli her silah tutanı askere çağırırlar. As-

kere gitmek, vatanı koru- mak demektir. Bu bizim

görevimiz. Yurdumuza göz diken düşmanlara karşı ülkemizi, halkı- mızı korumak zorun- dayız. Ben gidiyorum.

Artık evin erkeği sensin. Annene yardımcı ol. Bana söz vermeni istiyorum. Ne olursa olsun iyilikten, doğruluktan, dürüst- lükten ayrılmayacaksın, tamam mı? Hiçbir şeyden korkma. Allah bize yardım eder oğ- lum. Anlaşıldı mı?

Kerim ağlamamak için kendini zor tut- muştu. Titreyen dudakları ile zorlukla “Ta- mam, söz.” diyebilmişti.

Babası onlarla vedalaşıp bir poşete koyduğu eşyalarıyla birlikte evden ayrılmıştı. Bir daha kendisinden haber alamamışlardı. Kerim bazı geceler annesinin odasında gizlice ağladığını duyardı. Annesi sürekli dua ederdi. Sonra bir

(7)

kambur kerim

9

gün babasının Yemen cephesinde şehit düştü haberi geldi. Kerim şaşkınlıktan, kabullene- memekten ağlayamamıştı bile. Sadece yüreği- ne bir acı kazınmıştı.

Kerim her konuda annesine yardım etme- ye çalışıyordu. Ancak art arda kara haberler gelmişti. Osmanlı Devleti’nin savaşı kaybet- tiği duyuldu önce. Askerler terhis ediliyordu.

Ülke savunmasız kalmıştı. Bir süre sonra düş- manlar yurdu işgale başladılar. Halkın elinde ne var ne yok alıyorlardı. Yokluk hüküm sü- rüyordu. Kerim de ihtiyaçlarını karşılayabil- mek için sahip oldukları, çok sevdikleri iki atı satmak zorunda kaldı. Karşılığında iki inek almışlardı. Artan para da çabucak bitmişti.

Kerim ve annesinin artık Adapazarı’nda yapacak birşeyleri kalmamıştı. Oradan ayrılıp akrabalarının yanına gitmeye karar verdiler.

Eskişehir’de dayısı ve teyzesi yaşıyordu. İşte bu yüzden kağnıya binmiş Eskişehir’e doğru yola koyulmuşlardı.

Kerim Eskişehir’in durumunu çok merak ediyordu. Düşmanlar acaba orayı da sarmış mıydı?

(8)

10

— İnşallah orada düşman yoktur. Ama olsa da ben onlardan korkmuyorum. Babama söz verdim. Annemi koruyacağım, vatanımı koruyacağım, düşmanlardan da korkmayaca- ğım. Ben şehit oğluyum, diye mırıldandı Ke- rim.

Sonra düşüncelerinden sıyrıldı. Yolculuk sırasında pek çok acı tablo ile karşılaşıyorlar- dı. Düşmandan kaçan aileler, Anadolu’nun içlerine doğru hareket ediyorlardı. İnsanlar yalnızca en gerekli eşyalarını yanlarına alarak çok sevdikleri memleketlerinden ayrılmak zo- runda kalıyorlardı. Kerim bu duruma o kadar üzülüyordu ki artık üzüntüsü öfkeye dönüş- müştü. Yolculuk yaptığı süre içerisinde kendi kendine söz verdi:

— Elime fırsat geçerse, bunun hesabını düşmandan soracağım. Yemin ederim soraca- ğım...

Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Eskişehir’e geldiler. Annesi son zamanlarda çok halsizdi. Bu yolculukta sağlığı daha da bozulmuştu. Kerim ona moral vermeye çalı- şıyordu:

Referanslar

Benzer Belgeler

Bu kuvvet, iki m›knat›s›n benzer kutuplar› birbirine yaklaflt›r›l- d›¤›nda itme kuvveti, z›t kutuplar› yaklaflt›r›ld›¤›ndaysa çekme kuvveti biçi- minde etki

Kompost uygulamasının toprağın pH’sı, organik madde, toplam azot, bitkiye yarayışlı fosfor, demir, çinko ve mangan içeriği ile değişebilir potasyum ve

Okul öncesi öğretmenlerinin sanat ve estetik alanla ilgili yeterlik algılarının “çocuk çalışmalarını değerlendirmede sanat ve estetiğe önem verme” değişke- nine

Özellikle mekânsal erişilebilirlik açısından; “Üniversite yerleşkesinin ve yerleşkede bulunan yapılar ile açık alanların engelli öğrenciler için

Kurumumuzun temel istatistiklerinde verilen Kurum künyesi, çalışan bilgileri, bina bilgileri, teknolojik kaynak bilgileri ve gelir gider bilgileri ile paydaş anketleri

O sırada Hızır bir şövalyenin bacağına sa- vurduğu kılıç darbesinden sonra diğer şöval- yeye koştu.. Onun da

ekselanslarınızın istekleri mütareke şartnamesinin maddesine istinat ettiği gibi, mektubunuzun muvakkat askeri mahiyet taşıdığı anlamını çıkarıyorum”. Yani Ali Nadir

kristalleri taşla çarptım çoğu zaman içindeki en asi parçasını bulana kadar sabrımdan öteye gitmedi taşlar ve yoruldum artık tozlu aynalardan bırakıp elemleri